Etiket: tarikatlar

  • Milletvekili Karaca, tarikatçıların kız çocuklarını okula göndermemesini Meclis’e taşıdı

    Milletvekili Karaca, tarikatçıların kız çocuklarını okula göndermemesini Meclis’e taşıdı

    PİRHA- Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Cumhuriyet gazetesinin gündeme getirdiği ‘Hayalet öğrenciler’” başlıklı haberde karma eğitime karşı olan tarikat üyelerinin kız çocuklarını okula göndermemesini Meclis gündemine getirdi.

    Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, kaydı olmasına karşın okullara gönderilmeyen kız çocuklarını Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e sordu.

    Karaca, “12. sınıflar sınav kaygısı nedeniyle okula gelmek istemiyor. İşin acı yanı bu sorunun küçüklerde de yaşanması. Özellikle kız çocuklarında. Örneğin bir özel ilkokulda kayıtlı görünen kız öğrencinin okula gelmediği fark ediliyor. Yönetim ‘Böyle bir durum yok’ dese de kız öğrenci sadece sınav günleri sakallı, cüppeli adamlar tarafından okula getiriliyor, özel bir odada sınava sokuluyor ve sonra da götürülüyor. Lise son sınıfların bir gerekçesi var ama küçük yaştaki hayalet öğrencilerin tarikat baskısı altında dini eğitimle beyinleri yıkanıyor. Öğrenci dönem sonlarına doğru okula uğrayıp müdür yardımcısının yönetiminde sınav kâğıtlarını doldurup not alıyordu. Bizlere söylenen, ailenin son derece muhafazakâr olduğu ve kızlı-erkekli eğitime karşı olduğuydu. Bunu genelde aşırı dinci, muhafazakâr aileler, aşiret aileleri ya da siyasi bağlantısı olan aileler istiyordu” diyerek haberde olaya tanık olan bir öğretmenin anlattıklarını aktardı.

    “NE ŞEKİLDE VE NE SIKLIKLA DENETLENMEKTEDİR?”

    EMEP Milletvekili Sevda Karaca, “Hayalet Öğrenciler”e ilişkin Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e şu soruları sordu:

    • Basına yansıyan bu ve benzeri haberlerde yer alan iddialara ilişkin Bakanlığınız bilgi sahibi midir?
    • Öğrencilerin okullara kayıtlarının yapılıp yapılmadığı; kaydı olan öğrencilerin okullara gönderilip gönderilmediği ne şekilde ve ne sıklıkla denetlenmektedir?
    • 2023-2024 Eğitim-Öğretim yılında okula kaydı yaptırılıp okula gönderilmediği tespit edilen öğrenci sayısı kaçtır? Bu konuda il ve ilçe milli eğitim müdürlükleri ve Bakanlığınıza kaç tane bildirim ya da şikayet yapılmıştır? Kaç öğrenci Bakanlığınızın teftişleri ile tespit edilmiştir?
    • Bu öğrencilerin velileri ve kayıtlarının bulunduğu okulların idarecileri için ne tür işlemler uygulanmıştır?
    • 2023-2024 Eğitim-Öğretim yılında Türkiye genelinde kaç öğrenci yasal devamsızlık sınırını aşmıştır? Bunların yaş, sınıf ve cinsiyet dağılımı nedir?

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Mart ayı boyunca laiklik ihlalleri arttı; tarikatlar ve cemaatler meşrulaştırılıyor

    Mart ayı boyunca laiklik ihlalleri arttı; tarikatlar ve cemaatler meşrulaştırılıyor

    PİRHA- Türkiye’de giderek artan laiklik karşıtı uygulamalar birçok devlet kurumunda da görünür hale geldi. Laiklik Meclisi bir rapor hazırlayarak laiklik karşıtı uygulamalara dikkat çekti. 2024 Mart ayı Laiklik Raporu’nda 259 ana ve alt başlıkta laikliğe karşı uygulama gözlemlendi.

    Laiklik Meclisi Mart 2024 raporunu yayınladı. Raporda, “Mart ayı boyunca laiklik ihlalleri artmıştır. Bunun nedeni olarak yerel seçimler öncesinde özellikle düzen partilerinin laikliğe aykırı hareketlere hız vermeleri ve bununla birlikte ramazan etkinlikleri adı altında devlet, bürokrasi, siyasi partiler aracılığıyla yine benzer şekilde laiklik ihlallerinin yaşanmasıdır. Siyasi iktidarların yanı sıra ana muhalefet partisi de dâhil olmak üzere Meclis’teki muhalefet partilerinin dini söylem ve organizasyonları dikkat çekmektedir. Kamusal alanda yer almaması gereken dini söylem ve programların gerek belediyeler gerekse siyasi partiler eliyle siyasette egemen hale geldiği gözlemlenmektedir” denildi.

    MEB BİRÇOK LAİKLİK KARŞITI UYGULAMAYA İMZA ATTI

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) ÇEDES projesi kapsamında, birçok laikilik karşıtı uygulamaya imza attığına işaret edilen raporda, “Yerel seçim propaganda süresince AKP, HÜDA-PAR ve YRP’nin yanı sıra ana muhalefet partisi ile birlikte diğer siyasi partilerin birçoğunun adaylarının ve yöneticilerinin de tarikat ve cemaatler ile aşiretlerden destek ve miting kürsülerinde Kuran ayetleri okuyarak oy istemesi gericiliğin bir bütün olarak siyasette yerleştiğini ortaya koymakta, anayasaya aykırı olan tarikat ve cemaatleri meşrulaştırmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

    RAPORDA ÖNE ÇIKAN İHLALLER

    *Alanya’da Süleymancılar tarikatına ait yurtta, 10 çocuğu istismar ettiği gerekçesiyle hakkında dava açılan kişi hakkında toplam 94 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Çocukların darp edildiği de ortaya çıktı.

    *Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Kurucu Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan’a hakaret eden Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı AKP’li Alinur Aktaş ile İBB Meclisi’nin AKP Grup Sözcüsü Faruk Gökkuş hakkında yapılan suç duyuruları kapatıldı. Yapılan itirazlar da reddedildi.
    Adana’nın Kozan ilçesinde bulunan Ahmet Yesevi Camisi imamı M.A, 11 yıl boyunca camideki Kur’an kursuna gelen bir çocuğu istismar ettiği iddiasıyla tutuklandı.

    *Laiklik Meclisi tarafından, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı’na gerici eğitim projesi ÇEDES kapsamında okullarda yürütülen “laiklik karşıtı faaliyetlerle” ilişkili kamu görevlilerinin soruşturulması talebiyle yapılan başvuru reddedildi.

    *Kayseri Büyükşehir Belediyesi, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın mütevelli heyeti başkanı olduğu İlim Yayma Cemiyeti’nin hizmet binası içerisine spor salonu yapmak için 25 Aralık 2023’te ihaleye çıkmıştı. İhaleyi Sinan İnşaat adlı şirket aldı. Buna göre iktidara yakınlığıyla bilinen ve gerici faaliyetleriyle dikkat çeken İlim Yayma Cemiyeti’nin spor salonu için belediyenin kasasından 8 milyon 271 bin TL harcanacağı ortaya çıktı.

    *Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Ankara ilçelerindeki tapu müdürlüklerine gönderdiği bir yazıyla ramazan ayı boyunca personel yemekhanelerini kapatma talimatı verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Türkdoğan: Biri et, diğeri mazot yardımı yapıyor, peki belediyeciliği ne ara yapacaksınız?-VİDEO

    Türkdoğan: Biri et, diğeri mazot yardımı yapıyor, peki belediyeciliği ne ara yapacaksınız?-VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Öztürk Türkdoğan, AKP siyasetinin Türkiye’deki hak kavramını “inayet” kavramına dönüştürdüğünü söyledi. Türkdoğan yurttaşların, birçok hakkı konusunda bilgi sahibi olmadıklarını belirterek, “Hiç kimse, halkın yönetime katılımı, talepleri ve beklentileri doğrultusunda kenti yönetmekle ilgili bir şey anlatmıyor. Bunu sadece biz anlatıyoruz” dedi.

    Uzun yıllar İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanlığı yapan Öztürk Türkdoğan, şimdi ise Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Eş Başkan Adayı olarak çalışmalarına başladı. Tutuklu siyasetçi Gültan Kışanak ile birlikte ABB başkanlığına aday olan Türkdoğan, nasıl bir projeyle seçmene ulaştıklarını anlattı.

    “TÜRKİYE’NİN EN ÖNEMLİ SORUNUNU/KÜRT SORUNUNU HATIRLATACAĞIZ”

    Geçmişte Akil İnsanlar Heyetinde de yer alan Öztürk Türkdoğan, Kürt Siyasetçi Gülten Kışanak ile Ankara için mücadele vermenin önemini şu sözlerle açıkladı:

    “Ankara Büyükşehir Belediye başkan adaylığı için Gülten Kışanak sorumluluk alıp eş başkan adayı olduğunu açıklayınca ben de onunla birlikte bu kampanyayı yürütmekten gerçekten onur duydum. Kürt kadın hareketi içerisinde kadın özgürlük mücadelesi yürüten çok değerli bir arkadaşımız, Kürt halkının bir değeridir Gülten Kışanak. Aynı zamanda bir basın emekçisidir Kışanak. Bununla birlikte bizim yerel yönetim anlayışımızı Amed’te bir dönem hayata geçiren kişidir. Kayyum atanması ile birlikte tutuklanan ve 8 yıldır siyasi rehin olarak tutulan bir arkadaşımız Gültan Kışanak. Toplumsal barış, kadın özgürlüğü ve elbette ki siyasal sorumluluğu gereği böyle bir görevi kabul ettiğini de kendisi belirtti.

    Ankara’daki seçim kampanyamızın önemli bir kısmında tabii ki ‘Yerel demokrasi için özgür kentlere’ sloganı ile açıkladığımız seçim bildirgemizi anlatacağız. Ama başkentte Türkiye’nin en önemli sorununu, yani Kürt sorununu ve bu sorunun barış siyaseti ile çözüm yöntemini herkese hatırlatacağız. Çünkü bu sorun çözülmeden Türkiye’de hiçbir şeyi düzeltemezsiniz. Nitekim de düzelmiyor zaten. Şu anda ağır bir ekonomik kriz olmasının en büyük sebebi budur; savaş harcamalarıdır.”

    “MEVCUT ADAYLAR, HÜKÜMETİN YAPMASI GEREKENLERİ VAAT EDİYOR”

    “Yerel Demokrasi ile Özgür Kentlere” bildirgesinin özgün bir fikir olduğunu belirten Öztürk Türkdoğan, yönetim modellerine dair şunları anlattı:

    “Özellikle DEM Parti’nin 3. yol siyasetini, yerel yönetim anlayışını göstermesi bakımından bu bildirge çok özgün önermelere sahip. Bir kere biz, yerel yönetimlerin idari, mali ve siyasi açıdan özerkliğini savunuyoruz. Buna çok basit bir örnek vereceğim; depremin yıl dönümünü yaşadık, hem Türkiye’nin siyasi iktidarı hem de oranın yerel yönetimleri enkazın altında kaldı. On binlerce insanımızı kaybettik. O yerel yönetimlerin hiç yetkisi var mıydı? Yoktu. Bütün yetki AFAD’a verilmişti. AFAD neredeydi? 3 gün ortada yoktu. Peki bizim yerel yönetim anlayışımız kabul görseydi ve bizim yerel yönetim anlayışımıza göre oralar yönetilseydi ne olacaktı biliyor musunuz? Hem halk hızla arama kurtarma çalışmalarında organize olacaktı hem de yerel yönetimler gerekli örgütlenmeyi sağlayacak ve on binlerce insanımızın hayatını kurtaracaklardı. Eğer bir kentin yerel yönetimi o kentin başına bir felaket geldiğinde o felaketi giderecek yetki, ekipman, teçhizat, örgütlenmeye sahip değilse siz ona nasıl ‘yerel yönetim’ diyeceksiniz? Bu vesayetçi bir anlayıştır. Türkiye’deki şu anda yerel yönetim anlayışı vesayetçi, yani merkezi idarenin yerel yönetim üzerindeki vesayetinden başka bir şey değil. Bakın Ankara’da hem mevcut belediye başkanı hem de aday olanlar ne vaat ediyor? Hükümetin yapması gerekenleri vaat ediyorlar. Sosyal yardım vaat ediyorlar. Başka bir vaatleri var mı? Onun dışında standart belediyeciliği anlatıyorlar, başka da bir şey yok. Bir özgünlük yok. Şimdi burada bir tuhaflık yok mu sizce?”

    “PEKİ BELEDİYECİLİĞİ HANGİ ARA YAPACAKSINIZ?”

    Öztürk Türkdoğan, DEM Partili kadınların, 2 Mart’ta Ankara Kuğulu Park’ta Gülten Kışanak için özgün bir çalışma başlatacaklarını da söyledi. ABB Eş Başkan adayı Türkdoğan, “Bu kenti Ankaralılarla birlikte yöneteceğiz” dedi.

    Türkdoğan şöyle devam etti:

    “Mahalle meclislerinden başlayarak halkın yönetime katılması önündeki engelleri kaldıracağız. Örneğin bir mahalleye hizmet mi söz konusu, o mahallede yaşayan insanlara soracağız. Onlar ne talep ediyor öğreneceğiz. Dikkat ederseniz hiç kimse, halkın yönetime katılımı, talepleri ve beklentileri doğrultusunda kenti yönetmekle ilgili bir şey anlatmıyor. Bunu sadece biz anlatıyoruz. Onlar hep sonuç kısmıyla ilgileniyor. İşte ‘şu kadar metro yapacağım, şu kadar sosyal yardım yapacağım, şu kadar et, şu kadar mazot desteği vereceğim, emeklilere şunu yapacağım…’ İyi de bir zahmet o insanlara ihtiyaçları nedir diye bir sorsanıza. Yani kent hakları diye bir kavram var. Bunu diğerlerinden duymuyoruz. Kenti birlikte yönetelim, ihtiyaçları birlikte belirleyelim ve çözümleri birlikte üretelim. Çünkü bu kentin ekonomik kaynağı bu kenti yönetmek için yeterlidir ama halkın katılımını sağlayıcı bir mekanizma kurarsanız ancak bunu yapabilirsiniz.

