Etiket: t24

  • Gazeteci Tolga Şardan tutuklandı

    Gazeteci Tolga Şardan tutuklandı

    PİRHA-İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında T24 yazarı Tolga Şardan gözaltına alınana Şardan, gözaltına alındıktan birkaç saat sonra tutuklandı.

    T24 yazarı Tolga Şardan hakkında “MİT’in Cumhurbaşkanlığı’na sunduğu ‘yargı raporu’nda neler var?” başlıklı yazısı sonrası İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın re’sen başlattığı soruşturma kapsamında gözaltı kararı verildi. Karar sonrası polis Şardan’ın evine baskın düzenledi. Şardan gözaltına alındı. Ankara Adliyesi’nde Sulh Ceza Hakimliği’nce SEGBİS aracılığıyla savcılık ifadesi alındı.

    Savcılık, Tolga Şardan’ı tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk etti. Şardan, hakimlik sorgusunun ardından tutuklandı.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:

    T24 yazarı Tolga Şardan gözaltına alındı

    Tolga Şardan’ın ardından gazeteci Dinçer Gökçe de gözaltına alındı

    ÇGD’den Tolga Şardan’ın gözaltına alınmasına tepki: Derhal serbest bırakın!

  • ÇGD’den Tolga Şardan’ın gözaltına alınmasına tepki: Derhal serbest bırakın!

    ÇGD’den Tolga Şardan’ın gözaltına alınmasına tepki: Derhal serbest bırakın!

    PİRHA- Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), gözaltına alınan T24 yazarı Tolga Şardan’ın serbest bırakılması çağrısında bulunarak, “Halkı bilgilendirmeyi temel amaç edinmiş her gazeteci, haber ve yorum üretmekten, yazmaktan asla vazgeçmeyecek. Gazetecilikten vazgeçmeyen her meslektaşımızın yanında olduğumuzu bildiririz” dedi.

    T24 yazarı Tolga Şardan, “MİT’in Cumhurbaşkanlığı’na sunduğu ‘yargı raporu’nda neler var?” başlıklı yazısı sonrası İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın re’sen başlattığı soruşturma kapsamında gözaltına alındı.

    “SANSÜR YASASI GAZETECİLER ÜZERİNDE CEZALANDIRMA ARACI OLARAK KULLANILIYOR”

    Çağdaş Gazeteciler Derneği Ankara Şubesi (ÇGD), yazılı bir açıklama yaparak, “Gazetecilikten vazgeçmeyen her meslektaşımızın yanında olduğumuzu bildiririz. Gazeteci Tolga Şardan’ı derhal serbest bırakın!” dedi.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Sansür yasası yine devrede, gazeteci Şardan’ı serbest bırakın. İktidarın keyfi susturma uygulamalarının yasal dayanağı olarak geçtiğimiz yıl yürürlüğe giren sansür yasası, görevini yerine getiren gazeteciler üzerinde bir cezalandırma aracı olarak uygulanmaya devam ediyor. Kamuoyuna ‘demokratikleştirici’ bir yasa olarak sunulmaya çalışan bu yasanın hükümleri ilk günden bu yana kamuoyunun habere ulaşmasının önündeki en büyük engellerden biri haline gelmiştir. Sansür yasası yürürlüğe girdiği ilk günden bugüne, gazeteciler üzerinde keyfi baskı araçlarının kurumsallaşmasından, iktidar tarafından istenmeyen her sesin ‘kısılması’ndan başka bir işleve sahip olmamıştır.

    Bugün, kendisine yasal dayanak bulunan bu hukuksuzluğa bir yenisi daha eklendi. Üyemiz, Gazeteci Tolga Şardan, “MİT’in Cumhurbaşkanlığı’na sunduğu ‘yargı raporu’nda neler var?” başlıklı yazısı gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. Gazetecinin en temel amacı, haber ve yorum yoluyla halkı ve kamuoyunu bilgilendirmektir. Meslektaşımızın, son dönemde tartışılan bir konuda kamuoyunu aydınlatmak adına kaleme aldığı yazının ardından gerçekleşen bu gözaltı, görevini yapan gazeteciye ‘görevini yapma’ demekten başka bir şey değildir.

