Etiket: talip

  • Pir Ali Tekin: Birikmiş geleneklerimiz modernlik adı altında eritiliyor!- VİDEO

    Pir Ali Tekin: Birikmiş geleneklerimiz modernlik adı altında eritiliyor!- VİDEO

    PİRHA – Köyden kente göç ile birlikte birikmiş geleneklerin modernlik adı altında eritildiğini belirten Baba Mansur Ocağı Piri Ali Tekin, “Kiminle görüşsek hep eskilerden bahseder ama eskiyi uygulayan yoktur. Herkes kendi anlayışına göre bir Alevilik çizmeye çalışıyor. Oysa Alevilik ikrarlık kapısında geçer. Pir, Mürşit, Rayber kapısında geçer” dedi. 

    Köyden kente göç ile birlikte Alevilikte yaşanan modernleşme sürecinde ocak sistemin işleyişini Baba Mansur Ocağı Piri Ali Tekin ile konuştuk.

    İzmir Narlıdere Cemevi’nde hizmet yürüten Pir Tekin, Aleviliğin bulunduğu çağın şartlarına göre inanç ve süreğini yürüttüğünü belirterek, ‘Ocak Sistemi’nin bozulmadan sürdürülmesi gerektiğinin altını çizdi.

    “BİRİKMİŞ GELENEĞİMİZİ MODERNLİK ADI ALTINDA ERİTMEYE BAŞLADIK”

    1960’lı yıllardan bu yana kentlere göç ile birlikte Pir-Talip ilişkisinin giderek zayıfladığını söyleyen Tekin, bununla birlikte Alevi inancınında erezyona uğradığını ifade etti.

    Alevilikte ilk ikrarlaşmanın Pir-Talip ile başladığına dikkat çeken Pir Tekin, herkesin kendi anlayışına göre bir Alevilik çizdiğini belirterek, şunları söyledi:

    “Yani Yol’a ve Pir’e bağlılık. O kültürün içerisinde kendini var etmek, orada söz sahibi olmaktır. Bu sevgiye, birlik, berberliğe ve hoşgörüye bağlanmaktır. Bu da binlerce yıldır talibinin her türlü müşkülatına koşmaya çalışan Pirler ve Analarla başlamıştır. Ve şimdiye kadar birikmiş olan o geleneğimizi modernlik adı altında şehirlerde eritmeye başladık. Kiminle görüşsek hep eskilerden bahseder ama eskiyi uygulayan yoktur. Herkes kendi anlayışına göre bir Alevilik çizmeye çalışıyor. Oysa Alevilik ikrarlık kapısında geçer. Pir, Mürşit, Rayber kapısında geçer.” 

    “CEMEVLERİ RAYBERLİK GÖREVİ GÖRÜYOR”

    Alevi kurumlarının 1990’lı yıllarda dernekleşmesiyle beraber ‘Ocak Sistemi’ni göz önüne alınmadığına dikkat çeken Tekin, bu sebeple de Alevilikte bozulmanın arttığını belirtti: “Hiçbir talip kendi ocağına sadakatini gösteremiyor. Neden gösteremiyor? Çünkü talip Pirin izini yitirmişi Pir de Talip’in izini yitirmiş.”

    Bozulan Pir-Talip ilişkisine karşı çağın gereklerini yerine getirilmesi gerektiğini ifade eden Pir Tekin, cemevlerinin tüm talipleri bir çatı altında toplayarak ‘Rayberlik’ görevi yaptığını söyledi. Tekin, “Burada iş Pirlerin bilinçli bir şekilde talibini olgunlaştırmasına kalıyor” dedi.

    “DERNEKLERİN KURULMASIYLA DEDELİK ÇOĞALDI”

    “Derneklerin kurulmasıyla ‘Dedelik’ çoğaldı” diyen Tekin, konuşmasını şöyle dürdürdü:

    “Elbette ki ocağı kıymetlidir, saygıya değer ama o ocağın yükünü taşıyamayan dedelerin karşısında el pençe durduk, onlar da bizi yanlışa yönelttiler. Talibin burada bana göre bir eksikliği yoktur eksiklik biz dedelerden geliyor. Çünkü biz ocağımızın adını kullanarak bilgimizi geliştirmeden, olgunlaşmadan talibin karşısına çıktık, ona bir olgunluk tarif etmeye çalıştık ama kendimizde olmayanı taliple aramaya çalıştık. O yüzden de zayıflama hızlandı.”

    “YOL’U ERKANI BİLEN PİRLER TERCİH EDİLMELİ”

    2017 yılında kurulan ‘Dedeler kurulu’nun bir süre devam ettiğini ancak işlevini yerine getirmediği eleştirisini sunan Pir Tekin, o süreçte Hakk’a Yürüme Erkanı üzerinde çalışarak Alevi geleneklerine uygun erkan çalışmasını sürdürdüklerini söyledi.

    Aleviliğin özünü tekrar hayata geçirmenin ehli kamil, Yol’u, erkanı iyi bilen Pirlerin tercih edilmesi gerektiğinin altını çizen Tekin, “Pirlerin bilgili, bilinçli Yol’un temelini yıpratmadan Yol’u zamanımıza göre uyarlaması gerek. Yani bir yerde binlerce yıldır kurulmuş olan inşa edilmiş bir geleneği bir anda yıkma yoluna gitmemeli. Eğer bir kaideyi yerinde kaldırmayı düşünüyorsak o kaideyi bize unutturacak daha iyi bir kaide oraya konulması gerekir” diye konuştu.

    Semra ACAR- İZMİR

     

  • Pir Gökmen Savak: Yol’u yaşatırsak insani bütün değerleri yaşatmış oluruz!- VİDEO

    Pir Gökmen Savak: Yol’u yaşatırsak insani bütün değerleri yaşatmış oluruz!- VİDEO

    PİRHA – Baba Mansur Ocağı Piri Gökmen Savak, Ocak sisteminin köylerde çok güzel işlediğini, insanların orada olgunlaşarak bir kemalette erdiğini o kemalettle de kominal bir yaşam çizdiğinin altını çizdi. Gençlere çağrıda bulunan Savak, “Yol’unuzu kesinlikle bırakmayın. Değerlerinizi yaşatın, suiistimal etmeyin, Aleviliğin felsefi, kültürel değerlerini yaşatın” dedi.

    Reya Haq Aleviliğinde ocak sistemi inançsal sürekliliğin toplumsal dayanışmanın ve yol erkanın kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan temel kurumsal yapılardır. Ancak köylerden kentlere göç ile birlikte ocak sistemi zayıflamış Pir-Talip ilişkisi de sekteye uğramıştır.

    “KÖYLERDE KOMİNAL BİR YAŞAM VARDI”

    Baba Mansur Ocağı Pirlerinden Gökmen Savak ile köyden kente göç ile zayıflayan Ocak sistemini ve Pir-Talip ilişkisini konuştuk. Köy yaşamında ocak sisteminin en üst noktalarda yaşandığına dikkat çeken Savak, “İnsanlar ocakta öğretisini görüyordu, pişiyordu, olgunlaşıyordu yani kemalette eriyordu. O kemalet sayesinde de paylaşımcı kominal bir yaşam sürüyordu” diye konuştu.

    Köylerden kentlere göç ile birlikte ocak sisteminin zayıfladığını belirten Savak, “Çünkü köyden kente göç ile birlikte Aleviler ocaklarından koptular. Ocak da Pir de köyde kaldı” diye konuştu.

    Kente göç eden Alevilerin bir süre sonra kimlik sorgulamasıyla karşılaştıklarını belirten Gökmen Savak, Cumhuriyet döneminde Alevilere yönelik yapılan katliamların ruhsal, sosyal ve ekonomik kaygıları ortaya çıkarmasının Alevilerin inançlarından uzaklaşmasında etken olduğunu dile getirdi.

    Gökmen Savak, Alevilerin kentlerde örgütlenme ihtiyacı duyduklarını ve bunu da kurumlar açarak gerçekleştirdiğini belirtti. Ancak kurumların ocak sistemininden farklı olduğunu söyleyen Savak,  Alevilerin kente kurduğu kurumsal yapıların zamanla siyasi boyuta kaydığını belirterek, Alevi Yol önderlerinin siyasette karışmaması gerektiğine dikkat çekti.

    “PİR’LER SİYASETÇİ OLDU”

    Alevi öğretisinde Pir’in en büyük makam olduğunu ancak ideolojik bir kayma yaşayan Pir’in siyasetçi olmaya çalıştığını kaydeden Savak, “Bu da bizim için en büyük sorun oldu. Siyasetçi kendi partisinde siyaset yapan bir bireydir ama Pir Yol’un önderidir” dedi.

    “PİR TOPLUMA GÜVEN VERMELİ”

    ‘Yol cümleden uludur” sözünü hatırlatan Savak, Alevilik Yol’unun sürdürülmesinde en büyük görevin Pir’e düştüğünü belirtti. Savak, Pir Yol’a rehber olacaksa ‘Eline diline, belime sahip olacağım. Başka bir makam gözetmeyeceğim. Kendimi bu topluma adayacağım bu Yol’u en güzel şekilde taşımayı görev edineceğim’ ikrarını vermesi gerektiğini belirtti.

    Pir’in topluma güven vermesi gerektiği, inancın kutsiyetinin farkında olmasıyla birlikte ocak sisteminin de varlığını sürdüreceğini söyleyen Savak, “Yol’u yaşatırsak insani bütün değerleri yaşatmış oluruz” dedi.

    GENÇLERE ÇAĞRI: HÜSEYİN’İ DURUŞU UNUTMAYIN

    Alevilik Yol’unun bir değer ve miras olduğunu söyleyen Baba Mansur Ocağı Piri Gökmen Savak, gençlere çağrıda bulunarak, “Yol’unuzu kesinlikle bırakmayın. Değerlerinizi yaşatın, suiistimal etmeyin, Aleviliğin felsefi, kültürel değerlerini yaşatın. Alevi’ce yaşama dileğini hiç bir zaman unutmayın. Hüseyin’i duruşu unutmayın” diye konuştu.

    Semra ACAR – İZMİR

  • Hüseyin Ozan: Ocak talip ilişkisi toplumsal bir yapılanmadır yeniden güçlendirilmeli – VİDEO

    Hüseyin Ozan: Ocak talip ilişkisi toplumsal bir yapılanmadır yeniden güçlendirilmeli – VİDEO

    PİRHA – Cumhuriyet modernizmiyle birlikte hedef haline getirilen ocak sisteminin ve zayıflayan pir-talip ilişkisinin Alevi toplumsallığını nasıl etkilediğini değerlendiren DAD Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan, “Ocak-talip ilişkisini yeniden kurabilir, kendimizi geleceğe taşıyabiliriz” dedi.

    Alevilik, yüzyıllardır inançsal olduğu kadar kültürel ve toplumsal dayanışmayı da esas alan köklü bir yaşam öğretisi olarak varlığını koruyor. Ancak özellikle köylerden kentlere doğru yaşanan yoğun göç dalgası, yalnızca mekansal bir değişimi değil, aynı zamanda Alevi toplumunun hafızasını taşıyan ocak sisteminde de ciddi kırılmaları beraberinde getirdi. Kent yaşamının dayattığı bireyselleşme, parçalanan toplumsal bağlar ve asimilasyon politikalarının etkisiyle, yüzyıllardır Alevi toplumunun temel direklerinden biri olan pir-talip ilişkisi giderek zayıfladı.

    Ocak sisteminin tarihsel rolü, pir-talip ilişkilerinin Cumhuriyet ile birlikte nasıl hedef haline getirildiği ve Alevi toplumsallığının kendisini geleceğe nasıl taşıyabileceği konularını, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan ile konuştuk.

    Aleviliğin alternatif bir toplumsal sistem olduğunu ve bu toplumsallığın ocaklar sistemi üzerinden kurulduğunu belirten Ozan, pir-talip ilişkisi temelinde şekillenen bu yaşam biçiminin, ancak ocak sisteminin varlığını sürdürmesiyle kendisini koruyabileceğine dikkat çekti. Alevi toplumsallığının tarih boyunca bilinçli politikalarla hedef alındığını ifade eden Ozan, şunları söyledi:

    “Aleviliği ve onun yarattığı toplumsal değerleri ortadan kaldırmak isteyen zihniyetler, bunun yolunun ocak sistemini dağıtmaktan geçtiğini biliyordu. Bu nedenle temel kurumlarımız olan ocaklara yöneldiler, bizi coğrafyamızdan koparıp dünyanın dört bir yanına savurdular. Ardından da ocaklar üzerinden kurulan toplumsal ilişkiler ağını tahrip ettiler.”

    Aleviliğin özünde komünal bir yaşam sistemi barındırdığını vurgulayan Ozan, yüzlerce yıl boyunca tahakkümcü ve eril sistemlere karşı rızalık temelinde direnen Alevi toplumunun, bu direniş kültürünü bugüne kadar taşıdığını ifade etti.

    “EN KATI POLİTİKALAR CUMHURİYET DÖNEMİNDE UYGULANDI”

    Cumhuriyet modernleşmesiyle birlikte iktidarın merkezileştiğini ve toplumun tüm kesimlerine nüfuz ettiğini kaydeden Ozan, Koçgiri’den Dersim’e, Maraş’tan Çorum ve Sivas’a kadar yaşanan katliamların bu dönemde gerçekleştiğine dikkat çekti. Ozan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İmparatorluk döneminde dağlara çekilerek, uzak coğrafyalara sığınarak ve ağır bedeller ödeyerek de olsa kendimizi bir şekilde var edebildik. Ancak Cumhuriyet modeliyle birlikte tekçi devlet anlayışı çok daha sert biçimde hayata geçirildi. Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarıyla Alevi toplumu sistematik olarak hedef haline getirildi. İttihatçı zihniyetin devamı niteliğindeki Kemalist yapılanma, aynı politikaları sürdürdü. Bu topraklarda Hristiyan halklara yönelik nasıl bir yok etme ve tek tipleştirme siyaseti yürütüldüyse, Alevilik de aynı anlayışla hedefe konuldu.”

