Etiket: tahtacı

  • Tahtacı Alevi köyündeki kaçak tarikat yurdu yıkım kararına rağmen faaliyete başladı!

    Tahtacı Alevi köyündeki kaçak tarikat yurdu yıkım kararına rağmen faaliyete başladı!

    PİRHA- İzmir Karabağlar’da Alevi köyünde kaçak olarak inşa edilen İsmailağa Cemati’ne ait yurt ve Kur’an kursu binası yıkım kararı olmasına rağmen faaliyetlerine başladı.

    İzmir’in Karabağlar ilçesindeki 300 yıllık Tahtacı Alevi köyleri arasında yer alan Uzundere’de inşa edilen kaçak cemaat yurdu ve Kur’an kursu binası tartışmalara neden olmuştu. İsmailağa Cemati’ne ait yurt ve Kur’an kursu binası yıkım kararı olmasına rağmen faaliyetlerine başladı.

    1/1000 ölçekli uygulama imar planında çocuk oyun alanı, park, yol, dere ve ağaçlandırılacak alanda kalan parsele inşa edilen yapı için Karabağlar Belediyesi birden fazla ceza kesmiş ve yıkım kararı almıştı. İmar mevzuatına aykırı olarak zemin artı iki kat olarak inşa edilen binayla ilgili mülk sahiplerinin yapı ile ilgili Karabağlar Belediyesi’ne ruhsat başvurusunun olmadığı da ortaya çıkmıştı.

    Yıkım kararını uygulamak için harekete geçen Karabağlar Belediyesi 28 Haziran sabahı bölgeye ekiplerini göndermişti ancak yıkım engellenmişti.

    Eski AKP’li Karabağlar Belediyesi Meclisi üyesi ve eski AKP Karabağlar İlçe Başkan Yardımcısı Adem Kemerkaya ise yıkıma karşı nöbet tutma çağrısında bulunmuştu. Ancak yıkım kararının üzerinden 3 aydan fazla bir süre geçmesine rağmen yeni bir adım atılmadı. Bu sürede binanın inşaat işlemleri tamamlandı ve kullanıma hazır hale getirildi. Bahçeye dikilen çocuk parkı da dikkat çekti.

    İsmailağa Cemaati ile ilişkisi olduğu öğrenilen kaçak yurt ise faaliyetlerine başlamış durumda. Sarıklı, cübbeli kişilerin eğitim verdiği binada çok sayıda çocuğun da ders almak için geldiği kaydedildi. Yine söz konusu yurdun toplantılar yapmak için kullanıldığı ve haftanın bazı günlerinde bahçesinin araçlarla dolduğu da kaydedildi.

    KINAY: BELEDİYEMİZE YAPILMIŞ TEK BAŞVURU DAHİ YOK

    Kaçak yapı ile ilgili açıklamada bulunan Karabağlar Belediye Başkanı Helil İnay Kınay, “Açtığımız davada mahkeme yürütmeyi durdurma kararını iptal etti ve biz yıkım kararı çıkarttık. Emniyete, kaymakamlığa gerekli yazıları yazdık. Yıkım için alana gittiğimizde bölgenin iş makineleriyle kapatıldığını gördük. Kim olduğunu bilmediğimiz silahlı, sopalı kişiler tarafından karşılandık. Güvenlikle ilgili zafiyetler yaşandı orada. Gittiğimizde emniyet güçleri orada yoktu. Emniyet Müdürlüğü’ne tekrar durumu bildirdik. Emniyet görevlileri olmadığı, güvenlik sağlanmadığı için biz o gün yıkım işini gerçekleştiremedik. Bu gelişmeyi de ilgili makamlara ilettik. Orasının bir Kur’an kursu, bir tarikat yurdu olduğu konuşuluyor. Yurtların, kursların nasıl açılacağı, bu ülkede mevzuatlara tabidir. Burasıyla ilgili belediyemize yapılmış tek başvuru dahi yok. Süreci takip ediyoruz” dedi.

    PİRHA/İZMİR

    İLGİLİ HABERLER:

    Tahtacıların yaşadığı Uzundere Köyü’nde kaçak tarikat yurdu yapılıyor-VİDEO
    Yurttaşlar, inşaatı tamamlanan kaçak tarikat yurdunun yıkılmasını bekliyor
    Tahtacı Alevi köyüne tarikat tehdidi: Kaçak Kuran kursu yıkımına sopa ve bıçakla engel oldular

  • Edremit’te 17. Geleneksel Çamcı Köyü Güz Şenliği yapıldı-VİDEO

    Edremit’te 17. Geleneksel Çamcı Köyü Güz Şenliği yapıldı-VİDEO

    PİRHA – Balıkesir Edremit’e bağlı Çamcı köyünde 17. Geleneksel Çamcı Köyü Güz Şenliği gerçekleştirildi. Sanatçıların yer aldığı şenlikte ayrıca gençler, Tahtacı Semahı döndü.

    Balıkesir Edremit’e bağlı bulunan Tahtacı Alevilerin yaşadığı Çamcı köyünde “17. Geleneksel Çamcı Köyü Güz Şenliği” yoğun katılımla gerçekleştirildi.

    Bu sene “Geçmişten Geleceğe Yaşayan Bir Kültürün İzinde” şiarıyla gerçekleşen şenlikte Alevi gençlerinin Yola sahip çıkmasına dair adımların atılması gerekliliğine işaret edildi.

    Çamcı köyü gençlerinin yoğun emek verdiği şenlikte ayrıca gençler Tahtacı Türkmenlerin geleneksel kıyafetleri giyerek semah döndü.

    Deniz Türkan, Seçkiner Alıcı, Tayfun Hakan Kağan ve Grup İdasos’un sahneye çıkarak eserlerini seslendirdiği şenlik, geleneksel Tahtacı Semahı’nın dönülmesi ile son buldu.

    PİRHA/BALIKESİR

  • 3. Altınoluk Alevi Festivali, Tahtacı köyü Doyran’da yoğun katılımla devam etti-VİDEO

    3. Altınoluk Alevi Festivali, Tahtacı köyü Doyran’da yoğun katılımla devam etti-VİDEO

    PİRHA- Altınoluk Alevi Festivali’nin Tahtacı köyü Doyran’daki etkinliğinde konuşan Narlıdere Tarihi Tahtacı Cemevi Sorumlusu Merih Ünsal, “Biz Tahtacılar adına Hızır paşaların sofrasına oturanları ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını tanımıyoruz” derken, Gazeteci Zeynel Gül ise, “Ne Türkologların ne de oryantalistlerin yazdıkları Tahtacıların tarihini gerçek anlamda yansıtmıyor. Tahtacıların ve yöredeki Alevilerin dostluğu, yoldaşlığı geliştirmeleri çok önemli” diye konuştu.

    Alevi Kültür Dernekleri’nin Balıkesir’in Altınoluk ilçesinde bu yıl  üçüncüsünü düzenlediği Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali 2. gün etkinlikleri Tahtacı köyü Doyran’da devam etti.

    Doyran Köyü’nde gerçekleşen etkinlikte ‘Anadolu Aleviliği ve Tahtacı Türkmen Sürekleri’ konulu söyleşiye İzmir Narlıdere Tarihi Tahtacı Cemevi Sorumlusu Merih Ünsal ve Gazeteci-Televizyoncu Zeynel Gül katıldı.

    Açılış konuşmasını yapan Doyuran Köyü muhtarı Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin 2. gününün kendilerine ayrılmasına teşekkür ederek, “Böyle etkinliklerin devamını birlikte yapmayı planlıyoruz” derken, daha sonra söz alan Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şube Başkanı Veli Doğan ise, “Bu geleneği, düşünceyi birlikte yaşatacağız” diye ifade etti.

    Tahtacı semahının dönülmesinin ardından Ömür Kuloğlu, Zakirler Dilan Bal, Sinan Budak ve Süleyman Tik’in seslendirdiği nefesler sonrasında ise söyleşiye geçildi.

    ÜNSAL: HIZIR DEDE’NİN NARLIDERE EVİ OCAK MERKEZİ OLUYOR

    Söyleşide ilk söz alan Tarihi Narlıdere Yanyatır Ocağı ve Tarihi Tahtacı Cemevi Sorumlusu Merih Ünsal, Tahtacıların Ege bölgesine göçüne dair bilgi vererek, “Biz Tahtacılar hep ulu ağaçların gölgesine sığınmışız ama Yezitlerin gölgesine sığınmadık. Atalarımız zorlu şartlarda, sığ dağlarda yaşasa da asla taviz vermemişler. Herkes bizleri farklı tarif ediyor ama hepsinin uzlaştığı nokta bizlerin Alevi olduğudur. Ocak farklılığımız var ama diğer ocaklarla asla farkımız yok. Yol bir nehir ise onu besleyen ırmaklarda sürüklerdir ve hepimiz biriz. Baskılar ve zulümlerden dolayı dağlara kaçan Tahtacıların tahtacılık mesleğini Torosların en yüksek yaylarındaki Rumlardan öğrendiği bilgisi var. Ege’ye gelen Tahtacılar Narlıdere tarafına 16 çadırla iniyor. 16 çadırın içinde de Durhasan Dede’nin torunu Hızır Dede olduğu için Narlıdere Ocak merkezi olarak kabul ediliyor. 1870’lerde bu ocak yapılıyor ve o cemeviniz ocak merkezimiz oluyor” dedi.

    TAHTACILAR ADINA CEMEVİ BAŞKANLIĞI İLE GÖRÜŞENLERE TEPKİ!

    Tarihi Tahtacı Cemevinin oluşum sürecine dair paylaşımda bulunan Ünsal, ayrıca son dönemlerde Tahtacılar adına Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile görüşenlere tepki gösterdi. Ünsal, “Hızır paşaların sofrasına oturup oruç açanları Tahtacılar tanımıyor, tanımayacak. Bizler Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını tanımıyoruz. Ege Tahtacılar Derneği’nin genel merkezi bir bildiri yayınladı ve bu kurumu tanımadığını söyledi. Bizde o bildirinin arkasındayız. Kimse biz Tahtacıların adını kullanarak böyle bir kuruma tabi olamaz” diye konuştu.

