Etiket: tarım orkam-sen

  • Çevreciler Mersin’den seslendi: Geleceğimizi karartacak yasayı geri çekin!

    Çevreciler Mersin’den seslendi: Geleceğimizi karartacak yasayı geri çekin!

    PİRHA- Tarım Orkam-Sen ve Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, zeytinlik alanların maden faaliyetlerine açılmasına izin veren düzenlemenin geri çekilmesi için çağrıda bulunarak, “Bu yasa geçerse yalnızca zeytin değil gelecek de kararacak. Bu yüzden bu yasaya razı olmayacağız” dedi.

    Mersin’de Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen) öncülüğünde Mersin Emek ve Demokrasi Platformu’nun da katılımıyla zeytinlik alanların maden faaliyetlerine açılmasına izin veren düzenlemenin geri çekilmesi için Özgür Çocuk Parkı’nda açıklama yapıldı. Açıklamada “İhanet yasasına hayır. Ormanlarımızı, topraklarımızı, suyumuzu ve zeytinliklerimizi koruyacağız” pankartı açıldı. Kitle sık sık “Kurtuluş yok tek başına” ve “Zeytin bahçeleri torbaya sığmaz” sloganları attı.

    Tarım Orkam-Sen Mersin Şube Başkanı Yusuf Demirci, düzenlemenin halkı değil, sermaye çevrelerini önceleyen bir anlayışla kaleme alındığını belirtti. Demirci, ekolojik tahribata karşı verilen mücadeleye işaret ederek, şu talepleri sıraladı:

    “- Yasa teklifi derhal geri çekilmelidir.
    – Yasam alanları enerji yatırımlarına kapatılmalı, anayasal güvence güçlendirilmelidir.
    – ÇED süreçleri bağımsızlaştırılmalı, halkın katılımı sağlanmalıdır.
    – Kaçak yatırımlara getirilen aflar iptal edilmelidir.
    – Enerji politikalar kamusal, demokratik ve doğayla uyumlu şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.
    – Enerji, maden, tarım, su ve ekosistem yönetimi gibi alanlarda alınan kararlar; merkezi bilimsel kurulların rehberliğinde, yerel halkın, meslek örgütlerinin ve çevre hareketlerinin katılımıyla şekillenmelidir.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Türkiye’de kuraklık yüzde 60’ı geçti

    Türkiye’de kuraklık yüzde 60’ı geçti

    PİRHA- TARIM ORKAM-SEN Genel Başkanı Ahmet Keleş, AKP’nin iklim politikalarının iklim krizini derinleştirdiğini belirterek, “Kuraklıkla mücadelede stratejik ve uzun erimli planlamalar yapılmalıdır” dedi.

    Tarım ve Hizmetçilik Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (TARIM ORKAM-SEN), artan kuraklık ve iklim krizine ilişkin sendikanın genel merkezinde basın açıklaması yaptı. TARIM ORKAM-SEN Genel Başkanı Ahmet Keleş, sorunlara yönelik çözüm önerilerinde bulundu.

    YÜZDE 61’E VARAN KURAKLIK

    Kuraklığın önümüzdeki aylarda da devam etmesi halinde hidrolojik kuraklığın başlayacağına ve yeryüzü ve yeraltı sularında azalma olacağına dikkat çeken Keleş, yağışların geçen dönemlere kıyasla azaldığına dikkat çekti. İç Anadolu’da yüzde 59, Marmara’da yüzde 61, Akdeniz’de yüzde 61, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yüzde 59 oranında yağışların azaldığını aktaran Keleş, baraj ve göllerdeki su seviyesinin yüzde 10-30 seviyesinde düştüğünü söyledi.

    “AKP POLİTİKALARI ÇÖLLEŞMENİN EŞİĞİNE GETİRİYOR”

    Küresel Kapitalizm ve AKP’nin rant, talan ve sermaye çıkarları doğrultusunda doğayı talan ettiğinin altını çizen Keleş, “Doğal alanların bozularak alabildiğine betonlaşmanın artırılması, tarım alanlarının yapılaşmaya açılması, endüstriyel tarımın teşvik edilmesi, RES, HES, JES, organize sanayi tesisleri, taş ocakları, egzoz salınımı, maden sahaları ve kentleşmenin arttırılması sonucu yaşanan ekolojik kırımlar iklim değişikliklerine neden olmaktadır. Bu talan anlayışı ülkeyi çölleşmenin eşiğine getirmektedir” dedi.

    “VAKİT GEÇİRMEDEN PLANLAMA YAPILMALI”

    Keleş, 2017’de açıklanan ‘Kuraklık Yönetim Planı’nın uygulamaya sokulmamasının felaketlere neden olacağını belirterek, şu önerileri sıraladı:

    “Vakit geçirmeden kuraklıkla mücadelede stratejik ve uzun erimli planlamalar yapılmalıdır. Azalan yağışları dikkate alarak susuzluğa karşı önlemlerini almayarak gıda güvenliğini de riske etmesi önlenmelidir. Yağmur dualarına çıkacağınıza kuraklığa, yok oluşa ve iklim krizine yol açan projeleri durdurulmalıdır. Derhal toprak kayıplarının önüne geçilmeli, topraklarımızın yapılaşmaya açılmasına kısıtlama getirilmelidir. Toprak koruma kurulları siyasi otoritenin baskısından kurtarılmalıdır. Demokratik bir planlama ile gerçek ihtiyaçların karşılanması ve ekolojik dengeye saygı gösterilmeli, doğa anlaşılmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tarım Orkam-Sen: Orman yangınlarına göz yummayacağız, gerekli önlemler alınsın

    Tarım Orkam-Sen: Orman yangınlarına göz yummayacağız, gerekli önlemler alınsın

    PİRHA-Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Hamit Kurt, son dönemlerde artarak devam eden orman yangınlarıyla ilgili yayınladığı açıklamada, “Kapitalist kâr hırsı ile yeni yatırım alanları açmak ya da Şırnak Cudi Dağı eteklerinde olduğu gibi güvenliği sağlamak gibi gerekçelerle bilerek yangın çıkaran baskıcı, ihmalci ve rantçı zihniyettir” dedi.

    Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen) sık sık yaşanan orman yangınlarına ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Tarım Orkam- Sen Genel Başkanı Hamit Kurt, son günlerde artış gösteren orman yangınlarında Adana’nın Kozan ve Pozantı ilçeleri, Mersin, Hatay, Osmaniye, Çorum, Ankara, Sinop, Şırnak Cudi Dağı eteklerinde ve Çanakkale Gelibolu’da toplam 6500 hektar orman alanın kül olduğunu ve birçok yangınla mücadele personelin yaralandığını, yetkililerin ise “tahmini” açıklamalarına göre bu yangınların “dikkatsizlik, ihmal” ya da ‘’belirlenemeyen nedenlerle” çıkmakta ve bir sorumlusu bulunmadığına dikkat çekti.

    “YAKILAN ORMANLARIN YERLERİNDE BİR ZAMAN SONRA OTELLER YÜKSELMEKTEDİR”

    Kurt, “Elbette ki ihmal ve dikkatsizlik yangınlarda bir etkendir ancak binlerce hektar ormanın kül olması ve birçok emekçinin yaralanmasının asıl sorumlusu, kapitalist kâr hırsı ile yeni yatırım alanları açmak ya da Şırnak Cudi Dağı eteklerinde olduğu gibi güvenliği sağlamak gibi gerekçelerle bilerek yangın çıkaran baskıcı, ihmalci ve rantçı zihniyettir” diyerek, şunları kaydetti:

    “Bu zihniyetteki Endüstriyel Tarım, Turizm, Maden ve İnşaat sektörleri nereyi sömüreceklerse orada faili meçhul yangınlar çıkarmakta daha sonra etkisini kullanıp yasal düzenlemelerle bu alanları orman vasfından çıkararak kendilerine alan açmaktadırlar. Yakılan ormanların yerlerinde bir zaman sonra otellerin yükselmesi, çok uluslu şirketlerin eliyle endüstriyel tarıma açılması ya da benzer işletmelerin açılması bunun göstergesidir.Temelde yatan diğer önemli neden ise HES’ler, termal santraller gibi ekolojik dengeyi bozan etmenlerin yol açtığı iklim krizi ve küresel ısınmadır. Oysa ki ranta değil ekolojik yaşama dayanan politikalarla orman yangınlarını büyük ölçüde önlemek mümkündür.

    “DOĞA TAHRİBATLARINA, YANGINLARA TAHAMÜLÜMÜZ KALMADI”

    Acil olarak bölge ayrımı yapılmaksızın mevcut yangınlara derhal müdahale edilerek söndürülmesi çağrısında bulunan Kurt, “Yangınlardaki sabotaj ihtimali araştırılmalı, görevlerini yerine getirmeyen sorumlu yetkililer görevden alınmalı ve yargılanmalı. Yangınlara hızla müdahale etmek için bölgesel müdahale birimleri oluşturulmalı ve buralarda yangın helikopteri veya uçağı bulundurulmalıdır. Yangın söndürme uçaklarının özel sektörden kiralanmasına son verilmeli THK uçakları devreye sokulmalıdır. Orman çalışanlarının yangın tazminatı sorunu çözüme kavuşturulmalı, piknik alanlarında önlemler alınarak dikkatsizliğin önüne geçilmelidir.Yanan ormanlar imara açılmasına izin verilmemeli ve bir an evvel yanan ormanların yenilenme çalışmaları başlatılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “2013 yılından itibaren Endüstriyel Ağaçlandırma Planları ile ormanlar sermayeye açılmış, 2019’da çıkarılan Özel Ağaçlandırma Yönetmeliği ile Orman Genel Müdürlüğü’nde bulunan “Ağaçlandırma Yetkisi” özel işletmelere devredilmiştir” hatırlatmasında bulunan Kurt, “Ağaçlandırma özel işletmelere devretme politikasından derhal vazgeçilmelidir. Devlet eliyle, yanan ormanlar tekrar ağaçlandırma çalışması başlatmalıdır.Ekolojik bir yaşam için koruyucusu ve savunucusu olduğumuz ormanların yanmasına seyirci kalmayacağımızı. Takipçisi olacağımızı bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • “Nefes alabileceğimiz bir çevre için doğayı, sermayenin talanına karşı savunalım”

    “Nefes alabileceğimiz bir çevre için doğayı, sermayenin talanına karşı savunalım”

    PİRHA- Tarım Orkam-Sen MYK, 5 Haziran Dünya Çevre Günü vesilesiyle yayınladığı açıklamada, böyle giderse bir süre sonra ortada kutlanacak bir çevre kalmayacağına dikkat çekilerek, “Nefes alamadığımız bu günlerde Dünya Çevre Günü’nü kutlamaya değil, “nefes alabileceğimiz bir çevre için” doğayı, sermayenin talanına karşı savunmaya çağırıyoruz” denildi.

    Tarım Orkam-Sen Merkez Yönetim Kurulu 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin ‘“Nefes Alamadığımız Günlerde Dünya Çevre Günü!” başlıklı açıklama yayınladı.

    “DÜNYA YÜZEYİNİN ÜÇTE BİRİ ÇÖLLEŞME TEHDİDİ ALTINDADIR”

    “Birleşmiş Milletler doğayı koruma konusunda duyarlılık yaratma ve çevre sorunlarına dikkat çekme amacıyla 1972’de, 5 Haziranı Dünya Çevre Günü olarak kutlanması kararı almıştı. Ancak görünen o ki, böyle giderse bir süre sonra ortada kutlanacak bir çevre kalmayacak” denilen açıklamada şunlara yer verildi:

    “Bugün birçok ciddi tehditle karşı karşıya olan ekolojik yaşamda iklim değişikliği öncelikli tehdit olarak görülüyor. Bilim insanları her 24 saatte 150 ile 200 arası türün yok olduğunu tahmin ediyorlar. Diğer bir küresel sorun ise çölleşme. Dünya yüzeyinin üçte biri veya bir başka deyişle 4 milyar hektara yakın arazi çölleşme tehdidi altındadır. Her geçen gün tahrip edilen ormanların, tarım alanlarının, meraların, sulak alanların bedeli açlık, yoksulluk ve göç şeklinde sosyal boyutuyla da ağır ödeniyor.”

    “BU TÜKENİŞİN SORUMLUSU YER ÜSTÜ VE YER ALTI KAYNAKLARINI ACIMASIZCA YAĞMALAYAN KAPİTALİST SİSTEMDİR”

    Açıklamanın devamında “Bu ekolojik yıkımın diğer bir boyutu ise bugün yaşanan virüs salgını olarak karşımıza çıkıyor. Yaban hayatın yaşam alanlarının daralması ile ileride benzer pandemilerin olacağı öngörülüyor” denilerek, şunlar belirtildi:

    “Bu tükenişin sorumlusu doğayı bitip tükenmez bir hırsla yutan, daha fazla kar için yer üstü ve yer altı kaynaklarını acımasızca yağmalayan kapitalist sistemdir. Emperyalist kapitalist sistem sadece emek sömürüsü ile değil, bütün canlıların yaşam alanlarındaki kaynakları da tüketerek varlığını sürdürmekte; ve yalnızca bu kaynakları tüketmekle kalmayıp, doğayı üretim artığının çöplüğü olarak da kullanmaktadır. Dolayısıyla ekolojik krizin her geçen gün daha fazla derinleştiği günümüz şartlarında Dünya Çevre Günü, sermayenin günah çıkarma gününe dönüşmüş durumdadır.”

