Etiket: takke

  • İlkokulda ÇEDES kapsamında çocuklara türban ve takke taktırıldı

    İlkokulda ÇEDES kapsamında çocuklara türban ve takke taktırıldı

    PİRHA- Eğitimde laiklik karşıtı dinci uygulamalar her geçen gün artıyor. Bu kez Ordu’nun Perşembe İlçesi’nde ÇEDES projesi adı altında bir devlet okulunda ilkokul öğrencilerine okulun mescidinde takke ve başörtüsü taktırıldı.

    Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın birlikte hayata geçirdiği “Çevreme Duyarlıyım ve Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamındaki skandallara bir yenisi daha eklendi.

    BirGün’den Onur Durmuş’un haberine göre, Ordu’nun Perşembe ilçesinde 22 Mayıs 2024’te Kırlı Mahallesi’deki Kırlı İlkokulu’nun yıl sonu etkinliğinde mescit içerisinde 9-10 yaşlarındaki kız çocuklarına başörtüsü, erkek çocuklara ise takke taktırıldı.

    Kırlı İlkokulu’nda yıl sonu etkinliğinde öğrenciler çeşitli koreografiler ve gösteriler düzenledi.

    Ordu Valisi Muammer Erol, Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Hilmi Güler, Perşembe Kaymakamı Fatma Turhan Keser, Ordu İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Fatih Vargeloğlu, İlçe Jandarna Konutanı ve İlçe Emniyet Müdürü de protokolde yerini aldı.

    Okul içerisinde bulunan mescitte öğrenciler önlerinde rahle ve Kuran, başlarında başörtü ve takkeyle protokolü karşılamak için hazır bekletildi.
    Daha sonra ise protokol, mescitte bulunan öğrencileri ziyaret etti.

    Okulun internet sitesinde söz konusu yıl sonu etkinliğinin görüntüleri paylaşıldı. Paylaşılan fotoğraflarda öğrencilere takke ve başörtüsü taktırılmasına ait görüntüler yer almadı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kılavuz’dan çağrı: Taklitçilikten vazgeçin; dedeler deyişle, sazla Hakk’a uğurlama yapmalı-VİDEO

    Kılavuz’dan çağrı: Taklitçilikten vazgeçin; dedeler deyişle, sazla Hakk’a uğurlama yapmalı-VİDEO

    PİRHA- Alevilerin başta Hakk’a uğurlama erkanları olmak üzere bazı uygulamalarda Alevi inancının dışına çıkılması tartışılıyor. ABF İnanç Kurulu Başkanı Hasan Kılavuz, “Mahalle baskısı ve Sünni inancın hakimiyetinden kaynaklı Hakk’a uğurlama erkanları imamların eline geçti ve Sünni içtihatlara göre yürütüldü. Ama Alevi, kendi köyünde Pirin huzurunda deyişler, gülbenglerle sırlanıyordu” diyerek,  “Alevileri arkadan ite ite Arap kültürünün içerisine sokmaya çalışmak, hapsetmek büyük bir vebaldir” vurgusu yaptı. 

    Yüzyıllar boyunca baskı ve asimilasyon politikalarına tabi tutulan Alevi inancında en büyük tahribatın yaşandığı erkanların başında Hakk’a uğurlama erkanı geliyor.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) İnanç Kurulu ve Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Hakk’a uğurlama erkanlarında Alevi inancında yeri olmayan uygulamalardan vazgeçilmesi çağrısında bulundu.

    Kılavuz, Alevilerin Hakk’a uğurlama erkanlarının hazır bulunan cemaatin bildiği dilden yürütülmesi gerektiğinin altını çizerek, “Alevi pirleri cenaze erkanlarını yaparken ister köyde ister yaylada isterse de bir dergahın önünde olsun günlük kılık kıyafeti neyse onunla erkanı yürütürdü. Hiçbir zaman ne ayağına mest giydi, ne başına fes taktı, ne de cübbe giydi” diye konuştu.