    GÜL: TAHTACILARIN VE YÖREDEKİ ALEVİLERİN DOSTLUĞU GELİŞTİRMELİ ÇOK ÖNEMLİ

    Gazeteci-Televizyoncu Zeynel Gül ise, Tahtacılara dair kimi Türkologların yaptığı araştırmalar ve tarih yazımlarına temkinli yaklaşmak durumunda olduklarını kaydetti. Gül, Tahtacıların tarihinin çözülmesi için arkeologlara ihtiyaç olduğunu sözlerine ekleyerek, “Tahtacıların tarihini konuşmak adına çok bir araştırma yapılmamış. Baha Sait gibi Türkologların araştırmaları var ve söyledikleri doğrudur gibi algı var. Bunlar Tahtacılar adına tarih yazarken kanıt aldıkları belgelerde çokça fark var. Ne Türkologların ne de oryantalistlerin yazdıkları Tahtacıların tarihini yansıtmıyor. Tahtacıların araştırılması arkeologlara ihtiyaç var. Her tahtacı köyünde bir ziyaret ve taşlar vardır. Arkeologlar bu taşların kaç yıllık olduğunu ölçebiliyor. Farklı süreklerde olan Aleviler bugün tanıştı ve birlikte mücadele etmeye başladı. Alevilerin hak taleplerine dair ortak söz kurdular. Tahtacıların ve yöredeki Alevilerin dostluğu, yoldaşlığı geliştirmeleri çok önemli” diye belirtti.

    Doyran Köyü’nde gerçekleşen etkinliğin sonunda ise geleneksel Tahtacı giysileri giyen kadınlar mengi (yoz semahı) döndü.

    PİRHA/BALIKESİR

  • Tahtacı Alevi köyüne tarikat tehdidi: Kaçak Kuran kursu yıkımına sopa ve bıçakla engel oldular

    Tahtacı Alevi köyüne tarikat tehdidi: Kaçak Kuran kursu yıkımına sopa ve bıçakla engel oldular

    PİRHA- İzmir’in Karabağlar ilçesinde Tahtacı Alevilerin yaşadığı Uzundere Köyü’ne kaçak Kuran kursu ve yurt binasının yıkımı engellendi. 50 kişilik maskeli bir grup mahkeme kararıyla yapılmak istenen yıkıma karşı direnirken, emniyet ekip göndermedi.

    İlk olarak ajansımız PİRHA’nın duyurduğu ve 300 yıllık Tahtacı Alevi Türkmen köyü olan Uzundere’ye kaçak Kuran kursu ve öğrenci yurdu inşa edildi. 1/1000 ölçekli uygulama imar planında çocuk oyun alanı, park, yol, dere ve ağaçlandırılacak alanda kalan parsele inşa edilen yapı için Karabağlar Belediyesi birden fazla ceza kesti ve yıkım kararı aldı. Mülk sahiplerinin yapı ile ilgili Karabağlar Belediyesi’ne ruhsat başvurusunun olmadığı öğrenildi. Binanın imar mevzuatına aykırı olarak zemin artı iki kat olarak yapıldığını tespit edildi.

    EMNİYET EKİP GÖNDERMEDİ

    Alınan ilk yıkım kararına karşı yürütmeyi durdurma kararı alınsa da dava sonucunda mahkeme binanın kaçak olduğuna hükmetti ve yıkım kararını hukuka uygun buldu. Dün sabah (28 Haziran) İzmir Emniyet Müdürlüğü’nün güvenlik için ekip göndermemesi nedeniyle Karabağlar Belediyesi’nin ekipleri yıkımı gerçekleştiremedi. Belediyenin önümüzdeki günlerde yeniden yıkım için harekete geçmesi bekleniyor.

    AKP’LİLER ÖNCÜLÜK EDİYOR

    Kaçak Kuran kursu ve öğrenci yurdunu inşa edenler ise yapının etrafına palet ve araçlarla barikat oluşturdu. Eski AKP’li Karabağlar Belediye Meclis üyesi ve eski AKP Karabağlar İlçe Başkan Yardımcısı Adem Kemerkaya ise yıkıma karşı nöbet tutma çağrısında bulundu. Belediye ekipleri gittiğinde yaklaşık 50 kişilik bir grup yıkıma engel olmak için nöbet tutuyordu. Toplanan kalabalık Uzundere Köyü’nden olmamasına rağmen Anadolu Ajansı ve İhlas Haber Ajansı tarafından ‘mahalleli’ olarak basına servis edildi.

    ‘SOPALAR, KESİCİ VE DELİCİ ALETLERLE YIKIMA KARŞI NÖBET TUTTULAR’

    Karabağlar Belediyesi’nin kamuoyuna yaptığı açıklamasında bu kişilerin ellerinde sopa ve delici-kesici aletlerinin olduğu, emniyetin yıkım esnasında güvenliği sağlamak için kolluk kuvvetini göndermediği belirtildi. Açıklamada, “bugün gerçekleştirilmeye çalışılan yıkım işlemi sırasında bir çok defa talep edilmesine rağmen olay mahalline intikal eden hiçbir emniyet gücünün bulunmadığı, buna karşın taşınmaz etrafında yıkım işlemini engellemek amacıyla gerek araç-gereç, gerekse fiziki insan gücüyle barikatlar oluşturulduğu; bu barikat içerisinde yer alan kim olduğu tespit edilemeyen sivil inisiyatif arasında sopa, kesici ve delici alet taşıyan bir takım kişilerin yer aldığı gözlemlendiğinden bu şekliyle yıkım işleminin gerçekleştirilmesinin infial yaratarak, can ve mal kaybına yol açabileceği görüldüğünden taşınmaza girilememiş, yıkım işlemi gerçekleştirilememiştir” denildi.

    Belediyenin ileriki günlerde yeniden yıkıma başlaması bekleniyor.

    PİRHA/İZMİR

    İLGİLİ HABERLER:

    Tahtacıların yaşadığı Uzundere Köyü’nde kaçak tarikat yurdu yapılıyor-VİDEO
    Yurttaşlar, inşaatı tamamlanan kaçak tarikat yurdunun yıkılmasını bekliyor

  • 150 yıllık cemevi, Tahtacı kültürünü gelecek nesillere taşıyor-VİDEO

    150 yıllık cemevi, Tahtacı kültürünü gelecek nesillere taşıyor-VİDEO

    PİRHA- Narlıdere’nin en eski yerleşim yerleri olan Yukarıköy’de bulunan Tarihi Kültür Evi, 1870 yılına dayanan tarihi ile dikkat çekiyor. Cemevi olarak yapılan ve uzun yıllar bu şekilde hizmet veren Kültür Evi, Tahtacı kültürünü gelecek nesillere tanıtıyor. Müze haline getirilen Tarihi Kültür Evi, ziyaretçilerini ağırlıyor.

    İzmir Narlıdere’deki Tarihi Kültür Evi, Tahtacı Alevilerin kültürünü yaşatmak ve tanıtmak amacıyla müze olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Göçer halde yaşayan Tahtacı Alevi Dedeleri, 1800’lü yılların başında Narlıdere’nin ilk yerleşim yerlerinden biri olan Yukarıköy’e yerleşti. 1870’li yıllarda ise Tahtacı Türkmen Alevi Dedeleri, bugün Kültür Evi olarak adlandırılan binayı cemevi olarak kullanmak için inşa ediyor. Türkiye genelindeki tüm Tahtacı Alevilerin Yanyatır Ocağı olarak kullanılıyor.

    2007 YILINDA AÇILDI

    Kesintisiz olarak cemevi olarak kullanılan bina, 1960’lı yıllardan itibaren kullanılamaz hale geldi. 2006 yılında ise İzmir büyükşehir Belediyesi ve Narlıdere Belediyesi’nin ortak projesiyle birlikte restore edilen bina 2007 yılının Mayıs ayında Tahtacı Alevi kültürünü yaşatmak için “Kültür Evi Tarihi Cemevi” olarak halkın ziyaretine açıldı. 2 salon ve 9 odadan oluşan Tarihi Kültür Evi, uzman rehber eşliğinde hafta içi saat 09.00-17.00 saatleri arasında gezilebiliyor.

    GİYDİRİLMİŞ 21 ADET HEYKEL BULUNUYOR

    250 yıllık bir geçmişi olan Alevi Türkmen Tahtacı aşiretlerinin titizlikle yaşatıp, kuşaktan kuşağa aktardığı gelenekleri Narlıdere Tarihi Cemevi’nde görülebiliyor.

    Tarihi Cemevi’nde, 1800’lü yılların başlarında göçle gelerek Narlıdere’nin ilk yerleşimcileri olan Tahtacıların ibadet ve yaşam tarzları sergileniyor. Bölgedeki evlerden toplanan tarihi belgelerin ve yaşam tarzlarını yansıtan materyallerin yanı sıra aslına uygun olarak giydirilmiş 21 adet heykel yer alıyor.

    HIZIR DEDE 1800’LÜ YILLARDA NARLIDERE’YE YERLEŞİYOR

    Narlıdere Kültür Evi (Tarihi Cemevi) Yanyatır Ocağı’nın kurucusu ve piri olarak bilinen Çobanlı Aşireti’nden Durhasan Dede’nin (mezarı Adana Ceyhan ilçesi Durhasan köyünde) torunu olan Hızır Dede, obası ile 1800’lü yılların başında Narlıdere’de yerleşik hayata geçer. Daha sonra ibadetlerini yerine getirmek için bir cemevi yapılmasına karar verirler ve diğer illerde yaşayan Tahtacı aşiretlerine yardım için haber salarlar. Gelen yardımlar üzerine 1874 yılında bugün Kültür Evi olarak bilinen Tarihi Cemevi’nin yapımına başlarlar.

    Bina, adını kimsenin bilmediği Rum asıllı bir usta tarafından yapılmış. Kerestelerinin Antalya’nın Finike İlçesinin Gökbük Köyünden katırlarla getirildiği, salon taşlarının ise Malta’dan deniz yoluyla getirildiği biliniyor.

