Etiket: tahtacılar

  • Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali, Kardeş Türküler konseriyle sonlandı -VİDEO

    Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali, Kardeş Türküler konseriyle sonlandı -VİDEO

    PİRHA – 4. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali binlerce yurttaşın katılımıyla son buldu. Gecede Tahtacı geleneklerinden örnekler sergilenirken Kardeş Türküler de ezgileriyle katılımcılara coşkulu anlar yaşattı.

    Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şubesinin düzenlediği 4. Alevi Kültür ve Sanat Festivali sona erdi.

    Altınoluk Amfi Tiyatro’da yapılan programa binlerce yurttaş katıldı.

    “BU YOL AŞK İLE KURULMUŞTUR”

    Beş gün süren festivalin sunuculuğunu Dilek Aygün yaptı. Aygün konuşmasında “4 yıl önce ektiğimiz tohumun bugün filizlenerek büyüdüğünü görmek bizleri mutlu ediyor. Bu Yol aşk ile kurulmuştur. Bu Yol’un harcı lokma ile karılmıştır. Mazlumdan yana duran bir duruşun adıdır Alevilik. Bu Yol’un büyükleri sadece söyleyen değil, mücadele eden, dara duranlardır. Onların her biri halk önderiydi. Tıpkı Pir Sultan Abdal gibi. Bugün ise pirimize olan aşkımızı anlatacağız. Bu toplumsal aşk, sıradan bir aşık tarafından anlaşılmaz. Bu aşk, anlatılamayan, sadece hissedilen müthiş bir duygudur. Gülbenglerimizde ‘Aşk olsun’ deriz. Pir Sultan, güzel olan herşeye aşıktır. Onun için ‘Koyun beni Hakk aşkına yanayım’ der. Bu aşk, insanı insan eder. Aşk olsun Yol’u sürenlere, bu akşam burayı dolduran sizlere” diye belirtti.

    AKD Altınoluk Şube Başkanı Veli Doğan da katılımcıları selamlayarak “Bu festivali çok zor koşullarda yaptık. Alevi inancında bir elin verdiğini diğer el görmez desturu vardır. Lokmalarıyla emekleriyle görünmeyeneler de var. Hepsine çok teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.

    Gecede ilk olarak Çanakkale’nin Bayramiç İlçesi Koşuburnu Köyünden Zakir Bektaş Gümüş ile Tahtacı semahçıları sahne aldı.

    AKD Altınoluk Şubesinden Zakir Sinan Budak ve Süleyman Tik’in çaldığı deyişler eşliğinde semah dönüldü.

    Gecenin finalinde Kardeş Türküler, birçok dilde seslendirdiği ezgilerle katılımcıların büyük beğenisini topladı.

    PİRHA/ALTINOLUK

  • Altınoluk Cemevi’nde lokmalar pay edildi-VİDEO

    Altınoluk Cemevi’nde lokmalar pay edildi-VİDEO

    PİRHA – Muharrem Ayı’nın 4. gününde Altınoluk Cemevi’nde lokmalar pay edildi.

    Muharrem Ayı sebebiyle Balıkesir’in Altınoluk İlçesinde de muharrem sohbeti yapıldı.

    Baba Mansur Ocağı Şahin Kurucan’ın gülbeng okuduğu sohbette zakir Çetin Kurt da mersiye ve nefesler seslendirdi.

    AŞIR ORUCU!

    Yazar İbrahim Kızıler de program dahilinde konuşma yaptı. ‘Tahtacı Türkmenleri’nde matem orucu’ hakkında bilgi veren Kızıler, şu konuşmayı yaptı:

    “Tahtacı Türkmen deyimi ile Aşır ayındayız. Anadolu Aleviliğinde Muharrem ayı ve bu ayda tutulan ‘yas ve matem’ orucu diye adlandırılan bu ay ve oruç neden Tahtacı Türkmenlerde ‘Aşır ayı, Aşır Orucu, Aşır Çorbası ve Aşır Bayramı’ adları ile anılmaktadır. Önce bu konuya yoğunlaştığımızda Tahtacı Türkmen yerleşim birimlerinde Aşır isminin insanlara verildiğini yoğun olarak görürüz. Nedense son dönemlerde verilmeye başlanan Muharrem ismine eski Tahtacılarda hiç rastlanmaz.

    Nüfus kağıtlarında İslam ile yapılan takiyye neticesinde Şakir olarak yazılsa da köylerde bu isme haiz kişiler hep Aşır olarak çağırılır. Yıllarca bu Aşır nedir diye araştırırken Aşır Bayramı’nın ‘Melamilerde olduğu’ kaydına rastladım. Geniş bir açıklamasını bulamamıştım. Yas ve matem orucunu ise Tahtacı Türkmenler Aşır Orucu olarak adlandırır.

    Aşır orucu, 12. gün öğleyin dede evlerinde pişmeye ve içilmeye başlanan, sonrada 12 tutan tüm talipler tarafından pişirilen çorbanın adı Aşır çorbası ve üç günlük bayramın adı ise Aşır bayramıdır.

    Aşır çorbasının adı asla ve asla Aşure değildir. Kökeni de Arabistan veya İslam hiç değildir. Aşır çorbası Hz. Nuh peygamber zamanından buyana sürdürülen bir gelenektir. Söylenceye göre Hz. Nuh’un gemisi karaya oturduğunda gemide bulunanların aç karınlarını doyurmak için oğullarından Aşır’ı yemek yapma işiyle görevlendirir. Aşır geminin deposuna iner ve erzakları kontrol eder. Dolaplarda azar azar 12 çeşit erzak bulur. Bunlardan yemek yapsa kimseye yetmeyeceği için hepsini kazana doldurur ve çorba yaparak gemide tufandan kurtulanlara dağıtır. İşte ‘Aşır çorbası’nın aslı budur.”

