Etiket: tahrip

  • Teslim Töre’nin mezarına saldırı!

    Teslim Töre’nin mezarına saldırı!

    ’68 kuşağı devrimci hareketinin öncü kadrolarından Teslim Töre’nin, Karacaahmet Mezarlığı’nda bulunan mezarındaki “Fabrikalar, tarlalar, siyasi iktidar, her şey emeğin olacak” yazısı söküldü.

    1968 kuşağı devrimci hareketinin öncü kadrolarından Teslim Töre’nin Karacaahmet Mezarlığı’nda bulunan mezarı tahrip edildi.

    Saldırıda, Töre’nin mezar taşı tahrip edilerek, metal plaklarla yapılan Töre’nin resmi ve “Fabrikalar, Tarlalar, Siyasi İktidar Her Şey Emeğin Olacak” yazısı söküldü.

    Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre; Töre’nin kızı Muazzez Töre, saldırıyı düzenleyenlerin kim oldukları hakkında herhangi bir bilgiye ulaşamadıklarını söyledi. Saldırının bilinçli yapıldığını ve devrimci mücadeleyi hedef aldığını ifade eden Töre, en kısa zamanda mezarı onararak, eski haline getireceklerini de sözlerine ekledi.

    SİNAN CEMGİL’İN YANINDA TOPRAĞA VERİLDİ

    İsviçre’nin Bern şehrinde kanser tedavisi gördüğü hastanede 24 Kasım günü vefat eden 68 kuşağı devrimci hareketinin öncülerinden Teslim Töre, 28 Kasım 2019’da yüzlerce insanın katıldığı cenaze töreninin ardından yoldaşı Sinan Cemgil’in yanında toprağa verilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim’de tarihi mezar taşları nasıl tahrip oldu?

    Dersim’de tarihi mezar taşları nasıl tahrip oldu?

    PİRHA- Türkiye’de benzerine az rastlanan, Dersim Hozat İlçesi Derviş Cemal Köyü’nde bulunan Koyunbaşı/ Atbaşı/ Koçbaşı figürleri ile bilinen tarihi mezar taşları bölge halkının yoğun ilgisi ve çabası ile koruma altında ancak mezar taşlarının yıprandığı da görülüyor. Derviş Cemal Köyü Muhtarı Engin Karataş, “Bu alan hayvan yolu yakınında olması, doğal yıpranma ve bir “Ocak köyü” olması nedeni ile köyümüze gelen ziyaretçilerin yoğun ilgisi yıpranma payını artırmaktadır” dedi.

    Türkiye’de benzerine az rastlanan, Dersim Hozat İlçesi Derviş Cemal Köyü’nde bulunan 17. veya 18. Yüzyıla ait olduğu düşünülen, Koyunbaşı/ Atbaşı/ Koçbaşı figürleri ile bilinen tarihi mezar taşları bölge halkının yoğun ilgisi ve çabası ile koruma altında.

    Dersim’de Derviş Cemal (Ocak) Köyü sırtlarında bulunan, bölge halkının tarihsel kültür ve yaşam simgelerini günümüze taşıyan Koçbaşı/Koyunbaşı/Atbaşı figürlü mezar taşları, yaşanan doğal tahribatlar ile büyük kısmının toprak altında kalmış olabileceği düşünülüyor.

    “YÖRE HALKININ TAHRİBAT YAPTIĞI HABERLER KARALAYICI”

    Dersim Belediyesi’nin PİRHA’ya verdiği bilgide, “Uzun zamandır, siyasi çevrelerin, yöre halkının inanç ve kültür değerlerine verilen tahribatların önüne geçmek ve bölgenin değerlerini korumak için, çeşitli sivil toplum kuruluşları ve Dersim Belediyesi’nin de çabaları bulunmaktadır. Mezar taşlarında yöre halkının tahribata uğrattığı haberleri taraflı ve karalayıcı haberlerdir. Koçbaşı Mezarlığı için sivil toplum kuruluşları ve belediyemiz çalışmalarını sürdürmektedir” denildi.