    “SU, HAVA VE TOPRAK HAYATTIR; HAYATIMIZ TEHLİKEDE”

    Paris İklim Anlaşması’nı hala Meclis’ten geçirmeyen Türkiye’de de durumun farklı olmadığı vurgulanarak şu ifadelere yer verildi:

    “Türkiye’de son 50 yıl içinde, 3 Van Gölü büyüklüğünde (1,3 milyon hektar) sulak alan kaybedildi. Burdur, Isparta, Antalya, Afyonkarahisar ve Konya’nın güneyinde yoğunlaşan göllerin oluşturduğu Göller Bölgesi bu unvanını kaybetmeye doğru ilerliyor. Eğirdir Gölü , Eber Gölü ve Mekegölü de çöle dönen diğer göllerden. Koronavirüs fırsat bilinerek Salda Gölü’ne iş makinelerinin sokulması da diğer bir sonun başlangıcıdır. HES’lerse Karadeniz’de dereleri kurutuyor. Türkiye son 16 yılda tarım alanlarının yüzde 8,3’ünü kaybetti. “Tarım alanı” ve “su koruma havzası” olarak belirlenen araziye; konut, AVM, rezidans ve oteller inşa ediliyor. Yine, 125 milyon zeytin ağacının ölüm fermanı anlamına gelen ve zeytinliklerin madencilik ve endüstriyel tesisler için yapılaşmaya açılmasına izin veren yasa ile zeytinlik, mera ve kıyılar yağma ve talana açılmış oldu. 3. Havalimanı, Kanal İstanbul ve Kuzey Marmara otoyolu başta olmak üzere, Türkiye’nin dört yanında enerji santralleri gibi  sadece rant odaklı projeler hukuksuz bir biçimde son sürat devam etmektedir. Hasankeyf, Cerattepe, Allianoi, Munzur Vadisi ve Dağları, Zilan Deresi, İznik Ormanları, Hevsel Bahçeleri, Validebağ Korusu, Kaz Dağları ve daha sayamadığımız yüzlerce doğa harikası rant ve para uğruna talan ediliyor.”

    “NEFES ALABİLECEĞİMİZ BİR ÇEVRE İÇİN DOĞAYI, SERMAYENİN TALANINA KARŞI SAVUNMAYA ÇAĞIRIYORUZ

    İnsanı doğadan koparan, iklimi değiştiren ve ekolojik krizi derinleştiren en önemli faktörün büyüme saplantısıyla gözü dönmüş, kârdan başka bir hedef gözetmeyen ve her alanda eşitsizliği, adaletsizliği körükleyen ranta dayalı sistem olduğu, aslında çevre sorununun bir sistem sorunu olduğunu ve ancak sistemle mücadele ile çözülebileceği vurgulanan açıklamaya “NEFES ALAMADIĞIMIZ” bu günlerde Dünya Çevre Günü’nü kutlamaya değil, “NEFES ALABİLECEĞİMİZ BİR ÇEVRE İÇİN” doğayı, sermayenin talanına karşı savunmaya çağırıyoruz” denilerek son verildi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Tarım Orkam Sen’den performans ölçüm çalışmasına tepki: Kabul etmiyoruz!

    Tarım Orkam Sen’den performans ölçüm çalışmasına tepki: Kabul etmiyoruz!

    PİRHA – KESK’e bağlı Tarım Orkam-Sen tarafından yapılan açıklamada, performans ölçüm çalışmasının koronavirüs salgını sürecinde oldu bitiye getirilmeye çalışıldığı belirtildi. Açıklamada, iş barışını ve güven ortamını bozacak bu uygulamayı kabul etmediklerini ve bu çalışmanın Tarım Ve Orman Bakanlığınca hemen geri çekilmesi talep edildi. 

    Tarım ve Orman Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü 15 NİSAN 2020 tarihinde, 15 Bölge Müdürlüğü, 156 Merkez, 81 İl Müdürlüğü ve Doğrudan Bağlı Kuruluş Müdürlüklerine gönderdiği resmi yazıda “Çalışan Bazında Performansa Dayalı İş Gücü Analizi ” gerekçesiyle personelin Personel Bilgi Yönetimi Sistemi  (PBYS) üzerinden kişisel sayfalarına girerek -sistemde bakanlıkça belirlenen tanımlı personel- formlarını 26 Nisan tarihine kadar doldurmalarını istemişti.

    İlgili formla her çalışanın, hem kurum amirine, hem de aynı meslek gurubunda bulunduğu diğer personele 13 soru üzerinden 1-100 arası puanlama yaparak iş arkadaşlarının performanslarını ölçmelerinin istendiğini belirten KESK’e bağlı Tarım Orkam-Sen tepki gösterdi.

    KESK’e bağlı Tarım Orkam-Sen Başkanı Hamit Kurt imzası ile yazılı açıklama yapıldı. Yapılan performans ölçümlerine tepki gösterilen açıklamada, öncelikle şu sorular soruldu:

    • Öncelikle bu tür bir çalışmanın ne gerekçe ile yapıldığı, “İnsan Kaynakları Planlamaları İçin Çalışan Bazında Performansa Dayalı İş Gücü Analizi” ‘nin sonuçlarının nasıl değerlendirileceği ve ne şekilde kullanılacağı bilinmemektedir.
    • Bu çalışma ile hakkında değerlendirmelerde bulunulan personele geri dönüş olup olmayacağı, geri dönüşlerin ne amaçla kullanılacağı ya da bunun bir müeyyidesinin olup olmayacağına dair bir açıklama yapılmamıştır. 360 derece insan kaynakları planlama yönteminin olmazsa olmazı olan Geri Besleme yönteminin nasıl uygulanacağından bahsedilmeden bu yöntem nasıl işleyecektir?
    • Geri Besleme yöntemi uygulanacaksa bu dönütlerin nasıl değerlendirileceğine dair bir bilgilendirme yapılacak mıdır?
    • Yetersiz eğitim ve süreç bilgisinin, çalışmaya yönelik doğrudan etkisine ilişkin olarak anketi uygulayacaklara herhangi bir eğitim verilmeden bu çalışmadan ne tür sonuçlar beklenmektedir. Örneğin; kişisel insani ilişkileri iyi olan ancak iş konusunda yetersizlikleri olan personel ile işinin gereklerini tam olarak yerine getiren ancak kişisel ilişkileri kısıtlı olan personelin nasıl puanlanacağının eğitimi verilmiş midir?
    • Anketi yapanların yapmış oldukları puanlamaların gizliliği hakkında bir güvence var mıdır? Amiri hakkında puanlama yaparken bu gizlilik sorununun objektif bir puanlama yapılmasını engelleyip engellemeyeceği düşünülmemiş, hiçbir açıklama yapılmamıştır.
    • Süreçle ilgili olarak Bakanlığın beklentileri nelerdir? Bununla ilgili bir çalışması olmuş mudur? Bahsedilen 360 derece insan kaynakları planlama yönteminin bu beklentiyi nasıl karşılayacağı hesaplanmış mıdır? Bir pilot çalışma yapılmışsa sonuçları paylaşılmış mıdır?
    • Tüm personele aynı soruların sorulması ve farklı işlerin uygulayıcılarının bu sorularla nasıl değerlendirileceği hangi bilimsel veri ile düşünülmüştür?
    • Kurumdan geçici görevlendirmeyle ayrılmış olan personel değerlendirmesinin kadrosunun bulunduğu yerde yapılacak olması gerçekçi midir?
    • Kuruma yeni atanan çalışanın iş arkadaşlarınca değerlendirilmesi ve iş arkadaşlarını değerlendirecek olmasının sonuca etkisi ile ilgili bir çalışma yapılmış mıdır?
    • Kişisel ilişkiler, din, mezhep, siyasi görüş, sendikal tercihler, etnik farklılıkların puanlama üzerindeki etkileri düşünülmüş müdür?
    • Eğer bu çalışma sonucunda Geri Besleme yapılacaksa olumsuz geri dönüt alan personelin meslektaşlarıyla olan iş barışının bozulacağı düşünülmüş müdür?
    • Eşit iş hatta aynı işi birlikte yapanlardan farklı unvana sahip olanların bu değerlendirmelerde ayrı ayrı tutulmasının sonucun doğruluğu açısından izahı var mıdır?

    “ÇALIŞMA YAŞAMINDA ÇALIŞANLAR BASKI GÖRÜYOR”

    360 derece insan kaynakları planlama yönteminin bütünsel bir çalışmanın parçası olduğunda anlam kazanan bir yöntem olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Çalışanların sürece doğrudan katılımının ve söz hakkının olduğu gruplarda kullanıldığında işlevsel olabilecektir. Oysa bu çalışmanın yapılacağı kurumlarımızda tayin ve atamaların, yönetici seçiminde liyakatin nasıl ve ne oranda uygulandığı başta olmak üzere; yurtdışı görevleri, ek gelir sağlayan görevlendirmelere varıncaya değin pek çok konuda yapılan ayrımcılık ortadadır. Çalışma yaşamında sürece aktif katılamayan, söz ve karar hakkı olmayan, etnik, dinî, siyasi görüşleri ve sendikal tercihleri nedeni ile baskı gören çalışanların durumu ortadayken bu çalışmanın gerçekçi olmayacağı açıktır” denildi.

    Böyle bir çalışmanın koronavirüs salgını sürecinde oldu bitiye getirilmeye çalışıldığı belirtilen açıklamada, iş barışını ve güven ortamını bozacak bu uygulamayı kabul etmediklerini ve bu çalışmanın Tarım Ve Orman Bakanlığınca hemen geri çekilmesi talep edildi.

    Tarım Orkam-Sen, başta üyeleri olmak üzere kamu emekçilerinin ne amaçla yapıldığı ve nerede kullanılacağı bilinmeyen bu çalışmaya katılmamaları çağrısında bulunarak, bu uygulamanın geri çekilmemesi halinde hukuki yollara başvuru yapılacağını belirtti.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

  • Tarım Orkam-Sen: Uyarıyoruz; gıda krizi kapımızda, İl Tarım Kurulları oluşturulmalı

    Tarım Orkam-Sen: Uyarıyoruz; gıda krizi kapımızda, İl Tarım Kurulları oluşturulmalı

    PİRHA – Tarım Orkam Sen, salgın sürecine dair açıklama yaptı. Açıklamada, “Gıda üretimi halk sağlığının önemli bir boyutudur! Virüsten korunurken açlıktan, kıtlıktan heba olmayalım! Yaşanacak gıda krizine karşı alınacak tedbirler zamana bırakılmamalıdır” denildi. 

    Tarım ve Orman Çalışanları Sendikası, koronavirüs salgını sürecine ilişkin açıklama yaptı.

    Açıklamada, “Tarımsal üretimdeki diğer sorunların tespitinin yapılması ve gerekli önlemlerin hayata geçirilebilmesi için İl Pandemi Kurullarına bağlı çalışacak İl Tarım Kurulları oluşturulmalıdır. Gıda üretimi halk sağlığının önemli bir boyutudur! Virüsten korunurken açlıktan, kıtlıktan heba olmayalım! Sokağa çıkma yasağının son saatte ilan edilerek milyonların enfekte olma tehlikesi ile karşı karşıya bırakılması örneğinde olduğu gibi yaşanacak gıda krizine karşı alınacak tedbirler de zamana bırakılmamalıdır” ifadeleri yer aldı.

    Tarım Orkam Sen Genel  Başkanı Hamit Kurt imzasıyla yayınlanan açıklamada şunlar kaydedildi:

    “İnsanlık zor bir dönemden geçiyor. Salgın tüm değer yargılarımızı, yerleşik kuralları sorgulamamızı sağladığı gibi bu zor günlerde fedakârlıklarıyla, yaptıkları işin önemi ile milyonların, dolaysıyla insanlığın yaşamını devam ettirmesinde bazı emekçileri adeta yeniden keşfetmemizi sağladığına da şahit oluyoruz.

    Elbette sağlık emekçileri bunların başında gelmektedir, bu vesileyle kendilerini bir kez daha alkışlıyor, alkışın da ancak ve ancak taleplerinin karşılanmasıyla anlam bulacağını belirtmek istiyoruz.