    PİRHA/BALIKESİR

  • Alevi Topluluklar Konferansı’nda Alevi süreklerinin inanç ritüelleri konuşuldu-VİDEO

    Alevi Topluluklar Konferansı’nda Alevi süreklerinin inanç ritüelleri konuşuldu-VİDEO

    PİRHA-“2024 Yılı GADEV Alevi Akademisi Aleviler/Alevilik Saha Araştırma Konferansları”, ‘Alevi Topluluklar Konferansı’ konu başlığıyla Garip Dede Cemevi’nde başladı. Konferansta Tahtacılar, Abdallar, Çepniler ve Arap Alevilerin inanç ritüelleri ve yaşadıkları sorunlara ilişkin konuşmalar yapıldı.

    “2024 Yılı GADEV Alevi Akademisi Aleviler/Alevilik Saha Araştırma Konferansları”, Prof. Dr. Şükrü Aslan koordinatörlüğünde, ‘Alevi Topluluklar Konferansı’ konu başlığıyla Garip Dede Cemevi’nde başladı.

    Prof. Dr. Şükrü Aslan moderatörlüğünde gerçekleştirilen Alevi Topluluklar Konferansında Doç. Dr. Volkan Ertit, ‘Arap Alevilerin Dönüşen Dinsel Yaşamları’ , ‘Prof. Dr. Ayten Kaplan, ‘Tahtacı Aleviler’ , Elmas Aruz, ‘Dünden Bugüne Anadolu Abdalları’, Dr. Mustafa Aslan, ‘Sosyo-Kültürel tarihin izinde Çepni Alevileri: Gaziantep Çepnileri Örnekleri’ konularına ilişkin konuşma gerçekleştirdi.

    “TAHTACILAR, İNANCA DAYALI SOSYO-KÜLTÜREL BİR SİSTEM GELİŞTİRMİŞLER”

    ‘Tahtacı Aleviler’ konusu üzerine sunum yapan Prof. Dr. Ayten Kaplan, “Alevi inancında yolun bir sürek bin bir. Babam dar cemini ailemiz için uyguluyordu. Babam inancımızı bize gösterdiği için biz birbirimize küskün olmuyorduk. Birlikteliğin, kucaklaşmanın, birbirimize saygının ne olduğunu gördük. Tahtacıların iki ocakları var bunlar İzmir’de Yanyatır Ocağı diğeri de Aydın’da Hacı Emir Ocağı var. Ben doktora tezimi yazarken ben o kültürün içinden gelmeme rağmen bazı bilgilerin saklandığını hissettim. Tahtacılar inanca dayalı sosyo-kültürel bir sistem geliştirmişler. Alevilikten farklı noktası ise musahiplik Tahtacılar da sadece yol kardeşliği musahiplikle sınırlı değildir. Dar cemleri keşke devam etseydi, Aleviler mahkemelere gitmezdi kendi aralarında sorunları çözerdi. Ülkedeki adalet olmadığı için yeniden halk mahkemelerini kurmamız lazım” diye belirti.

    “ÇEPNİLER OSMANLI’NIN POLİTİKALARIYLA SÜNNİLEŞTİ”

    Çepniler’in Anadolu’da az bilinen Alevilerden olduğunu belirten Dr. Mustafa Aslan, “Çepniler ne yazık ki Osmanlı’nın politikalarıyla birlikte Sünnileşti. Günümüzde köylerde yaşayan Çepniler olmakla birlikte yaş aralığı yaşlılar oluşturmaktadır. Çepniler göçebe yaşam sürdükleri için genelde hayvancılıkla uğraşmışlardır. Çepnilerin iki ocağı Dede Garkın Ocağı ve İmam Musa-i Kazım Ocağı var” dedi.

    “ARAP ALEVİLİK ESKİSİ GİBİ YAŞANMAYACAK”

    ‘Sekülerlik’ kavramının topluma ait bir tanımlama olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Volkan Ertit, “Sekülerleşme bir toplumsal döngünün ismi. Sekülerleşme modernleşme demektir. 1950’lerden sonra Arap Alevilerde daha modern bir gündelik yaşam sürüyorlar. Arap Alevilerinde musahiplikte olduğu gibi amcalık kurumunda inanç öğretiliyor. Arap Alevisi olacağınız süreç bu ritüelle başlar, bu ritüel 9 ay sürer. 9 ayın sonunda o kişi artık amcasının evinin bir üyesi olur. Amcalık kurumunda günümüz şartlarında bazı değişiklikler oluştu. Eğer modernleşme süreci bu süreçte devam ederse geleneksel Arap Alevilik eskisi gibi yaşanmayabilir” diye belirtti.

    “ABDALLARI AYAKTA TUTAN ŞEY İNANÇ”

    Abdal Alevilerin en çok dışlananlardan olduğunu ifade eden Elmas Aruz, “Abdallar, kendilerini ve inanç ritüellerini dışarıya yansıtmıyorlardı, kendilerini gizliyorlardı. 5 yıldır Abdal Alevilerin temel sorunlarını görünür kılmaya çalışıyorum. Alevi inancı içerisinde Abdal Alevilerin yeri yok çünkü her sene Hacı Bektaş’ta yaşadıkları ortada. Çok hızlı bir şekilde kültürün dejenere olduğunu söyleyebiliriz. O yüzden geleneksel kültürel taşıyıcılarının kayıt altına alınması gerekiyor. Abdal Aleviler, inanç ritüellerine bakıldığında Tahtacı Alevilerle benzerlikleri var. Yaşadıkları olumsuzlukları dışarıya yansıtmıyorlar, kendi aralarında sorunları çözüyorlar. Hacı Bektaş’a gitmek Abdallar için çok önemli. Abdallarda musahiplik halen devam ettiriliyor. Abdalların en büyük sıkıntısı ise cemevlerinin olmaması. Diğer cemevlerine gitmeyi de dışlandıkları için tercih etmiyorlar. Kentlerde büyük bir ev bulup ibadetlerini öyle yürütüyorlar. Abdalları ayakta tutan tek şey inanç. Türkiye’deki Abdalların en büyük sorunları hor görülme. Abdalların en büyük talepleri Hacı Bektaş’taki sorunlarının çözülmesini istiyor, Aleviler içerisinde en çok ötekileştirilenler arasında” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -‘Alevi Topluluklar Konferansı’ Garip Dede Cemevi’nde başladı-VİDEO

