Etiket: Suzan Saka

  • Alevi kadınlar: Tüm toplumu kadınların yaşam hakkını savunmaya davet ediyoruz!-VİDEO

    Alevi kadınlar: Tüm toplumu kadınların yaşam hakkını savunmaya davet ediyoruz!-VİDEO

    PİRHA- AFA Genel Başkanı Suzan Saka, DAD Kadın Meclisi Üyesi Şerefnaz Altınsoy, kadınların her gün katledildiğine dikkat çekerek, tüm toplumu kadınların yaşam hakkını savunmaya çağırdı.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi Üyesi Şerefnaz Altınsoy, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne dair değerlendirmede bulundu.

    “YASAL DÜZENLEMELER BİR AN ÖNCE YAPILMADIR”

    AFA Genel Başkanı Suzan Saka, Türkiye’de ve dünyanın birçok yerinde 8 Mart dolayısıyla eylemler, protestolar, yürüyüşler düzenleneceğini aktararak, “Günümüzde en fazla kadın cinayetlerinin yaşandığı ülkeler arasında Türkiye yer almakta. Türkiye 6284’ün kaldırılma girişimleri ve İstanbul Sözleşmesi’nden çekildikten sonra kadın cinayetlerinin arttığını görüyoruz. Günde neredeyse üç dört kadın öldürülüyor. Avustralya’da da her hafta bir kadın öldürülüyor. Bunlara karşı yasal düzenlemeler bir an önce yapılmadır” dedi.

    “KADINLAR YİNE HAKLARINI ALMAK İÇİN SONUNA KADAR MÜCADELE ETMEK ZORUNDALAR”

    Yaşananlar karşısında kadınlara büyük görev düştüğünün altını çizen Suzan Saka, “Kadınlar yine haklarını almak için sonuna kadar mücadele etmek zorundalar. Bu mücadelenin içerisinde de erkeklerin de yer alması gerekiyor. Çünkü kurtuluşumuz birlikte olacak. Aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğinden tutun da iş yaşamına, akademide, sanatta, edebiyatta, aile içindeki şiddetin de bitmesi için birlikte yürümenin yollarını arayarak, kadın mücadelesini yükseltmek için elimizden gelen her şeyi yapmak zorundayız” diye belirterek, 8 Mart Dünya Kadın Günü’nü kutladı.

    “KADININ YAŞAM HAKKINI, EMEĞİNİ, KİMLİĞİNİ SAVUNMAK TÜM TOPLUMUN SORUMLULUĞUDUR”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi Üyesi Şerefnaz Altınsoy, kadın mücadelesinin tarihsel sürecine değnerek, “1857 yılında tekstil işçisi kadınların yakılan bedeninde yükselen çığlık bugün hala dünyanın dört bir yanında ve kadınların adalet talebinde yankılanmaktadır. Günümüzde kadın cinayetlerinin arttığı, emek sömürüsünün derinleştiği, yoksulluğun en çok kadınları vurduğu, savaş politikalarının yaşamı parçaladığını, kadın yaşam hakkını, emeğini, kimliğini savunmak yalnızca kadınların değil tüm toplumun sorumluluğudur. Sekiz Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde herkesi alanlara davet ediyoruz” diye konuştu.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Rojava’da insanlık sınavı: Alevi kadınlardan uluslararası çağrı!-VİDEO

    Rojava’da insanlık sınavı: Alevi kadınlardan uluslararası çağrı!-VİDEO

    PİRHA-HTŞ’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarına Alevi kadınlardan sert tepki geldi. Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, FEDA ve Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu temsilcileri, Rojava’da halkların ve kadınların hedef alındığını belirterek, uluslararası kamuoyunu acilen harekete geçmeye çağırdı.

    HTŞ’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırılarına Alevi kadınlardan tepki geldi. Demokratik Alevi Kadınlar Birliği Sözcüsü Songül Morsümbül “Rojava’da insanlık büyük bir sınav veriyor” derken, FEDA İsviçre Eşbaşkanı Songül Aslan “Kürt’e ve Rojava’ya sahip çıkma günüdür” çağrısı yaptı. Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Suzan Saka ise “Suriye’de katliama ses çıkarma zamanı çoktan geldi, geçiyor” diyerek uluslararası kamuoyunu harekete geçmeye çağırdı.

    Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın 19 Ocak’ta Şam’da yaptığı görüşmeden olumlu bir sonuç çıkmadı. Şam güçlerinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları sürerken, 4 gün süreli ateşkes sağlandı ancak Şam güçleri daha önce ilan edilen ateşkeslerde olduğu gibi bu ateşkeste de ihlal yoluna gitti. Kobanî tam kuşatma altına alınırken, Hesekê sınır hattına da yoğun askeri güç yığınağı yapıldı. devam eden saldırılara Alevi kadınlardan tepki geldi.

    “ROJAVA’DA BOMBALAR ALTINDA İNSANLIK ÖLDÜRÜLÜYOR”

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği Sözcüsü Songül Morsümbül, bölgede “özgürlüğü bitirme, kadın özgürlüğünü tümden yok etme” hedefiyle hareket eden güçlerin, halkların değerlerini hedef aldığına dikkat çekti.

    Morsümbül, Mezopotamya’nın merkezinde yer alan Kuzeydoğu Suriye’de halkların özgürlük ve kimlik taleplerinin 13 yıldır emperyal kapitalist güçler tarafından hedef haline getirildiğini belirtti. Kürtlerin, kadınların, Alevilerin, Dürzilerin, Asur Süryanilerin, Ermenilerin, Ezidilerin ve ulus devlete karşı durabilen tüm toplumsal dinamiklerin hedefte olduğunu vurguladı.

    Rojava devriminin “büyük fedakârlıklarla” inşa edildiğini söyleyen Morsümbül, binlerce kadının, erkeğin, yaşlının ve toplumsal dinamiğin direnişini hatırlattı. Morsümbül, yaşananların kader olmadığını; bunun Ortadoğu’da kapitalist modernist güçlerin planlayıp hayata geçirdiği bir iç savaş gerçekliği olduğunu dile getirdi.

    Songül Morsümbül, “Bombalar altında insanlık ölüyor. Bombalar altında çocuklar ölüyor. Bombalar altında kadınların bedeni pazara sunuluyor” sözleriyle savaşın yıkıcı sonuçlarına dikkat çekti. IŞİD zihniyetinin ABD, İngiltere, Avrupa Birliği ve radikal İslamcı güçlerle yeniden hortlatıldığını ifade eden Morsümbül, 4 Ocak’ta Paris’te emperyalist ülkeler ve kapitalist modernite güçlerinin kendi paylaşım savaşını yürüttüğünü ve Kürtlerin yeniden Ortadoğu’nun orta yerinde pazarlık konusu yapıldığını dile getirdi.

    “KATLİAMLARIN ADI DEĞİŞTİ, HEDEF DEĞİŞMEDİ”

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) İsviçre Eşbaşkanı Songül Aslan ise Alevilere ve Kürtlere yönelik yok etme politikalarının tarihsel sürekliliğine dikkat çekti.

    Avrupa devletlerinin sessizliğini de eleştiren Aslan, Avrupa devletlerinin Ortadoğu’da Türkiye, İsrail ve radikal İslamcı gruplarla ortaklıklarına işaret etti; bu ortaklık sonucunda “ölümü reva gördükleri” kesimlerin Kürtler ve Kürtlerin dostları olduğunu ifade etti.

    Songül Aslan, Alevi toplumunun özgürlük iddiasıyla toplumsal hafızasını yeniden hatırlaması gerektiğini belirterek, “Kürt’e, Kürt’ün dostuna, Rojava’ya sahip çıkma günüdür” ifadelerini kullandı. Aslan ayrıca, “Birbirimizden vazgeçmeyelim” diyerek dayanışma çağrısını yineledi.

    Konuşmasında geçmiş katliamları ve soykırımları hatırlatan Aslan, “Ne Koçgiri’de, ne Zilan’da, ne Dersim’de, ne Maraş’ta, ne Şengal’de, ne Kobane’de Kürt’ü Alevi’yi yok edemediniz. Yeryüzünde eşit haklarını talep eden, insanca yaşam hakkını talep eden, yani en doğal hakkını talep eden toplumları yok edemezsiniz, halkları yok edemezsiniz”dedi.

    “SUSKUNLUK SUÇA ORTAKLIKTIR”

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Başkanı Suzan Saka, “Suriye’de yaşanan katliama ses çıkarma zamanı çoktan geldi de geçiyor” diyerek uluslararası kamuoyuna çağrıda bulundu. Saka, özellikle Esad hükümetinin devrilmesinden sonra “Colani hükümeti” olarak ifade edilen yapıların Alevilere yönelik katliamlar gerçekleştirdiğini, ardından Kürtlere, Hristiyanlara, Dürzülere ve diğer azınlıklara yönelik zulmün dünyanın gözü önünde sürdüğünü belirtti.

    Saka, uluslararası kurumların ve devletlerin sessizliğini eleştirerek; devlet liderlerinin, başbakanların, dışişleri ve içişleri bakanlarının bu süreçte ses çıkarmamasını “üzüntüyle karşılanan ve kaygıyla izlenen bir nokta” olarak değerlendirdi.

    Konuşmasında son haftalarda Suriye Demokratik Güçleri’ne yönelik siyasi manevralara işaret eden Saka, HTŞ’nin bileşeni olarak ifade ettiği İŞİD ve “mücahitlerin” bölgeye gönderilmesiyle çok sayıda insanın hayatına, canına ve malına kast edildiğini söyledi. Saka, özellikle kadınlara dönük şiddet, tecavüz, çocuklara şiddet ve yaşlılara yönelik onur kırıcı davranışların sosyal medyada dolaştığını belirtti.

    Suzan Saka, Alevilerin bugüne kadar Suriyeli Alevilerle dayanışma içinde olduklarını, yaşadıkları her ülkede diplomasi ve kamuoyu çalışmaları yürüttüklerini belirterek, “Şimdi de Kürt halkının yanında olduğumuzu da bildirmek istiyoruz” dedi.

    Elif SONZAMANCI/ALMANYA

  • 32. Abdal Musa Festivali yapıldı: Karanlığa karşı ışığı, savaşa karşı barışı büyüteceğiz!-VİDEO

    32. Abdal Musa Festivali yapıldı: Karanlığa karşı ışığı, savaşa karşı barışı büyüteceğiz!-VİDEO

    PİRHA- Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) üye kurumları Avustralya Toplum Konseyi ve Dandenong Alevi Kültür Merkezi’nin ortak düzenlediği 32. Abdal Musa Festivali büyük coşkuyla gerçekleşti. Festivalde konuşan AFA Genel Başkanı Suzan Saka, “Biz biliyoruz ki, sevgiyle yoğrulan bir toplumda, kimse kimliğinden ötürü dışlanmaz; kimse inancından dolayı hor görülmez. Bu yüzden Aleviler olarak, yolumuza, ulularımıza, değerlerimize sahip çıkacağız. Karanlığa karşı ışığı, nefrete karşı sevgiyi, bölünmeye karşı birliği büyüteceğiz” dedi.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) ve üye kurumları Avustralya Toplum Konseyi (AATK), Dandenong Alevi Kültür Merkezi’nin (DAKM) ortaklığında Melbourne Coburg Gölü Parkı’nda düzenlenen 32. Abdal Musa Festivali yoğun yağışa rağmen coşkuyla gerçekleşti.