    “ÜRETİCİLER, GÖRMEZDEN GELİNİYOR, YOK SAYILIYOR”

    Öte yandan koronavirüsle mücadelede büyük fedakârlıklar gösteren sağlık çalışanları gibi, tüm bu zorlu koşullara rağmen üretime devam ederek raflarda, pazarda-manavda gıdamızı hiç eksiltmeyen çiftçiler, üreticiler ve mevsimlik tarım işçilerinin de alkışı ve sorunlarının çözümüne yönelik somut adımları hak ettiklerine dikkat çekmek istiyoruz. Ancak ne yazık ki, hükümetin bu güne kadar açıkladığı bütün önlem paketlerinde çiftçiler, üreticiler ve mevsimlik tarım işçileri görmezden gelinmiş, yok sayılmışlardır!

    Çiftçiler, üreticiler ve mevsimlik tarım işçilerinin durumu kadar, kapıda bekleyen tarımsal kriz de endişe vericidir. Sebze başta olmak üzere birçok ürün için ekim zamanı olan içinde bulunduğumuz aylarda, milyonlarca fidenin toprakla buluşması gerekmektedir. Bu fideler dikilmezse iki üç ay sonra gıda kıtlığının başlaması kaçınılmazdır! Hasat sezonu yaklaşan ürünlerin toplanması da diğer bir sorundur.

    “MEVSİMLİK İŞÇİLER, SALGIN TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYALAR”

    Yaklaşan dikim ve hasat işinde çalışacak mevsimlik tarım işçi sayısında bu yıl koronavirüs salgını nedeniyle ciddi bir düşüş olacağı görülmektedir. İşçi bulmaktaki zorluğun yanı sıra, bu işçilerin taşınmaları ve barınmaları da çözüm bekleyen sorunların başında gelmektedir.

    Çokça dikkat çektiğimiz üzere; tarımsal üretimin kanayan yarası olan mevsimlik tarım işçileri, herhangi bir sosyal güvenceden ve sigortadan yoksun bir şekilde, çok az bir yevmiye ile 4-5 ay çalışarak bir yıl boyunca geçinmek zorunda kalmaktadırlar. 10-15 kişilik çadırlarda, bebekten yaşlısına kötü koşullarda kalmalarının yanı sıra çok kötü şartlarda ulaşımları sağlanmakta, bu nedenle birçoğu trafik kazalarında hayatını kaybetmektedir.

    Böylesi kronikleşmiş sorunlarının yanı sıra şimdi de salgın tehlikesiyle karşı karşıyalar!

    “ASGARİ ÇALIŞMA KOŞULLARI SAĞLANMALIDIR”

    Yeterli tedbir alınmazsa, virüs mevsimlik tarım işçiler ve çiftçiler arasında da yayılacaktır. Bu nedenle çiftçilerin ve mevsimlik tarım işçilerinin korona virüs önlemleri kapsamında sağlıklarını koruyacak başta gerekli hijyen şartları olmak üzere asgari çalışma koşulları sağlanmalıdır.

    Çok acil olarak; barınma ve konaklama yerlerinin sosyal mesafe şartlarına uygun hale getirilerek düzenli şekilde dezenfekte edilmesi, çalışma ortamlarında içilebilir ve kullanılabilir uygun su temin edilmesi, yeterince sabun ve dezenfektan bulundurulması, yeterli sayıda taşınabilir tuvalet sağlanması ve atıkların konaklama alanlarından uzaklaştırılarak hijyen koşullarının iyileştirilmesi gerekmektedir.

    İşçilerin araçlarda daha az sayıda taşınacak olması olumlu bir adım olmakla beraber taşıma maliyetinde artışa neden olmaktadır.  Diğer yandan, doku kültürü ile fide üretilen üretim merkezlerine her giriş ve 3 saatte bir değiştirerek kullanılan eldiven, maske ve dezenfektan gibi malzemelerin fiyatı bir kaç kat artmış durumdadır.

    “İL TARIM KURULLARI OLUŞTURULMALIDIR”

    “İktidara çağrıda bulunuyoruz;

    Hijyen ve taşıma maliyetleri gözetilerek devlet desteği sağlanmalıdır.

    Çiftçinin ürününün tarlada kalmayacağının garantisi verilmelidir.

    Gübre, mazot ve elektrik fiyatlarında indirim sağlanmalıdır.

    Çiftçilerin kredi anapara ve faiz ödemeleri faizsiz olarak ertelenmelidir.

    Tarımsal üretimdeki diğer sorunların tespitinin yapılması ve gerekli önlemlerin hayata geçirilebilmesi için İl Pandemi Kurullarına bağlı çalışacak İl Tarım Kurulları oluşturulmalıdır.

    Gıda üretimi halk sağlığının önemli bir boyutudur! Virüsten korunurken açlıktan, kıtlıktan heba olmayalım! Sokağa çıkma yasağının son saatte ilan edilerek milyonların enfekte olma tehlikesi ile karşı karşıya bırakılması örneğinde olduğu gibi yaşanacak gıda krizine karşı alınacak tedbirler de zamana bırakılmamalıdır. Çiftçi sağlığı tedbirleri ile birlikte tarımsal üretimi devam ettirecek tedbirlerin zaman kaybetmeden alınması ile hem salgının yayılmasının hem de olası gıda krizinin önüne geçilmiş olacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Tarım Orkam Sen, Covid-19 virüsünün yayılmasının nedenini açıkladı

    Tarım Orkam Sen, Covid-19 virüsünün yayılmasının nedenini açıkladı

    PİRHA-Tarım Orkam Sen Genel Merkezi koronavirüs salgınına karşı bir basın bildirisi yayımladı. Bildiride, koronavirüsün yayılmasında neo-liberal politikaların yarattığı savaş, yoksulluk ve göç kadar, sağlıksız tarımsal üretim, sağlıksız kentleşme, ekolojik tahribat, iklim krizi ve yetersiz/sağlıksız gıda sorununun da ciddi anlamda etkili olduğunun altı çizildi.

    Tarım Orkam –Sen Genel Başkanı Hamit Kurt imzasıyla yayınlanan basın bildirisinde, “Ormanların ve doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi, canlıların doğal yaşam alanlarını değiştirmeye zorlamakta, bu da enfeksiyon etkenlerinin yaygınlaşmasına neden olmaktadır ” denildi.

    COVİD-19 YAYILMASININ NEDENİ SAVAŞ, YOKSULLUK VE GÖÇTÜR”

    Bildiride şunlara dikkat çekildi:

    “Ciddi bir sağlık tehditi olan koronavirüsün (covid-19)  yayılmasında neo-liberal politikaların yarattığı savaş, yoksulluk ve göç kadar, sağlıksız tarımsal üretim, sağlıksız kentleşme, ekolojik tahribat, iklim krizi ve yetersiz/sağlıksız gıda sorunu da ciddi anlamda etkili olmuştur.

    Ormanların ve doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi canlıların doğal yaşam alanlarını değiştirmeye zorlamakta, bu da enfeksiyon etkenlerinin yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Nitekim belirli bölgelere özgü kabul edilen patolojilerin farklı bölgelerde görülmesi, enfeksiyon taşıyan canlıların sayı ve davranışlarındaki farklılaşmalardan dolayı olmaktadır. Diğer yandan iklim krizi, doğa olaylarının sıklığı ve şiddetinde değişikliğe neden olmakta ve biyo çeşitliliğin azalmasına yol açmaktadır. Bu olumsuzluklar salgın hastalıkların seyrinde ve sayısında farklılaşma yaratmakta ve “insan-hastalık” etkileşimini değiştirmektedir.

    EKOLOJİ DÜŞMANI POLİTİKALAR HALK SAĞLIĞINI TEHDİT EDİYOR”

    Ekoloji düşmanı politikalarda ısrar edilirse, bugünküne benzer salgın hastalıkların önümüzdeki yıllarda da halk sağlığını tehdit etmeye devam edeceği gün gibi ortadadır. Diğer yandan, halk sağlığında sadece insanlara odaklanmak eksik ve hatalı bir yaklaşımdır. Hiçbir salgın/hastalık doğa ve çevreden bağımsız değildir. Enfeksiyon hastalıkları ile mücadele konusunda hayvan ve çevre sağlığı başta olmak üzere doğada bulunan her canlının sağlığı da göz önüne alınmalı; çevre bilimciler, veteriner hekimler, bitki sağlığı uzmanları ve biyologlar gibi farklı bilim dallarından uzmanlar ile işbirliği içinde olunmalı, alandaki sendikalar,  odalar ve demokratik kitle örgütleri ile birlikte hareket edilmelidir.

    DOĞADA BULUNAN HER CANLININ SAĞLIĞI GÖZ ÖNÜNE ALINMALIDIR”

    Ancak gerek hükümetin geçen hafta  açıkladığı tedbir paketinden, gerek dün  Batman, Lice, Eğil, Silvan ve Ergani Belediyelerine kayyum atanmasından anlaşılıyor ki siyasi iktidar hala işin sağlık ve insani boyutundan çok siyasal hesaplarını ve önceliklerini esas almaktadır. Bilindiği üzere tedbir paketin içinde;  patrona, sermayeye, tüccara teşvik, af, erteleme, yeni fon kaynakları, çiftçiye, üreticiye, yoksul halka ise yeniden borç sarmalı, hak değil yine vicdana ve acımaya dayalı yardım, sabır ve dua var. Bu yaklaşım çözüm olamayacağı gibi, kaosun daha derinleşmesine sebep olur.”

    TÜM ÇALIŞANLAR ÜCRETLİ İZİNLİ SAYILMALIDIR”

    Bildiride, salgının çok daha vahim sonuçları ile karşı karşıya kalmamak için acilen alınması gereken tedbirler şöyle sıralandı:

    • Salgın hastalıkla bütüncül, şeffaf ve tutarlı bir mücadele yürütülmeli.
    • Sağlık, gıda, ilaç, temizlik, enerji ve iletişim alanında çalışanlar asgari sayıda dönüşümlü çalışmalı, diğer tüm çalışanlar ücretli izne ayrılmalı.
    • Halk sağlığı açısında çalışma zorunluğu olan herkese yemek, güvenli ulaşım, koruyucu malzeme verilmeli ve uygun çalışma saatleri sağlanmalıdır.
    • İşyerleri rutin olarak dezenfekte edilmeli, İsteyen herkese ayrımsız virüs testi yapılmalı.
    • Halk sağlığı direkt ilgilendiren haksız/hukuksuz bir şekilde KHK’lerle  ihraç edilen başta veteriner, gıda ve bitki uzmanları olmak üzere tüm  tarım emekçileri  hemen işlerine iade edilmelidir.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • KHK’li KESK üyesi kadınlar direnişlerini anlattı: İşimize döneceğiz-VİDEO

    KHK’li KESK üyesi kadınlar direnişlerini anlattı: İşimize döneceğiz-VİDEO

    PİRHA- 15 Temmuz darbe girişiminin ardından çıkarılan KHK’lerle çok sayıda kişi ihraç edildi. Bir gece yarısı çıkarılan KHK ile ihraç edilen 16 yıllık eğitim emekçisi Dilek Kanlıbaş Demir ve Tarım Orkam-Sen üyesi Orman işletme Müdürlüğü çalışanı Sibel Çelik, 100 haftadır devam eden hak mücadelelerini PİRHA’ya anlattılar.

    Sibel Çelik ve  Dilek Kanlıbaş Demir, KESK emekçileri. Bir gece yarısı çıkarılan KHK’den onlar da payını almış. 100 haftaya sığan ve yağmur, soğuk demeden gerçekleştirdikleri direniş ara vermeden devam ediyor. Her Çarşamba günü gerçekleşen eyleme ilk günkü heyecanla gittiklerini de cümlelerine ekliyorlar.

    Mağduriyetten öte kadının direngen kimliği ile alana çıkıp daha fazla bir araya gelme, ortak noktada birleşme, sürekli ve bütüncül bir mücadeleyi örme kararı aldıklarını söyleyen KESK’li kadınlar, başarana kadar mücadele edeceklerinin altını çiziyorlar. Gerek kamusal alanda, gerekse yaşamın her alanında var olmaya ve kendi kararlarını vererek yönetilmeden yöneterek yaşamı sürdürmekte kararlı olduklarını hatırlatan kadınlar işlerine geri döneceklerini bir kenara yazıyorlar.

    “KÜRT, ALEVİ VE SOSYALİST KİMLİĞİM İSTENMEYEN PROFİLDİ”

    Manisa’nın Akhisar ilçesinde çalışırken muhalif kimliğinden dolayı sorunlar yaşamaya başlayan Tarım Orkam-Sen İzmir Şube Kadın Sekreteri Sibel Çelik ihraç edilmiş.