    Kapitalist modernitenin kimi alanlarda nefes alma imkanları yaratmış görünse de özünde Alevi toplumsallığını asimile etmeyi hedeflediğini belirten Ozan, “Bugün yolumuzun ve toplumsallığımızın giderek daraltıldığını görüyoruz. Bu doğal bir sonuç değil, bilinçli politikalar sonucu ortaya çıkarılmış bir durumdur” dedi.

    “ALEVİ ÖĞRETİSİ İNSANLIĞIN ALTERNATİF YAŞAM ARAYIŞINA GÜÇLÜ BİR YANIT”

    Kırım politikalarının her dönem “medeniyet getirme” söylemiyle meşrulaştırıldığını ifade eden Ozan, devletçi uygarlığın kadın emeğini ve toplumun ortak yaşamını tahakküm altına alan bir sistem olduğunu söyledi.

    “Tarih boyunca bize devlet uygarlığı ‘medeniyet’ diye sunuldu. Ancak artık biliyoruz ki iki ayrı çizgi vardır: Biri demokratik uygarlık çizgisi, diğeri ise devletçi sistemdir. Bize dayatılan medeniyet, başköylü pirimizin de dediği gibi kan ve katliam üzerine kurulmuş bir sistemdir.”

    Devletçi sistemin değiştirilemez olmadığına dikkat çeken Ozan, bu anlayışın dünyanın her yerinde zulüm ürettiğini ifade etti. Aleviliğin bu coğrafyada ortaya çıkmasının tesadüf olmadığını vurgulayan Ozan, Alevi öğretisinin insanlığın alternatif yaşam arayışına güçlü bir yanıt sunduğunu söyledi.

    “PİR-TALİP İLİŞKİSİYLE KENDİMİZİ YARINA TAŞIYABİLİRİZ”

    Modernizmin Alevi toplumsallığı üzerindeki etkilerine de değinen Ozan, Reya Heq sisteminin ocak-talip ilişkisi üzerine kurulduğunu belirtti. İnsanlığın bugün hala alternatif ve toplumsal bir yaşam biçimi arayışında olduğunu söyleyen Ozan, Aleviliğin tam da bu yaşamın kendisi olduğunu ifade etti.

    “Bu toplumsallık binlerce yıldır kendi yaşam sistemini kurmuş, bunun mücadelesini vermiş ve ağır bedeller ödeyerek bugüne taşınmıştır. Dolayısıyla yalnızca geçici biçimde ortaya çıkan dernekler ya da vakıflarla bu yolu sürdürmek mümkün değildir. Çünkü bu, bir toplumsal varoluş biçimidir. Bu nedenle ocak-talip ilişkisinin yeniden korunması, inşa edilmesi ve sürdürülmesi gerekiyor.”

    Ocak sisteminin yeniden kurulmasının mümkün olduğunu belirten Ozan, bunun bilinç ve irade meselesi olduğunun altını çizdi.

    “Birilerinin söylediği gibi bu imkansız değildir. Tarihsel yaşam alanlarımız hala oradadır. Bulunduğumuz her yerde ocak-talip ilişkisini yeniden kurabilir, kendimizi geleceğe taşıyabiliriz. Ocak-talip ilişkisi, toplumsal varoluş biçimimizin ve yolumuzu yaşatabilmemizin temel şartlarından biridir.” ifadelerini kullandı.

    Semra ACAR /İZMİR

     

     

  • Turabi Saltık: Aleviliğin merkezi Dersim’dir, düşürmek istiyorlar!-VİDEO

    Turabi Saltık: Aleviliğin merkezi Dersim’dir, düşürmek istiyorlar!-VİDEO

    PİRHA-Yazar Turabi Saltık, Alevilikte ocak sisteminin binlerce yıldır var olduğunu vurgulayarak, “Ocaklar elzemdir. Pir-talip ilişkisi ocaklarda kurulmalı, sorunlar giderilmeli, Yol sürdürülmelidir” dedi. ‘Dedeler Zirvesi’nin Dersim’de yapılmasını, “Dersim’i düşürmek istiyorlar” diyerek açıklayan Saltık, ‘Büyük Kurultay’ çağrısında bulundu.

    30 Kasım 1925’te çıkartılan, 13 Aralık 1925 yürürlüğe giren Tekke, Zaviye ve Türbelerin kapatılmasına dair 677 Sayılı Kanunla: Alevi ocakları ve dergahları kapatıldı. Alevi Bektaşilerin Pirlik, Mürşidlik, Dedelik, Babalık ve Çelebilik gibi unvanları ve de Alevi inancı (öğretisi) yok sayılıp yasaklandı. Alevi pirleri inançlarının gereklerini yerine getirdikleri için baskıya, katliama maruz kaldı. Dergahlardan bazıları müzeye çevrilerek (Hacı Bektaşi Veli Dergahı gibi) bazıları ticari işletme statüsünde tekrar Alevi derneklerine kiralanarak (Karaca Ahmet Dergahı gibi) bazıları da üstüne siyasi partilerin ilçe binaları inşa edilerek (Karaağaç Tekkesi gib) hiçleştirildi.

    Son olarak Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde Alevi toplumunun “Alevi Diyaneti” olarak tarif ettiği Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Tunceli Valiliği ile birlikte 130 dede ile ‘Dedeler Zirvesi’ yaptı. Yapılan toplatıya tepkiler yükselirken, ocak evlatlarının bu ve benzeri toplantılarda yer alması tartışmaları da beraberinde getirdi.

    Alevi inancının ve toplumsallığının merkezinde yer alan ‘Ocak Sistemi’, ‘Rızalık’, ‘Pir-Talip ilişkisi’nin yeniden tartışılmasına da yol açtı.

    Yazar Turabi Saltık ile, ‘Ocak Sistemi’ ve ‘Pir-Talip ilişkisi’ne dair konuştu.

    “OCAKLAR BİN YILLARDIR BU TOPRAKLARDA VAR”

    PİRHA: Alevi öğretisinde ve toplumsallığında ‘Ocak Sistemi’nin yeri nedir? Günümüzdeki karşılığı nedir? 

    Turabi Saltık: Alevi toplumu en uzak geçmişinden günümüze kadar Alevi yolu ve süreğini ocaklar ve dergâhlar yoluyla sürdürdü ve bugüne kadar getirdiler. Ocakların temeli Pir-Talip ilişkisi üzerinden yürütülmüştür. Ocaklar tarihin belli zamanlarında 4-5 sefer yıkıldı, kuruldu, dağıldı. Savaş, sürgün, göç benzer dayatmaların etkisinde kalarak dağıtıldı.

    Talipler sürgünlerle farklı coğrafyalara gidince pirlerde taliplerin doğum, yaşam, hakka yürüme hizmetlerini yerine getirmek için taliplerle birlikte taliplerin savrulduğ,u dağıtıldığı, sürgün edildiği topraklara dağıldı.

    Aleviler dünyanın bir çok coğrafyasına dağıldı. Dağılınca ocakları da oraya gitti. Dolayısıyla da ocakların temeli semavi dinlerden önce vardı. İşte bugün Göbeklitepe’ye baktığımızda 10-12 bin yıl geriye gidiyor. Birinci sav bu.

    İkinci görüş, ocakların Ali’nin evlatları zamanında oluşturulduğu.

    Üçüncü görüş ocakların Hacı Bektaşi Veli ve Anadolu erenlerinin Anadolu’ya gelişiyle birlikte 11., 12. yüzyılda kurduğudur.

    Dördüncü görüş ise Şah Hatayi döneminde kurulduğudur.

    Temelinde bu dört görüş var. Ama bu görüşler içinde benim kanaatim, ocakların semavi dinlerden çok daha eskiye dayandığıdır.

    Ocaklar dörde ayrılır. Mürşid Ocağı, Pir Ocağı, Rehber Ocağı, Düşkün Ocağı. Bu ocakların hiçbiri diğer ocaktan üstün değildir. Ocakların kendi içinde hiyerarşisi, otokontrollüdür. Pir-mürşit-rayber-talip ilişkisi otokontrollü yapılır. Bağlanan ocak, mürşit ocağıdır, Bağlı ocak pir ocağıdır. Her ocak, bir başka ocağın talibidir. Yani Alevilikte yol sürdürürken pir de olsa, talip de olsa hepsi taliptir. Ocak da taliptir. Bir ocak, bir diğer ocağa bağlıdır.

    Dolayısıyla da ocaklar da Pirlik, mürşidlik, taliplik böyle ortaya çıkmıştır. Ama ocakzadeler çoğalmıştır. Bu doğaldır. Evrimleşme, üreme, çoğalma yoluyla ocakzadeler çoğalmıştır. Ama bu bir ocağın içinde her birey pirlik yapamaz. Pirlik yapabilmenin de yolu, koşulları vardır.

    Bizim ocaklarımız temelinde 12 baş ocaktır.

    Bu 12 baş ocağın Anadolu’da tarihsel mekanı tarihi Dersim coğrafyasıdır. 1400’lü yıllara gelince Dersim’deki saldırılar sonucu 2 Ocak yine taliplerin başında başka coğrafyaya gidiyor. Örneğin Abdal Musa Ocağı diyoruz. Abdal Musa Ocağı Dersim’den Antalya’ya gidiyor. Antalya Elmalı Tekke’de dergâhını oraya kuruyor. Ama Abdal Musa’nın babası Dersim’de yerleşiktir. Daha sonra bugünkü Pülümür’de Hasan Gazi diye bir köyümüz var. Bu köy çok tarihi bir köydür, eskidir. Hasan Gazi, Abdal Musa’nın babasının ismidir.

    Diğer iki ocağımız da İstanbul’a gidiyor. Bunlar Şahkulu ve Karacaahmet Ocağı’dır. Geri kalan bu 12 Ocağın 3’ü Dersim coğrafyasında ayrılınca diğer 9 Ocak Dersim’de bugün yerleşiktirler.

    Alevi öğretisi hukuklu bir toplumdur. Dar-ı Mansur’dur. Alevilikte hukuk Dar-ı Mansur’la yürür. Cinayet yoktur. Öldürme yoktur. Hapishane yoktur. Cezaevi yoktur. İdam yoktur. Çünkü insan yaşamı merkezindedir. Dolayısıyla da Alevilik komüncü bir geleneğe sahiptir ve insanı merkeze almıştır.

    Sarısaltık Ocağı’nın bir mensubuyum. Her Sarısaltık’lı pirlik yapamaz. Yapabilmesi için o ocaktan ocağın büyüğünden el alması, himmet alması lazım, yetişmesi lazım. Pir kendini Alevi Yol’u, süreği ve Alevi erkanıyla donatması lazım. Bu anlamda entelektüel olması, bilinçli olması, toplumsal sorunlara vakıf olması, topluma önderlik edebilecek, kanaat önderliği yapabilecek, cemaat ehli olacak, toplumu çekip çevirecek ve dinleyeni, dinletenini olacak biri olmalı.

    Böyle olunca her ocakzade pirlik yapamaz. Biz bugün bakıyoruz herkese dede deniyor, pir deniyor. Öyle değil. Bir cem yürütemez, cem bağlayamaz. Ne yapar? Küçük şeyler yapabilir. Örneğin, talibe gider, gülbengini verir ama o bir posta oturma, bir ocağı temsil etme yetkisine sahip değildir.

    “PİR-TALİP İLİŞKİSİ OCAKLARDA KURULMALI”

    -El verme ve rızalık Alevi inancının temelini şekillendiriyor. Toplumsal ve sosyal örgütlenmesini bu temel üzerine kuruyor. Binlerce dedenin olması bu rızalığı nereye koyuyor? Burada bir aşınma durumu söz konusu mu? Talibini tanımayan pir, pirini tanımayan talip var. Bu rızalık nasıl alınacak, nasıl oluşacak? 

    Turabi Saltık: Rızalık alıp vermek ocakta başlar, talibe yönelir. Talip pir arasındaki ilişkide de rızalık alınır, rızalık verilir. Bir ceme pir otururken, bir posta otururken bile o cemde bulunan halkın, topluluğun içine girer. Önce kendi özünü dara kaldırır. Eğer ki orada rızalık alırken, bir tek canımız dahi onda razı değilse o cemi bağlayamaz. Tak ki onu ikna edene kadar, rızalığını alana kadar. Ama bugün öyle mi? Öyle değil. Rızalık yok. Rızalık olmayınca da pir-talip ilişkisi bitti.

    Pir-talip ilişkisi ocaklarda kurulmalı. Ocaklar elzemdir. Pir-talip ilişkisi üzerinden sorunlar giderilmeli, yol sürekli sürdürülmeli. Toplumsal erkan, cemler, semahlar, yol düşkünlüğü gibi Aleviliğin yaşamı boyunca uyması gereken kuralları kendi ocağının pirleriyle, mürşidiyle çözmeli. Yoksa derneklerin disiplin kurullarıyla yürünmez, yürümediğini de görüyoruz işte.

    “MAAŞ ALAN DEDE TOPLUM İÇİNE ÇIKAMAZ”

    -Devlet Alevilerin sorunlarını çözmek, Aleviliği tanımak,eşit yurttaşlık haklarını vermek yerine Kültür Bakanlığı altında bir başkanlık kurdu. Bu başkanlık son olarak 4-5 Mayıs Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde ‘Dedeler Zirvesi’ yaptı. Dedelerin orada olmasını nasıl görüyorsunuz?

    Bu konunun evveliyatı da var. Yıllar önce cemevleri üzerinden İzzettin Doğan ve çevresi sürekli devletle temas halindeydi. İzzettin Doğan, Aleviliği Kültür Bakanlığı’na, Diyanet’e bağlanması için çalıştı. Ama Diyanet ve çevreleri, devlet Aleviliği inkâr ettiler. Sadece inkâr etmekle kalmadılar, asimilasyon politikalarını sürdürdüler.