    Açılış konuşmasını yapan AFA Genel Başkanı Suzan Saka, anavatanından uzak, ama köklerini unutmayan göçmenler olarak bugün Avustralya’da güven içinde, eşit haklarla yaşıyorsak, bunu bu ülkenin geleneksel sahipleri Aborjin ve Torres Boğazı Adalı halklarının mücadelesine de borçlu olduklarını söyledi.

    Victoria eyaletinde Treaty’nin 12 Aralık’ta yürürlüğe girmesini büyük bir sevinçle kutladıklarını belirten Saka, şunları ifade etti:

    “Bu, barışın, adaletin ve ortak yaşamın güçlenmesi adına çok önemli bir adımdır. Her zaman Aborjin ve Yerli Halkların haklarını savunmaya devam edeceğiz. Onlar da tıpkı bizler gibi, anavatanlarında zulme, katliamlara ve asimilasyona uğradılar. Bu yüzden onları en iyi anlayacak olan Aleviler, Kürtler ve ezilenlerdir. Bugünkü festivalimizi adadığımız yol ulumuz Abdal Musa, sevginin, eşitliğin, adaletin rehberidir. O der ki: “Savaş, kan dökme, hak yeme, ayrımcılık sevgiyle bağdaşmaz.” Abdal Musa için “insan olmanın anlamı”, sevgiyle dolup taşmak, dünyayı tüm canlılarla eşitçe paylaşmak ve ihtiyacı olana yardım etmektir.

    Federasyonumuz, ister Türkiye’de, Filistin’de, Suriye’de ister dünyanın herhangi bir yerinde olsun, insan haklarının ihlal edildiği her yerde mazlumların yanında durmaya ve haksızlıklara karşı sesimizi yükseltmeye devam edecektir. Çünkü Alevi yolu bize şunu öğretir: Adaletsizlik karşısında susmak bir seçenek değildir. Bu nedenle Federasyonumuz, nerede bir hak ihlali varsa mazlumun yanında, zalimin karşısında olmaya ve dostlariyla omuz omuza yuurmeye devam edecektir.

    Anavatanımızdan binlerce kilometre uzakta olsak da, Türkiye’de yaşanan adaletsizliklere karşı ses çıkarmaya, dostlarımızla omuz omuza yürümeye kararlıyız. Canlar, tüm bu çağrılar sadece bir direniş değil bir barış çağrısıdır. Bu sebeple 1937-1938 Dersim Katliamında yitirdiğimiz Seyit Rıza ve yoldaşlarını saygıyla anıyorum. Çünkü biz biliyoruz ki, sevgiyle yoğrulan bir toplumda, kimse kimliğinden ötürü dışlanmaz; kimse inancından dolayı hor görülmez. Bu yüzden Aleviler olarak, yolumuza, ulularımıza, değerlerimize sahip çıkacağız. Karanlığa karşı ışığı, nefrete karşı sevgiyi, bölünmeye karşı birliği büyüteceğiz.

    32 yıldır Avustralya’da kutlanan Abdal Musa Festivali, bizlerin dayanışmasının, direncinin, sevgiyle bir arada yaşama iradesinin en güzel örneğidir. Bu festival, farklı halklarla hoşgörü, barış ve sevgi içinde yaşamanın mümkün olduğunu gösteren bir umuttur. İşte bugün, Aleviliğin biricik bir inanç olduğunu; evreni bir bütün, hakkı insanda gördüğünü; deyişlerimizle, gülbenkelerimizle, semahımızla, telli Kuran’ımız sazımız ve sözümüzle kutlamanın günüdür!

    İşte bugün, Abdal Musa adına adanan bayramımızı kutlamanın günüdür! İşte bugün, bizim günümüzdür! Abdal Musa Festivalimizin dostluk, kardeşlik ve barış içinde geçmesini dilerim. 32 yıl boyunca destek veren her cana teşekkür eder, sizleri şahsım ve Federasyonumuz adına saygı, sevgi ve muhabbetle selamlarım.”

    32’ncisi gerçekleştirilen Abdal Musa Festivali’nde, Serdal Çınar, AFA Onursal Başkanı, President Alevi Community Council of Australia adına Yılmaz Tuncer, President Dandenong Alevi Cultural Centre adına Doğan Coşkun, Peter Khalil, Federal Member for Wills, Minister Enver Erdogan, Member for Northern Metro Region, Mayor Helen Davidson, Merri-bek City Council, Anthony Cianflone, Member for Pascoe Vale, Iwan Walters, Parliamentary Secretary for Multicultural Affairs, Kathleen Matthews-Ward, Member for Broadmeadows, Councillor Sue Bolton, Merri-bek City Council, Councillor Kat Theodosis, Merri-bek City Council, Councillor Naim Kurt, Hume City Council, Councillor John Haddad, Hume City Council, Councillor Hadi Saab, City of Kingston, Commissioner Dr. Judy Tang, Victorian Multicultural Commission yer alıp, konuştu.

    Festivalde lokma, katmer-gözleme yiyecek satışları ve kültür çadırı etkinlikleri gerçekleşirken, ayrıca Hacı Bektaş Veli Vakfı’nın öğrencilere sunduğu burslara destek amaçlı el emeği ile yapılan takı, çiçek gibi ürünlerin satışı gerçekleşti.

    32. Abdal Musa Festivalde deyişler ve nefesler okunurken, davul zurna eşliğinde çekilen halaylarla festival son buldu.

    PİRHA/AVUSTRALYA

  • Avustralya Abdal Musa Festivali hazırlıkları sürüyor-VİDEO

    Avustralya Abdal Musa Festivali hazırlıkları sürüyor-VİDEO

    PİRHA- Avustralya’daki Aleviler, Abdal Musa Festivali hazırlıklarını sürdürüyor. Kadınlı, erkekli onlarca yurttaş hazılık sürecine katılırken, festivale katılım çağrısında bulundular. Festival boyunca stantlardan satılan ürünlerin geliri öğrencilere burs olarak gönderiliyor.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Avustralya Toplum Konseyi (AATK), Dandenong Alevi Kültür Merkezi’nin (DAKM) ortaklaşa düzenlediği Abdal Musa Festivali’ne sayılı saatler kaldı.

    16 Kasım Pazar 11.00-18.00 saatleri arasında Coburg Gölü Koruma Alanı, Murray Yolu Coburg’da gerçekleşecek olan 32. Abdal Musa Festivali için hazırlık tüm hızıyla sürerken, kadınlı, erkekli onlarca yurttaş standlarda satılacak ürünlerin üretimine katıldı. Stantlarda satılacak ürünlerin gelirin her yıl olduğu gibi bu yılda öğrencilere burs olarak Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı’na gönderiliyor.

    1993 yılından bu yana süregelen festivalde, deyişler, türküler, Aborjin müziği, semah, halaylar, dans geleneksel yiyecekler yer alacak. Ayrıca Abdal Musa adına tığlanan lokmanın yanı sıra, çocuklar için birçok aktivite ile Alevilerin ve Anadolu’da yaşamış diğer kültürlerin mirası ve kültürü paylaşılacak.

    PİRHA/AVUSTRALYA

  • Alevi kurumları Suriye’deki azınlıklar için Melbourne’de toplandı: Dünya sessiz kalmamalı!

    Alevi kurumları Suriye’deki azınlıklar için Melbourne’de toplandı: Dünya sessiz kalmamalı!

    PİRHA- Avustralya’daki Alevi kurumları, Suriye’de Alevi toplumu başta olmak üzere inançsal azınlıkların maruz kaldığı hak ihlallerini gündeme taşımak üzere Melbourne’de düzenlenen toplantıda buluştu. Etkinlikte uluslararası topluma ve Avustralya hükümetine “sorumluluk alma” çağrısı yapıldı.

    Avustralya’da faaliyet yürüten Alevi kurumları ve sivil toplum örgütleri, ‘Suriye Krizi ve Azınlık Hakları’ konulu bir toplantı düzenledi. Victoria Alawi İslami Derneği ile Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu‘nun ortaklaşa düzenlediği toplantı Epping’teki Alawi Merkezi’nde gerçekleşti. Toplantıya, Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Suzan Saka, Onursal Başkan Serdal Cinar, Avustralya Alevi Toplum Konseyi’nden Gamze Kiratlioglu, Dandenong Alevi Kültür Merkezi’nden Doğan Coşkun, Victoria Alawi İslami Derneği’nden Gebran Waari, Samir Latif, Robert Tawil, Sarwat Hbous, Beth-Nahrain Asuri Derneği’nden Cr John Haddad, Avustralya Suriye Derneği’nden gazeteci Reem Deeb, Kingston Belediyesi Meclis Üyesi Cr Hadi Saab, St Georges Antakya Ortodoks Katedrali’nden George Ibrahim, Federal Milletvekili Peter Khalil (Wills), Federal Milletvekili Andrew Giles (Scullin), Victoria Eyalet Milletvekili ve Çok Kültürlülük Bakanı Enver Erdogan, Victoria Eyalet Milletvekili Basem Abdo katıldı.

    Toplantıda, Suriye’deki Alevilerin inançları nedeniyle maruz kaldığı ayrımcılık, zorla kaybettirme, yerinden edilme ve kültürel yok oluş tehlikesi detaylarıyla ele alındı. Konuşmacılar, uluslararası kamuoyunun ve özellikle Avustralya hükümetinin ahlaki sorumluluk alarak bu zulme karşı somut adımlar atması gerektiğini vurguladı.

    “ZULME KARŞI SESSİZ KALMAYACAĞIZ”

    Toplantının açılış konuşmasını yapan Sarwat Hbous, “Burada bir araya gelerek Suriye’deki azınlıkların maruz kaldığı zulümlere dikkat çekmek ve onların seslerinin duyulması için çabalıyoruz” dedi. Victoria Alawi İslami Derneği Toplum Geliştirme Müdürü Robert Tawil ise, “Toplantının amacı, zulmü ve yerinden edilmeleri gündeme taşıyarak Avustralya kamuoyunun vicdanına seslenmek ve milletvekillerinden destek talep etmektir” ifadelerini kullandı.

    “SURİYE’DEKİ ALEVİLER YOK OLUŞLA KARŞI KARŞIYA”

    Etkinlikte konuşan Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Suzan Saka, Suriye’deki Alevilerin korunması için uluslararası kamuoyunun ortak çaba göstermesi gerektiğini vurguladı. Saka, “Suriye’deki Aleviler ve diğer savunmasız azınlıkların korunması, sadece hükümetlerin değil, adalet ve insan onuruna değer veren her bireyin sorumluluğudur” dedi.
    Avustralya Alevi Toplum Konseyi temsilcisi Gamze Kiratlioglu ile Dandenong Alevi Kültür Merkezi temsilcisi Doğan Coşkun da toplantıda yer alarak Alevi toplumunun Suriye’deki inançdaşlarına yönelik dayanışma çağrısını yineledi.

    AVUSTRALYA HÜKÜMETİNE ÇAĞRI

    Toplantının sonunda yapılan ortak açıklamada, Suriye’deki Alevi, Dürzi, Asuri ve Ortodoks Hristiyan toplulukların yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğu vurgulandı. Katılımcılar, bu durumun sadece bölgesel bir trajedi değil, aynı zamanda bir insanlık suçu olduğunu belirtti. Toplantıda konuşan kurum temsilcileri ve milletvekilleri, Avustralya hükümetine şu çağrılarda bulundu:

    “-Suriye’deki insan hakları ihlallerine karşı yaptırımların sürdürülmesi
    -Bağımsız soruşturmaların desteklenmesi
    -Yerinden edilen aileler için sığınma yollarının açılması ve insani yardım sağlanması”

    PİRHA/ AVUSTRALYA

  • Suzan Saka: Yol’umuza sahip çıkalım, 16-17-18 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta buluşalım-VİDEO

    Suzan Saka: Yol’umuza sahip çıkalım, 16-17-18 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta buluşalım-VİDEO

    PİRHA- AFA Genel Başkanı Suzan Saka, 16-17-18 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta yapılacak, 62. Ulusal 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne katılım çağrısında bulundu.