    ‘Ben aslında Aleviyim, Kürt’üm ve sosyalist düşünüyorum. Hayata bakış açım net, belli’ diyen Çelik, ihraç edilmesinin altındaki sebepleri belki de yeterince açıklamış oluyor. Kendi doğruları olduğunu ve bu doğrularından taviz vermenin aslında kendi kimliğinden taviz verme olacağını vurgulayan Çelik şöyle konuştu:

    “7 Ocak 2017’de  679 sayılı KHK ile ihraç edildim. İhraç edildikten sonra ailemin yanına taşınmak zorunda kaldım. Bir dönem mum sattım. Bazen de ev temizliklerine gidiyorum. Peyder pey böyle işler buldukça gidip çalışıyorum. Ben aslında Aleviyim, Kürt’üm ve sosyalist düşünüyorum. Hayata bakış açım net, belli. Benim düşüncelerimi de yansıtan KESK’tir. Kendime yakın bulduğum için kamuda işe girdikten sonra  ben KESK’e bağlı Tarım Orkam-Sen iş kolunda örgütlendim. Çalıştığım dönemde de KESK’li olmanın mevcut iktidar tarafından darbelerini görüyordum. Memur iken üniversiteyi kazandım. Bana KESK’ten istifa edersen gider okulunu okursun dediler. Bunu yapmayı kendime ihanet olarak görürdüm. Ben bir şeyleri savunuyorum, doğrularım var. Onlardan taviz verdiğim zaman kendi karakterimden, kimliğimden taviz vermiş oluyordum. Darbeden sonra kamuda tasfiyeler başladı. Aslında bana okun geleceğini tahmin ediyordum. Çünkü Akhisar’da tek KESK’li bendim. Tek Alevi bendim. Söylemlerim de netti. Ben barışı savunuyordum, her fırsatta da bunu dile getiriyordum. İnsanların eşit yaşaması gerektiğini savunuyordum. Onların gözünde muhaliftim. Daha sonra bir soruşturma geçirdim ve benzer şeyler soruldu. Romanlar ve Kürtlerin oluşturduğu  bir mahallede oturuyorum. Terör olaylarının gerçekleştiği mahallede oturuyorsun diye sordular. Kürt kimliğim orada da önüme çıktı. Yapmak istedikleri çok netti. Benim kimliğim ve duruşum onların istemediği bir profil ve tasfiye etmek isteyeceklerdi. Soruşturmadan sonra ihraç olmayı bekliyordum ve öyle de oldu.”

    “SİZİN YARATMAK İSTEDİĞİNİZ PROFİLE DÖNÜŞMEYECEĞİM”

    Kendisinin de diğer arkadaşları gibi OHAL komisyonuna mahkum edildiğini ve yargı yollarının kapatıldığını hatırlatan Çelik, OHAL komisyonunun oyalayan bir hal aldığını belirtti. Dosyası halen incelemede olan ve komisyondan da bir olumlu bir şey sonuç çıkmasını beklemediğini söyleyen Çelik, “İhraç edildikten sonra sendikanın şube yönetimine girdim. Ben şu mesajı hep vermek istedim; sizin yaratmak istediğiniz profile dönüşmeyeceğim. Sizin istediğiniz gibi bir karakter olmayacağım. Baş eğmeyeceğim ve mücadeleden vazgeçmeyeceğim. Benim küçüklükten bu yana gelen bir gerçekliğim var. Kürt olmanın, Alevi olmanın ve öteki olmanın ne olduğunu çok iyi biliyorum. Karşımızda bir savaş var ve ben o savaşın bir tarafında duruyorum. Bildiğim şeyleri yapmaya devam ediyorum” diye konuştu.

    “HER ÇARŞAMBA AYNI HEYECAN İLE EYLEME GİDİYORUM”

    “Arkadaşlıklarım, yoldaşlık hukuku orada gelişti” diyen ve her hafta Çarşamba günü eyleme aynı heyecan ile gittiği vurgulayan Çelik, son olarak sözlerine şunları ekledi:

    “Ben ihraç olup geldiğimde aslında kimseyi tanımıyordum. İlk eylemim ihraç edilen barış akademisyenlerine destek olmaktı. Daha sonra KESK’in eylemlerine katılmaya başladım ve ben o ilişkilerimi o eylemlerde kurdum. Arkadaşlıklarım, yoldaşlık hukuku orada gelişti. Bazen çok az, bazen kalabalık oluyoruz. Esasta sayıdan çok, yaptığımız şey bence çok kıymetli. Sen onlarla birlikte haykırıyorsun, var olma mücadelesi veriyorsun.  Her Çarşamba günü çok heyecanlanarak gidiyorum oraya. İktidardan çok halka çağrım var. Haksızlığa karşı hep birlikte mücadele ettiğimiz oranda kazanabileceğimize inanıyorum. İktidar bizi görmezden geliyor, belki sesimiz cılız çıkıyor. Gücümüzü birleştirip bu KHK hukuksuzluğuna ses çıkarıp bizimle o alana gelirlerse kazanabileceğimize inanıyorum.”

    “KADIN DAYANIŞMASI BİZLERİ AYAKTA TUTTU, GÜÇLENDİRDİ”

    16 yıllık öğretmen olan ve oda bir gece yarısı ansızın işinden edilen Eğitim Sen 2 No’lu Şube Sekreteri Dilek Kanlıbaş Demir de 100. oturma eyleminin devamlı katılımcılarından. Mesleğe başladığı ilk günün heyecanı üstünde. Öğretmen olduğu gün koşarak Eğitim- Sen’e üye olduğunu söylüyor.

    100 haftadır meydanlarda olduklarını hatırlatan Kanlıbaş Demir, “Çünkü; tekçi, ırkçı, mezhepçi,  cinsiyetçi ve otoriter rejim kendisi ile aynı düşünmeyen muhalif bütün kesimlere karşı savaş açmış durumda” diyor. Dayanışmanın, özelde kadın dayanışmasının kendilerini ayakta tuttuğunu, güçlendirdiğini ve pek çok tecrübe kazandırdığını dile getiren Kanlıbaş Demir geri dönüşlerinin muhteşem olacağının altını çizerek şunları vurguluyor:

    “Biz de bu öteki kimliklerimizden dolayı belki de direkt hedef haline geldik. Ama şunu çok iyi bilsinler ki; biz haklıyız ve bu ülkenin de aydınlık yarınlarını kuracak olanlarız. Bu karanık günler  geride kalacak ve kazanan da biz olacağız. Bizim alanda savunduğumuz değerler, insanlar için varolan tüm evrensel değerleri kapsayan nitelikte. Sevgiye, saygıya dayalı, bir arada, eşitçe ve eş bir yaşamı kurmaya dayalı değerlerle alanlarda var olmaya çalıştık. Özellikle kadın kimliğimizle ikincilleştirilmeye çalışılıyoruz. Bu toplumun yarısını biz kadınlar oluşturuyoruz. Gerek kamusal alanda, gerekse yaşamın her alanında var olmaya ve kendi kararlarımızı vererek gerekirse yönetilmeden yöneterek de yaşamı sürdürmeye kararlıyız. Evet KHK’ler bizi vurdu ama günde neredeyse 3 kadın cinayeti işlenmekte. Toplumdaki anti demokratik bütün uygulamaların karşısındayız. Bizi kamusal alanın dışına itmelerinin temel nedeni de sorgulayan bu sorgulamaya davet eden ve birlikte çözüm arayan yöntemleri geliştirdiğimizin farkındalardı. Biz haklıyız ve bize karşı yapılan haksız, hukuksuz uygulamalara karşı kazanacağınız. İşimize geri döneceğiz. Geri dönüşümüzde muhteşem olacak.”

    “GERİ DÖNÜŞÜMÜZ MUHTEŞEM OLACAK”

    “Bu kriz sürecini aslında fırsata çevirmiş durumdayız. Hiçbir zaman kendi aramızda kuramadığımız dostlukları, dayanışmayı, eş yaşamın ne olduğunu bu süreçte çok iyi anladık” diyen Kanlıbaş Demir, mağduriyetten öte kadının direngen kimliği ile alana çıkıp daha fazla bir araya gelme, ortak noktada birleşme, sürekli ve bütüncül bir mücadeleyi örme kararı aldıklarını söylüyor. Yaşanan sürece en direngen cevabı kadınların verdiğini ifade eden eden Kanlıbaş Demir, tarihin dilenenleri değil direnenleri yazacağına olan inancını not düşüp şunları dile getiriyor:

    “100 haftadır buradayız ve bu devam edecek. Umarız 200. haftayı bulmaz bu direnişimiz. Alanda yaşadığımız tüm anti demokratik uygulamalara karşı bir şekilde sesimizi çıkarmaya çalıştık. Bir günümüz dahi güzel bir haberle geçmedi. 15 Temmuz’dan sonra aleni bir şekilde yapılmaya çalışıldı. Biz kadınlar yaşanan tüm bu olumsuzlukların farkında olarak ve saldırıları kabul etmeyerek daha fazla bir araya gelmeye, ortak noktada birleşmeye, sürekli ve bütüncül bir mücadele örmeye karar verdik. Bu doğrultuda ‘Kadınlar Birlikte Güçlü’ diye bir oluşum kurduk. Amacımız aidiyet duygusu, siyasi görüşü ne olursa olsun bir kadın olarak kadın kimliğine yapılan bütün saldırılara karşı bir araya gelip bu ablukayı dağıtmaktı. Bu sürece de en iyi ve en direngen cevap veren kadınlar oldu. Çocuk istismarları, kadın cinayetleri artarken ve hukuksuz uygulamalar devam ederken bizler susmayacağız. Alanlarda olmaya devam edeceğiz. Mağduriyetten öte daha direngen yanımızla ön plana çıkıp dayanışmayı güçlendirerek daha güzel yarınları oluşturacağımızın sözünü topluma da, kendimize de veriyoruz.”

    Semra ACAR – Ersin ÖZGÜL / İZMİR

     

     

  • ‘Kanserli belgesini’ açıklayan Bülent Şık’ın duruşmasına destek çağrısı!

    ‘Kanserli belgesini’ açıklayan Bülent Şık’ın duruşmasına destek çağrısı!

    PİRHA-Bilim insanı Bülent Şık’a Sağlık Bakanlığı’nın gizlediği “kanserojen gıda ve çevre kirliliği” araştırmasının sonuçlarını açıkladığı için 12 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Tarım Orkam-Sen, 7 Şubat’ta görülecek Bülemt Şık’ın davasında “yanında olacağız” duyurusunu yaptı.

    Sağlık Bakanlığı’nca gizlenen “Kanserojen Gıda ve Çevre Kirliliği” konulu araştırmanın sonuçlarını kamuoyuyla paylaşan Bilim insanı ve gıda mühendisi Bülent Şık hakkında 5 yıldan 12 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmış ve kamuoyunu bilgilendirmek suç kabul edilmişti. Tarım Orkam-Sen Merkez Yönetim Kurulu ise gıda güvenliği ve halk sağlığı üzerine araştırmalar yapan, Yrd. Doç. Dr. Bülent Şık’ın 7 Şubat’ta İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde yargılanacağı duruşmaya katılım çağrısı yaptı.

    “HALK SAĞLIĞINI İLGİLENDİREN RAPORLAR GİZLENİYOR!”

    Şık hakkında oluşturulan iddianamenin “Terör suçları mahkemesince” kabul edildiğinin altını çizen Tarım Orkam- Sen’in yazılı çağrı metninde şu ifadeler yer aldı.

    “Bizler bu hikayeye hiç de yabancı değiliz. 2005 yılında Dilovası bölgesinde kanser olguları ve çevre kirliliği üzerine yaptığı çalışma bulgularını kamuoyuyla paylaşan halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, YÖK, çalıştığı Kocaeli Üniversitesi ve çalışma sahasında bulunan belediyeler tarafından şikayet, soruşturma ve mahkeme süreçleriyle karşı karşıya bırakılmıştı.

    Bilim insanları içinde yaşadıkları topluma karşı sorumludurlar, kamu yararına çalışırlar, çalışmalıdırlar. Bu sorumluluğun başında da araştırma sonuçlarının toplumla paylaşılması gelmektedir. Halk sağlığının nasıl bir tehdit altında olduğunu gösteren bu araştırmanın sonuçlarını duyurmak da bilim insanın sorumluluğudur.

    Bülent Şık değil, halkın haber alma hakkını engelleyen, sağlıklı gıdaya ulaşma ve yaşam hakkını hiçe sayan tüm özel ve kamu kurumlarının sorumluları yargılanmalıdır.”

    NE OLMUŞTU?