    SORGU CEMLERİNİN YAPILDIĞI CEMEVİ

    Yanyatır Ocağı diye de bilinen Tarihi Cemevi, Tahtacı aşiretlerinin en büyük ve en kutsal iki ocağından biri. Diğeri de Aydın Reşadiye’de olan Emiroğulları Ocağı. Cemevinin en önemli işlevi “Dara Durma” (Baş Okutma) olarak bilinen sorgu cemlerinin burada yapılıyor olması.

    13. yüzyılda Anadolu’da “Ağaç Eri” olarak da bilinen tahtacılar 16. yüzyılda Osmanlı vergi nüfusu tahrir defterine Cemaat-ı Tahtacıyan olarak geçerler. Bu yüzyıldan sonra yerleşik hayata geçilen döneme kadar göçebe olarak dağları ve ormanlık alanları yurt edinerek ağaç işleri ile uğraşırlar. Ağaç işleme sanatının en iyi temsilcisidirler. Bu sanatın en güzel örnekleri cemevinin üst katlarındaki tavan süslemelerinde görülüyor.

    Narlıdere’ye ilk yerleşen Tahtacı Türkmen Alevilerinin 1874 yılında büyük emeklerle kurdukları, inşa ettikleri, ibadetlerini yapıp kültürlerini yaşadıkları cemevi o günleri yaşatan, o günden bu yana kültür birikimlerini günümüze kadar taşıyıp sergileyen tarihi bir “anıt” haline getirildi.

    Ersin ÖZGÜL-Hüseyin KELLECİ/İZMİR

     

     

  • Yurttaşlar, inşaatı tamamlanan kaçak tarikat yurdunun yıkılmasını bekliyor

    Yurttaşlar, inşaatı tamamlanan kaçak tarikat yurdunun yıkılmasını bekliyor

    PİRHA- Tahtacı Alevi yurttaşların yoğun olarak yaşadığı Uzundere Mahallesi’nde (Uzundere Köyü) bulunan imarsız arazi üzerinde bir tarikatın kaçak inşaatı hızla devam ediyor. Belediyenin yıkacağı iddia edilen kaçak tarikat yurdunun yakın zamanda tamamlanacağını öngörülüyor.

    İzmir’in Karabağlar ilçesine bağlı Uzundere Mahallesi’nde 4028 ada 6 parselde bulunan 9 dönümlük imarsız tarla üzerinde İstanbul merkezli olduğu belirtilen bir tarikatın yaptırdığı kaçak öğrenci yurdunun inşaatı devam ediyor.

    Çok yakın zamanda başlanan ve kaba inşaatı bitmek üzere olan tarikat yurdunu kaçak ve imarsız olduğu için mühürleyen Karabağlar Belediyesi, binanın imar mevzuatına aykırı olarak zemin+ 2 kat olarak yapıldığını tespit etti.

    2 milyon ila 4 milyon TL arasında para cezası kesilen ve inşaatı neredeyse bitmek üzere olan kaçak tarikat yurdunun yıkılacağı iddiaları bir yana, görüştüğümüz kaynaklar binanın yakın zamanda tamamlanacağı bilgisini paylaştı.

    KÖYÜN 300 YILLIK TARİHİ VAR

    Büyükşehir sınırları içinde yer alan Uzundere Köyü, 2014’te Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle mahalleye çevrilmiş ve köy vasfını yitirmişti. Uzundere’nin geçmişi 300 yıla kadar dayanıyor. Bölgeye ilk yerleşen Tahtacı Yörükler olmuş. Köyden şehre göçlerle birlikte 1970’li yıllarda köy yeni yüzlerle tanışmış. Uzun süre kendi halinde yaşamını sürdüren köyde son yıllarda ise ormanlık alanları yapılaşmaya açılmak istenmiş ve köylülerin çabaları ile durdurulmuştu.

    GECE GÜNDÜZ İNŞAAT DEVAM EDİYOR

    Lüks arabalarla gelen ve tarikat üyesi oldukları anlaşılan kişilerin yoğun olduğu inşaat sahasında çalışmaların gece ve gündüz durmadan ilerlediğini belirten mahalle sakinleri, belediyenin ceza kesmesine rağmen tarikat üyelerinin kendilerine, ‘Gereken yerlere para yedirdik, istediğinizi yapın’ dediklerini aktarmıştı.

    Tahtacı olduklarını ve ilk defa böyle bir şeyle karşılaştıklarını aktararak isim vermeyen mahalle sakinleri, ‘Uzundere Köyü’ olarak da bilenen mahallerinin geleneksel dokusunun bozulmak istendiğine işaret ederek inşaatın durdurularak yıkılması için çağrıda bulunmuştu.

    BELEDİYE MECLİSİ’NİN YIKIM KARARI SÜRÜMCEMEDE

    Duruma dair ulaştığımız Karabağlar Belediyesi ise önümüzdeki meclis toplantısında yıkım kararının meclise sunulacağını ve olumlu yönde karar çıkması durumunda kaçak tarikat yurdunun yıkılacağını belirtmişti. Aradan geçen 2 ay süre zarfında yıkım gerçekleşmezken, köylüler binanın yakın zamanda tamamlanacağı bilgisini paylaştı.

    PİRHA/İZMİR

    İLGİLİ HABERLER:

    Tahtacıların yaşadığı Uzundere Köyü’nde kaçak tarikat yurdu yapılıyor-VİDEO

  • ‘İnancımız tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok’-VİDEO

    ‘İnancımız tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok’-VİDEO

    PİRHA- Tahtacılar Derneği Genel Başkanı Sami Akgün, iktidarın Alevi dedelerine maaş bağlama girişiminin kabul edilemez olduğunu belirterek, “Bizim inancımızı tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının ve ibadethanesinin hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları bile tanınmıyor.

    Alevi toplumunun ve örgütlerinin taleplerini görmezden gelen AKP hükümeti, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Başkanlığın görev alanındaki çalışmalarını değerlendirmek ve önerilerini bildirmek üzere başkan ve 11 üyesi bulunuyor. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı, aynı zamanda danışma kuruluna da başkanlık ediyor. Danışma kurulu üyeleri, hükümetin seçtiği kişilerden oluşuyor ve cumhurbaşkanı tarafından 3 yıllığına seçiliyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırdıkları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘na büyük tepki gösteriyor.

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Aleviler ise, AKP iktidarının Alevileri, Alevi inancını kontrol altına almayı ve Alevileri bölmeyi hızlandıran bu çalışmalarına tepkilerini yükseltiyor.

    Tahtacılar Derneği Genel Başkanı Sami Akgün, ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “DEDELER MAAŞ ALMAZ”

    İnanç ve ibadet hizmetlerinin gönüllülük temelinde yapılması gerektiğinin altını çizen Akgün, “Alevi dedeleri bugüne kadar yürüttükleri hizmet karşılığında maaş aldığı görülmemiştir. Ancak çıralık alınır. O da hizmetlerin daha iyi yürütülmesi için kullanılır” dedi.

    “BİZİM İNANCIMIZI TANIMAYANLARIN MAAŞINA İHTİYACIMIZ YOK

    Dedelerin maaş almasına karşı olduğunu vurgulayan Akgün, “Maaş alma eğiliminde olan dedeler mutlaka yanlışlarından dönsünler. Aleviler bu yolda olanları asla kabul etmeyeceklerdir. Bizim inancımızı tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok. Maaş almayı düşünen dedeler de böyle bakmalıdır. Geleneksel yöntemlerin devam ettirilmesi gerektiğini düşünüyorum, dedelere de bunu tavsiye ediyorum”diye belirtti.

    Diren KESER/MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:
    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO

    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO
    26-‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’
    27-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    28-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    29-‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’
    30-‘Alevi pirleri Cemevi Başkanlığı’na giderse, cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder’-VİDEO
    31-Pir İsmail Alkan: Alevi pirlerine maaş ile topluma fetva verilmek isteniyor-VİDEO
    32-‘Bir dede parayla hizmet yürütmez; maaşı kabul edenleri cemevlerimize kabul etmiyoruz’-VİDEO

  • 40 yıl önce çekilen fotoğraf Çamalan Cemevi’nde: İnancımızı geleceğe aktarıyoruz-VİDEO

    40 yıl önce çekilen fotoğraf Çamalan Cemevi’nde: İnancımızı geleceğe aktarıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Hatice Çataloğlu, gençliğinin özlemini fotoğraflarda gideriyor. Arkadaşlarıyla birlikte 40 yıl önce çektirdiği fotoğraf  Tarsus Çamalan Cemevi’nde sergilenirken, her fotoğrafın önünden geçen Çataloğlu, kültürün ve inancın gelecek nesillere aktarılmasının önemini vurguluyor.  

    Tahtacı Aleviler, Toroslardan Kaz Dağlarına uzanan yaşamlarında inancını ve geleneklerini geçmişten günümüze aktarmayı tüm asimilasyon politikalarına rağmen başarmışlar. Tahtacılar günümüzde, konar-göçer yaşamdan yerleşik düzene geçse de, yaşamlarını kurdukları köylerde kültürlerini ve inançlarını sürdürüyor.

    O köylerden biri de Mersin’in Tarsus ilçesine bağlı Çamalan Köyü. Yüzyıllar boyunca Tahtacılara yurt olan Torosların eteklerindeki Çamalan’da yurttaşlar kültürlerini ve Alevi inancını sürdürmeye devam ediyor.

    Tahtacı Alevilerin en önemli simgelerinden biri Üç Etek. Günlük yaşamlarında, düğünlerde ve özel günlerde giyilen üç etek, şimdilerde sadece daha az kullanılır noktada.

    Çamalan köyünde yaşamını sürdüren Hatice Çataloğlu, PİRHA mikrofonuna, Çamalan Cemevi‘nde bulunan fotoğrafın hikayesini anlattı.

    “KÜLTÜRÜN VE İNANCIN GELECEK NESİLLERE AKTARILMASI ÖNEMLİ

    Hatice Çataloğlu, gençliğinin özlemini fotoğraflarda gideriyor. Arkadaşlarıyla birlikte 40 yıl önce çektirdiği fotoğraf cemevinde sergilenirken, her fotoğrafın önünden geçen Çataloğlu, o günleri özlediğini belirtiyor.