    62. Ulusal 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri, bu sene 16-17-18 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta yapılacak. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yapacağı alternatif etkinlikler eleştirilirken, herkes 16-17-18 Ağustos’ta Hacıbektaş Belediyesi ile ortaklaşa yapılacak etkinliğe davet edildi.

    YOL’UNA, SERÇEŞMESİNE, DERGAHLARINA SAHİP ÇIK!

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne katılım çağrısında bulunarak, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Hacıbektaş’ta 12-13 Ağustos’ta yapacağı alternatif etkinliğe katılmamalarını istiyoruz. Çünkü bu başkanlık Alevileri asimile etmek için kurulmuştur. Dolayısıyla Alevi canların Yol’una, serçeşmesine, dergahlarına sahip çıkması adına Alevi kurumlarımızın 16-17-18 Ağustos’ta yapmış olduğu etkinliğe katılmalarını rica ediyoruz” dedi.

    PİRHA/AVUSTRALYA

  • Alevi kurumları Avustralya’dan seslendi: Alevi soykırımını durdurun!- VİDEO

    Alevi kurumları Avustralya’dan seslendi: Alevi soykırımını durdurun!- VİDEO

    PİRHA- Alevi kurumları, Melbourne Parlemento binası önünde düzenledikleri eylemde Suriye’deki Alevi soykırımın durdurulması için acil çağrıda bulundu.

    Avustralya’nın Melbourne kentinde Alevi kurumları Suriye’deki katliamları protesto etti. Melbourne Parlemento binası önünde düzenlenen sessiz eylemde Suriye’de devam eden şiddete karşı acilen harekete geçilmesi için çağrı yapıldı.

    “ALEVİLERİN VARLIĞI TEHDİT EDİLİYOR”

    Eylemde konuşan Avusturalya Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Suzan Saka, HTŞ’ye bağlı grupların Alevi halkının varlığını ve kimliğini tehdit ettiğini dile getirdi. Katliamda on binden fazla insanın öldürüldüğünü belirten Saka, “Suriye’deki devam eden şiddet, Alevi toplumu başta olmak üzere Hristiyan, Dürzi ve Kürt azınlıkları orantısız şekilde etkilemektedir. Şimdiye kadar 10 binden fazla sivil, büyük çoğunluğu Aleviler olmak üzere öldürülmüş, binlercesi ise zulüm, yerinden edilme ve katliamlarla karşı karşıya kalmıştır. Binlerce insan hâlâ ciddi tehdit altındadır. Ayrıca, Arap Alevi toplumu, yeni Suriye rejimi altında, Hay’at Tahrir al-Şam (HTŞ) ve müttefik milisler tarafından ciddi insan hakları ihlallerine uğramaktadır. Cinayet, işkence, zorla kaybetme, kültürel baskı, cinsel şiddet ve zorla yerinden edilme gibi suçlar insanlığa karşı suç teşkil etmekte ve Alevi halkının varlığını tehdit etmektedir” diye konuştu.

    “DÜNYA KATLİAMA SESSİZ KALMAMALI”

    Suzan Saka, radikal İslamcı grupların Alevi toplumuna yönelik yok etme kampanyası yürüttüğünün altını çizerek aşırıcı fetvalarla Alevilerin ve diğer azınlık gruplarının katledilmesinin teşvik edildiğini söyledi.

    Saka, devamında şunları söyledi:

    “Bu eylemler, uluslararası hukuku açıkça ihlal etmektedir, özellikle de Cenevre Sözleşmeleri (1949) ve Ek Protokoller, sivillerin hedef alınmasını ve dini-kültürel alanların yok edilmesini yasaklamaktadır. Uluslararası toplum, daha fazla vahşeti önlemek ve faillerin hesap vermesini sağlamak için acil harekete geçmelidir. Suçlular, uluslararası hukuk çerçevesinde yargılanmalı. İnsani Yardım ve Koruma sağlanmalı, mülteciler için güvenli koridorlar açılmalı.BM ve insan hakları kuruluşları tarafından bağımsız izleme ve soruşturmalar yürütülmeli.

    AVUSTRALYA HÜKÜMETİNE ÇAĞRI

    Avustralya’nın insani taahhüdü doğrultusunda, hükümetin Alevi, Hristiyan, Dürzi ve Kürt mülteciler için özel bir program oluşturması gerekmektedir. Risk altındaki toplulukları korumak için diplomatik girişimler artırılmalı, Alevi İslam Derneği ile iş birliği yapılarak zulme uğrayan bireyler ve ailelerine barınma ve ekonomik destek sağlanmalıdır.

    Bu, küresel bir krizdir ve derhal harekete geçilmelidir. Dünya sessiz kalamaz—soykırımı önlemek ve insan haklarını savunmak için kararlı müdahale şarttır. Avustralya Alevi Federasyonu olarak Alevi ve diğer Suriyeli azınlıkların yanındayız ve bu süreci izlemeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ AVUSTRALYA

     

  • Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Kurulu’nu tamamladı

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Kurulu’nu tamamladı

    PİRHA – Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, yaptığı Olağan Genel Kurul ile iki yıllık yeni yönetim kadrosunu belirledi.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Olağan Genel Kurulunu yaptı. 23 Mart’ta tamamlanan süreçle birlikte Suzan Saka, yeniden genel başkan seçildi.

    Genel kurul sonucunda, Doğan Coşkun, Hasan Hüseyin Çakmak, Sercan Serin ve Yasin Yaşar da yönetim kurulu üyeleri olarak belirlendi.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu tarafından yapılan açıklamada “Başta Türkiyeli toplum olmak üzere Avustralya’daki farklı toplulukların hak mücadelesinde büyük katkıları olan ve Alevi kurumlarının yanı sıra federasyonumuzun kurulmasında, gelişiminde uzun yıllar emek veren Serdal Çınar, genel kurulda federasyonumuzun onursal başkanı olarak seçilmiştir. Kendisine, Alevi toplumu ve kurumları adına verdiği hizmetler için teşekkür eder, onursal başkanlığını kutlarız. Birliğimiz, dirliğimiz daim olsun. Aşk ile” denildi.

    PİRHA/AVUSTRALYA

  • Saka, Avustralya İşçi Partisi’nden aday oldu: Adaylığım Alevi göçmen kadınlara örnek olsun isterim- VİDEO

    Saka, Avustralya İşçi Partisi’nden aday oldu: Adaylığım Alevi göçmen kadınlara örnek olsun isterim- VİDEO

    PİRHA- Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (AFA) eski başkanı Suzan Saka, Avustralya İşçi Partisi’nden Merri-Bek Belediye Meclis Üyesi adayı oldu. Adaylığının göçmen kadınlar ve kız çocukları için örnek olmasını isteyen Saka, “İnanıyorum ki benden sonra birçok Alevi ve göçmen kadına örnek olacak ve kapılar açılacak” dedi.

    2007 yılında mesleki göçmen kategorisinde Avustralya’ya göç eden Suzan Saka, bir yıl sonra Alevi örgütlerinde yer almaya başladı. Avustralya Alevi Toplum Kongresi üyesi olan Saka, 2019’da Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu’na genel başkan seçildi. 5 yıl boyunca sürdürdüğü görevinden Avustralya İşçi Partisi (Australian Labor Party) belediye encümenliği adaylığı sebebiyle istifa etti. Saka, 2008 yılından beri de Avustralya Alevi Toplum Konseyi ve federasyonun basın sözcülüğünü yürütüyor.

    Merri-Bek’in Coburg bölgesi için partisinin tek adayı olarak gösterilen Saka, ekim ayının ikinci haftasında başlayacak ve iki haftanın ardından 25 Ekim’de tamamlanacak seçim için çalışmalarını hız kesmeden sürdürüyor.

    “ALEVİLİĞİ İNANÇ OLARAK TANIYAN BİR PARTİ”

    Avustralya’da ‘Türkiye’den gelenlerin Türk ve Müslüman olduğu’ algısını değiştirmek için çaba gösterdiğini anlatan Saka, üyesi olduğu partinin bu konuda farklılıkları tanıyan bir yerde durduğunun altını çizdi. İşçi Partisi’nin özellikle Aleviliği bir inanç olarak gördüğünü belirterek, “Türkiye’nin demografik olarak katmanlı topluluklardan ve inançlardan oluştuğunu anlatmaya çalışıyoruz. Aleviler, Kürtler, Ezidiler, Süryaniler ve birçok etnik kökenden, inançtan toplulukların olduğunu anlatıyoruz. Özellikle Aleviliğin bir inanç olarak tanınması, Alevilerin hakları ve kazanımları gibi konularda politikalar üreten partilerin en başında İşçi Partisi geliyor” dedi.

    Öte yandan sosyal, ekonomik, cinsiyet eşitliği, hayvanların ve çevrenin korunması açısından partisini objektif bulan Saka, erişilebilir olduğunu ve herkese eşit haklar sunduğunu sözlerine ekledi.

    “GÖÇMEN KADINLAR İÇİN ÖNEMLİ BİR ADIM”

    İlk başlarda adaylığa ilişkin tereddütleri olsa da İşçi Partisi ve mensubu olduğu Alevi örgütleri tarafından oldukça cesaretlendirildiğini dile getiren Suzan Saka, göçmen bir kadın olarak böyle bir yola girmenin önemine vurgu yaptı.

    Adaylığının göçmen kadınlar ve kız çocukları için örnek olmasını isteyen Saka şu ifadelere yer verdi:

    “Türkiye’den 16 yıl önce buraya yerleşen bir kadın olarak hem Türk hem Kürt, hem Alevi hem insan haklarını savunan bir feminist, bütün canlıların eşit olduğunu düşünen biri olarak bu adaylığın kıymetli bir adım olduğunu düşünüyorum. Dini, dili, ırkı fark etmeksizin bütün göçmen kadınlarına ve kız çocuklarına örnek olması açısından önemli, çünkü bizlerin dilimizi, kültürümüzü, eğitimimizi, anılarımızı bırakıp burada zor koşullarda böylesine önemli işlerde yer alabileceğimizi gösteriyor.

    Gittiğimiz ülkelerdeki dilleri konuşmakta, kavramakta zorlanabiliriz. Hiçbir zaman ana dilimiz gibi olmayacak, aksanlı konuşabiliriz ama aynı zamanda birçok beceri, yetenek ve tecrübe geliştiriyoruz. Bu bilgi, deneyim ve becerilerimizi çalıştığımız alanlarda kullanabilmenin koşullarını yaratmak açısından adaylığımı koydum. İnanıyorum ki benden sonra birçok Alevi kadına, dünyanın farklı yerlerinden gelmiş birçok kadına örnek olacak ve kapılar açılacak. Kazansam da kazanmasam da önemli olan bu süreci yaşamak diye düşünüyorum.”