    Günün sonunda Aleviliği Kültür Bakanlığı altında bir masaya bağladılar. Bir takım yol düşkünü diyebileceğimiz kendine dede dediğimiz kişiler de gitti. Alevilerin eşit yurttaşlık, cemevlerinin ibadethane olması gibi taleplerinin kabulü yerine 3-5 masa, sandalyeye, maaşa tamah eden bir noktada duruyorlar.

    Şimdi ‘Dedeler Zirvesi’ne gidenler ‘maaş bağlansın’ taleplerini orada da dillendirdiler. İşte o sözünü ettiğimiz rızalık almayan, yetişmeyen, donanımlı olmayan pirler, dedeler, ocakzadeler oraya tama etti, gittiler. Biz biliyoruz ki maaşla dedelik yapılmaz. Maaş alan dede olmaz. Pir bugüne kadar çıralıklarla Yol’u sürdürmüş, bugüne getirmiştir.

    ‘Dedeler Zirvesi’ne gidip ‘maaş bağlansın’ diyenlere karşı olan pirlerimiz var.

    “DERSİM’İ DÜŞÜRMEK İSTİYORLAR”

    -Dersim’de olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Turabi Saltık: Aleviliğin merkezi Dersim’dir. Dersim’i düşürmek istiyorlar. Dersim Aleviliğin bin yıldır Aleviliğin merkezidir.

    Önce Dersim’de çeşitli çalışmalar yaptılar. Köylere kadar cemevi açtılar, ilçelere girdiler. Geçmişte Düzgün Baba’da, Hozat’ta, Sarısaltık’ta benzer şeylerle siyasal iktidarla temasında olan, düşkün sayabileceğimiz insanları yanına aldılar.

    Dersim’de 4 Mayıs bizim için bir kara gündür; soykırımın, katliamın günüdür. Böyle bir günü bilinçli bir şekilde seçtiler. Oradaki üniversite çevresiyle, valilik çevresiyle, AK Parti iktidarıyla birlikte Dersim’e yöneldiler. Çünkü biliyorlar ki Anadolu’da Dersim ayakta kaldı. Dersim’i düşürürsek bütün Anadolu’da Aleviliği de düşürürüz.

    Ben de bir Ocakzade olarak bu anlayışı şiddetle kınıyor, protesto ediyorum.

    Devlet bu inatla bir yere gidemez. Geçmişte 300 tane dede topladılar, hacca götürmek istediler, bulamadılar. Başarılı olamadılar, başarılı da olamayacaklar. Çünkü Aleviliğe ters. Kendini parçalasalar da, maaş da verseler Alevilik maaşla yürümez. Maaş alan dede toplum içine çıkamaz. Toplumun rızalığını alamaz. Toplumun evine, talibin evine gidip o helal lokmayı da yiyemez.

    Yol, ikrar, Dar-ı Mansur’u rızalıkla getirmiştir. Ocak, Talip, Pir, Müşfik ilişkisiyle sürdürmüştür. Böyle devletin kanatlarının altına girerek bu şekliyle bir Alevilik yürümez. O Aleviler de Alevilerin nazarında yol düşkünü olabilecek düzeye gelmiş insanlardır.

    “BÜYÜK ALEVİ KURULTAYI YAPILMALI”

    -Alevi kurumları, bu toplantıya tepkilerini dile getirdiler. Bu tür oluşum ve politikalara karşı ne yapılmalı?

    Turabi Saltık: Alevi örgütlerine, federasyonlarına ve tüm Alevi toplumuna, Alevi entelektüellerine, yazarlarına, aydınlarına, gazetecilere, sanatçılara görev düşüyor.

    Diyanet’ten pay isteyenler var. Paysa bu cumhuriyet kurulurken Alevilerin temel malı, mülkü parasıyla kuruldu. Biz borcumuzu böyle almayız. Dedelere maaş olarak değil. Biz eğer ki para alırsak da köylerimizi yaparız, köprülerimizi yaparız, boşaltılmış köylerimiz var, yollarımız var, çeşmelerimiz var, okullar açarız, kültür merkezleri açarız, kütüphaneleri açarız, tarih çalışmaları yaparız. Biz belgesel, sinema, film çalışmaları yaparız. Yoksa dedeye tutup imam gibi maaş verdiğin zaman o dede olmaz, imam olur, müftü olur. Bunun da toplumda karşılığı olmaz.

    Bin yıldır her türlü baskı, şiddet, sürgün ve katliamlara rağmen Alevilik düşürülmedi. Bugüne kadar geldi. Kim üzerinden geldi? Ocaklar üzerinden, dergahlar üzerinden geldi. Pir, Talip ve Ocaklar üzerinden geldi. Rızalık kültürüyle getirdiler.

    Bugün de bana göre Alevi Pirleri, Alevi Ocakları, alanında entelektüelleri, sanatçıları, yazarları, araştırmacıları, örgütleri, cemevleri bir araya gelmeli, günlerce sürecek büyük bir kurultay yapmalı. Tıpkı, eee, 11., 12. yüzyılda yapıldığı gibi bir kurultay yapılmalı. Bu kurultayda Aleviliğin yarını nasıl olmalı? Alevilik yarına nasıl taşınmalı? Yaşayan bir Alevilik var. Yarına nasıl gider? Alevi hareketi, Alevi pirleri, Alevi örgütleri, yarını nasıl okuyacak? Savaşları nasıl okuyacak? Dünyayı nasıl okuyacak? sorularına cevap bulunmalı. Kurultayda kararlar alınmalı. Bu kararlar tabana örgütler aracılığıyla, pirler aracılığıyla, talipler aracılığıyla yansıtmalı. Ciddi bir çalışma içine girilmeli.

    Dünya 8 milyar nüfusa ulaştı. Bu 8 milyar insandan Alevileri kaç milyar insan tanıyor? 1 milyar insan tanıyor mu? Alevilerin Birleşmiş Milletler’de, insan hakları kuruluşlarında, uluslararası mahkemelerde, sorunlarını gündeme getiriyor mu?Tüm bunların olması için Dünya Alevi Birliği oluşturmalı.

    Aleviler böyle bir yol almalılar. Bu gidişe dur demeli. Aksi tatilde Aleviliğin içi boşaltıldı. Cemevlerin içi boşaltıldı. Cemevlerinde kitle kalmadı. Gençlik kalmadı. Kadın kalmadı.

    Alevilik geleceğe taşınmalı. Yarınki Alevilik ancak böyle kitlelerle, pir, talip, ocak, dergâh rızalığıyla yarına taşınır.

    Diren KESER/PİRHA

  • Zeynel Kete: Asimilatörlere vereceğimiz en iyi cevap ocaklarımızla birleşmektir! -VİDEO

    Zeynel Kete: Asimilatörlere vereceğimiz en iyi cevap ocaklarımızla birleşmektir! -VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın Dersim’de kültürel soykırım çalışması yaptığını vurgulayarak, “Barışın konuşulduğu bir dönemde Dersim’in tekrar yeniden koloni bölgesi olarak seçilmesine karşı verilebilecek en güçlü cevap tarihsel hakikatimizle yeniden ikrarlaşmak, ocaklarımızla birleşmektir” dedi.

    Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümünde, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’de 2 gün süren ‘Dedeler Zirvesi’ yapıldı. Yapılan toplantıya 130’a yakın dedenin katıldığı belirtilirken,toplantıya katılan dedelerin, “maaş”, “Diyanet’ten pay verilsin” gibi konuşmalar yaptığı ortaya çıktı.

    Alevi toplumu ve kurumlarının ise, toplantıya tepkiler yükselmeye devam ediyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı ve Şıx Çoban Ocağı evladı Pir Zeynel Kete, ‘Dedeler Zirvesi’ne dair sorularımızı cevapladı.

    “ABDÜLHAMİT’TEN DEVRALINAN BİR MANTIKTIR”

    PİRHA: Dersim’de, katliamın başlangış tarihi olan 4 Mayıs’ta Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından ‘Dedeler Zirvesi’ yapıldı. Bu ne anlama geliyor?

    Zeynel Kete: 4 Mayıs, Dersim toplumsal hafızasında, Dersimliler tarafında Roja Reş (Kara Gün) olarak tanımlanan bir gündür. Dersimliler buna Tertele demişler. Kavramlar çok önemlidir. Bu yönüyle kavramları kendi hakikatiyle buluşturmak lazım. Sistem de bunu biliyor. Yani Nehak anlayış diye tanımladığımız devletçi anlayış kavramların içeriğini ya boşaltır ya da halkların ulusal düzeydeki belirli günlerin, haftaların içlerini de boşaltmaya çalışıyor.

    Bu mivalde düşündüğümüzde 89 yıl önce alınan kararın yıl dönümünde anma yaptığı bir günde, Dersim’e çıkartma yapmaları öyle kendiliğinden, sıradan bir takvim değil. Yani şu söyleniyor: 89 yıl önce yapmış olduğumuz çalışma hala devam ediyor. Bize bunu söylüyorlar. Hala devam ediyor bu.

    4 Mayıs’ta Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı bünyesinde Dersim’e 81 il ve yurt dışında 130 tane ocaklara kayyum olarak atanacak, toplumsal meşruiyeti olmayan, kendi talibinden ve Reahaq coğrafyası toplumsallığından rıza almayan kesimlerle beraber yeniden bir kültürel soykırım çalışması yapılıyor.

    Aslında bu Abdülhamit’ten devralınan bir mantıktır. Çünkü Abdülhamit’in Kızılbaşları vardı. Abdülhamit kendi döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nun son bakiyesini kurtarmak açısından ne yaptı? Reahaq coğrafyasına özel olarak yetiştirdiği, bu inancı bilen, biraz daha halkla diyalog kurmaya çalışan, çok karşıtlık oluşturmayan özel olarak eğitilmiş asimilatörleri gönderdi.

    Bu coğrafyaya gönderilirken bir tarafta Emevi İslam’ı yumuşak bir şekilde anlatılarak işte bir sentez oluşturmaya çalışıyorlardı. Yapılmak istenen şudur. Dersim’de herhangi bir birey ve ocak evladı kendi tarihsel hakikatinden uzaklaştığı anda aslında kendi Kürtlüğünde de uzaklaştı. Bunu nereden biliyoruz? Bunu raporlarda biliyoruz. İster askeri olsun, ister bürokrat olsun, o dönemde çeşitli uzmanların yazmış olduğu raporların hepsi ortak akıl şudur. Reahaq ve Kürtlük birbiriyle bağlıdır. Eğer gerçekten de Reahaq’tan uzaklaşırsa, ana dilini, kültürünü, inancını unutursa, Kürtlüğünü de unutur. Asıl proje budur.  Abdülhamit’ten devir alınan bir proje. 4 Mayıs’a denk gelmesi de bundan dolayıdır. Devlette devamlılık esastır mantığı bu anlama geliyor.

    Ama şu bilinsin Dersim döneminde de halkın ve bu coğrafyada yaşanan binlerce yıllık komünal kültürün dışında hareket eden Nehakla anlaşanlar o günde lanetleniyordu, bugünde lanetleniyor.

    Bizler Reahaq evlatları olarak pirler, mürşidler, ocağımızın toplumsal hafızası cem erkanı yürüttüğü zaman cem meydanında bulunan talip topluluğunda rızalık almadan cem meydanı açılmıyor. Şimdi siz talip topluluğundan rızalık almadınız, ocağınızdan rızalık almadınız, pirinizde, mürşidinizde, rayberinizden, müsahibinizden rızalık aldınız mı? Almadınız. Toplumsal hürriyetiniz var mı? Yok.

    “PİR-TALİP TOPLULUĞU YENİDEN İKRARLAŞMALIDIR”

    -Toplantıya katılanlarda ocak evladı, karşı çıkanlarda. Pir-Talip ilişkisi bu örneğe bakarak yeniden mi güncellenmeli?

    Zeynel Kete: Katılanlara baktığımızda, büyük bir bir kesimi bu inancın takip ettiricisi ocak evlatlarıdır. Dersimli olan var, Adıyamanlı olan var. Reahaq coğrafyasında olanlar vardır. Bunların bir kısmı cemevlerinde zaten hali hazırda cemevi başkanıdırlar. Yıllardır bu asimilasyon anlayışına hizmet etmişlerdir. Fotoğrafta gördüklerimin %90’ı zamanında Cem Vakfı kültüründen gelmiş. Oradan icazet almış. Belki bir kısmı da ocak evladı da olmayabilir. Çünkü o dönem kendilerine bir yazıyla el veriliyordu.

    Pir-Talip topluluğunun yeniden ikrarlaşması, ocak kültürünün yeniden canlanması için ne yapmalıyız? Bu çok önemli bir sorundur. Bütün asimilasyon politikalarına rağmen hala devlet Dersim’de eğer ocağa yöneliyorsa o zaman şunu sormalıyız. Niye ocağa yöneliyor? Demek ki hala çekindiği bir nokta var. Hala ocakta direnen bir damar var. İlerisi için bu damarın emen kesminin bakası için riskli olabileceğini tahmin ettiklerinden dolayıdır ki buna yöneliyorlar. Çünkü hakikat nerede kaybedilmişse oradan aranacak. Hakikat nerede ser verirse de oraya da yöneliyorlar.

    İnşa süreci geçmişin ne olduğu gibi ne de modernizmin içinde boğdurtmak. Ama mümkün mertebe bu hakikati devam ettiren yol evlatlarının hepsi talip topluluğuna gitsinler. Taliplerle görüşsünler. Tekrar yeniden taliplerini kayıt altına alsınlar. Müsahiplik, pirlik, mürşüdlük, rahberlik ikrarlı yeniden tazelesinler. Herkes bulunduğu bölgedeki kutsal hafızalarıyla yeniden ilişkilensin. Ana diliyle cem erkanları yürütülsün. Jiyar diyarlara gidilsin.

    Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı ve bir ocak evladı olarak son dönemlerde yapmış olduğumuz geleneksel erkanlarımızda halkımızın kendi tarihsel hafızasına, analarının anılarına, diline müthiş bir ilgisi var. Cemleri yürüttüğümüzde hepsi böyle büyük bir duygu seli içinde. Geçmişle tekrar yeniden ikrarlaşmak, bağ kurmak arayışı vardı. Çünkü modernizm bu konuda ciddi sorun yarattı ve mevcut sistem içileşen dernek hattı da çökmek üzeredir. Bu çerçevede halkta güçlü bir arayış var.

    “OCAK PİRLERİ KENDİ TALİPLERİNİ ARSIZA DÜŞÜRMESİNLER”

    -Fiziksel kırımın yanında bir de inançsal kırım yanı var. Dersim’de ve genelde Alevilikle ilgili nasıl yürütülüyor?

    Buraya katılanlardan basına yansıyan fotoğrafları da gördüğüm kadarıyla ben kadın görmedim. Yani oraya topladıkları o asimülatörler, Yol’un hafızası bunlara düşkün diyor. Yol’un hafızası kendi talibinden, pirinden, mürşidinden rızalık almadan yol adına bu tip çalışmalara katılan Nehak’ın sofrasına gideni, bağdaş kuranı asla ve asla kabul etmez. Pirlerimiz bize diyorlardı “Ey can, yolunu arsıza, hırsıza, nursuza düşürme. Muhannete gitme. Kadı darına varma.”

    Eğer Dersim’deki pirler, mürşidler, rayberler hakikati kendisine yol edinen ve Yol’a ikrar veren canlar tarihsel misyonlarını oynayabilselerdi Reahaq Alevi inancındaki o komünal, demokratik, ahlaki, politik inancı hafızayı güncelleyebilselerdi bugün bunlar olmazdı. Devlet devletliğini yapıyor zaten. Sorunun en büyük nedeni biziz.

    Bir çağrıda bulunuyorum: Ocak pirleri kendi taliplerini arsıza düşürmesinler.

    “VERECEĞİMİZİ CEVAP HAKİKATİMİZLE TEKRAR YENİDEN İKRARLAŞMAK, OCAKLARIMIZLA BİRLEŞMEKTİR”

    -Dersim’in üzerinden bu kadar politika uygulanmasını neye bağlıyorsunuz. Neden Dersim?

    Ulus devlet anlayışı kendisini inşa ederken kendi muteber vatandaşını yaratmış. Bir de muteber olmayan vatandaşını yaratmıştı. Şimdi muteber olmayan vatandaşı Kürt’tür. Kürtçe konuşur. Alevidir, Bektaşi’dir. Dersim etnik yapı olarak tekçi anlayışa uymuyor. Kürt’tür. İnanç olarak, etno-dinsel yapı olarak uymuyor. İnanç olarak da yine bu tekçi anlayışın belirlemiş olduğu inancın çizgisinin dışındadır. Çünkü Hakk inancıdır. Burası Kürt, Reahaq inancının ser çeşmesidir.

    Böylelikle imparatorluklar döneminden Cumhuriyet modernitesine kadar Dersim’e bir yönelim olmuş. Ama en planlı, programlı yönelim ulus-devlet dönemi yani cumhuriyet modernitesi döneminde olmuştur. Bu minvalde Dersim’in çok değerli ozanı Şeyh Gazi’nin konuyla ilgili bir sözü vardır; İmparatorluklar döneminde de, Cumhuriyet döneminde de, Tanzimat döneminde de bize düşen katliamdı, ölümdü. İşte neden Dersim? sorusunun cevabı buradadır.

    Çünkü Dersim’de bu coğrafyada geleneksel damar var. Aryenik damar bu coğrafyada güçlüdür. Kürtlük damarı güçlüdür. Kültürel direniş damarı güçlüdür. Yani bir atom zerresi kadar da olsa bile bu kültürel direniş damarı, bu kaç bin yıllık Aryenik kültür, Reahaq kültürü bu coğrafyada yeniden filizlendiğinde, tarihsel hakikatiyle bütünleştiğinde gerçekten de güçlü bir direniş sergiledi.

    Ezidiler için Lâleş neyse, Müslüman camia için Mekke neyse Kürt Alevi inancının ser çeşmesi Dersim’dir. İç Anadolu’daki bir kesim Bektaşilerin merkezi de Hacı Bektaş’tır.

    Dersim düşürüldüğünde, Dersim hakikatinden uzaklaştırıldığında, Dersim karşıt Alevilikle donatıldığında, Türk İslam Aleviliği Dersim’e egemen olmaya başladığında bir coğrafyada yok edilir. Eğer Dersim’i çökertirlerse, tarihsel hakikatinden uzaklaştırırlarsa, ciddi boyutuyla Malatya, Adıyaman, Sivas, Elazığ, Erzincan gibi yerleşkelerdeki Kürt-Alevi inancı da yok edilir. Hafıza burasıdır. Bu saydığımız çeperdeki illerdeki bütün ocakların yeri de burası. 12 ocağın ziyaretlerinin merkezleri burasıdır. Kadim yer burasıdır. Mekan burasıdır. Siz bir toplumu mekansız bıraktığınızda, hafızasız bıraktığınızda doğal olarak mekansız kaldı mıydı, hafızasız kalır. Hafızasız kaldı mıydı, çok rahatlıkla üzerinde deney yapabilecek bir kadavraya döndürebilirsiniz.

    Barış döneminde, Abdülhamit’ten beri devralınan raporlardaki hareketlerden alınan feyzle bugün Dersim’e yönelimesi ahlaki değil. Bu süreçte Dersim’deki pirler, ocak evlatları kendi enerjilerini rıza toplumuna, ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş olarak yaşamaya harcasalar, ikrarlı ve rızalı yaşamı daha rahat inşa edebiliriz.

    Barışın konuşulduğu bir dönemde Dersim’in tekrar yeniden koloni bölgesi olarak seçilmesine karşı da verilebilecek en güçlü cevap tarihsel hakikatimizle tekrar yeniden ikrarlaşmak, ocaklarımızla birleşmektir. Dersim bu konuda doğasıyla, toprağıyla, taşıyla, tarihsel hafızasıyla ve diliyle yeniden ikrarlaşarak bu karşıt çalışmayı boşa çıkara bilmelidir.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Seher Şengünlü Yılmaz’dan ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki: Hakikatin üzerini protokol toplantılarıyla örtemezsiniz!

    Seher Şengünlü Yılmaz’dan ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki: Hakikatin üzerini protokol toplantılarıyla örtemezsiniz!

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Dersim’de yapılan ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki göstererek, “Alevi toplumunun asıl talebi; inancının devlet denetimine alınması, maaş karşılığı şekillendirilmesi ya da kurumsal müdahalelerle yeniden dizayn edilmesi değildir. Talebimiz açıktır: eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü, cemevlerinin anayasal güvenceye kavuşması ve geçmişle samimi bir yüzleşmedir” dedi.

    Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümünde, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’de 2 gün süren ‘Dedeler Zirvesi’ yapıldı.  Yapılan toplantıya 130’a yakın dedenin katıldığı belirtilirken, Alevi toplumu ve kurumlarından toplantıya tepkiler yükselmeye devam ediyor.

    “KATLİAMA DAİR TEK BİR SÖZ EDİLMEDİ!”

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde ‘Dedeler Zirvesi’nin yapılmasının bir mesaj içerdiğini belirterek, ” 4 Mayıs; canlarımızın katledildiği, ocaklarımızın söndürüldüğü, inancımızın ve kimliğimizin hedef alındığı bu kara tarihtir. Bu topraklarda hâlâ dinmeyen acının, yüzleşilmeyi bekleyen tarihsel bir yaranın yıldönümünde; Dersim’de yaşanan katliama, sürgünlere, kayıplara ve devlet eliyle yürütülen asimilasyon politikalarına dair tek bir söz dahi edilmemesi kabul edilemez” dedi.

    “ALEVİLİKTE İNANÇ ÖNDERLİĞİ DEVLET MEMURLUĞUNA İNDİRGENEMEZ”

    Vahim olanın, toplantının ana gündeminin dedelere maaş bağlanması olduğunu dile getiren Seher Şengünlü Yılmaz, “Alevi inancının özüne ve tarihsel bağımsızlığına gölge düşürecek bir çerçevede ele alınmış olmasıdır. Alevilik’te inanç önderliği devlet memurluğuna indirgenemez. Pirlik, dedelik ve analık makamı hakikat yolunun rızalıkla taşınan emaneti; toplumsal ikrarla yürütülen bir hizmettir. Bu değerler ne makamla ne maaşla tarif edilebilir” diyerek tepkisini ifade etti.

    “DERSİM’İN ACISINI GÖRMEZDEN GELEREK, HAKİKATİN ÜZERİNİ PROTOKOL TOPLANTILARIYLA ÖRTEMEZSİNİZ”

    “Dersim, hafızadır. Dersim, hakikatle yüzleşme çağrısıdır” diyerek sözlerini sürdüren Seher Şengünlü Yılmaz, şunları belirtti:

    “Dersim’de, Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde susmak; sadece tarihe değil, o tarihte yitirdiğimiz canlara ve bugün hâlâ adalet bekleyen toplumsal hafızaya da sırt dönmektir.

    Alevi toplumunun asıl talebi; inancının devlet denetimine alınması, maaş karşılığı şekillendirilmesi ya da kurumsal müdahalelerle yeniden dizayn edilmesi değildir. Talebimiz açıktır: eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü, cemevlerinin anayasal güvenceye kavuşması ve geçmişle samimi bir yüzleşmedir.

    Dersim’in acısını görmezden gelerek, hakikatin üzerini protokol toplantılarıyla örtemezsiniz. Hafızayı susturamaz, rızalık üretmeden meşruiyet sağlayamazsınız. Dersim’i anmadan Dersim’de konuşmak, hakikati eksik bırakmaktır. Hakikat er ya da geç sözünü söyler.”

    PİRHA/ANKARA

  • Devletin tarif ettiği yerde Alevilik yok!

    Devletin tarif ettiği yerde Alevilik yok!

    PİRHA- Kasım 2022’de kurulan ve Aleviler tarafından “Alevi Diyaneti” olarak tanımlanan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, devletin Alevilerin taleplerine verdiği “kurumsal yanıt” olarak sunuldu. Aradan geçen yaklaşık üç yılın ardından tablo netleşti: Cemevleri hâlâ ibadethane değil, Alevilik hâlâ tanınmıyor. Devlet hizmetten söz ederken, Alevi toplumu bu süreci tanınmadan yönetilmenin yeni bir biçimi olarak görüyor.

    Kasım 2022’de kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, devletin Alevilerin yıllardır dile getirdiği taleplere verdiği “kurumsal yanıt” olarak sunuldu. Resmî söylemde bu adım “tarihi bir eşik” olarak tanımlandı; Alevilere yönelik ilk kez doğrudan bir kamu mekanizması oluşturulduğu vurgulandı.

    Aradan geçen yaklaşık üç yıl, bu iddianın neden Alevi toplumunda karşılık bulmadığını açık biçimde ortaya koydu. Çünkü Alevilerin temel talepleri başından beri netti:

    Eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınması.

    İktidarların hak arayan toplumsal kesimler için uyguladığı “böl-parçala-yönet” politikası Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden uygulamaya kondu. Kurulduğu ilk günden itibaren Türk-İslam vurgusu üzerinden yol çıkan başkanlık, Alevilerin kutsallarına ve etkinliklerine yöneldi. Hacı Bektaş Veli portresini tahrif eden başkanlık, Alevi toplumunun on yıllardır kendi öz kaynaklarıyla ortaya çıkardığı etkinliklere “alternatif” üretme derdine düştü. Toplum tarafından karşılık bulmayan bu girişimler tepkiyle karşılandı.

    TANIMADAN DÜZENLEME ÇELİŞKİSİ

    Başından itibaren temel bir çelişki vardı:

    Devlet, Aleviliği tanımadan Alevilik adına düzenleme yapmayı tercih etti.

    Bu çelişki yalnızca hukuki tanıma meselesiyle sınırlı kalmadı. Başkanlığın kuruluş mantığı, Aleviliği devletin çizdiği sınırlar içinde tanımlama ve yeniden çerçeveleme eğilimini de beraberinde getirdi. Devlet, Aleviliği bağımsız bir inanç olarak değil; İslam içi bir mezhep ve kültürel unsur olarak konumlandırmayı tercih etti. Başkanlığın söylem ve faaliyetlerinde, Aleviliğin özgün inanç referansları yerine İslam’la ilişkilendirilen bir anlatının öne çıkması bu yaklaşımın somut göstergesi oldu.

    “HİZMET” VAR, HAK YOK

    Başkanlığın üç yıllık faaliyetleri devlet tarafından “somut icraatlar” başlığı altında sıralanıyor:

    • Cemevlerinin elektrik ve su giderlerine destek
    • Bakım, onarım ve altyapı çalışmaları
    • Cemevlerinde görev yapanlara yönelik sosyal güvence tartışmaları
    • Alevi-Bektaşi kültürüne ilişkin yayınlar ve etkinlikler

    Kültür ve Turizm Bakanlığı bu süreci şu sözlerle savunuyor:

    “Cemevlerinin ihtiyaçlarının karşılanması, vatandaşlarımızın kamusal hizmetlere eşit erişimi açısından önemlidir.”

    Devlet gücünü kullanarak, cemevlerinin sandalye, masa, çimento ihtiyacını karşılamayı “somut icraat” olarak lanse eden başkanlık, Alevi toplumuna yönelik, katliam ve nefret söylemlerine karşı üç maymunu oynadı.

    Alevi kurumlarına göre bu tablo, sorunun özüne dokunmayan idari bir düzenlemeden ibaret. Üstelik bu yaklaşımın ortak bir paydası var: Alevilik, tüm referanslarıyla birlikte İslamî çerçeveye eklemlenen bir yapı olarak ele alınıyor.

    Üç yılın sonunda değişmeyen gerçekler ise şöyle sıralanıyor:

    • Alevilik resmî bir inanç statüsüne kavuşmadı
    • Cemevleri ibadethane olarak tanınmadı
    • Zorunlu din dersleri kaldırılmadı
    • Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tekçi yapısı tartışmaya açılmadı

    KENDİNE BAĞLI DEDE GİRİŞİMİ: SOSYAL GÜVENCE Mİ, BAĞIMLILIK MI?

