Etiket: taliban

  • Sınırlar kıskacı ve Taliban gölgesinde Afganistan Kızılbaşları-VİDEO

    Sınırlar kıskacı ve Taliban gölgesinde Afganistan Kızılbaşları-VİDEO

    PİRHA- Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, ‘Horasan’ın devamı-bütünü’ olarak tanımladığı Afganistan’da Kızılbaşların tüm baskılara rağmen yolu sürdürmeye yönelik tarihsel hafızasının kendisini koruduğunu söyledi. Tek yaşam şansları olan ‘Kızılbaş olmama’ şartına karşı Afganistan’daki Kızılbaşların hala direndiğini kaydeden Harmancı, mevcut durumu Afganistan Kızılbaşlarının, “Bizim elimizde Kızılbaşlılara dair hiçbir şey kalmadı. Ancak büyüklerimizle bir araya gelme şansımız olmadığı ve çoğu da tutuklandığı için bir erkan yürütme konusunda da çok sınırlıyız. Gittikçe unutuyoruz” cümleleriyle aktardı.

    2017 yılından bu yana İran ve Irak’a giderek saha çalışmaları yapan, çeşitli diyaloglar geliştiren ve karşılaştırmalar yapan Sosyal Antropolog Hasan Harmancı’nın son durağı ‘Horasan’ın devamı/bütünü’ olarak ifade ettiği Afganistan oldu.

    Konuya sosyolojik pencereden bakıldığında da özellikle aynı coğrafyada yaşayan ancak aralarına resmi devlet sınırları çekilen Alevilerin inanç ritüelleri arasında şaşırtıcı derecede birbirine yakın ‘benzerlikler’ ile ‘farklılıklar’ taşıdığını gördüğünü belirten Harmancı, Afganistan Kızılbaşlarının Taliban baskılarına rağmen yolu sürdürmekte ısrar kıldığını kaydetti.

    Yine bununla birlikte Aleviler için tarihsel toplumsal ve inançsal yönden güçlü yaşam alanlarına resmi ideolojinin yeni kimlik kazandırma ve dönüştürme girişimlerinin bir gömleğini de Afganistan’daki Kızılbaşlara giydirme çabasına (Afganistan’da sadece Türkmen Kızılbaşlar olduğu ve onların da Şia kökenli olduğu tezi) da bir cevap olan Hasan Harmancı bölgede özellikle Özbek ve Kürt Kızılbaşların varlığına işaret etti.

    Afganistan’daki Kızılbaşların cemlerini yaptıklarını, adaklarını adadığı, lokmalarını paylaştığı, özel günlerinin öncesinde gittikleri ziyaretlerinin Talibam kuşatması altında olduğunu kaydeden Harmancı, Kızılbaşların buna rağmen ziyaretlerini terk etmediğini söyledi.

    Afganistan Kızılbaşlarının Çarşamba günü ibadet ettiğine işaret eden Hasan Harmancı, “Öyleyse Aleviler bugün dışında ibadet olmaz diye dayatmamalılar. Ya da bununla ilgili bir şey sunduğumuzda,” Böyle bir şey yok Alevilikte’ gibi kesin retler olmamalı. Peki biz hangisiyiz?” sorusunu yöneltti.

    Afganistan Kızılbaşları için en önemli günün Newroz olduğu bilgisini paylaşan Harmancı, bu günün ise Hızır’ı karşılama olarak anlam bulduğunu elirterek,, “Bizler nasıl ki Hızır döneminde belli bir ritüel, belli bir ilişki yürütüyor ve hepimiz Hızır günlerinde aktif oluyorsak onların da ise en aktif oldukları, neredeyse toplumun bütünüyle bir araya geldikleri dönem Newroz” ifadelerini kullandı.

    Saha araştırmalarını daha öncede, “Antropolog eğer gidip alanı görmemiş ise o alan ile ilgili susması gerekiyor. Benim de konuşabilmek, yazabilmek ve karşılaştırma yapabilmek için gitmem gerekiyordu ve gittim” sözleriyle tarif eden Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, Afganistan’da bulunan Kızılbaşlara (Özbek ve Kürtler) dair temaslarını, izlenimlerini PİRHA’yla paylaştı, sorularımızı yanıtladı.

    “AFGANİSTAN, HORASAN’IN BİR BÜTÜNÜ GİBİ”

    Türkiye İran sınırına yakın Yaresanları, sonrasında ise Özbekistan, Türkistan ve Afganistan sınırlarında olan Horasan’da alan çalışmaları yaptınız. Afganistan saha çalışması için Horasan’ın devamı yada bütünü diyebilir miyiz?

    Evet aslında Horasan’ın bir bütünü tabi ki. İran’dan sonra Afganistan önemli bir bölümdü parçaydı. Biraz zorlansam da Afganistan kısmını da bir kısmını tamamlayabildim. Çünkü Afganistan birbirini takip eden şehirlerden çok birbirini takip eden dağlar var. O dağların arkasına geçmek, doğal koşullara üzerinden atlamak ve aynı zamanda bir de toplum çok dağınık. Bu nedenle biraz zor oldu tamamına ulaşmak ama zaten tamamına ulaşmadım.

    Özellikle bu bölgede de Horasan’da Kürt Kızılbaşlarla çalışmaları yürüttüm. Burada da izini sürdüğümde rehberlerimle ancak Özbek olan Kızılbaşlara ulaşmış oldum. Ama Kürt Kızılbaşlar da var bölgede. Gelenekleri hemen hemen birbirine de yakın. Bölgede Özbek Kızılbaşları çalıştığını söyleyebilirim bu seferde.

    “SAVAŞ SÜRECİNDE İNANÇLARINI, SOSYAL YAPILARINI DÜŞÜNECEK DURUMDA DEĞİLLER”

    45 yıllık bir işgal ve Taliban sonrası Alevilerin durumu nedir? Ülke potansiyelinin kaçına sahipler? Kendilerini nasıl tarif ediyorlar?

    Kendilerini Kızılbaş ifadesi kullanıyorlar. Kızılbaş olmaktan büyük bir onur duyuyorlar. Kendilerini saklamayı hiç istemiyorlar. Onların cumhuriyet dönemi dedikleri bir dönem var. Yani Taliban öncesi. Cumhuriyet döneminde birazcık daha özgürlüklere sahipler. Tabii 45 yıllık bir savaşın içinden geçiyorlar. Bu savaş sürecinde inançlarını, sosyal yapılarını düşünecek durumda değiller.

    Sürekli olarak dış güçlerle mücadele etmek ve aynı zamanda içeride de yine farklı kesimler, gruplarla bir çatışma ve iç savaş toplamı var. Bu nedenle Kızılbaşlar da orada kiminle yakın olacaklar, ne yapacaklar? Bu konu hep karıştı. Fakat cumhuriyet dönemini kendileri için parlak bir dönem olarak görüyorlar.

    Geri bir dönem olmakla beraber Taliban’ın yönetimi 3-4 kez işgal etmesi ve geri durması söz konusu. Bu süreçte Taliban şimdi ülkenin neredeyse bütünü ele geçirmiş ve Kızılbaşlara kesin ve net yasaklarla gitmiş durumda. Bölgede Kızılbaşlar doğal olarak şimdi çok büyük sorunlar yaşıyorlar. Çünkü Taliban geldiğinde öncelikle dergâhlarına, cemhanelerine, tekkelerine saldırdı. İbadet yerlerine saldırdığı gibi ibadet günlerinde ev toplantılarına dahil olmak üzere haber aldığı an ki takip etti, izledi. Ona bile izin vermedi.

    “CEMLERİ BASILARAK TUTUKLANIYORLAR, TEK KOŞUL CEME KATILMAMAK!”

    Ve görüştüklerimin bazıları cem sırasında gözaltına alındıklarında tutuklandıklarını ve hiçbir gerekçe olmadan bir yıl, iki yıl, üç yıl gibi cezaevlerinde kaldıklarını, sonra da bir daha ceme katılmamak koşuluyla serbest bırakıldıklarını söylediler. Ama buna rağmen Kızılbaş topluluk bütün baskılarına, farklı irade koymalara ve sindirme çabasına rağmen geleneklerini yürütmeye, inançlarını devam ettirmeye çalışıyorlar.

    Aleviler günümüz Türkiye gibi demokrasiden, laiklikten dem vuran ülkelerde baskı altında iken Irak’ta Ezidiler daha yeni yaşam haklarına yaşam hakkına kavuşmuşken, Suriye’de yaşam hakkı mücadelesi verilirken İran’da da keza durum öyle. Hala tam bir tanınma yok.

    Ve Yaresan kesimi özellikle çok büyük çatışmalar ve her an soğuk savaş pozisyonundaymış gibi yaşıyorlar. Horasan bölgesi de öyle. Şiilik adı altında kendini gösteriyor. Ama öbür türlü Alevi gelenekleriyle ibadetlerini yapmaları mümkün değil ve Türkiye’de gerçekte öyle. Türkiye devlet olarak bunu yapıyorum gibi gösterdiği yerde bu sefer biz Avrupa’daki demokrasi anlayışıyla ve Avrupa’daki Alevilerle karşılaştırmak durumunda kalırız.

    Ve bu durumda Türkiye’nin de büyük eksiklerinin olduğunu görmüş oluruz ama Afganistan ve günümüzde de Suriye ölçü kabul etmeyecek kadar baskı altında bir toplumsal yaşam sürdürüyor.

    “KIZILBAŞ İSMİNİ KULLANMAK YASAK”

    Peki nasıl karşılandınız orada?

    Burada yaşadığım yerde Afgan olan insanlar vardı. Kendi alanımdan yola çıkarak bunlarla onların sosyal sorunları, mülteci olmaktan sorunları, kimliksiz olmaktan kaynaklı sorunları üzerine aslında çalışıyordum.

    Fakat bir yandan da benim asıl çalışma alanım olan Kızılbaşlarla ilgili. Afganistan’da Kızılbaşlara ulaşır mıyım diye bir yandan tabii onlarla bu görüşmeleri yapıyorum. Biraz cesaret oldu. Onlara yani güven vermekle ilgili. Oradaki Kızılbaşları da tanıdıklarını falan söylediler. Sonradan hakikaten çok sevdiğim, değer verdiğim insanlarla tanışmamı ve bana rehberlik etmelerini sağladılar.

    Onlarla biraz yolculuk yaptık. Benden önce de onlar hazırlık yaptılar. Hakikaten baskı altındalar. Gerçek anlamda baskı altındalar. Kızılbaş ismini kullanmak mümkün değil. Kızılbaşların bir araya geldiği düşüncesi olursa işler yine karışıyor. Bu kadar baskı altında. Rehberlerim önceden görüşme yaptıkları için onlarla böyle küçük küçük bir araya gelmeleri nasıl yapacağız diye konuştuk ve onlar da cesurlar.

    Benim de Kızılbaş, Alevi olduğumu tabii bilmiş olmaları, duymuş olmaları onların ilgilerini çekti. Türkiye’den gidiyor olmak başka bir ilgilerini çekti, Çünkü Türkiye onlar için mülteci olarak geldikleri göç verdikleri bir ülke konumunda. Yani bizim Almanya’mız gibi, Almanya nasıl biz göç ediyoruz, oraya nasıl özeniyoruz ve merak ediyoruz ve gidebilir miyiz diye koşullarımızı zorluyoruz yani. Onlar da buraya Türkiye’ye böyle bakıyorlar.

    Tabii onların da çok soruları oldu. Benim de çok sorularım oldu. Karşılıklı konuşmuş olduk. Onların da öğrenmek istedikleri, sormak istedikleri Türkiye’deki Alevilerle, Kızılbaşlarla ilgili hem de kendileri ile bilgileri karşılıklı böyle bir araya getirmiş olduk. Öyle bir yapı.

    KIZILBAŞ VE ZERDÜŞTİ MEZARLAR

    Sanal medya hesabınızdan Kızılbaşlara ait olduğu söylenen bir mezarlık görüntüsü paylaştınız? Bir yanında da bir mescit tarzında bir yapı vardı. Gerçekten böyle miydi? Bu mezarlıklarda Alevilere ait olduğunu düşündüğünüz simgeler vs. bulabildiniz mi?

    Ben bir alan çalışan biriyim. Kestirmeden gidemem. Toplumların da kendilerine ait gibi gösterdiği şeyin ana kaynağına doğru yolculuk yapmam lazım. Biri bu bize ait dediğinde tamam kabul diyerek bir yere koymam mümkün değil. Bu mezarlık bizim gezi yolumuz üzerindeydi, yani bizim ana yol üzerindeydi. Tamamen tesadüf oldu. Öncesinden gideriz, görürüz ve bakar İlgileniriz diye bir durum yoktu. Alevi ya da Kızılbaş mezarlığı diye söylemedikleri için benim rehberlerim de bunu bilmiyorlardı.

    Meraktan indik. Toprak evler vesaire var. Mezarlık kısmı ilgimi çekince ve üzerinde alemler var. Yani bizim bayrak dediğimiz, filama dediğimiz şeyler. Onları görünce o tarafa doğru gittik. Sonra tesadüfen biriyle karşılaştık. Ona çeşitli sorular sorduk. O da, “Burası Kızılbaşların mezarlığı aslında. Burası da Kızılbaş yerleşimi” dedi. Eski bir Alevi yerleşimi. Tabii daha fazla sormalar yapıyoruz. “Emin misiniz?” dedim. “Ben buraya 30-40 yıldır geldim. Bizden önce burada Kızılbaşlar vardı, Aleviler vardı. Benim büyüklerim de böyle söylüyorlar” cevabını verdi. Ben de evlerde simgeler arıyorum doğal olarak. “İleride bir tane cami var, yanında minaresi var” o kişi de  “Mescide mi diyorsun? Çok eski değil. Ama Kızılbaş ibadet yeri duruyor, fakat şimdi biz kullanıyoruz” cevabını verdi.

    Önce orayı ziyaret ettik. Gezip simge arıyorum bakıyorum falan. Tabii Taliban dönemi olduğu için yasağın da yasağı var. Örneğin Taliban döneminde müzik yasak, müzik aleti yasak. Bu durumda herhangi bir topluma ait bir işaret daha da yasak. Gittiler Budist tapınaklara ve Buda’nın ellerine saldırdılar biliyorsunuz.

    Bunun kapatılabileceği şeylerine bakıyorum. Hakikaten küçük böyle şeyler kalmış ama o da Alevilere ya da Kızılbaşlara doğrudan ait simgeler olarak karşılaşmadım. Sonra daha fazla konuştu da ben mezarlık sordum. Ben mezarlığı gördüğümde daha çok hani yerel bir mezarlık ve Zerdüşt bir mezarlık olarak baştan koymuştum. Çünkü tarz biraz uyuşuyor aslında.

    Zerdüştler de açıklanan bir mezarı yok ama yakın dönemlerde Zerdüştler yaklaşık 100 yıldır yerel topluluklara, İrani topluluklara uyarak mezar taşı koymaya ve mezar yapmaya başladılar. Normalde orada yakarlar, emikleri götürürler ve sırlarlar. Bu kadar. Böyle bakarlardı. Fakat modern dünyaya uyumla beraber bunu yapmışlar. Öyle düşündüm.

    MEZAR TAŞINDA ANA FATMA’NIN ELLERİ 

    Doğal olarak kullandıkları toprak yapısı da bölgeye uygun toprak yapısı olunca gidip baktığımda ve Kızılbaş mezarlığı deyince “Emin misiniz?” diye soruyorum. “Evet, evet. Bunlar Kızılbaş mezarlığı.” Ve üzerinde simgeler arıyorum. Tabii bir âlem gördüm. Âlem başlıkları gördüm. Ve yanında da Fatma Ana’nın eli olarak beşli iki tane eller görmeye başladım. Sonra mezarların üzerine kadınlar olmak üzere özellikle bileziklerini atmışlar.