    Fatoş SARIKAYA/ AVUSTRALYA

  • ‘Alevi kurumlarının örgütlülüğe önem vermesi gerekiyor, örgütlü olmak güçtür’ -VİDEO

    ‘Alevi kurumlarının örgütlülüğe önem vermesi gerekiyor, örgütlü olmak güçtür’ -VİDEO

    PİRHA- Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın dedelere maaş bağlamak, cemevlerinin maddi sorunlarını gidermek gibi konularla Alevilerin sorunlarını basite indirgediğini söyledi. Saka, “Bizim inancımızın tanınması, Alevilere dönük yapılan katliamların tanınması ve faillerin yargılanması gibi öncelikli sorunlarımız var. Devlet, gerçekten Alevilerin sorunlarıyla ilgilenmek istiyorsa öncelikle bu konular üzerinde durmalıdır” dedi.

    Alevi inancı hala devlet tarafından tanınmıyor. Alevi toplumu ise taleplerini yıllardır dile getiriyor. Zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması, Alevilere yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması, temel taleplerin başında geliyor.

    Tüm bunlara karşın Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.
    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikat ve dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı, nasıl bir yol izlenmeli sorularını Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka’ya sorduk.

    PİRHA- AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    SUZAN SAKA: Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak Cemevi Başkanlığı kuruldu ve gerçekten de Türkiye’deki Alevi hareketine yönlendiren, Alevi inancını ve yolunu tamamen kendi kuralları, ritüelleri ve kendi felsefesiyle örgütlenmesi için hareket eden Alevi kurumları temsilcileri başta olmak üzere akademisyenlere, gazetecilere, yazarlara, çizerlere bu konuyla ilgili danışılmadı. Tam tersi devlete yakın olan, Aleviliği başlı başına bir inanç olarak ifade etmeyen, Müslümanlığın altında bir mezhep olarak gösteren ve devletin kendi yaratmak istediği Alevilik çerçevesindeki hizmet verecek bir şekilde toplumu yönlendirmeye çalışan kişi, kurum, dede ve toplum liderlerine ulaşmaya çalıştılar. Ki biz bunların doğru kişiler, doğru kurumlar olmadığını ısrarla belirtiyoruz çünkü Alevileri asıl temsil eden kurumlarımızın isimleri bellidir. Bu kurumlarla hiçbir şekilde görüşülmedi. Şu an kurulan Cemevi Başkanlığı Alevileri, Alevi kurumlarını kesinlikle temsil etmiyor. Özellikle Türkiye’deki Alevi kurumlarına sızmaya çalışıyorlar.

    – MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Alevi kurumlarının bina, elektrik, su ödeme gibi öncelikli sorunları yok. Aleviler zaten bunları kendi aralarında lokma usulüyle çözüyorlar. Devletin yapmak istediği şey bu kadar basite indirgeyerek, Alevilerin sorunlarının sadece elektrik, su faturaları, dedelere maaş bağlanması gibi gösteriyor. Ki bu maaş alan dedeler Aleviliğe ihanet eden insanlardır. Alevi kurumların asıl meselesi bunlar değil, başlı başına temel taleplerimiz var. Aleviliğin inanç olarak tanınması, cemevlerinin ibadethane olarak tanınması, Alevilere karşı yapılmış olan Dersim, Maraş, Çorum, Sivas katliamları başta olmak üzere bütün katliamlarla yüzleşilmesi, faillerinin cezalandırılması, Sivas Madımak Oteli’nin insanlık müzesine dönüştürülmesi, Dersim’de kesinlikle insanlık müzesinin açılması gibi taleplerimiz var. Diyanet’in kapatılması ve seküler bir eğitimin yeniden inşa edilmesi gibi taleplerimiz var. Ama baktığımızda böyle bir dertlerinin olmadığını görüyoruz. Devlet, gerçekten Alevilerin sorunlarıyla ilgilenmek istiyorsa öncelikle bu konular üzerinde durmalıdır.

    – Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Bir inancı, bir kültürü ancak o inancın liderleri, bilginleri, o inanca mensup kişileri tanımlayabilir. Alevi olmayan, Sünni kesime hizmet eden, ilahiyatçı olan akademisyenlerin kültürleri, yaşam biçimleri ve bu doğrultuda ortaya koydukları bilimsel çalışmalar Alevilikle örtüşmediği için Alevi ansiklopedisi hazırlamaya kesinlikle yeltenmemeleri gerekiyor. Biz yıllardır ısrarla şunu söylüyoruz: İnancımızı tanımlamaktan vazgeçin, biz kendi inancımızı tanımlayabiliriz. Dolayısıyla böyle bir hazırlığa girilmesini kabul etmek mümkün değil.

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Zaten şu ana kadar Alevi inancı tanınmıyordu, okullardaki din derslerine çocuklarımız zorunlu olarak katılmak durumundaydılar. Şimdi din dersleri 15 saate çıkarıldı ve artık özellikle ÇEDES projesi kapsamında okullara imamlar yollanarak, çocukların bilimsel eğitimden uzak, çocukları istedikleri inanç çerçevesinde şekillendirecek ve bir şekilde de onların tek tipleştirerek, istedikleri kuşaklar yaratacak bir şey yapmaya çalışıyor. Bu mesele sadece Alevilerin sorunu değil. Şu an Alevileri ve seküler yaşamı destekleyen kişileri rahatsız ediyor ama ilerleyen zamanlarda toplumun tüm kesimlerini etkileyecek ciddi bir mesele bu. Çocuklara çok farklı travmalar yaşatacak bir uygulama ve bunun etkileri topluma da sirayet edecek. Bu sebeple mücadelenin sadece Alevi veya öğretim eğitim sendikaları ile dar kalmaması gerektiğini düşünüyorum. Bnun içerisinde siyasi partiler, diğer toplum kuruluşları, hukuksal anlamda özellikle AKP ve MHP’nin bu tür çalışmaları yasalardan geçirmesini engelleyecek çalışmaların alt yapılarının atılması gerekiyor Meclis’te. Bu tür oylamalar yapıldığında özellikle muhalefet partilerinin bu konuda gerçekten de ret oyu verebilmeleri ve AKP, MHP içerisindeki kararsız olan milletvekillerinin de ikna etmeleri gerekiyor. Çok ayaklı bir çalışmanın olması lazım. Medyanın da çok ciddi bir şekilde kullanılması gerekiyor. Biz çoğu zaman bu tür şeyleri kendimiz anlatıp kendimiz sürüyoruz. Bu anlamda özellikle ana akım medyaya ulaşmak ve bir şekilde toplumun diğer kesimleriyle dirsek temasında bulunmamız gerekiyor. Bu sorunun hepimiz için çok hayati olduğunu ve çocuklarımızın geleceğinin söz konusu olduğunu anlatmak gerekiyor.

    – Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Alevi inancını biricik inanç olarak gören, Alevi siyasi, hukuki hakları savunan, eşit vatandaşlık talebinde olan, Alevi katliamları konusunda tavrını net koyan kurumlar, cemevleri zaten bu tür şeylere müsaade etmiyorlar. Açıkçası Kartal Cemevi‘nin bu bahsettiğim kurumlara bağlı olduğunu düşünmüyorum. Anadolu’ya Müslümanlığın gelmesiyle beraber Aleviler maalesef kendilerini korumak için o süreçte Hazreti Ali’yi, onun çocuklarını kendilerine lider olarak seçip, daha sonra o üzerindeki elbiseler bir şekilde bedenleriyle yapışınca ondan artık kurtulamıyorlar. Onların kurtulabilmesi için bence öncelikli olarak o cemevlerine giren canlarımızın bir kere bilinçli olması gerekiyor. Bu durumdan rahatsızlıklarını cemevi yönetimlerine özellikle iletmeleri gerekiyor. Aleviliğin Müslümanlıkla herhangi bir ilişkisi olmadığını söylemek gerekiyor. Buralardaki üye canların yönetim kurullarına girerek bu sürecin değişmesi ve gerçekten Alevi yoluna hizmet edecek şekilde bir cemevine dönüşmesi için gerekli görevlerde yer almaları gerekiyor.

    – Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Alevi kurumlarının Alevilik yoluna, dedelerimizin, analarımızın, yol önderlerimizin açtığı yolun devamlılığını sürdürmek ve bir sonraki kuşaklara aktarılması için kesinlikle örgütlülüğe önem vermesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle köyden şehre göç eden Alevi gençlerinin, iş insanlarının, akademisyenlerinin, eğitimcilerin, sanatçıların, politikacıların da kendi yollarına sahip çıkmaları; kurumlara gitmeleri, buralara üye olmasalar bile gönüllü olarak kurumlara bilgilerini becerilerini katmaları gerektiğini düşünüyorum. Örgütlü olmak bir güçtür ve böyle olduğu sürece bir şeyleri kazanırsın, elde edersin. Bu da tek başına olmayacağı için müttefiklerinle beraber yürürsün. Şu an Alevi olduğumuzu, kimliğimizi çok açık ve rahat söyleyebiliyorsak Alevi örgütlenmesindendir. Alevi kurumlarının şu ana kadar verdiği mücadeleyle ilgilidir.

    Fatoş SARIKAYA/ AVUSTRALYA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO
    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO
    12-‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO
    13-‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO
    14-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’

  • Suzan Saka: Canlarımızın şeriat sloganlarıyla yakılmasını hiç kimse unutmasın!- VİDEO

    Suzan Saka: Canlarımızın şeriat sloganlarıyla yakılmasını hiç kimse unutmasın!- VİDEO

    PİRHA- Madımak Katliamı’nın 31’inci yıldönümüne ilişkin konuşan AFA Genel Başkanı Suzan Saka, “Sivas’taki canlarımızın gözümüzün önünde 8 saat yakılmasını ve binlerce insanın şeriat sloganlarıyla oteli ateşe vermesini hiç kimsenin unutmaması ve affetmemesi gerekiyor” dedi.

    Sivas Madımak Oteli’nde 33 aydının, ozanın, semah dönen çocukların, gençlerin yakılarak öldürülmesinin üzerinden 31 yıl geçti. Geçen bu uzun süre zarfında katliamı gerçekleştirenler gereken cezayı almadı ve dava zaman aşımına uğratılarak düşürüldü.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, Madımak Katliamı’nın 31. yıldönümü sebebiyle PİRHA’ya konuşarak, bu katliamın unutulmaması gerektiğini söyledi.

    “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENEN SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI OLMAZ”

    Katliamı yapanların tespit edilmesine rağmen 30 yıl boyunca süren davada etkin bir yargılama yapılmadığına değinen Suzan Saka, “31 yıllık süreç içerisinde o dönem yüzlerce insan tespit edilip mahkemeye çıkarıldığında kimileri idam cezası ile yargılanmıştı ama dönüp baktığımızda hiçbir zanlının şu anda cezaevinde olmadığını görüyoruz. Yargılananlar ise iki sene önce hem yaşlarından hem de sağlık durumlarından dolayı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özel izniyle salıverildiğini biliyoruz ki bu insanların o gün Madımak Oteli’ne benzin taşıdığı görüntülerle sabit olmasına rağmen” şeklinde konuştu.

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sında ‘insanlığa karşı işlenmiş herhangi bir katliamın, olayın zaman aşımına uğrayamayacağı’ ifadesine rağmen Sivas Katliamı davasının geçen sene 30’uncu yılı olması sebebiyle zaman aşımına uğradığını hatırlatan Saka, “Fakat iktidar adaleti, hukuku kendi çıkarlarına göre işlettiği için bu karara şaşırmadık aslında” dedi.