    “HÜKÜMET PARALARI FAİZCİLERE VE SAVAŞA HARCIYOR”

    Bugün Ankara’da birisi ihaleyi gizli, diğeri ise açık yapıyor! Birisi ne kadar et yardımı yaptığı ile övünüyor öbürü ise ne kadar mazot yardımı yaptığıyla. Bu sosyal devletin görevi değil mi? Peki bu hükümet ne iş yapıyor? Hükümet ise paraları faizcilere ve savaşa harcıyor. Peki siz belediyeler olarak hükümetin bu politikasını eleştirmek, önlemek yerine hükümetin yapması gereken sosyal yardımları yapıp peki belediyeciliği hangi ara yapacaksınız?

    “ÖĞRENCİLER NEDEN TARİKATLARIN YURTLARINA MAHKUM EDİLİYOR?”

    Ankara halkı daha ucuz bir ulaşımı hak etmiyor mu? Öğrenciler ücretsiz ulaşımı hak etmiyor mu? Üniversite öğrencilerinin ücretsiz barınma sorunu neden hala çözülmedi? Üniversite öğrencileri çeşitli vakıf, dernek, tarikatların yurtlarına niye mahkum ediliyor? Kent hakları kapsamında üniversite öğrencilerinin barınma hakkını ücretsiz şekilde sağlayacak ekonomik kaynağa sahipsiniz. Ankara öğrenci ve aynı zamanda emekçi kentidir. İhracatta 3. sırada yer alıyor Ankara ve aynı zamanda bu şehir bir işçi kentidir. Bu işçi arkadaşlarımız şu an yüksek kira nedeniyle çok ciddi sıkıntılar çekiyorlar. Peki siz işçilerin, kamu görevlilerinin daha uygun koşullarda ki benim siyasal anlayışıma göre bunun da ücretsiz temin edilecek ekonomik koşulları vardır, hiç değilse ücretsiz arsayı niye üretmiyorsunuz? Belediye değil misiniz? Hazine arazilerini alın, insanlara arsa temin edin ve maliyetine ev sahibi olunsun. Bunları anlatmıyorlar ama ne anlatıyorlar? Örneğin kentsel dönüşümü anlatıyorlar.

    Ekoloji konusunda da anlatabileceğimiz çok şey var. Örneğin öncelikle su hakkı diye bir şey var. Musluğumuzdan akan suyu içebilmemiz gerekiyor. 15 metreküpe kadar da hiç kimseden su parası alınmaması gerekiyor. 15 metreküpten sonra da katlamalı değil, onu da özellikle söyleyeyim. Çünkü bazıları özellikle öyle yapıyor. Yani bu kadar ekonomik kaynak varken biz musluktan akan suyu neden içemiyoruz?”

    “AKP, HAK KAVRAMINI İNAYET KAVRAMINA DÖNÜŞTÜRMÜŞ”

    Öztürk Türkdoğan, projelerini sokaktaki vatandaşa nasıl anlattıkları konusuna da değindi. Türkdoğan, yerel yönetim konusunda anlatımlarına karşılık yurttaşın tepkisini ise şu sözlerle paylaştı:

    “DEM Parti’nin Türkiye’nin 3. büyük partisi ve 3. yol siyaseti olduğunu, barış siyaseti izlediğini, Türkiye’deki mevcut iktidar ve ona muhalif olan ana muhalefet yapılarının aslında yeni bir şey vaat etmediklerini, tamamen toplumcu, katılımcı, demokratik bir yönetim anlayışına sahip olduğumuzu anlatıyoruz. Yani yönetim zihniyet yapısını anlatmaz ve bu zihniyete değişim ve dönüşüm gerektiğini ortaya koymazsanız söyleyeceklerinizin ayakları havada kalabilir. Bu bir zihniyet değişimi konusudur aynı zamanda. Cumhuriyetin demokratikleşmesine ve barışa inanan insanlar ancak sizi anlayabilirler. Çünkü özellikle AKP iktidarı Türkiye’deki hak kavramını inayet kavramına dönüştürmüştür. İnsanlar, birçok şeyin hakları olduğunu bilmiyor. Bu bakımdan da biz aynı zamanda bir hak siyaseti izliyoruz. Örneğin bugün Türkiye’de milyonlarca emekli var. 16 milyon emeklinin neredeyse 10 milyondan fazlasına ‘aylık 10 bin lira ile geçin’ diyorsunuz, böyle bir şey olabilir mi? Sonra da diyorlar ki ‘gidin belediyeler size sosyal yardım’ yapsın. Bu korkunç bir şey değil mi. Dolayısıyla sokağa bu kavramları anlatıyoruz ve bunun üzerinden aslında farkımızı ortaya koyuyoruz. Bu fark ortaya konduğunda halk bizi daha iyi anlıyor. O nedenle aslında biz Ankaralılara ‘Bakın iki seçenek arasında kalmayın, burada 3. ve doğru bir seçenek var. Hakikaten kentleri özgürleştirecek bir demokratik seçenek var. Dolayısıyla bu seçenek noktasında tercihinizi yapın’ diyoruz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

     

  • Eğitim-Sen: Okullarda dinselleşme kaygı verici, dini vakıfların faaliyetlerine son verilmeli

    Eğitim-Sen: Okullarda dinselleşme kaygı verici, dini vakıfların faaliyetlerine son verilmeli

    PİRHA – Eğitim-Sen, okullardaki dinselleşmenin hızla artarak kaygı verici boyuta ulaştığını açıkladı. ÇEDES projesine ilişkin yapılan açıklamada “MEB, Diyanet, dini vakıf ve derneklerin iş birliği ile okul içinde ve dışında öğrencilere yönelik olarak hayata geçirilen dini faaliyetler, eğitim sisteminin adeta belli bir inanç ve mezhebin kuralları ve uygulamaları ile kuşatılması anlamına gelmektedir” denildi.

    AKP hükümetinin tarikat ve cemaatlerle, çeşitli radikal dinci vakıflarla imzaladığı protokoller gereği imam, vaiz ve din görevlileri ‘manevi danışman’ ve ‘öğretici’ sıfatlarıyla okullarda etkinliklere katılırken, öğrenciler de camilere götürülüyor.

    “Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi adı altında ilkokul ve ortaokul öğrencilerine camilerde namaz kıldırılmasına tepkiler artıyor.

    “OKULLAR DİNİ İÇERİKLİ FAALİYET MEKANLARI DEĞİL”

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) konuya ilişkin yazılı açıklama yaparak “Öğrencilere yönelik dini programlar düzenlenmesi için devletin bütün kurumları elindeki bütün olanakları seferber etmiş durumdadır” diye belirtti. Açıklamada “Okullar dini içerikli faaliyet ve etkinliklerin değil, laik ve bilimsel eğitimin mekânları olmalıdır!” denildi.

    Eğitim-Sen açıklamasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, ilkokul öğrencilerine yönelik “Genç Gönüller, Çocuk Gönüllerle Buluşuyor Projesi”ni başlattığı bilgisini vererek  şu detayları verdi:

    “Proje kapsamında Diyanet, ilkokul öğrencilerine camilerde manevi danışmanlar ve din görevlileri eşliğinde değerler eğitimi verecek, ayrıca lise ve üniversite öğrencileri arasından seçilecek “Diyanet Genç Gönüllüleri” ilkokul öğrencilerine rehberlik edecektir. Çocukların ‘Kur’an ve sünnet ışığında yetişmelerine katkı sağlamak’ amacıyla  hayata geçirilen proje kapsamında, ilkokul 3 ve 4’üncü sınıf öğrencilerine yönelik olarak Diyanet gençlik hizmet mekanları ve camilerde manevi danışmanlar ve din görevlileri nezaretinde değerler eğitimi faaliyetleri düzenlenecektir.

    Adana, Afyonkarahisar, Bursa, Balıkesir, Konya, Manisa, Samsun, Şırnak, Tekirdağ il merkezlerinin yanı sıra İstanbul’un Ümraniye, Beykoz ve Sarıyer; Ankara’nın ise Yenimahalle ve Keçiören ilçeleri pilot bölge olarak belirlenmiştir. Pilot illerdeki deneyimlerin değerlendirilerek, projenin 2024-2025 eğitim öğretim yılında tüm il ve ilçelerde yaygınlaştırılması planlanmaktadır.

    Diyanet İşleri Başkanlığı il gençlik koordinatörleri ve manevi danışmanlar aracılığıyla ilk olarak pilot olarak gerçekleştirilecek “Genç Gönüller, Çocuk Gönüllerle Buluşuyor” buluşması ile ilgili olarak müftülüklere gönderilen proje bilgilendirme yazısında çalışmanın amacı, Türkiye’nin 81 ilinde alanında eğitim almış gençlik koordinatörleri ve manevi danışmanlar aracılığıyla ‘topluma faydalı fertler yetiştirmeye katkı sunmak’ olarak açıklanmıştır.

    2023/’24 eğitim öğretim yılı yarıyıl tatilinin bitmesinin ardından başlaması planlanan projeyle Diyanet’in ‘genç gönüllerinin’ ilkokul öğrencilerine haftalık programlar ve etkinlikler düzenlemesi, öncelikle cumartesi veya pazar günü olmak üzere haftada bir gün çocuk gönüllerin ev ödevlerini yapmalarına yardım etmesi, daha sonra belirlenecek haftalık programa göre kamp yapma, cemaatle öğle namazı kılma gibi çeşitli etkinlikler gerçekleştirmesi planlanmaktadır.

    CAMİ BAHÇESİNDE KAMP!

    ‘Haftalık program’, öncelikle cumartesi veya pazar günü olmak üzere, istenirse ek olarak hafta içi bir gün de uygulanabilecektir. Müftülükçe uygun görülen bir caminin bahçesinde günübirlik kamp yapılacak. Gerek görülmesi halinde, projeye katılan çocuklarla birlikte hafta içi okul ders saatlerinden sonra, o haftanın anlam ve önemine uygun olacak şekilde ziyaretler gerçekleştirilebilecek. Öğrenci grupları aynı semtte oturan öğrencilerden oluşacak, kız gruplarına kız, erkek gruplarına erkek genç gönüllüler rehber olacak ve bu görüşmeler manevi danışmanın takibinde gerçekleştirilecektir.

    MEB tarafından eğitim müfredatının dini değerler çerçevesinde biçimlendirilmesinden okullarda dini etkinlikler üzerinden somut uygulamalara kadar hemen her alanda dini öğeleri eğitim sürecine adım adım yerleştirilmektedir. Bu durumun son örneği geçtiğimiz 22 yıl içinde, eğitim biliminin en temel ilkeleri ve öğrencilerin gelişim süreçleri yok sayılarak hayata geçirilen dinselleştirme adımları, öğrenciler ve veliler üzerinde yoğun psikolojik baskı oluşturmaya başlamıştır.

    “OKULLARDA DİNSELLEŞME KAYGI VERİCİ BOYUTA ULAŞMIŞTIR”

    Her türden dini inancı istismar ederek çocuklarımızı ve toplumu ‘tek din, tek mezhep’ anlayışı üzerinden ‘tek tip’ hale getirmeye çalışma girişimleri kabul edilemez. Türkiye’de yaşanan yoğun dinselleşme, eğitim sürecinde dinsel sömürüye kaynaklık eden kimi pratik uygulama ve söylemlerin yaygınlaşması, son yıllarda eğitimin bütün kademelerinde yaşanan temel bir sorun olarak dikkat çekmektedir. MEB, Diyanet, dini vakıf ve derneklerin iş birliği ile okul içinde ve dışında öğrencilere yönelik olarak hayata geçirilen dini faaliyetler, eğitim sisteminin adeta belli bir inanç ve mezhebin kuralları ve uygulamaları ile kuşatılması anlamına gelmektedir.

    “EĞİTİM SİSTEMİ LAİK EĞİTİM ANLAYIŞINDAN UZAKLAŞTI”

    Türkiye’nin eğitim sistemi en temel bilimsel ilkelerden ve laik eğitim anlayışından hızla uzaklaşırken, okullarda dinselleşme hızla artarak kaygı verici boyuta ulaşmıştır. Eğitim alanında yaşanan dinsel kuşatmanın son yıllarda belirgin şekilde yoğunlaştığını söylemek mümkündür. Eğitim sisteminde ve genel olarak toplumsal yaşamda iktidarın kendi dünya görüşüne ve yaşam tarzına uygun nesiller yetiştirme yönündeki uygulamaları tüm topluma yönelik fiili bir baskı ve dayatma haline gelmiş durumdadır.

    Hiçbir toplum birbirinin aynı ve tamamen aynı düşünen, aynı inancı paylaşan, aynı ‘manevi değerleri’ benimsemiş insanlardan oluşmaz. Laiklik anlayışı gereği farklı, inanç, düşünce ve değerler karşısında tarafsız olması gereken bir devletin, sadece bir dinin ve mezhebin öğretilerini, sadece belli bir inancın benimsediği manevi değerleri öğrencilere ‘tek doğru’ olarak öğretmeye çalışması farklı inançtan öğrencilere yönelik ayrımcılık yapmak anlamına gelmektedir.

    “UYGULAMADAN DERHAL VAZGEÇİLMELİDİR”

    Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda eşit olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız yaklaşmasına, günlük yaşamın her alanında okulda, üniversitede, iş yerinde, sokakta, farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayırım yapılmamasına bağlıdır. ÇEDES projesi başta olmak üzere, öğrencilere yönelik olarak sadece belli bir inancın benimsemiş olduğu dini değerler üzerinden etkinlik düzenlemek, hem laikliğe hem de laik eğitim anlayışına temelden aykırıdır.