    Gıda güvenliği ve halk sağlığı konuları üzerine araştırmalar yapan, KHK ile Akdeniz Üniversitesi’ndeki görevinden ihraç edilen Yrd. Doç. Dr. Bülent Şık, 15-19 Nisan 2018 tarihleri arasındaki yazısında, Sağlık Bakanlığı’na ait 2011-2016 yılları arasında yürütülen ve kendisinin görev aldığı ‘Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli’nde Çevresel Faktörlerin Sağlık Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi Projesi’ başlıklı araştırmasını ele almıştı. Çalışmada toprak, su, gıda, hava, atık su, deniz suyu ve deniz canlılarında kansere yol açan kimyasal madde kalıntılarının araştırıldığı çalışmada, gıda ve su kaynaklarının çevresel kirleticilerle ne ölçüde kirletildiği ve bu kirlenmenin insan sağlığına etkisi araştırılmıştı. Araştırma sonucundaki su analizlerinde petrol kirliliği, yağ, kömür ve katran atıkları kaynaklı kansere yol açan polihidrokarbonlara, ağır metallere ve zehirlenmeye neden olan arseniğe rastlandığı, meyve-sebze ürünlerinde ise tarımda kullanılan ve kalıntıları toprağa, suya ve gıdalara bulaşan zehirli, insan vücudunun hormonal dengesini bozan ve yine kansere neden olan yasal limitleri aşmış ya da limitleri aşmamış olsa bile birkaç türü içerdiği için tehlike arz eden pestisit kalıntıları tespit edildiği belirtilmişti.

    PİRHA/ANKARA

  • Hamit Kurt: Şirketin çıkarları korunuyor

    Hamit Kurt: Şirketin çıkarları korunuyor

    PİRHA-Aydın Efeler ilçesine bağlı Kızılcaköy’de kurulmak istenen (JES) karşı eylem yapan köylülere güvenlik güçlerinin müdahalesine ve doğa talanına ilişkin  Tarım Orkam-Sen Genel Merkezinde basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan Tarım Orkam-Sen Genel Başkan Hamit Kurt, “Köydeki Jeotermal işini yapan şirketin çıkarları korunurken Aydın halkının toprağı ve sağlığı riske atılıyor. Buna karşı mücadele veren köylülere güvenlik güçleri biber gazı ile saldırıyor. Bu kabul edilecek bir durum değil” ifadelerini kullandı

    Aydın Efeler ilçesine bağlı Kızılcaköy’de kurulmak istenen  Jeotermal Enerji Santrali (JES)  doğa talanına yol açacağı gerekçesiyle buna karşı eylem yapan köylülere güvenlik güçlerinin müdahalesine ve JES’in yaratacağı doğa tahribatına ilişkin Tarım Orkam-Sen Genel Merkez binasında basın toplantısı düzenledi. Düzenlenen basın toplantısında yönetim kurulu adına basın metnini Tarım Orkam-Sen Genel Başkan Hamit Kurt okudu.

    “EYLEM YAPAN KÖYLÜLERE BİBER GAZI İLE MÜDAHALE EDİLDİ”

    “Toprağın önemine dikkat çekmek ve sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesini savunmak amacıyla kutlanan 5 Aralık Dünya Toprak Gününde toprağını, suyunu, havasını korumak isteyenlere biber gazıyla saldırıldı” diyen Kurt şöyle devam etti:

    “Aydın’ın Efeler ilçesine bağlı Kızılcaköy’de kurulmak istenen jeotermal enerji santraline (JES) karşı direnen köylülere, Emniyet güçleri tarafından biber gazı ile müdahale edildi. Köye TOMA ile giren polis ve jandarmanın sert müdahalesi nedeniyle aralarında çocukların ve yaşlı annelerin de olduğu bazı köylüler yaralanarak hastanelere kaldırıldı. Bütün haksız hukuksuz uygulamalara ve saldırılara rağmen direniş sonuç verdi ve şirket çekilmek zorunda kaldı” dedi.

    “ÖLÜME KADAR VARAN SAĞLIK PROBLEMLERİ ORTAYA ÇIKABİLİYOR”

    “Bilindiği üzere, toprak, su ve hava kirliliğine neden olan jeotermal santraller insan sağlığı için de büyük tehdittir. Çiftçi-Sen’in de ifade ettiği gibi, jeotermal santrallerinden çıkan buhar ve nem sıcaklığı yükselerek ekosisteme zarar veriyor” ifadelerini kullanan Kurt, “Havaya salınan jeotermal gazların içinde bulunan kimyasal maddeler yoğun ve kontrolsüz olarak ortama salınınca oluşan sera etkisi, asit yağmurları ile insan vücudunda birikerek ölüme kadar varan sağlık problemlerine neden oluyor, bitkileri ve diğer canlıları da öldürüyor. Bitkisel üretimde hastalık ve zararlıları arttırıyor, çiftçiler meyvelerini kurutamıyor, kurutmayı başardıklarında aflatoksin oluşuyor.
    Jeotermal gazlar pek çok toksik ve kanserojen kimyasallar taşıyor, içme ve kullanma sularına karışarak onların kullanılamaz hale gelmesine, zehir ve ölüm saçmasına sebep oluyor. Aydın’da, jeotermal santraller ve incir üretimindeki kullanılan hidrojen peroksit nedeniyle, kanserden ölüm oranı yüzde 42’ye ulaşmış durumda. Bu oran Türkiye genelinde %18 seviyesinde” ifadelerini kullandı.

    “HALK DEĞİL ŞİRKETLERİ KORUNUYOR”

    “Köydeki jeotermal işini, hisselerinin büyük bölümü Aydın Valiliği’ne ait olan Aydın Termal Turizm ve Jeotermal Sistemleri Anonim Şirketi (AYTER) yapıyor” diyen Tarım Orkam-Sen Genel Başkan Hamit Kurt,“Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu çıkmadan yapılan çalışmanın ihale şartnamesinde bu kaynakların sadece elektrik enerjisi üretmek amacıyla kullanılacağı ancak Tarım şehri olan Aydın’da söz konusu kaynağın seracılık, kentsel ısıtma ve soğutmada kullanılamayacağı ifade ediliyor. Şirketin çıkarları korunurken Aydın halkının toprağı ve sağlığı riske atılıyor. Temiz su, toprak,hava ve sağlıklı bir yaşam için, Kızılcaköy köylülerine kulak verin. Jeotermal santralinden vazgeçin. Sendikamız Tarım Orkam Sen, Kızılcaköy köylülerinin yanındadır. Toprağa, suya, ekolojiye, insan yaşamına dönük saldırılara karşı direnmek bir haktır. Köylülerin direnme hakkını savunduğumuzu ve mücadelenin takipçisi olacağımızı kamuoyu ile paylaşıyoruz” diye konuştu.

    HABER MERKEZİ

  • ‘Ucuz etle kar etmeye çalışan hükümet halkın sağlığını tehlikeye atıyor’

    ‘Ucuz etle kar etmeye çalışan hükümet halkın sağlığını tehlikeye atıyor’

    PİRHA- Son günlerde Brezilya’dan ithal edilen büyükbaş hayvanlarda şarbon çıkmasına ve birçok kişinin şarbon teşhisiyle hastanede tedaviye alınmasına ilişkin Tarım Orkam-Sen Tarım Ormancılık Hizmet Kolu Emekçiler Sendikası Genel Merkezi konuya ilişkin bir basın açıklaması yaptı. Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Hamit Kurt, “Tüm uyarılara ve yaşanan skandallara rağmen hükümetin yanlış politikasındaki ısrarı sonucu hayvancılık sektörü bitme noktasına getirilmiş, ülke ithalata mahkum edilmiştir” dedi. 

    Brezilya’dan ithal edilen büyükbaş hayvanlarda görülen ve şarbon çıkma vakası ile ilgili Tarım Orkam-Sen Tarım Ormancılık Hizmet Kolu Emekçiler Sendikası Genel Merkezi şarbon vakasına neden olan sorunlar üzerine basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını merkez yürütme kurulu adına Genel Başkan Hamit Kurt yaptı.

    Sorunların üzeri kapatılamayacak kadar ciddi ve büyük olduğuna dikkat çeken Kurt şunları ifade etti:

    “Tüm uyarılara ve yaşanan skandallara rağmen hükümetin yanlış politikasındaki ısrarı sonucu hayvancılık sektörü bitme noktasına getirilmiş, ülke ithalata mahkum edilmiştir. Vergisi sıfırlanan tarımsal ürünler, damızlık hayvan ithalatı ya da ucuza et alımı hâlihazırda hiçbir sorunu çözmemiştir. Çiftçiler üretimden çekilmekte, gübre, yem ve mazot fiyatları başta olmak üzere artan girdi fiyatları bu süreci hızlandırmaktadır. Besiciler iflasın eşiğinde bir, bir kapanırken, ucuz etle kar etmeye çalışan hükümet halk sağlığını da tehlikeye atmaya başlamıştır.”

    “GIDA DENETİMİ KENDİ KADERİNE BIRAKILDI”

    “İthalat politikası yerli üreticiye darbe vururken diğer yandan daha önce deli dana hastalığında olduğu gibi ülkeye hastalıklı hayvanların girişine sebep olmaktadır. Son günlerde Brezilya’dan ithal edilen büyükbaş hayvanlarda şarbon çıkma vakası da bu politikanın geldiği trajik durumun bir sonucudur” diyen Kurt şunları kaydetti:

    “Et ve Süt Kurumu, ‘Endişelenecek bir durum yok’ demesine rağmen birçok noktada karantina ilan edildi. Ankara’nın ardından İstanbul, İzmir ve Sivas’ da da şarbon vakasına rastlandı. Şarbon hastalığı insanda deri, sindirim ve solunum formuyla seyreden öldürücü, son derece bulaşıcı ve riskli bir hastalıktır. Halkın güvenerek marketlerden aldığı etlerde bulaşıcı hastalıkların olma ihtimali halk sağlığını ciddi tehdit altına alması demektir.”

    Kurt, “Hayvanların düzenli olarak veteriner hekim kontrolünden geçtiği, aşılama hizmetlerinin periyodik olarak yapıldığı ülkelerde şarbon hastalığı çok ender rastlanan bir hastalıktır. İyi işleyen bir kamusal gıda güvenliği sistemi ile tehlike oluşturan etkenler kontrol edilebilir ancak bu sistemin de artık zaaf içinde olduğu ortadadır. Bu sistemin altyapısını oluşturabilecek kamu kurumları ise ya özelleştirilerek ya da kapatılarak tasfiye edilmiş, gıda denetimi kendi kaderine bırakılmıştır” diye konuştu.

    “SORUNLAR ACİL DEĞERLENDİRİLMELİ”

    “Yaşananlar da göstermektedir ki bu skandallar büyüyerek devam edecektir. Dolayısıyla, hükümet daha büyük felaketlere yol açmadan, denetlenmesi sorun olan canlı hayvan ithalatını sonlandırmalı, yerli üreticiyi ayağa kaldıracak önlemler almalıdır. Bununla birlikte kamusal gıda güvenliği sisteminin zafiyeti ortadadır. Kar etmeyi değil halk sağlığını ön plana alan politikalar hayata geçirilerek güçlü bir gıda denetim sistemi oluşturulmalıdır” diyen Tarım Orkam-Sen Genel Başkan Hamit Kurt son olarak şunları ifade etti:

    “Bakanlığın alanda faaliyet yürüten odalar, birlikler, sendikalar, meslek örgütleri başta olmak üzere sivil toplum örgütleri ile birlikte sorunları acilen değerlendirerek başta yerli üretimin artırılmasına dair önlemler olmak üzere, sorunları acilen değerlendirmeli ve çözüm önerilerini hayata geçirmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Tarım Orkam-Sen: İhraç edilen 42 üyemizle ilgili hala bir karar çıkmadı-VİDEO

    Tarım Orkam-Sen: İhraç edilen 42 üyemizle ilgili hala bir karar çıkmadı-VİDEO

    PİRHA – KHK’lerle yaşanan ihraçlara ilişkin PİRHA’ya konuşan Tarım Orkam-Sen Genel Sekreteri Ali Kılıç,”Üyelerimizin işlerine iadeleri için OHAL komisyonuna başvuruda bulunduk. Ama bugüne kadar üyelerimizin iş yerlerine dönüşleri ile ilgili OHAL komisyonuyla ilgili her hangi bir karar çıkmış değil” dedi.

    15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra ilan edilen OHAL ile birlikte binlerce emekçi ihraç edildi. Yaşanan ihraçlara ilişkin PİRHA’ya konuşan Tarım ORKAM-SEN Genel Sekreteri Ali Kılıç, “15 Temmuz darbe girişiminden sonra AKP OHAL ilan ettikten sonra değişik dönemlerde KHK çıkartıldı. Bu çıkartılan KHK’ler ile sendikamıza bağlı 42 üyemiz ihraç edildi. 2 üyemiz yüksek disiplin kurulu kararı ile kurumlarından ihraç edildi ama bugüne kadar ihraç edilen arkadaşlarımızla ilgili herhangi bir soruşturma, herhangi bir disiplin soruşturması açılmadı. Üyelerimizin işyerine iadeleri için OHAL komisyonuna başvuruda bulunduk. Ama bugüne kadar üyelerimizin iş yerlerine dönüşleri ile ilgili OHAL komisyonuyla ilgili herhangi bir karar çıkmış değil” ifadelerini kullandı.

