Etiket: talan

  • Dersim’de 500 yıllık tarihi evi defineciler talan etti-VİDEO

    Dersim’de 500 yıllık tarihi evi defineciler talan etti-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Mazgirt ilçesinin Peri beldesinde 500 yıllık ev defineciler tarafından kazılarak talan edildi. Evi kazılan Güler Kılıç isimli yurttaş, “Evin penceresinin kırılıp içeri girip evin her tarafını define kazmışlar. Benim tek isteğim bu tarihi evin korunmasıdır. Yetkili mercilere şikayette bulunacağım” dedi.

    Dersim’in Mazgirt ilçesinin Peri beldesinde Güler Kılıç isimli yurttaşın atalarından kalma 500 yıllık tarihi aile evi defineciler tarafından kazılarak talan edildi.

    Güler Kılıç ve Halil Bozkurt yaşananları PİRHA’ya anlattı.

    “EVİMİ YIKMIŞLAR, ÇOK MAĞDURUM”

    500 yıllık evlerini define içi kazdıklarını söyleyen Güler Kılıç, “Sekiz yıl önce buraya gelip evimin tadilatını yapmıştım. 15 gün önce evime geldiğimde evin penceresinin kırılıp içeri girip evin her tarafını kazmışlar. Evde define aramışlar, ama burada ne arar insanlar dağda define arıyor, bunlar ise benim evimde arıyor. Benim tek isteğim bu tarihi evin korunmasıdır. Temiz hava almak için köyüme geliyorum buraya gelince de evimi böyle görünce çok üzülüyorum. Evimi yıkmışlar, çok mağdurum emekli maaşımla zararı nasıl karşılayacağım. Yetkili mercilere şikayette bulunacağım” dedi.

    “FAİLLERİ YAKALASINLAR”

    Tarihi yerlerin talan edilmesini asla istemeyeceğini söyleyen Halil Bozkurt, “Evin sahibi evini kilitleyip gidiyor ama sonra gece başkaları define bulmak için eve girip yıkıyorlar. Hayretler içerisindeyim bu ülkede adaleti ve hukuku askıya mı aldılar? Gereken hukuki işlemi başlatsınlar ve failleri yakalasınlar” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Çekmeköylüler, AKP’li belediyenin park talanına karşı direnişi sürdürüyor-VİDEO

    Çekmeköylüler, AKP’li belediyenin park talanına karşı direnişi sürdürüyor-VİDEO

    PİRHA-AKP’li Çekmeköy Belediyesi’nin, Mehmet Akif Mahallesi’nin deprem toplanma alanı da olan parkı kapalı pazar ve otopark alanına dönüştürmek istemesine karşı mahalle halkının eylemleri sürüyor. Yasal sürecin devam ettiğini belirten halk, “Parkın, park olarak kalması için elimizden gelen bütün çabayı göstereceğiz” diyor.

    İstanbul’un AKP’li Çekmeköy Belediyesi’nin Mehmet Akif Mahallesi’ndeki aynı zamanda deprem toplanma alanı da olan parkı yapılaşmaya açmak istemesiyle başlayan eylemler ikinci ayını geride bıraktı. Mahallede 5 katlı pazar yeri olmasına rağmen belediye söz konusu park alanı içerisine kapalı pazar ve otopark alanı yapmak istiyor. Projeye karşı mahallelinin nöbeti ise sürüyor.

    “BELEDİYE YANLIŞTAN DÖNENE KADAR DİRENİŞE DEVAM EDECEĞİZ”

    Projenin iptal edilmesi talebiyle başlattıkları eylemler kapsamında bir araya gelen mahalle halkı “Parkın, park olarak kalması için elimizden gelen bütün çabayı göstereceğiz. Çekmeköy Belediyesi’ni bu yanlışından vazgeçmeye çağırıyoruz. Vazgeçmediği sürece direnişimize devam edeceğiz. İş yargıya intikal etmesine rağmen belediye hala geri adım atmamakla birlikte, ağaç söküm işlemine devam edeceğini söylüyor. Nöbetimize her gün devam edeceğiz. Parkımızı kurtarabiliriz. Nefes alabilir, deprem toplanma alanımıza sahip çıkabiliriz” diyerek yaşananlara tepki gösterdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • AKP’li Çekmeköy Belediyesi ilçenin en büyük ikinci parkını yıkıyor-VİDEO

    AKP’li Çekmeköy Belediyesi ilçenin en büyük ikinci parkını yıkıyor-VİDEO

    PİRHA-AKP’li Çekmeköy Belediyesi ilçenin en büyük ikinci parkı ve deprem toplanma alanı olan parka yönelik yıkım kararı başlattı. Duruma tepki gösteren yurttaşlar, kendilerine engel olmak isteyen polislere de seslenerek, “Hırsızları koruyorsunuz. Senin çocuğun da oynamayacak mı bu parkta?” diye sordu. 

    İstanbul’un AKP’li Çekmeköy Belediyesi Mehmet Akif Mahallesi’nde bulunan ve ilçenin en büyük ikinci parkı olduğu belirtilen Mehmet Durul Parkı’nı yapılaşmaya açtı. Anı zamanda bölgenin deprem toplanma alanı olan parka otopark yapılması için dün iş makinaları yıkım işlemine başladı. Halkın duruma tepki göstermesi üzerine parka girişi engellemek amacıyla yapılan metal kapı açılmıştı.

    İş makinaları bu sabah saat 05.00’te parka tekrar girdi. Yaşananlara tepki gösteren yurttaşlar, kendilerine engel olan polislere de seslenirken, “Hırsızları koruyorsunuz. Senin çocuğun da oynamayacak mı bu parkta?” diye sordu.

    KAFTANCIOĞLU DA DURUMA TEPKİ GÖSTERDİ: RANTA ÇEVİRMEYE KALKIYORLAR

    Park alanında yaşananlara bir tepki de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’ndan geldi. Kaftancıoğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Bu parka iş makinalarını soktular bugün! Giderayak park dahil kalmış bütün yeşil alanları ranta çevirmeye kalkıyorlar. Hala parka o akaryakıt istasyonunu inatla yapmaya kalkarsanız eğer, gittiğiniz gün o istasyonu oradan kaldırıp yeniden park yapmazsak eğer sizin gibi olalım!” ifadelerine yer verildi.