    Fotoğrafın hikayesini anlatan Çataloğlu, düğünlerde, bayramlarda kadınların üç etek giydiğini hatırlatarak, “Hatıra olsun, geleceğe bir anı kalsın diye çektik. Kültürün ve inancın gelecek nesillere aktarılması önemli. Bazılarını yapıyoruz, bazılarını ise yarım yamalak yapıyoruz. Mutlaka geleneklerimizi sürdürürüz” diyor.

    Bayramlarda mutlaka ellerine kına yaktıklarını söyleyen Hatice Çataloğlu, insanların o yıllarda daha samimi olduğunu ve birbirine güvendiklerini ifade ediyor. Çataloğlu,  gençlere kültürün ve inancın aktarılmasının önemine dikkat çekiyor.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Adana Tahtacılar Kültür Derneği Başkanı: Alevilere, inancımıza saygı gösterilsin-VİDEO

    Adana Tahtacılar Kültür Derneği Başkanı: Alevilere, inancımıza saygı gösterilsin-VİDEO

    PİRHA-Adana Tahtacılar Kültür Derneği Başkanı Hüseyin Şapkalı, dernek çalışmalarına ve Alevi gündemine dair değerlendirmede bulundu. Şapkalı, Alevi toplumunun asimilasyona karşı birlik olması gerektiğini ifade etti. Şapkalı, “Biz bu dayatmaları kabul etmiyoruz. Alevilik bir inançtır. Buna saygı gösterilmesini istiyoruz” dedi. 

    AKP-MHP iktidar blokunun yıllar önce rafa kaldırdığı sözde ‘Alevi açılımı’ yeniden gündeme getirilip, cemevlerinin “kültür merkezi” olarak tanımlanması, dedelere maaş bağlanması, cemevinin su ve elektrik giderlerinin karşılanması ve Diyanet benzeri “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı”nın kurulması gibi başlıklar olarak kamuoyuna yansıdı. Ayrıca hükümetin dedeleri Kerbela’ya götürmesi çalışması kapsamında da Şubat ayında 60 kişilik ilk grubun Kerbela’ya götürüleceği öğrenildi.

    Alevi toplumu ve örgütlerinin rızası alınmadan atılan bu adımlar büyük tepki ile karşılandı ve Aleviler, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulduğu duyurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ve torba yasaya karşı ülkenin birçok yerinde alanlara çıkarak, “Eşit yurttaşlık talebimizden vazgeçmiyoruz” mesajı vermeyi sürdürüyor.

    Adana Tahtacılar Kültür Derneği Başkanı Hüseyin Şapkalı, hem dernek çalışmaları hakkında hem de Alevi gündemine dair PİRHA‘ya değerlendirmelerde bulundu.

    Derneklerinin yeni olduğunu belirten Şapkalı, “Yıllardır içimizde uhde olan bir dernek çalışmasını gerçekleştirdik. Adana bölgesinde bu tür etkinliklerin çok olmadığını biliyoruz. İnsanlar Tahtacı’nın ne olduğunu bilmiyor. Tahtacı Osmanlı’da ağaç eri kelimesinden de belli olacağı gibi tahtacılık bir meslekten gelen tanımlamadır” dedi.

    “DERNEK ÇALIŞMASIYLA ASİMİLASYONUN ÖNÜNE GEÇMEK İSTİYORUZ”

    Oğuz Türklerinin Salur boyundan geldiklerini aktaran Şapkalı, “Adana’da ve Türkiye’nin birçok bölgesinde yerleşik durumdayız. Uzun yıllardır konar göçer hayatı yaşadığımız, dağlık alanda olduğumuz için Osmanlı’nın baskılarından çok etkilenmemiştir. Geleneklerimiz, göreneklerimiz, ibadetlerimizi yapabilmişizdir. Şimdi ise özellikle yerleşik hayata geçişle birlikte asimilasyonla karşı karşıya kalmaktayız. Bizler de bu çalışmalarla, dernek çalışmalarıyla bu tür şeylerin önüne geçmeye çalışacağız. Bizim amacımız bu” diye belirtti.

    “ALEVİLİK BİR İNANÇTIR, SAYGI GÖSTERİLMESİNİ İSTİYORUZ”

    Alevi gündemine dair de konuşan Şapkalı, şunları dile getirdi:

    “Cumhuriyetin birinci yüzyılı bitti, ikinci yüzyılına giriyoruz. Birinci yüzyılı katliamlarla, anmalarla, acılarımızla geçti. İkinci yüzyıla bunları yaşamak istemiyoruz. Ancak biz Alevilere torba yasayı dayatmaya çalışıyorlar. Torba yasa ile asimilasyon çalışması yapacaklar. Biz bu dayatmaları kabul etmiyoruz. Alevilik bir inançtır. Buna saygı gösterilmesini istiyoruz.
    Cemevine cümbüş evi deyip daha sonra orayı ziyaret edip oradaki değerlerimizi duvarlardan kaldırarak ziyaret edilmesi bize inandırıcı gelmiyor. Bürokratlarınız Alevileri aşağıladığında siz bir toplumu bir inancı nasıl aşağılarsınız diye hiçbir tepki göstermemeleri gerçek yüzlerini gösteriyor. Mücadelemizi, örgütlenerek, çoğalarak, eylemler yaparak, eşit hak, eşit yurttaşlık alana kadar devam ettireceğiz.”

    PİRHA/ADANA

  • ‘Mersin Alevi Toplulukları Çalıştayı’ 1’inci günü tamamlandı

    ‘Mersin Alevi Toplulukları Çalıştayı’ 1’inci günü tamamlandı

    PİRHA-Mersin Cemevi tarafından düzenlenen ‘Mersin Alevi Toplulukları Çalıştayı’nın 1’inci gününde Alevi sürekleri temsilcileri tarafından Tahtacı, Çepni, Roman, Bektaşi ve Kızılbaş Aleviliği üzerine sunumlar aktarıldı.

    Mersin’de yaşayan Alevi süreklerine ilişkin Mersin Cemevi öncülüğünde “Mersin Alevi Toplulukları Çalıştayı” başladı. Çalıştayın ilk gününde Alevi sürekleri temsilcileri tarafından Tahtacı, Çepni, Roman, Bektaşi ve Kızılbaş Aleviliği üzerine sunumlar aktarıldı.

    Prof. Dr. Şükrü Aslan’ın moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda, rof. Dr. Şükrü Aslan, Prof. Dr. Ayten Kaplan, CHP İzmir Milletvekili Özcan Purçu, Araştırmacı yazar Ali Aksüt ve Bektaşi-Kanaat Önderi Ali Yıldız, Alevilerin yaşadıkları coğrafyalara ve inanç ritüellerine ilişkin paylaşımlarda bulundular.

    Çalıştayın ikinci gününde ise, saat 13.00’te Prof. Dr. Şükrü Aslan, Prof. Dr. Ayten Kaplan, CHP İzmir Milletvekili Özcan Purçu, Araştırmacı yazar Ali Aksüt ve Bektaşi-Kanaat Önderi Ali Yıldız’ın katılımıyla panel düzenlenecek.

    Panelin sonunda ise sanatçı Musa Eroğlu’nun dinletisiyle çalıştay sona erecek.

    PİRHA/MERSİN

  • Kemal Bülbül’den İçişleri Bakanına ‘Sarıkız Türkmen Şenlikleri’ sorusu

    Kemal Bülbül’den İçişleri Bakanına ‘Sarıkız Türkmen Şenlikleri’ sorusu

    PİRHA- HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Sarıkız Türkmen Şenlikleri”nin yasaklanmasını İçişleri Bakanına sordu.

    Hakların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Tahtacı, Çepni Türkmen Alevilerin, Yörüklerin ve göçle gelen Alevilerin 600 yıldır Balıkesir’in Edremit İlçesi’ndeki Milli Park sınırları içinde kalan Kaz Dağları’nda her yıl ağustos ayında düzenledikleri “Sarıkız Türkmen Şenlikleri”nin son iki yıl pandemi nedeniyle 2022’de de “Orman Yangını Tehlikesi’ gerekçe gösterilerek Balıkesir Valiliği tarafından engellenmesi veya ertelenmesini soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı.

    Her yılın Ağustos ayının 3. haftasında yapılan Sarıkız Türkmen Şenlikleri’nin son üç yıl pandemi ve “orman yangını tehlikesi” gerekçesi ile ya iptal edilmiş ya da engellendiğine dikkat çeken Bülbül, İçişleri Bakanlığı’nın tarafından yanıt verilmesi istemiyle, “Bakanlığınız Alevi inancının bir gereği olarak ve Alevi toplulukların kutsal yas ve oruç günleri olan Yas-ı Kerbela’da Sarıkız’a gidiş ile ilgili etkinliğin ağustos ayının 3. haftasında düzenlenmesi için yerel halkın talebini karşılamak amacıyla herhangi bir girişimde bulunacak mıdır?” sorusunu sordu.

    PİRHA/ANKARA 

  • Gazeteci Zeynel Gül: Tahtacı Aleviler, Muharrem ayına, ‘Aşır Ayı’ der-VİDEO

    Gazeteci Zeynel Gül: Tahtacı Aleviler, Muharrem ayına, ‘Aşır Ayı’ der-VİDEO

    PİRHA-Tahtacı Aleviler ve 12 İmam oruçlarına dair konuşan Gazeteci Zeynel Gül, “Tahtacı Aleviler Muharrem ayına ‘Aşır ayı’ der. Aynı zamanda aşır ayında oruç sözcüğü yerine yas sözcüğünü kullanırlar. Aşureye de aşır çorbası denir. Tahtacı Alevilerde Masum-u Pak ve Ana Fatma oruçları bilinmiyor” dedi.