  • Mut’un Köprübaşı Köyü’nde tarihe ışık tutan müzede tarihe yolculuk!-VİDEO

    Mut’un Köprübaşı Köyü’nde tarihe ışık tutan müzede tarihe yolculuk!-VİDEO

    PİRHA-Mersin Mut’un Köprübaşı Köyü’nden Şair Hüseyin Cılız, köyün cemevinde kurduğu etnografya müzesinin hikayesini PİRHA’ya anlattı. Küçük yaşlarından itibaren geçmişe dair objeler topladığını ifade eden Cılız, “Zamanla çoğaldı ve müzeye dönüştü” dedi. 

    Mersin’in Mut Köprübaşı köyünde bulunan Köprübaşı Cemevi’nin bir odasında Etnografya Müzesi bulunuyor. Tahtacı Alevilerin yüzyıllardır kullandıkları ev ve iş aletleri Şair Hüseyin Cılız‘ın çabalarıyla bir araya getirilip mütavazı bir müzeye dönüşmüş.

    Geçmişte kullanılan testerelerden, Sanatçı Musa Eroğlu’nun annesinin kullandığı takı kutusuna, 80 yıl önce cemlerde kullanılan bağlamaya kadar bir çok objeye ev sahipliği yapan Köprübaşı Cemevi Etnografya Müzesi’ne dair Şair Hüseyin Cılız, PİRHA’ya konuştu.

    Çocukluğundan itibaren geçmişte kullanılan objelere merakının olduğunu aktaran Cılız, “1987 yılından itibaren toplamaya başladım. İlk önce üç beş parçaydı. Evde büfeye yerleştirdim. Daha sonra evin kenarına şark köşesi yaptım. Daha sonra sığmaz olunca da bu cemevimizin odasını müzeye çevirdik. Çevre köylerin desteğiyle de müze gelişti. O gün bugündür bütün tarihi malzemeleri topluyoruz. Köyümüze gelen insanlar müzeyi ilgiyle geziyor, tarihe yolculuk yapıyorlar” dedi.

    Şair Hüseyin Cılız, müzenin tarihçesini paylaştıktan sonra, özenle koruduğu objeleri kameramıza anlattı.

    Diren KESER/MERSİN

  • 18 MART 2023 CUMARTESİ-GÜNDEM

    18 MART 2023 CUMARTESİ-GÜNDEM

    -Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Kızılarık Konuksever Cemevi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi, Antalya Tahtacılar Derneği ve Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Hızır cemi yürüttü. GÖRÜNTÜLÜ

    -Depremin etkilediği 11 ilin içerisinde yer alan Malatya’nın Ören köyünde yaşayan depremzede yurttaşlar Kızılay’ın getirdiği yardımlara tepki göstererek, “İlk günler gelmeyen Kızılay haftalar sonra gelemesini kabul etmiyoruz” dedi.GÖRÜNTÜLÜ

    -Cumartesi Anneleri, 938’nci haftasında kayıplarını sormak için açıklama yapacak.GÖRÜNTÜLÜ

    -Seçimlerin güvenli bir ortamda yapılmasına dair endişeleri olduğunu söyleyen Ankaralı yurttaşlar, “Değişim şart. Gençler olarak aydınlık bir gelecek istiyoruz. Seçimlerin güvenliğinden endişe ediyoruz. Umarım herkes sandığa ve oyuna sahip çıkar” dedi.GÖRÜNTÜLÜ

  • ‘Süreklerin tekleşmesi, bir merkezden yürütülmesi Aleviliğin doğasına aykırı’-VİDEO

    ‘Süreklerin tekleşmesi, bir merkezden yürütülmesi Aleviliğin doğasına aykırı’-VİDEO

    PİRHA-Yazar Piri Er, “Yol bir, Sürek bin bir” sözü üzerine değerlendirme yaparak  “Neden bir tek Alevilik yok?” sorusuna da cevap verdi. Tüm Alevi toplumunun, aynı şekilde erkan yürütemeyeceğini belirten Yazar Er, “Bu zaten Aleviliğin doğasına aykırı. İyi ki de öyle olmamış. Süreklerin tekleşmesiyle birlikte değişime açık olmayan Alevilik zaten yaşamazdı” dedi. 

    Asya kıtasından Avrupa’ya dek var olan Alevi toplumu, her coğrafyada kendi sürekleri üzerinden inancını yürütüyor. Alevilik, her bölgede temel kurallar üzerine oturtulup yaşatılıyor.