    Onları görmeye başladım. Kimi bez bağlamış, onları görmeye başladım. Farklı bir benzer bir yapı var. Bu kadarla kaldım aslında. Tabii bütününe baktım. Bazı mezartaşlarını okumaya çalıştık. Farsça olanlar, Afganca olanlar var. Bunların üzerine konuştuk. Biraz birkaç şey daha soralım dedik. Daha fazla soramadık ama yerel kaynağımız bizim buranın Kızılbaş mezarlığı olarak ifade edince bu böyle de kaldı.

    Çünkü önceden bir çalışma yapmam olmadı. Sonrasında bu mezar tipini başka yerlerde de gördüm. Belh şehri Kızılbaşlıların yerleşim alanına yakın ve aynı zamanda Hızır makamının olduğu bir yer. Mevlana’nın da makamının orada da olduğu bir yer. Ali olarak yani Hazreti Ali demiyorlar.

    Mevlam Ali olarak ifade ettikleri Mezar-ı Şerif bölgesinin eski adını belki. Bu da orada olunca buna kani oldum. Kızılbaşların da böyle bir şehirde bu tarz mezarları kullanabileceğine dair. Yedi basamak sistemi Zerdüştlükte çok önemlidir öbür dünyaya gidiş için. O mezarların tarzında dörtlü, yedili diye görünce yani ortak bir kullanım. Çünkü bölge halkı hem Zerdüşt hem Kızılbaş.

    “ALEVİLİKTEKİ ORTAK SİMGELER VE UYGULAMALARI GÖRDÜM”

    Ve bu ikisini de birinden ayırıyoruz ama yerel halk açısından bunu ayıramayız. Hani Ezidilerle, Zerdüştler, Ezidilerle, Kızılbaşlar, Ezidilerle işte Müslümanlar ondan sonra Hristiyanlar nasıl bir arada yaşıyorsa orada da yaşama olasılığı olduğu için bu mezarların orada da yaygın olduğunu gördüm.

    Ve yakın döneme kadar da ziyaret edildiğini, adaklar adandığını, çocuk olması için çeşitli ip bağlamalar, bez bağlamalar olduğunu gördüm. Aynı zamanda bir araya gelip işte gülbanglar ya da onların deyimiyle dualar okumak ve mezarları sulamalar gerçekleştiğini ve aynı zamanda Alevi geleneğinde mezar ziyareti ya da ziyaretgâhın biçimiyle ortak simgeleri ve uygulamaları görünce bunun da Kızılbaşlara yakın bir uygulama olduğuna kanaat getirdim. Çünkü orada Müslümanlar bunu yapmıyorlar ve bu tür şeylerin tamamen karşısında davranış sergiliyorlar.

    Ve doğal olarak yerel etnik topluluklar, inançsal topluluklara ait mezarlar olduğu belli oluyordu.

    “TALİBAN, ELLERİNDEKİ BÜTÜN VERİLERİ YAKARAK YOK ETMİŞ”

    Alevi olduklarına veya ritüellerine dair ellerinde herhangi bir veri, kaynak var mı? Horasan’daki genel durum Afganistan’da da kendisini gösteriyor mu?

    Nasıl Türkiye’de 12 Eylül’de evlerde kitap arayıp herhangi bir broşür varsa onu alıp, kaset varsa onlara dahi el koyuluyorsa aynı durumu Taliban onu orada gerçekleştirmiş. Evlere girmiş, tek tek evleri taramış.

    Zaten bölge halkı birbirlerine karşı düşmanlaştırıldığı için Kızılbaş Alevi aşiretler olarak geçen ya da farklı etnik aşiretler geçen her yere doğrudan Taliban saldırıyor ve defalarca bunu yapıyor. Onların elindeki her şeyi ele geçirmiş yakmış, yok etmiş, paramparça etmiş, dağıtmış. Bu nedenle yaklaşık bir 10-15 yıldır ellerinde hiçbir veri yok. Bir araya gelip de erken yürütmek, cem yapmakta zorlandıkları için kendilerine ait verileri bulmakta bile zorlanıyorlar.

    KİMLİKLERİNDE KIZILBAŞ OLDUKLARI YAZIYOR

    Ancak ezberledikleri şiir, nefeslerin birkaç yerde kayıtlı olduklarını söylüyorlar. Dedelerin elinde bunların zor bela da olsa kayıtlarının olduğunu söylediklerini biliyorum. Ama istediğimde ise bunları bana veremediler. Fakat çok ilginçtir. Afganistan Cumhuriyet döneminden kaldığı halde sonrasında da devam eden bir şey var. Kimliklerde Kızılbaş yazıyor. Bu onların yeterince Kızılbaş olduklarına dair deliller.

    Ama kendilerine ait olan mekanlarda Kızılbaşlığa dair hiçbir şey bırakmamışlar. Ellerinde bir belge olmadığı için, benim Fransızcaya çevrilmiş ‘99 soruda Alevilik’ çalışmamı onlara teklifi yaptım. Farsça olacak şekilde. İsterseniz size de böyle bir çeviri yaparız dedim. Bundan çok mutlu oldular. “Bizim elimizde Kızılbaşlılara dair hiçbir şey kalmadı. Ancak büyüklerimiz de bir araya gelme şansımız olmadığı ve çoğu da tutuklandığı, gözaltına alındığı için bir erkan yürütme konusunda da çok sınırlıyız, bunu gerçekleştiremiyoruz. Gittikçe unutuyoruz. Bizim buna ihtiyacımız var” diye belirttiler. Ancak sorularla Aleviliği nasıl yaşadıklarını ya da bilgilerinin düzeyini görünce bu beni mutlu etti.

    “GENÇLERİN YOLA İLGİSİ SEVİNDİRİCİ”

    Peki gençlerin yola ilgisi ne durumda? Yolla ilgili neler biliyorlar?

    14-15 yaşındaki gençler dahil ikrar almaya, yola girmeye çaba harcıyorlar. İkrar alanlar da var ve yolu biraz olsun biliyorlar. Dedelerinden, pirlerinden; onlar pir diyorlar. Pirlerinden öğrenmişler. Bu çok ilginçti. Gençle konuştuğumda ön bilgiler, ön nüveler alabilmek için sorular sordum. Bana o genç anlatmaya başladı. “Bizde müsahiplik var ve ben müsahip de olmadım ama bekliyorum ve ben ben ikrarlıyım” dedi. Onlar erkanlarını çarşamba yapıyorlarmış bazen de perşembe.

    ‘Pirimiz bize orada yolla ilgili şeyler anlatıyor ve biz bir araya geliyoruz’ diyor. Bütün bunları anlatınca genç birisi bu şaşırtıcı ve güzel bir şey. Yani bir kişi bir kişidir çoğu zaman. Hani hiç yok duygusundansa bir kişi bile çok şey ifade edebiliyor bir toplumda. O genç yaşta olmuş olması da beni çok mutlu etti.

    Genç yaşta toplumuna ait bilgileri edinme çabasında. Hani yaşlılarla bu bilgi gitmeyecek ya da büyüklerle bilgi gitmeyecek duygusunu edinmek güzel. Çünkü gençler ilgileniyorlar. Yani bu baskı bazen ilgiyi daha da arttırıyor. Hani bizim toplumumuzda, Avrupa toplumunda gençlerin ilgisi düşük değil aslında ama ana beklediğimizden daha düşük. Fakat orada da düşük gibi görünmesine rağmen müthiş bir ilgi var ve çocuklar gizli biçimde ikrarlarını devam ettiriyorlar.

    Ve onlardan alıyorum. Hani yol sürüyor. Öyleyse yol Alevilikte sözlü gelenektir zaten. O nedenle sürüyor demek ki. Beklediğimden daha farklı bir toplumsal yapıyla karşılaştım. Önce bunu söylemeliyim.

    “EN ÖNEMLİ GÜNLERİ NEWROZ; HIZIR’I KARŞILAMA RİTÜELİ”

    Belli özel günleri var mı? Varsa nasıl karşılıyorlar?

    Horasan’da giderken Horasan’la ilgili çalışmalar yapılmıştı. Horasan’da aşiretler Kürt aşiretleriydi. Örneğin Selim Temo, Faik Bulut gibi alan araştırması yaparak güçlü veriler bize taşıyan araştırmacı arkadaşlarımız çalışma yapmışlardı. Başka çalışmalar da vardı. Ha Horasan’dan bizzat oranın yerellerinden de bilgiye ulaşmak mümkündü. Ama Afganistan’a dair bir çalışmak mümkün olmuyordu. Bu nedenle Afganistan benim için kapalı bir kutuydu. Giderken çeşitli hazırlıklar, çalışmalar yaptım. Ama gerçeğin ne olduğu konusu karışıktı.

    Afganistan’da rehberlerim Özbek’ti. Bu nedenle daha çok Özbek toplumuyla haşır neşir oldum. Oradaki Kızılbaşlarla ilgili çalışmaya haşır neşir oldum. Özbekistan’daki topluluğun en önemli günü Newroz. Newroz’a dair çalışmalar, ritüeller ve Newroz’a dair ortak hareket etme var.

    Bizler nasıl ki Hızır döneminde belli bir ritüel, belli bir ilişki yürütüyor ve hepimiz Hızır günlerinde aktif oluyorsak onların da ise en aktif oldukları, neredeyse toplumun bütünüyle bir araya geldikleri dönem Newroz.

    Ancak Newroz onlar için yeni yıl kutlamalarından daha çok Hızır’a gidiş, Hızır’la hazırlık ve ritüellerini yapmak, cemlerini, erkanlarını yapmak olarak gerçekleşiyor. Üç gün oruç tutuyorlar. Sonra Hızır’ın makamı, Mezarı Şerif bölgesine gidip ziyaret ediyorlar. Orada erkanlarını yürütüyorlar. Cemlerini kurup her pir kendi talipleri bir araya gelip erkanlar yürütülüyor.

    MEZAR-I ŞERİF’E GİDİP ERKANLARINI GERÇEKLEŞTİRİYORLAR

    Yani Hacı Bektaş Veli’ye gitmek gibi düşünelim. Ya da Munzur’a gitmek gibi düşünelim. Gidiyorlar ve erkanlarını gerçekleştiriyorlar. Bu erkanlarını gerçekleştirirken bir kısmı ikrarını oradan alıyor ya da müsahiplik erkanları yapıyorlar. Cem yürütüyorlar.

    Cemleri ve semahları ve bizim sazander yada zakir dediğimiz kişiler de orada bizzat bağlamaları, curalar elinde erkan yürütüyorlar. Ve bu hizmetleri onlar gerçekleştiriyorlar. Onlar için ritüel günü tamamen Hızır’ın makamının olduğu bölgeye gitmek. Ama Hızır makamı yakınında başka büyüklerin makamları da var. Bu da ilginç orada. Hızır dışında başka pirlerin de makamları var. Örneğin Mevlana’yı da kendi pirlerinden biri olarak görüyor. Ama orada bir karışıklık oldu. Onu söylemeliyim. Oradaki Mevlevilerle Kızılbaşlar sanki birbirlerine biraz karışmışlar. İç içe geçmişler gibi. Bu 45 yıllık sürecin 20 yılında baskıların artmasıyla beraber de bu olgunlaşmış olabilir. Böyle de bir yanları var.

    “TALİBAN BASKISI ÇOK YOĞUN; ZİYARETLERİNE PİKNİĞE GİDER GİBİ GİDİYORLAR”

    Güncelde bu ritüeller uygulanabiliyor mu bu mekanlarda?

    Maalesef. Ancak şöyle bir şey söylediler. Bu çok acı. Oraya piknik yapmak için zaten eskiden de biz giderdik günlerce kal alırdık. Doğal olarak yeme içmemizi orada gerçekleştirirdik. Ama şimdi kurban orada adakları oluyor ve kurban tığlıyorlar. Şimdi belli zamanlarda orada hafta sonları tatile gider gibi, piknik yapar gibi gidiyorlar.

    Yani ritüel gerçekleştirmeden sadece muhabbet olarak bir araya giriyor. Çünkü ellerinde silahı olan bizzat Taliban mensupları dolaşıyor. Öyle tahmin ettiği bir grubu orada bırakabileceğini, barındırabileceğini düşünmüyorum. Ama o bölge yerel halkın çok yüksek oranda gidip piknik yaptığı da bir bölge. Onlar da Hızır’a denk gelen dönemde gidiyorlar.

    Ancak Taliban’ın baskısını hissettiklerinde o gün değil de sonraki günlerde gitmek biçiminde yine de ibadetlerini, yine de ritüellerini, yine de ziyaretlerini ikrarı tamamlamak için, niyaz etmek için gidiyorlar.

    “EN ZOR BASKI ANLARINDA DAHİ YOLU SÜRDÜRÜYORLAR”

    Afganistan göründüğünden daha keskin bir inançsal forma sahip. Örneğin pirlerinin geldiğini söylüyorlar. Şu anda pirleri başka şehirden geliyor pirleri. Bunu Taliban anladığında sorun çıkarıyor. Baskı uyguluyor, yasaklıyor ve bir araya gelmelerini engelliyor. Ama geçmiş dönemlerde yani cumhuriyet döneminden bahsediyorlar. Taliban öncesi dönem.

    Yaklaşık 20-25 yıl önce kadınlarla beraber kadın erkek bir arada erken yürüttüklerini söylüyorlar. Ve çok daha eski olmamak üzere kadın pirlerinin olduğunu da söylüyorlar.  Bakın Afganistan gibi zorlu bir yerde kadın ve erkek bir arada yine erkanı yürütmek için mücadele ediyorlar. Böyle bir toplumsal yapı. Hafızamız var. Bu hafıza en zor baskı anlarında dahi sürdürülebiliyor ve sürdürülüyor. Hakikaten ben çalışmayı genişlettikçe şaşırıyorum gittikçe. Afganistan bu şaşırtmanın daha da çapraşık bir hale gitmesine neden oldu.

    “NEWROZ’DA 3, MUHARREM’DE 6 GÜN ORUÇ TUTUYORLAR”

    Belli oruçları var mıdır?

    Afganistan’da oruç günlerini sorduğumda Newroz’da 3 gün oruç tutuyorlar. Hızır bizim Türkiye’de Anadolu’da ya da genel olarak Mezopotamya’da Hızır Orucu biçiminde tuttuğumuz oruca benzer bir orucu Newroz’da tutuyorlar. 3 günlük bir oruç bu bir kere. Ve orucu Hızır makamı üzerinden tutuyorlar.

    Hızır orucu olarak tutuyorlar ve o makamın olduğu yere gidip niyaz ediyorlar. Erkanlarını, cemlerini gerçekleştiriyorlar. İkinci bir oruçta bizim Muharrem dediğimiz onların da aşure dediğimiz dedikleri bir oruç. Muharrem orucunu 6 gün tutuyorlar. Böyle gerçekleştiriyorlar. Bu Muharrem orucunun aşure kısmında ise yedi çeşit yiyecek katıyorlar. Ve buna da heşte olarak söylüyorlar. Çorbanın adını öyle veriyorlar.

    “12 İMAM ORUCU DİYE BİR ORUÇLARI YOK”

    Onların söylediği ifade yani aşurenin dahi 10 olmayacağını farklı bir yiyecek adıyla ifade ediyorlar. Aşura diyerek 10 adını kullanıyoruz ama 12’ye çevirmişiz. Yakında belki ona başka bir isim takmak zorundayız. Çünkü aşura adıyla 12 ürün uymuyor, oraya katılan katık olarak. Burada Muharrem’de 6 gün oruç tuttuklarını öğrenmek şaşırtıcıydı. Çünkü 12 imamlar adına tutulduğunu söyleyen bir toplumsal yapı ile karşılaşıyoruz, özellikle de Türkiye’de. Ama Afganistan’da 12 imam oruçları diye bir oruç adı yok.