    Aleviliğin bugüne gelmesinin ana halkası olan Pir-Talip kurumu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın temel yönelim alanı oldu. Rızalık üzerine kurulu olan inancın temeli “gri pasaportlu dedeler” ve “maaşlı dedeler” girişimiyle ortadan kaldırılmak istendi.

    Resmî makamlar bu adımları “sosyal güvence” olarak tanımlıyor. Başkanlık cephesinden yapılan değerlendirme şu yönde:

    “İnanç önderlerinin yaşam koşullarını iyileştirmek devletin sorumluluğudur.”

    Ancak Alevi inanç önderleri ve kurumları bu yaklaşımın Aleviliğin tarihsel ve toplumsal yapısıyla bağdaşmadığını savunuyor. Bir dede durumu şu sözlerle özetliyor:

    “Bizim rızalığımız devletten değil, talipten gelir. Devlete bağlı dede, yol süremez.”

    ÜÇ YILIN ARDINDAN ASIL SORULAR

    Aradan geçen üç yıla rağmen şu temel sorular hâlâ yanıtsız:

    • Alevilik neden hâlâ tanınmıyor?
    • Cemevleri neden ibadethane sayılmıyor?
    • Zorunlu din dersleri neden devam ediyor?
    • Devlet, Alevilerle yüzleşmek yerine neden onları “idare etmeyi” seçiyor?

    ÜÇ YILIN BİLANÇOSU

    Devlet açısından:

    – Hizmet sunuldu, idari bir mekanizma kuruldu.

    Aleviler açısından:

    – Tanıma yok, eşitlik yok, hak yok.

    Aleviliği tanımadan yapılan her düzenleme, çözüm değil; inancı devlet aklıyla yeniden tanımlama girişimidir.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dede Kazım Açıktepe: Dedeler cemlere gelen canlara Yolu, erkanı anlatmalı-VİDEO

    Dede Kazım Açıktepe: Dedeler cemlere gelen canlara Yolu, erkanı anlatmalı-VİDEO

    PİRHA- Dede Kazım Açıktepe, geçmişte yapılan cemlerde her talibin piriyle karşılıklı ikrar vererek cemlerin yürütüldüğünü ancak günümüzde yapılan cemlerin ise pir-talip ilişkisi olmadığı ve ceme katılanlar birbirlerini tanımadığı için formaliteden öte bir anlam teşkil etmediğini kaydetti. 

    Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Kazım Açıktepe, geçmişte ve bugün yürütülen cemlere ve Alevi inancındaki işleyişe ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “CEME GELEN CANLARA ALEVİ RİTÜELLERİNİN ANLATILMASI LAZIM”

    Geçmişte her talip, pir birbirine ikrar verdiği için ondan rızalık almasına gerek olmadığını belirten Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Kazım Açıktepe, “Bugün ben buradaki toplumla ilk defa karşı karşıya geleceğiz. Ne o toplum benim yaşamımı ne de ben onların yaşamını biliyorum. Elbette ben o toplumdan rızalık almam lazım” dedi.

    Ceme gelen insanlara Alevi ritüellerinin anlatılması gerektiğini vurgulayan Açıktepe, şunları ifade etti:

    “Ceme gelen canlara darları, lokmayı, düşkünlüğü, müsahipliği, 4 kapı 40 makamı, rıza şehrini, gaganı, Xızı’ı, Newroz’u, yardımlaşmayı, dayanışmayı, bu Yolu, erkanları anlatmak gerekir.

    “GÜNÜMÜZDEKİ CEMLER CEM OLMAKTAN ÇIKTI”

    Bugün yapılan cemler cem olmaktan uzaklaştı. Çünkü şöyle bir şey var. Biz rızalık alıyoruz, yan yana oturmuşlar ama kimse birbirini tanımıyor. Formalite icabı gibi bir durum oluyor. Birbirinin omzunu öpüp ‘razıyım’ diyor. Bu metropolde yaşıyoruz hiç mi birimizin eksiği yok. 10 yıldır benim de böyle bir gözlemim var. Kendim dahil böyle bir şeyi yapmadık, oysa bunu uygulamamız lazım. Düşkün, müşkül olmasa da yapmak lazım. Bunu katıldığım cemlerde dedelere önerdim. Böyle bir uygulamayı yapalım ki bu insanlar görsün. Bu nasıl yapılıyor, cezası nedir? Nasıl uygulanıyor? Ne oluyor? Bunları cemlerde yapmamız, uygulamamız lazım.”

    “BAZI DEDELER TALİPLERİNİ CAMİYE GÖTÜRMEYE ZORLUYOR”

    Her talibin kendi pirini mutlaka bulması gerektiğini vurgulayan Açıktepe, “Her ne kadar zaman zaman dedelerimiz eleştirilere maruz kalıyorsa da bu yolu bugüne kadar getiren gene o taliple dedenin gönül birliğidir, ikrardır” dedi.

    Bazı ‘dedeyim’ diyenlerin taliplerini camiye götürmeye çalıştıklarını belirten Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Kazım Açıktepe, “Sonuçta cemevleri siyasete bulaştı. Bir kişi hem başkan, hem dede, hem meclis üyesi böyle bir şey olmaz. Tunceli’de cemevi dedesi, hem cemevi başkanı, hem Sosyal Hizmetler İl Müdürü. Milleti işe alıyor, işten kovuyor. Biz bunlarla nereye gideceğiz?” diye belirtti.

    “PİR HABER AJANSI ALEVİ CAMİASININ HEM GÖZÜ HEM KULAĞI HEM DE DİLİ”

    Bu arada, Pir Haber Ajansı’nın (PİRHA) varlığından mutlu olduğunu belirten Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Kazım Açıktepe, “Pir Haber Ajansı Alevi camiasının hem gözü, hem kulağı, hem de dilidir” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Kızıldeli Ocağı mensubu Ali Pala: Taliplerin başında artık eskisi gibi dede yok-VİDEO

    Kızıldeli Ocağı mensubu Ali Pala: Taliplerin başında artık eskisi gibi dede yok-VİDEO

    PİRHA- Antalya’da yaşayan Kızıldeli Ocağı mensubu Ali Pala, geçmişte köylerde yapılan cemlerde küskün ve kavgalı olanlar barıştırılmadan cemlerin başlamadığını belirterek, “Şehirlerde yapılan cemlerde öyle bir şey yok. Şimdi talip de kalmadı dede de yok” dedi.

    Uzun yıllar Adana’da yaşadıktan sonra 80’li yıllarda Antalya’ya yerleşen Kızıldeli Ocağı rehber torunu Ali Pala, geçmişte ve bugün yürütülen cemlere ve Alevi inancındaki işleyişe ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ESKİDEN BÜYÜĞÜN KÜÇÜĞE SEVGİSİ, KÜÇÜĞÜN BÜYÜĞE SAYGISI VARDI”

    Eskiden cemlerin çok güzel olduğunu, büyüklerin küçükleri sevmesini, küçüklerin de büyükleri saymasını çok aradığını belirten Kızıldeli Ocağı mensubu Ali Pala, “Evvelde cem olacağı zaman dedemiz köye geldiğinde rehbere söylerdi. Rehber ve gözcü de bizim aşireti toplar en geniş bir odada cem yaparlardı” dedi.

    “CEME BAŞLAMADAN MÜŞKÜLLÜKLER GİDERİLİRDİ”

    Cem başlamadan önce küskünler varsa, kavga edenler varsa barıştırıldıktan sonra cemin başladığını söyleyen Pala, “Şimdi öyle bir şey yok. Eski cemler daha güzeldi. Bizim ocağımızda Haydar dede her şeyi bilen bir dedeydi. Kızıldeli Ocağı’ndan geldiğimiz için bize deli derlerdi. Haydar dede elini tertemiz yıkardı, kaynayan aşurenin içine elini sokup karıştırıp bir tane üzüm tanesi alıp ağzına koyar, ondan sonra lokmayı dağıtın derdi” diye belirtti.

    “DEDE, ESKİDEN HAKKULAHI REHBER VE DÜŞKÜNLE (FAKİR) BÖLÜŞÜRDÜ”

    Eskiden cemlere herkesin adağını alıp gittiğini belirten Pala, “Canlar cemde niyaz ederlerdi, getirdikleri hakkulahlarını üçe bölerlerdi. Biri rehberin, biri düşkünün (fakirin), biri de dedenin. Yani dedeye gönüllerinden ne koparsa hakkulahını verir, diğerini ise milletle paylaşırlardı, cemaatle yerlerdi. Şimdi dedeler hepsini kendi alıp gidiyor. Hiç düşkünü sormuyor” diye ifade etti.

    Cemleri, perşembeyi cumaya bağlayan akşam yaptıklarını hatırlatan Pala, “Birini dışarı gözcü bırakırlardı. Bekçi geldiğinde hemen haberdar ederdi. Sazı, sözü keserlerdi. Bekçiler gittikten sonra tekrar cem başlardı. Eski cemler nerede şimdiki cemler nerede! Bize Allah akıl, fikir, düşünce, her şey vermiş ama o yolda gitmiyoruz ki. Şimdi talip de kalmadı zaten dede de yok. Dede var ama ocaklarına kurban olayım, hep menfaat peşinde” diye konuştu.

    Taliplerin başında artık dedenin olmadığını belirten ve bunu bir örnekle açıklayan Ali Pala, “Bir ilkokulda öğretmen olmazsa çocuklar ne yaparlar? Bizde de öyle işte. Dede olmadı mı talip de kendi yolunu kaybeder” ifadesini kullandı.

    “MÜSAHİPLİK DÖRT CANIN BİR CAN OLMASIDIR”

    Aleviliğin olmazsa olmazlarından biri olan musahiplik ile ilgili konuşan Pala, şunları dile getirdi:

    “Musahiplikte dört can bir can olur. Musahip deyip de geçmeyin. Musahip eğer iyiyse ne güzel, kötüyse zaten onun günahıyla gidersin. Musahipten birisi aç veya parası yoksa diğer musahip ona para verir ya da ayakkabısını, her şeyini alırdı. Musahip dedin mi can kardeş, ahiret kardeşidir. Musahip suç işlediği zaman dedenin kurdurduğu mahkemeyle ceza uygulanır. Musahibin bir davar (koyun) alacak parası yoksa bir kilo elma, varlıklı ise bir koyun getirip burada Hakk lokması olarak keserdi.”

    “OCAK MENSUBU KİŞİLER KESİNLİKLE BOŞANMAZ, BOŞANIRSA  7 SENE CEME GİREMEZDİ”

    Ali Pala, Ocak mensubu kişilerin evliliklerinde kesinlikle boşanmaların olmadığını hatırlatarak, “Evliler boşandığında ceme giremezdi. Çünkü düşkün olurdu. Ona 7 sene ceme girmeme cezası verirlerdi. Ceza olarak da hayır işleri yaptırılır, kusurunu örtecek şeyler yaptırırlardı. Zamanı geldiğinde tamam sen cemaate girebilirsin, derdi. Dede, cezalı, boşanmış kişiyi, iyi işler yapıyorsa affederdi, iyi işler yapmıyorsa meclise almazdı” diye ifade etti.

    “OCAK MENSUBU OLUP HAKK’A YÜRÜYEN KİŞİNİN EŞİ KESİNLİKLE EVLENEMEZ”

    Ocak mensubu evli kişilerin, Hakk’a yüründüğünde kesinlikle evlenmediğini belirten Kızıldeli Ocağı mensubu Ali Pala, babasının genç yaşta Hakk’a yürüdüğünü belirterek şu bilgileri aktardı:

    “Benim babam 35 yaşında Hakk’a yürüdü. Benim anam 5 çocuğu olan bizleri büyüttü. Evlenmek yok. Katiyen kadın da erkek de evlenemez, hoş karşılanmazdı. Evlenirlerse cemlerden dışarı çıkarırlar, ceme hiç yaklaştırmazlardı. Selam vermezler, alışveriş yapmazlar, su bile vermezlerdi.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Zakir Göger: Bazı dedeler rızalık almadan posta oturuyor – VİDEO

    Zakir Göger: Bazı dedeler rızalık almadan posta oturuyor – VİDEO

    PİRHA-Zakir Hasan Göğer, geçmişte köylerde görgü ve musahiplik cemleri yapıldığını belirterek “Şehirlerde ne görgü ne de müsahiplik cemleri yapılıyor. Bazı dedeler var ki rızalık almadan posta oturuyor” eleştirisinde bulundu.

    12 yıl boyunca cemevlerinde zakirlik yapan Hasan Göğer, cem erkanlarındaki değişime dikkat çekti. Göğer, geçmişte köylerde yürütülen cem erkanları ile kentlerde yürütülen cem erkanları arasındaki farkları anlattı.

    “KÖYLERDE YAPILAN CEM ERKANLARI ÇOK FARKLIYDI”

    İstanbul’da 47 yıl yaşadığını ve doksanlı yıllarda cemevleri kurulduğunda Yeni Bosna Cemevinde zakirlik hizmetine başladığını belirten Hasan Göğer, “Köylerde yapılan cemlerle İstanbul’dakiler biraz daha farklı. Pirler, mürşitler, rehberler, o zamanlar köyde yaptıkları cemlerde küskünlükleri, dargınlıkları giderirdi. Pirler, mürşitler, rehberler Hakk, Muhammed, Ali yoluna hizmet ederken Yol’undan dışarı çıkmazdı. Yalan konuşmazdı, kul hakkı yemezdi” diye belirtti.

