Etiket: tarih

  • Munzur Festivali 25-28 Temmuz’da düzenlenecek

    Munzur Festivali 25-28 Temmuz’da düzenlenecek

    PİRHA- Dersim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan, Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 25-28 Temmuz tarihlerinde düzenleneceğini duyurdu. 

    Bu yıl 22’ncisi düzenlenecek olan Munzur Kültür ve Doğa Festivali’ne ilişkin X hesabından paylaşım yapan Dersim Belediye Eşbaşkanı Birsen Orhan, “22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali 25-26-27-28 Temmuz tarihleri arasında anlamına uygun şekilde yapılacaktır. Program içeriği daha sonra paylaşılacaktır” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Dersim’de ki Ergayn Inguzent Surp Harutyun Kilisesi, bakımsızlıktan unutulmaya yüz tutmuş durumda-VİDEO

    Dersim’de ki Ergayn Inguzent Surp Harutyun Kilisesi, bakımsızlıktan unutulmaya yüz tutmuş durumda-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Hozat ilçesinde bağlı Ergen köyünde bulunan Ergayn Inguzent Surp Harutyun Kilisesi, kalan tek beden duvarlarıyla bakımsızlıktan unutulmaya yüz tutmuş durumda. Köylüler olarak kiliseyi koruyamadıklarını söyleyen Hayri Yıldız, “Tüm inanç kurumlarına nasıl saygı duyuyorsak öyle korumalıyız. 1947 yılında yapılan okulun taşları devlet tarafından bu kiliseden yıkılıp alınan taşlarla yapıldı. Devlet köylüleri zorunlu çalıştırarak taşlarını yıkıp okulda kullandı” dedi.

    Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Ergen (Geçimli) köyünde bulunan Ergayn Inguzent Surp Harutyun Kilisesi, kalan tek beden duvarlarıyla bakımsızlıktan unutulmaya yüz tutmuş durumda. Meryem Ana’ya ithaf edilmiş olan kilise, 975 yılında inşa edildi. Ortaçağ’da Ermenice eğitim veren ve Ermeni kültürünün gelişmesine katkı sunan kilisede, birçok el yazması eser üretildi.

    1915’te Ermenilere yönelik başlatılan soykırım politikaları kapsamında kilisenin son rahibi, kilisenin içinde yakılarak öldürüldü. Daha önce Ergayn olan köyün ismi Ergen olarak değiştirildi. Dersim’in en güzel yapı taşlarından inşa edildiği belirtilen kilise, harabe halde olmasına rağmen tarihi kalıntıları içinde barındırıyor. Kilise içerisinde, yontma süsler, resimler, hac işaretleri, buğday başağı motifleri ve Ermenice yazılar göze çarpıyor.

    Şu ana kadar hiçbir şekilde bakım yapılmayan kilisenin damı çökmüş durumda. Kilisenin yıkıntı duvarları, kuşlar yuva, sokak hayvanları ise barınak olarak kullanıyor. Ergen köylüleri, devletin kiliseyi kaderine terk ettiğini, koruma altına almadığını ve kiliseye ait taşlardan okul yaptığını söyledi.

    “BİR TARİHİN YOK OLMASINA GÖZ YUMULDU”

    Köylüler olarak kiliseyi koruyamadıklarını söyleyen Hayri Yıldız, “Kilisenin 700-750 yıllık olduğunu söyleniyor, yaklaşık olarak 1300’lü yıllara dayanıyor. Tüm inanç kurumlarına nasıl saygı duyuyorsak burayı da öyle korumalıyız. Ancak tarihi kilisenin ne hale geldiği ortada devlet koruma altına alması gerekirken yıkılmasına göz yumularak bir tarihin yok olmasına göz yumuldu. Biz köylüler olarak kiliseyi korumak için ne yapabiliriz ki” dedi.