    Orada 6 imam olarak da geçmiyor. Başka bir şey olarak da geçmiyor ve orucun adı orada 6 gün olarak geçiyor. 6 günlük bir oruç. Böyleyse Alevi toplumunun sıkı sıkı işte ‘bu 12 imamlara atfedilen bir oruçtur. Muharrem’e ait bir oruçtur’ demeleri biraz işi karıştırıyor. Bu toplumsal durumu biraz sorgulamamız gerekiyor. Her toplumumuz farklı bölgelerde birbirine başka şeyler taşıyabilir.

    SEMAHA RAKS DİYORLAR

    Alevi toplumunun kendini bu anlamda bulmasında Afgan toplumunun bu 6 günlük orucu ve 7 ürün kullanması tartışmalı ve önüne daha fazla seçenek olarak koymalı. Neden 7? Bizde neden 10, neden 12 diye bunu sorgulamalıyız. Raksa semah diyorlar bunlar mesela. Biz sadece semah diyoruz. ‘Semah dansı demeyin buna’ denir ya bizde. Bu mesela bir tartışmalı. Raksa semah diyorlar. Farsça raks, raks-ı semah.

    Ve pirlerin huzurunda ateş başında dönüyorlar. Hani ateşin etrafında semah dönmek olarak yani. Bu Newroz’da gerçekleşen dansın semah olarak gerçekleşmesi oluyor. Örneğin eskiden düğünlerinde de semah dönüyorlarmış. Fakat sonra bunu durdurmuşlar. Sanırım hani bu Taliban’ın gelmesiyle ilgili daha çok.

    Kadın erkek katılımları ayrı onlarda şimdi. Belki bu da engel olmuş olabilir. Kadın erkek sabah dönmüyorsak o zaman semah dönülmemeli diye bakıyorlar. Çünkü onlar semahnın bir bütün olduğunu düşünüyorlar.

    BİLİNEN KIZILBAŞ PİRLERİNİN İSİMLERİ

    Bilinen pirlerinin isimleri nelerdir? 

    Pirleri ise Pir Seyit Cafer Nadiri, Pir Seyit Mensur Nadiri, Pir Seyit Giylan Nadiri, Piri Piran Seyidi Keyhan.Pir Seyit Nasir, Pir Seyda Nazar, Pir Hacı Abdullah ve bu pirlerin Hepsi Seyit Keyhan’a bağlı. Bizim Hacı Bektaş kimse Seyit Keyhan da aynı kimlik. Motifler aynı, isimler ve sıfatlar değişiyor. Burada dikkatimi çeken şey şu. Başlarında yine seyit var ama biz seyit değiliz diyorlar. Hiç öyle bir şeyimiz yok.

    Kendilerini Özbek olarak görüyorlar. Ve Nadir Şah’a da çok atıfta bulunuyor. Nadir Şah onlara o bölgede yer verdiği, desteklediği, güvenli alanlara taşıdığı için Kızılbaşlığın başladığını da ifade ediyorlar. Ve örneğin Mensur yani Mansur adını kullanmaları güzel. Seyit Giylan bu Geylani’den geliyor. Geylani’nin Kızılbaşlarla ilgisi yok ama Kürtlükle ilgisi var. Fakat Özbeklerle ne ilgisi var? Bunu merak ediyorum. Ben bu isimlerin olması tartışmanın derinlerini bize gösteriyor. Piri Piran kavramını kullanmaları çok önemli. Yani bölgede farklı olması gerekiyor. Yine Seyda Nazar, Seyit Nazar pazar yani bunu kullanıyor. Seyit olarak kullanıyor. Fakat böyle şeyleri var.

    “İBADETLERİ ÇARŞAMBA GÜNÜ; PEKİ NEDEN BİZLER PERŞEMBE DAYATMASINDA BULUNUYORUZ”

    Erkanlarını Çarşamba günleri gerçekleştirdiklerini söylediniz. Çarşamba gününün özelliği nedir?

    Kadınlar dışarı çıktıkları çarşamba günleri gidip kendi ziyaret yerlerini, tekkelerinin etrafında bulunan niyaz veya makamlara ediyorlar. Çarşamba günleri gidiyorlar. Öyleyse Alevilerde perşembe gidilir. Başka bir gün gidilmez. Bizim ibadet günümüz perşembedir diye, ya da cuma akşamıdır diye. İşte bunlar hepsi tartışmalı şeyler. Bölge bölge, topluluk topluluk ya da birbirlerine sınırlar ayrıldıkça bu karışıyor. Acaba işin aslında hangi gündü? Biz Müslümanlara uyup Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece mi ibadet etmeye başladık?

    Ezidiler gibi onlar da Çarşamba günü ibadet ediyor. Birbirinden binlerce kilometre uzakta ve bağlantıları dil açısından neredeyse ulaşılamaz durumda olan Ezidiler ve Afganistan’daki Özbek Kızılbaş birinin birbirlerini anlamaları düşük olasılık. Biri Özbekçe konuşuyor, birisi Kürtçe konuşuyor. İki topluluk Çarşamba günleri ibadet yapmayı tercih ediyor. Biz hangisiyiz? Aleviler bütün bunu kendi çeperinde bunu tartışmalılar. Bugün dışında ibadet olmaz diye dayatmamalılar. Ya da bununla ilgili bir şey sunduğumuzda ‘bu ibadette yok, kadimde bu yok. Bunu nasıl yapabiliriz? Böyle bir şey yok Alevilikte’ gibi kesin retler olmamalı.

    “NEWROZ ASLINDA BİR HIZIR KUTLAMASI”

    Newroz’da özel bir oruçları olduğunu ifade ettiniz? Neye atfediliyor bu oruç?

    Alevilik toplumsal yapısı buna farklı farklı boyutlar katıyor. Bu nedenle Alevilikte bu bizim için hakikaten birbirimizi, farklı toplumsal yapımızı anlamak açısından çok önemli. Bir motif farklılık ve ritüel değişimi yaratacaktır. Mesela Newroz ateşi orucunu kadimden beri tuttuklarını söylüyorlar ve 15 gün önceden başlıyorlar oruç tutmaya. 3 gün tutuluyor bu oruç. Ondan dolayı Newroz günü tutmuyorlar bunu mesela. Tutan da var ama Newroz’dan önce başlıyorlar. Ve Newroz’da toplamda 6 gün oruç tutanlar da var.

    Hani 3 öncesinde, 3 sonrasında böyle tamamlıyor. 6 gün yine tutuyor. Ve aynı zamanda Muharrem’de de 6 gün ayrı bir oruç tutuyor. Yani bu daha çok pirlerin uyguladığı bir şey. Muhtemelen böyle bir yol var ve yeni yıl başladığında bütün Alevi Kızılbaş topluluklarında olduğu gibi yine kutlama yapıyorlar ama bu Hızır kutlaması. Newroz kutlaması değil. Bu işin farklı bir boyutu.

    Ve bu kutlamada kadın erkek bir arada olmaya çok özen gösteriyorlar. Şimdi ‘biz kadınlar bir tarafa gidelim, erkekler bir tarafa gidelim. Yada kadın pir olmaz, erkek pir olmaz, o olmaz, bu olmaz ya da oluru böyleyi’ çok fazla tartışıyorlar. Ve cemde mesela onlar zakirlik yapana dumbaracı diyorlar. Dumbara diye bir alet var. O da dumbaracı oluyor. Bizim curaya yakın bağlama ile cura arası aleti çalan kişiye dumbaracı ismini vermişler.

    KIZILBAŞLARIN İBADET GİYSİLERİ

    Afganistan deyince Arap geleneğine uyan giysiler giyen bir toplumdan bahsediyoruz. Bu ama epeydir böyle. Fakat Kızılbaşların farklı bir takke tarzları var. Onu takıyorlar. Ve aynı zamanda giysileri de erkâna giderken farklı olabildiğince. Bir kızılbaş giysi kültürü var orada. Ancak onu görme şansım olmadı. İstedim de, sonraki bir zamanda bunu gerçekleştiririz diyorlar. Çünkü o elbiseleri saklı giyiyorlar. Saklıyorlar aynı zamanda. Bu onlar için bir farklı bir boyut.

    “2 EVLİLİK YAPANLAR HALA CEME ALINMIYOR”

    Örneğin bir kişiyle konuştum. Dedim ki ‘erkanları yürütüyor musun, ceme giriyor musun’ diye. İki kişi yan yana. Biri giriyor, erkan yürütüyor, cemi yürütüyor. Ve ikrarlı ikisi de aslında. Birisi, ‘cemlere girmiyorum artık’ dedi. Ben de birincisine sorularımı tamamladıktan sonra ona sordum. ‘Neden girmiyorsun?’ dedim. ‘Çünkü ben ikinci bir eş aldım kendime. O nedenle beni ceme sokmuyorlar. Ben de ceme giremiyorum’ dedi. Peki neden? Düşünün toplumsal hafıza tek eşliliği sürdürmek üzerine büyük bir direnç gösteriyor. Afganistan’da bu artık geleneksel çok kolay bir durum. Kaç eş aldığına kimse bakmıyor. Ama Alevi geleneği buna izin vermiyor. İkrar aldıktan sonra bu gerçekleşmiyor daha.

    AŞUREYE 7 ÇEŞİT MEYVE KOYUYORLAR”

    Biz ne diyoruz? Aşura. 10. günden kaynaklı. Acaba bu bize aşure dediğimiz bu çorbayı, bu ritüel yiyeceğini tartışmaya gerek getiriyor mu getirmiyor mu? Bunu sorgulamak lazım. Yani yedi ‘hefte’ meyve diyor ve meyve olarak koyuyor bunu. Yedili meyve ve bunları da hatta söylüyorlar. Bir kere badem kullanıyorlar, bölgede yaygın. Antep fıstığı koyuyorlar. Zerdali ya da kayısı dediğimiz şeyi koyuyorlar. Sincit dedikleri bir meyve çeşidi var, onu koyuyorlar. Kişmiş ya da üzüm dedikleri bir şey koyuyorlar. Bir de glas vealu. Alu bu alıç olabilir bilmiyorum. Böyle koyuyorlar ve bunlarla yapıyorlar. Bir de puder dedikleri bir şey var. Yani çok daha fazla bir arada kalamadığımız için bazı soruları daha fazla derinleştiremedim kavramları da. Ama bir sonraki süreçte olur ve bir araya gelebiliriz.

    “TEBERİK GELENEĞİ ÇOK YAYGIN”

    Örneğin onlarda teberek (ziyaretten alınan toprak, taş) geleneği çok yaygın. Niyaz ettikleri mezarlarına gidip oradan veya o mezarlık alanlarında toprak alıyorlar. Ve o toprak evlerine götürüyorlar. Çaylarına koyuyorlar. Belli dönemlerde hastalık zamanında da onu kullanıyorlar. Çocuklarına yediriyorlar. Ve çocuğu olmayan kadınlar da onun bereketi, onun gücü, niyaz gücüyle onu kullanıyorlar örneğin.

    Örneğin bazı bölgelerde, korularda bazı ağaçlardan hiçbir şekilde dal koparılmaz yada meyve. Orada da bir ağaç gördüm. Fıstık ağacıydı. Ondan hiçbir şekilde meyvesini yemiyorlar. Dalına hiçbir şekilde dokunmuyorlar. Sadece pirleri o o daldan meyve alıyor. Ve toplu o ağacın dallarına da dokunan pir. Yani bu hem bize yakın hem de sorgulanması gereken konular arasında bizim için. Bunlar hakikaten tartışmalı bölümler ve Aleviliğin de bunun üzerine kendini yeniden sorgulaması gerekiyor. Alevilik sadece bu deyip geçemeyiz.

    “ALEVİLİK SADECE BUDUR DİYEMEYİZ”

    Alevilik sadece bunun üzerine kurulur demek yerine bu toplumsal farklılıkları ‘sürek bir yol bin bir’ görüşümüzü daha geniş, daha anlaşılır biçimde bunu ortaya koymamız gerek. Örneğin Hakk’a yürüme erkanlarını damburayla yaptıklarını söylediler. Fakat bizde Hakk’a yürüme erkanını bazı insanlar tartışıyorlar. Şu anda çok değişti bu. Toplum bunu bilinç, hafıza olarak tekrarlıyor ve diyor ki niye bu doğru bir şey diyor. Ve damburayı kullanıyorlar erkanlarında ve mezarlıklarında. Örneğin Tahtacılar gider ve erkanların orada gerçekleştir cem yürütürler ya öyle. Onlar da bazı perşembeler gidip erkanlarını dambura olmak üzere, pirlerle bir araya gelip mezarlarında yapıyorlar. Çünkü onların mezarları, ataları onlar için önemli ve saygı duyulan kimlikler ve atalarla beraber o erkanları yürütüyorlar. Ataları, ruhları orada diye bakıyorlar. O canlılık, o bir toprakla bütünleşmişlik orada gerçekleşiyor onlarla. Böyle bir yanları var.

    “MUSAHİPE ‘TAAHHÜT’ DİYORLAR”

    Peki Kızılbaşlarda şehirleşme var mı? Varsa bunun genel yansımaları nedir? Kendilerini saklıyorlar mı?

    Bu Özbek topluluktan bahsediyorum. Pirler özellikle Bedehşan şehrindeler. Oradan kışın olmak üzere geliyorlar. Bunlar hep tanıdık değil mi? Kışın pirleri geliyor, evleri ya dolaşıyor ya da bazı evlerde ortak erkanlar, cemler yürütüyorlar. Bu tarzda bir araya geliyor ve yine bu dönemde oruç tuttukları da olabiliyor.

    Onlar musahipe ‘taahhüt’ diyorlar. Anlaşma diyoruz ya öyle.  Anlaştığım, anlaşma yaptığım kişi olarak ikrar aldığım anlamda müsahibe taahhüt oluyor. Onlarla bir araya geliyorlar. Ve şimdi gittikçe bu azalıyor doğal olarak.

    Çünkü Taliban dönemi onlar için zor ve Kızılbaşların önemli bir kısmı Mezar-ı Şerif ve diğer büyük şehirlere taşınmış durumdalar. Maalesef bu döneminde Kızılbaş köylere de baskı çok yüksek olduğu için Kızılbaşlar şehre taşınmayı tercih ediyorlar ve Kızılbaş görüntü vermeme çabasında davranıyorlar. Ancak bazılarının kimliğinde artık ortadalar.

    Kimliklerinde Kızılbaş yazdığı için de, buda ibadet yapmamak koşuluyla bir sorun değil. Kızılbaş ibadeti yapmayacaksın, camiye gideceksin, namaz kılacaksın. Hakikaten de bunu gerçekleştiriyor, çünkü yüksek oranda kontroller var. Birbirlerini şikayet var. Halk sanki bu doğal bir şeymiş gibi namaz kılmaya devam ediyor. Böyle bir toplumsal yapıyla karşı karşıyayız.

    Ersin ÖZGÜL/MUĞLA

  • DAD Eş Genel Başkanı Kete: Suriye Alevileri HTŞ yönetimi altında güvende değil-VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanı Kete: Suriye Alevileri HTŞ yönetimi altında güvende değil-VİDEO

    PİRHA-Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara tepki gösteren Demokratik Alevi Derneği Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Aleviler hiçbir şekilde HTŞ yönetimi kontrolü altında güvende değildir. Birey, toplum ve doğa HTŞ yönetiminde güvende değildir. Bunun esnetilecek ve yumuşatılacak hiçbir yanı yoktur” dedi. 