    Bir bütünen “Yol” olarak kabul edilen Alevilikte “Sürek” kavramı nasıl tarif edilir? Yazar Piri Er ile konuştuk. Yazar Er, Aleviliğin İslam’dan ayrı, kendine özgü kuralları olan bir inanç biçimi olduğunun altını çizerek konuşmasına başladı. Aleviliğin neden “Yol” olarak tarif edildiğini anlatan Er, şu bilgileri paylaştı:

    “Biz ‘Mezhep bilmeyiz Yol’umuz vardır’ diye zaten şiirlerde de geçer. Aleviliği, bir mezhep, İslam’ın içerisinde bir ekol olarak tanımlamak, İslam’ın hetorodoksisi olarak tanımlamak anlamına gelir ki bu bana göre doğru bir yaklaşım değildir. O nedenle Aleviler de herhalde bu farklılığı ya da özelliği düşünerek kendilerini ‘Yol’ olarak tanımlar. Yani sürülen, gidilen yol olarak tanımlarlar. ‘Sürek’ ise; Alevilik tek ekolün olduğu bir yapı değildir. Ana sürek olarak Hacı Bektaş’taki iki ekolü; Babahan ve Çelebi ekolünü biliriz. Bunlar Aleviliğin sürekleridir. Bunların dışında bağımsız ocaklar olarak bildiğimiz ocaklar vardır ki Alevilik bu üst sürek üzerinden yürür. Bunun içerisinde en geniş çaplısı tabi ki ocak sistemidir. Ama bu ocak sistemi içerisinde de hem ocaklar arasında farklılık vardır hem de genel çerçeve içerisindeki örneğin Hacı Bektaş’taki iki post içerisinde.
    Örneğin bir kolda müsahiplik varken diğerinde evlenmeyen dervişler vardır. Ama sistem olarak hepsi kendini Bektaşi ekolleri içerisinde tarif ederler. Her iki kol da Hacı Bektaş’a bağlıdırlar. Ama bunun dışında sürekler dediğimiz özellikle ocaklara bağlı yapılar vardır ki bunlar işte Tahtacı, Çepni ya da Kızılbaş ocakları diyebiliriz. Kastedilen şey, genel olarak budur.”

    “OCAKLARA GÖRE SÜREKLERDE FARKLILIKLAR OLUŞMUŞTUR”

    Yazar Piri Er, birbirine mesafe olarak yakın olan Alevi topluluklarında dahi farklı süreklerin mevcut olduğuna işaret etti. Piri Er, “Neden sürek binbir?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

    “Bu şunu gösteriyor; süreklerin farklılığını, süreklerin temel yapı olarak aynı ekolmuş gibi görünmekle beraber sürekler arasında da farklılıkların olduğunu gösteriyor. ‘Bu farklılıklar ne?’ diye sorarsanız örneğin Karadeniz bölgesindeki Çepnileri ele alalım. Ocak merkezi olarak Gümüşhane ilinin Kürtün ilçesinden başlar. Ocak merkezi orasıdır ancak günümüzde burası dönüşmüş bir yapıya sahiptir, Alevi kimliğinde değildir ama oradan başlar ve Trabzon Akçaabat’ın köylerinden İzmit’e kadar inen bir ocağı kast ederiz. Bunlar Güvenç Abdal Ocağı’na bağlıdır ve Çepni gruplarıdır. Ama Çepnilerin bunun dışında da bir grubu vardır. Bunlar Batı Anadolu’da dediğimiz özellikle Balıkesir bölgesinde yoğunlaşan Köse Süleyman Ocağına bağlı Çepni gruplarıdır. Bunların tümü aynı görünür ama bağlı oldukları ocaklara göre süreklerde farklılıklar oluşmuştur. Aynı bölgede bulunan Çepniler ile Tahtacı gruplar arasında da farklılıklar vardır. Örneğin Balıkesir’in sahildeki köylerine bakarsanız Tahtacı köyleridir. Biraz daha içeri doğru gittiğinizde Çepni köyleri vardır. Bunların da geleneklerinde farklılıklar vardır. Örneğin müsahipliği farklı algılarlar. Örneğin Tahtacı topluluğu müsahipliği tek aşamalı olarak gerçekleştirmezler. Tahtacılarda aşına, peşine ve çığıldaşı vardır. Dolayısıyla tahtacıların süreklerinde de kendi içlerinde farklılıklar vardır.”

    “İNANCIN TEK MERKEZDEN YÜRÜTÜLMESİ ALEVİLİĞİN DOĞASINA AYKIRI”

    Piri Er, “Neden bir tek Alevilik, bir tek erkanname yok?” sorularına ise “Bu Aleviliğin doğasına aykırıdır” cevabını verdi. Tek bir süreğin olması durumunda Aleviliğin yaşayamayacağını belirten Er şöyle devam etti:

    “İyi ki de öyle olmamış. Düşünelim ki gerçekten de bir tek Ağuçen Ocağı vardı. Bu ocağın günümüzde bilinen çok meşhur bir dedesi var. Şimdi bütün Alevilerin Mürşit Ocağı olarak bağlandığı bir yapı düşünün. Bunun içerisinde de mürşit olarak İzzettin Doğan’ın olduğunu ve herkesin ona bağlı olduğunu düşünün. İzzettin Doğan, sizi nereye götürürdü? Muhtemelen Ankara’daki Cami-Cemevi projesine ya da semahların içerisine semazen yerleştiren bir yapıya götürürdü. Ya da kadınların, küçük çocukların başını bağlayarak cemevlerine götürürdü. Alevi İslam anlayışı paralelinde kurmuş olduğu Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı’na bağlı bir yapıya götürürdü. Örneğin cemlerde demin yasaklandığı bir yapıya götürürdü. Dolayısıyla süreklerin tekleşmesi, bir tek merkezden yürütülmesi zaten Aleviliğin doğasına aykırı.