    Gazeteci Zeynel Gül, Tahtacı Aleviler ve 12 İmam oruçlarına ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    Tahtacı Alevilerin, Muharrem ayı yerine Aşır ayı tanımını kullanıldığını söyleyen Gül, “Tahtacı Aleviler muharrem ayına ‘Aşır ayı’ der. Aşureye de aşır çorbası denir. Aşurenin piştiği güne de ‘Aşır Bayramı’ denir. Diğer Alevi toplumları gibi 12 gün boyunca bir şey yemezler, yas tutarlar. Bu nedenle hem yas hem aşır ayı birlikte anılır” dedi.

    TAHTACI ALEVİLER AŞIR AYINDA ORUÇ SÖZCÜĞÜ YERİNE YAS SÖZCÜĞÜNÜ KULLANIRLAR

    Tahtacılar açısından aşır ayı oruç tutma olmadığının altını çizen Gül, Oruç kutsal kitapların emri değil ve karşılığında bir mükafat olan hem inançsal hem davranışsal inanıştır. Öldükten sonraki yaşamı güzelleştirmek için oruç tutularak cennete gitmeyi veya günahlardan sıyrılmayı vaat eden böyle bir karşılığı olan inançtır. Yas ise; bitmek bilmeyen bir acıyı hiçbir karşılık beklemeden tutulan vicdan ve akılda hissedilen bedensel bir davranıştır. Bu nedenle Tahtacı Aleviler aşır ayında oruç sözcüğü yerine yas sözcüğünü kullanırlar. Belki en doğru olanı da budur. Tahtacı Alevilerde Masum-u Pak ve Ana Fatma oruçları bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

    “TAHTACI ALEVİLERDE AŞIR ÇORBASI KUTSAL SAYILIR”

    Aşır ayı süresince yapılan ritüellere de değinen Gül, şunları söyledi:

    “Tahtacı Aleviler yası 12 gün süre bir akşamdan bir akşama tutarlar. Akşam gün batarken önce ağızlarına tuz alırlar sonra yemeklerini yerler. Bu yemeklerin içinde et yoktur, süt yoktur, besleyici değildir. O görkemli sofraların hiçbiri yoktur. Afaki sofralarında yemeklerini yerler. Eğlence yapmazlar; gülmek, oynamak yoktur. 8 gün tıraş olunmaz. 9 gün çok yıkanmazlar. 10 gün hiçbir yere gitmezler.

    Tahtacı Alevilerin büyük çoğunluğunun musahibi vardır. Musahibi olup da12 gün oruç tutan Aleviler kurban keserler. Çoğunluk olarak horoz keserler. Buna Cebrail Kurbanı derler.

    TAHTACI ALEVİLER MUHARREM AYININ SON GÜNÜNE ‘AŞIR BAYRAMI‘ DERLER

    Aşure yemeğinin Nuh Tufan’ından kaldığı söylenir. Onun için Tahtacı Alevilerin deyimiyle aşır çorbası kutsal sayılır. Aşure çorbası pişirildikten sonra ilk önce dede olan köye gidilir ve orada dede evinde aşure çorbası içilir. Ondan sonra insanlar gelir ve çorbalarını içer ve dağıtırlar. Eğer bir köyde dede yoksa herkes kendi aşiretiyle en yakın büyüğünün evinde toplanır, büyüklerin çorbası içilir. Sonra kendi çorbalarını dağıtırlar. Çorbaları dağıtan genellikle yeni yetişen kızlar ve erkeklerdir. Genç kızlar başka evlere giderek çorbalarını götürür ve ellerini öperler. Büyüklerde onlara seveceği başka şeyler verir. Bu nedenle Tahtacı Aleviler Muharrem ayının son gününe ‘Aşır Bayramı’ derler.”

    Berfin YILDIZ / İSTANBUL

  • ‘Kaz Dağları’ndan Toroslara: Tahtacı Türkmen Alevileri’ kitabı dijital ortamda

    ‘Kaz Dağları’ndan Toroslara: Tahtacı Türkmen Alevileri’ kitabı dijital ortamda

     PİRHA- “Kaz Dağları’ndan Toroslara: Tahtacı Türkmen Alevileri” kitabı İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan çıktı. Kitaptaki, nefes, dua ve türkülere karekodlar aracılığı ile dijital ortamda da erişilebilecek.

    Amed Gökçen, Bade N. Çayır ve Zeynep Altop’un 2015’ten beri yürüttükleri çalışma, “Kaz Dağları’ndan Toroslara: Tahtacı Türkmen Alevileri” ismiyle İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından basıldı.

    Tahtacı Alevilerin sesli ve yazılı ürünlerini kayıt altına alan çalışmada, 200’e yakın nefes, dua ve türkünün kaydına dijital ortamda da dinlenebilecek şekilde yer verildi.

    Okurlar, kitapta yer alan karekodları telefonlarından taratarak nefes, dua ve türküyü dinleyebilecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Eren Ağacı hem tarihi hem de umudu yaşatıyor-VİDEO

    Eren Ağacı hem tarihi hem de umudu yaşatıyor-VİDEO

    PİRHA- Muğla’nın Ortaca ilçesine bağlı Fevziye Köyü sınırları içerisinde bulunan Eren Ağacı, köylüler tarafından kutsal kabul ediliyor. Yakınlarında herhangi bir yatır ya da türbenin bulunmaması dikkat çekerken, köyün muhtarı Şükrü Kirtik, ağacın çok eski olduğu ve birçok badire atlattığı için kutsal kabul edildiğini söylüyor.

    Muğla’nın Ortaca ilçesine bağlı Fevziye Köyü, Alevi, Sünni, Arap, Çerkes ve Yörüklerin yıllardır bir arada yaşadığı bir köy. Köyde ‘Eren Ağacı’ adıyla bilinen bir de dilek ağacı var. Sadece Aleviler tarafından değil köyde yaşayan diğer kesimler tarafından da kutsal sayılan Eren Ağacı’nın 1400 yaşında olduğuna dair rivayetler mevcut.

    İnsanlar gerçekleşmesini istedikleri dilekleri için Eren Ağacı’na birer çaput bağlıyor. Kimi çocuklarının iyi bir okul kazanması, evlenmesi, askerden sağ salim gelmesi gibi dilekler dilerken kimileri ise anne babası, eşine ve tüm sevdiklerinin geleceği için iyi dileklerde bulunuyor.

    EREN AĞACI KÖYLÜNÜN TOPLANMA YERİ

    Eren Ağacı’nın yakınların yatır ya da türbe benzeri bir yapı da bulunmuyor. Köyün muhtarı Şükrü Kirtik’in anlatımına göre Eren Ağacı çok eski olduğu ve birçok badire atlattığı için yöre halkı tarafından kutsal sayılıyor. Yine muhtar Kirtik’in dediğine göre insanlar adaklarını, kurbanlarını burada kesip, 6 Mayıs Hıdırellez bayramlarını da ağaç çevresinde kutluyorh. Yani burası aynı zamanda köylünün toplanma yeri.

    ESKİ YERLEŞİM YERLERİNDEN

    Ağacın yakın çevresinin ilk yerleşim yerlerinden olduğunu söyleyen Kirtik, “Bu ağacın kuzeyi ilk yerleşim birimiymiş. 100 küsur yıl önce vebadan, koleradan toplu ölümler başlamış. Burada ölenleri de götürüp aşağıdaki mezarlığa gömmüşler. Önceleri ölümler 3-5 kişi olurken daha sonra bu ölümler çok artmış. Böyle olunca da insanlar demişler ki ‘burada hepimiz öleceğiz burayı terk edelim’. Burayı terk edip Dalaman taraflarına dağınık olarak yerleşmişler. Sonra yerleşim yavaş yavaş geriye doğru gelmiş” diye ifade ediyor.

    Ortaca Belediyesi ile birlikte Eren Ağacı’nın etrafını temizleyip burada bir mesire alanı yapmak istediklerini belirten Kirtik, kendisine Anıtlar Kurulu’ndan bir yazı geldiğini ve yazıda söz konusu bölgenin eski yerleşim birimlerinden olduğu, tarihi kaleler, kuleler, kilise ve yer altı bağlantı tünelleri olduğu ve birinci derece sit alanı olduğu için burada mesire alanı yapılamayacağı ve kazı çalışmaları yapılacağının yazdığını kaydediyor.

    Eren Ağacı’nın yakınlarında bir de kaynak suyu bulunuyor. Kirtik, bu suyu atalarının arıklarla dağdan getirdiklerini ve içenlerin bu suyun tadına doymadıklarını da aktarıyor.

    Rohat EMEKÇİ/İsmail SİVASLI
    MUĞLA

  • Antalya Çatallar Köyünde birliği ve bereketi simgeleyen Pıngıdık kutlandı-VİDEO

    Antalya Çatallar Köyünde birliği ve bereketi simgeleyen Pıngıdık kutlandı-VİDEO

    PİRHA – Antalya Finike Çatallar Köyünde yaşayan Tahtacı Türkmen Alevileri her yıl geleneksel olarak kutladıkları dirliği, birliği, bereketi, bölüşmeyi simgelediği düşünülen ve nesillerdir sürdürülen Pıngıdık’ı kutladı.

    Tahtacı Türkmen Aleviler’in her yıl çoşku ile kutladıkları, baharı karşılamayı, dirliği, birliği, bereketi, bölüşmeyi simgelediği düşünülen ve nesillerdir sürdürülen Pıngıdık etkinliğini bu yıl da coşkulu bir şekilde kutladı.

    Antalya Finike Çatallar Köyünde yaşayan Tahtacı Türkmen Alevileri  ateşler yakarak, türküler söyledi.

    Pıngıdık geleneği her yıl 21 Mart’ta kutlanırken, son yıllarda köy nüfusunun çoğunluğunun dışarıda yaşaması dolayısıyla sömestr tatilinde gerçekleştiriliyor.

    Baharı karşılama, dirlik, birlik, bereket ve bölüşmeyi simgeleyen bu gelenek için tüm köylü görev paylaşımı yaparak sorumluluk alıyor.

    Pıngıdık etkinliğinin hazırlığı birkaç gün önceden başlıyor. Şehir dışında olan köy halkının ve özellikle gençlerin bugüne özel köye gelmesi ile birlikte  özellikle ergenlik çağına gelmiş erkekler toplanarak iş paylaşımı yapıyor.