    BirGün Gazetesi’nde yer alan habere göre ise AKP’li Çekmeköy Belediyesi’nin Belediye Başkan Yardımcısı Şahmettin Yüksel, yurttaşların itirazına rağmen parkta iş makinelerinin çalışmaya devam edeceğini belirterek, “Söz konusu alana kapalı pazar yeri yapıyoruz. Mahalle aralarındaki pazarları kaldırıyoruz. İşin ihalesini yaptık. Firmaya yer teslimini yaptık” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin’de doğa talanına karşı imza kampanyası sürüyor: İzin vermeyeceğiz-VİDEO

    Mersin’de doğa talanına karşı imza kampanyası sürüyor: İzin vermeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Mersin Çevre Platformu üyeleri, doğa talanına karşı imza kampanyası başlattıklarını açıkladı. Atatürk Parkı’nın Mersin’in simgesi ve kentin akciğerleri olduğuna dikkat çeken çevreciler, “Atatürk Parkı Halkındır. Hukuksuz bir şekilde rant uğruna heba edilmesine izin vermeyelim” dedi.

    Mersin Limanı genişletme çalışmalarına karşı Mersin Çevre Platformu, 25 Mayıs’ta imza kampanyası başlattı. Mersin’in 5 merkezi noktası olan Yoğurt Pazarı, Özgür Çocuk Parkı, Forum AVM önü, Hastane Caddesi ve Mezitli Belediyesi önünde kurulan imza stantlarına yurttaşların katılımı yoğun olurken, imza kampanyası 30 Haziran’a kadar saat 11.00-18.00 arasında devam edecek. Toplanacak imzalar Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na gönderilecek.

    Mersin Limanı genişletme çalışması ve imza kampanyasına dair PİRHA‘ya konuşan Mersin Çevre Platformu üyesi ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Mersin İl Meclisi Eşsözcüsü Ahmet Teki, İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Eş Başkanı Zeynep Adıbelli ve GÖÇ-Der yöneticisi Mesut Aslan, amaçlarının doğa talanına karşı durmak olduğunu aktardı.

    “ATATÜRK PARKI’NA YAPILMASINI İSTEMİYORUZ”

    Mersin Çevre Platformu üyesi ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Mersin İl Meclisi Eşsözcüsü Ahmet Tekir, limanı genişletme ve konteyner depolama alanı kararının yurttaşın yaşam alanlarına yönelik olduğunu belirterek, “Atatürk Parkı’nda liman istemiyoruz. Atatürk Parkı’nın konteyner limanı olmaması için imza kampanyası başlattık. Çevre platformu olarak Mersin’de beş noktada kampanyamız sürdürülüyor. Atatürk Parkı’nın şehir merkezinin nefesi, akciğerleri olduğunu biliyoruz. Atatürk Parkı’nın konteyner depolama alanı olması demek, kentin tamamen denizle ilişkisinin kesilmesi demek. Artı bu limanın yapılabilmesi için bin altı yüz metrelik bir mesafede deniz dolgusu yapılacağını biliyoruz. Bu deniz dolgusunun sonucunda da Toroslar’daki taş ocakları ile asbest vb. noktalardan tarımı, canlı yaşamında sorunlar çıkaracağını düşünüyoruz. Bütün bunlardan dolayı bu limanın Atatürk Parkı’na yapılmasını istemiyoruz” dedi.

    “YURTTAŞLARIN İLGİSİ OLDUKÇA YÜKSEK”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi Eşbaşkanı Zeynep Benli de, çevre hakkının bir insan hakkı olduğunu dile getirerek, “Bu bakış açısıyla insan hakları derneği Mersin Şubesi olarak biz de katkılarımızı vermeye devam ediyoruz. Atatürk Parkı’na konteyner limanının yapılması demek oradaki alanın yok olması demek. İnsanların nefes aldığı yerlerin yok olması demek. Parklarımıza sahip çıkmamız gerekiyor. Bir insan hakkı olarak da biz de burada imza toplamaya devam ediyoruz. Bir haftada binlerce imza topladık. Yurttaşların ilgisi oldukça yüksek. Bu ilginin ay sonuna kadar devam etmesini istiyoruz” diye konuştu.

    “BİR TEK BURASI KALDI, BURAYI BARİ ELİMİZDEN ALMASINLAR”

    Yaklaşık bir haftadır imza standını kurduklarını söyleyen GÖÇ-Der yöneticisi Mesut Aslan ise birçok insanın böyle bir ekolojik talandan haberinin olmadığını vurgulayarak, “Limanların otuz dokuz yıllık yıllık kiralanmasından sonra bu süre kırk dokuz yıllığına çıkarıldı ve ne yazık ki bugün şehrimizin akciğeri olabilecek, yoksul insanların gidip nefes alabildiği ender yerlerden olan Atatürk Parkı’nı da içerisine alan bir liman projesi söz konusu. Elbette biz çevre platformu olarak emek ve demokrasi platformu olarak bu durumdan haberdar olduktan sonra belli başlı çalışmalar yaptık. fakat bunun insanlar tarafından da bilinmesi gerektiğini düşündük. Böyle bir çalışmaya karar verdik” ifadelerini kullandı.

    Bir öfkeyle gelip “Bir burası kaldı. Burayı bari elimizden almasınlar” diye destek çıkanların olduğunu ifade eden Mesut Aslan, şöyle devam etti:

    “Baktığımız zaman da siyasal anlamda o yaratılan kutuplaşmanın çok ciddi etkilerini görüyoruz. Mesela bir çift gelmişti birkaç gün önce. İmza atmak ve atmamak arasında kararsız kalmışlardı. Mesela kadın şunu söylüyordu. Liman yapılsın, benim kızım ticaret okuyor. Bu benim için kızım için bir iş alanı olacak dedi. Ancak eşi buna çok sert bir tepki gösterdi. Az önce biz balıklara yem attık. Bu küçücük çocuğun da orada büyümeye hakkı var, diye imza attı kendisi. Atatürk parkımızın limana dönüştürülmemesi için, yaşam alanımızı, çocuklarımızın oyun alanının limana dönüştürülmemesi için mücadele ediyoruz.”

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Şimdi Atatürk Parkı’na sahip çıkma zamanıdır’

    ‘Şimdi Atatürk Parkı’na sahip çıkma zamanıdır’

    PİRHA- Atatürk Parkında liman genişleme projesine karşı çıkan Mersin Çevre Platformu, yaptığı açıklamada, projenin kenti kaosa sürükleyeceğine işaret ederek, Mersin halkını Atatürk Parkı’na sahip çıkmaya çağırdı.