    Alevilik yok olma tehlikesiyle belli dönemlerde karşı karşıya kalmış bir inanç. Babai İsyanından alın 1237’den Şahkulu İsyanına kadar, Şah İsmail döneminde yaşanan katliamlara kadar sürekli katliamlarla muhatap olmuş bir inanç grubu. Burada farklılaşmanın, süreklerin oluşmasındaki nedenlerden biri de belki de bu. Çünkü yok olma tehlikesi karşısında farklı bölgelere giden Aleviler, kendilerine göre bulundukları bölgede Aleviliği farklılaştırmışlar. Bu çok doğal bir şey. İyi ki de öyle yapmışlar. Çünkü farklılaşmasa ve geleneksel yapısı içerisinde kalıp hiçbir şekilde değişime açık olmayan bir Alevilik yaşamazdı. Onun için sürekler farklılaşmış ve bugün de bu farklılığı koruyorlar. Ben hep ‘İyi ki bir tek merkeze bağlı kalınmamış’ diyorum. Bütün ocakların Hacı Bektaş’a bağlı olması da bana göre İzzettin Doğan gibi bir sakınca yaratmasa da sıkıntı yaratabilirdi. Bugün Hacı Bektaş’a bağlı olmayan, kendi başına ocaklar da var. Hatta Hacı Bektaş’tan önce kendi varlıklarının olduğunu söyleyen ve ‘Biz daha eskiyiz’ diyen ocaklar var. Dolayısıyla bunun merkezileşmesi, bir tek kanala bağlanması orayı bir anlamda kontrol etme anlamına da gelir ki bunu Osmanlı da denemiştir. Hacı Bektaş Ocağı’nda 1520’de başlayan Kanuni’nin kayınbiraderi Sersem Ali Dede Babanın oraya gelmesiyle başlayan süreç aslında bir anlamda Hacı Bektaş Dergahı’nı kontrol altında tutmaya çalışma sürecidir. Ancak bu başarılamamıştır. Örneğin Hacı Bektaş’ın devamı olan Babahan kolunda evlenmeyen dervişler vardır. Kiminde dem vardır kiminde ise kaldırılmıştır. Örneğin günümüz Çelebileri müsahipliği bir anlamda kaldırdılar. Uygulanmasının güçlüğü nedeniyle ikrar vermeyi yeterli buluyorlar. Ama bir Tahtacı için bu geçerli değil. Tahtacı ocağında mutlaka müsahip tutmak bir kenara, aşına ve peşinesini de tutuyorlar. Ya da Sivas, Dersim kökenli birçok ocakta hala günümüzde müsahiplik temel bir kurum olarak işliyor. Bu nedenle ocakları bir tek kaynağa bağlamak bana göre iyi bir şey değil.

    “FARKLI OLMAKTA HİÇBİR ZARAR YOK”

    Yazar Piri Er, günümüzde hazırlanan erkannamelerin içeriği hakkında da konuştu. Yazılı hale getirilen erkannamelerin farklı coğrafyalarda karşılık bulamayacağının altını çizen Er, şu bilgileri paylaştı:

    “Günümüzde bazı erkannameler hazırlanıyor. Hatta onların kimisinde ben de bulundum ve benim savunduğum şuydu; bunu Hacı Bektaş Çelebileri bu şekilde yürütüyor diye hazırlayabilirsiniz ama bunu siz götürüp Tahtacı cemi olarak yürütemezsiniz. Yani bir Çelebi Dedesini götürüp Tahtacı ocağının cemini yürüttüremezsiniz. Çünkü semahlarında, deyişlerinde, nefeslerde, devriyelerde farklılıklar var. Dolayısıyla her ocağın kendi süreğini, kendi varlığını koruması bir zenginliktir. Bu çok başlılık değildir. Yolun temel kurallarında bir Enel Hakk düşüncesinde ortaklık sağlayabiliyorsan ve Vahdeti Mevcut düşüncesini ortak görüş olarak aktarabiliyorsan farklı olmakta hiçbir zarar yok. Ama bunları alıp ve içerisini de değiştirip ‘Asıl budur’ diyorsan orada bir sorun var demektir.
    ‘Aleviliğin yazılı kaynağı yok’ demek çok doğru bir tanımlama olmaz. Aleviliğin yazılı kaynakları olarak bilinen kimi kaynaklar var ama şunu diyebilirsiniz; ‘Bunlar ne kadar bugünkü Aleviliğe hitap ediyor ya da bugünkü Aleviliği şekillendirmeye yarar?’
    Örneğin buyruklar var; İmam Cafer, Şeyh Safi buyruğu var. Bizler biliyoruz ki o buyrukları İmam Cafer yazmadı. Zaten İmam Cafer’in de Alevilikle bir ilgisi yok. Sonradan, 15. yüzyıl itibari ile Aleviliğin içerisine monte edilmiş bir figür olarak var. Yani İmam Cafer, Şah Hatayi’nin Aleviliğin içerisine getirdiği figürlerden biri. Ya da Hacı Bektaş’a mal edilen Makalat gibi kitaplar var. Bunlar gerçekten Aleviliğin kaynakları mı diye sorarsanız bana göre Aleviliğin kaynakları niteliğinde değiller. Ama birçok yerde karşımıza bunlar çıkar. Ama İmam Cafer buyruğunu iki kere okusalar ya yoldan vazgeçerler ya da İmam Cafer’den. Bunlar Aleviliği bağlar mı peki? Bunları tamamen inkar edelim diye bir şey söylemiyorum. Ama bunlar üzerinden Aleviliği kurgulamak, anlamaya çalışmak mümkün değil.