    “TAKLİTÇİLİK YAPMAMALIYIZ”

    Günümüzde metropollerde bulunan bazı cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanlarında taklitçilik yapmak adına giyilen kıyafetlerin toplum nezdinde bir karşılığının olmadığına dikkat çeken Kılavuz, şunları dile getirdi:

    “Günümüzde Aleviler ister diasporada ister metropollerde olsun kendi diliyle ibadet etmek istiyor. Deyişini, mersiyesini, ağıtını kendi diliyle söylemek istiyor. Zorlayarak, anlamadığı bir dilde dua etmek uygun şeyler değil, kabulde görmüyor. Bugünün koşullarında cemevleri varsa, cemevlerinin camiden bir farkı olması lazım. Onun taklitçiliğini yapmamamız lazım. Niye özümüze dönüp özümüzü anlatmıyoruz?”

    “HACI BEKTAŞI VELİ 12 DİLİMLİ TAÇ GİYMEMİŞTİR”

    Bazı cemevlerimizde hizmet yürütenlerin başına 12 dilimli taç, cübbe hırka giyerek Hakk’a uğurlama erkanlarının yürütüldüğünü ifade eden Kılavuz, “Pir Hünkar Hacı Bektaşi Veli 12 dilimli taç giymemiştir. Bırakın 12 dilimli tacı, teslim taşı bile yoktu. Teslim taşı kendisinden 400 yıl sonra Balım Sultan tarafından kullanılmış ve kutsanmıştır. Bu da bizim inancımızda vardır diyerek alıp cemevlerinde bir gösteriş olsun deyip giymek uygun değildir, kabul görmüyor” diye belirtti.

    “DEDELERİMİZ DEYİŞLERLE, SAZLARLA ERKAN YÜRÜTMELİ”

    Cemevlerinde hizmet yürüten dedelerin Alevi inancının özü olan deyişler ve mersiyelerle Hakk’a uğurlama erkanını yürütmesinin en makul olanı olduğunu söyleyen Kılavuz, “Metropollerde kurulan cemevlerimizde hizmet yürüten dedelerimiz kendi inancının özü olan deyişlerle, sazlarla, Alevi ulularının söylediği devriyelerle kişiye Hakk’a uğurlaması en makbul olandır. Tabutların üstüne örtülen yeşil örtünün üzerinde Arapça yazılar var ve birçok kişi ne yazıldığını bilmiyor. Biz kendi cemevimizde Gufrani Baba’nın bir devriyesini kırmızı bir örtünün üzerine yazdık ve onu örtüyoruz. Bizim rengimiz kırmızıdır. Erkanda bulunanlara can diyoruz. Can derken erkek ve kadını ayırmıyoruz” diye konuştu.

    “KADININ ERKANA ALINMAMASI İNANCIMIZDA YOKTUR, ERKANI YÜRÜTEBİLİR”

    Kılavuz, Hakk’a yürüme erkanlarında kadın-erkek ayrımının ‘can’ kavramının gerçekliğine uygun olmadığı eleştirisini yöneltti.

    Kadınların Hakk’a yürüme erkanlarını yönetebileceğine dikkat çeken Kılavuz, “Cenaze erkanlarında kadınlarımızın en ön safta olması lazım. Nasıl bir kadını, anneyi cenaze erkanında ön safta tutmazsın? Kadının cenaze erkanına gelmemesi, uzak durması inancımızda asla yoktur. Bu kabulümüz değildir. Cenaze erkanını biliyorsa bir anne yapmalıdır. O gülbengi okumalı ve uğurlamayı da o yapmalıdır. Kendi inancını yaşıyor isen kendi inancını anlatacaksın. Alevileri arkadan ite ite Arap kültürünün içerisine sokmaya çalışmak, hapsetmek büyük bir vebaldir. Bundan vazgeçilmelidir. Çocuklarımızı hurafeler ile donatılmış deyimlerin içerisine sokmamalıyız. Ne cennet lakırdıları ile avutulmalı ne de cehennem ateşi ile korkutulmalıdır” ifadelerini kulandı.

    Diren KESER/MERSİN

  • Veli Türkaslan: Cemevinde Kur’an kursu, takke, cübbe Yol’umuza uygun değil

    Veli Türkaslan: Cemevinde Kur’an kursu, takke, cübbe Yol’umuza uygun değil

    PİRHA-Veli Baba Sultan Ocağı evlatlarından Veli Türkarslan, Marmaris’teki cenaze erkanlarında Arapça dua ve Fatiha okunmadığını vurgulayarak, “Alevi inancı dogmatik değil, akıl ve bilimden yanadır. Bizler çağdaş ve uygar insanlar olarak, cenaze erkanlarımızda, 500 yıl evvel birilerinin takmış olabileceği takkeyi kullanmayız” dedi. Türkaslan, elinden geldiğince hizmetlerini Yol’a uygun biçimde yürüteceğini söyledi. 