    Sabah erken saatlerde kalkan genç erkekler ormanlardan topladıkları ve kamyonla getirdikleri odunları belli bir alana yığmaya başlıyor. Kule şeklinde dizilen odunlar gece boyu yanacak şekilde istifleniyor. Güneş batmadan yaklaşık bir saat önce köy halkının yerini bilmediği ve gidilmesi yasak olan bir yerde pıngıdık olacak genç hazırlanmaya başlıyor.

    Pıngıdık yapılan gence, siyah keçi postu giydiriliyor, yüzü siyaha boyanıyor. Pıngıdık olan gencin önünde ve omuzlarında bereketi simgeleyen çan takılı sopanın ucuna zil bağlanıyor. Böylece pıngıdık artık akşama hazır oluyor.

    PINGIDIK GECE EV HALKINDAN LOKMA TOPLUYOR

    Havanın kararması ile birlikte pıngıdık ve beraberinde gençler hazırlık yapılan yerden çıkarak yavaş yavaş evleri dolaşmayı başlıyor. Darbuka, teneke ve gençlerin sloganları ile başlayan etkinliğin sesinin duyulması ile köy halkı lambalarını kapatmaya başlıyor. Lamba kapatmanın katı bir kural olduğu köyde, pıngıdık olan genç lamba kapatılmadan asla kapıyı çalmıyor. Gençlerin çıkardığı sesler ile Pıngıdık’ın kendi evine yaklaştığını anlayan ev halkı ise bütçesi ve ekonomik durumuna göre Pıngıdık’a kuru yiyecek, odun, un veya bakliyat sunuyor. Pıngıdık’ın peşi sıra gelen gençler ise verilen lokmayı el arabaları içinde toplamaya başlıyor. Pıngıdık’ın ev halkı ile kısa oynayıp eğlenmesi ile sıra diğer eve geçiyor. Büyük heyacanla Pıngıdık’ı bekleyen ev halkı küçük, büyük demeden kapı önünde hazır bulunuyor.

    GENÇ KIZLAR OCAK BAŞINA GEÇİYOR VE EKMEK ÇALINIYOR

    Pıngıdık’ın uğradığı ve lokmasını veren ev halkı, havanın kararması ile dirlik ateşinin yakıldığı yere geçiyor. Genç kızlar kırmızı eşarp takarak kendi ekmek ocaklarını yakarak sofranın başına geçiyor. Önceden yoğrulan ekmek hamuru pişirilmeye başlanıyor. Bu arada Pıngıdık, ellerindeki tenekeleri çalarak arkasından gelen gençlerle birlikte dolaşmaya devam ediyor. Köy yerindeki tüm evlerin dolaşılması ile birlikte Pıngıdık def çalarak ateşin yakıldığı alana geliyor. Burada kısa sürede köy halkı içinde sağa sola koşturan Pıngıdık daha sonra oradan uzaklaşıyor.

    GENÇ ERKEKLER EKMEK OCAĞI PEŞİNDE NÖBET TUTUYOR

    Genç kızların pişirdiği ekmekler, evli olanlar tarafından çalınmasın diye genç erkekler tarafından nöbet tutuluyor. Yetişkinler ekmek çalmaya kalktığında ise gençler harekete geçiyor ve ekmek çalan yetişkini alandan çıkmadan yakalamaya çalışıyor. Daha sonra ekmekler köy halkı ve dışardan gelen konuklara ikram ediliyor. Tahtacı Aleviler bu kültür içinde inanç kimliğini de bularak yaşlı, genç demeden semah dönmeye başlıyor.

    Gece yarısından sonra da artan malzeme ve ekmekler gençler tarafından ihtiyacı olan ailelerin kapısına gizlice bırakılıyor. İçerisinde bütün bu komünalite değerlerini barındıran bu gelenek bir diğer yılda gerçekleşmek üzere son buluyor.

    PİRHA/ANTALYA

  • Tahtacı Türkmen Alevi kültürü bu müzede can buldu; 70 ülkeden ziyaretçi var-VİDEO

    Tahtacı Türkmen Alevi kültürü bu müzede can buldu; 70 ülkeden ziyaretçi var-VİDEO

    PİRHA- Kaz Dağlarının eteğinde yeşille mavinin içiçe geçtiği her yıl binlerce yerli yabancı ziyaretçisi olan Tahtacı Alevilerin yaşadığı Tahtakuşları Köyü’nde Türkiye’nin ilk köy müzesi bulunuyor. Özel Alibey Kudar Etnografya Galerisi’nin işletmecilerinden Selim Kudar, “Bu galeride kültürü sanatla buluşturduk” dedi.  

    Kaz Dağlarının Güney yamaçlarında 24 köyün içerisinde 10 tane Tahtcı Türkmen Alevi ve 14 tane de Yörük köyü yer alıyor. 24 köyden biri de Tahtacı Türkmen Alevi köyü Tahtakuşları. Geçmişte göçebe olan Alevi Türkmen aşiretinin yerleştiği, zamanla köy yaşantısına uyum sağladığı Tahtakuşlar Köyü, 130 hane ve yaklaşık 600 nüfusa sahip.

    Balıkesir Edremit-Çanakkale yolu üzerinde, Çamlıbel yakınlarındaki Alevi köyü Tahtakuşlar, kendine özgü gelenekleri, Hıdrellez’de süslenen mezarları, başta testiyle yapılan defin törenleri ve Kazdağı’nın tertemiz havası ve enfes manzarasıyla bölgenin ziyaret edilmesi gereken yerlerinde biri.

    Tüm bu tarihi mirası biraraya getiren Alibey Kudar’in açtığı ‘Alibey Kudar Etnografya Galerisi’ Türkiye’nin ilk köy müzesi olma özelliğini taşıyor.

    Şaman kültürünün sembollerini de taşıyan eşyalarla bezeli Tahtakuşlar Alibey Kudar Etnografya Galerisi, geleneksel Türkmen giysilerinden, el yapımı yün torbalara, çocuk yelekleri, kilim ve günlük yaşamdan farklı objelere kadar engin bir koleksiyona sahip.

    Oğlu Selim Kudar’ın babasından kalan bu galeride köyün geçmişten günümüze olan tüm inanç ve kültürünü bu galeride sergileyerek hem geleceğe taşıyor hem de dünyanın birçok ülkesinde gelen ziyaretçilere Tahtacı Türkmen Alevi geleneğini ve inancını tanıtıyor.

    Kudar, Tahtacı Alevilerde her bitkinin her objenin bir şeyi ifade ettiğini ve değerli olduğunu vurgulayarak, “Genç kızlara sen bir tohumsun denir ve tohum takılır. Evlenmek isteyenlere karanfil takılır. Karanfil ayrıca oksijen için faydalıdır. Süt çoğaltıcı takımızda boy otudur. Anne bunu kokladıkça annenin sütü çoğalır. Bu tarhana otu olarak da bilinir. Soylu ise gerdanlık, şef veya muhtarın hanımı ise taç takılır. Eğer kızın ailesi soylu ve yüksek mertebenden bir aileyse duvak kaz tüyünde yapılır. Bu da liderlik ya da statü belirleyicidir” diye konuştu.

    DÜNYADA EN BÜYÜK DENİZ KAPLUMBAĞASI BURADA

    Türkiye’de Tahtakuşlar Köyü’nde ilk özel ‘Alibey Kudar Etnografya Galerisini’ kurarak kültürü sanatla birleştirdiklerini belirten Kudar, yaptıkları çalışmaları ise şöyle anlattı:

    “Yaklaşık 17 ülkeden 1090 sanatçıya ev sahipliği yaptık. Her yıl UNESCO ressamları ile ortak çalışmalarımız da var. Ayrıca yöresel takı objelerinin anlamları ile ilgili el sanatları sergisi yapıyoruz. AR-GE bölümü şeklinde hem kütüphane hem de deniz ürünleri var. Dünyada en büyük deri sırtlı deniz kaplumbağada burada sergilenmektedir. Başta UNESCO olmak üzere 36 tane uluslararası ödülümüz var. 70 ülkeye hizmet veriyoruz. Türkiye’de köyde kurulan ilk müze. Ve dünyaya ilk defa bu kültür bu kadar tanıtıldı.”

    GALERİNİN 70 ÜLKEDEN ZİYARETÇİSİ OLUYOR

    Tahtacı Türkmen Alevilerine ait dededen kalma tarihi mirasla babası Ali Kudar ile Türkiye’de ilk Tahtakuşlar Alibey Kudar Etnografya Galerisini neden müze yapmadıklarını ise şöyle açıklıyor Selim Kudar:

    “Biz müze demiyor galeri diyoruz. Çünkü müzeler yasası bize göre değil. Zaten bize bakmıyorlar. Bunun da daha çok siyasi olduğunu düşünüyorum. Ancak bugün Türkmen Alevi kültürüne meraklı 70 ülkeden ziyaretçimiz geliyor. Biz deden kalan eşyaları atmadık sandıklarda biriktirdik. Deden kalan malzemelerle ve çevreden gelenler ile bu galeriyi oluşturduk. İmkanımız olsun bunun daha büyüğünü oluştururuz. Müze demek için izin almak gerek. Ama maddi olarak gücümüz yok. Zaten hiçbir maddi yardım vermeden gelip sadece denetim hakkını onlara vermiş olacağız. Ve gelip sadece denetleyecek ödenek vermeyecek. Gel bize bağlan diyecek.”

    TÜRKMEN ALEVİ ÇADIRI

    Galeri’de Türkmenlere ait çadırlar da bulunuyor. Tahtacı Alevilerin, eskiden göçebe hayat yaşadıkları için çadırlarda yaşadıklarını dile getiren Kudar, “1960-50 yıllara kadar yarı göçebe yaşıyorduk. Kaz Dağları milli park ilan edilince göçebe hayat bitti. Çadırlar portatif katlanıp katırlar ile götürülüyordu. Tepe kısmı tahtacı olduğumuzdan tahtadan yapılmıştır. Tamamen portatif ”dört kanat’ diye geçer. ‘Türkmen’in evini bir katır taşır ama keyfini kırk katır taşıyamaz’ derler. Orijinal Türkmen Alevi çadırı ardıç ağacından yapılır. Lifli ve katranlı olduğu için su alması zordur” ifadelerini kullandı.