    “ALEVİLİK KİTAPLARA SIĞMAZ”

    Piri Er, Aleviliğin kitaplara sığdırılacak bir inanç olmadığı vurgusunu da yaptı. Yazar Er, inançların da bireyler gibi değişim gösterebileceğini belirterek şu aktarımda bulundu:

    “Örneğin ben 5 tane kitap yazdım. ‘Yaşayan Alevilik’ kitabım 4. baskıyı yaptı. 4. baskıda da dizgiyi değiştirdim. Çünkü ben değiştim. Çünkü benim eriştiğim bilgi değişti. Olaylara bakışım değişti ve doğal olarak ben o yeni bilgiyi eklemek zorundayım. Şimdi siz 16. yüzyılda kaleme alınmış bir kaynağı 21. yüzyılda Aleviliğe uyarlamaya çalışır ya da Aleviliği ona göre yönlendirmeye çabalarsanız sorunlar çıkar. Dolayısıyla bu kitapları tek başına bir kaynak, Aleviliğin aslı gibi düşünmek çok sağlıklı bir yaklaşım olmaz. Bunlara hep eleştirel bir gözle bakıp gerçekten Aleviliğe uyan ya da uymayan yanlarını ayırıp öyle değerlendirmek lazım. Yoksa ‘İmam Cafer buyruğu kutsaldır, okuyalım’ demek ya da Fuzuli’nin Kerbela olayını anlattıklarını okursanız buradan bambaşka yerlere ulaşırsınız. Alevilik kitaplara sığmaz. Çünkü Aleviliğin tarifini yapmak zaten bana göre doğru bir şey değil. Yapamazsınız da yaptığınız zaman durağan hale getirirsiniz. Oysa Alevilik değişir. Anamın Aleviliği ile benim Aleviliğim aynı değil.”

    “YETER Kİ YOLUMUZDAN SAPMAYALIM”

    Piri Er, son olarak günümüz Alevi topluluklarının, farklılıklar sebebiyle yaşadıkları çatışmaya dair “Yol bir Sürek bin bir” sözü üzerinden şu mesajı verdi:

    “Yol cümleden uludur derler. Yani sürekler, Yolun alt alanlarıdır. Yol’un temel ilkeleri vardır. Hakk’ı insanda görür, vahdeti mevcutcudur. ‘Evrende var olanların toplamı tanrıyı oluşturur’ der. Enel Hakk düşüncesi vardır. O nedenle hiçbir şekilde insan hakkını gasp etmez, insan öldürmeyi düşkünlüğü kalkmayan suçlar içerisinde sayar. Alevilik bu yönleriyle korunur, Alevilik Alevilik olarak anlatılır ise, dayanışma kurumu olarak müsahiplik anlatılır ise suç işleme olarak düşkünlük kurumu işletilebilir ise Alevilik o zaman anlaşılır ve kavranır. Dolayısıyla süreğin bin bir olmasında hiçbir sakınca yok. Yeter ki yolumuzdan sapmayalım, yoldan çıkıp da başka yollara gitmeyelim diye düşünürüm.”

     Eren GÜVEN/ANKARA

    İlgili Haberler: ‘Alevilikte değişmeyen, kendisini yenileyemeyen kurallardan söz edilemez’-VİDEO

  • Mersin Cemevi’nde ‘Tahtacı Alevi Kadınlar’ paneli düzenlendi-VİDEO

    Mersin Cemevi’nde ‘Tahtacı Alevi Kadınlar’ paneli düzenlendi-VİDEO

    PİRHA- Mersin Cemevi’nde Toros Üniversite’nin katkılarıyla düzenlenen ‘Tahtacı Alevi Kültüründe Kadın’ konulu panelde, Tahtacı kadınların hem inançtaki hem de yaşamdaki yerine dikkat çekildi.

    Mersin Cemevi’nde Toros Üniversite’nin katkılarıyla ‘Tahtacı Alevi Kültüründe Kadın’ paneli düzenlendi. Panele Mersin’de yaşayan Tahtacı Aleviler yoğun ilgi gösterirken, moderatörlüğünü Dr. Ruhsar Uçar’ın yaptığı panele konuşmacı olarak Halk Bilim Uzmanı ve Yazar Hilmi Dulkadir, Mersin Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Çıblak Coşkun ve Halk Bilimi Araştırmacısı Celal Necati Üçyıldız katıldı.

    Açılış konuşması yapan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarken, Tahtacıların yaşamlarında doğayla kurdukları ilişkinin örnek alınması gerektiğini belirtti.

    Dr. Ruhsar Uçar, Alevilikte kadının önemine dikkat çekerken, Halk Bilim Uzmanı ve Yazar Hilmi Dulkadir, ‘Mersin Tahtacı Türkmenleri Ve Sarıkız Söylencesi’ başlıklı sunum yaptı.

    “EMEKLERİNİN KARŞILIĞINI ZORLAMAKLA DEĞİL ‘KISMET’TE ARAMAKTADIRLAR”

    “Tahtacıların Yaşamı ve Temel Özellikleri Nedir? Tahtacılar Kimdir? Onların Bir Tarihi Var mıdır? Anadolu’ya Nasıl ve Ne Zaman Gelmişlerdir?” sorularının cevapları için yıllarca çalışmalar yürüttüğünü belirten Dulkadir, “Günümüz Tahtacı ailesinin işi, devletin sahibi olduğu ve belirlediği orman sahalarında alaçık denilen çadırlarında ya da kesilen ağaç dallarından oluşturdukları geçici barınaklarda kalarak sürekli kesim yapmak, dökülen alın teri karşılığında geçimlerini sağlayabilmektir. Yegâne varlıkları üç beş katır, balta ve bıçkılarıdır. Ne yazık ki onca zorlu çalışmalarına rağmen yeterince gelir elde edememektedirler. Emeklerinin tam karşılığını talep etmekte ısrarcı davranamayacak kadar munistirler. O kadar naifler ki, onlar emeklerinin karşılığını zorlamakla değil “kısmet”te aramaktadırlar” dedi.