    Alevi Yol önderleri, cenaze erkanlarının Alevi inancına uygun biçimde yürütülmesi için görüşlerini aktarmayı sürdürüyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Marmaris Cemevi Dedesi, Veli Baba Sultan Ocağı evlatlarından Veli Türkarslan, Muğla’nın Marmaris ilçesindeki erkanlarda Arapça dua ve Fatiha okunmadığını vurgulayarak, “Alevi inancı dogmatik değil, akıl ve bilimden yanadır” ifadelerini kullandı.

    Veli Türkarslan, konuyla ilgili Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’un tüm söylediklerini destekleyerek “Çağdaş ve uygar insanlar olarak, cenaze erkanlarımızda, 500 yıl evvel birilerinin takmış olabileceği takkeyi kullanmayız” dedi.

    KADINLAR, TÜM ERKANLARDA ÖNDE!

    “Bizim erkanlarımızda bilim, mantık, sosyoloji, felsefe vardır” diyen Veli Türkarslan, tabutların üzerine serilen Arapça yazılı yeşil örtüyü ise kullanmadıklarını söyledi.

    Veli Türkarslan, cenaze erkânlarında “Neden Fatiha okunmadı?” yönünde bir şikayetin söz konusu olmadığını da dile getirerek şunları söyledi:

    “Marmaris’te yürüttüğüm cenaze erkanlarında kadınları ön tarafa, erkekleri ise arkalara alıyorum. Önce Hakk’a yürüme, birleme erkanı, sonra rızalık isteme, en son da toprağa sıralama erkanı okuyorum. Hiçbirinde bir tane dahi Arapça kelime, dua kullanmıyorum. Ve katılanlar içerisinde sosyalist, devrimci, ilerici canlarımız da oluyor. İçerisinde deist, ateist olanlar da var. Onlar dahi ‘Dedem, bizler öldüğümüz zaman aynı bu şekilde bizi sırla’ diyorlar. Yürüttüğümüz erkan, onlar tarafından da çok hoş karşılanıyor. Kısacası; geçmişten gelen takkeye, cübbeye kesinlikle karşıyım.”

    “ERKANLARIMIZI CEMAL CEMALE YAPIYORUZ”

    Veli Türkarslan, Muğla’nın Marmaris ilçesindeki erkanlarda kadınların neden önlerde yer aldığını ise şu sözlerle anlattı:

    “Ozanlarımızın, cenaze erkanlarında, duvaz imam söylerken üçüncü duvaz imamda 12 imamların ismi geçerken kadınlar ayağa kalkıyor. Onun sebebi ise; kadınlar ‘Pir Sultan Abdalları, Nesimileri, Kul Himmetleri bizler yarattık. Bunlar bizim evladımız, canımızdır’ diyerek gururla ayağa kalkıyorlar. Kadınlar, bizde güneştir, erkekler ise ay. Semahlarımızda da aynı şekildedir. Çünkü kadın, güneştir, yaratandır, anadır. Erkekler ise kadının etrafında aydır. Bu anlamda kadınlar Ana Sultan’dır. Bu sebeple erkanlarda kadınların arkalarda kalması benim açımdan doğru olmuyor. Çünkü arkada kalan kadınlar figür gibi kalıyor. Bu sebeple erkanlarımızda kadınları özellikle ön kısımlara alıyorum. Ayrıca bu erkanları cemal cemale yürütüyorum. Halka oluşturup can cana, cemal cemale şeklinde… Zaten canların cemali bizlerin kıblesidir. Kıble bizde insanın cemalidir. Ona niyaz ediyor, ona hizmetimizi ediyoruz.”