    “FETÖ BAHANE EDİLEREK MUHALİF KESİMLERE SALDIRI SÖZKONUSU”

    “İnsanların savunmaları alınmadan, kurum içerisinde herhangi bir kovuşturma yapılmadan KHK ile atılmaları, bunun arkasından herhangi bir dava açılmadan üyelerimizin herhangi bir terörle örgütü ile ilişkisi olmadığı aslında belgelenmiş durumda” diye konuşan Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Herhangi bir terör örgütü ile ilişkileri olsaydı bugüne kadar davalar açılırdı ve bugüne kadar mahkemeleri de sonuçlanmış olurdu. Ama maalesef herhangi bir dava açılmış değil.

    Biz OHAL komisyonunun kararını bekliyoruz. Tabii FETÖ terör örgütü bahane edilerek aslında bir anlamda muhalif olan tüm kesimlere yönelik bir saldırı söz konusu. Bu saldırılarda KESK ve KESK’e bağlı olan sendikalar ve sendikaların üyeleri de paylarını alıyorlar.”

    “ARKADAŞLARIMIZIN İŞLERİNE GERİ DÖNMESİ İÇİN MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    İhraç edilen emekçilerin kurumlarına dönmeleri için her türlü mücadeleyi her türlü başvuruyu yaptıklarını dile getiren Kılıç, şöyle devam etti:

    “Sonuçlanmasını bekliyoruz. Bu arada işten çıkartılan üyelerimiz yaşamlarını sürdürmek için değişik iş yerlerinde çalışmaktalar. Örneğin bir ziraat mühendisi, bir orman mühendisi inşaat işlerinde çalışmaktadır. Bir üyemiz taksi, bir üyemiz kamyon şoförlüğü, Bingöl’de ekmek fırınında çalışmakta. Ama bir şekilde arkadaşlarımız üyelerimiz kendileri yaşamlarını sürdürmek için değişik iş kollarında çaba gösteriyorlar. Biz de sendika olarak üyelerimizin mağduriyetlerinin giderilmesi için maddi yardımda bulunmaya çalışıyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Tarım Orkam-Sen’den Dersim’deki orman yangınlarına ilişkin açıklama-VİDEO

    Tarım Orkam-Sen’den Dersim’deki orman yangınlarına ilişkin açıklama-VİDEO

    PİRHA – Tarım ve Orman Hizmetleri Emekçileri Sendikası, Dersim’deki orman yangınlarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Bir bütün olarak coğrafya ateşe verilerek yaşanmaz hale getirilmek isteniyor. Köylerimiz, doğamız yakılarak 90’ları da aşan büyük tahribatlara sebep olunmakta ve ısrarla bölgenin insansızlaştırılmaya çalışıldığı açık bir şekilde anlaşılmaktadır” denildi.  

    Dersim’deki orman yangınlarına ilişkin  Tarım Orkam-Sen basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada konuşan Sendika Genel Sekreteri Ali Kılıç, “Dersim’de günlerdir orman yangınları devam etmektedir. Yangının söndürülmesine yönelik halkın girişimleri engellenmektedir. Maalesef yangın kent merkezine doğru yayılarak devam ediyor. Bu konuda devletin herhangi bir önlem almadığı gibi halkın girişimleri de maalesef engellenmeye çalışılıyor” dedi.

    Daha sonra MYK adına açıklamayı okuyan Tarım Orkam Sen Genel Başkanı Hamit Kurt, “Ülkemizde onlarca yıldır savaş ve şiddet politikaları uygulanıyor. Bu savaşın en acımasız sonucu ise 90’lı yıllarda köy yakma, boşaltma ve faili meçhullerdi. Bu politikalar sonucunda binlerce köy boşaltıldı. Milyonlarca insan zorunlu göçe tabi tutularak yerinden, kültüründen uzaklaştırılıp metropollerde açlık ve sefalet içerisinde yaşamaya mahkûm ettirildi. Bu yöntem ile Türkiye’nin en büyük sorunu olan Kürt sorunu daha da derinleşerek büyük ayrışmalara öfke ve nefrete dönüştü. Baskı ve şiddet politikaları çözüm olmamasına rağmen 90’lı yıllarda uygulanan bu politika son 3 yıldır düzenli ve planlı bir şekilde tekrardan uygulanıyor” ifadelerini kullandı.

    “YAŞAM ALANLARIMIZ, ORMANLARIMIZ, DOĞAMIZ TAHRİP EDİLİYOR”

    “Nitekim Şu anda başta Dersim olmak üzere Bölgede sanki normal bir şey yapılıyormuş gibi ormanlar ve tüm doğa yakılıyor. Bir bütün olarak, coğrafya ateşe verilerek yaşanmaz hale getirilmek isteniyor. Köylerimiz, doğamız yakılarak 90’ları da aşan büyük tahribatlara sebep olunmakta ve ısrarla bölgenin insansızlaştırılmaya çalışıldığı açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bölgede yapılan bu tür uygulamalar geçmişte olduğu gibi bu günde ülkemizdeki kutuplaştırmayı ve yoksullaşmayı derinleşmekten başka bir şeye yaramadığı çok açıktır. Yakıp-yıkmakla hiçbir sorunun çözülmediğini tarih bize defalarca göstermiştir. Bu hakikat gün gibi ortadayken, Bir inat uğruna yaşam alanlarımız, Ormanlarımız, Doğamız tahrip ediliyor, coğrafyada Tarım ve Hayvancılık yapılamaz duruma getirilmek isteniliyor” diye konuşan Kurt, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Siyasi iktidarın doğaya ve orman varlığımıza en küçük bir sevgi ve saygısı olmadığı da yaptıkları icraatlarla ortadadır.  Onlar için rant ve kar uğruna her şey feda edilebilir, son 17 yılda AKP iktidarı Orman Kanunu’nda onlarca kez değişiklik yapılmıştır. Torba yasalara tıkıştırılan; yasal düzenlemelerle de Orman kanunu delik deşik edilmiştir. Ve her düzenleme orman alanlarımızın daraltılmasına, çıkar çevrelerine peşkeş çekilmesine olanak sağlayacak niteliktedir.

    Biz Tarım Orkan-Sen olarak bu güvenlikçi ve yanlış politikaların doğanın bir bütün olarak yok edilmesi geçmişte olduğu gibi şimdi de çözüm olamayacağını biliyoruz.

    Bu nedenle bir an önce ülkenin içinde bulunduğu kaos ortamından çıkarılması,  öncelikli olarak mevcut yangınların söndürülmesi ve bu yangınlara sebep olanların hakkında yasal süreç başlatılmasını talep ediyoruz. Bu tür uygulamaları kabul etmediğimizi, bu yanlış politikaların karşısında mücadele edeceğimizi bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz.”

    “AYNI GEMİDE OLSAYDIK DERSİM’DEKİ YANGIN DA SÖNDÜRÜLÜRDÜ”

    Daha sonra söz alan KESK Eş Genel başkanı Mehmet Bozgeyik de şunları belirtti:

    “1 haftadır Dersim ilinin Hozat ilçesinde hem yaylalarda hem de yaşam yerlerinin yoğun olarak bulunduğu bölgelerde yoğun bir orman yangını maalesef Türkiye’de devam eden 30 yıllık güvenlikli politikalar nedeniyle dönem dönem ekosisteme zarar veren çeşitli yangınlar Karadeniz’de Türkiye’nin bir çok yerinde HES’lerle sahil yol projeleriyle eko sisteme verilen zararları hepimiz biliyoruz. Özellikle 1 haftadır Dersim bölgesinde devam eden yangınlara müdahale edilmemesi, yine dün Dersim valisi yapmış olduğu açıklamada ‘yangınlar bizim bölgemizde değil’ demesi bizim açımızdan değerlendirildiğinde gerçekten devletin Türkiye’nin farklı illerinde yaşanan ekosistemle ilgili hem tarım ve hayvancılık politikaları ile ilgili de farklı bir yaklaşım içerisinde olduğunu bir kez daha buradan 1 haftadır şahit oluyoruz. Ekosisteme yönelik 1600 tane bitki çeşitliliğinin olduğu bu bölgede, bunların yok olmasına neden olduğu bu yangınlara hem kendisi müdahale etmemekte özellikle Hozat belediyesi burada bulunan yerleşim yerlerindeki müdahalesine hem de sendikamıza üyelerimizin o bölgede yer alan sivil toplum örgütlerinin, derneklerin ve baronun müdahalesi de engellenmektedir. Doğal olarak bunun bir an önce ortadan kaldırılması gerekiyor. O bölgede istenildiği zaman kamu kaynaklarının yoğun olduğu bir bölge, hem karadan hem de havadan hava araçlarıyla müdahale ederek 4 saat içerisinde söndürülebilir bir yangın vardır.”

    Bozgeyik, “Ancak devlet maalesef bu yangınları da izleyerek ekosistemin tamamen yok olmasına hayvancılığın ve orman alanlarında çeşitliliğin tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik bu 30 yıldır sürdürmüş olduğu güvenlikli politikalar Kürt sorununda demokratik barış içerisinde yaklaşımı ekosisteme zarar veren sonuçları ortaya çıkarmıştır. Devlet aynı gemide olduğumuzu ifade ediyor. Aynı gemide olmuş olsaydık, devlet nasıl ki Marmaris’te Bodrum’da orman yangınlarına hemen anında müdahale ederek söndürüyorsa Dersim’deki bu orman yangınlarına da ötekileştirme politikalarında uzaklaşarak anında müdahale ederek yangınları söndürebilirdi. Hozat belediyesi, konferedasyonumuza bağlı üyelerimiz DKÖ’nin  orman yangınlarına dair müdahalelerini engelleyen valilik hakkında da savcıların soruşturma başlatması gerekirdi” diyerek konuşmasını tamamladı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Tarım Orkam-Sen: Hak gaspına karşı meşru ve hukuki mücadelemiz sürecek

    Tarım Orkam-Sen: Hak gaspına karşı meşru ve hukuki mücadelemiz sürecek

    PİRHA- Tarım Orkam-Sen fiili hizmet zammı ve eşitsiz çalışma koşullarına tepki göstererek açıklama gerçekleştirdi.

    Eşit çalışma koşulları ile birlikte sağlık hizmetinde çalışan tüm emekçileri kapsayacak bir çalışmanın gerekliliğinin vurgulandığı ve bunun anayasal hak olduğuna değinilen açıklamada şunlar belirtildi:

    “HAKLARIMIZ İTİRAZLARA RAĞMEN GASP EDİLDİ”

    İşkolumuzda “Sağlık Hizmetleri Sınıfında” görevli olarak, zoonoz hastalıkları ve laboratuvar gibi sağlık riski taşıyan görevlerde çalışan Veteriner Hekim, Veteriner Yardımcı Sağlık Personeli, Tekniker, Teknisyen ve Laborantlar 2008 yılına kadar riskli hizmetler kapsamında fiili hizmet zammı hakkından faydalanmaktaydı. Fakat bu hak, 17.04.2008 tarihinde 5510 sayılı SGK kanununun 40. Maddesinde yapılan değişiklikle kamuoyunun, meslek odalarının ve sendikamızın tüm itirazlarına rağmen gasp edilmiş; salgın, bulaşıcı ve paraziter hastalıklarla mücadele hizmetleri riskli hizmet alanlarından çıkarılmıştı.”

    “SAĞLIK PROBLEMLERİ İLE KİMYASAL VE BİYOLOJİK RİSK İLE KARŞI KARŞIYA KALINIYOR”

    657 sayılı Devlet Memurları Kanununda Sağlık Hizmetleri Sınıfında yer alan Veteriner Hekimleri, çalışma sahalarında hayvanlardan insanlara bulaşan birçok zoonoz hastalıkla mücadele yürütmekte, her yıl onlarca Veteriner Hekim bu hastalıklardan birine yakalanarak ciddi sağlık problemi yaşamaktadır. Benzer şekilde, Laboratuvar ortamında kimyasal maddelere maruz kalan yardımcı personeller de onlarca kimyasal ve biyolojik riskle karşı karşıya kalmaktadır. Emeklerini toplumun daha sağlıklı gıdalar tüketmesi ve daha sağlıklı bireyler yetiştirebilmesi için harcayan, aynı zamanda koruyucu bir tampon görevi bulunan Veteriner Hekim, Hayvan Sağlığı Teknikeri, Teknisyeni ve Laborantların da riskli hizmetler alanında çalıştıkları ortadadır. Ancak 2008 yılına kadar zaten verili olan bu personellerin fiili hizmet hakları TBMM’ye sevk edilen torba yasadaki değişikliğe dahil edilmemiştir.