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan Atatürk Parkında liman genişleme projesiyle ilgili plan değişikliklerine karşı açmış olduğu iptal davasının sonucunda 1 Şubat 2021 tarihinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan bilirkişi raporu, hazırlanan planların şehircilik ilkelerine ve kamu yararına uygun olmadığını raporlayarak mahkeme Mersin Çevre Platformu’nun lehinde yürütmenin durdurulması kararını vermişti.

    Davaya müdahil olan MIP, Mersin Uluslararası Liman İşletmeciliği A.Ş tarafından İTÜ ye hazırlattığı rapor doğrultusunda, mahkemenin tekrar keşif ve bilirkişi incelemesi yapmasını talep etti. Mahkeme keşfin yeniden yapılmasına karar verdi.

    Keşfin yeniden yapılma kararına tepki gösteren Mersin Çevre Platformu, konuya dair Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamaya platform bileşeni kurum temsilcileri katılırken, açıklamayı platform sözcüsü Sabahat Aslan okudu.

    Sabahat Aslan, yeni hazırlanan bilirkişi raporunun usul, yasalar ve başta Mersin Adana 1/100 bin ölçekli Çevre düzeni planına ve Mersin ili için mevcut bulunan planlara aykırı olduğunu belirterek, “Bilimsel olarak liman genişleme işlemleri kentlerin ulaşım sosyo kültürel ve çevresel etkenler gözönünde bulundurularak yapılır kuralı mevcut iken Bilirkişi raporunda özellikle mevcut ulaşım sorununu kentin sosyo kültürel ve çevresel durumunu gözardı ederek şehircilik ilkelerine aykırı bir rapor hazırlamıştır” dedi.

    “LİMAN GENİŞLEME PROJESİ BİRÇOK SORUNA NEDEN OLACAĞI AÇIKTIR”

    “Liman kapasite artışı ile ilgili trafik yükünün artacağı ortada ilken bilirkişi raporunun bu durumu görmezden gelmesi trafik ve ulaşım bilime aykırıdır” diyen Sabahat Aslan, şunları dile getirdi:

    “Karada ve Denizde artacak olan trafik yükü kentin hava kirliliğinin ayrıca deniz kirliliğinin artışına da neden olacaktır. Deniz kirliliğinden kaynaklı artış gösterecek olan koku ve gürültü kent yaşamında ciddi sorunlara neden olacaktır.

    Raporda dolgu yolu ile yapılacak olan kapasite genişlemesinin neden olacağı çevresel ve sosyal zararlar bilimsel olarak incelenmemiştir. Yapılması planlanan dip taramasının ve 178.000 m2’lik dolgu alanı yapımı sırasında da çevre sağlığına ve deniz ekosistemine çok ciddi zararlar vereceği açıktır. Ama rapor bu zararı gözardı etmiştir. Bilirkişi Raporu’nun içeriği daha çok MIP’in ekonomik kazancını esas olarak hazırlanmış olup kamu kullanımı kriteri incelenmemiştir. Yatırım programında Mersin Yeni Konteyner Limanı yapılması kararı mevcut ilken mevcut liman genişleme projesi birçok soruna neden olacağı açıktır.

    Projenin iptalini isteyen Sabahat Aslan, “Şimdi Atatürk Parkı’na sahip çıkma zamanıdır. Mersinlilerin Atatürk Parkı’na sahip çıkması için mücadele etmeye davet ediyoruz” çağrısında bulundu.

    PİRHA/MERSİN

  • KAYY-DER: Doğa kıyımına karşı ses çıkarın-VİDEO

    KAYY-DER: Doğa kıyımına karşı ses çıkarın-VİDEO

    PİRHA- Bingöl’de devam eden orman yangınına dikkat çeken KAYY-DER, sivil toplum örgütleri ve çevre gönüllülerini doğa kıyımına karşı ses çıkarmaya çağırırken, HDP Milletvekili Musa Piroğlu ise, “ateşi yakanlarla hesaplaşacağız ve diyoruz ki çıkan her yangından iktidar sorumludur” dedi.

    Kiğı, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu ilçeleri Sosyal Yardımlaşma, Kalkındırma ve Kültür Dernekleri (KAYY-DER), bölge kentlerindeki doğa talanına ve Bingöl’de devam eden orman yangınına ilişkin Kadıköy’de bulunan Rıhtım İskelesi’nde açıklama yaptı.

    KAYY-DER Eşbaşkanı Yeliz Vergili, Bingöl’ün Genç ilçesindeki orman yangının karakolda yapılan atış talimleri sırasında başladığını söyleyenrek, 4 gün geçmesine rağmen yangının kontrol edilemediğini belirtti.

    Yeliz Vegili, topyekün bir toplumsal duyarlılıkla konuya sahip çıkıp, bir an önce doğaya hak ettiği değeri verilmeli diyerek, “Marmaris’te yanan ciğerlerimiz için on helikopter gönderilirken, Bingöl yanarken, yanan yine bizim ciğerlerimiz değil mi?” diye sordu.

    HDP Milletvekili Musa Piroğlu ise, savaşın sadece insan kaynaklarını değil ülkenin doğasını ve tarihselliğini de yok ettiğini dile getirerek, “Bugün Bingöl’de yaşanan savaş siyasetinin boyutunu gösteriyor. Marmaris yangınında hassaslaşan kamuoyu, Bingöl yangını için sessizliği tercih ediyor. Kanal İstanbul için İkizdere için ayağa kalkanlar Hasankeyf için Cudi için sessiz kalıyor. Sanıyorsunuz ki yaktığınız ateş yanınızda kalacak ama açık çağrımızdır, ateşi yakanlarla hesaplaşacağız ve diyoruz ki çıkan her yangından iktidar sorumludur” ifadelerine yer verdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Defineciler, yüzlerce yıllık tarihi su kemerlerini talan etti-VİDEO

    Defineciler, yüzlerce yıllık tarihi su kemerlerini talan etti-VİDEO

    PİRHA- İzmir Buca’ya bağlı Dereköy’de bulunan ve kentin su ihtiyacını karşılamak için inşa edilmiş tarihi su kemerleri, kaçak defineciler tarafından talan edildi.

    Buca’ya bağlı ormanlık alan olan Dereköy mevkiinde Rumlardan kaldığı belirten tarihi su kemerleri birer birer yok oluyor. Koruma altına alınmayan tarihi eserler defineciler tarafından talan ediliyor.