    Bugün meslektaşımız Şardan’a yönelik gözaltı işlemine hangi yasal kılıf uydurulursa uydurulsun, gazetecileri susturmaya yönelik faaliyetlerin toplum nezdinde hiçbir meşruluğu yoktur. Halkı bilgilendirmeyi temel amaç edinmiş her gazeteci, haber ve yorum üretmekten, yazmaktan asla vazgeçmeyecek. Gazetecilikten vazgeçmeyen her meslektaşımızın yanında olduğumuzu bildiririz. Gazeteci Tolga Şardan’ı derhal serbest bırakın!”

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:

    T24 yazarı Tolga Şardan gözaltına alındı

    Tolga Şardan’ın ardından gazeteci Dinçer Gökçe de gözaltına alındı

     

  • T24 yazarı Tolga Şardan gözaltına alındı

    T24 yazarı Tolga Şardan gözaltına alındı

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında T24 yazarı Tolga Şardan gözaltına alındı.

    T24 yazarı Tolga Şardan hakkında “MİT’in Cumhurbaşkanlığı’na sunduğu ‘yargı raporu’nda neler var?” başlıklı yazısı sonrası İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın re’sen başlattığı soruşturma kapsamında gözaltı kararı verildi. Karar sonrası polis Şardan’ın evine baskın düzenledi. Şardan gözaltına alındı.

    ‘YANILTICI BİLGİYİ ALENEN YAYMA’ SUÇLAMASI

    Soruşturmanın, Şardan’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a sunulan ve yargıdaki yolsuzluk iddiaları konusunda tespitler içeren MİT raporuna ilişkin yazısı nedeniyle başlatıldığı belirtildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmasında, Şardan’ın “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla suçlandığı kaydedildi.

    Şardan, dün T24’te kaleme aldığı yazısında, MİT’in Cumhurbaşkanlığı’na sunduğu “yargı raporunu” gündeme getirmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kılıçdaroğlu’ndan jitem, Yeşil, beyaz toros tepkisi: Kim bu tehdidi yapıyor haindir, bölücüdür

    Kılıçdaroğlu’ndan jitem, Yeşil, beyaz toros tepkisi: Kim bu tehdidi yapıyor haindir, bölücüdür

    PİRHA- Amedspor’a yönelik gerçekleştirilen ırkçı saldırılara ilişkin konuşan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Hiç kimse hiç kimseyi geçmişte yaşanan acıların sembolleri ve failleri üzerinden tehdit edemez. Hukuk ivedilikle gereğini yapmalıdır” dedi. Kılıçdaroğlu ayrıca HDP ile yapılacak görüşmeye dair de “HDP’nin değerli Eş Genel Başkanlarıyla görüşeceğim. Arkadaşlarım planlamayı yapıyorlar” ifadelerini kullandı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu T24’ten Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtladı.

    Bursaspor ile Amedspor arasındaki futbol karşılaması sırasında Amedspor futbolcularına yönelik yapılan ırkçı saldırılar ile tribünlerde açılan Jitem, Yeşil, beyaz toros pankartlarıyla ilgili soruya da cevap veren Kılıçdaroğlu, “Kim bu tehdidi yapıyor veya bu tehdide aracılık ediyor, göz yumuyorsa haindir, bölücüdür” dedi.

    “KİMSE GEÇMİŞTE YAŞANAN ACILAR ÜZERİNDEN TEHDİT EDEMEZ”

    Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

    “Türkiye Futbol Federasyonu, Bursa Valiliği ve Emniyeti’nin de dahil olduğu bir ihmaller zinciri olduğu görünüyor. Gerekli soruşturmanın başlatıldığı açıklandı. Bekleyeceğiz, bakalım ne çıkacak soruşturmadan? Taraftar boyutuna ilişkin ise; bu ülkede hiç kimse hiç kimseyi hangi gerekçeyle olursa olsun, tehdit edemez… Hiç kimse hiç kimseyi geçmişte yaşanan acıların sembolleri ve failleri üzerinden tehdit edemez. Kim bu tehdidi yapıyor veya bu tehdide aracılık ediyor, göz yumuyorsa haindir, bölücüdür. Hukuk ivedilikle gereğini yapar, yapmalıdır.