    Suriye’de Esad rejiminin yıkılmasıyla beraber yönetime geçen Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ) şeriatçı örgüt, kısa bir süre içerisinde Alevilerin yaşadığı bölgelere saldırılar gerçekleştirdi. Alevi inancına sahip yurttaşlara işkence edilirken bazıları da vahşi bir şekilde öldürüldü.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Suriye’de Alevilere yönelik yapılan saldırıları değerlendirdi.

    Aleviliğin tarihten bu yana kadar iktidarcı devlet anlayışını kabul eden bir anlayış olmadığının altını çizen Kete, “Komünal değerler içerisinde dar-didar olarak bir üst akla ihtiyaç duymadan sorunlarını kendi çözmüş, kendi toplumsal hafızasıyla, komünal değerlerle toplumunu bugüne kadar getirmiş, devletçi yapılara muhtaç etmemiştir” diyerek şeriatçı örgütlerin farklılıkları içselleştirmeyen, kadın özgürlükçü yapıya tahammül etmeyen, toplumsal ekolojik karşıtı, kendisi gibi düşünmeyen tek tipçi bir anlayışa sahiptir” dedi.

    Kete, Suriye’de iktidarda olan HTŞ’ye dair de “Aleviler hiçbir şekilde HTŞ yönetimi kontrolü altında güvende değildir. Birey, toplum ve doğa HTŞ yönetiminde güvende değildir. Bunun esnetilecek ve yumuşatılacak hiçbir yanı yoktur” diye konuştu.

    “100 YIL BOYUNCA ULUS DEVLETLER BÖLGEDE YAŞAYAN HALKLARA DERMAN OLAMADILAR”

    Şeriatçı örgütlerin emperyalist devletler tarafından kurulduğunu ve desteklendiğine dikkat çeken Kete, bu tür örgütlerin ulus-devlet anlayışıyla hareket ettiğini belirterek şunları söyledi:

    “Ortadoğu’da yaşananlar birer sonuç. Biz tarihsel perspektife baktığımızda üçe ayırıyoruz; geçmiş, gelecek ve an… An, geçmişin yükünü omuzlarında taşıyor. Bugün yaşamış olduğumuz kötü olayların hepsinin geneli geçmişte yaşanılanların birer sonucudur ve bunun sonucunda da an, kendini geleceğe taşır. 1’inci Dünya Savaşının sonucunda da Ortadoğu’da masa başında çizilen devletler vardır. 100 yıl boyunca Ortadoğu’da ve dünyanın birçok yerinde devletler kendini tekçilik üzerine inşa etmiş. Yani 100 yıl boyunca ulus devletler bu bölgelerde yaşayan halklara derman olamadılar. Aynı zamanda bu hegemonik güçler kendi elleriyle kurmuş oldukları ulus devletleri kendi sermaye birikimlerini, kendi önünde engel olacağını anladıkları anda bu devletlere yöneldiler. Bunlardan bir tanesi de Suriye’dir. Suriye coğrafyası bir çok inanç ve kimlikten oluşmuş bir şehirdir” Hegemonik güçler özellikle İŞİD üzerinden bunu yapmaya başladılar. Şimdi de HTŞ bu görevi yerine getiriyor.”

    “SURİYE’DE CİDDİ BİR ALEVİ KATLİAMI SÜRECİ SÖZ KONUSUDUR”

    Şeriatçı örgütlerin Alevilere saldırarak onları kendi kontrolleri altına almaya çalıştığını ifade eten Kete, “Alevilere yönelmesinin tarihsel arka planı vardır. Devletler kendileri için tehlike oluşturabilecek yaşam tarzlarını ilk olarak etkisiz hale getiriyorlar. Alevi süreği tarihten bu yana kadar iktidarcı, devlet anlayışını kabul eden bir anlayışta değildir. Komünal değerler içerisinde dar-didar olarak bir üst akla ihtiyaç duymadan sorunlarını kendi çözmüş, kendi toplumsal hafızasıyla, komünal değerlerle toplumunu bugüne kadar getirmiş, devletçi yapılara muhtaç etmemiştir. Bu devlet dışı oluşumların kontrol altına alınması gerekiyordu. Bu inanç devlet dışı kaldığı taktirde kültürel direniş damarı kendini yenileyecektir. Suriye’de Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ), Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Lazkiye’de katliamlar yapıyor. Onların zihinsel kodlarına göre, ‘Aleviler dinsizdir, katli vaciptir’ deniliyor. Suriye’de ciddi bir Alevi katliamı süreci söz konusudur” şeklinde konuştu.

    “ESAD YÖNETİMİNDE ALEVİ BÜROKRAT YOKTU”

    Beşar Esad’ın Alevi devleti başkanı olduğu propagandasının son zamanlarda bilinçli olarak yapıldığını vurgulayan Kete, “Türkiye’de AKP’de ve bu tekçi zihniyeti savunanlar da oradaki yönetimle ilişkilerini geliştirirken Suriye’ye bir Alevi devleti gibi baktılar. Esad yönetimi hiçbir zaman Alevi devleti olmamıştır. Bürokraside Alevi yönetici yoktu, buna rağmen orada bir Alevi katliamını meşrulaştırmak için Suriye’ye bir ‘Alevi devletidir’ diyerek katliama giriştiler. Şimdi Beşar Esad yok, eğer Esad yoksa bu kadar katliamın nedeni niye? Mesele Esad’tan ziyade Alevilere karşı gelişmiş bir katliam fikri bilinçaltında yatıyor. Aleviler hiçbir şekilde HTŞ yönetimi kontrolü altında güvende değildir. Birey, toplum ve doğa HTŞ yönetiminde güvende değildir” şeklinde ifade etti.

    “DÜNYA VE TÜRKİYE SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMINA KARŞI DERİN BİR SESSİZLİK İÇERİSİNDE”  

    Arap Alevilerinin kendilerini saldırılara karşı koymada yeterli olmadığını, dünyadan ve Türkiye’den desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Kete, şunları dile getirdi:

    “Arap Alevilerinde ciddi bir sessizlik vardır. Tarihsel olarak da zorlu travmalarla karşı karşıya kalmışlardır. Nusayriye Dağları eteklerinde yüzlerce yıl baskılardan kaçarak o coğrafyada kendi yaşamlarını devam etmeyle uğraşmışlardır. Tarihsel arka planlarında devletçi yapılarla karşı karşıya gelip bir savunma oluşturma, direniş oluşturma kültürü olsa da bile bu kültür bugün kendini koruyabilecek çerçevede güçlü bir kültüre sahip değil. Dünya’da ve Türkiye’de, Suriye’deki Alevilere yapılan saldırılara karşı derin bir sessizlik hakim. Bu sorun sadece Alevi sorunu değil; Türkiye’de emek ve demokrasi mücadelesi veren sol sosyalist güçler başta olmak üzere üçüncü alanı oluşturan bütün toplumsal kesimlerin çok yoğun olarak bu katliamı etkinlikleriyle, panelleriyle, sınırda nöbet tutarak, perşembe günleri çerağ uyandırarak tepki göstermesi gerekiyor.”

    “ALEVİLER İKRAR VE RIZALIĞI ESAS ALAN BİR TOPLUMDUR”

    Kete, Alevi toplumunun tekçi anlayışa karşı komünal yaşamı esas aldığını belirterek, “Alevi sürekleri hangi coğrafyada yaşarsa yaşasın hiçbir zaman iktidarcı, tekçi, devletçi zihniyetle uyum sağlamamıştır. Alevi inancı beslenmiş olduğu kaynaklar itibariyle güçlü bir Aryenik direnişe sahiptir. Bu direniş hala devriye halinde mücadele kültürü vardır. Aleviler ikrar ve rızayı esas alan bir toplumdur ve komünal yaşamı ele alıyor. İkrar vermek politik tutumlarını belirliyor” ifadesinde bulundu.

    “ROJAVA MODELİ ALEVİ İNANCIYLA ÖRTÜŞEN BİR PERSPEKTİFE SAHİPTİR”

    Kuzey Suriye’de ortaya koyulan demokratik modelin Alevi inancıyla örtüştüğüne dikkat çeken Kete, demokratik, komünal yaşamın emperyalist güçlerin işine gelmediğini söyledi. Kete, etnik kimlik ve inançtaki toplumların yaşam reçetesinin bu demokratik modernite ile aşılacağını ifade ederek, şunları söyledi:

    “Ortadoğu’da kapitalist güçlerin bir korkusu vardır. Ortadoğu’da bütün bu saydığımız, demokratik moderniteyi oluşturan, üçüncü alanı oluşturan devlet dışı kalan toplumların bir araya gelmesi Rojava tarzı bir model oluşturur. Alevi toplumu tek olan bir zihniyeti kabul etmiyor, bir olmayı kabul ediyor. Kısacası cem erkanı, kırklar meclisi, rıza şehri bugün Rojava’da politik bir perspektifle bir dünya nizamı haline gelmiştir. Bundan dolayıdır ki bölgedeki ve dünyadaki güçlerin hedefi haline gelecektir. Bu güçler aynı zamanda komin gücünü, direniş gücünü en fazla kendi içinde barındıran güçlerdir. Bundan dolayı Rojava modeli Alevi inancıyla örtüşen bir perspektife sahiptir. Bundan dolayıdır ki bütün tekçi zihniyetler, ulus devletçi anlayışında direnen bütün yapılar Rojava’daki direnişe düşmandır.”

    Kamber YILDIZ/ADANA

  • Taliban, kadınların yaşamını daha da kısıtlayan yasa çıkardı; 21 bin müzik aletini tahrip etti

    Taliban, kadınların yaşamını daha da kısıtlayan yasa çıkardı; 21 bin müzik aletini tahrip etti

    Afganistan’da şeriat kurallarını daha sıkı denetlemek üzere hazırlanan “Erdem Yasası” yürürlüğe girdi. Yasa, başta kadınlar olmak üzere birçok alanda yaşamı kısıtlıyor ve kontrolleri artırıyor.

    Afganistan’da iktidardaki Taliban, katı şeriat kurallarını daha sıkı takip etmek amacıyla hazırladığı “Erdem Yasası”nı yürürlüğe geçirdi. Afganistan Adalet Bakanlığı, 31 Temmuz’da yürürlüğe giren yasanın detaylarını paylaştı. Kadınlar için örtünme kurallarını ve eşcinselliğin yasaklanmasını da içeren yasanın, Taliban üst düzey yetkilisi Hibetullah Ahundzade tarafından onaylandığı duyuruldu.

    KADIN VE ERKEKLER İÇİN GETİRİLEN YASAKLAR

    Kadınlar için kendileriyle doğrudan akraba olmayan erkeklerin bulunduğu ortamlarda yüzlerini ve vücutlarını gizleme zorunluluğu getiren yasa, Taliban’ın 2021 yılında iktidara gelmesinden bu yana İslami şeriat hukukuna dayalı davranış kurallarını denetleyen “ahlak polisi”nin yetkilerini de artırıyor. Yasada, erkeklere de en az diz hizasında pantolon giymeleri ve çok kısa olmayacak şekilde sakal bırakmaları zorunluluğu getirildi. Aynı zamanda yasa kapsamında eşcinsel ilişkiler, zina ve kumar yasağı ile canlıların tasvir edildiği video veya resimlerin üretilmesi ve izlenmesi yasağı da daha sıkı denetlenecek.

    MEDYAYA GETİRİLEN YASAK

    Yasa çerçevesinde ayrıca kaçırılan namazlar ve ebeveynlere itaatsizlik de cezalandırılabilecek. Yeni yasaya göre, medya “şeriat ve din kurallarına” uygun olmayan içerikler yayınlayamayacak, Müslümanlara hakaret olarak değerlendirilebilecek konulara da yer veremeyecek. “Ahlak polisi”, ihlallerde bulunanları önce uyaracak ardından para cezası ve 3 güne kadar gözaltı ile diğer yaptırımlara maruz bırakabilecek. Eylemlerin tekrarı halinde ise yargı devreye girecek.

    Birleşmiş Milletler (BM) Afganistan Yardım Komisyonu (UNAMA), daha önceki açıklamalarında Afganistan’daki “ahlak polisi”ni ülkede “korku iklimi” yaratmakla suçlamıştı.

    21 BİN MÜZİK ALETİ TAHRİP EDİLDİ

    Ülkede, geçtiğimiz günlerde ise 281 emniyet görevlisinin “sakalsız olduğu” gerekçesiyle görevden alındığı belirtildi. Yine İyiliğe Davet ve Kötülükten Sakındırma Bakanlığı’nın yıllık raporuna göre, ülkede geçen yıl 21 bin 328 müzik aleti tahrip edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • YJAD: Şengal’de katledilen kadınları anıyoruz; Ezidilerin statüsü tanınmalı

    YJAD: Şengal’de katledilen kadınları anıyoruz; Ezidilerin statüsü tanınmalı

    PİRHA- Ezidi Soykırımı’nın 9. yılında açıklama yapan Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (YJAD), Ezidi halkının yaşadığı katliam tehlikesinden kurtulması için statülerinin tanınması gerektiğini açıkladı. YJAD, “Başka inançlara ve yaşam biçimlerine asla tahammül etmeyen AKP-MHP rejimine, Afganistan da Taliban rejimine karşı; başta zulüm gören, kadınların, çocukların, inançların ve halkların yanında olduğumuzu belirtmek istiyoruz” dedi. 

    Şengal’de yaşayan Ezidilere yönelik soykırımın yıldönümüne dair açıklama yapan Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, katledilen kadınları anarak dünyada büyüyen kadın mücadelesini selamladı.

    Ezidi halkının yaşadığı katliam tehlikesinden kurtulması için statüsünün tanınması çağrısında bulunan Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, kadın kırımını lanetleyerek Alevi kadınları mücadeleye çağırdı.

    “ORTADOĞU HALKLARINA KERBALA ZULMÜ YAŞATILIYOR”

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’nin açıklaması şöyle:

    “Alevi inancına mensup halkların Yası Muharrem orucunu tuttuğu günleri yaşadık. Raa Haq Aleviler olarak Hz. Hüseyin’in Yezid’in zulmüne karşı duruşu ve Kerbela acısı ile oruçlarımızı tutup lokmalarımızı, aşuremizi pay ederken; bugünün Yezidlerini lanetledik, mazlumlarını, mahsumlarını andık. Bugün de Ortadoğu’da halklara, kadınlara, çocuklara Kerbela zulmü yaşatan Yezidlerin her geçen gün çoğaldığını biliyor, yaşıyoruz. 3 Ağustos 2015 de DAIŞ’in Şengal saldırısı ile gerçekleşen Ezidi halkı ve Ezidi kadın kırımı dünyanın gözü önünde gerçekleşti. Vicdanlı, ahlaki politik toplum değerlerini kaybetmemiş halklar tepkisini ortaya koyup, işlenen insanlık suçlarına karşı sessiz kalmasa da AKP hükümetinin desteği yine ortaklığı gerici, işbirlikçi siyasi İslam rejimler ile sömürgeci, kapitalist Avrupa- ABD siyaseti sonucu Ezidi halkı ve kadını, çocukları şahsında Kürt halkına soykırım yaşatıldı.