    Ajansımız PİRHA’nın görüntülediği tarihi su kemerleri yok olmamak için direniyor. Pandemi sürecinde doğası nedeniyle bölgeye çok sayıda aracın giriş çıkış yaptığı ve şehir efsanesi diye tabir edilen söylentiler üzerinden definecilerin bölgeye dadandığı bildirildi.

    SU KEMERLERİ TALANDAN KAYNAKLI YIKILABİLİR

    2 kemerden oluşan yapıların çevresinde kaçak kazı ile define arayanlar yapının taşlarını kırarak büyük zarar verirken, hala kullanılır durumda bulunan su yollarının da talandan sonra çökmeye yüz tuttuğu görülüyor.

    Şimdiye kadarki tahribatlara rağmen yüzyıllardır ayakta kalmayı başarabilmiş önemli yapılar arasında olan Dereköy Su Kemerleri ve son yıllarda, yüzyıllar boyunca yaşamadığı tahribatı yaşadı.

    METRELERCE DERİNLİKTE ÇUKURLAR KAZILMIŞ DURUMDA

    Define avcıları tarafından her geçen gün yağmalanan su kemerlerinin duvarlarının yıkıldığı ve metrelerce derinlikte açılan çukurların bazılarının doldurulduğu görülüyor.

    Şehrin merkezine yakın olan böylesi ormanlık bir alanda yıkımın görülmemesi ve hiç bir önlem alınmaması dikkatleri çekiyor. Define avcılarının yıkımla birlikte bölgede içki şişeleri, iş eldivenleri gibi birçok malzemeyi de geride bıraktıkları görüldü.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Edremit’de bulunan kurumlar çevre sorunu için birlikte mücadele edecek

    Edremit’de bulunan kurumlar çevre sorunu için birlikte mücadele edecek

    PİRHA – Edremit’de faaliyet gösteren Edremitliler Kültür ve Dayanışma DerneğiEdremit Körfezi Turizm İşletmecileri DerneğiPir Sultan Abdal Kültür Derneği Edremit Şubesi ve Akçay Bisiklet Grubu, tespit ettikleri 6 temel çevre sorunu etrafında birlikte mücadele etmeye ve güçbirliği yapmaya karar verdi. 

    Edremit Çevre Platformu (EDÇEP) çatısı altında dört dernek doğa talanına karşı birlikte mücadele etme kararı aldı. Bunu yayımladıkları basın metni ile duyuran platform, “Doğada yaşamın dengesi bozuldu mu hayat durur, her geçen gün talan edilen, ranta açılan, yüzbinlerce ağacın katledildiği, su kaynaklarının kurumaya başladığı, yaban hayvanlarının yaşam hakkının elinden alındığı, bir çok sebebten küresel ısınma ile birlikte iklimsel değişimlerin yaşandığı bu dönemde ihtiyaç duyduğumuz Edremit çevre platformunun kurulmasında var gücümüzle kurucu olmayı ilan ettik” denildi.

    “ÇEVRE SORUNLARINI ÇÖZMEK İÇİN DAYANIŞMA İÇİNDE OLACAĞIZ”

    Edremit’de faaliyet gösteren Edremitliler Kültür ve Dayanışma Derneği, Edremit Körfezi Turizm İşletmecileri Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Edremit Şubesi ve Akçay Bisiklet Grubu, 6 temel çevre sorunu etrafında birlikte mücadele etmeye ve güçbirliği yapmaya karar verdi.

    5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 2. ve 25. maddeleri ile Dernekler Yönetmeliği’nin 94. maddesi esasları doğrultusunda hazırladıkları Kuruluş ve İşleyiş Mutabakat Tutanağı’nı yetkili kurullarında onaylatarak Edremit Çevre Platformu çatısında buluşan sivil toplum kuruluşları, ortak amaçlarını şu 6 maddede şeklinde sıraladı:

    • Edremit Körfezi’ndeki kamu ve özel arıtma tesislerinin kabiliyetleri ile kapasitesinin geliştirilmesini, sıvı atıklardan kaynaklanan deniz kirliliği sorununu önleyici tedbirlerin alınmasını sağlamak.
    •  Edremit Körfezi’ne dökülen akarsulardaki, katı atık ve sıvı atık kirliliği sorununun giderilmesi suretiyle, derelerin ve dolayısıyla denizin kirletmesinin önüne geçilmesini sağlamak.
    • Edremit’deki imar problemleri ve çarpık kentleşmenin yarattığı kentsel çevre sorunlarının ortadan kaldırılmasını sağlamak.
    • Edremit’de mevcut vahşi çöp depolama alanlarının boşaltılmasını ve bu alanların tekrar doğaya kazandırılmasını sağlamak.
    • Edremit ile Havran sınırında yer alan Özdoğu Molibden Madeni sahasının, modern yöntemlerle ve halk sağlığına zarar vermeyecek şekilde doğaya kazandırılmasını sağlamak.
    • Eybek Dağı’na yapılmak istenen Rüzgar Enerjisi Santralleri’nin yapılmasını engelleyerek, ormanın doğal yapısının ve halkın kültürel değerlerinin korunmasını sağlamak.

    Açıklamada, Edremit’de ve Körfez’de yılların ihmaliyle büyüyen çevre ve yaşam alanı sorunlarının giderilmesi için kente yaşayanlar, yerel yönetimler, kamu kurumları, üniversiteler  ve tüm sivil toplum kuruluşlarıyla el ele, dayanışma içinde çaba gösterecekleri belirtildi. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Dersim’i yok etme politikasına karşı çıkmak her Dersimlinin görevidir’

    ‘Dersim’i yok etme politikasına karşı çıkmak her Dersimlinin görevidir’

    PİRHA- Dersim İnşa Kongresi’nin de aralarında olduğu 7 kurum, Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası dolayısıyla yaptıkları açıklamada, Türkiye’nin her bölgesinde rant uğruna doğanın talan edildiği vurgulandı. Dersim doğasının, inancının yok edilmeye çalışıldığının vurgulandığı açıklamada, “Dersim’i yok etme politikasına karşı çıkmak her Dersimlinin görevidir. Dersimli işverenler doğayı, kutsalı, kültürü tahrip eden projelerde yer almamalıdır” denildi. 