    “KİLİSENİN TAŞLARI DEVLETİN ZORUYLA YIKILARAK OKUL YAPILDI”

    Kilisenin taşlarının devletin zoruyla yıkılarak okul yaptırıldığını dile getiren Yıldız, “1947 yılında yapılan okulun taşları devlet tarafından bu kiliseden yıkılıp alınan taşlarla yapıldı. Devlet köylüleri zorunlu çalıştırarak taşlarını yıkıp okulda kullandı. Daha sonra da köylüler evleri için kilisenin yıkılan taşlarını aldı. Eskiden kilise biz Aleviler tarafından da sahiplenildi burada mum yakardık, lokma dağıtırdık” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • 2022 Munzur Festivali, Masum-u Pak orucuna denk geliyor; tarihin değiştirilmesi gündemde

    2022 Munzur Festivali, Masum-u Pak orucuna denk geliyor; tarihin değiştirilmesi gündemde

    PİRHA- 2022 yılı Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 28 -31 Temmuz günleri arasında yapılmasına karar verildi. Ancak Muharrem orucu öncesinde tutulan Masum-u Pak orucuna denk gelmesi nedeniyle festival tarihinin değiştirilmesi talep edildi. Tunceli Belediyesi’nin konuyu gündemine aldığı öğrenildi. 

    Tunceli Belediyesi meclis üyeleri oy çokluğuyla bu yıl Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin yapılmasına karar verdi. Festival, 28 Temmuz’da başlayıp 31 Temmuz’da sona erecek. Festivalin içeriği ise daha sonra kurumlarla yapılacak toplantıların ardından belli olacak.

    Ancak festival tarihinin Muharrem orucu öncesi tutulan Masum-u pak orucuna denk gelmesi Alevi yurttaşların eleştirisine neden oldu. Sosyal medyada paylaşılan mesajlarda Munzur Kültür ve Doğa Festivali tarihinin değiştirilmesi önerildi.

    Öneriler üzerine Tunceli Belediyesi’nin konuyu gündemine aldığı öğrenildi. Tarih önümüzdeki günlerde netleşecek.

    PİRHA/ DERSİM

     

  • ‘Yüzlerce yıl önce Titus Tüneli başarılmışken, günümüzdeki ucubelik neden?’-VİDEO

    ‘Yüzlerce yıl önce Titus Tüneli başarılmışken, günümüzdeki ucubelik neden?’-VİDEO

    PİRHA- Dağlardan inerek yaşamı tehdit eden sel ve taşkınlardan korunmak amacıyla yapılan ve Samandağ’da bulunan Titus Tüneli, görenleri kendine hayran bırakırken, sonradan eklenen sulama kanalının çirkinliği de ‘yüzlerce yıl önce Titus Tüneli başarılmışken, günümüzdeki bu ucubelik neden?’ sorusunun sorulmasına yol açıyor.

    Antik çağın mühendislik eserlerinden ve insanlığın şaheserlerinden olan Titus Tüneli, tamamen el yapımı olması nedeniyle ayrı bir özelliği var.

    Gezgin Zeynep Yelda Bayrak ‘Ferhat’ın dağları delmesi bir efsanedir ama Romalı kölelerinki gerçektir’ diyor, Titus Tüneline dair yazdığı yazıda.

    Titus Tüneli, Musa Dağı’nın eteklerindeki kalker kayalar yüzbinlerce çekiç darbesiyle nakış işler gibi işlenmiş ve günümüze kadar gelmiş. Roma İmparatoru Vespasian’ın hayalini, binlerce kölenin çalıştırılmasıyla oğlu Titus tarafından tamamlanmış.

    “TİTUS TÜNELİ BAŞARILMIŞKEN, GÜNÜMÜZDEKİ BU UCUBELİK NEDEN?”

    Tünele girer girmez yüzümüze binlerce kölenin elleriyle kazıdığı tünel, serin bir rüzgar eşliğinde çarpıyor.

    Karşılaştığımız ve adının Deniz olduğunu öğrendiğimiz lise öğrencisi, tarihe dokunmanın güzelliğini anlatırken, ilkokul öğretmeni annesinin ise ‘yüzlerce yıl önce Titus Tüneli başarılmışken, günümüzdeki bu ucubelik neden?’ sorusu kayalarda yankılanıyor.

    Titus Tünelinin etrafında yaşamlarını sürdürenler için bahçelerin sulaması adına tünelin içine boru döşeyip, beton dökülmesi, gelişen teknoloji ile yüzyıllar öncesi yapının muhteşem güzelliğini kıyaslamamıza neden oluyor.