    Amedspor’un ismine gelince. Bırakın Allah aşkına; yıllar önce Türkiye Futbol Federasyonu onayladı bu ismi. Yaklaşık 10 yıldır, mücadele ettiği kümelerde yüzlerce maç oynamış, Türkiye’nin dört bir yanına deplasmana gitmiş; Türkiye’nin dört bir yanından Diyarbakır’a gelmiş takımlara ev sahipliği yapmış, Amedspor. Amedspor’un isminin Amedspor olduğunu yeni mi duymuşlar.”

    HDP İLE GÖRÜŞME YAPILACAK

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanları ile görüşeceğini de ifade eden Kılıçdaroğlu, “HDP’nin değerli Eş Genel Başkanlarıyla görüşeceğim. Arkadaşlarım planlamayı yapıyorlar” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Aysel Tuğluk, annesine yapılanları ve buna müsaade edenleri unutmadan yaşar’

    ‘Aysel Tuğluk, annesine yapılanları ve buna müsaade edenleri unutmadan yaşar’

    PİRHA-Tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Milletvekili Aysel Tuğluk ile ilgili bir yazı kaleme alan Tuğçe Tatari, “Benim içinde yaşadığım topluma inancımı büyük ölçüde kıran mihenk taşlarından biri Aysel Tuğluk’un annesinin cenazesinde yaşanan olaylardır. Tuğluk, yaşadıklarının etkisiyle, tedavisi olmayan ve direkt hafızasını hedef alan bir hastalığa tutulmuştu. Aysel Tuğluk gibi sağlam duruşlu insanlar hastalığına rağmen annesine yapılanları ve buna müsaade edenleri unutmadan yaşar” ifadelerini kullandı.

    T24 yazarı Tuğçe Tatari, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Van eski Milletvekili Aysel Tuğluk hakkında bir yazı kaleme aldı. “Benim içinde yaşadığım topluma inancımı büyük ölçüde kıran mihenk taşlarından biri Aysel Tuğluk’un annesinin cenazesinde yaşanan olaylardır” sözleriyle giriş yaptığı yazısında Tatari, Tuğluk’un vefat eden annesi Hatun Tuğluk’un 13 Eylül 2017 tarihinde Ankara’daki Hakk’a uğurlama erkanına yönelik saldırıya değindi.

    “HATUN TUĞLUK’U KAYBETMEK ONU DERİNDEN SARSMIŞTI”

    Tatari şu ifadeleri kullandı:

    “Ankara’da vefat eden Hatun Tuğluk, İncek mahalle mezarlığına defin edilecekti. Aysel Tuğluk cezaevinden özel izinle cenazeye katılmıştı. Bitkin görünüyordu. Cenazeye katılan arkadaşlarının yorumlarından öğrenmiştik, en kıymetli insanıydı annesi. Ve onu kaybetmek Aysel Tuğluk’u çok derinden sarsmıştı.

    Maalesef yaşadığı üzüntü sadece ana kaybıyla bırakılmayacaktı…

    Hatun Tuğluk’un cenazesi gömülürken mezarlığa giriş yapan kalabalık bir grubun saldırısına uğramış, hakaret ve küfürler taş atmaya varmış, güvenlik görevlilerince ‘zapt edilemeyen’ grubun “Buraya Ermeni, buraya terörist gömdürmeyiz” diye avaz avaza bağırarak ölü bir bedene ettikleri üzerimde kurşun gibi bir ağırlık yaratmış, yıllarca unutamadığım derin bir ize dönüşmüştü.

    Sonuçta Hatun Tuğluk ‘onu burada yatırtmayız, çıkartır, parçalar ve çöpe atarız’ tehditleri, tekbir sesleri eşliğinde taş ve tuğlalar atılarak gömüldüğü mezardan çıkartılmış ve doğduğu yere, Dersim’e defin edilmişti. Aslında o gün o cenazede yakın gelecekte Kürt siyasetçilere uygulanacak muamelenin de sinyalleri verilmişti bana göre.

    Çünkü neredeyse HDP’nin tüm tanınmış isimleri o cenazedeydi ve ‘önlenemeyen’ bu olay esnasında uzun süre mezarlığa sıkıştırılıp belki de hayatları boyunca duymadıkları ağırlıkta küfürlere maruz bırakıldılar. İki gün süren cenazenin defin işleri dediğim gibi uzaktan bir izleyici olarak beni derinden sarsmış, ürkütmüş ve içinde bulunduğum topluma karşı muazzam bir kırılma yaşamama neden olmuştu.”