    “MEZAR TAŞLARI BÖLGE HALKI TARAFINDAN KORUNMAKTA”

    Derviş Cemal Köyü Muhtarı Engin Karataş da şunları kaydetti:

    “Gün yüzünde kalan Koçbaşı/Koyunbaşı/Atbaşı mezar taşları bölge halkı tarafından korunmaktadır. Halkımız bazı haberlerde söylendiği gibi tarihsel değerlerine define aramak vb. ile bir tahribat vermemiştir. Özel önemle sahiplenme bilinci, tarihsel dokuların uzun yıllardan bu yana günümüze taşınmasını sağlamıştır.
    Muhtarlık olarak koruma altına alınması için Tunceli Kültür Müdürlüğü ve Müze Müdürlüğü’ne başvuruda bulunduk. 2014 yılından bu yana, Erzurum Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu tarafından SİT alanı olarak koruma altına alındığını bildirdiler. Ancak, bu alan hayvanların otlaması için hayvan yolu yakınında olması, doğal yıpranma payı ve köyümüzün bir “Ocak köyü” olması nedeni ile köyümüze gelen ziyaretçilerin yoğun ilgisi yıpranma payını artırmaktadır.
    Bölge 10 bin m2 alan üzerinde olup, bu bölgenin özel olarak çevresinin çevrilmesini, açık müze olarak tanımlanmasını, tarihi yapıların fiili koruma altına alınmasını, tarih ve kültür mirasımızı gelecek kuşaklara taşınmasını istiyoruz.

    Çeşitli üniversitelerin arkeolojik araştırmalar için inceleme yaptıklarını bildiren Engin Karataş, üniversitelerin, “Kültür Bakanlığı’ndan yeterli ödenek çıkması durumunda araştırmaya devam edebileceği” bilgisini ilettiklerini söyledi.

    Ayhan KARDAŞLAR/ DERSİM

    Fotoğraflar-Malik Kaya

  • Erdal Kılıçkaya: Zini Gediği Anma Mekanı’nı yakıp dağıtanları asla affetmeyeceğim

    Erdal Kılıçkaya: Zini Gediği Anma Mekanı’nı yakıp dağıtanları asla affetmeyeceğim

    PİRHA –  Geçtiğimiz günlerde Zini Gediği Anma Mekanı’nın tahrip edilmesine ilişkin bir yazı kaleme alan AABK 2. Başkanı FUAF YK Üyesi Erdal Kılıçkaya, anma mekanını yakıp dağıtanları asla affetmeyeceğini belirtti. 

    Dersim Katliamı sürecinde, 8 Ağustos 1938’de, herhangi bir sorgulama ve yargılama olmadan, köylerinden, tarlalarından, evlerinden toplanan 100 civarında Alevinin Zini Gediği’nde topluca kurşuna dizildi.

    Bu katliamda yakınlarını kaybedenlerin bir araya gelerek oluşturduğu Zini Gediği İnisiyatifi, 8 Temmuz 2014’te,  ‘Zini Gediği  Anma Mekanı’ ve ‘Ateş Çemberi’ inşa etti.

    Zini Gediği Katliamı’nda yakınlarını kaybeden AABK 2. Başkanı FUAF YK Üyesi Erdal Kılıçkaya, anma mekanının tahrip edilmesine ve ‘Ateş Çemberi’nin sökülmesine ilişkin yazı kaleme aldı. Anma mekanını tahrip edenleri affetmeyeceğini dile getiren Kılıçkaya, sorumluların ortaya çıkarılmasını istedi.