    TİTUS TÜNELİ

    Titus Tüneli veya Vespasianus Tüneli; Hatay iline bağlı Samandağ ilçesi sınırları içerisinde bulunan, yapımı yüzyılı aşkın bir zaman sürdüğü düşünülen tünellerdir. Dağdan gelerek yaşamı tehdit eden sellerden korunmak ve sellerin bölgedeki limanı doldurmasını önlemek amacıyla Roma imparatoru Vespasianus tarafından MS 1. yüzyılda yaptırılmıştır. Tümüyle dağ içine oyulan tünel; 1380 metre uzunluğunda, 7 metre yüksekliğinde ve 6 metre genişliğindedir. Tünel inşasında Roma lejyonları ve köleler çalışmıştır. Dünyanın elle yapılan en büyük tüneli olarak bilinen Titus Tüneli, 2014 yılında UNESCO’nun Dünya Mirası Geçici Listesi’ne eklenmiştir. Antik çağın mühendislik eserlerinden ve insanoğlunun şaheserlerinden olan Titus Tüneli, tamamen el yapımı olması nedeniyle ayrı bir öneme sahiptir. Ferhat’ın dağları delmesi bir efsanedir ama Romalı kölelerinki gerçektir. Musa Dağı’nın eteklerindeki kalker kayalar delinerek Vespasian’ın çılgın projesi hayata geçirilmiştir. Tünele yaklaşık 100 metre uzaklıkta bulunan “Beşikli Mağara” da gelen yerli ve yabancı turistler tarafından büyük ilgi görmektedir. Beşikli Mağara içerisindeki Roma dönemine ait mezarların ise soylu bir yönetici ve ailesine ait olduğu sanılmaktadır. Bölgede tapınak kalıntıları da bulunmuştur.

    Diren KESER/HATAY

     

  • Çepni’den tarihi Goderme Köprüsü için çağrı: Tarihimiz yok edilmesin – VİDEO

    Çepni’den tarihi Goderme Köprüsü için çağrı: Tarihimiz yok edilmesin – VİDEO

    PİRHA – HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, Silvan’da bulunan tarihi Goderne Köprüsü’nün baraj suları altına kalacağını belirterek, iktidarın baraj politikasından vazgeçmesi çağrısı yaptı. 

    Haberin videosu;

    HDP, 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle çalışmalarını sürdürüyor. Çeşitli illerde halkla bir araya gelen partililer, 1 Eylül’de yapılacak etkinlikler için çağrıda bulunarak oluşacak insan zincirine katılım çağrısı yapıyor.

    Bu kapsamda Diyarbakır’ın Silvan İlçesi’nde halk buluşmasın katılan HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, tarihi Geliye Goderne Köprüsü için çağrı yaptı. Eşsiz manzarası bulunan Goderme Köprüsü’nü özellikle yaz aylarında yüzlerce yurttaş ziyaret ederek hem piknik yapıyor hemde suya girerek serinliyor.

    “GODERNE KÖPRÜSÜ YAŞAMALIDIR”

    Silvan, Kulp ve Hazro ilçelerinin birleştiği noktada olan Goderne Köprüsü Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında planlanmış olan Silvan Barajı ile sular altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya.

    Çepni, tarihi taş köprü olan Goderne Köprüsü’nün baraj suları altında kalacağına dikkat çekti. Çepni, “Hasankeyif’in kaldığı gibi bu köprü de sular altında kalacak. Biz Hasankeyfi kaybettik Goderne taş köprüsünü de kaybetmeyelim” dedi.

    İktidarın baraj politikalarından vazgeçmesi çağrısı yapan Çepni, “Baraj suları altında tarihimiz yok edilmesin istiyoruz. Hiçbir baraj hiçbir tarihi mirasımızdan daha değerli değildir. Baraj politikasıyla kültürümüze, tarihimize kastetme ve yok etme politikasından vazgeçmelidir. Goderne Köprüsü yaşamalıdır” dedi. (HABER MERKEZİ)

     

  • Nor Zartonk ve Arjantin Ermeni Kültür Derneği: Yüzleşme istiyoruz

    Nor Zartonk ve Arjantin Ermeni Kültür Derneği: Yüzleşme istiyoruz

    PİRHA -Nor Zartonk ve Arjantin Ermenileri Derneği, Ermeni Soykırımı’nın 105. yılında bir açıklama yayımladı. Açıklamada “Ermeni halkı için ve aynı yıllarda soykırıma uğrayan Süryani ve Pontus halkları için adalet ve yüzleşme talep etmeye devam ediyoruz” denildi.

    Nor Zartonk ve Arjantin Ermenileri Derneği, Ermeni Soykırımı’nın 105. yılında bir açıklama yayımladı. 