    Türkiye’de yıllardır bizzat iktidar eliyle hayata geçirilen ve birbirinden ayrı olması gereken eğitim alanı ile inanç alanlarının birbirine karıştırılmasına yönelik her türlü uygulamadan derhal vazgeçilmelidir. Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, dini vakıf ve derneklerin okullardaki faaliyetlerine son verilmelidir.

    Eğitim Sen olarak çocuklarımızın siyasi iktidarın kendi siyasal-ideolojik hedeflerine ulaşmak için hayata geçirdiği dini içerikli projelerin parçası haline getirilmesine karşı çıkıyor, okullarımızın dini içerikli faaliyet ve etkinliklerin değil, laik ve bilimsel eğitimin mekânları olması için bütün eğitim ve bilim emekçilerini, öğrenci ve velilerimizi birlikte mücadeleye davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Veli-Der’den Ankara’da açıklama: Çocuklarımızı karanlığa teslim etmeyeceğiz-VİDEO

    Veli-Der’den Ankara’da açıklama: Çocuklarımızı karanlığa teslim etmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Veli-Der Ankara Şubesi, tarikat ve cemaatlerin okullarda yapılanmalarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Veli-Der Ankara Şube Başkanı Hülya Daran Deveci, “Yasa dışı gerici yapıları okullarımızda istemiyoruz! Bu protokollerle ülke şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketine dönüştürülmek istenmektedir. Yusuf Tekin anayasal suç işliyor” dedi.

    Veli-Der Ankara Şubesi, “Çocuklarımızı tarikat ve cemaatlere teslim etmeyeceğiz” diyerek konuya ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı, Veli-Der Ankara Şube Başkanı Hülya Daran Deveci okudu.

    “TARİKATLAR VE CEMAATLER STK DEĞİLDİR”

    Tarikat ve cemaatler STK değil, yasa dışı gerici yapılanmalar olduğunu belirten Deveci, “Yasa dışı gerici yapıları okullarımızda istemiyoruz! Yıllardır sürekli dile getirdiğimiz, mücadele ettiğimiz gerçeği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin bütçe görüşmeleri sırasında TBMM Genel Kurulunda itiraf niteliğinde söylemiştir. Tekin, ‘… Bunların içerisinde, sizin ‘tarikat cemaat’ dediğiniz, bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır’ diyerek konuyu önemsizleştirmeye çalışmaktadır. Aslında önemsizleştirmeye çalıştıkları bu protokollerle ülke şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketine dönüştürülmek istenmektedir. Ayrıca, Yusuf Tekin tarikat ve cemaatlerin çocukların dağa çıkmasını engellediğini iddia ederek bu dinci yapıları halkın nezdinde meşrulaştırmaya ve sevimli göstermeye çalışmaktadır” dedi.

    Deveci, şunları kaydetti:

    “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin çocuklarına sahip çıkma gücü ve yeterliliği vardır. Yeter ki bu irade devlet tarafından gösterilebilsin. Çocuklarımızın dağa çıkmasını engellediğini iddia ettiğiniz tarikat ve cemaatler, Suriye iç savaşı sırasında çocuklarımızı IŞİD, ÖSO, El Nusra ve El Kaide gibi dinci terör örgütlerine gönderdiler. Ve yine sizin ‘STK’ dediğiniz, bizim ‘tarikat ve cemaat’ dediğimiz gerici yapıların yurtlarında ve Kuran kurslarında çocuklarımızın başına neler geldiğini çok iyi biliyoruz

    Yusuf Tekin tarikat ve cemaatlerle olan ilişkilerini TBMM Genel Kurulunda dile getirmekten çekinmediği gibi, onlarla protokoller imzalamaya devam edeceğini söylemektedir. Bir tane bile ‘tarikat cemaat’ ile yapılan proje, protokol asla kabul edilemez.”

    “YUSUF TEKİN ANAYASAL SUÇ İŞLEMİŞTİR”

    Yusuf Tekin’in uygulamalarıyla anayasal ve yasal suç işlediğini belirten Deveci, “Bu son açıklamalarıyla da bu suçu işlemeye devam edeceğini beyan etmektedir” diye ekledi.

    Deveci, şöyle devam etti:

    “ÇEDES (Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum) projesi ile MEB okullarına ‘manevi danışman’ adı altında dini görevliler (imam, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve Kur’an kursu hocaları) görevlendirilerek tarikat ve cemaatlerin okullara girmelerinin önü açıldı. Cemaat örgütlenmelerinde karşımıza çıkan Abi-Abla modelleri ile ‘Proje uygulama mekânlarında’ rol model oluşturulabilecek. Bu mekanların nereler olduğu da bilinmemektedir.
    MEB‘in dini içerikli proje, protokol ve uygulamalarıyla, Cumhuriyetin kuruluş ilkelerinden laik, bilimsel, kamusal eğitim ortadan kaldırılarak, dini vakıf-dernek, cemaat okulları, kursları, yurtları, vb. yerleri doğrudan iktidarın desteği ile bütün eğitim sistemini sarmıştır.
    Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde eğitim öğretim faaliyetleri devletin asli görevidir. Bu görevi yerine getirmekle Milli Eğitim Bakanlığı yetkilidir ve bu yetki devredilemez. Dini vakıf-dernek, cemaat ve tarikatlarla protokoller imzalamak, ilgili mevzuatın izin vermediği yetki devrinin kullanılmasıdır ki, bu suçtur. 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler Yasası’na göre tarikat ve cemaatler yasa dışıdır. Yasa dışı yapılarla işbirliği yapmak suçtur.”

    “YUSUF TEKİN’İN GÖREVDE OLMASI BU ÜLKE İÇİN BEKA SORUNUDUR”

    Hülya Daran Deveci, Veli-der olarak; Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirterek, “Tarikat ve cemaatler STK değil, yasa dışı gerici yapılanmalardır. Yasa dışı gerici yapıları okullarımızda istemediğimiz gibi, hukuku çiğneyerek bu gerici yapıları yasalara rağmen okullarımıza sokmaya çalışan Yusuf Tekin’in de Milli Eğitim Bakanlığı görevinden azledilmesini istiyoruz. Çünkü Yusuf Tekin’in Milli Eğitim Bakanlığı gibi önemli bir görevde bulunması bu ülke için beka sorunudur.

    Türkiye Cumhuriyeti’ni şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi yaptırmayacağız. Bu mücadele iyi ile kötünün, aydınlık ile karanlığın, bilim ile cehaletin kavgasıdır. Bu gün her ne kadar durum aleyhimize gibi görünse de umutsuz değiliz. Zira insanlık tarihine baktığımızda; kötülüğün, karanlığın, cehaletin kalıcı olarak kazandığı görülmemiştir.
    Ne olursa olsun çocuklarımızı karanlığa teslim etmeyeceğiz!” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Veli-Der, İstanbul’da açıklama yapacak: Çocuklarımızı tarikatlara teslim etmeyeceğiz

    Veli-Der, İstanbul’da açıklama yapacak: Çocuklarımızı tarikatlara teslim etmeyeceğiz

    PİRHA-AKP iktidarının laik eğitimi hedef aldığı ÇEDES projesi yaygınlaşmaya devam ediyor. Veli-Der İstanbul Şubesi, tarikat ve cemaatlerin okullarda yapılanmalarına ilişkin yarın saat 13.00’te Kartal Belediyesi eski hizmet binasında basın açıklaması yapacak.

    AKP iktidarının laik eğitimi hedef aldığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan ve okullara din görevlisi atamanın yolunu açan ÇEDES projesi yaygınlaşmaya devam ediyor. ÇEDES kapsamında imamlar ve müezzinler ilkokul, ortaokul ve liselerde derslere giriyor, anaokulu öğrencileri ise camiye götürülüyor.

    Veli-Der İstanbul Şubesi, tarikat ve cemaatlerin okulları ele geçirmesine ilişkin “Çocuklarımızı, tarikatlara teslim etmeyeceğiz” diyerek 26 Aralık Salı günü saat 13.00’te Kartal Belediyesi eski hizmet binasında basın açıklaması yapacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Eğitim-Sen: Eğitim sistemi, protokoller üzerinden tarikat ve cemaatlere teslim edilemez

    Eğitim-Sen: Eğitim sistemi, protokoller üzerinden tarikat ve cemaatlere teslim edilemez

    PİRHA-Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, “Tarikat ve cemaatlerle protokol yapmaya devam edeceğiz” sözlerine tepki gösteren Eğitim-Sen yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Milli Eğitim Bakanlığı, proje ve protokoller üzerinden eğitim sistemi içine yerleştirdiği dini vakıf ve cemaatler tarafından okullar, yurtlar, kurslar üzerinden doğrudan iktidar desteği ile tıpkı bir örümcek ağı gibi bütün eğitim sistemi kuşatılmıştır” denildi.

    TBMM’de devam eden 2024 bütçe görüşmelerinde Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) bütçesi görüşmelerinde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, “Tarikat ve cemaatlerle protokol yapmaya devam edeceğiz” sözlerine tepki gösteren Eğitim-Sen yazılı açıklama yaptı.

    “EĞİTİM SİSTEMİ, CEMAATLER TARAFINDAN ÖRÜMCEK AĞI GİBİ KUŞATILMIŞ DURUMDA”

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in eğitim sistemini yıllardır kuşatan dini tarikat ve cemaatleri, sivil toplum örgütü olarak tanımlamasının dikkat çekici olduğunu belirtilen yazılı açıklamada, “Türkiye’de yaşanan yoğun dinselleşme, eğitim sürecinde dinsel sömürüye kaynaklık eden kimi pratik uygulama ve söylemlerin yaygınlaşması, son yıllarda eğitimin bütün kademelerinde yaşanan bir sorun olarak dikkat çekmektedir. Okullarımız uzun süredir adeta belli bir inanç ve mezhebi temsil eden zihniyetin kuralları ve uygulamaları ile karşı karşıyadır. MEB bir taraftan ÇEDES projesi ile okullarda ‘manevi danışman’ sıfatıyla imamları görevlendirirken, diğer taraftan dini dernek ve cemaatlerle art arda protokoller imzalamaktadır. Siyasi iktidarın 12 Eylül rejiminden miras aldığı ‘Türk-İslam sentezi’ yaklaşımı geçtiğimiz 21 yıl içinde adım adım hayata geçirilirken, MEB’in proje ve protokoller üzerinden eğitim sistemi içine yerleştirdiği dini vakıf ve cemaatler tarafından okullar, yurtlar, kurslar vb. üzerinden doğrudan iktidar desteği ile tıpkı bir örümcek ağı gibi bütün eğitim sistemi kuşatılmıştır” denildi.

    “EĞİTİM, DEVLET ELİYLE DİNSELLEŞTİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Yapılan yazılı açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:

    “Türkiye’de eğitimin dinselleştirilmesi, eğitim sisteminin, önceden belirlenmiş siyasal-ideolojik hedefler doğrultusunda; biçim, içerik, öğretme-öğrenme sürecinde kullanılan yöntemler, söylemler ve materyallerin büyük ölçüde dini kural ve referanslara göre düzenlenmesi ve biçimlendirilmesi şeklinde hayata geçmektedir. Eğitimin devlet eliyle dinselleştirilmesi sürecinde, bir taraftan imam hatip okullarının devlet eliyle sayılarının arttırılması politikası sürdürülürken, diğer taraftan MEB’in Diyanet İşleri Başkanlığı ve çeşitli dini vakıf ve derneklerle yakın iş birliği artarak sürdürülmektedir.

    Devlet eğitimi ve toplumsal yaşamı örgütlerken bunu dini kurallara, söylemlere ya da referanslara göre yapmamalıdır. Eğitim sistemi dini kural ve referanslara göre değil, bilimsel gerçeklere ve toplumsal ihtiyaçlara göre düzenlemelidir. Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda ‘eşit yurttaş’ olarak kabul edilebilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız olması yönündeki taleplerdeki ısrara, okullarda farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayrım yapılmamasına bağlıdır. Devletin, inanç alanına girerek, şu ya da bu biçimde elindeki olanakları kullanıp, devleti belli bir dinin ya da inancın, Türkiye’de olduğu gibi belli bir mezhebin savunucusu ve destekçisi durumuna getirmek yönündeki girişim ve uygulamalara karşı bütün eğitim bileşenlerini birlikte hareket etmeye ve mücadeleye davet ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tarikata bağlı erkek yurdunda bir çocuk cinsel saldırıya uğradı

    Tarikata bağlı erkek yurdunda bir çocuk cinsel saldırıya uğradı

    PİRHA –  Süleymancılara bağlı Özel Osmangazi Arifiye Ortaokul Erkek Öğrenci Yurdu’nda 11 yaşındaki bir çocuk cinsel istismara maruz kaldı.

    Tarikat örgütü Süleymancılara bağlı Özel Osmangazi Arifiye Ortaokul Erkek Öğrenci Yurdu’nda 11 yaşındaki bir çocuk cinsel istismara maruz kaldı.

    İddiaya göre yargıya taşınan olayda öğrenci Y., “Hoca beni yataktan kaldırıp odasına götürüp tecavüz ediyordu. Bu eylemi ilk olarak yaz tatilinden 6-7 ay önce başladı. Bana arkadan yaklaştı ve tecavüz etti. Eylemleri çok kez yaptı. Ne kadar yaptı, hatırlamıyorum” ifadesinde bulundu. Cinsel istismara maruz kalan çocuğun annesi G. ise, “İmamın tutuklanması yetmez, o Süleymancı yurdu kapanmalı” diye konuştu.