    “ÇOK KÖTÜ BİR ŞEY OLDU” BELGESELİ İÇİN ÇAĞRI

    Madımak Katliamı’nda yaşananlara detaylı bir perspektifle ışık tutan “Çok Kötü Bir Şey Oldu” belgeselini herkesin izlemesi gerektiğini belirten Saka, şunları kaydetti:

    “Sivas’taki canlarımızın gözümüzün önünde 8 saat yakılmasını ve binlerce insanın şeriat sloganlarıyla oteli ateşe vermesini hiç kimsenin unutmaması ve affetmemesi gerekiyor. Dolayısıyla bu çalışmalarda Alevi olsun olmasın, insanım diyen bütün canlarımızı hem Türkiye’de hem de Avrupa’da, Avustralya’da belgeseli izlemeye davet ediyorum.”

    Sivas Katliamı’nın 31’inci yılında Avustralya’da yapılacak anma ve etkinlik programı şöyle:

    2 Temmuz Salı

    Saat 09.00-Alevi Anıtı Ziyareti/ Coburg Lake Reserve, Melbourne

    Saat 19.00-Sanal Müze Tanıtım Filmi “Unutulmayan”

    Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Sunumu (Çevirmiçi) Yer: Hallacı-ı Mansur Cemevi

    7 Temmuz Pazar

    Saat 13.00- “Çok Kötü Bir Şey Oldu” Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film

    Yer: Hallac-ı Mansur Cemevi

    Fatoş SARIKAYA/ PİRHA

  • Suzan Saka: Gözün altındaki kişi nasıl kaybedilir?

    Suzan Saka: Gözün altındaki kişi nasıl kaybedilir?

    PİRHA – AFA Genel Başkanı Suzan Saka, Cumartesi Anneleri’nin 1000. hafta hak mücadelesi nedeniyle yazı kaleme aldı. Cumartesi Anneleri’nin korkusuzca mücadeleye devam ettiğini belirtirken Saka, “Berfo Ana, oğlunun kemiklerini bulamadan göçtü bu dünyadan onuruyla, acısıyla… Ama onun mücadelesini binler, 1000 haftadır sürdürüyor” ifadelerine yer verdi.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, Cumartesi Anneleri’nin 1000. hafta eylemleri sebebiyle yazılı açıklama yaptı.

    “Sizin de çocuğunuz kaybedilmesin. Dile kolay 29 yıl, 1000 hafta 10.585 gün eder!” başlığı ile Cumartesi Anneleri’nin mücadelesine değinen Saka, yazısında şu ifadelere yer verdi:

    “Cumartesi Anneleri, tam 1000 haftadır Galatasaray Meydanı’nda evlatlarını, yakınlarını, eşlerini arıyor. Başta Cumartesi Anneleri, Cumartesi İnsanları olmak üzere; sendikacılar, gazeteciler, akademisyenler, milletvekilleri, insan hakları savunucuları, her hafta Cumartesi Anneleri’ne destek veren herkes şiddetle, polis baskısıyla ve gözaltılarla karşılaştılar, tamı tamına 29 yıl… Ama aileler ve insan hakları savunucuları, kayıplarını aramaktan vazgeçmediler. Cumartesi Anneleri; kadınların, annelerin öncülüğünde başlayan 1000 haftalık bir eylem. Hasan Ocak’ın gözaltında kaybedilmesiyle birlikte sevdiklerini yitirenler 27 Mayıs 1995 Cumartesi günü ilk kez Galatasaray Meydanı’nda buluştular.

    Gözün altındaki kişi nasıl kaybedilir?

    Göz önündeki kişi nasıl yok edilir?

    Üniversitedeyiz. Zorlu yıllar Kürtler, köylerinden, yurtlarından sürgün ediliyor, köyleri yakılıyor, olağanüstü hal uygulanıyor ve yine en çok da katledilenler Kürtler oluyor. Yüzlerce yıldır her ezaya reva görülen Kürtler, 80 darbesinden sonra da Kürt mücadelesinin içinde olsun olmasın; dilini konuşmak, kültürünü yaşamak, insan statüsünde olmak, barış ve kardeşlik için, eşit vatandaş olarak yaşamak için mücadele ediyorlar. Sırf Kürt olduğu için aleni bir şekilde toplu katlediliyor ya da gizlice gözaltında kaybediliyorlar. O yıllarda, devrimciler, demokratlar, Türkiye solunda mücadele edenler de gözaltında kaybediliyor. Devlet, barış ve kardeşlik isteyen herkesi ama aynı zamanda da kendi bekasına, kendisine tehdit olarak gördüğü her unsuru zorbalık, şiddet, işkence, baskıyla kaybediyor, yaşamdan acımasızca kopartıyor.

    Berfo Ana, evladının kemiklerini istiyor. Evlatlarının kemikleri nerede? Evlatları, hangi kimsesiz mezarlığında? Kimsesiz mezarlığına mı gömüldüler bilmiyorlar… Kimi olan, ailesi olan, sevdikleri olan, toplumun bir ferdi olan bu insanlar kimsesiz mi? Neden insanların yas tutmasına dahi engel olarak bir de böyle anaları, kadınları, çocukları, eşleri, kardeşleri, sevgilileri, tüm insanlığı kimsesizleştiriyorlar? Kayıpların akıbetini öğrenmek, cenazesine ulaşılmamış evlatların nerede gömüldüğünü bilmek, yas tutmanın başlı başına insani bir yoludur. Oysaki kaybedilenlerin nerede ve nasıl kaybedildiklerini bilmek ailelerin, katliamların hesabını vermek insanlığın, kimsesizleştirilmeye çalışan kayıpların kimsesiz olmadığının ve böylece adaletin azami de olsa vuku bulmasının şartıdır. O derin acı ve adaletsizliğin başta aileler olmak üzere toplum üzerinde bıraktığı güvensizlik, adalete olan inancın bitmesidir.

    “BERFO ANA’NIN MÜCADELESİNİ BİNLER SÜRDÜRÜYOR”

    Üniversitedeyiz. Biz de karanfillerle Hasan Ocak için bir eylem düzenliyoruz. Topu topu 15-20 kişiyiz. Korkuyoruz. Herkes korkuyor çünkü biz de gözaltında kaybedilebiliriz. 20’li yaşların başındayız. Polis etrafımızı sarmış, bizleri izliyor. Bizden daha kalabalıklar. Telsiz sesleri geliyor. Ama biz topu topu 20 kişiyiz. Korkmamıza rağmen karanfillerimizi Hasan Ocak ve diğer kaybedilenler için bırakıyoruz. İnsanlık onurumuza sahip çıkıyoruz. O gün bize bir şey yapmıyorlar ama 29 yıl boyunca bizde bıraktıkları travma devam ediyor, kolumuzu kanadımızı kırıyorlar…

    Bir gün evlatlarının sağ bir şekilde eve döneceğine inanıyor anneler 95’in 27 Mayıs’ında. Adaletin yerini bulacağına inancımız henüz tükenmemiş. Aradan 29 yıl geçiyor iktidarlar, partiler değişiyor, o dönemki yöneticilerin bir kısmı bu hayattan hesap vermeden eceliyle ölüyorlar. Ama anaların ahı üzerlerinde kalıyor.

    Cumartesi Anneleri 1000 haftadır evlatlarını yılmadan, korkmadan, sayı olarak azalsa da aslında mücadele olarak asla azalmadan, vazgeçmeden arıyor. Berfo Ana, oğlunun kemiklerini bulamadan göçtü bu dünyadan onuruyla, acısıyla… Ama onun mücadelesini binler, 1000 haftadır sürdürüyor. Berfo Ana’nın kızı da vefat etti geçen hafta. Belki bu hak arayışı bir bin hafta daha sürecek ama asla vazgeçmeyecekler evlatlarının kemiklerini aramaktan. Elbet bir gün zalimler, katiller, tarih önünde, insanlık onurunun önünde hesap verecekler. Er ya da geç!

    Taksim’de yürüyorum. Cumartesi Anneleri’nin etrafı polislerle sarılmış. Yanlarına gitsem mi diye düşünüyorum. Yine korkuyorum, ya polis saldırırsa! Kendimle, insanlığımla mücadele ediyorum. Korkunun ecele faydası yok. Korkumu yenerek usuldan Cumartesi Anneleri’nin yanına yaklaşıyorum. Annelerin gözlerinde takılı kalıyor gözlerim. Onların acısını anlamak için babamın, annemin ya da sevdiğim birinin kaybedilmesi mi gerekiyor? Evet, ateş düştüğü yeri yakıyor! Çünkü ancak insan, başına gelirse anlar evladını kaybetmenin ne olduğunu.  Sizin başınıza gelmesin. Kimsenin başına gelmesin evladını veya sevdiğini kaybetmek. Kimsenin başına gelmesin!

    Gözün altındaki kişi nasıl kaybedilir? Cumartesi Anneleri 1000 haftadır evlatlarının akıbetini soruyor. Gözaltında kaybedilenlere ne olduğunu bilmek istiyor. Evlatlarının kemiklerini istiyor ve adaletin yerini bulmasını…

    İnsan, onuru için yaşar. Bizlere düşen de onurlu yaşamak, korkmadan yaşamak, haksızlığa karşı durmak. Cumartesi Anneleri’nin 1000. haftasında onları yalnız bırakmamak, Berfo Ana ve Cumartesi Anneleri’nin mücadelesine sahip çıkmak.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Suzan Saka: Diren Keser Alevilerin, Kürtlerin, kadınların, LGBTİ+’ların ve çevrenin sesidir

    Suzan Saka: Diren Keser Alevilerin, Kürtlerin, kadınların, LGBTİ+’ların ve çevrenin sesidir

    PİRHA – Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü sebebiyle yaptığı açıklamada, Gazeteci Diren Keser şahsında tutuklu gazetecilere dikkat çekti. Saka, “Asıl amaç kişiyle birlikte yakınlarına ve topluma da ceza çektirmek ve gözdağı vermektir” diye belirtti.

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün 2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, 180 ülke içerisinde 165’inci sırada yer alıyor.

    RSF yorumunda Türkiye, “sorunlu” kategoriden “vahim” kategorisine gerilerken, gazetecilere yönelik baskılar günden güne artıyor.

    3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü, AKP-MHP Hükümetinin baskıları nedeniyle Türkiye’de maalesef ihlallerin sıralandığı tarih olarak anılıyor. Cezaevinde tutuklu olan gazetecilerin birçoğu ‘Örgüt Üyeliği Suçu’ ile yargılanıyor.

    “DİREN’İN VE HAKİKATİN SESİ OLALIM”

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, günün önemine dair bir yazı kaleme alarak “Gazetecilik suç sayılabilir mi?” diye sordu.

    Tutuklu PİRHA Muhabiri Diren Keser için de “Senin, benim, onun, ötekinin sesidir” diyen Saka, muhabirimiz Keser’in mücadelesine de vurgu yaptı.

    “Özgür basınının, hakikati ortaya çıkaranların günü bugün” diyen Suzan Saka, PİRHA’ya gönderdiği açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu ilk yıllardan itibaren muhalif olan gazeteci, yazar, çizer ve şairlere karşı devlet her dönem gözaltı, tutuklama, işkence ve benzeri yöntemleri ile baskı ve şiddet aygıtını sürekli olarak kullanmıştır. Onlarca aydın, yazar, gazeteci, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar ve suikastlar yoluyla katledilmiştir. Devlet, bu gazeteciler ve yazarlar hakkında yüzlerce dava açarak, hakikatin ortaya çıkmasını engellemiştir. Bugün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü ve yine biz yüzyıl öncesi olduğu gibi gazetecilere karşı uygulanan baskıları konuşuyoruz.