    31 Mayıs-5 Haziran Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası dolayısıyla Dersim İnşa Kongresi(DİK), Dersim Soykırım Karşıtı Dernek(DSKD), Xınıs Derneği(Xınıs-Der), Kormeşliler Derneği(KD)
    Koçkiri Kültür Merkezi(KKM), Kürecikliler İnisiyatifi(Kİ), Karakoçan İnisiyatifi ortak yazılı bir açıklama yaparak, “Dünyada ekolojik yıkımın en üst seviyeye çıktığı, bütün canlıların yaşam alanlarının daraldığı, doğanın talan edildiği ve küresel ısınmanın arttığı bir dönemi yaşıyoruz” hatırlatmasında bulundular.

    Türkiye’nin “Çevre Performans İndeksinde (EPI)”180 ülke arasında 108’nci sırada yer aldığı belirtilen açıklamada, hükümetin Marmara, Ege, Akdeniz ve Karadeniz gibi bölgeleri rant alanı haline getirdiği kaydedildi.

    “KÜLTÜRÜMÜZ, TARİHİMİZ YOK EDİLMEK İSTENMEKTEDİR”

    Kürdistan bölgesinin de rant alanı haline getirildiği, Kürtlerin kimliği, Alevilerin inançlarından dolayı siyasi ve askeri bir saldırıyla da karşı karşıya kaldıkları belirtilen açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Bu sistematik çok planlı saldırılara maruz kalan bölgelerimizden biri de Dersim’dir. Dersim coğrafyası Koçgiri’den Gımgım’a , Xınısa’a kadar ekolojik ve kültürel kırımla karşı karşıyadır. Özellikle son yirmi yıldır gerek devlet gerekse devlet destekli yerel işletmeciler eliyle Dersim coğrafyasına yönelik ‘yok et’ politikası yürütülmektedir. Bu politikalar Dersim’in insanına, coğrafyasına, diline, kültürüne, kutsalına yönelik kırımın günümüzde de devam ettiğini göstermektedir. Yalnızca yöntemler değişmiştir. Kimliksizleştirme politikası sistematik olarak devam etmektedir.
    Amaç; Dersim’i Dersim yapan temel değerleri ortadan kaldırıp; kimliğini, inancını, doğasını, kutsal mekanlarını, kültürünü ve toplumsal belleği yok etmektir. Dersim‘in tarihle, günümüzle ve gelecekle ilişkisini kesmek istiyorlar. Gelecek kuşakları belleksiz bırakmak asıl amaçlarıdır. Dersim; doğa, itikat, kültür, tarih ve dil demektir. Bunlardan birinin yok olması Dersim’in yok edildiği anlamına gelir. Bugün sürdürülen yok etme politikasının üstünü örtmek için, ‘ekonomik kalkınma’, ‘turizm şehri’ yalanıyla maniple edilmektir. Yapılan ve yapımı planlanan baraj-HES projeleriyle, orman yangınlarıyla, taş-kum-maden ocaklarıyla, kutsal alanlarımıza inşa edilen yapılarla inancımız, kültürümüz, tarihimiz yok edilmek istenmektedir.”

    Dersim’in yıkım ve talanında Dersim kimlikli insanların kullanıldığı belirtilen açıklamada, bunun devletin toplumu içerden böl, parçala, yönet politikasının bir gereği olduğu vurgulandı.

    “PARA VAADİYLE DERSİM DOĞASININ KİMLİĞİNE, İNANCINA SALDIRILAR ÖRGÜTLENİYOR”

    Para vaadiyle ihale vererek Dersim’in doğasına, kimliğine, inancına, diline yönelik saldırılar örgütlendiği dile getirilen açıklamada şunlar kaydedildi:

    “145 maden projesinin bulunduğu Dersim’de Munzur Dağları’nın tamamı maden sahası ilan edildi. Verilen ruhsatlardan bir kısmı Munzur Gözeleri, Munzur Suyu, Mercan Vadisi, Kırk Merdiven Şelaleleri, Tülin Tepe, Tepecik ve Pulur höyüklerini ve 43 bin hektarlık alanda ilan edilen Munzur Milli Parkı’nın bir bölümünü de içine alıyor. Munzur Gözelerinde devlet destekli “Munzur Gözeleri Koruma Öncelikli Rekreasyonel Peyzaj Projesi” adı altında yapılacak yapılarla yıkım tehdidi altındadır. Kutsal Munzur Gözeleri ihalesi yapılarak yağmalanıyor. Pirimiz Seyit Rıza, Dersim temsilcilerinin bir araya geldiği ve ‘birlik sözü’ verdikleri, soykırımda binlerce inanımızın katledildiği, direnen ve teslim olmayan kadınların kendilerini uçurumdan attığı Halvori gözelerinde otel inşa edilmek isteniyor. Dervişler mekanı, Silo Qiz’ın ağıtlarının, kemanın tınılarının yükseldiği Milli köyü ise taş ocağıyla talan ediliyor. 2006 yılında açılan taş ocağı köylülerin tüm tepkisine rağmen işletilmeye devam ediyor. Yine Pülümür Vadisi maden, kum-taş ocaklarının istilası altındadır. Dersim halkına ait olan ve asırlardır ortaklaşa kullandıkları meralar, tarım arazileri ve akar sulara el konulup halka parayla geri satılmaktadır. Pulur (Ovacık) ovası bunlardan biridir.”

    “DERSİM’İ YOK ETME POLİTİKASINA KARŞI ÇIKMAK HER DERSİMLİ’NİN GÖREVİDİR”

    Açıklamada, “Dersim’i yok etme politikasına karşı çıkmak her Dersimlinin görevidir. Dersimli işverenler doğayı, kutsalı, kültürü tahrip eden projelerde yer almamalıdır” denilen açıklamada,  doğayı, kutsalı, kültürü koruyarak ekonomiyi destekleyecek projeler yapılması gerektiği, Dersim İnşa Kongresi ile birlikte çalışma yürüten kurumlar olarak doğanın korunması için başlatacakları kampanyalara herkes destek sunmaya davet edildi.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Gökçeada da talana açıldı; altın, gümüş ve bakır aranacak

    Gökçeada da talana açıldı; altın, gümüş ve bakır aranacak

    Çanakkale’de Kazdağları’ndaki ağaç katliamının yankıları sürerken doğası bozulmamış turizm cenneti Gökçeada’da da altın, gümüş ve bakır

    madeni aranacak. İhalenin 17 Eylül’de yapılacağını belirten CHP’li Mahmut Tanal, “Güzelim Gökçeada’ya da kıyacaklar” dedi.