    TECAVÜZCÜ İMAM TUTUKLANDI

    Öte yandan yurdun avukatları tarafından, “Bir çürük elma için kurumu mu harcayacaksınız” denildiğini ifade eden G., hâlâ velilere haber verilmediğini belirtti. Saymaz’ın aktardığına göre, Y.’nin ifadeleri üzerine 22 yaşındaki imam İ.S. gözaltına alındıktan sonra tutuklandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Özbek: Devleti tarikatlar yönetiyor, ülke sanat ve kültür alanında da yobazlaşıyor-VİDEO

    Özbek: Devleti tarikatlar yönetiyor, ülke sanat ve kültür alanında da yobazlaşıyor-VİDEO

    PİRHA – Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat Sen) Genel Başkanı Ahmet Özbek, gerici grupların talepleri ile sanatsal faaliyetlerin iptal edilmesini eleştirdi. Devleti yönetenlerin artık tarikat ve cemaatler olduğunu ifade eden Özbek, “Ülke, her alanda olduğu gibi sanat ve kültür alanında da yobazlaşıyor” dedi. Özbek, tüm kamu emekçilerini 16 Ağustos’ta yapacakları iş bırakmaya katılmaya davet etti.

    Türkiye’de, COVID-19 pandemisi ile sanatsal faaliyetlere getirilen yasaklar, salgının bitmesinin ardından daha da belirgin hal aldı.

    Salgının sürecinde önce müzik yayınlarına getirilen kısıtlamalar, zaman ilerledikçe tüm kültür sanat alanına yayılarak adeta yasaklamalara dönüştü. Daha çok 2022 yılında duyulmaya başlanan etkinlik iptali haberlerinin ardında ise gerici gruplar kendisini göstermeye başladı.

    2022 yılında Anadolu Fest etkinliğinin iptal edilmesi ile başlayan festival yasakları, valilik ve kaymakamlıklar tarafından sıkça uygulanan bir yöntem oldu. Öyle ki Mezopotamya Kültür Merkezi’nin İstanbul’da yapmak istediği konsere getirilen yasaklama kararı, yargıdan da aleyhte dönmesine rağmen yine başka bir yasakla engellenebildi.

    Uygulamaya konulan yasakların gerekçesi ise genelde “huzur ortamı ile kamu düzeni ve kamu güvenliğinin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi, başkalarının hak ve özgürlüklerinin, genel asayişin korunması ile şiddet olaylarının yaygınlaşmasının önlenmesi” olarak açıklandı.

    “ÜLKE, KÜLTÜR ALANINDA DA GERİCİLEŞİYOR, YOBAZLAŞIYOR”

    Olağan bir uygulama haline dönüşen sanat faaliyetlerine yönelik yasaklama kararlarını, Kültür Sanat Sen Genel Başkanı Ahmet Özbek ile konuştuk. Sanatçılara yönelik yasaklamaları kınayan Özbek, “AKP iktidarı ile birlikte ülkedeki her şey gibi kültür sanatta da ciddi bir değişim söz konusu. AKP ile birlikte ülkedeki kültür sanat faaliyetleri de farklı bir kimlik kazanmış oldu” ifadelerini kullandı.

    Ahmet Özbek, kültür sanat faaliyetlerinin devlet eliyle yasaklandığının altını çizerek şunları söyledi:

    “İktidarın belediyeleri tarafından daha önceden planlanmış konserler ve benzeri sanatsal etkinlikler çeşitli yapıların baskılarıyla iptal ediliyor. Burada direkt yaşam biçimine bir müdahale söz konusu. Şu anki yönetimin sanat ve sanatçı ile barışık olduğunu söylemek mümkün değil. Zaten sanata ve sanatçıya karşı duran, sanatın, dini anlayışlarına uygun olmadığına inanan ciddi bir kitleleri var. Devlet dediğimiz organizmayı şu anda daha çok cemaat ve tarikatlar yönetiyor. Biz cemaat ve tarikatların talepleri ile konserler iptal ediliyor diye düşünüyoruz ama aslında devleti yöneten zaten tarikat ve cemaatler. Bugün görev yapan kaymakam ve valilerin büyük kısmı tarikatların onayı ile göreve gelmiş kişilerdir. Ve tarikatların, cemaatlerin talebi ile bu tür etkinlikler yasaklanıyor, iptal ediliyor ve gündemden çıkarılıyor. Ancak unutulmamalı ki sanat ve kültür dediğimiz şey toplumların gelişimini, vizyonunu sağlayan etkinliklerdir. Kültür ve sanatın olmadığı hiçbir toplumda gelişme sağlanamıyor. İktidar, bunu görebilecek durumda değil ve ülke her alanda olduğu gibi sanat ve kültür alanında da gericileşiyor, yobazlaşıyor ve geri kalmış ülkeler konumundaki yerini biraz daha sağlamlaştırıyor.”

    “TEMELDE SANATA KARŞITLIK VAR”

    Ahmet Özbek, kültür Sanat etkinliklerinin sadece dini temelde değil farklı kimlikler üzerinden de engellendiğine dikkat çekti. Özbek farklı dillerde sanat üreten kesimlerin faaliyetlerinin de yasaklandığını belirterek şöyle devam etti:

    “Engellenen sanatçılar arasında Kürt olan da var, başka dilde sanat yapan da var, giyim kuşamı sebebiyle engellenenler de var. Hatta yaptıkları bir şaka sebebiyle hem konserleri iptal edilen hem de hapsedilen sanatçılarımız da var. Temelde sanata, sanatçıya karşıtlık ve kendisi gibi olmayan herkesi yok etmeye ayarlanmış bir yapıdan söz etmek mümkün. Kürt, Laz, Çerkez, Rum ya da Türk asıllı sanatçıların da konserleri iptal ediliyor. Temelde bir sanat karşıtlığı söz konusu. Bunun da tarikat ve cemaatlerle çok sıkı bir ilişkisi var.”

    “NERESİNDEN BAKARSAK BAKALIM BU FAŞİZMDİR”

    “İşsiz kalan, konserleri iptal edilen sanatçılar, bir süre sonra büyük ihtimalle geçim sıkıntısı yaşayacaklar. Tüm sanatçıların çok iyi gelirleri yok. Yapacakları konserlerle hayatını idame ettiren birçok sanatçımız var ve işleri engelleniyor. Yani insanların bir taraftan yaşam biçimine müdahale ediliyor diğer taraftan aşına, ekmeğine engel olunuyor. Neresinden bakarsak bakalım bu baskıcılıktır, despotizmdir, faşizmdir. Sadece kendileri gibi yaşanılır, kendileri gibi düşünülürse yaşam hakkı tanıyan bir anlayış söz konusu. Bu durum değişmek zorunda.”

    “KAMU EMEKÇİLERİ SANATI ÖZGÜRCE YAPAMIYOR”

    Ahmet Özbek, kamuda çalışan kültür emekçilerinin de durumunu aktardı. Özbek, “Kamuda görev alanlar sonuçta devlet memurudur. Önlerine konulan program neyse onu uygularlar” diyerek şöyle devam etti:

    “Bugün Kültür Turizm Bakanlığına göre bürokratlar nasıl bir sanatsal faaliyet istiyorlarsa memurlar, onları gerçekleştirebiliyorlar. Tabii ki kamu çalışanları özel sektördekiler gibi tamamen işinden, aşından edilmiyor ama özgür sanat yapmaları, sanatın özgürleşmesi, insanların da sanatla özgürleşmesi tabii ki kamu ile yapılan sanatsal faaliyetlerle de çok mümkün görünmüyor.

    KAMUDAKİ KÜLTÜR ÇALIŞANLARI DA YOKSULLAŞIYOR!

    “Tüm kamu emekçilerinin beklentileri var. Ülkemizde son 2 yıldır %200’leri bulan enflasyon yaşıyoruz. Kamu emekçilerinin alım gücü son 8 yıldır çok ciddi eridi. Doğal olarak bu kayıpların karşılanacağı kamu emekçilerinin alım gücünün tekrar belli bir refah seviyesine yükselebileceği bir sonuç bekliyoruz ama mevcut yandaş sendikalardan da mevcut iktidardan da bunun kendiliğinden olabileceğini düşünmüyoruz. KESK, ‘hak verilmez alınır’ diyor. Biz bu sebeple mevcut iktidarı uyarıyoruz; kamu emekçilerini açlığa, sefalete mahkum etmeyin. Kamu emekçilerinin en az maaşı yoksulluk sınırının üstünde olmalıdır.

    16 AĞUSTOS’TA EYLEM

    Bu sebeple de tüm kamu emekçilerini eylemde birlikte olmaya, 16 Ağustos’ta yapacağımız iş bırakmaya, greve katılmaya davet ediyoruz.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • ‘Ötekilerin dayanışması demek enkazın içinden bir çiçeğin filizlenmesi demek’-VİDEO

    ‘Ötekilerin dayanışması demek enkazın içinden bir çiçeğin filizlenmesi demek’-VİDEO

    PİRHA- Belgin Şahin ‘Ötekileri Dayanışması’ adlı deprem belgeselini anlattı. Şahin, belgeseli hakkında, “Bu filmde ‘devlet yok’ diyen ben değilim. Esasen benim gözlerimle birlikte orada bunu bizzat yaşamış insanlar” dedi.

    6 Şubat depremlerinin üstünden altı ay geçti. Depremin ilk gününden bu yana yetersiz devlet organizasyonu ve alınmayan önlemler tartışılmaya devam ediyor.

    Hatay ve Adıyaman’da yaşananları belgesel haline getiren Gazeteci Belgin Şahin, belgesel sürecini PİRHA’ya anlattı. Şahin, “Depremin sekizinci günü Ötekilerin Dayanışması adlı belgeseli çekmeye başladım. Medyanın manipüle ettiği bir süreç vardı. Her anlamıyla, toplumun bütün kesimiyle, yaptığımız işlerle bir çaresizlik hissine maruz bırakıldık. Oranın ana hissi çaresizlik duygusuydu. Enkaz altında kalan yakınını çıkaramıyorsun, ayrı bir çaresizlik… Ortak noktamız, çaresizlik duygusuydu. bunun üzerinde şekillendi Ötekilerin Dayanışması belgeseli” dedi.

    “O SÜREÇTE BİR DEVLET ORGANİZASYONUNU GÖREMEDİK”

    Belgin Şahin, deprem bölgesinden çok sayıda kurum temsilcisi ve gönüllü ile yaptığı röportajlar neticesinde izlenimlerini filmine yansıttığını belirtti. Şahin, belgeseldeki ortak söylemin “Devlet yok” yönünde olduğunu belirterek şunları söyledi:

    Coğrafyanın, o bölgenin içinde olan ötekiler; Kürtler, Araplar, Aleviler, Süryaniler, mülteciler, kadınlar, LGBT+lar. Başka coğrafyanın ötekileri ile oradaki ötekilerin birbiriyle dayanışmasının sonucunda ortaya çıkmış bir ürün. Bunu çekerken birkaç düşüncem vardı. İlki insanların bunu bir deneyim aktarımı olarak izlemesi. İkincisi, bunun bir kanıt olması. Belgeselin başında da bu filmde ‘devlet yok’ diyor. 15 tane kurum, 4 dayanışma gönüllüsü röportajlar kısmında bulundu. Hepsinin ortak söylediği şey depremden üç ya da dört gün sonra devlet organizasyonuna rastlıyorlar. O da yetersiz seviyede. Dolasıyla bu filmde ‘devlet yok’ diyen ben değilim. Esasen benim gözlerimle birlikte orada bunu bizzat yaşamış insanlar. Filmde ‘devlet yok’ demek büyük bir iddia ama bunu hemen hemen herkes söylüyor. Ne AFAD ne de herhangi bir devlet organizasyonunu göremedik o süreçte.”

    “TARİKATLARIN ÖNÜ AÇILMIŞ DURUMDA”

    Aynı zamanda bir yeniden yaşam modeli ya da umudu vermeye çalışıyor. Çünkü ötekilerin dayanışması demek enkazın içinden bir çiçeğin filizlenmesi demek. Burada da dayanışma gösteren demokratik kitle örgütleri. Bir yaşam mücadelesi, ayakta durma, dayanışma ile var olma refleksi gösteriyor. Sağlık sorunları devam ediyor ama çözüm bulunmuş değil. Göç devam ediyor. İzole konteynır kentler kuruluyor. Tamamıyla canlının asgari müşterek yaşamını sürdürebileceği koşullar var. Tarikatların önü açılmış durumda. Onların inisiyatifine bırakılmış durumda bölgedeki depremzedeler. Bu durum kalıcı olacak bünyeyi oluşturmada en büyük tehlikedir çünkü ideolojik bir yanı var.”

    Dilan Şimşek/ İSTANBUL

  • Veli-Der İzmir: Bilimsel eğitim için mücadele edeceğiz, susmayacağız!-VİDEO

    Veli-Der İzmir: Bilimsel eğitim için mücadele edeceğiz, susmayacağız!-VİDEO

    PİRHA- Okullara, imzalanan protokolle imam atanması tepkilere yol açtı. Eğitim öğretimin tarikatlara teslim edilmek istendiğini söyleyen Veli-Der İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Turgut Aydın, laik ve bilimsel eğitim hakkı için mücadele edeceklerini söyledi. 

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) Protokolü kapsamında okullara imam, vaiz gibi din görevlilerinin atanmasına karşı Karşıyaka ilçesi Vapur iskelesi karşısında basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada, “Laik ve bilimsel eğitim düşmanı ÇEDES protokolü iptal edilsin” pankartı açılırken, “Okulumuzda imam istemiyoruz”, “İmam camide öğretmen okulda olur” dövizleri taşındı. Sık sık, “Okulda imam istemiyoruz”, “AKP ÇEDES’i al başına çal”, “Çocukları karanlığa teslim etmeyeceğiz” sloganları atıldı. Açıklamaya siyasi parti temsilcileri, sivil toplum örgütleri temsilcileri ve öğrenci velileri katıldı.