    “İSLAMİ UYGULAMALARI ERKANLARIMIZDAN UZAK TUTUYORUZ”

    Post dedesi değil, ancak dede evladı olduğunu da vurgulayan Veli Türkarslan, elinden geldiğince hizmetlerini Yol’a uygun biçimde yürüteceğini belirterek, neden yeşil örtü kullanmadıklarını da anlattı. Erkanlarda sadece kırmızı örtü kullandıklarını söyleyen Türkarslan şöyle devam etti:

    “İki defa Arapça yazılı yeşil örtü geldi fakat kabul etmedim. Bizler, tabutların üzerine iki tane kırmızı örtü seriyoruz. Birini masanın, diğerini ise tabutun üzerine açıyorum. Kırmızı, bizde Kızılbaşlığı temsil ediyor, dik duruşumuzu, onurumuzu temsil ediyor. İslami uygulamaları (sünni-şii) cenaze erkanlarımızdan uzak tutuyoruz. Şimdiye kadar da yürüttüğümüz cenaze erkanından herkes memnun.”

    Veli Türkarslan’ın üzerinde durduğu bir diğer konu ise bazı cemevlerinde Kur’an kurslarının olması tartışmasıydı.

    “Bizler Ehlibeyt’in yolundan gidiyoruz. Gittiğimiz yol şimdiki o Muaviye’nin yazdığı Kur’ana bağlı değil. Zaten onun için 1400’lü yıllardan beri Anadolu’da hep Telli Kur’an ve onu dillendiren Dilli Kur’an ozanlarımız katledilmiştir. Şeyh Bedreddin, Nesimi gibi… Genelde dedelere dokunmamışlardır. Dedeler, kendini geriye almış bu nedenle hep katledilenler ozanlarımız olmuştur. Onun için gerçek ozanlar dilli ve telli Kur’anlardır. Yani şimdiki Muaviye’nin Kur’an’ına bağlı değiliz. Bu mirası en güzel şekilde gelecek kuşaklara da aktaracağız. Cemevlerinde kesinlikle Kur’an kursları olmamalı. Bunu reddediyorum. Zaten Kuran’ı Türkçe okuyup anlayanlar Alevi, Kuran’ı okuyup anlamayanlar Sünni, Kuran’ı okumadan savunan da yobaz olur.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Ulusoy: Alevilikte Hakk’a yürüme hizmeti yaparken özel bir kıyafet yoktur

    Ulusoy: Alevilikte Hakk’a yürüme hizmeti yaparken özel bir kıyafet yoktur

    PİRHA-Bazı cemevlerinde Hakk’a yürüme erkanlarında dedenin takke takıp cübbe giyinmesi Alevilerin tepkilerine neden oluyor. Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, takkenin Hacı Bektaş Veli’ye ait olduğu iddialarının doğru olmadığını belirterek, “Hakk’a yürüme hizmeti yaparken, cemlerde, semahta yani inancımızın hiçbir yerinde özel bir kıyafet yoktur. Günlük kıyafetimiz ne ise odur” dedi. 

    Bazı cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanlarında Alevi inancına aykırı davranılarak, başka inançlarda olduğu gibi takke ve cübbe giyilmesi Alevi toplumunun tepkisine neden oluyor.

    Hakk’a uğurlamada dedenin sarık ve cübbe giyinmesini Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy’a sorduk.

    Ulusoy, Hakk’a yürüme erkanlarını yürüten kişilerin cübbe ve takke giyinmesini eleştirdi.

    İstanbul Kartal Cemevi Vakfı Başkanı Selami Sarıtaş’ın “Hüseyin-i Tacı dediğimiz, 12 dilimli Hacıbektaş geleneğinden gelen bir taçtır” sözlerine karşılık Veliyettin Ulusoy “Bizde özel bir kıyafet yoktur” dedi. Veliyettin Ulusoy ayrıca Hakk’a yürüme hizmeti yaparken de özel bir kıyafetin olamayacağını belirterek şunları söyledi:

    “Cemlerde, semahta yani inancımızın hiçbir yerinde özel bir kıyafet yoktur. Günlük kıyafetimiz ne ise odur. Sadece toplantılarda, cemlerde temiz giyilir. Yapılanlar komşu inançların üzerimizdeki etkisinin bir sonucudur. Hacı Bektaş Veli hiçbir zaman öyle bir şey yapmamıştır. Hüseyin-i taç, 12 dilimli taç o günlerin kıyafetiydi.”