    Gazetecilik mesleğinin yüceliğini bir tarafa bırakalım gazetecilerin ailelerine yaşatılan eziyete bakalım. Onların sevdiklerinden, çocuklarından, anne-babalarından ve sevgililerinden koparılmaları duygusal, psikolojik olarak başta gazetecilerin ve ailelerinin üzerinde çok yıkıcı bir travma bırakmaktadır. Geride kalanların günlük yaşamdan kopmalarına, sürekli bir korku ve kaygıyla yaşamalarına sebep olmaktadır. Bu durum çocukların duygusal dünyasında onarılması büyük bir tahribata yol açar. İlerleyen yaşlarda çocuklar, hem ilişkilendikleri bireylerle, hem de toplumsal olarak girdikleri ortamlarda daha çekingen, içine kapanık kırılgan olurlar. Çünkü kas hafızası denen olgu da beden, travmayı hatırlar, tüm hücrelerine yayar. Sadece psikolojik olarak etkilenmenin de ötesine geçer. Dolayısıyla iyileşmek için travmanın onarılması şarttır.

    Devlet, iktidarlar değişse de Türkiye de tüm azınlıklara, Alevilere, Kürtlere, demokrasi güçlerine, aydınlara, gazetecilere, akademisyenlere, siyasetçilere, devrimcilere, işçilere her dönem baskı uygulamıştır. Bu baskıyı mücadele edenleri-düş yolcularını cezaevlerine koyarak cezalandırmakla kalmamış, katliamlarla, idamlarla, faili meçhul cinayetlerle, işten çıkarmalarla onların varlıklarını yok etmeye çalışmıştır. Oysaki direnen bu düş yolcuları, toplumların gelişmesine ve ilerlemesine öncülük yapar. Devlet aslında bu düş yolcularına, uyguladığı baskı ve şiddetle, denize atılan bir taşın seke seke düştüğü yerde nasıl küçük halkalarla başlayıp giderek daha büyüyen halkalarla denizde dalga yaratması misali, başta aileleri olmak üzere, sevdikleri, yakınları, meslektaşları ve ait oldukları toplumları da cezalandırır ve bunu da bilinçli yapar. Çünkü asıl amaç kişiyle birlikte yakınlarına ve topluma da ceza çektirmek ve gözdağı vermektir. Toplumun susmasını sağlamak, sessizleştirmektir. Toplumsal güçler, demokratik güçler elinden geldiğince bu tür hak ihlallerine karşı durmaya çalışır her alanda ses yükseltirler. Ama bununla bitmez. Asıl el ayak çekildiğinde, sular dindiğinde geriye kalanlardır. Yani o düş yolcuları ve aileleri yalnız kalır acısıyla, uğradığı haksızlıkla…

    “DÜŞÜNCELERİNDEN DOLAYI CEZALANDIRILANLARI UNUTMAYALIM”

    Düş yolcularını, düşüncelerinden dolayı cezalandırılanları, içerdekileri unutmayalım. Onların, sadece bir numaradan bir isimden ibaret olduğunu düşünmeyelim. Tıpkı bizler gibi birer insan olduklarını ve yaşamlarının böylesi bir şekilde sekteye uğramasının hukuksal boyutu bir yana insani boyutuyla da bir haksızlık olduğunu hatırlayalım. Her an toplumsal mücadeleyle birlikte, ailelerin yanlarında olabilmenin ve onların hassasiyetlerini anlayabilmenin çaresine bakalım. Nasıl bizler, evlatlarımızı iki gün görmeyince burnumuzda tütüyorsa onların da yıllarca dört duvar arasında kendi ev ortamlarından, sevdiklerinden zorunlu bir şekilde kopartılarak böyle biz ezaya reva görülmelerini hep hatırlayalım. Unutmadıklarımız, hatırladıklarımızdır…

    Metin Göktepe’yi hangimiz unuttuk! Biz unuttuysak bile anası Fadime Ana unuttu mu?

    Metin Göktepe’den sonra bayrağı devralan daha nice gazeteciler oldu ve olacak da. Genç, cesur, vicdanlı yürekler… Toplumun gerçek habere ulaşması için baskılara boyun eğmeyen, maddi zorlukları dayanışmayla aşan, Türkiye’de ve dünyadaki sesi duyulmayanların çığlığı olan, sınır tanımayan gözü pek ve hakikatin sırrına inanan gazeteciler… Bu koca-yaşlı dünya ancak ve ancak bu düş yolcuları sayesinde milyarlarca yıldır döndü ve bundan sonra da dönecek. Neticede mutlak olan hakikat ve iyiliktir.

    İşte basın emekçilerinin, özgür basınının, hakikati ortaya çıkaranların günü bugün. Bugün ana akım medyada tanınmayan, yereldeki gazetecilerin de günü. Onların sesini duymak böyle sisli-puslu zamanlarda daha da zor. O emekçilerden bir tanesi de Diren Keser… Uzun yıllardır yerelde gazetecilik, program yapımcılığı, belgesel yönetmenliği yapan Diren; Alevilerin, Kürtlerin, kadınların, LGBTİ+’ların, doğanın ve çevrenin sesidir. Depremde göçük altında kalanların çığlığıdır. Senin, benim, onun, ötekinin sesidir.

    Diren’in ve hakikatin sesi olalım. Çünkü er ya da geç hakikatin, ortaya çıkma gibi bir huyu vardır. Adı gibi direne direne yaşayan Diren’e ve direne direne yaşayan herkese selam olsun.

    Bir kez daha yine yeniden direnenlere selam olsun.”

    PİRHA/AVUSTRALYA

  • Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Saka’dan 1 Mayıs mesajı!-VİDEO

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Saka’dan 1 Mayıs mesajı!-VİDEO

    PİRHA- Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Suzan Saka, herkesi 1 Mayıs’ta alanlarda yan yana olmaya davet ederken, “Türkiye’de, Avrupa’da, Avustralya’da, nerede yaşıyor olursak olalım 1 Mayıs’ta alanlara davet ediyorum. Yaşasın 1 Mayıs İşçi Bayramımız” dedi.

    1 Mayıs İşçi Bayramı’na sayılı günler kala Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Suzan Saka, herkesi 1 Mayıs’ta alanlarda olmaya çağırdı.

    “HAK, HUKUK MÜCADELESİNE İNANAN HERKESİ 1 MAYIS’TA ALANLARA DAVET EDİYORUM”

    Saka, mesajında şu ifadelere yer verdi:

    “1 Mayıs’ta alanlarda yan yana, omuz omuza hak, hukuk, adalet, onurlu bir yaşam, çevre, ekoloji için, işçi sınıfının hakları için,  İliç’te, Soma’da öldürülen madenciler için, onların yakınlarına atılan tekmeyi unutmamak için, Hrant için, Tahir için, KHK’yla atılan akademisyenler, öğretmenler, memurlar, sendikacılar için, her gün öldürülen kadınlar için, sokakta mücadele eden, alanlarda mücadele eden kadınlar, feministler, LGBT+ hakları için, 6284 sayılı yasaya dokunulmaması için, İstanbul Sözleşmesi’nin tekrar hayata geçirilmesi için, Kürtler, Türkler, Aleviler, işçiler, solcular, devrimciler, parti liderleri, belediye başkanları, milletvekilleri,6  Şubat depreminde yitirdiğimiz canların yakınları, hak, hukuk mücadelesine inanan her bir bireyi Türkiye’de, Avrupa’da, Avustralya’da, nerede yaşıyor olursak olalım 1 Mayıs’ta alanlara davet ediyorum. Yaşasın 1 Mayıs İşçi Bayramımız.”

    PİRHA/AVUSTRALYA

     

  • Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Saka: 10 Aralık’ta yan yana duralım-VİDEO

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Saka: 10 Aralık’ta yan yana duralım-VİDEO

    PİRHA- AFA Genel Başkanı Suzan Saka, 10 Aralık’ta yapılacak mitinge dair mesaj paylaşarak, tüm toplumsal kesimleri mitinge omuz vermeye çağırdı.

    AKP hükümetinin eğitim başta olmak üzere her alanı tamamen dinselleştirme girişimlerine karşı Alevi örgütleri öncülüğünde 10 Aralık’ta İstanbul Kadıköy’de saat 14.00’te “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi yapılacak.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, mitinge dair mesaj paylaştı.

    Saka, Avustralya’dan mitingi selamlayarak, “Türkiye’de yaşayan canlarımızı, dostlarımızı başı açık kapalı demeden herkesi, insanca yaşamak için Kadıköy’deki mitingde el ele, yan yana durmaya çağırıyorum” dedi.

    PİRHA/AVUSTRALYA

    İLGİLİ HABERLER:
    -Haşim Kızılveren: 10 Aralık’ta Kadıköy’de sesimizi hükümete duyuralım-VİDEO
    -Gazeteci Sezgin Kartal: Aleviler karanlığın önüne set çekmek istiyor-VİDEO
    -Pir Erdoğan: 10 Aralık mitinginde bu despot gidişatın önüne geçelim-VİDEO
    -Aslan ve Erçe’den çağrı: Yediden yetmişe tüm dostları Kadıköy Meydanı’na bekliyoruz– VİDEO
    -PSAKD Ataşehir ve Sarıyer şubeleri tarafından 10 Aralık mitingi için afiş ve pankart çalışması yapıldı
    -Yoleri: Mitinge katılım ne kadar güçlü olursa sonuç almak o kadar kolaylaşacak – VİDEO
    DAD Eş Genel Başkanı Kulu: ‘Rıza Anayasası’ için Kadıköy’de olalım -VİDEO

  • Avustralya’da 30. Abdal Musa Festivali yapıldı, barış mesajı verildi-VİDEO

    Avustralya’da 30. Abdal Musa Festivali yapıldı, barış mesajı verildi-VİDEO

    PİRHA-Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu’nun her yıl düzenlediği 30. Abdal Musa Festivali yapıldı. Yoğun katılımın olduğu festivalde savaşların son bulması çağrısında bulunuldu. Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, Alevi inancını Avustralya’da yaşamaya ve sürdürmeye devam edeceklerini kaydetti.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) ve üye kurumları Avustralya Toplum Konseyi (AATK), Dandenong Alevi Kültür Merkezi’nin (DAKM) ortaklaşa düzenlediği 30. Abdal Musa Festivali büyük bir coşkuyla yapıldı.

    Coburg Gölü Koruma Alanı, Murray Yolu Coburg’da yapılan 30. Abdal Musa Festivali’ne, Avustralya’da yaşayan toplulukların inanç ve siyasi parti ve yerel temsilcilerinin yanı sıra yüzlerce yurttaş katıldı.

    Avustralya Alevi Toplum Konseyi Başkanı Hüseyin Duman, Dandenong Alevi Kültür Merkezi Başkan Yardımcısı Doğan Coşkun, Viktorya Kültür Bakanı Ingrıd Still, Viktorya Adalet Bakanı Enver Erdoğan, Federal Bölge Milletvekili Peter Khalil, Hume Belediye Başkanı Naim Kurt birer konuşma yaptı.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka da, 8 dilde festivale katılanları selamlayarak başladığı konuşmasında, 30’uncu yılı kutlanan Abdal Musa ve Abdal Musa Festivali’ne dair değerlendirmede bulunarak, “Bugün burada 30’uncusunu kutladığımız Abdal Musa Lokması 14. yüzyıldan beri Anadolu’da Alevi toplumu tarafından sürdürülen Abdal Musa’nın, kendi dergahında meydana getirdiği birlik ve dayanışma geleneğinin devamıdır” dedi.