    “HAK KAYIPLARININ YAŞANMAMASI İÇİN MEŞRU VE HUKUKİ MÜCADELE SÜRECEK”

    Eşitliğin tesis edilebilmesi ve iş barışının korunabilmesi için, sağlık hizmetleri sınıfında çalışan tüm emekçileri kapsayacak şekilde yeniden ciddi bir çalışma yapılmalı ve fiili hizmet konusu daha kapsamlı değerlendirilmelidir. Bu hakkın sağlık emekçileri arasında ayrım yapılmadan verilmesi adaletli bir çalışma ortamı için elzem, aynı zamanda eşitlik ilkesi gereği Anayasal bir haktır. Sendikamız, 5510 sayılı kanunda yapılacak değişiklikte “Sağlık Hizmetler Sınıfında” çalışan tüm sağlık emekçilerinin ayrım yapılmadan fiili hizmet zammından faydalanması ve yeniden hak kayıplarının yaşanmaması için gerekli tüm çağrıları yapmaya devam edecek, fiili, meşru ve hukuki mücadelesini sürdürecektir.

    Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • Tarım Orkam-Sen: Orman ve orman emekçisi iktidarın hedefinde

    Tarım Orkam-Sen: Orman ve orman emekçisi iktidarın hedefinde

    PİRHA – Tarım Orkam-Sen, Orman Kanunu’nun 9 maddesinin değiştrilmesine ilişkin basın toplantısı düzenledi. Açıklamada, “Sendikamız Tarım Orkam Sen, Orman Kanunu tasarısının geri çekilmesi ve orman alanlarının korunması için her türlü fiili, meşru ve hukuki mücadelesini sürdürmeye devam edecektir” denildi.

    Tarım ve Ormancılık İş Kolu Kamu Emekçiler Sendikası Genel Merkezinde yapılan basın toplantısında Genel Başkanı Hamit Kurt Merkez Yürütme Kurulu adına yaptığı açıklamada şunları belirtti:

    “Siyasal iktidarın “yaz-boz tahtasına” dönüştürdüğü düzenlemelerden birisi olan 6831 sayılı Orman Kanunu, çıkarıldığı 1956 yılından bugüne kadar toplam 29 kez değiştirildi ve bu değişikliklerin 15’i AKP döneminde gerçekleştirildiğine dair Otuzuncu kez ele alınan Orman Kanunu’nun, dokuz maddesinin değiştirilmesi, iki maddesinin yürürlükten kaldırılması ve üç de yeni ek madde getirilmesini öngörülüyor.

    Metalaştırılıp özelleştirilecek emek ürünü kamusal varlıklar bitmek üzere.  AKP iktidarı geçen haftalarda Şeker Fabrikalarının satılma kararını alınmıştı,  şimdi de doğal varlıkların daha çok sömürülmesine gözünü dikmiş görünüyor.”

    “HUKUKSAL DÜZENLEMELER HUKUKSUZLUĞUN GÜVENCESİ OLDU”

    “Siyasal iktidarın hukuk dışılıkları, keyfilikleri, “ben yaparım, olur!” yaklaşım biçimi o denli kanıksandı ki, temel hak ihlalleri bile artık gerektiğince tepki çekmez oldu. Bu kapsamda, hukuksal düzenlemeler hukuksuzluğun güvencesi oldu” diye konuşan Kurt, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hükümet usulsüzlük yapmakta artık öylesine ustalaşmıştır ki, yasa koyucuyu bile bu tutumuna ortak eder olmuştur. Örneğin; yasa tasarılarını yasa koyucunun gündemine  “torbalanmış” olarak getirebilmektedir.

    Açıktır ki; yürürlükteki yasalarda yapılacak değişikliklerle ilgili yasa tasarılarının gerekçelerinde değişiklik nedenlerine açıklık getirilmesi gerekir. Tasarıda bu yalın gerek bile yerine getirilmemiştir. Kapsama alınan yasalarda yapılması öngörülen değişikliklerin nedenleri açıklanmamıştır. Bu düzenlemeler öngörüldüğü gibi gerçekleştirildiğinde ormancılığımızdaki hukuksal kargaşa yeni boyutlar kazanacaktır.”

    “ORMAN VE ORMAN EMEKÇİLERİ İKTİDARIN HEDEFİNDE”

    Kurt, “Kapsama alınan yasalarda yapılacak değişiklik ile orman sayılacak/sayılmayacak yerleri belirleyip sınırlandıran orman kadastro komisyonlarındaki Ziraat Odası temsilcisi çıkarılacaktır. Böylece, tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerlerin belirlenmesinde rantın önü açılacaktır. Öte yandan, yapılacak değişiklikle orman ürünü işleyen her çeşit fabrikanın açılmasındaki engeller kaldırılacak, küçük ölçekli orman ürünü işleyen tesis sayısı azaltılacaktır. Yeni düzenlemede, “küçük ölçekli” tanımına bir açıklama getirilmemektedir. Böylece, yaklaşık  %70’i küçük ölçekli olan orman ürünü işleme tesisleri; örneğin kereste, parke, mobilya, vb işletmelerinin hammadde sağlama olanakları kısıtlanacaktır” diye konuştu.

    Açıklama şu şekilde devam etti:

    “AKP döneminde ormancılık alanında yapılan özelleştirmeci düzenleme ve uygulamalardan birisi de, kesilmesi gereken ağaçların orman ekosisteminde dikili durumdayken satılmasıdır. Bu uygulamayla orman işletmeciliğinin temel etkinliklerinden birisi olan orman ürünü hasadı ile satma işleri birleştirilerek özel kişi ve kuruluşlara devretme uygulaması pekiştirilmektedir.

    Ağaçların dikili durumdayken satılması, “orman köylü” sayılanların çevrelerindeki orman ekosistemlerinden soyutlanmalarına; ağaç kesme, tomruklama ve taşıma işlerinde çalışanların toplumsal güvence ve sendikal örgütlenme haklarını kullanamamasına, ağaçların kesilmesi ve taşınması sırasında orman ekosistemlerinin çeşitli zararlar görmesine ve devlet orman işletmelerinin çalışmalarında etkenlik düzeylerinin düşmesine yol açmaktadır.

    Orman alanları şimdiye değin, “yasaya karşı hileli yollarla” satılmaktaydı. Yapılacak düzenlemeyle bu uygulamaya yasal dayanak sağlanmakta; uygulama, alıcılar yönünden kolaylaştırılmaktadır. Öyle ki, ihaleyi kazanan kuruluş, ihaleyle aldığı işle yükümlülükleri ile kazanımları bir mali yılı aşabilecektir.”

    “ORMAN KÖYLÜLERİNİN SENDİKALAŞMA OLANAKLARI KISITLANIYOR”

    “Devlet ormanları hudutları içinde veya bu orman sınırlarına bir kilometreye kadar olan yerlerde hızar, şerit kurulmasına izin verilmesi uygulaması kaldırılacaktır. Buna karşılık, “yeraltında depolama” alanı kurulmasınaizin verilebilecektir. “Yeraltı depolamasına” izin verilmesi, orman ekosistemlerinin, başta nükleer santraller olmak üzere çeşitli tehlikeli atıklar için depolama alanlarına dönüştürülmesi olasılığını akla getirmektedir.

    Ormancılığımızda “emek düşmanı” sayılabilecek uygulamalardan bir tanesi de, yoksul “orman köylülerinin” ağaç kesme, tomruklama, taşıma işlerinde birim fiyatla çalışmasıdır. Bu sistem, çalışmayı kabul eden ama işçi sayılmayan “orman köylülerinin” toplumsal güvence ve sendikalaşma haklarından yararlanabilme olanaklarını kısıtlamaktadır.

    Yapılacak düzenlemede bu uygulama korunduğu gibi, bu kez yalnızca, bu işlerin yanı sıra bakım, ağaçlandırma, toprak koruma, tohum ve fidan üretimi vb işlerde yine birim fiyatla ama sigortalı olarak çalışacaklara istihkakları % 7 fazlasıyla ödenecektir. Her şeyden önce Anayasanın eşitlik ilkesine tümüyle aykırı olan bu uygulamayla söz konusu işlerde emek kullanımında hileli yollar başvurulması da yaygınlaşabilecektir.”

    “DOĞAYI RANT ALANI GÖREN POLİTİKALARDAN VAZGEÇİLMELİ”

    Kurt Orman Kanunu’na ilişkin talepleri şöyle aktardı:

    “Siyasal iktidarın gündeme getirdiği “torbalanmış” yasa tasarısının 6831 Orman Kanunu’na getireceği yeni kurallar; “devlet ormanı” sayılan yerlerin, bu yerlerdeki orman ekosistemlerinin,  ormancı çalışanların ve “orman köylüsü” sayılan yurttaşlarımızın aleyhinde düzenlemeler içermektedir.

    Anayasa’ya da açıkça aykırılıklar içeren bu düzenleme derhal geri çekilmelidir.

    AKP iktidarı Ormanlardan elini çekmeli, doğayı rant alanı gören politikalardan vazgeçmelidir.

    Doğayı koruyan, orman emekçisinden yana bir Orman Kanunu düzenlenmelidir.

    Sendikamız Tarım Orkam Sen, Orman Kanunu tasarısının geri çekilmesi ve orman alanlarının korunması için her türlü fiili, meşru ve hukuki mücadelesini sürdürmeye devam edecektir.”

    (PİRHA/ANKARA)

  • Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Hamit Kurt: Şeker fabrikaları tekellere sunuluyor

    Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Hamit Kurt: Şeker fabrikaları tekellere sunuluyor

    PİRHA – Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Hamit Kurt, “Borç batağında çırpınan iktidar, bütçe açığını kapatma telaşıyla elde kalan son kurumları da sermayeye peşkeş çekme hazırlığını tamamlamış görünüyor” dedi.

    Şeker farbrikalarının özelleştirilmesine ilişkin Tarım ve Orman Çalışanları Sendikası basın açıklaması gerçekleştirdi. Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Hamit Kurt yaptığı açıklamada, “AKP hükümetinin Türkiye Şeker Fabrikaları AŞ’nin 14 fabrikasını özelleştirme kararı Resmi Gazete’de ilan edildi. Borç batağında çırpınan iktidar, bütçe açığını kapatma telaşıyla elde kalan son kurumları da sermayeye peşkeş çekme hazırlığını tamamlamış görünüyor.

    Bilindiği üzere şeker fabrikalarının satış ihaleleri 2009 ve 2012 yıllarında iptal edilmişti. 2009 yılında yapılan ihaleler üretim şartı korunmadığı için Danıştay tarafından iptal edilirken, 2012 yılında ise dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından durdurulmuştu” diye konuştu

    “AKP’NİN YERLİLİĞİ SERMAYENİN ÇIKARLARINA KADAR”

    Kurt, “Türkiye tarihinin en büyük özelleştirmeleriyle yerli-yabancı sermayenin çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan iktidar, uzun yıllardır gözünü diktiği şeker endüstrisini özelleştirmek için  kararlı gözüküyor. Özelleştirmeler konusunda bugüne değin tüm özelleştirmelerin % 87’sini gerçekleştiren AKP’nin “yerliliği” de ancak sermayenin çıkarlarına kadar oluyor” ifadelerini kullandı.

    Kurt şöyle devam etti:

    “AKP hükümetinin son 15 yılda yaptığı özelleştirmeler ülke istihdamına ve üretimine bir katkı sağlamazken özellikle Gıda, Tarım  ve Hayvancılık  sektörlerinde yapılan özelleştirmeler de ülkenin yerli üretimine büyük darbe vurdu. Özellikle Et Balık Kurumu’nda ve süt sektöründe yapılan özelleştirmeler, bugün ülkeyi hayvancılıkta ve et üretiminde ithalatçı durumuna  getirdi.

    Süt Endüstrisi Kurumu ve TEKEL özelleştirmelerinin sonucunda hem tarımsal üretici, hem de bu alanda çalışan emekçiler çok zor durumda bırakılmıştır. Nerdeyse ülkede kamuya ait  fabrika kalmadı. TEKEL’in içki bölümü “değerinin altına” 290 milyon dolara satılırken, birkaç yıl sonra ihaleyi alan firma TEKEL’in içki bölümünü 2,1 milyar dolara satmıştı.”

    “ŞEKER FARBRİKALARI TEKELLERE SUNULUYOR”

    “Buğdaya göre 4.4 kat ve ayçiçeğine göre 1.8 kat değer sağlayan şeker endüstrisine göz diken uluslararası tekeller, sektörün karlılığından istedikleri payı almak istiyor” diyen Kurt,  “Şeker fabrikaların yangından mal kaçırır gibi ABD merkezli ‘Cargill Raporunun’ ardından satışa çıkarılacak olması manidardır. ABD merkezli Cargill raporunda şeker fabrikalarının biran önce özelleştirilmesi istenmişti” şeklinde tepki gösterdi.