    “MEZARLIĞIMIZDA BİLE ŞAMAN VE ALEVİ KÜLTÜRÜ YAŞIYOR”

    Tahtacı Alevilerin ritüellerinden de bahseden Kudar, mezarlarında dahi Şaman ve Alevi kültürünün yaşadığını söyledi.

    Kudar, “Orman olan yerlerde Tahtacı Türkmenler yaşar. Bu yaşamsal olarak kendi varlığı devam ettirmek içindir. 16 yüzyılda Yavuz’dan sonra dinsel baskılar fazla olunca rahatımız iyi olsun diye dağlara kaçmışız. Siyasal ve dinsel boyutu kadar kültürel olarak korunmanın en güzel tarafı da dağlarda yaşamamızdır. Dışa kapalı bir toplum olmuş ve korunmuşuz. Günümüzde de bu devam ediyor. Ancak artık yavaş yavaş bunlar kırılıyor. Çünkü aşkın sevginin önüne geçmek bizim yaşantımıza ters. Asıl amaç kültür bozulmasın. Burası Türkmen Alevi köyü eğer dışarı çok açılsaydık bu kadar kültürümüzü koruyamazdık. Mezarlığımızda bile bir Şaman ve Alevi kültürü aynen yaşıyor. Biz mezarlarımıza her Perşembe günü ölülerimize saygı olsun diye gider ve mezarlarımızı temizleriz” dedi.

    “TÜRKMEN’İN YATIRI İLE KATIRI YANINDA GEZER”

    Kudar sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz de ölülerimiz tabutla birlikte elbise ve eşyaları ile gömülür. Ateş yakılır ve herkesin bir ocağı vardır. Biz Tahtacı Türkmen Alevileri Hıdırellez’de toprak anaya kurban kesme törenleri yaparız. Ağustos ayında da Kaz Dağı zirvesi Sarı Kız türbesinde kurban kesilerek tanrıya sunulur. Türbeler tapma yeri değil tapınma yeridir. İbadethane olarak kullanılır. Türkmen’in yatırı ile katırı yanında gezer. Yatırı enerji çıkış noktaları anlamına gelir. Her sivri tepede bir ibadethanemiz vardır. Ve ona biz yatır deriz. Aslında sunak yeridir. Örf adetlerin yapıldığı temiz bir alandır. Biz havaya, suya, toprağa ve ateşe saygılı olan kişileriz. Doğada bir çekirdeği bile atmaz kızlara takı olarak takarız. Çünkü tohum doğanın özlü gücüdür. Tohumu koruyacak yeri geldiğinde toprağa vereceksin, toprak yeşerecek sana verecek sende yiyeceksin. Sen havayı, suyu, toprağı kirletirsen kendi kendini yok edersin. Çünkü havayı, doğayı, suyu kirlettik sıra ateşte ve yanıyoruz. Hava sıcaklıkları 50 dereceye kadar ulaşıyor. Bu da çok büyük bir rakamdır.”

    İsmet SEFERE/Sevim KAHRAMAN

    BALIKESİR

  • Tahtacı geleneği el emeği bez bebekler, teknolojik oyuncaklara direniyor-VİDEO

    Tahtacı geleneği el emeği bez bebekler, teknolojik oyuncaklara direniyor-VİDEO

    PİRHA- Antaya’nın Finike ilçesi Gökbük’te yaşayan Gülşen Işık eski elbiseler, çorap ve süngerlerle eski bir Tahtacı geleneği olan bez bebekler üretiyor. Teknolojik oyuncaklara karşı emek ve el ile dikilen geleneksel bebeklerin direndiğine vurgu yapan Işık, “Bu zamanda bebek de araba da alınır ama ben bunları tercih ediyorum, çünkü bunları seviyorum” dedi.

    Haberin videosu
    [fvplayer src=”https://www.youtube.com/watch?v=5aIgtOwS60A”]

    Bir Tahtacı geleneği olarak küçüklüğünde oynamak için babaannesinin bu bebekleri eski elbiselerle diktiğini ve dedesinin de kendilerine tahtadan beşik yaptığını anlatan Gülşen Işık, şimdi ise el emeği ile yaptığı bu bebekleri torunlarına ve dostlarına hediye ettiği söyledi.

    “BABAANNEM BEZ BEBEK, DEDEM DE TAHTA BEŞİK YAPARDI”

    Eskiden naylon bebekler ve oyuncak yoktu” diye konuşan Işık, babaannesinin eski elbiseler ile bu bebekleri ürettiği ve bir nevi onun bu kültürüne sahip çıkmaya çalıştığını vurgulayarak şöyle konuştu:

    “Bu erkek ve kız bebekleri kendim yapıyorum. Köyümüze kurs açıldı ve bende kursiyer oldum. Dikiş nakış kursunu beğendim. Eskilerden yeni şeyler yapalım istedik. Anneannemin yaptığına ve töremize uygun. Dedim ki çoluk çocuğa hediye edeyim, arabalara asılsın. Eski elbiseler, bluzlar ve çoraplar bozdum. Mesela bu bebekleri süngerlerden yaptım. 5 senelik kursiyerlikten bu yana da yapıyorum. Özelde bunu Tahtacılar yapar. Ben bunları babaannemden gördüm. Eskiden naylon bebekler ve oyuncak yoktu. Babaannemden eski elbiselerden, çoraplardan bize bebek yapardı. Dedem de ona uygun tahtadan beşik yapardı. İçine bebekleri yatırıp uyuturduk. Alacak bir yer olmadığı için bunlarla oynadık.”

    “BU ZAMANDA OYUNCAK DA ARABA DA ALINIR AMA BEN TERCİH ETMEM”

    Bu zamanda bebek de araba da alınır ama ben bunları tercih ediyorum” diyen Işık, bu bebeklerin teknolojik oyuncaklar gibi içlerinde kimyasal katkılar olmadığını belirterek şöyle konuştu:

    “Bizlere ne yapıldı ise onlarla oynadık. Onlardan gördük ve şimdi sıra torunlarımıza geldi. Bu zamanda bebek de araba da alınır ama ben bunları tercih ediyorum. Çünkü bunları seviyorum. Çünkü doğal ve içinde hiçbir katkı maddesi yok. Çocukları hasta etmez bunlar. Arkadaşlarıma, torunlarıma ve dostlarıma hediye ediyorum. Kendi yaptığım işten zevk aldığım için buraya asıyorum. Bu bebeklere çok ilgi duyuluyor ama ben hiç satmadım, hediye ettim. Satmak için yapmayı hiç düşünmedim. Yaptığım bu işi de insanlarla paylaştım.”

    Ersin ÖZGÜL / ANTALYA

     

     

  • Gelin, güneş gibi parlasın diye günün doğduğu yere oturtuluyor-VİDEO

    Gelin, güneş gibi parlasın diye günün doğduğu yere oturtuluyor-VİDEO

    PİRHA- Tahtacı Alevilerinde gelin başı bağlama geleneği geçmişten günümüze kadınlar sayesinde devam ediyor. Denizli Güzelköy’de gelin, güneş gibi parlasın diye günün doğduğu yere oturtularak başlanıyor geleneğin ritüelleri gerçekleştirilmeye. 

    Haberin Videosu  

    Alevilerin düğünlerindeki önemli ritüellerinden biri de gelin başı bağlama geleneği. Evlenirken yapılan baş bağlama törenini sadece kadınlar yapıyor. Baş bağlama töreni yöreye göre farklılık gösterse de anlamları hemen hemen aynı. Tahtacı Alevi süreğinde de baş bağlama geleneği kadınlar sayesinde gelmişten bugüne aktarılarak devam ediyor.

    Denizli merkeze bağlı bir Tahtacı Alevi köyü olan Güzelköy Köyü’nde de gelin başı bağlama törenine tanık oluyoruz. Cemevinde biraraya gelen kadınlar ritüel öncesi hazırlık yapıyor, gelinin kıyafetleri hazırlanıp gelin odaya getiriliyor ve üç kere yere minder vurularak başlanıyor ritüel.

    “GÜNEŞ GİBİ PARLASIN DİYE”

    Baş bağlama ritüelini gerçekleştiren Selver Biçer, elindeki minderi ilk vuruşunda Allah, ikinci vuruşunda Muhammet, üçüncü vuruşunda da Ya Ali diyor ve ağzından şu sözler dökülüyor: Gelinimiz günün doğduğu yere oturmak zorundadır. Güneş gibi parlasın diye.

    “GELİNİN BAŞI GELDİĞİ EVE BAĞLI OLSUN”

    Ardından mavi renkte içliği salavatlayarak geline giydiriyor. İçliğin ardından üç etek dedikleri uzun kollu yeleği sağdan salavatlayarak giydiriyorlar geline. Gelinin başına terlik dedikleri başörtüsünün altından giydirilen içliği takıp üçgen şeklinde uzun baş bağını da takarak anlamını şöyle anlatıyorlar:

    “Terlik içine giyilen bir içliktir. Büyüklerimiz atalarımız bunları giymişler hep. Gelinin başı geldiği eve bağlı olsun, kocasına bağlı olsun diye bu baş bağını bağlıyoruz.”

    Baş bağını çenesinin altından geçirerek sıkıca bağlıyorlar salavatlayarak. Baş bağını tutsun diye Fatma Ana’nın başlığı dedikleri üç renkli bağı bağlıyorlar alnına.

    “ELİNE, BELİNE, DİLİNE SAHİP OL”

    “Yeni gelin az konuşsun, büyüklerine saygısızlık etmesin” diye yaşmak dedikleri çene bağı gelinin çenesinden başının üzerine doğru takılıyor. Yolun süreği olan kırmızı renkli bel bağını, “Ya Allah, Ya Muhammet, Ya Ali” sözleriyle üç düğüm atarak bağlıyor ve “Eline, beline, diline sahip ol demektir bunun anlamı da” diyor.