    “ZALİMİN KARŞINDA DURMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Abdal Musa düşüncesinde de belirtildiği gibi; savaş, kan dökme, hak yeme, birbirini çekiştirme, ayrımcılığın, sevgi ile bağdaşmadığı için kabul edilmez olduğunu vurgulayan Suzan Saka, şunları söyledi:

    “Federasyonumuz, bu anlamda Aborjin ve Torres Bogazi Adalılarıyla dayanışmaya, İsrail’in Filistin halklarına uyguladığı soykırımı, Hamas’ın İsrail’deki masum insanları katlettiği saldırıyı şiddetle kınıyor, masum ve sivillerin öldürülmesini engellemek icin bir an önce savaşın kalıcı olarak bitirilmesi çağrısını yapıyoruz. Yine, İran İslam devletinin kadınlara, kız çocuklarına, demokrasi isteyenlere uyguladığı şiddeti kınıyoruz. Ayrıca, bizler anavatanımızdan binlerce km ötede yaşasak da Aleviler, Kürtler ve tüm ezilenler dahil olmak üzere Türkiye’de yasanan hak ihlallerine de karşı ses çıkarmaya, Türkiye Cumhuriyeti devleti, AKP hükumeti ve tüm muhalefet partilerini göreve çağırmaya devam edeceğiz. Federasyonumuz, her türlü hak ihlalinde mazlumun yanında, zalimin karşında durmaya devam edecektir.”

    AFA Genel Başkanı Suzan Saka, doğduğu topraklardan sürgün edilen, soykırımlara uğrayan Alevilerin, binlerce yıldır yaşadıkları travmalara rağmen; Avustralya gibi yerleştikleri her ülkede yaşamı güzelleştirmek için, kendi inancına sahip çıkarken, başka inançların, halkların özgürlüğünü de savunduğunu belirtti.

    “YOLUMUZU, KÜLTÜRÜMÜZÜ AVUSTRALYA TOPRAKLARINDA SÜRDÜRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    30 yıllık çalışmalarını paylaşan Suzan Saka, “Aleviliğin kendi başına bir inanç olduğunu, evreni bir bütün, Hakk’ı insanda görür. Bundan sonra da Yol’umuzu, kültürümüzü, felsefemizi, öğretimizi Avustralya topraklarında diğer halklarla barış ve sevgi içerisinde sürdürmeye devam edeceğiz” şeklinde ifade etti.

    Abdal Musa Festivali, deyişler, türküler, Aborjin müziği, semah, çocuklar için birçok aktivite ve halaylarla devam etti. Kurulan stantlarda geleneksel yiyecekler ve Abdal Musa adına tığlanan lokma pay edildi.

    PİRHA/AVUSTRALYA

  • AFA Genel Başkanı Saka: Zaman aşımı kararını kınıyoruz- VİDEO

    AFA Genel Başkanı Saka: Zaman aşımı kararını kınıyoruz- VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı davasında zaman aşımı kararı verilmesine tepki gösteren Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, “İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaz. Avustralya’da yaşayan Aleviler olarak bu kararı şiddetle kınıyoruz” dedi.

    33 aydının katledildiği Sivas Katliamı’na ilişkin mahkeme heyeti davanın düşmesine hükmetti. Başta Alevi kurumları olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden karara ilişkin tepkiler yükseliyor.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka da yürütülen yargı süreci ve alınan karara “kabul edilemez” diyerek tepki gösterdi.

    “TÜRKİYE YASALARA UYMALI”

    İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı kavramının geçerli olmayacağına vurgu yapan Suzan Saka, “Uluslararası hukuksal aynı zamanda insan haklarını koruyan beyannameler başta olmak üzere insanlığa karşı işlenmiş suçlar zaman aşımına uğramamalıdır” diyerek karara tepki gösterdi.

    Türkiye’de Alevilerin, Kürtlerin, kadınların ve diğer azınlıkların sistematik bir şekilde ötekileştirilip şiddete, katliamlara maruz kaldığını belirten Saka, şu ifadeleri kullandı:

    “Hem Türkiye’de hem de dünyanın her yerinde insanlar eşit yaşamak hakkına sahiptir. Hiç kimse inancından dolayı, ırkından dolayı, cinsel yöneliminden dolayı öldürülmeyi hak etmez. Sivas Madımak Katliamı davasının 30. Yılında zaman aşımına uğramasını Avustralya’da yaşayan Aleviler olarak şiddetle kınıyoruz. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaz. Türkiye Cumhuriyeti’ni bir an önce yasalara uymayı davet ediyorum.”

    PİRHA/AVUSTRALYA

    İLGİLİ HABERLERİ

    >Sivas Katliamı Davası’nda utanç karar: Katliam zaman aşımına uğratıldı- VİDEO

    >Sivas Katliamı Davası kararına tepki: Bu davayı mahşere bırakmayacağız- VİDEO

     

  • ‘Alevi inancı yol yürütücüler sayesinde varlığını koruyor’

    ‘Alevi inancı yol yürütücüler sayesinde varlığını koruyor’

    PİRHA- AFA’ya bağlı Avustralya Alevi Toplum Konseyi ve Dandenong Alevi Kültür Merkezi’nde Mehmet Turan Dede ve Dr. Gani Pekşen tarafından dinleti ve söyleşi verildi.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) tarafından her yıl düzenli yapılan ancak koronavirüs nedeniyle ara verilmek zorunda kalınan etkinliklere kalındığı yerden devam ediliyor.

    Etkinlik kapsamında Mehmet Turan Dede ve Dr. Gani Pekşen AFA’ya bağlı Avustralya Alevi Toplum Konseyi ve Dandenong Alevi Kültür Merkezi’nde söyleşi ve dinleti verdi.

    Mehmet Turan tarafından uyandırılan çerağla başlanan söyleşiye katılım yoğun olurken, AFA Genel Başkanı Suzan Saka, Alevilik erkanını yürütenler ve kendilerini Alevi yolunun devamına adayanlar sayesinde Alevi inancının devam ettiğini belirterek, “Onlar, hem yolumuzun kaybolmasının önüne geçmişler hem de kaybolmaya yüz tutmuş bellek ve kadim gerçekleri bir sonraki kuşaklara aktarmışlardır. Bu bilgiler Alevi sözlü geleneği ile kuşaktan kuşağa aktarılarak korunmuştur” dedi.

    Mehmet Turan Dede, söyleşide Alevi sözlü geleneğinin Avustralya’da yaşatılmasının önemine dikkat çekerek, Alevi yol ve erkan önderleri, Aleviliğin, inanç, felsefi, teolojik ve kültürel boyutlarını deyişler, nefesler ve devriyelerin anlamını Dr. Gani Pekşen ile birlikte aktardı.

    Söyleşi ve dinleti sonrası lokmalar pay edildi.

    Programlarının bir kısmını tamamlayan Mehmet Turan Dede ve Dr. Gani Pekşen; 22 Nisan Cumartesi akşamı Hallac-ı Mansur Cemevi’nde Abdal Musa Birlik Cemi’ni yüretecek ve aynı haftasonu pazar günü ise sadece gençlerin katılacağı bir söyleşiyi, İngilizce çeviri eşliğinde gençletin sorularına ve merak ettikleri hususlara değinecekler.

    PİRHA/AVUSTRALYA

  • AFA Başkanı Saka: İktidarın yanında olan Aleviler inancımıza ihanet edecekler-VİDEO

    AFA Başkanı Saka: İktidarın yanında olan Aleviler inancımıza ihanet edecekler-VİDEO

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, cemevlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulacak olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlanacağına dair yaptığı açıklamaya AFA Genel Başkanı Suzan Saka tepki gösterdi. Saka, “İktidarın yanında olacak olan dedeler, analar ya da gençler, kendi inançlarına, kendi kültürlerine, kendi geçmişlerine, kendi analarına, dedelerine, pirlerine, Pir Sultan Abdal’a, Hacı Bektaş’a, Hallacı Mansur’a, Hasret’e, Nesimi’ye, ihanet edecekler” dedi.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, cemevlerinin yönetiminin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulacak olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlanacağına dair yaptığı açıklamayı değerlendirdi.

    Avusturalya’dan Avrupa’ya ve Türkiye’ye Alevi kurumlarının ortak hareket ettiklerinin altını çizen Suzan Saka, “Avrupa’daki konfederasyon ve Türkiye’deki Alevi örgütlerinden farklı düşünmüyoruz. Ne kadar fiziksel ve mekansal olarak Türkiye’den uzakta da olsak kaygılarımız özellikle de Cumhurbaşkanı’nın şu an yapmış olduğu manevralar konusundaki fikrimiz aynı” dedi.

    “İKTİDARIN YANINDA YER ALAN ALEVİLER KENDİ İNANÇLARINA İHANET EDİYORLAR”

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yanında duran bir grup kurum başkanı ve dedeye “Bu iktidara nasıl güveniyorlar?” diye soran Suzan Saka, “21 yıllık iktidarları tarihi bunun kanıtıdır. Israrlı bir şekilde bu iktidarın son yirmi yıl içerisinde gazetecilere, yazarlara, akademisyenlere, işçilere, emekçilere, Kürtlere, Alevilere, kısacası bütün kesimlere karşı nasıl bir hak ihlali uygulandığı ortada. Dolayısıyla pratiği aslında kendini ispat eden bir iktidardan ne beklenebilir? Ne bekliyor? Bu dedeler ya da cemevleri liderleri bu soruya kendilerine çok iyi sormaları gerekiyor. Çünkü böylesi bir yapılanma içerisinde yer alarak aslında hem kendi tarihlerine, inançlarına, felsefelerine, kültürlerine hem de Türkiye halklarına ihanet ediyorlar” diye konuştu.

    “PİR SULTAN ABDAL’A, HACI BEKTAŞ’A, HALLACI MANSUR’A İHANET EDECEKLER!”

    Şu ana kadar AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın asıl muhataplarını dikkate almadığının altını çizen Suzan Saka, şunları ifade etti:

    “Alevi felsefesini, kültürü ve eşit yurttaşlık hakkı gibi söylemlerini dile getiren ve bu anlamda da hem alanda olan, hem masada oturan Türkiye’de belli başlı Alevi örgütleri var ve bunlar demokrasi mücadelesi veriyorlar. Sadece Aleviler için değil Türkiye’de yaşayan bütün halkları için demokrasi mücadelesi veriyorlar. Dolayısıyla Alevi kurumları sorunların çözümü için istişareye açık. Ama bizim sorunlarımızı çözecek, biat ettirecek bir yöntemle değilse biz buna açığız.

    Yüzlerce yıldır Anadolu’da olan bir inancı kalkıp kendi kurallarınız, kendi yöntemlerinizin içerisine alırsanız kabul edilmez. Cumhuriyet kurulduğundan bu yana Türkleştirme, tek dil, tek dil, tek din yöntemini kullanıyor. Dönem dönem direkt yaparak, dönem dönem işte bu tür yöntemlerle halkları, toplumları, inançları bölerek, asimile etmeye devam ediyor. Bununla birlikte bugün iktidar daha sinsice yöntemler uyguluyor. Bu da o yöntemlerden bir tanesi. Şimdi oraya gidecek olan dedeler, analar ya da gençler, Alevilikle ilgili devletin çizmiş olduğu bir politika ya da bir yaşam biçimini öğrenerek aslında tek dini hizmet eden bir sürece girecekler ve kendi inançlarına, kendi kültürlerine, kendi geçmişlerine, kendi analarına, dedelerine, pirlerine, Pir Sultan Abdal’a, Hacı Bektaş’a, Hallacı Mansur’a, Hasret’e, Nesimi’ye, ihanet edecekler.”