    “BİRARAYA GELİP GÜLBENK OKUMAK LOKMALARI PAYLAŞMAK İSTEDİK”

    Kılıçkaya’nın kaleme aldığı yazısı şöyle:

    “Zini Gediği İnisiyatifi olarak, ’38 de Erzincan/Kılıçkaya köyünde bir ahırda toplanan, herhangi bir sorgulamaya, ifadeye ve yargılamaya tutulmadan, hukuk dışı bir şekilde öldürülen atalarımızın kemikleri hala açıkta durduğundan, ortada duran kemikler vicdanımızı sızlattığından ve her gördüğümüzde yaramızı yeniden kanatmasından dolayı, katledilenlerin anısına 2014’te Zini Gediği ve Kılıçkaya Köyü’nde kendi imkanlarımızla “Anma-Hatırlama Mekanı” ve “Ateş Çemberi” inşa ettik.

    Her 8 Ağustos tarihinde kayıp yakınları ve dostlarımız ile burada buluşarak atalarımızı anıp, anılarına mumlar yakıp, gülbenkler okumak ve lokmalarımızı paylaşmak istedik.

    Dirimize, ölümüze saygı göstermeyenler, öldürdükleri atalarımız anısına yapılanlara da tahammül edemeyerek, 2014’te Kılıçkaya Köyü’ndeki “Ateş Çember”ni dereye yuvarlatıp, geçtiğimiz günlerde de (Haziran 2020) Zini Gediği’ndeki “Anma-Hatırlama Mekanı”nı yerle bir ettiler.

    “YASIMIZI YAŞAMAKTAN MEN ETTİLER”

    Biz canı yananların yüreğini ikinci-üçüncü-dördüncü kez yeniden kor ateşlerle dağladılar. Layıkıyla anmamızı yasaklarla önleyerek, matemimizi/yasımızı yaşamaktan men ettiler. Bizler, hiç kimse öldürülmemiş gibi hayatımıza devam edemezdik. Keşke, beraber yas tutarak, toplum olmayı başarabilseydik. Katliamı yapanlar saygı ile başını önüne eğebilseydi. Keşke, yası men etmekten, unutturuşu ayrıca zulme çevirmekten, toplam unutturma politikası cehdi ve şevki içindeyken, taraf olduğu travmaları işlemekten dahi feragat etmekten vazgeçile bilinseydi de, yüzleşme olabilseydi. Kıyıcı bir unutturma siyaseti güdülmeseydi. Özellikle travmaların fazlalığının, hele son birkaç yıldaki sıklaşmalarının, bireysel ve kolektif belleği serseme çeviren etkisi, keşke hiç olmasaydı.

    Bizler, yaşadığımız travmayı atlatmak için “bağışlamanın” önemli bir adım olduğunu biliyoruz. Ama önce kimi affedeceğimizi gösterin bize… Onarım için en gerekli şey “faillerin bulunması”dır. Bağışlamanın ilk koşulu suçlunun kim olduğunun bilinmesi ve suçunu itiraf etmesidir. Sonraki etap ise özür dilemesidir. Travmanın onarılmasında bir önemli etmen, bu olaydan haberi olmayan ötekilerin tanıklığıdır. Bu nedenle olaydan haberi olmayan ya da sessiz kalmak suretiyle bu kolektif suça ortak olanları, mağdurun acısına tanıklık etmesi için çaba gösterilmedir. Travma tanımı bizleri mağdur konumuna sokuyor olabilir. Bizler, bize nelerin yaşatıldığının farkındayız ve tepkimizi ortaya koyuyoruz.

    Peki, tüm bu olaylar olurken sen neredeydin? Tüm toplum neredeydi? Siz bizden daha mağdursunuz. Sizler, sözler dışında hangi tavrı sergilediniz, hangi bedeli ödediniz? Sessiz kalan bu toplumun bizlere bir özür borcu var. Kayıp yakınları/mağdurları olarak kendi acımıza yeniden ağıt yakmak yerine, unutturmama borcunu, “dayanışmayla, birlikte iyileşme” çabasıyla birleştirmek istiyoruz.