    “TUĞLUK, TEDAVİSİ OLMAYAN VE HAFIZASINI HEDEF ALAN BİR HASTALIĞA TUTULDU”

    Tatari, yazısının devamında ise Aysel Tuğluk‘un tutuklu bulunduğu cezaevinde yaşadığı sağlık sorununa ilişkin “Sonra bir gün cezaevinde çekilmiş yeni bir fotoğrafı yayınlandı. Bembeyazdı saçları. İfadesinde acı vardı. Cenazede yaşananların üzüntüsünü atlatamamış diye düşündüm. Çok geçmeden öğrendim ki yaşadıklarının etkisiyle, tedavisi olmayan ve direkt hafızasını hedef alan bir hastalığa tutulmuştu. Tanımadığım Aysel Tuğluk’la ikinci duygusal dönemecime girmiştim. Açıkçası kahroldum. Kıvrandım üzüntüden.

    İlk ve tek hasta tutuklu o değildi muhakkak, acı ve haksızlıklarla doluydu cezaevleri ama inandığı uğurda ‘ateşten gömlek giyerek’ siyaset yapan, bastığı yerde sağlam duran, kaymayan, kıvırmayan birinin böylesi bir hastalığa tutulması üstelik de düşman hukukunun adeta bir rehini pozisyonundayken bunu yaşaması beni derinden etkiledi. Hele maaşı için vekil olanları, Kürtlerin mağduriyetlerini kişisel kariyerine basamak yapan, siyasi bir kartvizit için kullananları filan düşününce Aysel Tuğluk’un yaşadığı bu durumu hazmetmekte daha da zorlandım” ifadelerini kullandı.

    “CEZAEVİ KOŞULLARI, HASTALIĞIN HIZLI İLERLEYİŞİNDE ETKEN”

    Cezaevi koşullarının, Tuğluk‘un hastalığının hızlı ilerleyişinde etken olduğunu belirten Tatari, “Aysel Tuğluk’un tutuklu değil hükümlü olması, pandemi koşullarının getirdiği yeni düzenlemeler, Kandıra’ya sevk edilen HDP’li vekillerden sonra uygulamadan kaldırılan ‘sosyalleşme’ler ve en önemlisi de cezaevi koşullarının bu hastalığının ne kadar hızlı ilerlemesine neden olabileceğini tahmin edebilirsiniz. Konunun uzmanı değilim ama çevremde maalesef aynı hastalıktan muzdarip birçok yakınım var, hastalığın bu kadar genç yaşta ortaya çıkmasının annesinin cenazesinde yaşananların tetiklemesiyle mümkün ve bu derece hızlı ilerlemiş olmasının da cezaevi koşulları olduğunu bilecek kadar yakından tanıyorum bu hastalığı.

    Ziyaretçilerinin anlattıkları düşünerek canlandırdığım acı tablonun daha da ete kemiğe bürünmesine sebep oluyor açıkçası. Aysel Tuğluk’un pek konuşmadığını, genelde dinlediğini sadece sıklıkla “Anneme neler yaptılar, dayanamıyorum” diye tekrarladığını aktarıyorlar” dedi.

    “DEMİRTAŞ KADAR POPÜLER OLMAYANLARI DA ARADA HATIRLAYALIM”

    Tatari, tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş‘a gösterilen hassasiyetin Aysel Tuğluk ve diğer siyasi tutuklular için de gösterilmesi gerektiğini vurgularken, şu ifadelerle yazısını sonlandırdı:

    “Çok yakın bir geçmişte Kürt siyasetçileri bir çeşit siyasi moda gibi kovalayan, yan yana gelmeye çabalayan, aynı masada oturmakla övünenlerin başlıca hedeflerinden biriydi Aysel Tuğluk, şimdi kaçı dertleniyordur acaba, kaçı bir mektup yazmıştır, kaçı avukatını arayıp bilgi sormuştur…

    Neyse, oralara girmeyeceğim çünkü çıkışı olmayan bir kuyu olduğunu çok iyi biliyorum!