    Açıklamada “Bugüne kadar verilen mücadeleler sonucunda Türkiye Cumhuriyeti tümden inkar siyasetini terk etmiş, Erdoğan taziye açıklaması yapmak durumunda kalmıştır. Bu taziyeler ile gerçekleştirilmek istenen yeni tip inkar siyasetinin de başarısızlığa uğrayacağı açıktır. Ancak süregelen inkar ve yalan siyaseti Ermenilere karşı nefreti, ırkçılığı her gün yeniden üretmekte; Ermeniler halen sözlü ve fiziksel saldırılarla karşılaşmaktadır” denildi. 

    Nor Zartonk ve Arjantin Ermenileri Derneği’nin “İnkar bir gün daha sürmesin, soykırım son bulsun!” başlıklı açıklamasında şunlar ifade edildi:

    “24 Nisan 1915’de İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından haklarında sürgün kararı çıkartılan 200’ü aşkın Ermeni aydın ve düşünür, yine İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin desteklediği milis güçlerce sürgün yollarında katledildi. Bu katliam sadece bunlarla kalmayarak Anadolu’nun çeşitli yerlerinde ikametgah eden on binlerce Ermeni’nin can güvenliği kalmamış, Osmanlı hükümeti Ermenileri açık açık hedef gösteriyor, Ermenilere karşı işlenen suçların üstünü örtüyordu. Nitekim malı mülkü yağmalanan Ermeniler’de sonra hükümet tarafından sürgün edildiler. Sürgün yollarında Cemiyet’in desteklediği milis güçler yine ortaya çıkmış ve milyonlarca Ermeni’den sadece yüzlercesi sürgün edildikleri yerlerine sağ sağlim ulaşabilmiştir.

    “YÜZLEŞME TALEP EDİYORUZ”

    1915’de yaşanan bu katliamdan sonra Osmanlı Devleti’nin mirasçısı olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti tarafından bu katliam tanınmamış, Katledilen Ermeniler, bölgede yaşayan Müslüman halkın köylerini yağma talan etti. Katliam değil bu bir savaştı denilerek Osmanlı’nın işlediği katliam red edilmeye devam ediliyor. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurduğu ve Harbiye Nezaretine bağlı Teşkilatı-ı Mahsusa tarafından planlı bir şekilde katledilen Ermenileri ve sonrasında Ermeni halkının bilincine, aklına, sesine ve vicdanına vurulan bu hançeri 2 milyonu aşkın Ermenilerin evlerinden ve yurtlarından zorla sökülmesi takip etti. Pek çoğu benzer bir kaderi paylaştı. Kurtulanların adalet arayışı sürüyor. Bizler de, Ermeni Soykırımı’nın 105. yılında Ermeni halkı için ve aynı yıllarda soykırıma uğrayan Süryani ve Pontus halkları için adalet ve yüzleşme talep etmeye devam ediyoruz.

    “ADALET MÜCADELESİNİ YAN YANA BÜYÜTÜYORUZ”

    Osmanlı Devleti’nin gerçekleştirdiği bu büyük katliam sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’de bu katliamı kabullenmeyip tarih boyunca hep inkar etti. Ermenilerin hak mücadelesi dünyanın çeşitli ülkelerinde yankılanmış, birçok ülke katliamı kabul etmişti. Bugün hala imha, inkar ve asimilasyon politikaları Türkiye hükümetleri tarafından sürdürülse de her geçen gün daha fazla insan bu hakikati dile getirmekte, gerek Türkiye’de gerekse dünyanın dört bir yanında inkara karşı çıkmakta, adalat ve yüzleşme talebini sahiplenmektedir. Ermeni soykırımı hakikati konuşulmaya ve hatırlanmaya devam etmektedir. Devletin soykırım ve asimilasyon cenderesinden geçen halklar bugün yan yana adalet mücadelesini büyütmektedir.

    “ERDOĞAN TAZİYE AÇIKLAMASI YAPMIŞTI”

    Verilen mücadele ve oluşan uluslararası kamuoyunun baskısı sonucu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 2019’da 24 Nisan 1915’de yaşanan katliam ile ile ilgili Türkiye Ermenileri Patrik Genel Vekili Ateşyan’a gönderdiği taziye mesajı vermişti. Bugüne kadar verilen mücadeleler sonucunda Türkiye Cumhuriyeti tümden inkar siyasetini terk etmiş, Erdoğan taziye açıklaması yapmak durumunda kalmıştır. Bu taziyeler ile gerçekleştirilmek istenen yeni tip inkar siyasetinin de başarısızlığa uğrayacağı açıktır. Ancak süregelen inkar ve yalan siyaseti Ermenilere karşı nefreti, ırkçılığı her gün yeniden üretmekte; Ermeniler halen sözlü ve fiziksel saldırılarla karşılaşmaktadır.