    “HAYATINI KAYBEDENLERİN HİKAYELERİYLE HATIRLANMASINI İSTEDİK”

    O korkunç yıllarda hayatını kaybeden insanların, sadece sayılar olarak değil, hikâyeleriyle hatırlanmasını sağlamaya önem veriyoruz. Onun için Anma-Hatırlama Mekanları, anıtlar, belgeseller, filmler, sergiler, dokümanterler yapılmasını talep ediyoruz. Evet, unutturma tazyiki altında, unutturmak isteyenin zulmü altında, ondan gayrı, hatırlamanın kendi ağır yükü altında, hatırlamak zordur. Sahiden, emek istiyor, hafıza emeği. Sabırla, bunun için çalışıyoruz.

    Tabi ki, ’38 de Zini Gediği’nde topluca kurşuna dizilerek katledilen akrabalarımız anısına inşa ettiğimiz “Zini Gediği Anma-Hatırlama Mekanı” ve “Ateş Çemberi”ni yıkan, yüreğini ve zihnini zulümle meşrulaştırıp ve bunu içselleştirmiş olanın zalimliğini, vicdansızlığını asla affetmeyeceğiz. Can değeri bilenler olarak, gelin insanlığa karşı bu cürmün tekrar işlenmesine, birlikte izin vermeyelim.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Mersin’deki Akkuyu Nükleer Santrali yapımı için bakanlıktan cevap geldi

    Mersin’deki Akkuyu Nükleer Santrali yapımı için bakanlıktan cevap geldi

    PİRHA –  HDP’li Kenanoğlu’nun Mersin’deki Akkuyu Nükleer Santrali için verdiği önergeye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’den cevap geldi. Bakanlık, Akkuyu NGS projesi, yer seçimi ve saha karakterizasyonu aşamalarından başlayarak işletmeden çıkarma da dahil olmak üzere projenin tüm aşamalarında Nükleer Düzenleme Kurumu (NDK) denetimine tabi olduğunu savundu. 

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Mersin’deki Akkuyu Nükleer Santrali’nin üzerine bina edileceği zeminin yapısının gevşek ve hareketli olması sebebiyle son derece yıkıcı kazalara gebe olacağı, dünya genelinde nükleer santrallerin kapatılması yönünde adımlar atılırken, Türkiye’de bu projelerin hayata geçirilmesinin gerekçesinin neler olduğu yönündeki soru önergesine Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’den yanıt geldi.

    “NÜKLEER DÜZENLEME KURUMU DENETİMİNE TABİ”

    Bakanlık, Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) sahasının zemin özelliklerinin her bir yapı için incelendiğini ve inşaatta kullanılan beton tasarımı mevcut saha koşullarının dikkate alınarak yapılmış olduğunu, sahada yapılan inceleme ve denetimlerde bir sorunun olmadığını belirtti.

    Akkuyu NGS projesi, yer seçimi ve saha karakterizasyonu aşamalarından başlayarak işletmeden çıkarma da dahil olmak üzere projenin tüm aşamalarında Nükleer Düzenleme Kurumu (NDK) denetimine tabi olduğunu kaydeden bakanlık, şunları belirtti:

    “Akkuyu NGS, NDK’nın denetimlerine ek olarak teknik destek kuruluşları ve yetkilendirilmiş bağımsız nükleer denetim kuruluşları vasıtasıyla, ulusal ve uluslararası gerekliliklere göre sürekli olarak denetlenmektedir. Dünyada 449 nükleer reaktör işletmede, 53 nükleer reaktör inşa halinde olup dünyadaki elektrik arzının yaklaşık %10’u nükleer enerjiden karşılanmaktadır. Diğer taraftan, enerji arz güvenliğinin temin edilmesi, enerji kaynak çeşitliliğinin sağlanması ve enerjide dışa bağımlılığın azaltılması için nükleer güç santrallerinin elektrik üretim portföyümüze dahil edilmesi faaliyetlerine nükleer güvenlik ve emniyetin uluslararası standartları kapsamında kabul edilmiş bütün prensipler ve gereklilikleri göz önüne alınarak devam edilecektir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Ezidi kadın Sara Gin’in mezarı tahrip edildi