    TARİKAT EĞİTİMİ

    Açıklamayı yapan Veli-Der İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Turgut Aydın, zorunlu imam hatipleştirme, müfredat değişimi, okullaşma politikası, sınav sistemi değişiklikleri, tarikatlarla eğitimde yapılan protokol, iş birlikleri ile laik eğitimin tamamen ortadan kaldırıldığını söyledi.

    Protokoller ve iş birlikleri adı altında eğitim kurumlarının cemaatlerin, tarikatların ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuşatması altına alındığına işaret eden Aydın, “ÇEDES protokolü ise bugüne kadar imzalanan protokollerin daha da ötesine geçerek hem öğretmenlik mesleğini hem de öğrencilerin laik, bilimsel eğitim hakkını hedef alan ve Diyanet’in, dini yapıların eğitim kuşatmasını kalıcı ve sürekli hale getiren bir protokoldür” dedi.

    “EĞİTİMİN DİNİ YAPILARA TESLİM EDİLMESİ AĞIR SONUÇLARA YOL AÇTI”

    Eğitimin dini yapılara teslim edilmesinin ağır sonuçlara yol açtığını ifade eden Aydın, ÇEDES Protokolü ile çocukların kimlere teslim edileceğine dair kaygılarının arttığı ifade etti. Çocukların eğitim, öğretmenlerin mesleki hakları için en az 100 bin öğretmenin atamasını isteyen  Aydın, “Çocuklarımızın okullara aç gitmediği, yoksulluktan kaynaklı okullarını terk etmek zorunda bırakılmadığı, çocuk yaşta işçileştirilmediği, deprem riski nedeniyle yaşamlarına ilişkin kaygı taşımadığı, okulsuz, öğretmensiz kalmadığı, okulların cemaatlerce kuşatılmadığı ve laik, bilimsel, kamusal eğitim hakları için mücadele etmeye devam edeceğiz. Unutmayalım;  laik, bilimsel, kamusal eğitimi kaybettiğimizde ilk kaybedenler çocuklarımız oluyor. Bizler çocuklarımız için bu dünyayı değiştirmeliyiz. Biz susmayacağız” diye belirtti.

    Açıklamanın ardından ÇEDES protokolünün iptal edilmesi için okullara verilmek üzere hazırlanan dilekçeler velilere dağıtıldı.

    PİRHA/İZMİR

  • Depremde kurtarılan çocukların tarikatlara teslim edildiği iddialarına suç duyurusu

    Depremde kurtarılan çocukların tarikatlara teslim edildiği iddialarına suç duyurusu

    PİRHA-Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, depremlerde hayatta kalan refakatsiz çocukların tarikatlara veya akrabası olduğunu söyleyen kimselere teslim edildiği iddialarını yargıya taşıdı.

    Kadın cinayetleri, cinsel saldırı ve çocuğa yönelik cinsel istismar davalarında vekillik üstlenen, mağdurlara hukuki ve psikolojik destek sunan Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, Maraş merkezli depremlerde hayatta kalan çocukların bazılarının kaybolduğuna dair iddiaları yargıya taşıdı.

    Konuya ilişkin Antalya Adliyesi’nde suç duyurusunda bulunan dernek, kendilerine ve başka kurumlara yapılan ihbarlarda refakatsiz depremzede çocukların devlet kurumları dışında tarikatlara, çocukların akrabaları olduğunu söyleyen kimselere teslim edildiklerini öğrendiklerini açıkladı.

    “İHBARA GÖRE BEYKOZ’DA 60 REFAKATSİZ ÇOCUK VAR”

    Suç duyurusundan sonra adliye önünde açıklama yapan dernek, “Aldığımız bir ihbara göre İstanbul’un Beykoz ilçesi Çavuşbaşı Mahallesinde 60 refakatsiz çocuk için 3 tane villa ayarlandığı, çocukların yerleştirildiği öğrenilmiştir. Bu villalar hakkında elimizde video bulunmaktadır. Refakatçisi olmayan çocuklar ile ilgili Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı irtibat numaraları derneğimizce aranmış olup, çağrı merkezindeki personelin konuyla ilgili bilgisinin olmadığı ve henüz bakanlık bünyesinde düzenli bir işleyişin mevcut bulunmadığı tespit edilmiştir” ifadelerini kullandı.

    “ÇOCUKLARIMIZI İSTİSMARIN KOLLARINA BIRAKMAYIZ”

    Dernek ayrıca sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Deprem sonrasında tarikatlar tarafından kaçırıldığı bilgisini aldığımız refakatsiz çocuklar için Antalya Adliyesinde suç duyurusunda bulunduk. Tarikat ve cemaatler çocuklar için deprem kadar büyük bir afettir. Çocuklarımızı istismarın kollarına bırakmayız!” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ÇHD: Aile gözetiminde olmayan depremzede çocuklar tarikatlara mı teslim ediliyor?

    ÇHD: Aile gözetiminde olmayan depremzede çocuklar tarikatlara mı teslim ediliyor?

    PİRHA- Çağdaş Hukukçular Derneği, depremzede ve aile gözetiminde olmayan çocukların tarikatlara teslim edildiği iddialarını gündeme getirerek konuyla ilgili savcılık araştırması yapılmasını istedi.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), depremzede ve aile gözetiminde olmayan çocukların tarikatlara teslim edildiği iddialarını gündeme getirerek konuyla ilgili savcılık araştırması yapılmasını istedi.

    “DEPREMZEDE ÇOCUKLAR TARİKATLARA MI TESLİM EDİLİYOR?”

    ÇHD konuya ilişkin yaptığı açıklamada, şu ifadelere yer verdi:

    “Depremzede çocuklar tarikatlara mı teslim ediliyor? Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nı derhal kamuoyuna açıklama yapmaya çağırıyoruz! Derneğimize ulaştırılan bir başvuru doğrultusunda depremzede ve kimsesiz olabileceği düşünülen çocukların tarikatlarla ilişkili olabilecek bir derneğe teslim edildiği yönünde ciddi şüpheler içeren bir ihbardan haberdar olmuş bulunmaktayız. Sürece ilişkin detaylar aşağıda aktarılmış olup durumun açıklığa kavuşturulması, bahsi geçen çocukların korunması ve gözetimi için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığını derhal açıklama yapmaya ve gerekli tedbirleri almaya davet ediyoruz.

    “BU ŞÜPHE DERHAL AYDINLATILMALI VE SORUŞTURULMALI”

    İstanbul Anadolu Adliyesi Cumhuriyet Başsavcılığına suç şüphesini açıkça gösterir biçimde ihbar edilen ve derneğimize ulaşan bu ihbara ilişkin olarak somut gerçeklik derhal kamuoyuna açıklanmalı, çocuklar kaçırıldı ise derhal failler tespit edilip yargılanmalı ve depremzede çocukların akıbetine ilişkin şeffaf biçimde bilgilendirmeler yapılmalıdır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı deprem bölgesindeki tüm kayıp çocukların akıbetini araştırmalı ve ailesi henüz tespit edilemeyen kimsesiz çocukların gerekli desteği almasını sağlamalıdır. Kamunun gözetimi ve koruması altında olması gereken çocukların hiçbir tarikata/derneğe/vakıfa teslim edilmesi kabul edilemez. Bu şüphe derhal aydınlatılmalı ve soruşturma sürerken görevli ve yetkili savcılık tarafından çocukların korunmasına ilişkin tedbirler derhal alınmalıdır.

    “AİLE VE SOSYAL HİZMETLER BAKANLIĞI SÜRECİ ŞEFFAFLIKLA YÜRÜTMELİ”

    Çağdaş Hukukçular Derneği olarak depremzede ve kimsesiz olabileceği düşünülen çocukların tarikatlarla ilişkili olabilecek bir derneğe teslim edildiği yönünde ciddi şüpheler içeren bu başvurunun takipçisi olduğumuzu ve başvuruya istinaden her türlü yasal süreci işleteceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız. Tüm kamuoyunu; sürecin takipçisi olmaya, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı başta olmak üzere devlet ve ilgili kurumları harekete geçirerek süreci şeffaflıkla yürütmelerini sağlamak için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz!”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • MEB İzmir’de dinci yapılarla protokol imzaladı!

    MEB İzmir’de dinci yapılarla protokol imzaladı!

    PİRHA- İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Ensar Vakfı, İmam Hatipliler ve Mezunlar Derneği, Kur’an-a Hizmet Derneği İzmir İl Temsilciliği, İnsan Vakfı İzmir İl Temsilciliği ile “Hayat Boyu Aydınlık Projesi” protokolü imzaladı. Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay tepki gösterdi. Özbay, “Bu protokolün çerçevesi de tehlikeli biçimde geniş. Sadece resmi kurumlarda değil, STK maskesi takmış tarikat yuvalarında da Kuran kursu açılmasına imkân tanıyor” dedi.

    Cumhuriyet’ten Mehmet Oflazın haberine göre, İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü; 3 Ocak’ta çocuk istismarıyla gündeme gelen Ensar Vakfı, İmam Hatipliler ve Mezunlar Derneği (İMHAD), Kur’an-a Hizmet Derneği İzmir İl Temsilciliği, İnsan Eğitimi Kültür ve Yardımlaşma Vakfı (İnsan Vakfı) İzmir İl Temsilciliği ile “Hayat Boyu Aydınlık Projesi” protokolü imzaladı.

    İMHAD sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla protokolü duyurdu. Paylaşımda, “İzmir’in öncü sivil toplum kuruluşları ve İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Kuranı Kerim’in öğretilmesi ve güzel ahlakın yaygınlaşması için kolları sıvadı” ifadelerine yer verildi.

    Dr. Murat Mücahit Yentür, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararıyla 2021’de İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne atanmıştı. Yentür, aynı zamanda İlim Yayma Vakfı mütevelli heyetinde yer alıyor.

    EĞİTİM-İŞ GENEL BAŞKANI: BU PROTOKOL EĞİTİMİN BAŞINA BELA OLMUŞTUR

    MEB’in dinci yapılarla protokol imzalamasına Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay tepki gösterdi. Cumhuriyet.com.tr’ye konuşan Özbay, “Türkiye’nin birçok yerinde benzerleri uygulanan bu protokol aslında 2019’dan beri İzmir’deki eğitimin başına bela olmuş durumda. Çünkü ‘gönüllülük esaslı’ dense de üstlerinden gelen emir yazılarının ardından okulların zaten bu projelere dahil olmama şansı kalmıyor” dedi.

    “MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜKLERİ TARİKATLARI MEMNUN ETME YARIŞINDA”

    Özbay, “Bu protokolün çerçevesi de tehlikeli biçimde geniş çünkü İzmir’in tüm ilçelerinde sadece resmi kurumlarda değil, STK maskesi takmış tarikat yuvalarında da Kuran kursu açılmasına imkân tanıyor” dedi.

    Özbay, şunları kaydetti:

    “Bu kursları kim hangi yetkinlikle açıyor, kim nasıl denetliyor, çocukların kendini fiziken ve ruhsal olarak savunamayacağı yerlerdeki bu faaliyetlerde neler yaşanıyor kimse bilmiyor. Bunun adı eğitim olabilir mi? Ne yazık ki milli eğitim müdürlükleri de gericilik konusunda birbirleriyle yarış içerisinde. ‘Eğitimi nasıl iyileştirip, kamusallaştırabilirim’ diye düşünmesi gereken MEB, dernek maskesi takmış tarikatların – üstelik bunların bir kısmı çocuklara karşı suçlar nedeniyle sabıkalı olduğu halde- reklamını yaparken, ‘İlçemde eğitime hakkınca ulaşamayan öğrenciler için ne yapabilirim’ diye düşünmesi gereken müdürlükler de tarikatları memnun etme yarışını sürdürüyor. Tarikatlar, bu protokoller aracılığıyla eğitimin taşeronu haline getirilirken eğitim sistemimiz giderek gerici bir hale getiriliyor.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Abdallar olarak dağıldık; tarikatlar gençlerimizi çekip aldı, cem dahi yapamıyoruz’-VİDEO

    ‘Abdallar olarak dağıldık; tarikatlar gençlerimizi çekip aldı, cem dahi yapamıyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Kara Yağmur Ocağı Dedesi Ali Atçı, geçmişte yapılan Abdal Alevi cemlerinin şimdi yapılmadığına ve yolu sürecek kimsenin kalmadığını belirterek,  “Cem olduğu zaman herkes birleşir gelirdi. Saz çalar, duaz söyler, semah dönerdik. O kadar kabalıktı ki oturacak yer bulamazdık. Artık yolu, erkanı süren yok. Tarikatlar gençleri çekip aldı. Kimi kapandı, kimi namaz kılmaya başladı” diye konuştu.

    İzmir Tepecik’e bağlı Kuruçay Mahallesi’nde (yeni ismi ile Emiralem Mahallesi) yaşayan Abdal Alevilerin evlerine sığmayan cemlerinden, yol erkanına birçok şey zamanın ve sistemin etkisiyle aşınmış.

    Yerel topluluklar olan Abdal Alevilerin kentin bütünü ile olan ilişkisi çok eski. Abdal Alevilerin, Kuruçay Mahallesi’ne yerleşmesi 1900’lü yıllarına kadar uzanıyor.

    Geçen yüzyıllık dilimde yoğunlaşan eşitsizliklerin ve ayrımcılıkların olduğu Kuruçay Mahallesi’nde Roman Aleviler ötekinin ötekisi olmaya devam ediyor.

    Son 20-30 yılda tarikat ve cemaatlerin hedefi haline gelen Abdalların, zamanla aşınma yaşadığını söyleyen Kara Yağmur Ocağı Dedesi Ali Atçı (74), evlere sığmayan cemlerde olan anılarını özlemle yad ediyor. Atçı, bilinçli politikalar ile asimilasyona uğrayan kimi taliplerinin yoldan uzaklaşarak namaz kılmaya başladığını söylüyor.