    “TÜRKİYE AFGANİSTANLIŞTIRILMAK İSTENİYOR”

    Yazın kavurucu sıcağında Yezid’in vahşetinden korunmak için dağların kuytuluklarına ulaşmaya çalışan kadınlar, çocuklar yaşlılar, hastalar Kerbela misali açlıktan susuzluktan kırıldılar. Hala günümüzde de Kürt halkının yaşadığı herhangi bir yerde kadınlar, çocuklar, gençler katlediliyor, kaçırılıyor, idam ediliyor, suikaste uğruyor, tutsak edilip işkence ediliyor. Yine 15 Ağustos 2021 yılında ABD- Taliban anlaşması ile zalimin zulmüne Yezid’in kırımına terk edilen bir diğer halk da Afganistan halkı, Afgan kadınları, çocukları oldu. Özgürlüklere farklı inanç ve kültürlere kadınlara karşı zalim her yerde zalim. Taliban zulmün iktidarı olduğunda Türkiye’de zulmün sarayında oturan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Taliban hükümeti için “Aramızda pek fark yok zaten” diyerek Türkiye’nin özgürlükler, inançlar, kadınlar açısından nasıl Afganistanlaştırılmak istendiği ortaya konmuştur.

    “KADINLARIN, ÇOCUKLARIN, HALKLARIN YANINDAYIZ”

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) olarak; siyasi islam ile halkların inanç değerler ile oynayan, başka inançlara ve yaşam biçimlerine asla tahammül etmeyen AKP-MHP rejimine, Afganistan’da Taliban rejimine karşı; başta zulüm gören, kadınların, çocukların, inançların ve halkların yanında olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Alevi inancına mensup halklar da kadınlar, halklar ve inançlar kadar saldırılar ile karşı karşıyalar. Her türlü yok sayılma, inkar edilme ve asimile edip devşirmenin karşısında mücadele edeceğiz.

    “KATLEDİLEN BÜTÜN KADINLARI SAYGI İLE ANIYORUZ”

    DAKB olarak; nahak zihniyet karşısında ezilen cümle canlar ile hak hukuk yolunda Can olmayı, Êzidî, Afgan, İranlı, Kürdistanlı kadınlar şahsında özgürlük için mücadele eden tüm dünya kadınları ile kız kardeş olma inancımızı ve mücadele birliğimizi selamlıyoruz. Katledilen bütün kadınları saygı ile anıyoruz. Ezidi halkının hala yaşadığı katliam tehlikesinden kurtulması için statülerinin tanınması, Afganistan’daki kadına karşı zulmün durdurulması, İran’da idam, tutuklamalar, işkencelerin durdurulması için Demokrasiyi, özgürlükleri, insan haklarını savunan dünya kamuoyunu duyarlılığa çağırıyoruz. Her türlü egemenliğe, sömürüye, şiddete ve inkara karşı biz FEDA ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak da “Jin Jiyan Azadî” diyerek mücadele eden kadın ve halklar mücadelesinin içinde olduğumuzu belirtiyor insanlığa, doğaya karşı işlenen suçları ve kadın kırımını lanetliyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Taliban Afganistan’da kadınların üniversiteye gitmesini yasakladı

    Taliban Afganistan’da kadınların üniversiteye gitmesini yasakladı

    Afganistan Yüksek Öğretim Bakanlığı, üniversitelere gönderdiği bir yazıyla ülkedeki kadınların üniversite eğitiminin süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.

    Afganistan’da Taliban’ın yönetimi ele geçirmesi ardından gerici yasaklamalara bir yenisi daha eklendi. Yüksek Öğretim Bakanlığı, üniversitelere gönderdiği bir yazıyla ülkedeki kadınların üniversite eğitiminin süresiz olarak yasaklandığını duyurdu.

    Afganistan Yükseköğretim Bakanı Neda Mohammad Nadeem tarafından imzalanan yazıda, “Bir sonraki duyuruya kadar kadınlara yönelik eğitimin askıya alınmasına ilişkin söz konusu emrin uygulanması hususunda hepiniz bilgilendirildiniz” ifadeleri yer aldı.

    Mektubu tweetleyen bakanlık sözcüsü Ziyaullah Haşimi, Fransız haber ajansı AFP’ye gönderdiği kısa mesajda yasağın doğru olduğunu belirtti.

    Taliban, geçen yılın Ağustos ayında Afganistan’da yönetimi ele geçirdi. Bunun ardından üniversitelerde sınıflar cinsiyete göre ayrıldı ve kadınlara yalnızca kadın profesörlerle yaşlı erkek akademisyenler tarafından ders verilmesine izin verildi.

    Afgan kız çocuklarının ortaokul eğitimi alması aylar öncesinden yasaklanmış, bu da uluslararası toplumda tepki toplamıştı.

    Kadınlara konulan yasaklar bununla da sınırlı kalmadı. Birçok devlet işinden atılan kadınların, yanlarında erkek bir akrabaları olmadan seyahat etmeleri yasaklandı. Kasım ayında kadınların parklara, lunaparklara, spor salonlarına ve hamamlara gitmeleri yasaklandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Afgan aktivist Sana Kohistani: Afganistan terör örgütüne teslim edildi

    Afgan aktivist Sana Kohistani: Afganistan terör örgütüne teslim edildi

    Afganistan’ın yeniden Taliban’ın eline geçmesinin birinci yılı dolayısıyla açıklama yayınlayan Afgan aktivist Sana Kohistani, “30 milyonu aşkın nüfusa sahip Afganistan terör örgütüne teslim edildi” dedi.

    Afganistanlı Kadınların Kendiliğinden Hareketi üyesi aktivist Sana Kohistani, Taliban’ın Afganistan’ı 20 yılın ardından yeniden ele geçirmesinin birinci yıl dönümünde sanal medyadan açıklama yayınladı.

    Afganistan’ın Taliban tarafından işgalinin üzerinden bir yıl geçtiğini hatırlatan Kohistani, “Ve bugün biz Afganistanlı kadınlar, insan haklarına ve kadın haklarına inanan tüm hareketlerden ve insanlardan Afganistan kadınlarının ve halkının yanında durmalarını istiyoruz. Taliban’ın Afganistan’daki insan hakları ihlallerini görmezden gelmeyin. Afganistan’ın kaderi, acımasız bir siyasi oyunda takas edildi. 30 milyonu aşkın nüfusa sahip bir ülke terör örgütüne teslim edildi” ifadelerini kullandı.

    “HALKIN YÜZDE 50’SİNİN EĞİTİM ALMASINA VE ÇALIŞMASINA İZİN VERİLMİYOR”

    Dünyanın bu duruma sessiz kaldığını belirten Kohistani, “Afganların en temel haklarına erişim eksikliğini görmezden geliyorlar” dedi. Kohistani, “Afgan halkının yüzde 50’sinin cinsiyetlerinden dolayı eğitim almasına veya çalışmasına izin verilmiyor. Kadınlar neredeyse kamusal alanlardan uzaklaştırılıyor. Afgan genç kızların orta öğretime erişiminin yasaklanmasının üzerinden 300 günden fazla zaman geçti” diye belirtti.

    ÖRGÜTLÜ MÜCADELE VURGUSU

    Kohistani, şu çağrıda bulundu:

    “Uluslararası kurumları, küresel sivil toplum hareketlerini ve insanlığa, insan haklarına inanan bireyleri Afgan kadınlarının sivil direnişini desteklemeye ve dini aşırılıkçılığa, terörizme ve yıkıcı insan karşıtı ideolojiye karşı protestolarında yanlarında olmaya çağırıyoruz. Dünya vatandaşları olarak hepimiz insanlık için savaşmaktan sorumluyuz. Dünyanın her köşesinde eşitsizlik, adaletsizlik, ayrımcılık ve şiddetle mücadele edenlerin yanında yer alalım ve dünyayı herkes için daha iyi bir yer haline getirmede yer alalım. Afganistan’daki kadınların dayanışmaya ihtiyacı var. 15 Ağustos’ta Afganistan’ı unutmayın.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Din dersi dayatmasına Fikret Başkaya’dan tepki: Böyle bir şey Taliban’ın bile aklına gelmezdi!

    Din dersi dayatmasına Fikret Başkaya’dan tepki: Böyle bir şey Taliban’ın bile aklına gelmezdi!

    PİRHA-Akademisyen-Yazar Fikret Başkaya, son Milli Eğitim Şurası’nda ana okulu çağındaki çocuklara dini eğitim verme kararını eleştirerek “Böyle bir şey herhalde Taliban’ın bile aklına gelmezdi… Neyse bizim eğitimcilerimiz erken davranmışlar” sözleriyle eleştirdi.

    Akademisyen-Yazar Fikret Başkaya Aralık 2021’de yapılan Eğitim Şurasında gündeme getirilen “Okul öncesi için zorunlu din dersi” önerisine dönük yazı kaleme aldı. Başkaya, din dersleri için “Aslında bu gidişle 2-3 yaşa da inebilirler… Böyle bir şey herhalde Taliban’ın bile aklına gelmezdi… Neyse bizim eğitimcilerimiz erken davranmışlar” diyerek şuradaki söz konusu gündem maddesini eleştirdi.

    “ANALAR-BABALAR, ÇOCUKLARINIZA SAHİP ÇIKIN!”

    Özgür Üniversite sitesinde yayınlanan yazısında Fikret Başkaya, okul öncesi çağdaki çocuklara din eğitimi fikrinin pedagoji bilimine de aykırı olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı:

    “Çocukların kimlere emanet edildiğini bir düşünün… Asgari pedagojik formasyona sahip biri bu kepazeliği kabullenebilir mi? Aslında bu kadarı bile Türkiye’de eğitimin düzeyi, nerelere geldiği hakkında bir fikir vermiyor mu?

    Amaç çok açık: Çocukların düşünme yeteneğini dumura uğratmak… ‘ağacı yaşken eğmek’, bilinci köreltmek… Eğer bunu başarabilirlerse, kolay yönetebileceklerini, ilelebet iktidarda kalabileceklerini, ülkenin varını-yoğunu yağmalamaya devam edebileceklerini düşünüyorlar… Fakat sadece ‘dindar nesiller’ yetiştirmek yeterli sayılmıyor. Aynı zamanda ‘kindar’ olmaları da isteniyor… Bu çağda böyle bir şey, bir zorlama ne demeye geliyor? Laik bir rejimde böyle şeylere tevessül edilebilir miydi?

    Cunta Anayası’nın başlangıcında: ‘… laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı;” deniyor. İkinci madde de: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayış içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belertilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir’ deniyor. Onuncu madde de şöyle: ‘Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetmeksizin kanun önünde eşittir’.

    Türkiye hiçbir zaman laik olmadı. Siz anayasaya, kanunlara bakmayın. Laiklik, kesin olarak dinin devletin dışına taşınmasını gerektirir. Laik bir rejimde Diyanet İşleri Başkanlığı diye koskoca bir kurum olmaz. Zorunlu din dersi hiç olmaz… Laikliğin bir tanımı yok mu? Hem devletin göbeğinde Diyanet İşleri Başkanlığı diye bir kurum olacak ve hem de laiklikten söz edilecek… Zaman zaman ‘Türkiye laiktir, laik kalacak’ sloganları atılıyor… Laikliğin ne olduğunu bilselerdi, o sloganı atarlar mıydı?

    Bir rejimin laik sayılabilmesi için devletin tüm inançlar karşısında eşit mesafede durması gereklidir ama yeterli değildir… Vazgeçilmez koşul, devletin hiçbir dini işlev üstlenmemesi, dinin de her ne surette olursa olun, siyaset alanına karışmamasıdır. Birçok bakanlıktan daha büyük bütçeye sahip Diyanet İşleri Başkanlığı her şeye burnunu sokuyor… Türkiye’de şimdilerde fetvalarla yönetilen bir rejim var… Mahkemeler bile Diyanetten görüş aldığına göre… Fakat fetvalar sadece Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından verilmiyor… AKP’li ‘ulema’ ve tarikat şeyhleri de fetvalar vermekte kendilerini çok rahat hissediyor… Ekonomi politikaları da artık ‘Nas’a’, Kur’an ve Sünnete dayandırılmaya çalışılıyor…

    1945 sonrasında adım adım dinci gericiliğin önü açıldı. Süreç 12 Mart 1971- 12 Eylül 1980 askeri darbeleriyle daha da hızlandı. 20 yıllık AKP iktidarında da devlet aygıtını ve toplumlu ‘kuşattı’… İmam Hatip Okulları münhasıran imam yetiştirmek için kurulmuş değildi… ‘Din kadını’ imam olamadığına göre, kızların İmam Hatip Okullarına alınmaması gerekirdi. Oradaki amaç, dinci ideolojik hegemonyayı büyütmek, toplumu dincileştirmekti…

    Toplanan vergilerin yurttaşlık esasına göre kamu hizmetleri için harcanması gerekirken, mezhep esasına göre harcanıyor… Vergilerle dini finanse eden bir rejimin laiklikle ne kadar ilgisi olabilir? Rejim, anayasal vatandaşlık bağıyla değil, din, mezhep ve etnik milliyetçilik üzerinden yurttaşlarla ilişki kuruyor. Sünnî Müslüman olmayanları dışlıyor, düşmanlaştırıyor… Siz hiç bugüne kadar Ermeni bir bakan, Yargıtay başkanı bir Yahudi, Genel Kurmay Başkanı bir Süryani, Komünist bir vali, Rum bir üniversite rektörü gördünüz mü? Velhasıl hiçbir zaman gerçek durum Anayasa’nın onuncu maddesindeki gibi değildi… 90 bin kadar Hanefi Camisi, 5 bin 138 Sünnî İmam Hatip Okulu, 125 İlahiyat Fakültesi… devlet bütçesinden finanse ediliyor… Dolayısıyla, dine harcanan kaynak sadece Diyanet bütçesiyle sınırlı değil. Yaklaşık 20-25 milyar TL’nin dinin finansmanında kullanıldığı tahmin ediliyor… Sağlık Bakanlığının bütçeden aldığı pay %6,6… İnsanlardan toplanan vergilerle bir mezhebin beslendiği-büyütüldüğü rejimin laiklikle ne kadar ilgisi olabilir?

    Türkiye’de laikliğin kökleşmesini zorlaştıran önemli bir şey var: Türkiye’de hiçbir zaman bir modernite devrimi ve gerçek bir aydınlanma yaşanmadı. Geleneksel ideolojiyle cepheden bir hesaplaşma gerçekleşmedi. Gerçi demokrasi laikliği varsayar ama laiklik de modernite devrimini varsayar…

    Dinci taife laikliği bir Batı icadı, din düşmanlığı sayıyor ve şiddetle karşı çıkıyor. Kadir Cangızbay’ın dediği gibi: ‘Laiklik asla din düşmanlığı değildir ama laiklik düşmanlığının insanlık düşmanlığı olduğu kesindir…’ Laik rejim insanların neye inanıp, inanmadığıyla ilgili değildir. Düşünce özgürlüğünün ve demokrasinin de teminatıdır… Dolayısıyla, sadece Diyanet İşleri Başkalığının ‘aşırılıklarından’ şikâyet etmek yeterli olmaz… Zira, Diyanetin iyisi-kötüsü olmaz…

    “İMZA KAMPANYASINI BÜYÜTMEK, SEFİL SALDIRIYI PÜSKÜRTMEK HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR”

    Şimdilerde Alevi Çatı Kurumları, Demokratik Kitle Örgütleri, Siyasî Partiler ve Sendikalar, Siyasetçiler, Sanatçılar, Akademisyenler, Gazeteciler ve Yazarların destek verdiği, Laik Bir Eğitim İstiyoruz! Zorunlu Din Eğitimi, Çocuğun Yararı İlkesine Aykırıdır’ temalı bir kampanya yürütülüyor. Bu kampanyayı büyütmek, dayatılan sefil saldırıyı püskürtmek hayatî önem taşıyor… Analar-Babalar çocuklarınıza sahip çıkın…”

    PİRHA/ANKARA

  • Eğitimci-Yazar Balkız’dan, okul öncesi din dayatmasına tepki: Taliban müfredatı hedefleri!

    Eğitimci-Yazar Balkız’dan, okul öncesi din dayatmasına tepki: Taliban müfredatı hedefleri!