    “12 YIL ZAKİR OLARAK HİZMET YAPTIM”

    19 Yaşına kadar Erzincan’da yaşadığını aktaran Göger “Şehirlerde 90’lı yıllara kadar cem cemaat yoktu. İlk cemevi İstanbul’da Yeni Bosna Cemevi olarak kuruldu. Biz sevincimizden uçuyorduk. ‘Çok şükür ki bizim cemevlerimiz kuruldu’ diye seviniyorduk. Daha sonraları cemevinde dedelik ve zakirlik eğitimleri açıldı. Seyit evladı olan kişiler, pirler tarafından eğitildik. Zakirliğe heves eden kişiler olarak bizler de zakirlik eğitimi aldık.  Bu Yol’da 12 yıl hizmetimi yaptım” diye ifade etti.

    Eskiden köylerde görgü cemleri, musahiplik cemleri yapıldığını, şehirlerde ise bu cemlerin hayat bulmadığını belirten Göğer, “Şehirlerde kimsenin kimseden haberi yok. Sadece ceme gelip toplanılıyor. Dede oraya gelenlere ‘birbirinizden razı mısınız?’ diyor ceme katılan dargın, küskün olanların bazıları söylüyor, bazıları da dara kalkmamak için ‘razıyız’ diyorlar” dedi.

    “GENÇLERİN CEMEVLERİNE GELMEMELERİNİN NEDENİ BİLİNÇSİZ DEDELER”

    Bazı dedelerin rızalık almadan posta oturduğunu da belirten Zakir Hasan Göğer, şöyle devam etti:

    “Gençlerin cemevlerine gelmemesi en başta bilinçsiz pirler ve dedeler sebebiyledir. Gençlere bir şey veremiyor, bu yüzden gençler cemevine gelmiyorlar. Ayrıca baba, anne Alevilik eğitimi almadığı için evladına bir şey öğretmiyor ki gençler de ne yapsın. Suçlu mu gençler? Gençlerimizin hatası yok, suç büyüklerde. Bu nedenle de gençler televizyon çıkmış, internet çıkmış bunlarla meşgul oluyorlar. Biz gençlerimizi eğitmesini bilmiyoruz. Güzel bir şey vermeyi bilemediğimiz için gençlerimiz bu duruma düştü. Ben kendimizi suçluyorum. Gençlere suç bulmuyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • ‘Aleviler olarak ne kadar büyük bir tehlikenin içerisindeyiz, hatırlatıyorum!’-VİDEO

    ‘Aleviler olarak ne kadar büyük bir tehlikenin içerisindeyiz, hatırlatıyorum!’-VİDEO

    PİRHA- Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın siyasi bir çıkar ve asimile amaçlı kurulduğunun altını çizen Okmeydanı Cemevi’nden Baba Mansur Ocağı dedesi Eren Yıldırım, “Bugün gelinen noktada bu başkanlığa atanan yeni daire başkanının da eylem ve söylemlerini incelediğimde ne kadar büyük bir tehlikenin içerisinde olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak istedim” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen gece yarısı kararnamesiyle Hazine ve Maliye Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı müdürlüklere çok sayıda atama yaptı. Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun eski danışmanı Ali Arif Özzeybek’in başkanı olduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ise ülkücü olarak bilinen Ali Rıza Özdemir atandı. Böylece Ali Arif Özzeybek görevden alınmış oldu.

    MHP destekli AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Alevi toplumu açısından tartışmalı bir isim olan ülkücü Ali Rıza Özdemir’in getirilmesi tepkileri iyice alevlendirdi.

    Aleviler ve örgütlü oldukları Alevi kurumları, maaşlı dedeler arayışına giren Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir asimilasyon merkezi haline geleceğini başından beri vurguluyor.

    “TEHLİKELİ BİR SÜRECE GİRDİK!”

    Baba Mansur Ocağı evladı, Okmeydanı Cemevi dedesi Eren Yıldırım, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın misyonunun Alevileri asimile etmek olduğunun altını çizerek, “Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” ilan edilmeden önce Cumhurbaşkanı’na bir Alevi dedesi olarak ilettiğim çağrı yerini bulmadı ve tam da dediğim gibi siyasi bir çıkar ve asimile amaçlı bir başkanlık kuruldu. Ve bugün bir sene sonra gelinen noktada bu başkanlığa atanan yeni daire başkanının (Ali Rıza Özdemir) eylem ve söylemlerini de incelediğimde ne kadar büyük bir tehlikenin içerisinde olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak istedim” dedi.

    “CEMEVLERİMİZ RESMEN TANINSIN, DERGAHLARIMIZ GERİ VERİLSİN

    Yıldırım, Alevilerin ibadetinin cem, ibadet yerinin de cemevi olduğunun vurgulayarak, “Alevilerin, Bektaşilerin, Kızılbaşların davası, Hak’tan, emekten, paylaşımdan, dayanışmadan, barıştan, özgürlükten, insan haklarından yana, adaletli bir dünya kurmaktır. Buna da inancımızda rıza şehri diyoruz. Gönlümüzdeki rıza şehri için, yaşadığımız her yerde, her coğrafyada eşit yurttaşlık istiyoruz. İbadethanelerimiz olan cemevlerimiz resmen tanınsın. Dergahlarımız geri verilsin. Çocuklarımıza okullarda kendi inancı olmayan inançlar öğretilmesin. Ve çocuklarımızın asimile edilmeye çalışılmasına son verilsin istiyoruz. Üstelik kendimiz için istediğimiz her şeyi, ülkemizde ve dünyada yaşayan tüm halklar ve inançlar için de istiyoruz” diye belirtti.

    “TÜM SÖZLER SAMİMİYETSİZ

    “Aleviler yüzyıllardır çektikleri acılara rağmen hiçbir zaman biat etmediler, boyun eğmediler” diyen Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Alevi toplumu geçmişten günümüze alışık olduğu projenin farklı ve en tehlikeli olanlarından biri ile karşı karşıya. Ama şunu da biliyoruz ki zalimin zulmü arttıkça bizim de direncimiz artıyor, saflarımız sıklaşıyor, mücadelemiz büyüyor. Bu bağlamda bir kez daha bizim düşünce ve taleplerimizi yok sayarak bizi kendi inanç anlayışına empoze etmeye çalışan bu zihniyete karşı bir kez daha sesleniyorum; Cem ibadetiyle Hak sofrasında birlik lokması ile Hakk’a yürüyen canın sırlanması ile ilim ile gidilen muhabbet akşamları ile Yolunu kaybedene yol gösteren, telli kuran bağlamamız ile her bir adımı Hakk’a atılan coşanımız, semahımız ile Yezid’in zulmünü lanetleyen İmam Hüseyin aşkına dökülen gözyaşları ile sevgiyle bağlanan, gönül birlikteliklerine ikrar verilen bu meydanlar ile Mansur Darı ile ‘cemevleri Alevlerin ibadethanesidir’ sözü dışında söylenen tüm sözler, samimiyetten uzak. Seçim çalışması olarak gördüğümüzün ve kabul etmeyeceğimizin bilinmesini isterim.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    >Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Ali Rıza Özdemir getirildi

    >‘Özdemir, ülkücü faşist bir gelenekten geliyor; Alevilere vereceği bir şey yok’- VİDEO

  • ‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO

    ‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO

    PİRHA- AKP hükümetinin görevlendirdiği kişiler, Alevi köylerini, cemevlerini dolaşarak dedeleri maaşa bağlamak için çalışmalarını sürdürüyor. Uygulamaya tepki gösteren İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı İbrahim Has, “Hiçbir ocak evladının da bu tuzağa düşmeyeceğine ve teklifi kabul etmeyeceğine yürekten inanıyorum. Olur da nefsine yenik düşen olursa bizim açımızdan düşkündür” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının ve ibadethanesinin hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu gibi nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları bile tanınmıyor.

    Alevi toplumunun ve örgütlerinin taleplerini görmezden gelen AKP hükümeti, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Başkanlığın görev alanındaki çalışmalarını değerlendirmek ve önerilerini bildirmek üzere başkan ve 11 üyeden oluşuyor. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı, aynı zamanda danışma kuruluna da başkanlık ediyor. Danışma kurulu üyeleri, hükümetin seçtiği kişilerden oluşuyor ve Cumhurbaşkanı tarafından 3 yıllığına seçiliyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, Alevi Diyaneti olarak adlandırdıkları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘na ve üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmasına büyük tepki gösterdiler. 

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, maaşlı elemanlar arıyor.

    Aleviler ise, AKP iktidarının Alevileri, Alevi inancını kontrol altına almayı ve Alevileri bölmeyi hızlandıran bu çalışmalarına tepkileri yükseltiyor.

    İngiltere Alevi Kültür Merkezi Cemevi Başkanı İbrahim Has, konuya dair değerlendirmede bulundu.

    “NEFSİNE YENİK DÜŞEN OLURSA BİZİM AÇIMIZDAN DÜŞKÜNDÜR”

    İbrahim Has, Alevi toplumunun bin yıllardır kendi yolunu hiçbir kimseye veya inanca bağlı olarak yürütmediğinin altını çizerek, “İnanç önderlerimizin ihtiyaçları toplum tarafından karşılanmıştır. Alevi toplumu hiçbir zaman devletlerle ilişki içinde olmamış. Bundan dolayı da katliamlara maruz kalmıştır” dedi.

    İktidarın dedelere maaş bağlama girişimini Alevileri bölme hamlesi olarak yorumlayan Has, bin yıllardır başarılmayanın, şimdi de farklı bir şekilde AKP eliyle denendiğini söyledi.

    Alevi kurumları ve toplumu olarak iktidarın bu tür girişimlerini kabul etmediklerini belirten Has, “Her toplum kendi inancını kendisi yaşamalı, ihtiyaçlarını da kendisi karşılamalıdır. Aleviler bin yıllardır böyle yapıyor, yapmaya da devam edecektir. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlanan kurumları tanımacağımızı net bir şekilde ifade ediyoruz. Hiçbir ocak evladının da bu tuzağa düşmeyeceğine ve teklifi kabul etmeyeceğine yürekten inanıyorum. Olur da nefsine yenik düşen olursa bizim açımızdan düşkündür” diye belirtti.

    Elif TABAK-Diren KESER/İNGİLTERE

     

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO

  • Hozat’ta, talipler pirleriyle Xızır ayında bir araya geldi, lokmalar pay edildi-VİDEO

    Hozat’ta, talipler pirleriyle Xızır ayında bir araya geldi, lokmalar pay edildi-VİDEO

    PİRHA- Xızır ayı Alevilerde kutsal kabul edilir. Dersim’in Hozat ilçesinde Kureyşan Ocağı’ndan Karataş ailesi, Xızır ayında talipleriyle bir araya gelerek lokmaları pay etti.

    Xızır ayı Aleviler için kutsaldır; kurtarıcıyı, bolluğu, bereketi, barışı, sevgiyi ve baharı müjdeler. Xızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkânları kurulur.

    Xızır orucu tarihleri Anadolu ve Mezopotamya’nın çeşitli bölgelerinde değişiklikler gösterse de ocak ayının sonlarından itibaren başlayarak Şubat ayı ortalarına kadar devam eder. Oruçlar bazı yörelerde 7 gün tutulur. Dersim yöresinde köy ve ocaklara göre değişkenlik göstererek 4 farklı haftaya yayılır. Bu tamamen coğrafi şartlar ve pirlerin talipleriyle buluşabilmesiyle ilgili bir durumdur.

    Xızır orucu gece yarısından itibaren başlar ve akşam gün batımına kadar devam eder. Xızır oruçlarıyla beraber sadece bir yıl geride kalmaz, aynı zamanda bütün canlılar açısından oldukça zorlu geçen kış şartları da yavaş yavaş sona ermeye başlar.

    Dersim’in Hozat ilçesinde Kureyşan Ocağı’ndan Karataş ailesi, Xızır ayında kurban kesip talipleriyle bir araya gelerek lokmaları pay etti.

    PİRHA/DERSİM

  • Adana’da ‘Newroz Cemi’ bağlandı-VİDEO

    Adana’da ‘Newroz Cemi’ bağlandı-VİDEO

    PİRHA- Adana Alevi Platformu tarafından ‘Newroz Cemi’ yürütüldü. Cemi yürüten Şıx Çoba Ocağı Piri İbrahim Kete, Alevi inancını ve toplumunu kendi kişisel çıkarları için kullananların Alevi olamayacağının altını çizerek, “Yolumuz mazlumların yoludur. Biz hakikatimizle buluşursak içimizdeki ve dışımızdaki Hınzır Paşaların yaşam alanları daralır” dedi. 

    Adana’nın Seyhan İlçesinde bulunan ve geçtiğimiz aylarda Adana Alevi Platformu’na devredilen Salman-ı Pak Kültür Merkezi’nde bulunan cem salonunda ‘Newroz cemi’ yürütüldü.

    Şıx Çoba Ocağı Piri İbrahim Kete, Derweş Cemal Ocağı’ndan İsmet Demir, Kureyşan Ocağı’ndan Doğan Çelik tarafından yürütülen cemde, Hıdır Doğan, Doğan Can Ölper ve Cevat Bilgilioğlu da zakirlik yaptı.

    Şıx Çoba Ocağı Piri İbrahim Kete, Alevi inancını ve toplumunu kendi kişisel çıkarları için kullananların Alevi olamayacağının altını çizerek, “Yolumuz mazlumların yoludur. Biz hakikatimizle buluşursak içimizdeki ve dışımızdaki Hınzır Paşaların yaşam alanları daralır. Yolumuzu hırsıza, nursuza uğratmayalım. Zalimlere karşı dik duralım” dedi.

    Cem, 12 hizmetin yürütülmesi ve lokmaların paylaşılmasıyla sürdü.

    PİRHA/ADANA

     

  • Karaçalı: ‘Dedelere maaş’ söylemi başta dedelere ve dedelik kurumuna hakarettir!

    Karaçalı: ‘Dedelere maaş’ söylemi başta dedelere ve dedelik kurumuna hakarettir!

    PİRHA- Bugünlerde AKP hükümetine yakın isimlerin gündeme getirdiği “dedelere maaş” meselesi konuşulurken, Halil Karaçalı kaleme aldığı yazıda “’Dedelere maaş’ söyleminin epeydir alıp başını hududsuz bir yere doğru gittiğine dikkat çekti. “Dedelere maaş demek ve bunu dile getirmek başta dedelerin kendisine olmak üzere bütünüyle dedelik kurumuna hakarettir”diyen Karaçalı, “Talip dedeye akmazsa, dede dolu olup, talibe akmaz” dedi. 