    Ezidi kadın Sara Gin’in mezarı tahrip edildi

    Batman’da Pîrê Zîrav mezarlığında Ezidi kadın Sara Gin’in mezarı tahrip edildi. HDP Milletvekili Feleknas Uca da konuyu Meclis’e taşıdı.

    Batman merkeze yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta bulunan Êzidî köyü Yolveren’de (Cînêrya) bulunan ve Êzidîler için kutsal sayılan Pîrê Zîrav mezarlığında Pir olarak kabul edilen Sara Gin’in mezarı tahrip edildi.

    Yaklaşık 15 yıl önce yaşamını yitiren Gin’in mezar taşlarının kırıldığı ve kemiklerini de etrafa atıldığı aktarıldı. Gin için yazılan yazıtların ve gül figürlerinin de bu kişiler tarafından parçalandığı görüldü.

    HDP MİLLETVEKİLİ FELEKNAS UCA, MECLİS GÜNDEMİNE TAŞIDI

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Batman Milletvekili Feleknas Uca, Sara Gin’in mezarına yönelik saldırıya ilişkin Meclis Başkanlığı’na soru önergesi verdi. Uca, bu saldırının Ezidi mezarlarına yapılan ilk saldırı olmadığını hatırlattı.

    Uca soru önergesinde, “Yıllardır bu saldırılar sürmekle beraber, Çinera köyünde de son dönemde 3 tane mezar tahrip edilmiştir. Bu saldırılarla; özellikle, Ezidi genç kızların mezarları hedef alınmaktadır. İnançları gereği mezar açtırmayan Ezidilere, en hassas değerleri üzerinden saldırılar gerçekleşiyor. Bu saldırılar, tarih boyunca inanç ve kültürlerinden dolayı katliama uğrayan ve göçe zorlanmış Ezidilerin ülkemizde hedef tahtasında olduğu ve güvende olmadıkları gerçeğini gözler önüne sermiştir. Kendilerini, yaşadıkları topraklarda güvende hissetmeyen Ezidi halkı büyük bir endişeye kapılmıştır. Bu saldırı ile sadece Ezidilere saygısızlık yapılmamış, aynı zamanda Türkiye toplumunun insani değerlerine de saldırı gerçekleşmiştir. Bu toprakların en kadim halkı olan Ezidilerin bu tür saldırılara maruz kalmasının önüne geçmek devletin temel görevidir” dedi.

    Uca, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya mezarın tahrip edilmesine ilişkin yasal işlem yapılıp yapılmadığını sordu.

    “YAPILANLAR İNSANLIK DIŞI”

    Olayın yaşandığı gece sesler duyduklarını dile getiren köylülerden Pir Cengiz Kiy, olay gecesini Mezopotamya Ajansından Metin Yoksu’ya şöyle anlattı:

    “Olayın yaşandığı gece köpek sesleri köyde çok fazla geliyordu. Arada bu şekilde köyde sesler yükselir. Köyümüze yakın olan Batman çöpündeki köpekler veya Raman Dağı’ndaki yaban atları köyümüzün yakınlarına gelince köpekler havlıyor. Fakat gündüz olduğunda köydeki köpeklerimiz sürekli bizim yanımıza gelip ardından mezarlığa gidince şüphelendik. Köpeklerin bir kaç kez aynı şeyi tekrarlaması üzerine ziyarete gittik ve mezarlığın tahrip edildiğini gördük” dedi. Karşılaştıkları manzarayı anlatmakta güçlük çeken Kiy, yapılanları insanlık dışı olarak tanımladı.