    Aysel Tuğluk’un hastalığı Kocaeli Tıp Fakültesi tarafından yaklaşık bir yıl önce teşhis edilmiş. Hastanede kapsamlı bir rapor hazırlanmış ve özetle hastalığın ilerleme hızından dolayı Aysel Tuğluk’un hayatını tek başına idame ettirmesinin imkansız olduğu vurgulanmış.

    Bu rapor ve teşhisten sonra konu adli tıbba sevk edilmiş ve pek tabii ‘hastalığının cezaevinde kalmasına engel olmadığı’ kararı çıkmış…

    Hatun Tuğluk’un cenazesini parçalamak isteyenler ilk duruşmada tahliye oldu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yla fotoğrafları ortaya saçılanlar oldu, hatta aralarından muhtar adayları bile çıktı.

    Ama kıymetli bir insan bir siyasetçi o gün yaşatılanlar yüzünden zihnen yok oldu! Biz ayrıcalıklı cezaevleri, kollanan tutuklular, kayırılan siyasetçiler, işlediği suçun bedelini ödemeyen yüz binlerce örnek sayabiliriz, bunu yapabilecek kadar fazla doneye sahibiz ne yazık ki.

    Ama Aysel Tuğluk ve diğer tüm Kürt siyasetçilerin bu ayrıcalıklardan faydalanamayacaklarını da iyi biliriz…

    Çünkü memlekette affı olmayan tek suç düşünce suçudur. Ne yaparsanız yapın daha büyük bir suça bulaşmış sayılmazsınız. Düşüncenizle devleti rahatsız etmenin bedeli hastalansanız da, ölseniz de size merhamet edilmemesidir…

    Bir insanın sırf kızının durduğu yer, düşündükleri yüzünden cenazesini parçalamak isteyenler neredeyse ödüllendirilirken her gün biraz daha her şeyi unutarak cezaevinde yaşamaya çalışan bir insanı serbest bırakma fikrini düşünemezler bile…

    Bu işin devlet tarafından yaratılan adaletsizliği.

    İşin bir de maalesef çuvaldızı kendimize batırmak zorunda olduğumuz kısmı var.
    Hem şahsen Aysel Tuğluk hem de Kürt siyaseti geçmiş popüler günlerinde olmadığı için, tedavisi olmayan hastalığını belki de sadece bir miktar yavaşlatmak namına kalan hayatını özgür ve bakılarak devam ettirmesi yönünde bir kamu oyu dahi oluşamıyor.

    Çünkü bu konuyla ilgilenen yok! Daha doğrusu bu konuyla ilgilenmenin getirdiği bir alkış yok. Ve maalesef alkışın olmadığı yerde bir dayanışma görmek de imkansız gibi.

    Selahattin Demirtaş’a elbette hepimiz sahip çıkalım. Yaşadığı adaletsizliği görünür kılalım. Ama bir de onun kadar popüler olmayan ve sadece özgürlüğünü kaybetmiş olmakla kalmayıp çok büyük mağduriyetler yaşayan yüzlerce siyasi tutukluyu da arada bir hatırlasak?

    Aysel Tuğluk bile görece tanınan, görünen yani avantajlı pozisyonda. Siz daha gerisini düşünün! Bu da hak mücadelesi adına, insan hakları mücadelecileri adına, hak temelli bir yaşam benimseyen tüm ‘hala bedeniyle, kalemiyle, sözüyle özgür kalabilmiş’ bireyler yani hepimiz adına bir utanç sertifikasıdır aslında!

    Aysel Tuğluk gibi sağlam duruşlu insanlar ise hastalığına rağmen annesine yapılanları ve buna müsaade edenleri unutmadan yaşar.

    Bu da hepimize fener tutar, tutmalıdır!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Tayfun Atay: Camide ne oluyorsa cemevinde de o oluyor

    Yazar Tayfun Atay: Camide ne oluyorsa cemevinde de o oluyor

    PİRHA- Yazar Tayfun Atay, T24’deki köşesinde, “Camide ne oluyorsa cemevinde de oluyor” diyerek, “Ne Aleviliğin bir inanç sistemi olarak İslam-içi mi yoksa İslam-dışı mı olduğunu sorgulamaya, bu yolda yargılamaya gitmeye hakkınız var ne de Aleviliği İslam’a içsel sayıp buradan hareketle “İslam’da ibadetgâh camidir” diyerek cemevlerini sıfırlamaya hakkınız var!”dedi.