    AKP hükümetinin cemevlerine ibadethane statüsü yerine ‘kültür merkezi’ statüsü vermeyi, dedelere maaş ödemeyi planladığı iddiaları Alevi toplumunda tartışılırken Alevilik konularında zaman zaman yazılar yazan Halil Karaçalı önemli bir yazı kaleme aldı.

    Karaçalı, devletin neden ‘dedelere maaş’ vermek isteyeceğini ve dedelerin maaş almasıyla birlikte hangi olumsuzlukların olabileceğini net bir şekilde dile getirdi.

    “DEDELERE MAAŞ SÖYLEMİ, BAŞTA DEDELERE VE DEDELİK KURUMUNA HAKARETTİR”

    Halil Karaçalı, “Talip dedeye akmazsa, dede dolu olup, talibe akmaz. Demi ile eşiğe varan derdine derman bulur, kibri ile gidenin eşgali kelp, sıfatı Mervan olur. ‘Dedelere maaş’ söylemi toprağa ekilmeden, suya yazılmadan epeydir alıp başını hududsuz bir yere doğru gidiyor. Oysa “dedelere maaş” demek ve bunu dile getirmek başta dedelerin kendisine olmak üzere bütünüyle dedelik kurumuna hakarettir” dedi.

    “DEDELER DEVLETE ŞUNU SORMALI: HAYATTA KALMA MÜCADELESİ VEREN TALİPLE HAK MUHAMMET ALİ YOLUNU NASIL SÜRDÜRECEĞİZ?”

    Facebook sayfasından yayınladığı yazısında Karaçalı, yazıyı şöyle detaylandırdı:

    “Enflasyon verilerini TÜİK ve AA %19 olarak açıklarken, ENAG verilerine göre % 49.87 ve Johns Hopkins Üniversitesi’nden ekonomist Steve Hanke’ye göre ise %58.7 olduğu bir ülkede dedelerin asıl söylem ve çıkışlarından biri, bize “maaş” deyip duruyorsunuz ama talip/ler için neden liyakat, çalışma ve üretim üzerine kurulu bir maaş düşünmüyorsunuz? Dar tanımlı işsizlik oranı TÜİK verilerine göre % 12.1 ve geniş tanımlı oran ise %22’nin üzerinde. Bugün 4 kişilik bir ailenin asgari geçim/yoksulluk sınırı geçim maliyeti 10.396 TL. Hal vaziyet böyle iken dedelerin devlete şu soruyu yöneltmeleri gerekir: Açlık, yoksulluk, işsizlik, sosyal ve toplumsal adaletsizlik, eşitsizlik, doğal afetlerden toplumsal felaketlere kadar yaşamın vücut bulduğu bütün alanlarda hayatta kalma mücadelesi veren talip ile nasıl Hak Muhammed Ali Yolunu sürdüreceğiz?”

    “Evet bu hayatta kalma mücadelesini veren Türkiye’deki bütün toplumsal kesimler olduğuna göre Aleviler de bu yaşanılan eşitsizliklerden münezzeh değildir” diyen Halil Karaçalı, “Kaldı ki 1905 ve sonrası Dünya’nın nüfus artışı, değişim ve dönüşümü, 1927 yılı nüfus sayımı verileri dikkate alındığında nüfus olarak Aleviler bu ülkenin %20’sini aşkın bir sayıya sahiptir. Ki bu nüfusun belirli bir oranı asimile edilmiştir ama bunu yapan yine devletin kendisi olmuştur. Kuşkusuz devletin uygulamış olduğu asimilasyon politikalarının yanlışlığından biz Aleviler sorumlu değiliz” ifadelerini kullandı.

    DEVLET ‘DEDELERE MAAŞ’ DERKEN NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?”

    “Peki devlet “dedelere maaş” derken ne yapmaya çalışıyor?” diye soran Karaçalı, “Eğer dedeler böyle bir boşluğa gelirse Alevilik ile köprüleri atmış olurlar. Atılan bu köprü ise doğrudan talibin kendisidir” uyarısını yaparak şunlara dikkat çekti:

    “Bilindiği üzere adı sanı konulmamış olsa da Türkiye’de Diyanet şemsiyesi altında bir araya getirilmiş 140 bini aşkın dinsel bir grup var. Bu grubun aldığı maaşlardan Türkiye’deki bütün toplumsal kesimlerin ödemiş olduğu vergilerden kaynaklı hakkı var. Aslında bu maaşı almakla dinsel anlamda kul hakkına girerlerken, devlet yurttaşlık ilişkisinden doğrudan insanların hakkını hukuksuz bir şekilde yemektedirler. Devlet “dedelere maaş” derken dedeleri tam da buraya davet ediyor. Gelin biz burada hem kul hakkına giriyoruz, hem de insanların hakkını yiyoruz. Siz dedeler de bu haksızlığı sıklıkla dile getiriyorsunuz; iyisi gelin beraber bu hakka girelim ve ne bizim ağzımızın tadı bozulsun, ne de sizler “hakkımız haram, zehir zıkkım olsun” deyin! Ne olacaksa beraber olsun!

    “EĞER DEDELER BÖYLE BİR BOŞLUĞA GELİRSE ALEVİLİKLE KÖPRÜLERİ ATMIŞ OLURLAR”

    Eğer dedeler böyle bir boşluğa gelirse Alevilik ile köprüleri atmış olurlar. Atılan bu köprü ise doğrudan talibin kendisidir. Çünkü ister dede, ister mürşit, ister baba, ana; er, dişi her kim varsa evvela Alevilikte taliptir. Dolayısı ile dedeler bizzat kendileriyle de köprüleri atmış olur. Atılan bu köprü ile köprü, ayı, dayı üçgenindeki girdaba düşerler. Mesele tam da buradan başlıyor. Dedenin görev, ödev ve sorumluluğu bu topraklarda “köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı” deme kuralı aşılamak değildir. Tersine dedenin asli görevi eşitsizliği, hak yemeyi teşvik eden bu köprü hikayesinin mimari projesini çizen ve inşaatını yapan müteahhitini de bulup hal çaresine bakması ve bunun yerine Meydan-ı Ali’de mizan terazisini kurmasıdır. Bu mizan terazini kurduğu anda talibin gönlünde çerağ da, hakkullah da, şeydullah da, nezir de kopar. Tabi şeydullah zakirin hakkı, nezir de mürşidindir. Sakın bir hataya düşüp Hakk’ın binasına kaçak kat atılmasın.

    ​”TALİP NEFES ALAMAZSA DEDE NEFES VEREMEZ”

    Sevgili dedeler, bir kilo un olmuş 8 TL, çuvalı eder 400 TL. Bir kulak ekmeğin kavgasında başın gittiği bir devirdeyiz. Bütün bu yaşananlar buğday mi, himmet mi zamanın bir başka evresi sayılır. Yoksulluk artık açlık ve kronik yoksulluğa doğru evrilmektedir. Bu şartlar altında talip ekmeğin kavgasında hayatta kalmanın derdinde olur. Talip nefes alamazsa dede nefes veremez. Nefes alınmadan, ölmeden evvel ölünmez; ölmeden evvel ölünmeyince öldükten sonra talip her daim ölür.

    “EKMEĞİ AŞI OLMAYANA ‘DEDE YETİMİ DENİLİRDİ; DEDENİN GÖREVİ TALİBİN ACISINI SIRTLAMAKTIR”

    Sizler bilirsiniz ki bir zamanlar ekmeği aşı olmayana dede yetimi denilirdi. Dedeler bu insanları korur sahip çıkardı ve hatta nerede bir yevmiye varsa dede yetimleri çağrılırdı, çünkü ekmek ve aşlarının olması gerekiyordu. Hal böyle iken bu zamanda savunulması ve mücadele verilmesi gereken alan yaşamın ve hayatta kalmanın kavgası olur. Dedenin görevi talibin acısını sırtlamaktır. Sırtlanan bu acı kimi talipte bir çerağa döner kiminde ise bir kadeh dolusu deme. Öyle bağış vs. değil çünkü bilirsiniz ki bağış ekonomisi kurban ister.

    “YOL YAKIN İKEN ‘DEDELERE MAAŞ’ SÖYLEMİNE ÇOK GÜÇLÜ SES ÇIKARILMALI”

    Günler aydın ve yol yakın iken “dedelere maaş” söylemine karşı çok güçlü bir sesin çıkarılması gerekir. Aksi halde dede ile talip arasındaki uçurum 18 bin alemin berzahlarından daha öte olur ve sonrasında maaşa talip olanlar bu uçurumdan birer birer dibi köşesi olmayan “cennette” düşer! “Cennette” düşmesine düşerler de ama hiçbir zaman iflah olamazlar ve sonraki neslin ayağına püsküllü bela olurlar.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Üryan Hızır Ocağı Piri Ali Büyükşahin toprağa sırlandı-VİDEO

    Üryan Hızır Ocağı Piri Ali Büyükşahin toprağa sırlandı-VİDEO

    PİRHA- Koronavirüs nedeniyle tedavi gördüğü hastanede Hakk’a yürüyen Üryan Hızır Ocağı Pirlerinden Ali Büyükşahin, Bulam Cemevinde gerçekleştirilen Hakk’a uğurlama erkanı sonrası binlerce talibi eşliğinde Bulam’da toprağa sırlandı. 

    Koronavirüs tedavisi gördüğü Malatya Turgut Özal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde dün Hakk’a yürüyen Üryan Hızır Ocağı Pirlerinden Ali Büyükşahin naaşı sabah saatlerinden Malatya’dan alınarak Adıyaman’a getirildi. Bulam kasabasında bulunan cemevinde gerçekleştirilen Hakk’a uğurlama erkanını Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) İnanç Kurulu Başkanı Seyit Sabun Ocağı evladı Pir Hasan Kılavuz yürüttü.

    Uğurlama öncesi yapılan konuşmalarda Pir Ali Büyükşahin’in Alevi inancına olan hizmetleri ve talipleriyle kurduğu ilişki anlatıldı.

    Çok sayıda talibinin, Alevi kurum yöneticilerinin, siyasetçilerin de katıldığı uğurlamada bir çok kişi gözyaşlarını tutamadı.

    Pir Hasan Kılavuz tarafından yürütülen erkanda rızalık alındıktan sonra Ali Büyükşahin toprağa sırlandı.

    Pir Ali Büyükşahin, Üryan Hızır Ocağı’nın pirliğini yapıyordu. Büyükşahin’in Suriye’nin Afrin kentinde, Adıyaman, Malatya, Maraş Çorum, Erzincan, Erzurum ve diğer büyük metropollerde talipleri bulunuyor.

    ADIYAMAN/PİRHA

  • ‘Alevi inancını cemevlerinin meşruiyetine indirgemek eksik bir tarzdır’-VİDEO

    ‘Alevi inancını cemevlerinin meşruiyetine indirgemek eksik bir tarzdır’-VİDEO

    PİRHA- Pir Zeynel Kete, Alevilerin varlığının son dönemlerde belediyelerin meclislerinde matematiksel hesaplara indirgenerek, Alevi hakikatinden uzaklaştırmaya çalışıldığına dikkat çekti. Kete, “Tekke ve zaviyeler, 442 Sayılı Köy Kanunu ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasını, anayasal ve uluslararası sözleşmelerden doğan eşit yurttaşlık hakkımızı istiyoruz” dedi.

    Haberin videosu;

    Şeyh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, cemevleri etrafından şekillenen tartışmalara dair PİRHA’ya konuştu.

    Zeynel Kete, “Binlerce yıldır bir toplum el ele el hakka diyerek iktidara bulaşmamış, devletten uzak, deryada ısrar etmiş, kendi edep erkanını, pir, talip, mürşid, rehber, ocak sistemini oluşturup ve aynı zamanda direnen bir inanç gerçekliği ile bugüne kadar gelmiş, ahlaki ve politik toplum özelliklerini taşıyan rıza toplumu olan Alevileri, matematiksel çoğunluğa indirgemek duygusuz ruhsuz parmaklara bağlamak sandığa mahkum etmektir” dedi.

    “En nihayetinde Aleviliği niceliksel ölçülerle yığın haline getirmek gerçekten de nehak bir zihniyettir” diyen Kete şöyle devam etti:

    “Bir toplumun varlığını sadece parmaklara bağlamak o topluma yapılabilecek en büyük zulümdür. Aleviler kendi varlıklarını birilerine kabul ettirmek zorunda değil. Biz Aleviyiz ve bir toplumuz. Biz yeni değiliz ki kendimizi ispat edelim. Alevilikle ilgili söz söylenecekse bilinmelidir ki, sadece bir gruba ait bir söz değildir. Olumlu ya da olumsuz söylenen her söz milyonlarca insanı ilgilendirir. Biz diyoruz ki yedi İklim dört köşe bütün alemde söylenen söz hepimizi ilgilendiriyor. Alevi toplumunun varlığını, kültürünü, dilini, inancını, toplumsal duruşunu, direnen halk gerçekliğini sadece cemevlerinin meşruiyetine, evet veya hayıra indirgemek eksik bir tarzdır.”