    HACI BEKTAŞ VELİ TAÇ TAKAR MIYDI?

    Veliyettin Ulusoy, “Hacı Bektaş Veli 12 dilimli taç ya da benzeri bir başlık takar mıydı?” sorusuna ise “Taktığına dair bir söylenti var. 12 dilimli taçtan çok Horasan civarının kullandığı bir başlık ile resmedilmiş. 12 dilimli olmayabilir” yanıtını verdi.

    Veliyettin Ulusoy, “Bizim cenazelerimizde, Hakk’a yürüme hizmetlerini yaptığımızda Arapça dua okumanın ne gereği ne de yeri vardır. Ama komşu inançların etkisi ile biz tamamen onlar gibi cenazelerimizi kaldırmışız. Bunda korkunun da sebebi var ama bizler vakıf olarak Hakk’a yürüme erkanına dair bir hazırlık yaptık. Küçük bir kitap hazırladık ve bunu uygulamaya çalışıyoruz” diye konuştu.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Bu cemevinde takkeli, cüppeli, fatiha suresi ile Hakk’a uğurlama oluyor!

    Bu cemevinde takkeli, cüppeli, fatiha suresi ile Hakk’a uğurlama oluyor!

    PİRHA-İstanbul Kartal Cemevindeki cenaze erkanlarında İslami gelenekler kullanılıyor. Takke ve cübbe giyinen hoca, Fatiha suresini okuyor, Sünni-Şii geleneğine göre uğurlamayı yapıyor. Tabutların üzerine de yeşil renkte Arapça yazıların olduğu örtü seriliyor. Son olarak Aşık Ali Doğan’ın cenaze erkanında uygulandı. Kartal Cemevi Başkanı Selami Sarıtaş, uygulamaların doğru olduğunu savunup, “Allaha inanmayanlarla neyi tartışacaksın?” diyerek eleştiri yapan Alevileri, pirleri suçladı. 

    Alevi Yol önderleri, cenaze erkanlarında İslami (Sünni-Şii) geleneklerin etkili olmasını eleştirirken, bir benzer gelişme de 9 Mayıs’ta Alevi Vakıfları Federasyonu’na bağlı İstanbul Kartal Cemevinde yaşandı. Hakk’a uğurlanan Aşık Ali Doğan’ın cenaze erkanında takke ve cüppe giyinen kişi, Alevi inancına ait gülbenkler okumadı.

    Aşık Ali Doğan’ın tabutunun üzerine ayrıca Arapça yazıların olduğu bir örtünün serilmesi ve kalabalık içerisinde kadınların yer almaması da akıllarda soru işareti yarattı.

    İSLAMİYETİN SİMGESİ YEŞİL RENK ALEVİLİKTE DE GEÇERLİ Mİ?

    İstanbul’da bir derneğe, federasyona bağlı olmayan Kartal Cemevinden kaldırılan cenazelerde tabutun üzerindeki yeşil renkli örtüde yazan “Her can ölümü tadacaktır” yazısı da Alevi öğretisiyle ters düşen bir diğer konu oldu. Yol önderleri, her ne kadar “Alevilikte ölüm yoktur, devri daim olmak vardır” dese de İstanbul Kartal Cemevi Vakfı Başkanı Selami Sarıtaş, kendi cemevlerinde düzenlenen erkanların usulen doğru olduğunu savundu. “Tabutun üzerine örtü örtmek geleneğimizde vardır” diyen Sarıtaş, şu açıklamayı yaptı:

    “Bizim tabutların üzerine örttüğümüz örtüde ‘Herkes ölümü tadacaktır’ tarzında bir yazı mevcut. Bu tamamen bizim geleneğimizin içerisinde olan bir yazı. Bazı durumlarda Arapça da olabilir. Bunun sebebi; cenazeleri zaman zaman mezarlıklar Müdürlüğü’nden alıyoruz, onlar da bu örtüler mevcut oluyor ama Türkçe yazıların olduğu örtülerimiz de yer alıyor. Tabutun üzerinde Arapça yazılan ‘Her can ölümü tadacaktır’ demenin yanlış bir tarafı yoktur. Bu nasihat anlamında bir şey.”

    ALEVİLİTE TAKKE VE CÜPPE TARTIŞMASI!