    Kazdağları’ndaki ağaç katliamı ve siyanürle altın madenciliği faaliyetlerinin yürütülmesiyle ilgili tartışmalar sürerken CHP İstanbul

    Milletvekili Avukat Mahmut Tanal, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün Türkiye genelinde

    belirlediği bin 102 adet maden sahasını ihaleye çıkardığını duyurdu.

    Konuyla ilgili yazılı bir açıklama yapan ve “Doğa talanı”nın haritasını Twitter hesabından paylaşan Tanal, Maden ve Petrol İşleri Genel

    Müdürlüğü’nün “156. Grup İlahe Edilecek Sahalar” başlığıyla askıya çıkardığı ihalelik maden sahaları listesine harita üzerinden bakarak

    tahribatın korkunç boyutlara ulaşacağını tahmin etmenin zor olmadığını söyledi. Tanal, ülke genelinde kazılmadık, girilmedik sahanın, yeşil

    alanın kalmayacağını ifade etti.

    DOĞA VE TURİZM CENNETİ GÖKÇEADA’YI DA İHALEYE ÇIKARDILAR

    Son maden ihalesine çıkarılan yerler arasında Çanakkale’nin doğası bozulmamış turizm cenneti ilçesi Gökçeada’nın da bulunduğunu

    belirten Tanal, “Kazdağları gibi altın, gümüş ve bakır madeni arama sevdasıyla güzelim Gökçeada’ya da kıyacaklar. Gökçeada için ihale

    tarihi 17 Eylül yazıyor. İhale bedeli olarak da 238 bin 700 TL belirlenmiş” dedi.  (HABER MERKEZİ)

  • ‘Ağaç Kadın’ Kaz Dağları için eylemde: Kalkanım sevgi – VİDEO

    ‘Ağaç Kadın’ Kaz Dağları için eylemde: Kalkanım sevgi – VİDEO

    PİRHA- Kaz Dağları’ndaki altın arama faaliyetine karşı bir araya gelen yurttaşların bölgedeki çalışmaları takip etmek üzere maden alanına yakın bir bölgeye kurdukları çadırda farklı bir eylemci olan, ‘Ağaç Kadın’ büyük ilgi topluyor.

    Haberin Videosu

    Kaz Dağları’nda altın madeni çalışmaları nedeniyle doğanın zarar gördüğünü, bu çalışmaların bir an önce sonlandırılmasını isteyen ve kendisini ‘Ağaç Kadın’ olarak tanıtan Müge Keçecioğlu, ağaç dallarından yaptığı kıyafeti ile dikkatleri çekiyor.

    “Doğanın bütün güzelliklerini göstermek için böyle giyiniyorum” diyen Keçecioğlu farkındalık yaratmak için böyle bir eylemi seçtiğini vurguluyor. Suyun ve havanın korunarak çocuklara temiz olarak bırakılması çağrısında bulunan Keçecioğlu eylemine dair şunları vurguluyor:

    “Doğanın bütün güzelliklerini göstermek için böyle giyiniyorum. Neleri katledip, neleri yok ettiğimizi ve yok olan şeylerin be kadar güzel olduğunu göstermek için geldim. Kalkanım sevgi, doğa için sonuna kadar mücadele edeceğim. Suyumuzu, nefesimizi koruyalım. Çocuklara nefes ve su bırakalım. Siyanürü istemiyoruz çünkü içme sularımız kirleniyor. Büyük bir soykırım var. Katlediyoruz, yok ediyoruz. Sadece Kaz Dağları değil dünyanın her yerini katlediyoruz.”

    PİRHA / ÇANAKKALE

     

     

  • PSAKD: Munzur Vadisi, Hasankeyif ve Kazdağları’na yapılan soykırımdır

    PSAKD: Munzur Vadisi, Hasankeyif ve Kazdağları’na yapılan soykırımdır

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, yaptığı yazılı açıklamayla, Hasankeyf’de, Munzur vadisinde ve Kazdağları’nda yapılan doğa katliamına tepki gösterdi. Açıklamada, Akp’nin rant hırsının ülkeyi cehenneme çevirdiği belirtildi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi(PSAKD) Hasankeyif, Munzur Vadisi’nde ve Kazdağları’nda yapılan doğa katliamına yaptığı yazılı açıklamayla tepki gösterdi.

    “AKP’NİN RANT HIRSI ÜLKEYİ CEHENNEME ÇEVİRDİ”

    ‘Hızır Aşkına Ayağa Kalkın.!’ çağrısında bulunan PSAKD, ülkede fabrikaların, derelerin, yolların, limanların ve dağların sattığı belirtilerek, AKP’nin rant hırsının ülkeyi cehenneme çevirdiği kaydedildi.

    AKP iktidarının insanı ve tüm canlılara, doğaya zarar verdiği belirtilen açıklamada, şunlar ifade edildi;

    “Bu iktidar sadece insana ve insanlığa değil tüm canlılara ve doğaya zarar veriyor. Şehirdeki emekçiye’de ormandaki ceylana da düşmanlar. Biz doğanın yaratıcı gücünün bilincindeyiz. Onun Hakk’ın ta kendisi olduğuna inanıyoruz. Yeryüzündeki tüm canlıların toplamıdır Hakk…

    “BİZİM İNANCIMIZDA CANA KIYMAK EN AĞIR SUÇTUR”

    Bizim inancımızda cana kıymak en ağır ve asla affedilmez bir suçtur.Yaş kesmek baş kesmekle birdir. İnsanlığın ortak miraslarından Hasankeyf’de,Munzur vadisinde ve şimdide Kazdağlarında yapılan yalnızca katliam değil soykırımdır. Artık bu çıldırmışlığı bu talanı, yani bu iktidarı kesin olarak durdurmak zorundayız.

    Aleviliğin bir aklı vardır. O akıl canlı olan herşeye, iyilik yapmayı/üretmeyi öğretir. Biz yaşatacağız, biz geleceğimize de inancımıza da doğamıza da sonuna kadar sahip çıkacağız. Başta kazdağları olmak üzere ülkemizin talan edilmesine sessiz kalmayalım.” (HABER MERKEZİ)

     

  • Tarihi garın özel üniversiteye devredilmesine büyük tepki

    Tarihi garın özel üniversiteye devredilmesine büyük tepki

    PİRHA – Emek ve meslek örgütleri, TCDD’ye ait tarihi binaların Medipol Üniversitesi’ne devredilmesine karşı açıklama yaparak “Tarihimizin ve geleceğimizin yok edilmesine sessiz kalmayacağız” dedi.