    Tahtacıların işlerinin her ne kadar ağaç kesmek ise de ağaçlara bağlılığı oldukça yüksek olduğunun altını çizen Dulkadir, “Geniş çaplı bir kesim olursa işe başlamadan önce, hayır dua ederler, “herhangi bir kaza bela olmasın” diye kurban keser, işe ondan sonra başlarlar. Bu gelenek, Tahtacıların piri olan Habîb’in Neccâr’dan beri uygulanmaktadır” diye konuştu.

    Mersin Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Çıblak Coşkun da, “Tahtacılar Kimdir? Tahtacılarda yaşam tarzı, insanlık tarihinde ve Anadolu’da Tahtacılarda kadın, Tahtacıların dini ve sosyal yaşamlarında kadın, kadın Ocaklar, Fatma Ana Kimdir? Kadının günlük yaşamdaki görevleri ve Tahtacılarda değişim ve dönüşüme dair sunum gerçekleştirdi.

    “KADIN ALEVİ İNANCINDA ERKEKLE EŞİT ROLLERİ PAYLAŞIYOR”

    Araştırmaları boyunca Tahtacıların sadeliğine ve sıcakkanlılığına tanıklık ettiğini ifade eden Prof. Dr. Nilgün Çıblak Coşkun, “Dini ve günlük yaşamda kadın erkekle yan yana ve aynı işleri yaparak yaşamdaki rolünü oynuyor. Kadın Alevi inancında erkekle eşit rolleri paylaşıyor. Günümüzde de bu durum devam etmektedir. İnancın sürdürülmesinde Tahtacı Alevi kadınlar önemli görevler üstleniyor” diye belirtti.

    Halk Bilimi Araştırmacısı Celal Necati Üçyıldız ise, Tahtacılarda kadının yerine işaret ederek, “Tahtacı Alevi erkanında kızların ikrar alınması yoktur, ama Cuma akşamına kimlerin katılacağı konusunda bir yöntem yoktur. Ama yolun öğrenme yeri de Cuma akşamlarıdır. Karar verilir. Kız, erkek gençler Cuma akşamlarına birlikte katılabilir. Şimdi meydan açılan Tahtacı yerleşim yerlerinde musahipli olanlar Cemevinde, gençler ise bir başka geniş evde Cuma akşamı toplanmaya devam ediyorlar” diye aktardı.

    Celal Necati Üçyıldız sunumun ardından eşiyle birlikte “Tahtacı Semahı’ döndü. Panel Kızılkaya Köyü kadınlarının oynadığı mengiyle son buldu.

    PİRHA/MERSİN

  • Mersin Çamalan Cemevinde hizmetler yeniden başladı-VİDEO

    Mersin Çamalan Cemevinde hizmetler yeniden başladı-VİDEO

    PİRHA-Çamalan Cemevi koronavirüs salgınına dair hükümetin aldığı ‘normalleşme’ kararı sonrası kapılarını yurttaşlara açtı. Cemevi Başkanı Refik Deviren, PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede, cemevinin yurttaşların yoğun çabası sonucu kurulduğunu belirterek, misafirhane için destek istedi.

    Tahtacı Aleviler Torosların eteklerinden Kaz Dağlarına kadar uzanan dağ silsilesinde yüzyıllardır yaşamalarını sürdürüyor. Ormanlardan yaşamlarını kazanan Tahtacı Aleviler zamanla büyük şehirlere göç etse de inançlarını ve kültürlerini tüm asimilasyonist politikalara karşı korumaya çalışıyor.

    10 yılı aşkın süredir devam eden örgütlenme çalışmalarının yanı sıra Tahtacı köylerinde ya var olan cemevleri onarılıp ya da yeni cemevleri inşa ediliyor. Çamalan Cemevi de bu yerlerden biri.

    Mersin’in Tarsus ilçesine bağlı Tahtacı Alevi köyünde bulunan Çamalan Cemevinde pandemide ‘normalleşme’ kararı sonrası hizmetlerine başladı. Her Perşembe akşamı köy sakinleri bir araya gelerek muhabbet ediyorlar.

    Cemevindeki hizmetlere dair PİRHA’ya konuşan Çamalan Cemevi Başkanı Refik Deviren, 2010 yılında Çamalan Köyü halkı olarak cemevi yaptırma kararı aldıklarını ve zaman içerisinde imece ile cemevini tamamladıklarını belirtti.

    Deviren, 2017 yılında da Hacı Bektaş Veli heykelinin Alevi yurttaşların katkılarıyla cemevine yerleştirildiğini aktararak, bundan sonraki süreçte misafirhane projelerinin olduğunu ve belediyelerin ve yurttaşların desteklerini beklediklerini ifade etti.

    Diren KESER/Erol KAMALAK/MERSİN

     

     

  • ‘Aleviler olarak ham meyvenin koparılmasını dahi istemeyiz’-VİDEO

    ‘Aleviler olarak ham meyvenin koparılmasını dahi istemeyiz’-VİDEO

    PİRHA – Dede  Erdoğan Sezer ve Efe Engin, Suriye’de süren askeri operasyona dair, “Ağaç kesmek isterken dahi gülbeng verip rızalık alan bir toplumun bu operasyona rızalık vermesinin mümkünatı yok” dedi.   

    Haberin videosu

    Yedinci günü geride kalan Suriye’nin kuzeyine yapılan operasyonla birlikte sivil ölüm haberleri de geliyor. Birçok kesimle birlikte Alevi toplumu da harekatın biran önce durdurulması yönündeki ısrarını sürdürüyor.

    Dede Efe Engin ile Dede Erdoğan Sezer de “Ham olan bir meyvenin koparılmasının dahi inancımızda yeri yok” diyerek süren operasyona karşı olduklarını açıkladılar.