    Selami Sarıtaş, cenaze erkanını yürüten kişinin, onu toplumdan ayrıştıracak bir kıyafete sahip olması gerektiğini de söyleyerek, “Nasıl ki hakim ve savcılarda bir cübbe varsa cenaze erkanını yürütecek bir kişinin üzerinde de bir kıyafet, cübbe giyinmesi normaldir. Köylerde bu yapılmıyordu ama şehirlerde yapılıyor” dedi.

    İstanbul Kartal Cemevi Vakfı Başkanı Selami Sarıtaş, cenazeyi kaldıran kişilerin, başlarına taktıkları takkenin neden tartışma konusu olduğunu da belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Engin Nurşani’nin cenazesinden sonra diğer cemevi başkanları ile kendi aramızda konuştuk. Bu bizim Hüseyin-i Tacı dediğimiz, 12 dilimli Hacıbektaş geleneğinden gelen bir taçtır. Cenaze erkanı yürüten kişi, bunu takıyor. Bunu Hacıbektaş da takmıştır. Bunu gidip Sünni hocaların taktığı şeyle aynı kefeye koyup değerlendirmek doğru değil. Bu tacı, cübbeyi eleştirmek doğru değil. Bütün cemevlerinde söz konusu tacın kullanılması doğru olur.”

    CENAZE ERKANINDA FATİHA OKUNUR MU?

    Selami Sarıtaş’ın tartışma yaratan bir diğer söylemi ise cenaze erkanlarında okunan dualar oldu. “Bizler tabi ki Fatiha okutuyoruz” diyen Sarıtaş “Ama bunu Türkçe gerçekleştiriyoruz. ‘Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla’ diye” ifadelerini kullandı.

    Cenaze erkanlarında dedenin haricinde bir hocanın da yer almasından rahatsızlık duymayacağını söyleyen Sarıtaş, sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “Allaha inanmayan bir insanla neyi tartışacaksın? ‘Alevilik İslam’ın içinde’ ya da ‘dışında’ diyen çok küçük bir marjinal grup var. ‘Hak, Muhammed, Ali’ demeden hangi cem başlamıştır? Ama tabi ki eğer bir cemevinde varsa dede tercih edilsin. Ama dedenin olmaması halinde bu işi yine dedelerden eğitim almış kişinin de yürütmesi mümkündür.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • ‘Okulda cuma namazına gitmediğim için dışlandım’-VİDEO

    ‘Okulda cuma namazına gitmediğim için dışlandım’-VİDEO

    PİRHA – Yeni eğitim sistemine ve zorunlu din derslerine tepki gösteren üniversite öğrencisi Alican Demirci, “Ben şu anki eğitim sistemini gerçekten beğenmiyorum. Çünkü teknoloji adına hiçbir şey yapmıyoruz, sadece din adına koşturuyoruz. İnsanlar uzaya giderken biz geriye gidiyoruz” dedi.

    Üniversite öğrencisi Alican Demirci, Alevi çocukların oldukça zorluk çektiği zorunlu din dersine ve mevcut gerici eğitim sistemine ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “GİYDİĞİMİZ ELBİSEYİ BİLE KISITLAYACAKLAR”

    Mevcut eğitim sistemini beğenmediğini belirten Demirci, “Teknoloji adına hiçbir şey yapmıyoruz, sadece din adına koşturuyoruz. İnsanlar uzaya giderken biz geriye düşüyoruz. Bugün giydiğimiz elbiseyi bile kısıtlayacaklar ve diyecekler takke ile gezeceksin. Eskiye, Osmanlı’ya neredeyse dönülecek. Her şeye kısıtlamalar geliyor ilerleyemiyoruz. İnsanlar çok geri düşünüyorlar. Sabit fikirliler. Bir gözlük takmışlar ve o gözlüğün gördüğü derecede görüyorlar. Hiç etraflarına bakmıyorlar” diye konuştu.