    Baş bağlandıktan sonra üç defa öperek hayırlı olsun dilekleri iletiliyor geline. Ardından baş bağlama ağıdı söyleniyor.

    Suay ABAK-Hüseyin KELLECİ /DENİZLİ

  • ‘Sarıkız’ın ışığı sürekli yanıyor, devri devam ediyor’-VİDEO

    ‘Sarıkız’ın ışığı sürekli yanıyor, devri devam ediyor’-VİDEO

    PİRHA – Fatma Ana’nın kızı olarak bilinen Sarıkız makamı, Alevi kadınlarına ve gençlerine ışık oluyor. Kadınlar ve gençler Sarıkız üzerinden anlatılan efsanelerden güç alıyorlar. Kırıkkale’de bulunan Sarıkız Köyü’nde hizmet yürütenlerin çoğu kadın.

    HABERİN VİDEOSU

    Tahtacı ve Türkmen Alevilerde Fatma Ana’nın kızı olarak bilinen Sarıkız aynı zamanda mitolojide Tanrı Zeus’ın kızı olarak geçer. Sarıkız bir makamdır. Türkiye’nin birçok yerinde de makamı vardır. İzmir’e doğru Kırkağaç’ta Sarıkız Koruluğu, Marmaris’in Sarı Ana diye de anılan Sarı Ermiş’i, Alaşehir’de Sarıkız diye anılan su, Malatya-Hekimhan’da, Balıkesir-Edremit-Güre’de, Kaz dağlarında ve Kırıkkale’de Sarıkız ismiyle anılan Sarıkız Köyü Türkiye’nin dört bir yanına yayılmış Sarıkız’ın tesir ve tezahürleridir. 72 yerde Sarıkız makamı olduğu bilinmektedir. Ancak en önemlisi Kaz Dağlarında bulunan makamıdır.

    Tahtacı Alevileri, her sene hasat sonunda bir ya da iki hafta Sarıkız cemi tutarlar. Yine Tahtacı Alevilerde kızlara söylenen Göküş gözlüm, turna gözlüm, Sarıkızım sözleri Sarıkız’a atfedilir. 9 yılda bir Sarıkız’a kurban kesmeyen kişi yol düşkünü ilan edilir.

    Sarıkız makamı Fatma Ana’nın kızı olarak bilindiği için makamında hizmet yürüten canların çoğu kadındır.

    “KÖYÜMÜN KADIN İSMİYLE ANILMASI ONORE EDİYOR”

    Sevilay Sayılır Kırıkkale’de Sarıkız Köyü’nde yaşayan genç bir kadın. Sevilay Sayılır, yaşadığı köyün isminin bir kadın ismiyle anılmasından duyduğu mutluluğu şu sözlerle anlatıyor: Pek çok yerde ağalar, beyler, emirler, şeyhler erkek. Pek çok din görevlileri erkek. Köyümün bir kadın ismiyle anılması beni mutlu ediyor. Bir kadın olarak onore ediyor.

    “KAMİL İNSANA YAKLAŞMAK İÇİN VERDİĞİMİZ BİR MÜCADELE VAR”

    İnançlarının hayatlarında etkili olduğunu belirten Sevilay Sayılır, şu cümlelerle anlatıyor inancın hayatlarındaki etkisini:

    “Alevilik farklı. Onun felsefesi bana daha derin geliyor. Çünkü onda özümüzle bir savaş var. Kendimizi kamil insana yaklaştırmak için verdiğimiz bir mücadele var. Türbeler sayesinde, uygulanan ritüeller sayesinde, cem sayesinde buradan özümüze bir şeyler katabiliyoruz. Buradan aldığımız ilhamla da kendimizi oluşturmaya çalışıyoruz aslında. Kendi geleneklerimize dair şeyler araştırdıkça artıyor, ufkumuz genişliyor. Buradan yola çıkarak da geçmişle gelecek arasında bağ kuruyoruz. Biz gençler olarak biraz daha olaylara bilimsel bakıyoruz. Ama bu inançlardan alabileceğimiz güzel felsefeler var, temiz düşünceler var. Bu yüzden ben ve benim gibi genç arkadaşlarım da buradalar.

    “BURANIN IŞIĞI SÖNMÜYOR, YOL DEVAM EDİYOR”

    Kadınların Sarıkız üzerinden anlatılan efsanelerden yola çıkarak kendilerinde bir şeyleri değiştirme gücü bulduklarını söyleyen Sevilay Sayılır, Sarıkız’ın bir köye isim verecek, orada insanları bir araya toplayabilecek güce sahip olduğunu belirterek şöyle devam ediyor:

    “Bizim için Sarıkız kadın öncülerden. Kadınlar Sarıkız’dan ilham alıp kendilerindeki ışığı görmeliler. O yüzden ışığını söndürmemeye çalışıyoruz. Buranın kadın hizmetlileri var. O ışık sürekli yanıyor, o devir daima devam ediyor. Buranın ışığı sönmüyor yani aydınlığımız devam ediyor, yol devam ediyor.

    “BİLGİYİ BİRAZ DAHA ERKEKLER TAŞISA DA HAYATI GÖTÜREN KADINLARDIR”

    Yolu kadınların devam ettirdiğini de kaydeden Sevilay Sayılır, “Buraya bir kadın geliyor burayı temizliyor. Bir kadın burada ışığı yakıyor. Bir kadın lokma verilecekse yemeği pişiyor. Aslında ekonomik düzen kadınların elinde. Sadece biraz erkekler dualara öncülük ediyorlar. Biraz daha bilgiyi erkekler taşıyorlar. Ama aslında hayatı da götüren kadınlar.” diyor.

    Rohat EMEKÇİ-Suay ABAK

    KIRIKKALE/SARIKIZ

  • HBVAKV Genel Başkanı Tuncer Baş: Bir toplumun kutsalı ile oynamak ateş ile oynamaktır

    HBVAKV Genel Başkanı Tuncer Baş: Bir toplumun kutsalı ile oynamak ateş ile oynamaktır

    PİRHA – Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde bulunan Hacıbektaş Veli Dergahı’nın bahçesine kepçe girdi. Dergahın bahçesine abdesthane yapılacağı gündeme gelirken Alevi kurumlarından sert tepkiler gelmeye başladı. Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Tuncer Baş, “Bu tamamen Alevilerin kutsallarına yönelik bir müdahaledir. Bir toplumun kutsalları ile oynamak çok tehlikeli ve ateş ile oynamak gibidir” dedi.

    Hacı Bektaş’ı Veli Dergahına kepçe ile girerek abdesthane yapma çalışmalarına yönelik tepkilerini Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Tuncer Baş Pir Haber Ajansı’na değerlendirdi.

    Hacı Bektaş Dergahına abdesthane yapmak için dergahın içinde bir yeri kepçe ile kazmaya başladıklarını belirten Baş, “Bu yapılan açıkça bir provokasyon gibi görünüyor. Çünkü son zamanlarda Alevilere yönelik bu tür şeyler ara ara yapılıyor. Ama ateşle oynuyorlar. Her şeyi bir tarafa bırakıyorum, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na yapılacak ciddi bir müdahale Aleviler tarafından intihale neden olacaktır” şeklinde konuştu.

    “ABDESTHANE İLE ASİMİLASYONA DEVAM EDİYORLAR”

    HBVAKV Genel Başkanı Tuncer Baş, “Hacı Bektaş’ı Veli Dergâhı’na yapılan abdesthaneyi 1834 yılında dergaha yapılan caminin bir devamı ve girişimi olarak görüyorum. O gün cami yaptılar, bugün de bir abdesthane yaparak asimilasyon politikalarına devam ediyorlar. Son dönemlerde dillerine doladıkları cihatçı eğitimin Alevilere yönelik pratikteki şekli olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuştu.

    “KUTSALLARIMIZA DOKUNDURMAYIZ”

    Kulağımıza gelen bilgilere göre Hüseyin Gazi Dergâhı’na da müdahale edileceğini vurgulayan Baş, Hüseyin Gazi Dergahı’nı devletin kurmuş olduğu çakma bir Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Vakfı’na devredecekler. Bu tamamen Alevilerin kutsallarına yönelik bir müdahaledir. Bir toplumun kutsalları ile oynamak çok tehlikeli ve ateş ile oynamak gibidir” ifadelerini kullandı.

    “Bunu yapanlar ateş ile oynuyorlar” diyen HBVAKV Genel Başkanı Tuncer Baş  sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu baskılar sistematik olarak artacaktır. Ancak biz Aleviler olarak kutsallarımıza dokundurmayız. Dersim bizim kutsallarımızın olduğu yerdi ve oraları yakarak başladılar. Yakılan yerler yatırlarımızın ve türbelerimizin bulunduğu bölgelerdi. Kaz Dağları, Tahtacı Alevileri ve bizim için kutsal olan yerlerdir. Oralara da yangınlar sıçradı. Aynı şekilde Hüseyin Gazi Dergahı’na yönelik yapılmak istenenler ve en son Hacı Bektaş Veli Dergahı’na yapılmak istenen abdesthane aslında cihatçı eğitimin pratikteki halidir. Biz Aleviler olarak kesinlikle tüm bunlara tepkimizi koyacağız. Dersim’deki orman yangınlarını durdurmak için orman yangınlarının olduğu bölgeye kadar gittik. Bugün Hacı Bektaş Dergahı’na yapılmak istenen abdesthane karşı olmak içinde orada olduk ve arkadaşlarımız çok ciddi provokasyonlara engel oldular.”

    “GEREKİRSE BEDENİMİZLE SİPER OLACAĞIZ”

    Baş son olarak, “Yapılan zulme karşı gereken tepkimizi koyacağız. Bunu sırf kuru basın açıklamaları ile değil Dersim’de yangın yerinde olduğumuz gibi Hacı Bektaş’a gidip buna da engel olacağız. Gerekirse orada bedenimizle siper olacağız. Bu yapılan cihadist politikalara engel olup teşhir edeceğiz” şeklinde konuştu.

    (HABER MERKEZİ)