    “ÖLÜM ÜZERİNE RIZALIK VERMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL”

    Dede Efe Engin, “Yolumuz gereği varlığın birliğine inanırız” diyerek sürece dair şu yorumu yaptı:

    “Cümle canları Hakk gören bir bakış açısına sahibiz. Bu bakış açısının sebep olduğu üzere bu inanç sevgi ile 72 millete bir nazarda bakmak, kendine reva görmediğini başkasına görmeme üzerine kurulu. Bu bakış açısına göre bizim bir başka insana, kaldı ki avcıları bile cemine sokmayan bir inanış ve hakikat olarak kalkıp bir başkasını öldürmeye rızalık göstermemizin mümkünatı yok. Zaten Alevi inancına göre; ölüm üzerine yaşanan bir düşünceye rızalık vermesini bekleyemeyiz. Böyle bir şeyin mümkünatı yok. Yolumuza terstir. Bir ağacı bile keserken gülbeng verip onun rızalarını alarak kesen bir inançtan söz ediyoruz. Dolayısıyla da buna rızalık vermenin mümkünatı yoktur. Üstelik nasıl ki ülkemiz topraklarında demokratik laik bir cumhuriyeti savunuyoruz, nasıl Çanakkale sınırlarından Fransızlar, İngilizler girerken biz bunu istememiş isek bir başkasının ülke sınırlarından da içeri girmememiz lazım. Bu yaşananlara destek vermememiz lazım” dedi.

    “CAN ALMAK ALEVİ İNANCINA TERSTİR”

    Engin’in eleştirileri odağında Diyanet İşleri Başkanlığı da vardı. Başlatılan harekat ile birlikte camilerde sela okutulmasının yanlış olduğunu ifade eden Engin, “Diyanet, cezaevleri, sağlık hizmetleri ve milli eğitim ile yaptığı sözleşmesi gereği artık iç içe geçmiş bir süreç yaşıyor. Dolayısıyla operasyonla birlikte sela okunması bir başka inanç ve fikirlerin yok sayılması anlamındadır. Can öldürmeye ve şehitlik esası üzerine bir can feda etme üzerine bir yapı kurmak kesinlikle Alevi inancına terstir” dedi.

    “İNANCIMDA CANLARA KIYMAK YOKTUR”

    Dede Erdoğan Sezer ise Yunus Emre’nin “Yaratılanı severim yaratandan dolayı” sözünü hatırlatarak “Herkesin yaşama hakkı vardır” dedi.

    Sezer, Alevi toplumunun tüm savaşlara karşı olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

    “Savaşlar olmasın, insanlar ölmesin, anneler ağlamasın. Ama ne çare bütün canlılar ağlıyor. Sadece oradaki kitlenin, Suriye’de yaşayan Alevilerin değil, Kakailer, Ezidiler, Süryaniler ve diğer azınlık topluluklar var. Hepsi yaratılan tarafından yaratılmış. Onun için insanların, savaşı önce kendi nefisleri ile yapması gerekir. Önce yaşamak için savaşması gerekir. Onun için toplumları yok etmek değil; insanları öldürmek, canlara kıymak, annelere gözyaşı döktürmek inancımda yoktur. Çünkü biz de ‘kurdun, kuşun lokması’ deyip bütün canlıların yaşamı için lokma veriyorsak, ‘yerde sürünen solucanın, yürüyen karıncanın ve ham olan bir meyvenin koparılmasının dahi inancımızda yeri yok’ diyorsak bir canın bedenden koparılmasına da karşıyız. Yapılanları doğru görmüyoruz. Dünyanın, barış, huzur, kardeşlik, dostluk ve paylaşım içinde yaşanmasından yanayız.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

  • Tahtacı Aleviler, Bulgar Bozoğlan’da buluştu

    Tahtacı Aleviler, Bulgar Bozoğlan’da buluştu

    PİRHA- Tahtacı Aleviler, Tahtacılar Derneği öncülüğünde Karaman Ayrancı sınırları içinde yer alan Bulgar Bozoğlan dedenin türbesini ziyaret etti. 

    Merkezi Mersin’de bulunan Tahtacılar Derneği öncülüğünde Karaman Ayrancı sınırları içinde yer alan Bulgar Bozoğlan dağındaki Bulgar Bozoğlan dedenin türbesi ziyaret edildi.

    Ziyaret kapsamında kurbanlar kesildi, lokmalar pay edildi. Lokma duasını, Mersin Cemevi İnanç Kurulu’ndan Kazım Açıktepe dede verdi. Semahlar dönüldü, deyişler ve türküler söylendi.

    Burada bir konuşma yapan Tahtacılar Derneği Sami Akgün, Bulgar Bozoğlan dedenin Karamanoğulları döneminde yaşadığını, aynı Abdal Musa, Geyikli Baba gibi o zamanlar doğa inançlarından kopmamış Türkmenlere önderlik ettiğini, yol gösterdiğini, dirlik sağladığını söyledi.

    Bulgar Bozoğlan Türbesi’nin, bütün toplum kesimlerinin ziyaret ettiği kutsal bir mekan olduğunu belirten Sami Akgün, Tahtacıların orman işçiliği yaparak geçimlerini sürdüren bir topluluk olduğunu, ancak diğer mesleklere de yöneldiklerini vurguladı.

    Akgün, Tahtacıların genelde dağlık ve ormanlık bölgelerde kapalı bir toplum olarak yaşamlarını sürdürdüklerini, geleneksel ve kültürel özelliklerini bugüne kadar taşıyabilen nadir topluluklardan birisi olduğunu kaydetti. Akgün, türbe ve yatır ziyaretlerinin de Tahtacı kültürünün en önemli parçalarından olduğunu ifade etti.

    PİRHA/ MERSİN