    DİSK Ankara Bölge Temsilciliği, KESK Ankara Şubeler Platformu, TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, Ankara Tabip Odası, Ankara Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası, TCDD’ye ait tarihi binaların Medipol Üniversitesi’ne devredilmesini protesto etti.

    Tarihi gar önünde bir araya gelen kitle, “İşte rant, işte talan işte AKP”, “Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek” sloganları atarak durumu protesto etti.

    Meslek örgütleri adına ortak basın açıklamasını okuyan Birleşik Taşımacılık Sendikası (BTS) Genel Başkanı Hasan Bektaş, “Kamuoyunca; alanın, plan değişikliği ile özel üniversite alanı olarak ilan edilmesi nedeniyle; Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın kurucusu olduğu Ankara Medipol Üniversitesi’ne tahsis edilip edilmediği sorusu siyasi iktidara sorulmuş, ancak bu soru yanıtsız bırakılmış ve yapılan işlemler kamuoyundan gizlenmiştir” dedi.

    TARİHİ GAR İÇİN ÖDENEN KİRA MİKTARI BİLİNMİYOR

    Bektaş, demiryolu işletmeciliğine ait tarihi alanların amaç dışı ve rantsal kullanım sebebiyle devredildiğini söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu nedenledir ki sayın rektöre düşen ilk görev; imzaladıkları kira sözleşmesini kamuoyu ile paylaşmaktır. Tekrar hatırlatmak gerekir ki Medipol Üniversitesi’ne sadece Ankara’nın merkezinde bir alan devredilmemektedir. Bu alan, demiryolu işletmeciliği için ihtiyaç duyulan ve TCDD’nin işyeri olarak kullandığı binaların yanı sıra, personelin sosyal gereksinimlerini karşıladığı TCDD Sanat Galerisi ve Müzesi, çay bahçesi, misafirhane, kreş, lojman vb. binaların bulunduğu ve gelişen ve değişen şartlara göre yine demiryolu ihtiyaçlarına göre şekillenmesi gereken rezerv alanlara da sahip bir alandır. Yani bu alan ve binalar demiryolu işletmeciliğinin gelişiminde TCDD’nin ihtiyaç duyduğu mekanlardır.

    Kamusal hizmetin sürdürülmesinde TCDD’nin kurumsal olarak zaten ihtiyacı olan bina ve arazilerin kullanım amacı değiştirilerek bir vakıf üniversitesine tahsisi, sermaye lehine bilinçli bir tercihi göstermesinin yanı sıra toplum yararını yok saymak ve oluşmuş olan rantı kişisel ve grupsal çıkarlarla dağıtmak anlamına da gelmektedir.

    Bizler, iktidarın rant ve talan politikalarıyla kentlerimize, doğamıza, tarihi ve kültürel değerlerimize yönelik saldırılarına karşı yürütülen mücadelenin en ön saflarında yer alan DİSK, KESK, TMMOB, ATO ve ASMMMO olarak bu yağmaya da sessiz kalmayacağımızı ve bu süreç toplum yararına çözülünceye dek konuyu gündemde tutacak, her türlü çabayı göstererek kamuoyunu aydınlatmaya devam edeceğimizi saygılarımızla duyururuz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ÇED’siz mermer ocağı projesine köylüden tepki

    ÇED’siz mermer ocağı projesine köylüden tepki

    Sivas’ın Hafik ilçesine bağlı Beykonağı Köyü’ne yapılması planlanan mermer ocağına karşı köylülerin tepkisi net: ‘Mermer Ocağına Hayır!’

    Sivas’ın Hafik ilçesine bağlı Beykonağı köyüne 14 Kasım 2018 de Emmioğlu Mer. Mad. A.Ş tarafından yapılması planlanan 201701200 ruhsat numaralı proje, Sivas Valiliğine sunularak onay istenmiş ve Valilik tarafından ÇED süreci başlatılmıştır. Daha sonra 12 Haziran 2019’da çıkan ÇED’in(Çevresel Etki Değerlendirmesi) ‘gerekli değil’ kararına ilişkin köy halkının ve yakın köylerde yaşayan halkın tepkisi oluşmuştur.

    DOĞAL ALAN TAHRİP EDİLECEK

    Köylü, ÇED’in ‘gerekli değil’ kararının, alanda yeterli araştırma yapılmadan verildiğini, bölgenin doğal ve inançsal değerlerinin göz önünde bulundurulmadığını belirtiyor. Köylünün en büyük kaygısı ise tarımın, su kaynaklarının, hayvancılığın ve arıcılığın olumsuz etkilenmesi.

    Geçimini köyde yapılan tarım, hayvancılık ve arıcılıktan kazanan köy halkı “Bizim burada bulunma gerekçemiz buranın doğası, suyu ve inanç merkezleridir. Bunların da elimizden alınması ve yahut tahrip edilmesi bizlerin burada bulunma gerekçemizin elimizden alınması anlamına gelir” diyor.

    PLANLANAN MERMER OCAĞI İNANÇ MERKEZLERİNE TEHDİT 

    Proje, aynı zamanda yörede bulunan ve Pir Sultanın Abdal’ın musahibi olan Ali Baba Sultanın evlatlarından Ahı Sultanın ve Melek Dedenin türbesinin 200 metre yakınında bulunuyor. Bu türbe ve inanç mekanları köy halkı ve civar köyler tarafından yıl içerisinde yoğun bir ziyareti karşılamaktadır. Çoğu zaman kurban adakları yapılırken aynı zamanda birlik cemi ve her yıl yapılan kültür festivalleri de burada yapılmaktadır. Köylüler, küresel ısınmadan nasibini alan Orta Anadolu köylerinde son birkaç yıldır var olan içme suyu sorunun Beykonağı köyünde de baş gösterdiğini belirtiyor. Yapılması planlanan mermer ocağının da günlük 25-30 metreküp su kullanacağını ve bu suyun da köylünün sulama, tarım veya içme suyundan aktarılacağını belirtiyorlar.

    Köylüler, köye ve Tozanlı vadisine aynı zamanda temiz havası ve doğasından dolayı birçok kişinin geldiğini ve yapılacak mermer ocağının köyün var olan bütün çehresini değiştireceğinden hem fikir. Mermer ocağının yayacağı toz ve pisliğin köyün yaşam alanlarını ve havasını etkileyeceğini vurgulayan köylüler, ocağın yapılmaması için ellerinden geleni yapacaklarını belirttiler.