    “HERKES HİZMET GÖRÜRDÜ, CEM OLURDUK”

    Kuruçay Mahallesi’ne Abdalların 28 hane ile yerleştiğini hatırlatan Atçı, “Babam ve annemler Horasan’dan kağnı arabaları ile göç ederek gelmişler. 28 hane Kuruçay Mahallesi’ne gelmişler. Evvelde cemlerimizi yapardık. Yol arkadaşlarımız vardı. Cem olduğu zaman herkes birleşir gelirdi. Saz çalar, duaz söyler, semah dönerdik. Güzel erkan sürüyorduk. O canlar Hakk’a yürüyünce pek kimsemiz kalmadı. Musahibimin olduğu Torbalı Çaybaşı Görülce köyden çağırıyorlar, cem yapıyoruz. Ama koronadan kaynaklı artık gidemiyoruz. O köyde yol gören rehberler vardı. Musahiplikte önce ikrar gördürdük. Bir sene ara verir, yol kardeşine gidip gelinir. Musahiplikte yaş önemli değildi. Eline, diline, beline sahip olduktan sonra musahip tutabiliyordun. Herkes el birliği ile hizmet görüyordu. Herkes kendi lokmasıyla dayanışmaya katkı sunuyordu. Yolumuzda rızasız lokma haramdır” dedi.

    “TARİKATLAR GENÇLERİ ÇEKİP ALDI”

    Dede Ali Atçı, artık cem yapamadıklarını, tarikatların Abdallara müdahalesi ile kimilerinin namaz kılmaya başladığına değinerek, “Şimdi çok eksiğimiz var. Artık cem yapamıyoruz. Herkes kendi halinde. Kimi kapandı, namaz kılmaya başladı. Yola çağırdığımızda ise onlara ters geliyor. Aşınma oluyor. Eskiden cemlerimiz meydanda olurdu, sofra kurulurdu. Semah dönülürdü. Herkes ceme gelmek içi can atardı. Yemek yer yemez ceme gelirlerdi. Bizim yolumuz gizli kapaklı değildi. Yol, erkan sırdır. Yolda yemin vardır. Burada bir cemevi ihtiyaç. İnsanlar öylesine dağıldı ki. Farklı şeylerin peşinden gittiler. Artık yolu, erkanı süren yok. Şimdiki gençler musahip tutmuyor. Artık kendi evlatlarımıza söz geçiremez hale geldik. Çocuklarımızın yanında Alevi bir arkadaş, yol gören birileri olsa oda yolun peşinden gider. Tarikatlar, cemaatler gençleri buradan çekip alıyordu” ifadelerini kullandı.

    “20 YILDIR CEM YAPAMIYORUZ”

    Abdal Alevilerin Kuruçay Mahallesi’nde 20 yıldır cem tutamadığını belirten Atçı, son olarak şöyle konuştu:

    “Eskiden Torbalı Çaybaşı’nda evlerde yol, erkan görüyorduk. Sonrasında Kuruçay’da cem yapmaya karar verdik. Canlar evlerini açtı. Saz çaldık, semah döndük. Bir sürü genç geldi. Herkes evinden çay, şeker, meyve ve lokmasını getiriyordu. İnsanlar oturacak yer bulamıyordu. 6 ay cemlerimizi devam ettirdik. Çok güzel bir ortamdı. Herkes kendi evinde cem tutmak istiyordu. İnsanlar işçiydi. Şimdi ise herkes çalışıyor, ceme gelemiyor. 20 yıldır cem yapamıyoruz. En son 2 sene önce bir cem yaptık.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Psikolog Özdikmenli: Vicdanım razı olmadı; çocuğumun din dersi almaması için dava açtım!

    Psikolog Özdikmenli: Vicdanım razı olmadı; çocuğumun din dersi almaması için dava açtım!

    PİRHA-Psikolog Dr. Gözde Özdikmenli, 4. Sınıf öğrencisi çocuğunun zorunlu din dersinden muaf tutulması için dava açtı. Özdikmenli, “Çocuklar ilkokul döneminde soyut düşünemezler. Milli Eğitim Müdürlüğü, bizden farklı dine mensup olduğumuzu belgelememizi istedi. Bunu yapamadığımız için dava açmak durumda kaldım” dedi.

    Muğla’da yaşayan Psikolog Dr. Gözde Özdikmenli, 4. sınıfa giden çocuğunun zorunlu din dersinden muaf tutulması için Muğla İl İdare Mahkemesi’ne dava açtı. Özdikmenli, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nden toplam 6 barış imzacısı akademisyenle birlikte 2017 yılında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilmişti.

    Özdikmenli, PİRHA’ya yaptığı açıklamada, çocuğunun okulda dini eğitim almasını psikolojik açıdan uygun bulmadığından, din derslerinden muaf tutulmasını isteğini ancak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden başka bir dine mensup olduklarına dair belge istendiğini söyledi. Bu tür bir belgelemeyi yapamayacakları için dava açmak durumunda kaldığını aktaran Özdikmenli, çocuklarının zorunlu din dersi almasını istemeyen ailelere rehberlik edecek bir örgütlenme yaratılması gerektiğini de belirtti.

    “ÇOCUĞUNİ, DİN SEÇMESİ İÇİN BELLİ BİR YAŞA ULAŞMASI GEREKİR”

    Çocuklarının küçük yaşta dini eğitim almasını istemediğini ve küçük yaşlarda dini bir takım öğretilere maruz kalmalarının doğru olmadığını ifade eden Özdikmenli, din öğretilerinin içerisinin cezalandırmalarla ve şiddetle dolu olduğunu dile getirdi. Çocuğunun bu durumdan etkilenerek korkmasını istemediğini söyleyen Özdikmenli, “Ayrıca bir dine böyle erken bir zamanda bağlanmasını da istemiyordum. Dini seçmesi için belli bir yaşa kadar beklenmesi gerekiyor. Din dersi olsa bile bence seçmeli olmalı. Çocuğum 4. sınıfa giderken karşılaştık böyle bir durumla. Dini eğitimin 4. sınıfta başlayacağını ben bilmiyordum. Haftada 2 saat çocuğuma Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi verildiğini öğrendim. Buna gönlüm razı olmadı, vicdanım el vermedi. Çocuğumun bir din eğitimi alıp böyle yozlaşmasını istemedim. O nedenle Muğla İl İdare Mahkemesi’ne dava açmak zorunda kaldım. Çünkü bu bir dilekçe ile olabilecek bir mesele değil maalesef. Bu öğrenim döneminin başında dava açtım ve davanın sonucunu bekliyoruz” şeklinde konuştu.

    “ÇOCUKLAR İLKOKUL DÖNEMİNDE SOYUT DÜŞÜNEMEZLER”

    Çocukların ilkokul döneminde beyinlerinin yeni yeni geliştiğini, özellikle de 4-5 yaşından itibaren çocuklara dini eğitim verilmesinin bir kıyım olacağını vurgulayan Özdikmenli, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Dini eğitim için çocuğumun yaşı çok küçük. Zaten ateist bir anne olduğum için çocuğumun hiçbir şekilde dini bir eğitim almasını da istemedim. Ancak ben inanan bir insan da olabilirdim ama yine de zorunlu din eğitimi dersine karşı olurdum. Ateist olmamın dışında da ben bir gelişim psikoloğuyum. Çocuklar ilkokul döneminde somut işlemsel dönemdedir. Ergenlik yıllarında 14-15 yaşından sonra soyut düşünmeye geçiyorlar. Kaldı ki o soyut düşünme de yetişkinlerin yaptığı gibi bir soyut düşünme de değil. Biraz daha ön aşamaları. İlkokul dönemi ve öncesi, çocuklar için somut işlemsel dönemdir. Bu yaşta çocuklar tanrı, Allah, peygamber ve onların yaptığı mucizevi şeyler diye anlatılanları algılayamazlar. Algılasalar bile ürküp, korkabiliyorlar. Anlamlandırmakta çok zorlanıyorlar. Çünkü gerçek hayatta bir karşılığı yok. Ayrıca bir beyin yıkama da söz konusu. Dinler de bir ideolojidir aynı zamanda. Bu yaşlardaki çocuklar beyin yıkanmasına da açık durumdadırlar.”

    “BU KONUDA YOL YORDAM GÖSTEREN ÇAĞDAŞ KURUMLAR YOK”

    İnsanların dini eğitimlerin verilmesi konusunda bilinçli olmadığını söyleyen Özdikmenli, bu konuda rehberlik edecek örgütlenmelerin yaratılması gerektiğini de belirtti. Özdikmenli, “Muğla’da yaşıyorum. Burası laik bir yer olmasına rağmen ben bu konuda yalnız kaldığımı söyleyebilirim” diyerek şunları aktardı:

    “Aileler sorgulamadan çocuklarının okullarda dinsel eğitim almasına izin verebiliyorlar. İlerici, solcu, ateist aileler bile çocuklarının dini eğitim almasına karşı çıkmıyorlar. Bunun nedenlerinin bu kesimler arasında tartışılmasını çok isterim. Örneğin sendikalar, veli dernekleri vesaire üzerinden veliler örgütlenebilir ve bu konuda bir araya gelip birlikte hareket edebilirler. Mesela ben bu idari mahkemeye dava açma sürecimde emek harcadım, ücret ödedim, bilgi almaya çalıştım. Bana rehberlik edebilecek kimse yoktu. Ben Türkiye’deki açılan davalar üzerinden yola çıktım, onları inceledim ve ona göre bir yol izledim. Ateizm Derneği aracılığıyla açılan davalara ulaşabildim. Onların bilgilendirmesi ile bir yol kat edebildim.

    Türkiye’de bu konuda yol yordam gösteren çağdaş kurumlar yok ne yazık ki. Alevi dernekleri de bu konuda yetersizler. Onların sitelerinde ya da herhangi başka bir alanlarında bu konuya dair bir bilgi görmedim. Bunu eleştirmek için söylemiyorum ama bu konuda ben kurumları yetersiz gördüm. Muğla’da bu dava sürecinde yalnız kaldım.”

    “FARKLI DİNE MENSUP OLDUĞUMUZU BELGELEMEMİZİ İSTEDİLER”

    Dava sürecine giden dönemde yaşadıklarını aktaran Psikolog Dr. Özdikmenli şunları kaydetti:

    “Öncelikle okula çocuğumun din dersinden muaf tutulması için bir dilekçe verdim. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden bana şöyle bir cevap geldi: Hristiyanlık ve Musevilik dinlerine mensup öğrencilere dinlerini belgelendirmeleri kaydıyla muafiyet verilebileceği söylendi. Dini nasıl belgelendireceğimizi sordum. Bir kiliseye gidip oradan bu dine mensup olduğumuza dair belge almamız gerekiyormuş. Bu tamamen işi yokuşa sürmek için sunulan bir gerekçe. Ayrıca Hristiyanlık ve Musevilik dışında başka bir din yok mu ya da bir dine inanmak zorunda mıyız? Bunun üzerine ben de mecburen dava açmak durumunda kaldım. Anayasamızda demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğumuz yazıyor. Herkes vicdan ve dini özgürlüğe sahiptir diye yazıyor. Bunlara dayanarak dava açtık. Birçok kişi de açtığı davalardan olumlu yanıt almış, bunu da öğrendik. Bu sadece dava ile bitmiyor.”

    “BASKILAR YAŞAYABİLİRİZ AMA BEN GÖZE ALDIM”

    Din derslerinin okullarda seçmeli de olsa verilmemesi gerektiğinin altını çizen Özdikmenli, muaf tutulduğu takdirde bir çocuğun ‘dinsiz’ diye nitelendirilip, dışlanabileceğini ve psikolojik anlamda olumsuz durumlara maruz kalabileceğini belirtti.

    Psikolog Dr. Özdikmenli, “Bunun için de öğretmenin, okul müdürünün, velilerin ve diğer öğrencilerin bilinçli olması gerekiyor. Herkesin bilinçli davranması gerekiyor. Gelecek baskılarla mücadele edilmesi gerekiyor. Öncelikle çocuğun anne ve babası mücadele edecek. Ben bu mücadeleye hazırım ancak tabii ki destek de bekliyorum. Bu önemli bir vicdani mesele. Zorunlu din eğitimine karşı olan herkes bu mücadeleyi vermeli ve bu yaygınlaşmalı. Tabii ki baskılar yaşanabilir ama ben göze aldım. Herkeste göze almalı. Kamuoyunun bilinçlenmesi lazım ve bu bilinçte mücadele ederek olur ancak. Topluma çağrım budur. Farklılıklara saygılı olmalılar, dışlayıcı, ötekileştirici değil kapsayıcı olmalılar” diye konuştu.

    “PSİKOLOJİSİ BOZUK İNSANLARIN ORTAYA ÇIKMASINA NEDEN OLUYOR”

    Cemaat yurtlarında yaşanan taciz, tecavüz, şiddet ve katliam gibi olaylara da değinen Özdikmenli son olarak şunları söyledi:

    “Antalya’da bir üniversite öğrencisi, kaldığı yurtta kafası kesilerek öldürüldü. Bu tüm toplumu ilgilendiren bir meseledir. Böyle şeylerin yaşanmaması için küçük yaşlarda dini eğitim verilmemeli. Cemaat-tarikat yurtları kesinlikle kapatılmalıdır ve eğitimden ellerini çekmelidirler. Bilimsel, herkese açık eğitimler verilmelidir. Çocuklar, gençler için kalacak yurtlar temin edilmelidir. Bunu sağlamak devletin görevidir. Ekonomik yetersizlikler insanları tarikatların, cemaatlerin kucağına itiyor. O yurtlara giren çocuklar ya da okullarda okuyan çocuklar savcı, kaymakam vesaire gibi meslek sahibi olduklarında tarikatların, cemaatlerin dediklerini yapmak zorunda kalıyorlar. Son yıllarda cemaatlerin, tarikatların ülkeyi ne hale getirdiğini gördük.