    “İKTİDARIN OYUNLARINA GELİNMEMESİ İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    “Aleviler olarak; bizi muhatap alın, inancımızı tanıyın diyoruz. Bizi öldürmeyin, bizi kırmayın. Bizim çocuklarımızı asimile etmeyin istiyoruz” diyen Suzan Saka, “Türkiye’deki Aleviler kendi haklarını savunan, gerçekten Aleviliğin başlı başına bir inanç olduğunu ısrarla söyleyen, Alevi katliamlarıyla devletin yüzleşmesi gerektiğini belirten, laik bir eğitim ve laik bir devlet ve eşit vatandaşlık, demokrasi ama herkes için demokrasi diyen Türkiye’deki Alevi çatı kurumlarının liderliklerine güvenmeleri gerektiğini düşünüyorum. Tabii bu anlamda da hem Türkiye’deki hem Avrupa’daki hem de diğer kıtalardaki Alevi örgütlenmelerine de görev göre düşüyor. Bizler de ısrarla ama hiç vazgeçmeden iktidarın oyunlarına gelinmemesi için yapılanların unutulmaması için mücadele edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER

    > Erdoğan’dan Alevi inancıyla bağdaşmayan ‘müjde’ler; Alevi hakları yine yok!
    > Alevi örgütlerinden Erdoğan’a: Açılım değil Alevilere darbedir!-VİDEO

  • AFA Başkanı Suzan Saka: Devletin Alevisi olmayacağız-VİDEO

    AFA Başkanı Suzan Saka: Devletin Alevisi olmayacağız-VİDEO

    PİRHA- Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Suzan Saka, federasyon çalışmalarını, AKP iktidarının cemevleri ziyaretlerini ve iktidarın Alevi sorununa yaklaşımını PİRHA’ya değerlendirdi. Suzan Saka, Alevi örgütlerinin ortak taleplerinin her alanda dile getirdiklerini dile getirerek, “Bizler devletin Alevisi değiliz, hiçbir zaman da devletin Alevisi olmayacağız” dedi.

    AKP-MHP ittifakı Alevi kurumlarına yönelik ilgisini arttırıyor. AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tartışmalı Hüseyin Gazi Cemevi ziyareti sonrası Kültür Bakanlığı’nın Alevi kurumlarının etkinliğine alternatif olarak düzenlediği etkinliğe katılarak, “Ülkemizdeki 1585 cemevinin tamamı ziyaret edilerek Alevi-Bektaşi vatandaşlarımızın 8 bin 740 talebi belirlendi. 5 bin 600’ü hızla karşılandı. Diğer taleplerle ilgili olarak İçişleri, Kültür ve Adalet Bakanlığımız çalışma yapıyor” dedi.

    Alevi çatı örgütlerinden Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Derneleri (AKD) ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, ortak bir açıklama yaparak, “Alevileri asimile etmeyi hedefleyen devletin tutumu hiç bir dönemde, bu dönemde olduğu kadar gözü kara ve ideolojik bir hal almadı! Alevi toplumunun hükümetten ve Cumhurbaşkanından beklentisi nettir; İçimize oynamak değil, farklı kanatlarımızın ortak mutabakatıyla oluşturulmuş olan ortak taleplerimizin karşılaması, 85 milyon insanıyla anayasal hak ve yurttaşlık eşitliğimizin sağlanmasıdır. Burada bir kez daha ilan ediyoruz ki, betonla, çimentoyla, içimizden ayartılacak olanlara sağlanan dünyalıklar uğruna inancımızla oynanmasına, taleplerimizin saptırılıp geçiştirilmesine izin vermeyeceğiz” dedi.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Suzan Saka, federasyon çalışmalarını, AKP iktidarının cemevleri ziyaretlerini ve iktidarın Alevi sorununa yaklaşımını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “BELEDİYENİN ABDALLARIN İHTİYAÇLARINI KARŞILAMALIDIR”

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda izlenimleriniz neler oldu?

    Açıkçası çok uzaktan gelip de Hacı Bektaş Veli kültür ve sanat etkinliklerine katılmak benim için çok onure verici bir şeydi. Özellikle buradaki Alevi örgütlenmelerinin içerisinde yer almak, onlarla beraber hareket etmek gurur vericiydi. Çok mutlu oldum.

    Aynı zamanda buradaki toplumu görürken, izlerken, onların hünkara olan bağlılığını, her sene düzenli gelen özellikle Abdalları ilk defa görüyorum. Kendilerini çok büyük şaşkınlıkla ve gıptayla izledim. Çoğu sokaklarda kalıyor ve onlara falan hiç takılmıyorlar. O kadar itikatlılar. O anlamda hoşuma gitti.

    Hacı Bektaş Belediyesi’nin bu anlamda buraya gelen ve maddi imkanları olmayıp da özellikle Abdal olan Alevilere yer ve yurt sağlaması gerekiyor. Sağlıklı koşullarda ziyaretlerini gerçekleştirmeleri için daha düzenli ve organize bir çalışmaya ihtiyaç var.

    “ALEVİLERİN ORTAK TALEPLERİNİ HER YERDE DİLE GETİRİYORUZ”

    -Avustralya’dan Türkiye nasıl gözüküyor?

    Türkiye’de Alevi inancı tanınmıyor. Yüzyıllardır hem asimilasyona hem de katliama uğrama hali devam ediyor. Yurt dışında yaşayan Alevi örgütlerinin temel mücadele alanlarından biri ve bu hak mücadelesinin bir parçasıyız.

    Bizler yaşadığımız ülkelerde demokratik anlamda haklarımız olduğu için kendi derdimizi, meramımızı anlatabiliyoruz veya resmi mercilerle görüşebiliyoruz ve Türkiye’deki yaşanan herhangi bir hak ihlali, Aleviler olsun, Kürtler olsun, LGBT+’lar olsun, kadın hareketi olsun, bu anlamda tavrımızı netleştiriyoruz. Ama tabii Türkiye’de devlet zaten ötekilleştirmeye çalıştığı ırksal ve inançsal gruplara doğal olarak yaşam hakkı vermiyor. Yaşam hakkı vermediği için de Alevilerin buradaki Alevi örgütlenmelerinin varlığı çok önemli ve onların kazanmış olduğu örgütlenmeleri sonucunda belki bizler bugün Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı’na geliyoruz ve Alevilerin ortak taleplerini dile getiriyoruz.

    Bunlar zaten insan hakları talebi. En başta eşit yurttaşlık istiyoruz. İkincisi Alevilerin inanç merkezleri cemevleridir diyoruz. Üçüncüsü laik bir eğitim, laik bir devlet istiyoruz. Sivas Katliamı başta olmak üzere diğer katliamlarla devletin yüzleşmesi gerektiğini ısrarla belirtiyoruz. Çünkü yüzleştiğin zaman barışırsın, yüzleştiğin zaman acıları sarmak için bir nebze de olsa elini uzatırsın. Ve tabii ki Sivas Madımak Oteli’nin de utançlık müzesi olmasını istiyoruz. Bütün bunlar hem Türkiye’deki hem yurt dışındaki Alevi örgütlerinin ortak talepleridir.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİNE ÖNEMLİ GÖREVLER DÜŞÜYOR”

    -AKP iktidarının cemevleri ziyaretlerini ve Alevi sorununa olan yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Aleviler uyanık olmak zorundalar. Özellikle Alevilerin haklarını savunan Alevi örgütleriyle hareket etmek durumundalar. Çünkü şunu biliyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti devleti böyle bir geleneğe sahip. Şu an Cumhurbaşkanı’nın ziyaretini seçime yönelik bir yatırım olarak düşünüyorum. Alevi örgütlerine, hem Türkiye’de hem de yurt dışında bu anlamda Alevilerin kafasını açmak ve onlara liderlik yapmak açısından tabii ki çok önemli vazife düşüyor.

    Alevilik başlı başına bir inanç olarak gören bizler kendi inancımızı, kendi kültürümüzü yaşayacağız ve bunun için de mücadele edeceğiz diyen bizler hükümetin ve diğer muhalefet partilerinin bazılarının dışında bırakarak bu tür söylemlerine kanacaklarına inanmıyorum. Sonuçta bizler devletin Alevisi değiliz, hiçbir zaman da devletin Alevisi olmayacağız.

    “KENDİMİZİ ÖTEKİ HİSSETMİYORUZ”

    -Avustralya’da Alevi kurumsallaşması ve hakları ne durumda?

    Öncelikli olarak Avustralya sosyal bir devlet. Aynı zamanda da çok kültürlü bir ülke. Tabii ki orada da ırkçılıklar var ama benim gözlemlediklerim ve çıkarımlarımdan aldığım sonuca baktığımda Avrupa’ya göre ırkçılığın daha az olan ülkelerden biri. Dolayısıyla ben orada kendimi hiçbir zaman bir göçmen olarak hissetmedim. Kendi göçmen hissiyatımın dışında hissetmedim. Çünkü on beş senedir orada yaşıyorum. Aksanlı bir İngilizce konuşuyorum ve ben şu an orada Victoria hükümetine bağlı olmamakla beraber, beraber çalışan çok kültürlü bir kurumda Türkçe konuşan görevli olarak yer alıyorum.

    Oradaki partilerle ilişkilerimiz iyi. Zaten bir toplum örgütü, biz demokratik kitle örgütüyüz ve aynı zamanda da cemevimiz var, Hallacı, Mansur Cemevi. İşçi Partisi’yle yakın ilişkilerimiz var zaten. Kendimizi öteki hissetmiyoruz orada. Bu çok önemli. Ötekilerin ülkesi, ötekiler yönetiyor, ötekiler yönetmeli. Evet, bir sürü halk var ve başka halkları tanıma fırsatımız oldu. Hacı Bektaş Veli’nin söylediği işte yetmiş millete bir nazarda bakmayı orada yaşıyoruz, orada görüyoruz.

    “ORTAK ŞİARIMIZI GENİŞLETMEK DURUMUNDAYIZ”

    -Yakın zamanda seçim olacak. Seçimler hakkında ne düşünüyorsunuz?

    AKP topluma yoğun bir baskı uyguladı ve devam ediyor. Geziyi hepimiz hatırlıyoruz, dokunmadığı kesimler kalmadı. Bütün kesimlerin Türkiye’deki bu durumdan AKP seçmenleri de dahil olmak üzere rahatsız. Özellikle ekonomik anlamda ciddi sıkıtılar yaşanıyor. İşsizlik çok yüksek.

    Türkiye özellikle kadınlar için, çocuklar için can güvenliği yok. İstanbul Sözleşmesi’nin anayasadan kaldırılmasıyla da iyice artan şiddet söz konusu. Bunların tekrar kazanılması mücadeleyle olacak. Gökten hiçbir şey zembille inmiyor, inmeyecek de. Dayanışmak zorundayız ve ortak şiarımızı genişletmek durumundayız.

    Diren KESER-Rohat EMEKÇİ/PİRHA