    “ZORUNLU DİN DERSİNİ DAYATTILAR”

    Alevi çocuklarının okullarda dışlandığını ve zorlandığını kaydeden Demirci, zorla dayatılan zorunlu din derslerine tepki göstererek şunları ifade etti:

    “Zorunlu din dersi var. Ben zorunlu din dersi almak istemedim ama dayattılar. Bizim okul yeni yapılırken bizi İmam Hatip lisesine gönderdiler ve orada zorunlu olarak dersler aldık. Okulumuz açılınca nefes aldık. Bunun dışında artık lisede bir ayrışım var. İnsanları ayırıyorlar birbirlerinden. Yani oturup ‘kardeşim nasılsın’ diyemiyorsun. ‘Kardeşim sen Alevisin biraz uzak otur benden diyorlar’. Ben ne yaptım sana. Gelip hiç bana sordun mu, nasılsın kardeşim sizin kültür böyle, bizim kültür de böyle. Sen bilir misin bunları? Ya da ‘Ben bir şeyler öğrenmek istiyorum’ diyerek gelip bana danışabilir. Ben ona bildiğim kadarı ile anlatabilirim. İnsanlar o kadar yozlaşmışlar ki hiçbir soruyu böyle sormuyorlar. Diyorlar bu Alevi, buna bir şey sormaya gerek yok zaten, biliyoruz.”

    “KAPILARIN İŞARETLENMESİYLE DALGA GEÇTİLER”

    Alevilerin kapılarına çarpı işareti konulmasına değinerek bunun dalga konusu yapıldığını belirten Alican Demirci, şöyle devam etti:

    “Bir kültür ile dalga geçilecek bir şey yok. Biz Aleviler olarak televizyona çıkıp bir türban hakkında dalga geçmiş olsak bizi linç etmeye kalkarlar. Sonra Aleviler böyle, Aleviler şöyle olur. Ama onlar bizim hakkımızda dalga geçebiliyorlar. Biz bir şey diyor muyuz? Diyemiyoruz. Ama aslında dememiz lazım. Neden diyemiyoruz ki? Onlar diyorsa biz de deriz. Ama kötü dille değil, insan gibi konuşarak. İşte sizin kültür böyle, bizim kültür böyle diyerek. Aslında siz biz de yok. Hepimiz biriz. Ancak dinsel sorunlar, devletin yaptığı baskılar, insanları bu hale getiriyor. Özellikle yaşadığımız şu ekonomik sıkıntı durumlarında intihar edenleri, kendini öldürenleri, kesenleri haberlerde de görüyoruz.”

    “ARTIK HERKES İMAM HATİP OKUYOR”

    Demirci, Alevi inancına mensup bir genç olarak okulda zorunlu din derslerine ilişkin yaşadığı zorlukları ise şöyle aktardı:

    “İmam hatipte bir seneye yakın okudum. Lise 1’de geldim sonra kendi okulum yapılınca lise 2’de oraya geçtim. Ondan sonra rahatladım. Ama yine dışlamalar vardı. Arkadaşlarım tarafından bana karşı dışlamalar, dalga geçmeler, sıkıştırmalar oluyordu. Ama yine de muhatap olmuyordum. Arkadaşlara sakin kafa ile oturup durumu anlatıyordum. Bir araştıralım bir bakalım aslında siz biz yok hepimiz biriz araştırıp ona göre konuşalım. Siz de çocuk değilsiniz. Konuşalım anlaşalım gibi olayları bayağı bir yaşadım. Kız arkadaşım hiç olmadı bayağı bir kapalıydılar. Başı açık öğrenciler imam hatip okullarına giremiyordu. Ama artık herkes imam hatip okuyor. Ancak imam hatip okuyan ne oluyor onu da bilmiyorum. İmam hatiplerin olmaması gerektiğini düşünüyorum. Bir insan imam hatip okuyup nereye gelebilir. Onu da düşünüyorum. İmam hatip okusanız ne yapabilirsiniz, nerede para kazanabilirsiniz. Gidip Kur’an mı vereceksiniz anlaşmalı. Herkes kendi inancını kendine yaşamalı.”

    “OKULDA CUMA NAMAZINA GİTMEDİĞİM İÇİN DIŞLANDIM”  

    Cuma namazlarına gitmediği için dışlandığını belirten Demirci, “Arkadaşlarım beni ‘Sen Alevisin cumaya gitmezsin’ diye dışlıyorlardı ve cumaya gitmek için zorluyorlardı. ‘Kaç haftadır cumaya gitmiyorsun kafirsin falan’ diyorlardı bana. Her şeyin Allah ile bizim aramızda olduğu için ben takmadım onları. Bu şekilde beni dışladılar. Çok kavga ettim” diye konuştu.