    “YASALAR DEĞİŞTİRİLMELİ, DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI KALDIRILMALIDIR”

    Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması önünde engeller olduğunu belirten Kete, “Bunun başında da tekke ve zaviyeler yasası geliyor” diyerek şunları kaydetti:

    “Bu çerçevede bakıldığında yıllarca devrim yasası olarak bize lanse edilen Tekke ve Zaviyeler Yasası başta değiştirilmesi lazım. Şimdi Tekke ve Zaviyeler Yasası üç cümle, bir paragraftır. Ama burada açıkça şunu söylüyor: Pir, Seyit, Dede, Kalender, Çelebi, Şeyh, Üfürükçü gibi… Kurumsallığı olan kavramları üfürükçülükle özdeş tutmuştur. Tekke ve zaviyeler yasasında üç önemli kavram vardır; Pir, Seyit derken Alevileri, Kızılbaşları tanımlıyor. Çelebi derken Bektaşileri tanımlıyor. Onun dışında Şeyh, Seyit derken de Türk-İslam sentezinin Maturi inancı dışında kalanları tanımlıyor. Bu üç oluşumu kabul etmiyor ve bütün değerlerini yok ediyor ve tekleştirmeye çalışıyor. Aleviler adına söz söylediğini iddia edenlerin bu konu üzerinde düşünmesi lazım. Bu yasa ile beraber 442 Sayılı Köy Kanunu’nun değiştirilmesi gerekiyor. Alevilikle ilgili birşey yapılacaksa köy kanunu, Tekke ve Zaviyeler Kanunu ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması ile ilgili önerge verirsin ve biz Alevi camiası da bunun arkasında dururuz. Yani sorunun çözümü, ağrı kesici, bir antibiyotiklerle değil, esas olarak eşit yurttaş olmamızdan kaynaklı elimizden alınan, çalınan haklarımızın iadesiyle mümkündür. Çünkü Alevilerin ağzı, çiğ söze ve çiğ lokmaya mühürlüdür.”

    ALEVİLİK DÖRT DUVARA SIĞDIRILAMAZ

    “Cemevlerinin Alevilik bağlamında getirdikleri ve götürdükleri mutlaka değerlendirilmeli” diyen Kete, bununla ilgili çalıştay yapılması gerektiğini ifade etti. Kete, “Alevi toplumunun dilini, inancını, pirini, mürşidini, ocağını götürüp sadece ve sadece cemevleriyle özdeş tutmak Alevi hakikati açısından eksiktir. Nasıl ki İslamiyet’in varlığını belirli şartlara ve camiye hapsetmek İslam’ın demokratik anlayışına ciddi bir darbe ise binlerce yıllık Alevi hakikatini cemevlerine, dört duvar arasına koymak, Aleviliği kuşatmak, kontrol altına almak, tek tipleştirmek ve Alevi camiasında istenen davranış değişikliğini meydana getirmektir. Gelinen aşamada Aleviler kendi hakikatlerini esas alacak müsahip kurumlarla özgürlükçü, ekolojik, Alevi inancını esas alan bir hakikati inşa edebilirler” dedi.

    Diren Keser/ADANA

     

  • ‘Köyümüzde, 40 yıldır cem yapılmıyor’-VİDEO

    ‘Köyümüzde, 40 yıldır cem yapılmıyor’-VİDEO

    PİRHA- Adıyaman merkeze bağlı Kürt Alevilerin yaşadığı Akçalı köyünde yaşayan Abuzer Erkenek, “Çocukluk yıllarımızda köyümüze dedeler gelip cem yaparlardı. Ama yaklaşık 40 yıldır bu köyde cem yapılmıyor” dedi.

    Haberin videosu

    Adıyaman’da Ğısor coğrafyasında Kürt Alevilerin yaşadığı bölgede bulunan köylerde bir dönem cemler yapılırken ve Alevilik yol erkanı yürütülürken bugün onlarca köyün bulunduğu bölgede ancak bir kaç köyde cem yapılıyor. Bir çok köyde ise Alevilik yol erkanı yürütülmüyor ve cem yapılmıyor.

    Adıyaman Merkeze 20 km uzaklıkta bulunan Akçalı köyünde yıllar önce yapılan cemler bugün pir- talip ilişkisinin kopması ile birlikte Alevilik yol erkanında yapılan bir çok gelenek ve görenek bugün kaybolmuş durumda.

    Akçalı köyünde doğan ve bugün köyde eşi ile birlikte yaşamaya devam eden 80 yaşında, 6 çocuk babası Abuzer Erkenek, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “ZAMAN VE KOŞULLAR İYİ AMA İNSANLIK KALMAMIŞ”

    80 yaşında 6 çocuk babası olan ve eşi ile birlikte köyde yaşayan Abuzer Erkenek, “Akçalı köyünde doğdum o gün bugündür köyde yaşamaktayım. O dönemler köyde mısır ve tütün ekerdik. Hayvancılık da yoğun bir şekilde yapılırdı. Yaylara çıkar çok zor koşullarda yaşardık. O dönem herkes gibi daha 18 yaşıma girmeden benden beni amcamın kızı ile evlendirdiler. O dönemler çok zor şartlarda yaşadıysakta birlik ve beraberlik vardı. Akrabalık bağı daha güçlüydü ve insanlar birbirine yardımcı olurdu. Şimdi de yaşam koşulları daha iyi ama insanlar iyi değil. 80 yaşındayım geriye dönüp baktığım da bu dönemden daha iyi bir dönem görmedim. Fakat akrabalık dostluk ilişkisi ortadan kalkmış. Komşu komşunun halini çocuk annesini babasını sormaz olmuş” diye konuştu.

    “PİR-TALİP İLİŞKİSİ SIKI TUTULMALI”

    Adıyaman merkeze bağlı Kürt Alevilerin yaşadığı Akçalı köyünde 17 Şubat 1933 yılında dünyaya gelen ve hayatını köyde geçiren Abuzer Erkenek, çocukluk, gençlik yıllarında köyde yaşanan Alevilik yol erkanını ve bugünü ise şöyle anlattı:

    “Çocukluk ve gençlik yıllarımda köyde evi geniş olan Hüseyin amca vardı. Cemler onun evinde yapılırdı. O dönem kurbanlar kesilir musahiplik cemleri yapılırdı. Cemleri Üryan Hızır ocağı evlatları Mehmet (Hemık) Dede ve Hüseyin Dede yürütürdü. Dedelerin geleceğini rehber haber verirdi köylüler de hazırlık yapardı. Geldiklerinde birkaç gün kalır cemler yaparlardı. Bizlere Alevilik yol erkanını anlatırlardı. Yaşadığımız bölgenin tamamında Alevi köyleri bulunmakta. O dönem yaşanan baskılardan dolayı dağlık bölgelere yerleşmiş ve burada yaşamaya başlamışlar. O dönem yaşanan bütün baskılara rağmen Alevilik yol erkanının yaşandığı köyümüzde insanlar Muharrem ve Hızır Oruçlarını tutarlar ve cemlerini yaparlardı. Ama bugün köyün tamamını gezsen köyde yaşayan insanlar arasında Muharrem ve Hızır Orucunu tutan bir iki kişi bulamazsınız. Yaklaşık 40 yıldır köyümüzde cem yapılmıyor. Pir talip ilişkisini daha sıkı tutarak Alevilik yol erkanın sürmesi ve yaşaması için onun ritüellerini yerine getirerek çocuklarımıza öğretmeliyiz.”

    Mustafa YÜKSEL/ADIYAMAN

  • Köyden kente göç onun inancını bitirmedi-VİDEO

    Köyden kente göç onun inancını bitirmedi-VİDEO

    PİRHA- “Bugün Xızır. Xızır, konu komşuya, çocuklarıma yardım etsin, kimseyi darda koymasın” diye başlıyor konuşmasına Gülşah Ceylan. İtikatın yani inancın eskisi gibi yürütülmediğine dikkat çekiyor.     

    Anadolu’nun kadim Alevilik inancının kutsallarından biri olan Xızır ayındayız. Aleviler ilk Xızır lokmalarını pişirdi ve eşit bir şekilde pay etti. İlk üç hafta Xızır lokmalarını dağıtıp ardından da oruçlarını tutacak olan Aleviler kurbanlarını kesecek. Darda olana yetiştiğine inanılan Xızır’a dua eden Aleviler cemlerini de gerçekleştirecek.

    Bu yılın ilk Xızır lokmasını yapan Erzurum Tekman Kuruca Köyü’nden İzmir’e göç eden Ceylan ailesinin evine konuk olduk. Xızır ayının ilk perşembesinde köyde bulunan ‘Quruzbaba’ ziyareti için evinde lokma pişiren Gülşah Ceylan ardından da komşularına dağıttı.

    Xızır lokmasını hazırlarken önce komşuları sonra çocukları için dua etmeye başlayan Gülşah Ceylan, eskiden köylerde cemler ana dilinde yapılırken günümüzde bunun giderek kaybolduğunu üzülerek söylüyor. Dilin önemine vurgu yapan Ceylan, özellikle ana dili olan Kırmankçi konuşuyor.

    Gülşah Ceylan, Xızır ayının Aleviler için önemli olduğunu söylüyor ve anlatıyor pişirdiği lokmayı:

    “Bugün Xızır günü. Bu Perşembe Quruzbaba için lokma pişirdim. Haftaya müsahip ve türbeler için lokma pişireceğim, diğer Perşembe ise Xızır için pişireceğim.”

    “ŞİMDİ NE PİRLER ESKİSİ GİBİ NE DE TALİPLER HER ŞEY DEĞİŞTİ”  

    Kureyşan Ocağı mensubu Gülşah Ceylan, eskiden evlerde yapılan Xızır cemlerini şimdi yapılan cemlerle karşılaştırıyor:

    “Herkes dünya derdine düşmüş. İnsanlar çok fazla mal mülk sahibi olunca her şeyi unuttu. İtikat da eskisi gibi değil. Olsaydı insanların arasında sevgi, saygı olur; pir, talip de belli olurdu. Dünya öyle hale geldi ki inançlarımızı değerlerimizi yitiriyoruz.

    Eskiden köyde kurban kesilir cem tutulurdu. Evliya çıkarılır, yıkatılır ve suyu, gelenlere içirilirdi. İnsanlar hak yolunda ağlardı. Ama şimdi cemlere gidenler birbirlerinin gözüne bakıyor. Ama şimdiki pirler de eskisi gibi değil insanların onlara karşı  inancı azalıyor. Önce deyişlerini söylesinler cemlerini yapsınlar sonra konuşmasını yapsınlar. Şimdi bir tane deyiş söylüyor sonra konuşuyor ikincisinde insanlar gelmiyor.”

    “İNSANLAR ÇOK DEĞİŞTİ”

    Ceylan, eskiden taliplerinin evlerine geldiğini ancak şimdilerde ne onların geldiğini ne de kendilerinin gittiğini belirtiyor. Ceylan, inancın köyden kente göç ile beraber zayıfladığına işaret ederek, “İnsanlar artık çok soğuk olmuş. Bir iki kere gittin mi üçüncüsünde acaba bu ne için geldi diye düşünür hale gelmişler. Eskiden misafir de çok önemliydi ama şimdi bunlar yok” diyor.

    XIZIR LOKMALARI HERKESE DAĞITILIYOR   

    Gülşah Ceylan, köydeki inanç ile burada yaşadığı inancın aynı olduğunu belirtiyor. İzmir’de de Xızır orucunu tutan ve pişirdiği lokmasını tüm komşularına dağıtan Ceylan sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Ben köyden nasıl geldiysem orada nasıl ki ziyaretlere giderken lokma pişirdiysem burada da aynısını devam ettiriyorum. Kurbanımız olursa keser cem de yaparız, olmazsa lokmamızı pişir komşularımıza dağıtırız.

    Quruzbaba ziyareti köyde ama lokmaları İzmir’de veriyoruz. Çünkü o hep kalbimizde asla onu unutmuyoruz. Önceden itikat vardı sevgi, saygı vardı şimdi yok.”

    PİRHA/İZMİR

  • ‘Ocağını, pirini kaybettiğinde sen de kaybolursun’-VİDEO

    ‘Ocağını, pirini kaybettiğinde sen de kaybolursun’-VİDEO

    PİRHA- 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu’ndaki konuşmalarda köyden kente göçle birlikte Aleviliğin kaybedilmeye başlandığı vurgulandı. 

    İkinci gününde devam eden 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu’nda pir, ana, bacı, dede, talip, rehber, mürşit kavramları hakkında bilgiler verildi. Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Üyesi Aysel Demir Kılavuz, pir, ana, bacı, dede kavramları konuşuldu.

    “HER TALİBİN PİRİ, HER PİRİN DE MÜRŞİDİ VAR”

    Pirin bir kişiye değil bir ocağa bağlı olduğunu söyleyen Kılavuz,  “Her talibin bir piri, pirin de bir mürşit ocağı vardır. Pir veya dedenin olmadığı yerde rehber yol yürütebilir. Bazı yerlerde bilgili kişilere el verilerek dikme dedeler yerleştirilir ama dikme ocağı yoktur. Aleviler dedenin eşine ana, bacı diye hitap ederler ya da ana sultan derler. Dedenin olmadığı yerde ana, bacı da yol yürütür.” bilgilerini aktardı.

    “OCAĞINI, MÜRŞİDİNİ KAYBETTİĞİN ZAMAN SEN DE KAYBOLURSUN”

    Köyden kente göç ederken Aleviliğin kaybedilmeye başlandığını vurgulayan Kılavuz, “Ocağını, mürşidini, pirini kaydettiğin zaman sen de kaybolursun, inancın da kaybolur.” dedi. Toplumdaki kirlenmişliğe dikkat çeken Kılavuz, tüm inançların siyasete alet edildiğini kaydetti.

    “ALEVİLİK TALİP YOLU”

    Mersin Cemevi Kadın Kolları Üyesi Fatma Sarıyarlıoğlu da talip, rehber ve mürşit kavramları hakkında bilgiler verdi. Alevilikte el ele el hakka düsturuyla hareket edildiğini ifade eden Sarıyarlıoğlu, “Her mürşit pirdir ama her pir mürşit değildir.” dedi. Bilinen 7 mürşit ocağı ve 40’a yakın pir ocağı olduğu bilgilerini veren Sarıyarlıoğlu, pir ocaklarının mürşit ocaklarının altında olduğunu söyledi. Aleviliğin aslında talip yolu olduğunu ifade eden Sarıyarlıoğlu, her pirin bir mürşit pire talip olduğunu kaydetti. Sarıyarlıoğlu, canların ancak tarikat kapısında ikrar vererek talip olduğunu belirtti.

    Suay ABAK/MERSİN