    T24 yazarlarından Tayfun Atay bu hafta, mahkeme kararları doğrultusunda cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesi için İBB meclisine getirilen önergenin AKP ve MHP oylarıyla reddedilmesine dair “Cami ne kadar ibadethane, siz onu söyleyin!” yazısını kaleme aldı.

    “Camide ne oluyorsa cemevinde de o oluyor: Dostluklar tazeleniyor, sorunlar tartışılıyor, sohbetler yapılıyor, fikir alışverişi gerçekleştiriliyor ve Aleviliğin birlik-beraberlik-dayanışma duygusunun yeniden üretimi yolunda iman tazelemeye gidiliyor. Yani ibadet ediliyor” diye yazan Atay, şunlara dikkat çekti;

    “Şu ara CHP’li Büyükşehir Belediyelerinin gündeme aldıkları Alevi cemevlerine ibadethane statüsü kazandırmaya yönelik uğraşlara dinbaz taassup erbabından körü körüne yükselen “İslam’da ibadethane camidiiir” itirazlarını yahut “Buna [tabii ki Sünni!] İslam uleması karar veriiir” heyheylenmelerini duyduğumda ben hep Hodgson’un bu çarpıcı, önemli ve elbette üzerinde durulması gereken cümlesini hatırlıyorum. Sözün özü, cami ne demekse cemevi de o demek. Cami, eşittir, cemevi yani… Tabii şimdi böyle dedik ya, “Eh, iyi o zaman, cami eşittir cemevi ise ayrıca cemevine ne lüzum var” diyerek buradan da çıkış bulmaya çalışırlar mı çalışırlar. Hayır, dinbaz kurnazlıklara yeltenmenin mânâsı yok! Alevilik, özgül bir inanç sistemi. Bu inanç sistemini benimseyenler, kendi toplandıkları, bir araya gelip sorunlarını, dertlerini, kederlerini, neşelerini paylaştıkları, ayrıca dayanışma ve yardımlaşma ihtiyaçlarını karşıladıkları, bu arada ibadetlerini de ifa ettikleri yere cemevi demişler.”

    “İZMİR’DE ÖNÜ AÇILAN SÜREÇ UMARIM DİĞER CHP’Lİ BELEDİYELERDE DE OLUR”

    “Ne Aleviliğin bir inanç sistemi olarak İslam-içi mi yoksa İslam-dışı mı olduğunu sorgulamaya, bu yolda yargılamaya gitmeye hakkınız var ne de Aleviliği İslam’a içsel sayıp buradan hareketle “İslam’da ibadetgâh camidir” diyerek cemevlerini sıfırlamaya hakkınız var!” diyen Atay, yazısının devamında şunları belirtti;

    “Bugünün dünyasında ve Türkiye’sinde, Aleviliğin yüzyıllar boyu söz konusu içe-kapalılıktan çıkıp dışa dönük hale gelmesi ve elbette bir dizi kırılma, kıyım, yangın eşliğinde, yani hayli acılı ve sancılı şekilde de olsa kamusal alanda temsil imkanına kavuşmasıyla birlikte, artık evlerde yapılan cem buluşması ve ibadetinin ‘cemevi’ adı altında inşa edilen binalarda daha geniş katılımla gerçekleştirilmesi söz konusu. Çağdaş, demokratik, çoğulcu, bunlara ek olarak sosyal barış ve inanç-hakkı eşitliği anlamında laikliği savunan bir siyasi anlayışla hareket etmesi gereken CHP bünyesinden hayatımızın nabzının attığı büyük şehirlerin kendilerine emanet edildiği belediye başkanlıkları, bu çoktan gecikmiş düzenlemeyi, ne kadar çabuk hayata geçirebilirlerse o kadar iyi olur! İzmir’de önü açılan sürecin, mevcut güçlükler ve engelleyici dinbazlıklar aşılarak diğer belediyelerce de izlenmesi en büyük dileğimiz!” (HABER MERKEZİ)

    Yazının tamamı için;
    https://t24.com.tr/yazarlar/tayfun-atay/cami-ne-kadar-ibadethane-siz-onu-soyleyin,25298