    Alican Demirci, şunları ekledi:

    “Zorunlu Arapça dersi vardı. Bilmiyordum ve hayatımda ilk defa görüyordum bu dersi. İlk sınavım kötü idi ikinci sınav da böyle. Kopye çekerek toplamaya çalıştım. Hoca Kur’-an’ı kerim getirtiyordu. Hatta ilköğretimde din hocamız bize herkes burada sınıfın önünde şematik olarak namaz kılacak demişti. Öğretmenin masasını çektik arkadaş takke takıp şöyle abdest alınır, kıble bu taraf diyerek namaz kılmıştı. Ben kılmadım. Zaman bana gelmemişti. Gelseydi kılar mıydım? Herhalde kılmazdım. İstemediğim bir şeyi kılmak zorunda değilim madem dinde zorlama yoksa. Zorunlu din dersi olmasın.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • 3-6 yaşındaki çocuklara takke, türban giydirip namaz kıldırdılar

    3-6 yaşındaki çocuklara takke, türban giydirip namaz kıldırdılar

    PİRHA – İstanbul Pendik’te MEB’e bağlı özel bir anaokulunda üç yaşındaki çocuklara takkeli türbanlı namaz kıldırıldı.

    Dini vakıf ve derneklerle imzalanan işbirliği anlaşmaları ile dinselleştirilen eğitimde yaşanan gerici uygulamalara bir yenisi daha eklendi. İstanbul Pendik’te MEB’e bağlı özel bir anaokulunda üç yaşındaki çocuklara takkeli türbanlı namaz kıldırıldı.

    Birgün’den Mustafa Mert Bildircin’in haberine göre; İstanbul Pendik’te bulunan bir anaokulundaki çocuklara takke ve türban taktırılarak namaz kıldırıldı.

    Yaşları 3 ile 6 arasında değişen çocukların namaz kıldığı görüntüler anaokulunun sosyal medya hesabı üzerinden, “Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olmamız Müslümanlığın gerektirdiklerini öğrenmemizi engelleyemez çok şükür” notuyla paylaşıldı.

    PEDAGOGLAR: ÇOCUKTA TAHRİBATA YOL AÇAR

    Pedagogların, “Küçük yaşta çocuklara dini kavram ve ritüellerin öğretilmesi ilerleyen yaşlarda çocukta tahribata yol açar” uyarısına karşın İstanbul’da MEB’e bağlı özel bir anaokulundaki çocuklara namaz kıldırıldı. En küçüğü 3 en büyüğü ise 6 yaşında olan 7 çocuğun başlarında takke ve türban ile namaz kıldığı görüntüler kurumun sosyal medya hesaplarından da paylaşıldı.

    İstanbul’da 2012 yılında kurulduğu öğrenilen anaokulunun internetten paylaştığı videonun altına, “Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir kurumuz. Bağlı olmamız değerlerimizi, Müslümanlığın gerektirdiklerini öğrenmemizi engelleyemez çok şükür” notu düşüldü.

    DEĞERLER EĞİTİMİ ADI ALTINDA DİNİ EĞİTİM

    Dört ayrı sınıfta 3, 4, 5 ve 6 yaşındaki çocuklara okul öncesi eğitimi veren anaokulunun, “Değerler Eğitimi” adı altında dini eğitim de verdiği anlaşıldı. Değerler eğitiminin son yıllarda yaygın bir şekilde tüm kurumlarda verildiğini belirten kurumun internet sitesinde anaokulunun amacına ilişkin şunlar iddia edildi:

    “Gayemiz Milli ve ahlaki değerleri kazandırmak, öğrencilerimize okulu sevdirmek, zihinsel, bedensel, duygusal, sosyal yönden gelişmelerini ve temel alışkanlıkları kazanmalarını sağlamak. Kendilerini ifade edebilmelerine imkan sağlamak. Yaşayarak ve gözlemleyerek öğrenmelerine fırsat vermek. Ülkemizin gelişmesine katkıda bulunabilecek sağlam kişilikli bireyler yetiştirmek.” (HABER MERKEZİ)