    Küçük yaşta dini eğitimin verilmesi psikolojisi bozuk insanların ortaya çıkmasına neden oluyor. Örneğin evrenin oluşması dinde farklı, bilimsel olarak farklı anlatılıyor. Benim çocuğum 4. sınıfta böyle şeyleri dini ideolojinin bakış açısı ile öğrenecek, bir taraftan da bilimsel anlamda öğrenecek. İkisi çatışacak, çocuk da fikir olarak ve birinden birini seçmesi gerekecek. Neden böyle olsun, neden sadece bilim anlatılmıyor okullarda? Okul dışında dini bir eğitim verilecekse verilebilir ancak okullarda zorunlu olarak bunun dayatılması insan haklarına aykırı bir durumdur.”

    Melis CİDDİOĞLU/MUĞLA

  • Dersim’de tarikatlar tam kapanma döneminde yasaklardan muaf!-VİDEO

    Dersim’de tarikatlar tam kapanma döneminde yasaklardan muaf!-VİDEO

    PİRHA-Tam kapanma döneminde eylem ve etkinlik yasakları uygulanarak yurttaşlara ceza üstüne ceza verilirken, Dersim’de tarikatların eylem yapmasına izin verildi.

    Hükümet pandemiyi nedeniyle eylem ve etkinliklere yasak getirip, bu zor ekonomik şartlarda yurttaşlara ceza üstüne ceza verirken, Dersim’de tarikatların bu uygulamadan muaf tutulması kameralara yansıdı.

    4 Mayıs Dersim Katliamı protestosu, 6 Mayıs Üç Fidanın anmaları ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, 1 Mayıs İşçi Bayramı ile 21 Mart Newroz kutlamalarına pandemi bahane edilerek izin verilmezken, Dersim’de tam kapanma sürecinde tarikatların eylemine izin verildi.

    Tarikat üyelerine polisin müdahale etmemesi Türkiye’de kuralların herkese aynı şekilde uygulanmadığını bir kez daha gözler önüne serdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Cemevi başkanından skandal yorum: Tarikatların ‘Tunceli’ye zarar vereceğine inanmıyorum!

    Cemevi başkanından skandal yorum: Tarikatların ‘Tunceli’ye zarar vereceğine inanmıyorum!

    PİRHA- Dersim’deki tarikat yapılanmasını, Alevi asimilasyonuna katkı sağladığı belirtilen Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’a sorduk. Yurt, Dersimlilerin aksine “Tarikatların Tunceli’ye zarar vereceğine inanmıyorum” diyor. Yurt, bazı dinci vakıf ve derneklerin Dersim’de şubeler açtığını belirterek, “Burada en faal gördüğüm Semerkant diye bir yer açılmış. Orası herhalde Menzilcilerinmiş, onu bile tam bilmiyorum” dedi. Yurt ayrıca cemevinden cenazeleri Sünni hocaların kaldırdığını da sözlerine ekledi. 

    Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) Dersim’de tarikatların örgütlenmesine dair saha çalışması yaptı. Aralık ayında yapılan açıklamaya göre tarikatlar Dersim’de çeşitli faaliyetler yürütüyor. DAM’ın araştırmasında, Dersim’de dernek ve vakıf adı altında kurumlaşan bu tarikatlar, Fethullah Gülen’in başvurduğu taktikler üzerinden örgütlenmeye çalışıyor. DAM, “Tarikatların Dersim çıkarması ciddiye alınmalı ve sıradan bir gelişme olarak görülmemelidir. Tez elden kurumlarımız halkı uyarmalı ve tarikatlara karşı bilgilendirme çalışmaları yapmalıdırlar” çağrısında bulunmuştu.

    Dersim Dernekler Federasyonu da (DEDEF),  “Topla, tüfekle, sürgünlerle başaramadıklarını tarikatlarla yapmak istiyorlar” şeklinde açıklama yapmıştı.

    Dersim’deki tarikat yapılanmasını, Alevi asimilasyonuna katkı sağladığı iddia edilen Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’a sorduk.

    Yurt, bazı dinci vakıf ve derneklerin Dersim’de şubeler açtığını ve Munzur Üniversitesi’ne okumaya gelen öğrencilere yönelik faaliyet yürüttüklerini belirterek şu bilgiyi de verdi:

    “Burada en faal gördüğüm Semerkant diye bir yer açılmış. Orası herhalde Menzilcilerinmiş, onu bile tam bilmiyorum. Eskiden Tunceli’de yaşamış daha sonra Tunceli dışında bir yerlerde yaşamış, etkilenmiş bir vatandaş var ve o vatandaş bu işi genelde yürütüyor. ama onu da çok tanımıyorum.”

    Ali Ekber Yurt, Dersimlilerin aksine “Tarikatların Tunceli’ye zarar vereceğine inanmıyorum” iddiasında bulunuyor.

    Alevi asimilasyonun hızla devam ettiği süreçte Alevi cenazelerinin de Tunceli Cemevinden Sünni hocalar (imamlar) tarafından kaldırıldığını söyleyen Ali Ekber Yurt, “Burada Alevi dedesiyle, cami hocasının yaptığı hizmet aynı. Tunceli Cemevi cenaze hizmeti için hoca belirlemiyor. Herkes istediği hocayı getirme özgürlüğüne sahip” diyerek asimilasyonun nasıl yapıldığının ipuçlarını da veriyor.

    İşte Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt‘un PİRHA Editörü Nilgün Mete’nin sorularına verdiği yanıtlar:

    PİRHA: Dersim’de tarikat yapılanması olduğu ortaya çıktı. Tarikatlar, dinci örgütler neden Dersim’i seçiyor?

    ALİ EKBER YURT: Bir tarikat yapılanması olarak değil de, belli vakıf ve dernekler Tunceli içerisinde şubeler açmış ve benim izlediğim kadarıyla bunlar sadece buraya okumak için gelen kendi tabanına yakın öğrencilere yönelik faaliyet yürütüyorlar gibime geliyor veya buradaki dışardan gelen memurlar üzerinden kendi tabanlarının buradaki taleplerini karşılamaya yönelik.

    -Ancak Alevi gençlerini de etkiledikleri, örgütledikleri biliniyor.

    Ben bilmiyorum. Şu ana kadar somut bir örnek görmedim.

    -IŞİD’e katılanlar bile var…

    Bilmiyorum ben somut bir örneğini görmedim. Ama şu var. Kendine yer, mevki, makam edinmek isteyip de oraya yanaşanlar varsa bir şey diyemem. Ben bu yapıları çok tanımıyorum. Her ne kadar cemevi üzerinde bir karalama kampanyası olsa da ben cemevinin başkanı ve bu bölgede bir dede olarak o sayılan isimlerin bir çoğunu tanımıyorum. Orada birkaç isim sayıldı, Bülent Kar ismi sayıldı. Bülent Kar, Memur-Sen Tunceli Şube Başkanı olduğu için birkaç toplantıya davet edildiğimizde bir araya gelmişiz. Burada en faal gördüğüm Semerkant diye bir yer açılmış. Orası herhalde Menzilcilerinmiş, onu bile tam bilmiyorum. Eskiden Tunceli’de yaşamış daha sonra Tunceli dışında bir yerlerde yaşamış, etkilenmiş bir vatandaş var ve o vatandaş bu işi genelde yürütüyor. O vatandaşı pek tanımıyorum. Onun dışında Birlik Vakfı varmış. İnanın hiçbirinden doğru düzgün haberdar bile değiliz.

    -Sizce neden tercih ediyorlar Dersim’i? Alevileri niye etkilemeye çalışıyorlar?

    Alevileri etkilemeye çalışıyorlar diye bir şey yok. Siz de bilirsiniz ki her düşünce, her görüş kendi fikrini, düşüncesini her yerde her kesime anlatmak ve fikirlerini sunup kazanmak ister. Bugün bu bizim için Sol görüşlü insanlar için de böyledir. Sol görüşlü insanlar bugün Konya’da, Kayseri’de Yozgat’ta kendi derneklerini kendi düşüncelerini anlatan vakıflarını açmak istemezler mi?

    -Solcular sınıfsal düşündüğü için tabi ki işçileri emekçileri etkilemek isterler. Bu başka bir şey. Alevi dernekleri  Sünnileri etkilemeye çalışıyor mu?

    Bugün herkes fikrini, düşüncesini, inancını… işçi emekçi diyorsunuz ama onlar da kendine göre her inananı kendi tarafına kendi düşüncesine çekmek istiyor.

    -Siyasi partilerin taraftar kazanması başka bir şey. Şu an Alevi örgütleri gidip Sünnileri etkilemeye çalışıyor mu? Ama bu tarikatlar Alevileri etkilemeye, dönüştürmeye çalışıyor.

    Konuşmamın başında dedim. Bunların faaliyetleri Alevilerden çok burada kendi tabanlarına yönelik.

    -Dersim’de tabanları var mı peki?

    Tabanları nedir. Tunceli’nin nüfusu zaten hali hazırda ne ki?

    -Dersim Alevilerin yoğunlukla yaşadığı bir kent.  

    Öyle de, Tunceli, Dersim dediğin il merkezinin nüfusu zaten 33 bin. Bunun 5-6 bini öğrenci, 10 bini memur. Neredeyse yarı yarıya yabancı. Bu adamlar kendi tabanlarını burada görüyorlar ve o tabanlarının istek ve talepleri doğrultusunda kendi dernek ve vakıflarını açıyorlar.

    -Siz çok iyi niyetli yorumluyorsunuz…

    Ben niyet sorgulayamam ama şunu önemserim. Hukuk içerisinde kendi fikirlerini düşüncelerini anlatmak istiyorlardır. Şuna ben inanmıyorum. Ben Tuncelilerin, Dersimlilerin, Alevilerin gidip de o tarikatlara ilgi göstereceğine, o tarikat mensuplarına ve o derneklere üye olacağına, dönüşeceğine inanmıyorum. Tunceli insanı mümkün değil, değişsin. İçlerinde çıkar ve menfaati doğrultusunda, bürokraside yer kapmak adı altında veya 3-5 lira koparmak, bir iki ihale almak adına 3-5 kişi gider ama o da onlarla sınırlı kalır. Onlar da bir süre sonra geri döner.

    -Asimilasyon son derece fazla Aleviler üzerinde.

    Tarikatların Tunceli’ye zarar vereceğine inanmıyorum.

    -Nasıl inanmıyorsunuz? Şeriatçı dinci yapılanmalar zarar vermez mi?

    Somut örnek verin…

    -Tarikatlara hiç tepki vermiyorsunuz Ali Ekber bey!

    Bakın veriyorum, ben size diyorum inanmıyorum. Ben Tunceli’de tehlike arz edecek bir tarikat yapılanmasına şu an inanmıyorum. Bu tarikat yapılanmalarını Tunceli kabullenmez.

    -Cemevine geliyor mu bu tarikatçılar?

    Ben bunların hiçbirini tanımıyorum. Cemevine gelseler tanırım herhalde.

    Kimliklerini gizleyerek gelmiyorlar mı sizce?

    Hayır ben görmedim.

    Peki 2 yıl önce Diyanet İşleri Başkanı gelmişti Tunceli Cemevine. 2 imam hatipli, dini iyi bilen dede istiyoruz demiştiniz, geldiler mi peki? 

    Öyle bir iddiamız yoktu. Bu yalan.

    O dönem yazıldı bunlar.

    Yazıldı işte bu yalan.

    -İki dede istiyoruz dini bilen diye.. geldi mi onlar?

    Onu Çemişgezek cemevi istedi, biz istemedik. Çemişgezek Cemevi başkanı dedi ki gençlerimizi eğitecek, ilim irfan sahibi, Kuran öğretebilecek dede gönderin.

    -Tunceli Cemevinde Kuran kursu var mı?

    Hayır, Kuran kursumuz yok.

    TUNCELİ CEMEVİNDEN CENAZELERİ İMAMLAR KALDIRIYOR

    Bazı cemevleri Kuran kursu açıyor.

    Tunceli Cemevinde şu an Kuran kursu yok ama bakın size bir şey söyleyeyim. Uzaktan görüldüğü gibi değil. Tunceli Cemevi olarak biz cenazelere hoca görevlendirmiyoruz. Herkes hocasını getirmekte serbest ama Tuncelilerin en çok tercih ettiği hocalar iki cami imamı biliyor musunuz.

    Cami imamı gelip cenaze mi kaldırıyor cemevinden?

    Evet ben bunun önüne geçmek istediğim zaman da toplum beni linç etti.

    Ama bakın demek ki asimile olmuşlar. Tarikatlar etkili olmuş eğer imamı getiriyorsa oradaki Aleviler.

    Ondan değil, buradaki yerli hocaların hal ve hareketleri yüzünden.

    -Yerli hoca derken anlamadım. Alevi mi bunlar?

    Bizde Alevi olup da o hizmeti yapan 3-5 hocanın yüzünden.

    Toplumun bir kesimi demek ki bu kadar çığrından çıkmış, bunun farkında değil misiniz?

    Bunları seçmelerinden kaynaklı biraz evvel bahsettim. Biz de Aleviliği anlatacak imkanı bulamadığımız için.

    İşte o tarikatlar amacına ulaşıyor. Oradaki ‘Aleviler’ eğer cami imamını çağırıyorsa cenazesine, bu korkunç bir şey değil mi?

    Dediğiniz tarikatlarla ilgili iddialar son 3-5 yıldır, 10 yıldır işte. Bu dediğim hocalar 30 yıldır burada hizmet yapıyorlar.