    PİRHA- Millî eğitim sistemi için tavsiye kararları almak üzere toplanan 20. Millî Eğitim Şûrası çalışmalarını tamamladı. Ancak şurada gündeme getirilen “Okul öncesi öğretim programında din, ahlak ve değerler eğitimi yer almalıdır” önerisi tartışmalara neden oldu. Eğitimci Ali Balkız, “IŞID kafası, Taliban müfredatı hedefleridir” diyerek yapılan şurayı eleştirdi.

    Milli Eğitim için tavsiye kararları almak üzere 7 yıl aranın ardından toplanan 20. Milli Eğitim Şurası, tartışmalı kararlarla sona buldu. Şurada alınan kararlar arasında en tartışmalı olanı, “Okul öncesi öğretim programında çocuğun gelişim düzeyi dikkate alınarak din, ahlak ve değerler eğitimi yer almalıdır” tavsiye kararıydı.

    “MEB, ŞERİATÇI KURUMLARLA BÜTÜNLEŞMİŞTİR”

    “Okul öncesinde din eğitimi verilmesi pedagoji anlamında nasıl yorumlanır?” sorusuna önceki dönem Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı olan Ali Balkız cevap verdi. Aynı zamanda eğitimci olan Balkız, “Bu son öneriyle de görüldü ki; Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), ne Bakanlıktır, ne de Millidir” dedi. Ali Balkız, “MEB, 4+4+4’den buyana, artık bir vakıftır. Tıpkı TÜRGEV, TUGVA, ENSAR gibi. Bu şeriatçı kurumlarla, protokoller yoluyla bütünleşmişken, yetmemiş, dini eğitimi, her dersin, her sınıfın, her konunun içine yerleştirerek, sıkıştırarak imam hatipleştirmiştir” ifadelerini kullandı.

    TALİBAN MÜFREDATI HEDEFLERİDİR”

    Eğitimci-Yazar Ali Balkız, eğitim sisteminin günden güne dinselleştiğini vurgulayarak “IŞID kafası, Taliban müfredatı hedefleridir” dedi. Balkız, 1-3 Aralık’ta yapılan Milli Eğitim Şurası’nda farklı çevrelerce gündeme getirilen maddelerin iktidar tarafınca belirlendiğini ifade ederek şunları söyledi:

    “Laik, Bilimsel, Deneysel, özgür, sorgulayıcı bir eğitim yerine, eğitim-öğretimi, Cumhuriyet öncesi, mektep-medrese düzeyine indirgemek istemektedir. Bu Şura’da alınan (Aslında aldırttırılan) karar da, bir adım daha ileriye gidilebilmenin gerekçesi olacaktır. Bu anlamda MEB, Bakanlık da değildir. O bir türlü başaramadıkları kültürel, sanatsal dönüşümü sağlayacak araç olacaktır, akıllarınca.

    Peki bunu başarabilirler mi? Hayır, başaramazlar. Sadece kafasını gözünü yaralar, nesilleri sakatlar, çocuklarımızı bunalıma sokarlar.

    Şöyle ki; 4-6 yaşındaki çocuklarımız, henüz; zihinsel, fiziksel, beyinsel gelişimini tamamlayamamıştır. O bir çocuktur. Soyut şeyleri ona anlatamazsınız, öğretemezsiniz. Günah-sevap, hayır-şer, dünya-ahiret, cennet-cehennem, ruh, cin, peri, tanrı, allah, melek gibi sözcüklerle onları sadece korkutursunuz. Gece rüyalarının kabusu yaparsınız. Bu yaşta çocuk, elinde oyuncağı ile evinde kuşu, balığı, kedisi, köpeği ile beş duyusuyla birlikte oynar. En çok da kardeşleri ve arkadaşlarıyla…

    Dini ve değer eğitimi-öğretimi verilirken güya ‘çocuğun yaşı dikkate alınacakmış. Hangi dikkat?”

    “GİDERAYAK, ‘DAHA FAZLA NASIL ZARAR VEREBİLİRİMİN’ DERDİNDE”

    Ali Balkız, zorunlu din derslerinin okul öncesinde de hayata geçirilmesinin hukuksal anlamda hiçbir karşılığı olmadığının altını çizdi. Eğitimci Balkız, “Aslında; AKP işin sonuna geldiğinin ayırdında” diyerek şu yorumu yaptı:

    “Zorunlu din dersleri ve diğer uygulamalar yetmezmiş gibi, bu projenin de hayata geçirilmesi hazırlığı, mevcut uygulamalar gibi; Anayasanın Din ve Vicdan Özgürlüğü, Milli Eğitim Temel Kanunu, Çocuk Koruma Kanunu, Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi gibi hükümlere aykırı olmanın dışında, velinin, çocuğu üzerindeki haklarına, ahlaka, vicdana, toplumsal düzene de aykırıdır. Çocuk, okul ile evi, sokak (park) ile okul arasında kalacak, giderek ne ona, ne de buna inanacaktır.

    Bu konuda bu çocuğun, ‘kimin çocuğu?’ olduğunun hiçbir önemi yoktur. Türk, Kürt, Alevi Sünni…

    Peki başarabilirler mi? Hayır, başaramazlar. Çünkü hiçbir anne-baba, çocuğunun elinden alınmasına, ruhen sakatlanmasına, evde çatışma çıkmasına izin vermez. Çünkü; onca tahribata karşın; laik, demokrat, özgür, bilimsel, kamusal, karma, eşitlikçi eğitimden yana olan, siyasi partiler, sendikalar, demokratik kitle örgütleri, basın yayın kuruluşları, aydınlar, yazarlar, eğitimciler, pedagoglar, sosyologlar buna izin vermezler.

    Aslında; AKP işin sonuna geldiğinin ayırdında. Yıllardır işgal kuvvetleri mantığı ile paylaşabildiği kadar ganimet paylaştı. Giderayak, ‘daha fazla nasıl zarar verebilirimin’ derdinde.

    Tahribat’ın tamiratı, belki zaman alacaktır ama olanaklıdır. Yeter ki; demokrasiden, eşitlikten, barıştan, kardeşlikten, özgürlükten yana olan güçler; ‘Gelin canlar bir olalım’ olsun.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Afganistan’da 4 kadın aktivist katledildi

    Afganistan’da 4 kadın aktivist katledildi

    Afganistan’da 4 kadın aktivistin cansız bedeni bir çukura atılmış halde bulundu. Katliamdan Taliban’ın sorumlu olduğu belirtiliyor.
    Taliban’ın 15 Ağustos’ta hakimiyetini ilan ettiği Afganistan’da, 4 kadın aktivist katledildi. Kimliği netleşen Forouzan Safi ve 3 aktivistin cansız bedenleri Mezar-ı Şerif’teki Khalid ibn al-Walid kasabası yakınlarındaki bir çukurda bulundu. Kadın mücadelesinde aktif yer alan Forouzan Safi’nin, Mezar-ı Şerif’teki özel bir üniversitede ders verdiği belirtildi.
    JINHA’da yer alan habere göre, evinden ayrılan Safi’nin ailesi ve tanıdıklarıyla bağlantısı birkaç saat içerisinde kesildi ve bir daha haber alınamadı. Daha sonra yurtdışına çıkmış olabileceğini düşünen yakınları, bir çukurda kurşunlanmış cansız bedenine ulaştı. “Çok aktif ve cesur bir kadındı. Mezar-Şerif’teki tüm etkinliklerin öncülüğünü yapardı. Taliban’ın uygulamalarına boyun eğmez karşı çıkardı” diyen Forouzan Safi’nin arkadaşı, katliamdan Taliban’ın sorumlu olduğunu, 4 aktivist kadının kaçırıldıktan sonra katledilerek, buraya atıldığını düşündüğünü belirtti.
    TALİBAN AÇIKLAMA YAPMADI
    Yaşamını yitiren diğer üç kadının henüz kimlikleri belirlenemezken, Taliban’ın konuyla ilgili açıklama yapmadığı kaydedildi.
  • Taliban, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılmayı talep etti

    Taliban, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılmayı talep etti

    Yaklaşık 2 ay önce Afganistan’ın başkenti Kabil’e girerek eski hükümetin devrilmesine yol açan ve ülkede kontrolü ele geçiren Taliban, Afganistan’ın temsilcisi olarak Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantısına katılmak ve hitapta bulunmak için yazılı talepte bulundu.

    Afganistan’ın başkenti Kabil’e girerek eski hükümetin devrilmesin yol açan ve ülkede kontrolü ele geçiren Taliban, Afganistan’ın temsilcisi olarak Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu toplantısına katılmak ve hitapta bulunmak için yazılı talepte bulundu.

    Liderlerin bu hafta başlayan konuşmalarına ek olarak kendilerinden bir temsilcinin de Genel Kurul’a hitap etmesini içeren yazılı talep, Taliban’ın ilan ettiği yeni hükümette dışişleri bakanı olarak duyurulan Amir Khan Muttaqi tarafından iletildi.

    Birleşmiş Milletler’den bir kurul, talebi resmen inceleyecek ve karar verecek.

    Taliban, aynı zamanda Doha’da bulunan sözcüleri Süheyl Şahin’i de Afganistan’ın Birleşmiş Milletler temsilcisi atamak üzere aday gösterdi.

    Taliban’a göre geçen ay görevden uzaklaştırılan Afgan hükümetinin temsilcisi artık Afganistan’ı temsil etmiyor.

    Bir BM sözcüsü, talebi değerlendiren ve Amerikalı, Çinli, Rus temsilcileri de kapsayan dokuz üyeden oluşan komite, Genel Kurul hitaplarının bitişinden sonra gelecek hafta toplanacak. O zamana kadar, daha önce Afgan hükümeti tarafından atanmış Ghulam Isaczai, Afganistan’ın BM’deki resmi temsilcisi olarak görev yapmaya devam edecek.

    Isaczai’nin Genel Kurul’un son günü olan 27 Eylül’de dünya liderlerine hitap etmesi planlanıyor. Taliban ise Isaczai’nin artık Afganistan’ı temsil edemeyeceği görüşünde. Çünkü Taliban’ın Kabil’e girişiyle ülkeden kaçan Eşref Gani’yi de artık bazı ülkeler Cumhurbaşkanı olarak tanımıyor.

    Taliban’ın Afganistan’ı yönettiği 1996-2001 yılları arasında da, Taliban’ın devirdiği eski hükümetin görevlendirdiği BM temsilcisi New York’taki BM Genel Merkezi’nde görev yapmaya devam etmişti. Taliban o dönemde de talepte bulunmuş ancak BM komitesi bu talebe olumlu yanıt vermemişti.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Taliban, Afganistan’daki yeni hükümeti açıkladı

    Taliban, Afganistan’daki yeni hükümeti açıkladı

    Taliban, Afganistan’daki yeni hükümeti açıkladı. Açıklanan hükümetinin Başbakanı Molla Muhammed Hasan Akund olarak duyuruldu.

    ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin ardından Penchir vilayeti dışında ülkedeki kontrolü ele geçiren Taliban hükümet kurduğunu açıkladı.

    Taliban Sözcüsü basın toplantısında yaptığı açıklamada, Hassan Akhund’un vekaleten Başbakan ve Abdulgani Birader’in ise Başbakan Yardımcısı olduğunu duyurdu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Afganistan’da kadınlar sokakta: Azadi! Azadi!-VİDEO

    Afganistan’da kadınlar sokakta: Azadi! Azadi!-VİDEO

    PİRHA – Afganistan’ı ele geçiren Taliban’ın katı dini kurallarına karşı kadınlar direnmeye devam ediyor. Başkent Kabil’de sokağa çıkan kadınlar, kendi dillerinde özgürlük anlamına gelen “Azadi” sloganlarıyla yürüyüş gerçekleştirdi.

    Taliban’ın ele geçirdiği Afganistan’da endişeli bekleyiş sürerken, direnişler de var.

    Taliban’ın geçmişine ve yakın zamanda yaptığı açıklamalara bakıldığında, kadınların yaşam haklarını tehdit eden birçok kanun çıkaracakları belirtiliyor. Bu durum kadınları endişelendiriyor.

    Kabil’den görüntüler aktaran gazeteci Farnaz Fassihi’nin Twitter’da yayınladığı videoya göre yüzlerce kadın Kabil’de sokağa çıktı. Kadınlar, kendi dillerinde özgürlük anlamına gelen “Azadi” sloganlarıyla yürüyüş gerçekleştirdiler.

     

    Taliban’ın katı kuralları ve özgürlükleri tamamen kaldıran uygulamaları nedeniyle Kabil Havalimanı’ndan birçok kadın ve çocuk Afganistan’ı terk etmek zorunda kalmıştı.

    (HABER MERKEZİ)
  • Taliban’dan, üniversite öğrencisi kadınlara ‘yüzlerini peçe ile kapatma’ talimatı

    Taliban’dan, üniversite öğrencisi kadınlara ‘yüzlerini peçe ile kapatma’ talimatı

    PİRHA-Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban yayımladığı genelge ile kadın öğrencilerin yüzlerini peçe ile kapatmalarını ve siyah bir kıyafet giymelerini istedi.

    Amerika Birleşik Devletleri’nin çekilmesinden sonra Afganistan’da yönetimi devralan Taliban, bir genelge yayımlayarak, yüksek öğrenim gören kadınların yüzlerini peçe ile örtmeleri talimatı verdi.

    euronews‘ten Mustafa Bag‘ın haberine göre Taliban tarafından verilen genelgede kadınlardan peçe ile birlikte siyah bir kıyafet giymeleri de istendi.

    Sınıfların cinsiyetlere göre veya bir perde ile ayrılması gerektiği belirtilen genelgede, kadın öğrencilere sadece kadın hocaların ders verebileceği, bunun mümkün olmaması halinde ise ‘yaşı ileri’ ve ‘karakteri sağlam’ erkek hocaların ders verebileceği yer aldı.

    Söz konusu yönetmelik, 2001’de Taliban iktidarının sona ermesinden bu yana sayıları hızla artan özel okul ve üniversiteleri kapsıyor.

    “KADIN ÖĞRENCİLERİN DERSİ ERKEKLERDEN 5 DAKİKA ÖNCE BİTİRİLECEK”

    Hafta sonu yayınlanan yeni yönetmelikte kadınların burka giymesi yönünde bir emir bulunmasa da kadın öğrencilerden sadece gözleri görünecek şekilde, yüzün tamamını örten peçe takması isteniyor. Kararname, özel üniversitelerin imkanlarına göre kadın hoca istihdam etmelerini öngörüyor. Genelgede, “Kadın hoca istihdamı mümkün değilse, üniversiteler bu durumda davranışları iyi olan, yaşlı erkek hocaları işe almaya çalışmalı.” denildi.

    Ayrı sınıflarda eğitim almanın yanı sıra kadın öğrencilerin derslerinin erkek öğrencilerden 5 dakika önce bitirilmesi gerekiyor. Taliban’a bağlı Yüksek Öğretim Bakanlığınca yayınlanan yönetmelikte kadın hoca ve öğrencilerin, erkekler binayı boşaltıncaya kadar beklemesi gerekiyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • ABD Genelkurmay Başkanı Milley’den çarpıcı Taliban açıklaması

    ABD Genelkurmay Başkanı Milley’den çarpıcı Taliban açıklaması

    ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley, bir gazetecinin “IŞİD-H ile mücadele konusunda Taliban ile iş birliği yapmanız ihtimal dahilinde mi?” sorusunu “Bu mümkün” diye cevapladı.

    ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin ardından Taliban yönetimi ele geçirirken, hükümetin yakın zamanda açıklanacağı belirtiliyor.

    ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ile ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley, son ABD askerinin Afganistan’dan çekilmesinin ardından basın toplantısı düzenledi.

    ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin doğru olduğunu savunan Austin ve Milley, 124 binden fazla kişinin tahliye edilmiş olmasından gurur duyduklarını söyleyerek, Afganistan’da artık diplomatik bir sürecin işleyeceğinin altını çizdi.

    Milley, bir gazetecinin “İslam Devleti-Horasan (IŞİD-H) ile mücadele konusunda Taliban ile iş birliği yapmanız ihtimal dahilinde mi?” sorusuna “Bu mümkün. Savaşta, yapmak istediğinizi değil, görev riskini azaltmak için yapmanız gerekeni yaparsınız” ifadelerini kullandı. Savaşın zor, kötü, acımasız ve affedilmez olduğunu belirten Milley, “Hepimizin acısı ve öfkesi var. Son 20 yılda ve son 20 günde yaşananları gördüğümüzde bu acı ve öfke meydana getiriyor” cevabını verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Pençsir Vadisi’ndeki çatışmada 7 Taliban üyesi öldürüldü

    Pençsir Vadisi’ndeki çatışmada 7 Taliban üyesi öldürüldü

    Pençsir bölgesinde direnen yerel güçlerin sözcüsü Fehim Deşti, 7 Taliban üyesinin öldürüldüğünü duyurdu.

    Afganistan’da bulunan Pençsir bölgesinde Taliban’a direnen yerel güçlerin sözcüsü Fehim Deşti, bölgeyi kuşatmaya alan Taliban ile çatışma çıktığını açıkladı. Buna göre, 7 Taliban üyesi öldürülürken, bazıları yaralandı.

    SALEH: DİRENİŞ AFGAN HALKININ UMUDUDUR

    News18’de yer alan bilgilere göre, Afganistan eski Devlet Başkan Yardımcısı Amrullah Saleh, Pençsir bölgesinde bulunan Chikrinow yakınlarında 13 Taliban üyesinin öldürüldüğünü ve bir tankın imha edildiğini söyledi.

    Saleh, “Bu direniş Pençsir’e dayanıyor, fakat direniş sadece Pençsir için değil. Bugün tüm ülkeye ev sahipliği yapan bu vadi, baskıdan, intikamdan, ön yargıdan, halk malı ve karanlık düşüncenizden kaçan tüm Afgan halkının umududur” ifadelerini kullandı.

    Taliban yöneticilerin Sher Mohammad Abbas Stanikzai ise, Pajhwok Afghan News’e verdiği demeçte Taliban’ın önümüzdeki iki gün içinde “kapsayıcı bir hükümet” ilan edeceğini söyledi. Taliban yetkilisi Ahmedullah Muttaki de sosyal medyadan yaptığı açıklamada, Kabil’deki cumhurbaşkanlığı sarayında hükümete isim verecekleri bir tören hazırlandığını duyurdu.

  • Kabil’de çok sayıda patlama oldu: Ölü sayısı 100’ü geçti

    Kabil’de çok sayıda patlama oldu: Ölü sayısı 100’ü geçti

    PİRHA-Afganistan’da Taliban’ın kontrolü ele geçirmesinin ardından tahliyeler sürerken, Kabil Havalimanı’nın yakınında art ardına 7 patlama meydana geldi. Saldırıların ardından ölenlerin sayısının 100’ü geçtiği ifade edilirken, saldırıyı İŞİD üstlendi.

    Afganistan’da Taliban’ın kontrolü ele geçirmesinin ardından tahliyeler sürerken, Kabil Havalimanı’nın yakınında art ardına 7 patlama meydana geldi. Saldırıların ardından ölenlerin sayısının 100’ü geçtiği, yaralıların ise 500’ü geçtiği bildirildi. Yapılan saldırıyı ise İŞİD üstlendi.

    ABD resmi kaynakları en az 12 ABD askerinin saldırılarda hayatını kaybettiğini, 15 askerin de yaralandığını aktardı.

    Saldırıları kınayan Taliban, patlamanın ABD askerlerinin güvenliği sağladığı yerde gerçekleştiğini söyledi.

    Kabil’de çok sayıda patlama meydana gelirken Darulaman’da da silah sesleri duyuldu. Ancak çatışan tarafların kimler olduğu belirlenemedi.

    ABD resmi kaynakları, kentte duyulan son patlama seslerinin ABD güçlerinin kendi ekipmanlarını imha işlemi olduğunu açıkladı.

    Taliban Sözcüsü Zabihullah Mücahid Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, bombalı terör saldırıları olduğunu ve bu saldırılar dışındaki bazı patlamaların ise, ‘ABD güçlerinin havaalanı içinde kendi ekipmanlarını imha etmesinden’ kaynaklı olduğunu duyurdu.

    SALDIRIYI IŞİD ÜSTLENDİ

    Taliban’ın hızlı şekilde yönetimi ele geçirdiği Afganistan’da düzenlenen saldırıyı IŞİD üstlendi.

    Örgüt, saldırıyı düzenlediği öne sürülen militanın fotoğrafını yayınlayarak eyleme yönelik bilgiler paylaştı. Açıklamada, militanın ABD askerlerinin 5 metre yakınında eylemi gerçekleştirdiği ifade edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tüm uluslararası kuruluşlara çağrı: Kadın düşmanı Taliban’ı tanımayın

    Tüm uluslararası kuruluşlara çağrı: Kadın düşmanı Taliban’ı tanımayın

    PİRHA- Barış ve Güvenlik İçin, İşgale ve Kadın Kırımına Karşı Mücadele Girişimi, tüm uluslararası kuruluşlara üç dilde yaptığı çağrıyla, Taliban’ın Afganistan’ı işgal etmesiyle, başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere Taliban karşıtı tüm kesimlerin yaşam haklarının tehdit altında olduğunu ve acil önlem alınması gerektiğini söyledi. Açıklamada, kadın düşmanı Taliban’ın tanınmaması çağrısı yapıldı. 

    Barış ve Güvenlik İçin, İşgale ve Kadın Kırımına Karşı Mücadele Girişimi, Taliban’ın, Afganistan’da başkent Kabil başta olmak üzere birçok yerleşim yerini ele geçirmesiyle ilan ettiği şeriat yönetimine karşı, kadın haklarına ancak şeriat düzeninde saygı duyacaklarını açıklayan ve şimdiden kadınların temel haklarını yok sayan, onlara yaşam alanı bırakmayan bir dizi kararı uygulamaya başladığına dair bilgilerin geldiğini söyleyerek tüm uluslararası kuruluşlara kadın düşmanı Taliban yönetimine karşı harekete geçme çağrısı yaptı.

    Barış ve Güvenlik İçin, İşgale ve Kadın Kırımına Karşı Mücadele Girişimi, yayımladığı, “Tüm uluslararası kuruluşlara çağrı” başlıklı bildiride, “Kadınların özellikle Ortadoğu’da tarih boyunca büyük bir kırım ile karşı karşıya kaldığı gerçeği ortada iken bugün Afganistan’da temsilciliği bulunan ve uluslararası alanda faaliyet yürüten kimi kuruluşların Taliban temsilcilerini muhatap kabul ederek görüşmelerini şaşkınla izlemekteyiz” dedi.

    Barış ve Güvenlik İçin, İşgale ve Kadın Kırımına Karşı Mücadele Girişimi’nin yayımladığı açıklama şöyle:

    “Dünya kamuoyunun da hatırlayacağı üzere 1996-2001 yılları arasında Afganistan, Taliban yönetimine girmiş; ilan edilen şeriat yönetimiyle birlikte, kadınların ve kız çocukların eğitim alması, siyasete katılması, kamusal alanda konuşması engellenmiş; bu kurallara uymayan kadınların ya parmağı kesilmiş ya da recm veya idam edilmişlerdir. Taliban’ın iktidardan uzaklaştırılması ve Afgan kadınların direniş ve mücadeleleri ile kız çocukları eğitim hakkına kavuşmuş, burka zorunluluğu kaldırılmış, kadına yönelik şiddetle mücadele yasası ve çalışma yasağının kaldırılması gibi birçok kazanım elde edilmiş ve bu kazanımlar Taliban’ın yönetimi el geçirmesine kadar süregelmiştir.

    “YÜZLERCE ACI ÖRNEK VAR”

    Dün El-Nusra, bugün IŞİD, ÖSO ve son olarak da Taliban’ın kadın özgürlük mücadelesine, kadınların yaşam hakkı başta olmak üzere var oluşlarına karşı yıkıcı bir erkek egemen faşist zihniyete sahip olduklarına dair yüzlerce acı örnek verilebilir. 2011 yılında Suriye savaşıyla birlikte kendi öz gücüyle yeni ve ortak bir yaşamı ören Kürt, Arap, Süryani, Asuri, Ermeni, Çerkez, Türkmen, Çeçen ve Keldani halklarının inşa ettiği ve bir kadın devrimi olan Rojava Devrimi, bütün Ortadoğu’da bir model oldu. Ancak IŞİD ve arkasındaki bölge güçleri, Ortadoğu’nun karanlık tarihini yırtan, kadınların, halkların, dini ve mezhep gruplarının birlikte, eşit ve ortak yaşamının örüldüğü Rojava devrimini boğmak amacıyla Kobanî’yi işgal etmeye çalıştılar, Şengal’da kaçırdıkları kadınlar için köle pazarları kurdular. Binlerce Ezidi, Kürt ve Arap kadın katledildi, göç ettirildi, kaçırıldı, tecavüz edildi, kadınların dışarı çıkması yasaklandı, sünnet zorunluluğu getirildi.

    Kadınların özellikle Ortadoğu’da tarih boyunca büyük bir kırım ile karşı karşıya kaldığı gerçeği ortada iken bugün Afganistan’da temsilciliği bulunan ve uluslararası alanda faaliyet yürüten kimi kuruluşların Taliban temsilcilerini muhatap kabul ederek görüşmelerini şaşkınla izlemekteyiz. Afganistan’da Taliban yönetimini muhatap almak demek mevcut durumda yaşanan hak ihlallerini meşru görme tehlikesini de beraberinde getirmektedir.

    “TALİBAN REJİMİ ÖLÜMÜN BİR DİĞER ADIDIR”

    Son olarak Taliban rejimi, kadınlar için eşitsizliğin, hak ihlallerinin ve ölümün bir diğer adıdır. Yakın zamanda Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından sarf edilen sözlerin tam aksine, “Barış ve Güvenlik İçin, İşgale ve Kadın Kırımına Karşı Mücadele Girişimi” olarak da kadınlar olarak da Taliban’ın inancıyla alakalı ters yanlarımız çok ve Taliban gibi kadın düşmanı bir örgütle anlaşacağımız yok! AKP iktidarının IŞİD gibi çetelere vermiş olduğu aktif destek nerdeyse tüm dünya tarafından biliniyorken; üstelik ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ olan İstanbul Sözleşmesi henüz bir gece yarısı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile feshedilmişken Türkiye’nin Afganistan’da Taliban ile ortak çalışma hevesi düşündürücü olduğu kadar kaygı vericidir de!

    “Barış ve Güvenlik İçin, İşgale ve Kadın Kırımına Karşı Mücadele Girişimi”, uluslararası tüm kuruluşlara yaptığı çağrıda şunların yerine getirilmesini istedi:

    • Taliban’ın bir an önce silahsızlandırılması için acilen harekete geçilmelidir!
    • Taliban’ın silahlanmasına yardımda bulunan tüm güç ve devletlere karşı hemen yaptırımlar uygulanmalıdır!
    • Afganistan’daki kadın ve çocuklar başta olmak üzere Taliban karşıtı tüm kesimlerin yaşam hakkı gözetilerek bu köktendinci rejiminin karşısında acilen her türlü önlem alınmalıdır!
    • Bu önlemler alınırken aynı zamanda Taliban hükümetinin tanınmasına karşı durmaya ve Afgan kadınların gerici erkek faşizmine karşı direniş ve mücadelesine destek vermeye çağırıyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

  • Aydın ve sanatçılardan açıklama: Sığınmacılık tercih değil, insan hakları sorunudur!

    Aydın ve sanatçılardan açıklama: Sığınmacılık tercih değil, insan hakları sorunudur!

    PİRHA-Aydın ve sanatçıların imzasıyla sığınmacılara yönelik ırkçı saldırılara ve nefret söylemlerine karşı açıklama yapıldı. Yapılan açıklamada, “Afganistan’da yaşanan insanlık trajedisine kayıtsız kalmamaya çağırıyoruz. Unutmamalı ki, sığınmacılık tercih değil, insan hakları sorunudur ve her insan bir gün sığınmacı olabilir” denildi.

    Taliban’ın 20 yıl aradan sonra ABD’nin çekilmesiyle birlikte yeniden ülke yönetimini ele geçirdi. Taliban yönetimi altında yaşamak istemeyenler havalimanına ve göç yollarına düşerken, ülkenin el değiştirmesi en çok kadınları tedirgin ediyor.

    Can güvenliklerinden endişe duyan kadınlar seslerini duyurmaya çalışırken, Taliban güçlerinin sokak ortasında infaz görüntüleri sosyal medyaya yansıyor.

    “YÜZ BİNLERCE İNSAN YAŞADIKLARI TOPRAKLARI TERK ETMEK ZORUNDA KALDI”

    200’ün üzerinde sanatçı ve aydın Taliban’dan kaçan Afgan sığınmacılar için iktidara ve muhalefet partilerine yaptığı çağrıda şunlar dile getirildi:

    “Son kırk yılı savaşlar ve işgallerle geçmiş, savaş dışında bir yaşam biçimi tanınmamış Afganistan’da da tıpkı Suriye’de olduğu gibi can ve mal güvenliği kalmamış yüz binlerce insan, göç yollarına düşerek yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kaldı. Ülkeden çıkamayan, çoğunluğunu kadınların ve kız çocuklarının oluşturduğu insanlar cihadist baskı altında kölece bir yaşama zorlanmakta,  en temel yaşam haklarından mahrum kalmaktadır. Büyük bir insanlık trajedisinin yaşandığı bu cehennem karşısında ne yazık ki dünya, suskun bir kayıtsızlıkla yaşanan trajediyi izlemektedir. Savaşlardan canlarını kurtarmaya çalışarak bir başka ülkeye sığınan sığınmacılar, bazı ülkelerde ırkçı saldırıların, nefret söylemlerinin hedefi haline gelerek kimliksiz ve dilsiz, korku dolu bir yaşama mahkûm olmaktadırlar. Somalili şair Warsan Shire’in Yurt isimli şiirinde dediği gibi “Kimse terk etmez yurdunu./yurdu bir köpekbalığının ağzı olmadıkça/kimse dönüp sınıra doğru kaçmaz/ bütün şehir onlarla birlikte kaçmıyorsa.”

    “SIĞINMACILIK TERCİH DEĞİL İNSAN HAKLARI SORUNUDUR”

    “Ülkemizde de sığınmacıların acil sorunları karşısında, devlet nazarında kurumsal olarak somut bir çözüm üzerinde durulmadığını üzülerek takip ediyoruz. Hatta kimi çevrelerce sığınmacıların durumunun bir ‘güvenlik meselesi’ olarak tarif edilip kriminalize edildiğini görüyoruz.  Bu dili, bu bakış açısını doğru bulmadığımızı, sığınmacıların da her insan gibi temel hak ve özgürlükleri olduğunu, bunun tartışma konusu dahi yapılamayacağını belirtmek istiyoruz. Endişemiz odur ki, bu sığınmacı karşıtlığı, bu nefret söylemi, bu kışkırtılmış şovenizm devam ederse, ülkemiz başka toplumsal sorunları da içine alan derin bir kaosa sürüklenecektir. Biz aşağıda imzası bulunan aydın ve sanatçılar, bütün insanlığı ve tüm ülkeleri, Afganistan’da yaşanan insanlık trajedisine kayıtsız kalmamaya çağırıyoruz. Sığınmacılık sorununun iç ve dış politika malzemesi yapılmaması gerektiğinin önemini vurgulayarak ülkemizde  iktidarı ve muhalefetiyle bütün siyasi partileri, demokratik kitle örgütlerini, sivil toplum kuruluşlarını ve kamuoyunu, bu trajik sorunun çözümü için “Acil Eylem Planı” oluşturmaya, sığınmacıların acil  yaşam sorunlarını güvenceye alan hukuki mekanizmaların devreye konulması ve  sorunun evrensel  insan hakları hukuku çerçevesinde çözümü için uluslararası  girişimlerde bulunmaya davet ediyoruz. Unutmamalı ki, sığınmacılık tercih değil, insan hakları sorunudur ve her insan bir gün sığınmacı olabilir.”