    “İNKARIN BELİRSİZ İFADELERLE VE BAHANELERLE GEÇİŞTİRİLMESİNİ KABUL ETMEYECEĞİZ”

    Hükümet yetkililerin ve tarihçilerin soykırım yerine kullandığı “hadiseler”, “olaylar”, “kötü koşullar” gibi sözcükler anlamsız. 105 yıl önce Osmanlı coğrafyasında yaşayan Ermenilerin sistematik ve planlı bir şekilde katledilmesinin, sürgün edilmesinin, mülklerinin gaspedilmesinin, kültürel birikimlerinin ortadan kaldırılmasının, mezarlıkları üzerine tuvaletler inşa edilmesinin, kiliselerinin talan edilmesinin, hayatta kalanların anayurtlarına dönüşlerinin engellenmesinin “hadiseler”, “olaylar”, “kötü koşullar” gibi muğlak ve belirsiz ifadelerle ve bahanelerle geçiştirilmesini hiçbir zaman kabul etmeyeceğiz.”

    “ADALETİN TESİSİ VE MÜŞTEREK BİR GELECEĞİN KURULMASI İÇİN TALEPLERİMİZ”

    Nor Zartonk ve Arjantin Ermeni Kültür Derneği yaptığı yazılı açıklamayı geçmişle yüzleşilmesi, adaletin tesisi ve müşterek bir geleceğin kurulması yolunda öncelikle yapılması gerekenleri sıraladı: 

    • Türkiye tarafından tek taraflı kapatılan Ermenistan sınırının koşulsuz şartsız açılmasını
    • Kökleri bu topraklarda olan Diasora Ermenileri’ne yurttaşlık verilmesini
    • Yaşananların bir soykırım olduğunun tanınmasını ve özür dilenmesini
    • Soykırım faillerinin basında ve ders kitaplarında ifşa edilmesini
    • Hala okul ve sokak isimlerinde yer alan soykırım faillerinin adlarının, soykırımdan kurtaranların adları ile değiştirilmesini
    • İnkarcılığı sürdüren ve destekleyen her türlü kişi ve kurumun ifşa edilmesini ve bunlarla işbirliğinin sona erdirilmesini
    • İnkar propagandası için kurulmuş bütün kurumların lağvedilmesini ve bunlara ayrılan bütçenin toplumsal bir yüzleşmenin sağlanması için kullanılmasını talep ediyoruz. 

     Nor Zartonk ve Arjantin Ermeni Kültür Derneği, “Bir yüz yıl geçti, bir gün daha geçmesin” diyerek açıklamasını sonlandırdı.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘KAR-DEF-Perinin Sesi’ kültür sanat dergisinin ilk sayısı çıktı

    ‘KAR-DEF-Perinin Sesi’ kültür sanat dergisinin ilk sayısı çıktı

    PİRHA- Karakoçan Dernekler Federasyonu tarafından hazırlanan ‘KAR-DEF-Perinin Sesi’ adlı kültür sanat dergisinin birinci sayısı Ocak ayında çıktı.

    Karakoçan Dernekler Federasyonu tarafından hazırlanan her yaşta insanı birbirine kavuşturmanın yanı sıra gün ışığına çıkmamış şairleri, ozanları toplumla buluşturmayı amaçlayan ‘KAR-DEF-Perinin Sesi’ adlı kültür sanat dergisinin ilk sayısı Ocak 2019’da çıktı.

    ‘KAR-DEF-Perinin Sesi’ adlı kültür sanat dergisinin yayına çıkış amacı bölgenin kültürel değerleri ile gün ışığına çıkmamış şairleri, ozanları tanımak, tanıtmak ve Karakoçanlılarla buluşturmak. Ayrıca değişik kültürlerin yaşadığı Peri Vadisinin tarihini de topluma aktarmaktır.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Araştırmacı Mahir Özkan’dan Hemşinlilere çağrı-VİDEO

    Araştırmacı Mahir Özkan’dan Hemşinlilere çağrı-VİDEO

    PİRHA-Hemşin dili ve kültürü üzerine araştırmalar yapan Mahir Özkan, Gor dergisinin yönetim ekibinde yer alıyor. Kendisi de Hemşinli olan Özkan, Hemşin dilinin ve kültürünün yok olmaması için bütün Hemşinlilere Hemşince konuşmaları için çağrıda bulunuyor. 