    Hafik ilçesinde bulunan tüm orman alanlarının %10’undan fazlasını içerisinde barındıran bu köyü daha fazla tanıtmak, doğal hayatını ve inanç merkezlerini korumak varken köylünün hiçbir yararına olmayan mermer ocağı yapılması yerel halkta tepkiye neden olmaktadır.

    HER BÖLGEDEN PROJEYE TEPKİ VAR

    Mermer ocağı projesine dönük tepkiler sadece yerelde değil, başta İstanbul olmak üzere diğer şehirlerde yaşayan köylülerin de tepkisine yol açmıştır.

    Gerçekleşen bu tepkiler sonrası Beykonağı Köyü Muhtarı Barış Çağlayan, tüzel kişilik olarak yürütmenin durdurulmasına yönelik açtığı dava da şu gerekçeler göze çarpmaktadır; “Sivas Valiliği ve Şehircilik İl Müdürlüğünün 11.06.2019 ve E. 11075 sayılı Çevre Etki Değerlendirmesi (ÇED) ‘Gerekli Değildir’ kararının; ocak işletilirken kullanılacak patlatıcıların ve bunun sonucunda oluşacak toz bulutlarının civarda yaşayan köy halkının sağlığı açısından telafisi mümkün olmayan zararlar oluşturacağı, ocağın 500 metre mesafesinde akan ve çevre köylerin hayvanlarının sulanmasında ve tarımsal alanda kullanılan Tozanlı Deresinin patlamalardan kaynaklı olarak yer altına çekileceği, dere suyunun ise toz bulutları ile kirleneceği, işletme alanı içerisinde ayrıca sit alanı niteliğinde ve turizm potansiyeline sahip oldukça büyük bir mağaranın mevcut olduğu yine alan içerisinde Ahi Sultan Asa Suyu ve Melek Dede Türbesi adında çevre köylerce değer verilen inançsal yapıların bulunduğu bu mekanlarda her yıl düzenli olarak kültürel faaliyetler kapsamında panayır düzenlendiği, ocağın faaliyetine geçmesi ile birlikte bu doğal ve kültürel varlıkların da yok olacağı, kültür turizm varlıklarının korunmaya alınması yönünde Kültür Turizm İl Müdürlüğüne yapılan müracaat çerçevesinde bu alanların çevre iller olan Samsun ve Tokat dahil olmak üzere turizm faaliyetlerine açık bir alan olduğuna dair raporlar hazırlandığı işletmenin orman bitki örtüsüne de zarar vereceği ileri sürülerek iptal ve yürütmenin durdurulması istenmektedir.”

    Bu gerekçeler ve kaygılar üzerine Sivas İdare Mahkemesince dava açılan taraftan yani Sivas Valiliğinden 15 gün içerisinde savunmaya dönük dosyaların mahkemeye sunulmasına 25.06.2019 tarihinde oy birliğince karar vermiştir.

    Köylünün bu mahkeme üzerinde yoğunlaştığı ve sonuçlarını olumlu beklemek istediklerini, aksi halde mermer ocağının yapılmasının doğal, kültürel ve insan sağlığı açısından olumsuz olacağını vurguladılar. Köy halkı tüm çevre örgütlerini ve Tozanlıda bulunan köy derneklerini ve federasyonlarını Mermer ocağına karşı sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı. Bu ocak sadece bizim köyümüze değil Tozanlı Deresinde bulunan tüm köylere zararı olacaktır denildi. Köy halkı birlik içerisinde dayanışma ile hareket edersek doğamızı suyumuzu, insan sağlığı ve inanç mekanlarımızı hiçe sayan bu mermer ocağının yapımına dur diyebileceklerini belirttiler.

  • DEDEF: Talan belediyeciliğine karşı 23 Haziran’da sandık başına

    DEDEF: Talan belediyeciliğine karşı 23 Haziran’da sandık başına

    PİRHA – Dersim Dernekleri Federasyonu, 23 Haziran seçimlerine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada kuralsız ve keyfi bir şekilde topluma yeni bir seçimin dayatıldığı belirtilerek, “23 haziranda oy kullanmaya, sandıkta yağma ve talan belediyeciliğine gereken dersi vermeye çağırıyoruz” denildi. 

    23 Haziran’da tekrarlanacak olan İstanbul seçimine ilişkin yazılı açıklama yapan Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), halkı 23 Haziran’da oy kullanmaya çağırdı.

    İstanbul, Ankara, İzmir gibi önemli kentleri seçimde kaybeden AKP-MHP yönetiminin geleceğini tehlikede görerek İstanbul seçimlerini keyfi bir şekilde yok saydığı belirtilen açıklamada, “Yeri geldiğinde ‘milli iradeyi diline dolayan ve demagoji konusu yapan gerici-faşist iktidar, söz konusu kendi geleceği ve çıkarları olduğunda milyonların tercihini yok sayacağını böylelikle bir kez daha göstermiş oldu” ifadelerine yer verdi. 

    “SANDIKTA YAĞMA VE TALAN BELEDİYECİLİĞİNE GEREKEN DERSİ VERECEĞİZ”

    Kuralsız ve keyfi biçimde topluma yeni bir seçimin dayatıldığının altı çizilen açıklamada, 23 Haziran’da herkesi oy kullanmaya çağırarak şunlar kaydedildi:

    Yıllardan beridir emeği doğayı ve kentleri yağmalayan ve bu yağma ve sefalet düzenin sürdürülmesine, İstanbul belediyesi eliyle rant ve kar politikalarının güçlendirilmesine, kentin kaynaklarının halka karşı kullanılmasına izin vermeyelim. Bu vesileyle Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) olarak belediyenin halkın sömürülmesinin bir aracı haline getirilmesine karşı, halkımızı 23 haziranda oy kullanmaya, sandıkta yağma ve talan belediyeciliğine gereken dersi vermeye çağırıyoruz.

    Birliğimizin ve gücümüzün sandıkla sınırlı kalmaması gerektiğini de biliyoruz. Tüm halkımızı hesap sormaya, birleşmeye, mücadele etmeye ve yaşamın her alanında örgütlenmeye çağırıyoruz. Emeği, doğayı ve kentlerin yağmalanmasına hayır.”

    (HABER MERKEZİ)