    İMZACILAR

    Galip Kabasakaloğlu-Şair,Yazar/A. Rahim Kılıç-Şair/ Abbas Karakaya-Şair/ Abdullah Demirbaş-Siyasetçi/ Adnan Özyalçıner-Yazar/ Adil Okay-Yazar/ Ahmet Can Akyol-Şair/ Ahmet Günbaş-Şair/  Ahmet Telli-Şair/ Akın Birdal-Siyasetçi/ Akın Yanardağ-Şair/ Alaattin Topçu-Şair, Yayıncı/  Ali Haydar Konca-Hukukçu, Eski AB Bakanı/ Ali Özgür Özkarcı-Şair/ Ali Ekşi-Şair/ Ali Ziya Çamur-Şair/ Aliye Özlü-Şair/  Altay Ömer Erdoğan-Şair/ Anıl Cihan-Şair/ Arzu Bursa-Müzisyen/ Aslıhan Tüylüoğlu- Şair/ Aydın Afacan-Şair/ Aydın Engin-Gazeteci, Yazar/Aydın Sayman-Yönetmen/ Aydın Şimşek-Şair, Yazar/ Aydın Uysal-Şair/  Ayşegül Devecioğlu-Yazar/ Ayşegül Tözören-Yazar/ Aytekin Çimen-Yazar/ Aytekin Karaçoban-Şair, Çevirmen/ Aytül Hasaydın-Dansçı/ Aziz Kemal Hızıroğlu-Şair/ Babür Pınar- Şair-Eleştirmen/ Burhan Bilal Mahrebel-Şair/ Burhan Gündoğan -Şair/ Burhan Özkan-Heykeltraş/ Bahadır Bayrıl-Şair/ Baskın Oran-Akademisyen, Siyasetçi/ Bedros Dağlıyan-Şair,Yazar/ Berivan Kaya-Şair/ Bircan Çelik-Şair/ Betül Dünder-Şair, Yazar/ Bülent Güldal-Şair/ Cafer Solgun-Yazar, Can Dündar-Gazeteci/ Cengiz Hakkı Zariç-Şair/ Cenk Kolçak-Şair/ Cevahir Bedel-Şair/ Cihat Duman-Şair/ Çayan Okuduci- Şair/ Çiğdem Koç-Hukukçu, Yazar/ Dilek Değerli-Şair/ Devrim Horlu-Şair/  Dilek Özkan-Şair/ Dilruba Nuray Erenler-Şair/ Dolunay Aker-Şair/ Elçin Sevgi Suçin-Şair/ Elif Sofya-Şair/ Emel İrtem-Şair/ Emirali Yağan-Şair/ Emrullah Alp-Şair/ Ender İmrek-Gazeteci, Yazar/ Ercan Aydın-Müzisyen/ Erdal Ceviz-Tiyatrocu/ Erdal Doğan-Avukat/ Eren Aysan-Şair/ Erkan Karakiraz-Şair/ Erol Büyükmeriç-Yazar/ Ersin Umut Güler-Tiyatro Yönetmeni/ Esra Çiftçi-Gazeteci/ Fadıl Öztürk-Şair, Yazar/ Fatin Kanat-Yönetmen-Aktivist/ Fergun Özelli-Şair/ Ferhat Tunç-Sanatçı/ Güneş D. Yıldırım-Yazar/ Gökhan Yavuzel-Yazar/ Hakan Keysan-Şair/ Hakan Tahmaz-Yazar/ Hasan Çapik-Şair/ Halit Gülnar-Yayıncı/ Hasan Aktaş-Yazar/ Hasan Özkılıç-Yazar/ Hasan Öztoprak-Şair, Yazar/ Haşim Şahin- Şair, Yazar/ Haydar Ünal-Şair/ Hayko Bağdat-Gazeteci/ Hicran Aslan-Şair/ Hicri İzgören-Şair/ Hilal Nesin-Yazar/ Hilmi Nar- Şair, Müzisyen/ Hıdır Mutluer-Şair/ Hıdır Işık-Şair/ Hülya Deniz Ünal-Şair/ Hüseyin Ayrılmaz-Araştırmacı, Yazar/ Hüsniye Şimşek-Avukat/ İsa İnan-Şair/ İnci Hekimoğlu-Gazeteci, Yazar/ İshak Karakaş-Gazeteci/ İsmail Afacan-Şair/ İsmail Cem Doğru-Şair/ İsmet Alıcı-Şair/ Jale Sancak-Yazar/ Janset Karavin-Yazar/ Kadir Akın-Araştırmacı-Yazar/ Kamber Atabey-Şair/ Kamil Tekin Sürek-Yazar/ Kazım Şahin-Şair/ Kemal İnal-Akademisyen/ Lokman Kurucu- Şair, Müzisyen/ M. Mahzun Doğan-Şair/ Mahire Taş-Şair/ Mazlum Çetinkaya-Şair/ Mehmet Esatoğlu- Tiyatro Yönetmeni/ Mehmet Doğan Karakuş-Yazar/ Mehmet Karasu, Yazar/ Mesut Kara-Sinemacı, Yazar/ Metin Fındıkçı-Şair/ Metin Kaya-Şair/ Muazzez Uslu Avcı- Yazar/ Murat Kamböre-Yazar/Murat Kaplan-Yazar, Yayıncı/ Murat Utkucu-Yazar/ Mustafa Güçlü- Şair/ Mutlucan Güvendir- Şair/ Muzaffer Kale-Şair/ Muzaffer Türkmen-Emekli/ Nalan Çelik-Şair/ Namık Kuyumcu-Şair/ Nazmi Kutluer-Şair/ Nesimi Aday-Şair/ Neslihan Yalman-Şair/ Neslişah Çetinkaya-Yazar/ Nesrin Nas-Siyasetçi, Eski ANAP Genel Başkanı/ Nesteren Davutoğlu-İletişimci, Aktivist/ Neşe Yaşın-Şair/ Nevin Koçoğlu- Şair/ Nevruz Uğur-Şair/ Nevzat Karakış- Sanatçı/ Nilay Özer-Şair-Yazar/  Nisa Leyla-Şair/  Niyazi Yaşar-Şair/ Nuray Gök Aksamaz-Şair/ Nurcan Baysal-Gazeteci/  Nükhet Eren-Yazar/ Orhan Alkaya-Şair, Yönetmen/  Oya Baydar-Yazar/ Oya Gündüz Aksu-Şair/ Önder Birol Bıyık- Şair, Yazar/ Önder Çolakoğlu, Şair/ Önder Kızılkaya-Şair/ Özge Sönmez/ Özgen Balcı-Şair/  Özgün Enver Bulut-Şair/ Özgür Başkaya-Tiyatrocu/ Pelin Batu- Şair, Yazar, Oyuncu/ Prof. Dr. Gençay Gürsoy- TTB Eski Başkanı/ Prof. Dr. Selim Badur/ Prof. Dr. Tahsin Bakırtaş/ Ragıp İncesağır-Yazar/ Rahmi Emeç-Şair/ Rüzgar Azad-Şair/ Sabit Kemal Bayıldıran-Eleştirmen, Yazar/ Salih Aydemir- Şair/ Salih Bolat-Şair/ Salih Mercanoğlu- Şair/ Serkan Türk-Şair, Yazar/ Semiha Çelenk-Akademisyen, Şair/ Sercihan Alioğlu-Heykeltraş/ Sevi Emek Önder-Şair, Akademisyen/ Simla Uğur- Dokuma Sanatçısı/ Suna Aras -Şair, Yazar/ Şaban Ol-Şair, Tiyatro Yönetmeni/ Şahin Altuner-Şair/¸ Şahin Örgel-Tiyatrocu/ Şanar Yurdatapan-Besteci, Aktivist/ Şeref Bilsel-Şair/ Şerif Temurtaş-Şair/ Tahir Şilkan-Yazar/ Taner Güven-Ressam/ Tarkan Toka-Yazar/ Taylan Yıldız-Müzisyen/ Tolgay Hiçyılmaz-Şair, Yönetmen/ Tuğrul Keskin-Şair/ Turan Alıcı-Müzisyen/ Uğur Pişmanlık-Yazar/ Ümit Yıldırım-Yazar/ Ümit Yaşar Işıkhan-Şair/ Ünal Ersözlü-Şair-Yazar/ Vecdi Sayar-Sanat Yönetmeni/  Veysel Çolak-Şair/ Veysi Ülgen-Yazar/ Yelda Karataş-Şair/ Yunus Karakoyun-Şair/ Yücel Tunca- Fotoğraf Sanatçısı/ Yücelay Sal-Şair/  Zafer Doruk-Yazar/ Zeki Gezici-Şair/ Zeki Gümüş-Şair/ Zeki Tombak-Şair, Yazar/ Zerrin Taşpınar-Şair/ Ziya Halis-Siyasetçi, Eski Çalışma Bakanı/ Zeynep Hayır-Müzisyen

    (HABER MERKEZİ)

  • Afganistan’da kadınlar Taliban’a karşı yürüdü-VİDEO

    Afganistan’da kadınlar Taliban’a karşı yürüdü-VİDEO

    PİRHA-Taliban, Afganistan’ın tamamına yakınını kontrol altına alırken, kadınlardan ve Taliban’ın henüz giremediği tek şehir olan ve Kızılbaş Türkmenlerin, Tacik, Hazara, ve Özbeklerin yaşadığı ülkenin kuzeyindeki Pencşir’den direniş çağrısı geldi.

    Afganistan’ın tamamına yakınında kontrolü eline alan Taliban güçleri, ülkede şeriat ilan ederken, kadınlar haklarını, yaşamlarını korumak için sokaklara çıktı.

    Başkent Kabil’de yürüyüş düzenleyen kadınlar, “Taliban’ın boyunduruğu altına girmeyeceğiz” dedi.

    Kabil’de bunlar yaşanırken, Kabil’in kuzeyinde yer alan ve Taliban’ın hakim olmadığı Pencşir vilayetinde Taliban’a karşı direniş çağrısı geldi.

    Taliban’ın henüz giremediği tek şehir olan ve Kızılbaş Türkmenlerin, Tacik, Hazara, ve Özbeklerin yaşadığı ülkenin kuzeyindeki Pencşir’de Taliban’a bayrak açan Kızılbaş kadınlar ve Kuzey İttifakı örgütleri, “Köleliği reddeden herkesi bize katılmaya çağırıyoruz” dedi.

    Afganistan’ın ünlü kumandanı Ahmet Şah Mesud’un oğlu Ahmet Mesud da, Penşir direniş güçlerinin başına geçerek, Taliban’a karşı direniş çağrısı yaptı.

    Fransız Express dergisinde bir mektup yayınlayan Mesud, babası kumandan Mesud’un da memleketi olan Penşir’e geçtiğini açıkladı ve tüm direnişçilere bu bölgede toplanma çağrısı yaptı.

    Fransa Cumhurbaşkanı General De Gaulle’ün İkinci Dünya Savaşı sırasında direniş için söylediği “Fransa bir cephede kaybetti ama savaşı kaybetmedi” sözlerine atıfta bulunan Ahmet Mesut, Afgan halkına yaptığı direniş çağrısını, “Afganistan tarihinde yeni bir sayfa açacağız. Bu ezilenlerin tiranlığa karşı direnişinde yeni bir sayfa olacak. Allah’ın izniyle kazanacağız” ifadelerine yer verdi.

    Taliban, ülkedeki 407 ilçeden 15’ine henüz hakim olamadı. Tacik nüfus ağırlıklı Pencşir, Taliban hakimiyetine girmeyen tek vilayet durumunda.

    Taliban, ülkedeki 34 vilayet merkezinin 33’ünü kontrolüne alırken başkent Kabil’in kuzeyindeki Pencşir, tüm ilçeleriyle beraber henüz Taliban hakimiyetine girmeyen tek yer.

    Pencşir’in vilayet merkezi Bazarak ile Şotul, Henc, Dere, Ruha, Paryan, Anaba ve Abşar ilçelerinde büyük çoğunluğu Taciklerden oluşan yaklaşık 150 bin kişi yaşıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Taliban sözcüsü Mücahid: Bize karşı savaşan herkesi affediyoruz

    Taliban sözcüsü Mücahid: Bize karşı savaşan herkesi affediyoruz

    PİRHA-Taliban sözcüsü Zabihullah Mücahid Afganistan’da bir basın açıklaması yaparak; “Bize karşı savaşan herkesi affettik. Düşmanlıklar sona ermeli. Hiçbir iç ya da dış düşman istemiyoruz. Sivil olsun, işgalcilerin tercümanlığını yapmış olsun, asker olsun, tüm vatandaşlarımız genel aftan faydalanacaktır” dedi.
    Taliban, ülkede kontrolü ele geçirmesinden sonra ilk kez basın toplantısı düzenleyerek birçok konuda neler yapacaklarına dair bilgi verdi.

    Düzenlenen ilk basın toplantısında konuşan Sözcü Zabihullah Mücahid; “20 yıllık mücadeleden sonra ülkemizi özgürleştirdik ve yabancıları kovduk. Bu, tüm ulus için gurur duyulacak bir an” dedi.

    Afganistan’ın artık bir savaş ya da çatışma alanı olmayacağından emin olmak istediklerini söyleyen Mücahid; “Bize karşı savaşan herkesi affettik. Düşmanlıklar sona ermeli. Hiçbir iç ya da dış düşman istemiyoruz. Sivil olsun, işgalcilerin tercümanlığını yapmış olsun, asker olsun, tüm vatandaşlarımız genel aftan faydalanacaktır. Kimse Afganistan’dan ayrılmamalı, kendi vatanına hizmet etmeli. Kademe kademe bir şekilde tüm ülke normalleşecek. Devlet dışı silahlı kişi ve gruplar silahsızlandırılacak” dedi.

    “KADINLARIN HAKLARINA ŞERİAT ÇERÇEVESİNDE BAĞLIYIZ”

    Mücahid, kadın hakları konusunda ise şunları dile getirdi:

    “İslam Emirliği kadınların haklarına şeriat çerçevesinde bağlıdır. Bizim kadınlarımız Müslümandır. Onlar da şeriat çerçevesinde yaşamaktan mutlu olacaklardır. Kadınlarımızın hakları var ve bu haklardan faydalanabilecekler. Eğitim, sağlık ve diğer alanlara katılmaya hakları var.”

    Medya konusuna da değinen ve ‘kendi kültürel çerçevelerinde’ bağlı olduklarını ifade eden Mücahid; “Medya özgür ve bağımsız olmaya devam edebilir” dedi ve basın kuruluşlarından  Taliban’ın bazı talepleri olduğunu ekledi. Mücahid, “İslam ülkemizde en önemli değerdir. Hiçbir şey İslami değerlere aykırı olmamalıdır” dedi.

    (HABER MERKEZİ)