    Kentleşme ve ulus devlet anlayışıyla birlikte birçok yerel dil yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Hemşince de bu dillerden biri. Günümüzde çok dar bir coğrafyada ve az bir kesim tarafından yaşatılmaya çalışılıyor Hemşince. Mahir Özkan da bu dili yaşatmak için çabalayanlardan biri. Gor dergisinin yönetim ekibinde yer alan Özkan, Hemşin dili ve kültürü üzerine araştırmalar yapıyor.

    Türkiye’deki kentleşme sürecinin öncesinde nispeten kapalı bir ekonomi içerisinde yaşayan Hemşinlilerin bütün olumsuz koşullara rağmen dillerini ve kültürlerini korumayı başardıklarını söyleyen Özkan, şimdilerde Hemşince’nin kendisini yeniden üreteceği zeminlerin ortadan kalkmaya başladığını belirtti.

    Özkan, Hemşince’nin kaybolma tehlikesini hazırlayan zeminleri şöyle sıraladı:

    “Hemşinler daha dağınık bir şekilde yaşamaya başladıkları, büyük şehirlere göç ettikleri, karma evlilikler yaptıkları, yaylalarda dillerini yeni kuşaklara aktaracakları zeminlerin ortadan kalkmasından dolayı dilin kaybolma tehlikesi daha da büyümüş durumda.”

    “YA BİRLİKTE YOK OLACAK YA BİRLİKTE KURTULACAKLAR”

    Hemşince’nin UNESCO tarafından yok olma riski altına olan diller arasında sayıldığını belirten Özkan, bu dili konuşan insanların dillerinin kaybolmaması için bir şeyler yapmaya çalıştıklarını ancak onları da aşan durumlardan dolayı çok başarılı olamadıklarını şöyle anlattı:

    “Biz ne yaparsak yapalım siyasal süreçler değişmediği sürece dil bu yok oluşu yaşayacak. Bunun halk topluluğu olarak bizi aşan boyutları var. Bence Türkiye’nin bütün dillerinin konuşan kimlikleri bütün kültürleri kendi kimlikleri ve kültürlerinin yok olmaması için birlikte hareket etmek durumundalar. Yani birinin kurtuluşu öbürünün yok oluşu diye bir şey yok. Ya birlikte yok olacaklar ya birlikte kurtulacaklar. Çünkü Türkiye’nin siyasal atmosferinin toplam bir değişimi ancak dillere ve kimliklere bakıştaki köklü bir değişiklikle bu diller korunabilir. Çünkü siz istediğiniz kadar bu dille ilgili kitap yazın, kültürel araştırma yapın, radyo programı yapın, çocuklara öğretmeye çalışın kişisel çabalarınızla kentleşmeyle beraber gelen siyasal yapıdan kaynaklanan daha makro sorunları çözemiyorsunuz.”

    “KONUŞULMAYAN DİL ÖLÜR”

    Bu makro sorunların ancak dile saygınlığının geri kazandırılarak aşılacağını söyleyen Özkan, bütün üniversitelerde dillerle ilgili araştırma birimlerinin açılması, dilin konuşucularına dilin saygın bir şey olduğunun, konuşulması ve gelecek kuşaklara aktarılmaya değer olduğunun anlatılması gerektiğini vurguladı. Farklı dillere ve kimliklere karşı oluşmuş bölücülük, hainlik ve ihanet gibi söylemler ile dillerin korunmasına yönelik çabaların bu şekilde damgalanmasının öne geçilmesiyle dilin korunabileceğine dikkat çeken Özkan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Siyasal bakışın değişmesi ve halkın kendisinin kendi diline, kimliğine bakışının değişmesi gerekiyor. Bu sahiplenme olmadığı sürece o dilin entelektüellerinin, okuryazarlarının, o dilin yok olmaması için çaba harcayan aydınların, demokratların yapacağı çalışmalar sınırlı kalacaktır. Ancak belki kayıt altına alınması dillerin belgelenmiş olmasını ‘Böyle bir dil konuşuluyordu’ diye tarihe geçmesini sağlayacak. Ama konuşulmayan dil ölür, kitapla değil konuşmayla yaşar diller. Dolayısıyla da halkın konuşmasını sağlayacak önlemler alınması gerekir en temelde.”