    Siz cemevi olarak buna nasıl izin veriyorsunuz?

    Ben diyorum size, biz cemevi olarak kimseye hoca dayatmıyoruz.

    Olur mu öyle şey! Her cemevinin dedesi vardır. Ne hocası, hoca nerden çıktı?

    Cenaze hizmetlerini yapanlara hoca denir. Dede farklı bir şeydir.

    O zaman Alevi ritüeline, inancına göre cenazeler kalkmıyor Tunceli Cemevinden.

    Alevi ritüeli değil. Burada Alevi ritüelinde olan şeye göre birebir hocalar da yapıyorlar.

    Nasıl yapacak cami imamı Alevi inancına göre..

    Yapıyor işte, adam yapıyor.

    Nasıl yapıyor? Allahu Ekber tekbir getirerek yapıyordur.

    Alevi ritüelinde Allahu Ekber yok mu?

    -Cemlerde var mı Allahu Ekber?

    Cemi demiyorum, cenaze hizmetlerini. Cem ayrı bir şeydir, cenaze ayrı bir şeydir.

    Olur mu? İnancıyla doğru orantılı değil mi? Dedeler, inanç önderleri “Artık özümüze dönelim” diyorlar?

    Ama Alevi ceminde de Allah uludur denilir. Allahın büyüklüğü, şanı anlatır.

    Cenaze erkanlarında çok asimilasyon yaşanıyor. Camiden kaldırılmasından farklı değil yani.

    Sizin hocalığınız var mı? Cenaze kaldırıyor musunuz?

    Cenaze kaldırmıyorum. Aleviyim. Sonuçta Alevi inancına göre cenaze nasıl kaldırılır biliyorum. 

    Burada Alevi dedesiyle, o cami hocasının yaptığı hizmet aynı.

    Cami hocası cemevine gelip Alevi inancına göre cenaze kaldırır mı?

    Kaldırır.

    Yapmayın. Siz Alevi dedesi olduğunuzu söylüyorsunuz.

    Hanımefendi söylüyorum ikisi arasında bir fark olmadığını söylüyorum.

    Fark olmuyorsa oradaki Aleviler dönüşmüş, başkalaşmış, asimile olmuş.

    Ne biliyorsunuz? 10 göbektir bizim ailemiz hocalık yapıyor bu bölgede. Bir fark görmüyorum babamın yaptığı hizmetle benim yaptığım arasında.

    Peki Sünni kökenli mi o cami imamları?

    Bilmiyorum, herhalde Sünniler. Yani imamlık yaptığına göre Sünnidirler.

    -Alevi olup da imamlık yapanlar var mı?

    Alevi imam olmaz, camide imamlık yapmaz.

    Yaptırmazlar çünkü, ne kadar asimile olsa da ona değer vermezler.

    Yapmışsa Sünnileşmiştir.

    Yani şunu anladım: Tunceli Cemevinde Alevilerin cenazelerini Sünni imamlar kaldırıyor.

    Çoğunu Sünni imamlar kaldırıyor. Toplum onları tercih ediyor.

    İşte toplumun ne hale geldiği ortada, onları tercih ediyorsa… Ancak siz cemevinin dedesisiniz. Siz müdahale etmiyorsunuz?

    Müdahale ettim. Ama dinletemedim.

    Dedesiniz, oranın başkanısınız, imama izin vermezseniz kimse müdahale etmez.

    İzin vermedim ama beni ciddi anlamda hırpaladılar.

    Demek ki Dersim’de çok asimilasyon oluyor. Tarikatların orada yapılanmasının sonucu işte.

    Yok yok, o tarikatların burada hiçbir faaliyeti yok.

    O zaman niye imamı istiyorlar?

    O cenazelere o imamları çağıranlara sorarsınız. Neden onu tercih ediyorlar.

     İstanbul’da, her yerde cemevinin dedesi cenazeyi kaldırıyor. Tunceli Cemevinde neden öyle?

    Tunceli cemevi cenaze hizmeti için hoca belirlemiyor. Herkes istediği hocayı getirme özgürlüğüne sahip.

    İşte siz böyle bu anlamda özgür bırakırsanız öyle olur?

    Özgürlüğe karşı mısınız?

    Olur mu öyle şey. Asimilasyona hizmet eden bir özgürlükten bahsetmiyorum.

    Neden? Herkes kendi istediği hocayı getirsin.

    -O zaman cami hocası geliyor. Peki cami hocası getirmeyen kimi getiriyor?

    Burada 3-5 tane yerli hoca var.

    Yani hep Alevi olmayan hoca mı geliyor. Hiç Alevi yok mu?

    3-5 tane Alevi hoca var. Kureyşanlı, Baba Mansurlu böyle hocalarımız da var.

    -Peki bunlar Kuran kursuna gitmiş insanlar mı? 

    Bilmiyorum eğitimlerini nerden almışlar.

    Ne diyeyim, şaştım bu durumunuza!

    PİRHA/ DERSİM

     

  • Pir Batar’dan tarikat tepkisi: Bir ferdimiz de kalsa Yol kaybolmaz

    Pir Batar’dan tarikat tepkisi: Bir ferdimiz de kalsa Yol kaybolmaz

    PİRHA-Dersim’deki tarikat yapılanmasına tepki gösteren Dersimli Pir Zeynel Batar, “Kesinlikle imkanı yoktur, Alevi olan insanların tarikatlarla işi olmaz. Çünkü Dersim bölgesi Alevilerin inanç merkezidir, bütün ocaklarımızın mekanıdır. Onlar ne kadar uğraşırsa uğraşsınlar, onlar bize etki yapamaz, kimse bizi tarikatların altına alamaz” dedi.

    Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) Dersim’de tarikatların örgütlenmesine dair geçen ay saha çalışması yaptı. Dersim’de tarikat örgütlenmesinin ciddi boyutlarda olduğu ortaya çıktı.

    Alevi Yol erkanını sürdüren ve Dersim’de yaşayan Celal Abbas Ocağı pirlerinden Zeynel Batar, Dersim’deki tarikat yapılanması ve devletin Aleviliğe yaklaşımı hakkında PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “ALEVİLERİN TARİKATÇILARLA İŞİ OLMAZ”

    “Kesinlikle imkanı yoktur bizim inancımız hak yoludur” diyen Pir Zeynel Batar, “Bizim tarikatçılarla işimiz yoktur. Alevi olan insanlar kesinlikle tarikatlarla işi olmaz. Çünkü Dersim bölgesi Alevilerin inanç merkezidir. Bütün ocaklarımızın mekanıdır. Onlar ne kadar uğraşırsa uğraşsınlar onlar bize etki yapamaz” dedi.

    “ALEVİ KÜLTÜRÜNE HEP YASAK KONULDU”

    “Gerçek yolu sürenler Alevilerdir diyen” Batar, şunları ifade etti:

    “Alevilik hakiki bir adalet olduğu için yanlışa karşı gelmiştir, haksıza haksız demiştir. Alevisi, Kürt’ü, Türk’ü sonuçta hepsi insandır ama devletin politikası bunu kabullenmiyor. Çünkü Alevi hiç kimseyi birbirinden ayırt etmiyor, herkesi kardeş, insan biliyor. Ezelden beri yasak konulmuştur, zaten devletin politikası budur. Devletin bize sahip çıkması gerekiyor, devletin Aleviliği araştırması gerekiyor. Keşke devletimiz Alevi toplumuna sahip çıksa biz bu bayrağın altında yaşıyoruz, vergimizi, askerimizi veriyoruz devletin de bizim kültürümüze sahip çıkması gerekiyor.

    Alevi kendi inancını, Sünni kendi inancını, Hristiyan kendi inancını yani herkes inancını serbest bir şekilde yapması gerekiyor. Dedelerimiz ve kanaat önderlerimiz bu yolu iyi bir şekilde uyguladı. Tüm Alevi toplumunun bütün ritüellerini kaybettirmeyi ve sünnileştirmeyi amaçlıyorlar. Bizim tek bir ferdimizde kalsa bile mümkünatı yoktur bu Yol kaybolmaz devam eder.”

    Cihan BERK/PİRHA

  • ‘Munzur Üniversitesi tarikatların merkez üssü konumunda’-VİDEO

    ‘Munzur Üniversitesi tarikatların merkez üssü konumunda’-VİDEO

    PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, kent genelinde artan tarikat yapılanmalarına karşı basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Dersim’de cemaat ve tarikat yapılanması tahakkümcü asimilasyon politikalarının araçları olarak kullanılmaktadır” denildi. Munzur Üniversitesi’nin tarikat yapılanmasının merkez üssü olduğu belirtilen açıklamada, üniversite rektörünün görevden alınması istendi. 

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Dersim genelinde artan tarikat ve cemaat yapılanmalarına karşı basın açıklaması yaptı.

    Dersim Sanat Sokağı’nda yapılan basın açıklamasını EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin okudu.

    “Kuruluşundan bu yana kentimiz nezdinde olumlu denebilecek bir izlenimle anılmayan Munzur Üniversitesi ile ilgili basında yer alan iddialardan oldukça rahatsız olduğumuzu belirtmek isteriz” dedi.

    Ergin Tekin, şunları dile getirdi:

    “Üniversiteler kuruldukları şehirlerin sosyal, kültürel, ekonomik yaşantısına olumlu yönlerde katkı sunması gerekirken, küçük bir Alevi kenti olan Dersim’de, Munzur Üniversitesi’nin asıl görevlerini bir tarafa bırakarak, tarikat ve cemaat yapılanmalarıyla toplum üzerinde yaratmış olduğu huzursuzluk tahammül edilemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Dersim’de cemaat ve tarikat yapılanması toplumsal gereksinim olmayıp,  tamamen, tahakkümcü asimilasyon politikalarının araçları olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla bu yapılanmalar örgütlenme özgürlüğü kapsamında düşünülemez ve değerlendirileme.”

    “ÜNİVERSİTE TARİKATLARIN MERKEZ ÜSSÜ KONUMUNA GELMİŞTİR”

    Ergin Tekin, Dersim, eğitim, sosyal ve kültürel alandaki düzeyi bakımından, farklı kültürlerin yaşam tarzlarının sorunsuz bir şekilde kendilerini ifade edebilme olanağı bulabilmesi gibi avantajlarla, üniversite fikriyatını en iyi taşıyabilecek kentlerden biri olduğunu vurguladı. Tekin, “Buna rağmen, atanan rektörler, kentin de, üniversitenin de en büyük talihsizliği olmuştur.  Eski Rektör Durmuş Boztuğ üniversiteyi FETÖ örgütlenmesi için bir yuva olarak kullanırken, şimdiki rektör Ubeyde İpek ise eski rektörün mirasını da devralarak, üniversiteyi tamamen tarikatların merkez üssü konumuna getirmiştir” dedi.

    Tekin, Munzur Üniversitesi’ni tarikat ve cemaat örgütlenmeleri ile dolduran ve kentin kültür dünyası ile yaşayış şeklini asimilasyoncu bir biçimde dönüştürmeyi hedefleyen bir anlayış olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “AKP-MHP ittifakının tek adamcı ve gerici siyasetinin bir ürünüdür. Rektör ve dar çevresinin üniversitelerde kültürel çeşitliliği tarikat çeşitliliği olarak algılaması, Munzur Üniversitesi’ne biçilen misyonun adeta dışa vurumudur. Bilimin ve aydınlanmanın merkezi olması gereken Munzur Üniversite’sinin, FETÖ’cülerin, Menzilcilerin, Süleymancıların, Milli Görüşçülerin sayısız vakıf ve dernekle cirit attığı ve kadro kaptığı bir çiftlik haline getirilmesi asla kabul edilemez.
    Kurulan bu vakıflar üzerinde alınan projelerin, harcanan paraların haddi hesabı yoktur. Üniversite uzantılı cemaatler aynı zamanda birbirini beslemekte ve kollamaktadır. Daha önce FETÖ soruşturması kapsamında açığa alındığı bilinen ve yakın bir zamanda hiç geciktirilmeden profesörlüğe yükseltilen Mehmet Ateş’in, yakın bir zamanda FETÖ soruşturması kapsamında yine açığa alınması, bu ilişki ağı içinde nasıl barındıklarının en somut örneğidir.”

    “MUNZUR ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ GÖREVDEN ALINMALI”

    Bugüne kadar, Munzur Üniversitesi’nin olumsuz haberler dışında gündeme gelmediğini söyleyen Ergin Tekin, “Bütün enerjisini ‘toplum mühendisliği’ ve ‘algı yönetimi’ yapmaya harcayan, yukarıda belirttiğimiz bütün olumsuzlukların asil sorumlusu, Munzur Üniversitesi rektörü Ubeyde İpek bir an önce görevden alınmalıdır. İlimizin ihtiyacı olan yetişmiş insan gücünü kaçırtıp, yerini, üniversitenin ihtiyacı olmadığı halde hemşerileri ile dolduran Ubeyde İpek mutlaka gitmeli, akademik personel alımında hemşericilik gibi ilkel değerler üzerinden değil, liyakat üzerinden hareket edecek ve kentin kültürel dokusuna saygılı, bilimden yana yeni bir rektör atanmalıdır” dedi.

    Açıklamaya imza atan kurumlar şunlar:

    “SES DERSİM ŞUBESİ, BES DERSİM ŞUBESİ, EĞİTİM SEN DERSİM ŞUBESİ, TÜM BEL SEN DERSİM ŞUBESİ, GENEL-İŞ DERSİM ŞUBESİ, EMEP, HDP, SMF, ESP, CHP,  DERSİM BAROSU, İHD,  YENİGÜN KADIN DAYANIŞMA DERNEĞİ, DERSİM KÜLTÜR VE DOĞA DERNEĞİ, DEDEF, PSAKD, DAD, DAM, DERSİM SANAT İNİSİYATİFİ.”

    PİRHA/DERSİM