    “DİLİ ÖZGÜR OLMAYAN BİR İNSAN ÖZGÜR OLAMAZ”

    Dili özgür olmayan bir insanın özgür olmasının mümkün olmadığını vurgulayan Özkan, şunları ifade etti:

    “Birilerini esaret altında tutan kişi de özgür değildir esasında. O yüzden Türkiye’deki toplumlar şunu bilmeli: Ben özgür olayım, ben kendi kültürüme, kimliğime, dilime sahip olayım da öteki ne olursa olsun, mantığıyla yaklaştığınız zaman hatta ‘Öteki konuşursa ona hain diyeyim’ mantığıyla yaklaştığınız sürece siz de o baskının ve zulmün esaretinin diğer bir boyutunu yaşıyorsunuz demektir. Dolayısıyla dili tehlike altında olsun olmasın her kimlik ve dil topluluğunun sahiplendiği, gönül rahatlığıyla’ ‘Evet ben kendimi buralı hissediyorum, buraya ait hissediyorum. Çünkü benim dilim, kimliğim, kültürüm burada değer görüyor’ diyebileceği bir ülkede hep birlikte yaşamak istiyorsak herkes herkesin diline, kimliğine sahip çıkmalı. ‘O bölücü, o hain, o dil zaten şöyle, o dil zaten işe yaramaz, o da neymiş köylü dili’ gibi başkalarını aşağılayarak, küçümseyerek ya da sahip çıkana hain diye damgalayarak birarada yaşamamız, ortak bir ülkede demokratik bir biçimde, kardeşçe yaşamamız mümkün değil. Dolayısıyla bu özgürlükler bizi ayrıştırmaz tam tersine kardeşleştirir ve birleştirir diye düşünebilmek gerekir.”

    EŞİTLİK VE KARDEŞLİK

    Bölücülük, hainlik gibi kelimelerin çok rahat kullanılan kelimeler olduğunu eleştiren Özkan, “İş eğer bölmeye, ayrıştırmaya gelirse bizim gözden kaçırmamız gereken şey şu; Eşitlik ya da kardeşlik dediğimiz şey kişileri kendileri olarak kabul ettiğimizde gerçekleşebilecek bir şeydir. Yani sen bir kişiye ‘Sen benim gibi olduğunda eşit olacağız’ dediğin zaman ona eşitlik önermiş olmuyorsun. Çünkü sen kendin olmuş oluyorsun ona ise kendini terk etmesini önermiş oluyorsun. Halbuki eşitlik demek ben kendimken senin de kendin olma hakkının sağlanıyor olması demektir.  Dolayısıyla da eşitlik, kardeşlik kelimelerini böyle anlamak gerekiyor.” dedi.

    “ANADİLİMİ KONUŞMAM BENİM BEN OLMAM DEMEK”

    Anadilin yüreğin kapısı olduğunu söyleyen Özkan, insanın en derin hissiyatını ve duygusunu kendi şekillendiği kimlik üzerinden ifade edebildiğini ve bunun en önemli unsurunun da dil olduğunu kaydetti. Özkan, “Çok mutlu olduğum anlarda, çok üzüldüğüm anlarda, çok kızgın olduğum anlarda ilk küfrü neyle ediyorum kendi anadilimle ediyorum. İlk ağıdı neyle yakıyorum kendi anadilimle yakıyorum. İlk sevinç nidalarımı kendi anadilimle atıyorum. O yoğunlaşmada benim aklıma ilk o geliyorsa benim yüreğimin derinliklerinde olan o dil demektir. Dolayısıyla benim o dili konuşmam benim ben olmam demek” diye konuştu. İnsanların dilleriyle olan bağlarının kopmasının büyük bir trajedi olduğunu belirten Özkan, diliyle bağını koparan insanın kendi özüyle ve yüreğiyle bağını kopardığına işaret etti.

    HEMŞİNLİLERE ÇAĞRI

    İnsanların özgür olabilmeleri için dillerinin, kimliklerinin ve tarihlerinin özgür olması gerektiğini ve diline sahip çıkmanın özgürlüğüne sahip çıkmak olduğunu ifade eden Özkan, sözlerini Hemşinlere anadilinde şu çağrıyı yaptı: Bütün Hemşinler Hemşince konuşsun, Hemşince kaybolmasın.

    PİRHA/İSTANBUL