    Kurt sözlerini şöyle sürdürdü:

    “1986’dan beri tarımsal ürün alanında Türkiye’de faaliyet gösteren ve Gıda sektöründe tartışmasız tekellerden biri olan ABD merkezli Cargill firması, Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO)’lar üzerine çalışmaları ile bilinmektedir. AKP iktidarının en büyük sermaye gruplarından biri olan Ülker ile ortaklığı olan ve Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üretimini gerçekleştiren firma, şeker pancarı üretiminde kotanın düşürülmesini talep etmiş, Ülker’in bir dizi ürününde doğrudan hammadde üretimi noktasında desteği olan Cargill, şeker endüstrisinin değişmesi gerektiğini savunmuştur.

    Diğer yandan, şeker fabrikalarının yapı ve arsalarının şehirlerin en gözde yerlerinde olduğu göz önüne alındığında, böylesi karlı bir alanın Tekellerin iştahını kabartması kaçınılmaz görünüyor.”

    “FABRİKALARIN SATILMASI TARIM VE HAYVANCILIĞA DARBEDİR”

    Türkiye’de yıllardır uygulanan yanlış politikalarla hayvancılığa darbe indirildi. Halkın et ihtiyacı ithalatla karşılanır hale geldi” diye konuşan Kurt, “Şeker üretimi, hayvancılığı da geliştiren bir sektördür. Şeker pancarı yalnız sanayi ham maddesi değil, aynı zamanda hayvan için çok kıymetli gıda olan yaprak, baş ve posa ile bir yem bitkisidir. Bu ürünün üretiminin gelişmesi, sorunları her geçen gün artan hayvancılık için de büyük önem taşımaktadır” dedi.

    Diğer bir öneminin ise, şeker pancarı ekiminden sonraki yıllarda aynı araziye ekilen diğer ürünlerin kaliteleri iyi, yıllık ürün toplamı daha fazla olmakta olduğunu belirten Kurt, “Dekara (doğal) 4 kg saf fosfat, 15 kg potas sağlar. Kendisinden sonra ekilen buğday ve arpa verimliliğini % 20 arttırdığı bilinmektedir. Özelleştirme sonucu besicilik zarar görecek, hammaddesi dışarıdan temin edilen GDO’lu yem kullanımı artacaktır” diye kaydetti.

    “FABRİKALARININ SATILMASI GELİR UÇURUMUNUN BÜYÜMESİNE YOL AÇAR”

    Şeker fabrikalarının satılmasıyla gelir uçurumunun büyüyeceğine dikkat çeken Kurt şöyle devam etti:

    “Özelleştirme adı altında yapılacak satışla birlikte kent ile kırsal bölge arasındaki gelir dağılımındaki eşitsizliği daha da derinleştirecektir.öte yandan  istihdam düşecek buna bağlı olarak da kırdan kente göç de hızlanacaktır.

    Yaklaşık 350 bin çiftçi ailesi bu işten geçimini sağlamaktadır. Özelleştirme sonucunda Türkiye şeker Fabrikalarına  pancar satan üreticilerin % 71’i artık pancar üretemez duruma düşeceklerdir.

    Şeker pancarından şekerin yanında, etil alkol, ispirto ve hayvan yemi (Melaz) elde edilmektedir. Yan ürünleriyle de Şeker endüstrisi büyük bir istihdam kaynağıdır. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi durumunda, aile bireyleriyle birlikte sayıları 2 milyonu aşan şeker pancarı ve yan ürünlerinden geçimini sağlayan üreticiler, ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalacaklardır.

    Milyonlarca kişiye doğrudan ve dolaylı olarak geçim imkanı veren sektör hükümet eliyle bitirilmek isteniyor. Şeker üreticisine, işçisine, taşıyıcısına, besicisine, kozmetik ve ilaç sektöründen yem sektörüne, biyoetanolsektörününe kadar geniş bir kesime büyük darbe vuruluyor.”

    “FABRİKALARIN SATILMASINA SESSİZ KALMAYACAĞIZ”

    Özelleştirmelere karşı gerek konfederasyonumuz KESK’in, gerekse  sendikamız TARIM ORKAM-SEN’in tavrı yıllardır bilinmektedir. Sendikamızın örgütlü olduğu iş kollarından olan şeker sektöründe yapılmak istenen talan ve yağmaya karşı kararlı mücadelemizi süreceğini kamuoyuna duyururuz” diye konuşan Kurt, şunları kaydetti:

    “Emekçilerin on yıllardır alın teriyle yaşattığı Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinden vazgeçilmeli, şeker pancarından şeker üretilmeye devam edilmelidir. Başta nişasta bazlı tatlandırıcılar olmak üzere, tüm tarım ürünleri ithalatından vazgeçilmelidir.

    Şeker Pancarının yetiştirilmesinden, üretimine ve pazarlanmasına değin tüm süreçte üreticilerin söz ve karar sahibi olacakları örgütlenme egemen olmalıdır. Şeker fabrikaları yeniden yapılandırılmaları, modernizasyon çalışmaları yapılarak rekabet gücü arttırılmalıdır. Nişasta Bazlı Şeker tüketiminde kota artırırken, Şeker pancarı üretimine kota uygulayan hükümetin kimlerle işbirliği yaptığı açıklanmalıdır.

    Şeker Fabrikalarının satışı sadece çiftçi sorunu değil, halkın sorunudur. Halk sağlığı her türlü gelirden önemlidir.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • KESK: Barış talebine yönelik gözaltı ve tutuklamaları kınıyoruz

    KESK: Barış talebine yönelik gözaltı ve tutuklamaları kınıyoruz

    PİRHA – Bu sabaha karşı sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlardan dolayı gözaltına alınanlardan Tarım Orkam Sen Genel Başkanı ve ESM üyelerinin gözaltına alınmalarına ilişkin Tarım Orkam Sen’de basın toplantısı gerçekleştirildi. KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik “Barış talebine yönelik başlatılan sürek avı niteliğindeki gözaltı ve tutuklamaları kınıyoruz” dedi.

    Ankara’da bu sabah yapılan ev baskınlarında birçok kurum temsilcisi gözaltına alındı. Aralarında Tarım Orkam Sen Genel Başkanı Hamit Kurt da bulunuyordu. Konuya ilişkin Tarım Orkam Sen’de gerçekleştirilen basın açıklamasında “AKP sadece dışarıya değil içeriye yönelik de bir harekat yürütüyor. Görevi ve ahlaki sorumluluğu gereği savaş karşıtı, barış talebi içeren açıklaması nedeniyle TTB Merkez Konseyi üyelerine yönelik başlatılan gözaltı operasyonu sonrası şimdi de TTB ile yapılan dayanışma etkinlikleri nedeniyle gözaltı operasyonları yapılmaktadır” denildi.

    “İKTİDAR HUKUKU HİÇE SAYARAK SUÇ İŞLEMEKTEN VAZGEÇMELİ”

    Açıklamayı okuyan KESK Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, şunları kaydetti:

    “Bu kapsamda ve genel olarak barış içerikli sosyal medya paylaşımları nedeniyle bağlı sendikamız Tarım Orkam Sen Genel Başkanı Hamit Kurt’un da aralarında bulunduğu çok sayıda insanımız bu sabah gözaltına alınmıştır. Gözaltılar devam etmektedir. Hukukun üstünlüğü” sıralamasında 113 ülke arasında ülkemizi 101. sıraya getirenlere düşünce ve ifade özgürlüğünü hatırlatmamızın bir etkisinin olmayacağını biliyoruz. Ancak temel hak ve özgürlüklerin bu kadar pervasız biçimde ayaklar altına alınmasını kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Düşünce ve ifade özgürlüğü dönemsel politikalar uğruna ezip geçilecek, yok sayılacak haklardan olmayıp yüzlerce yıllık mücadeleler ve ödenen bedellerle güvence altına alınmışlardır. İktidar, hukuku hiçe sayarak suç işlemekten vazgeçmelidir.”

    “İKTİDAR ANAYASA’YA UYGUN DAVRANMALI”

    Bozgeyik, sosyal medya paylaşımı nedeniyle yerel mahkemenin verdiği cezayı bozan Anayasa Mahkemesi kararında; “Anayasa’nın 26. maddesinde yer alan ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olduğunu, toplumun ilerlemesi ve her bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu” bir kez daha ifade ettiğine dikkat çekti.

    “Ancak AYM kararlarına, iç hukukta da bağlayıcı nitelikte olan uluslararası sözleşmelere rağmen iktidarın hiç kimsenin temel hak ve özgürlükler yönünden bir güvencesinin kalmadığına dair her gün yeni uygulamalarına şahit olmaktayız” diye konuşan Bozgeyik, iktidara ya hala ortada bir yargı, bir anayasa ‘varmış’ görüntüsü vermekten vazgeçip fiili parti devleti olma durumunu resmi olarak da ilan etmeli ya da anayasaya, yargı kararlarına, uluslararası sözleşmelere uygun davranma çağrısında bulundu.

    “KURUMLAR HÜKÜMET POLİTİKALARINI ONAYLAMAK ZORUNDA DEĞİL”

    Bozgeyik, emek ve meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, demokrasi güçleri ve aktivistlerinin, devletin ya da AKP’nin kurumları, üyeleri olmadığını, kurumların ya da bireylerin hükümetin politikalarını onaylamak zorunda olmadığına vurgu yaparak “Savaş koşullarında dahi resmi politikalar eleştirilebilir, farklı düşünceler ifade edilebilir” dedi.

    Bozgeyik, “Barış talebine yönelik başlatılan sürek avı niteliğindeki gözaltı ve tutuklamaları kınıyoruz. Sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınan Tarım Orkam Sen Genel Başkanı Hamit Kurt ve bir gün öncesinde gözaltına alınan Tüm Bel Sen uzmanı çalışanımız başta olmak üzere gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılsın” diyerek sözlerini tamamladı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Tarım Orkam-Sen emekçileri, çalışma koşullarını ve OHAL’i protesto etti

    Tarım Orkam-Sen emekçileri, çalışma koşullarını ve OHAL’i protesto etti

    PİRHA- Veterinerlik hizmetlerinde çalışanların emeklerinin gasp edildiğini belirten Tarım Orkam-Sen, İzmir ve Ankara’da açıklama yaparak çalışanların haklarının verilmesini istedi. 
    ANKARA
    Tarım Orkam Sen sendikası Genel Merkezi “KHK’ler değil demokrasi, rant değil,  doğa kazanacak” başlığı altında genel merkez binasında bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Basın metnini Genel Merkez Yürütme Kurulu adına Genel Başkan Hamit Kurt okudu.
    “İHRAÇLARLA  SENDİKAMIZIN ÜYE VE YÖNETİCİLERİ HEDEF ALINMIŞTIR”
    Ülke olarak tarihin en karanlık dönemlerinden geçildiğini belirten Kurt:

    “AKP hükümeti, tek adam  rejimi inşa etmek için saldırılarına her gün bir yenisini eklerken, diğer taraftan orman alanlarının yağmalanması ve tarımda dışa bağımlılık tüm hızıyla devam ediyor. 15 Temmuz darbe girişimini bir nimet olarak değerlendiren rejim, OHAL ilanından sonra ülkeyi KHK’larla yönetiyor. Öyle ki, kamu çalışanlarını ihraçtan, orman alanlarının talanına, Şeker Kurumun kapatılmasından,  TAPDK’nun (Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu) devrine dek her şey bir gecede çıkan KHK’lar ile belirlenir oldu. Son olarak 24 Aralık 2017 Pazar gecesi yayımlanan 696 sayılı KHK ile toplam 2 bin 756 kamu çalışanı daha ihraç edilirken sadece 114 kamu çalışanı iade edildi. Üstelik işlerini geri istediği için açlık grevi yapan ve kritik eşikte olan, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça bu iadeler arasında değildir. Yaşanan ihraçlarda yine konfederasyonumuza bağlı sendikaların yönetici ve üyeleri hedef seçilmiştir.” dedi.

    “AKP, BİAT ETMEYEN TÜM KESİMLERİ HEDEF HALİNE GETİRİYOR”

    “AKP hükümeti son çıkarılan KHK’ye kendisine biat etmeyen tüm kesimleri hedef alan düzenlemeler de eklemiştir” diyen Kurt:

    “Bunlardan en öne çıkanı “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında hukuki, idari, mali ve cezai muafiyet” getiren madde 121’deki düzenlemedir. Düzenlemede yer alan “bunların devamındaki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler” ibaresi ile kasıtlı olarak tam bir belirsizlik ve kaos ortamı yaratılma zemini hazırlanmıştır. Bunların yanı sıra, iş kolumuzu ilgilendiren ve KHK ile belirlenen diğer konular ise; Şeker Kurumunun kapatılması, TAPDK’nin (Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu) devri ve Gemlik ilçesinin taşınmasıdır.” diye vurguladı.

    ŞEKER, TÜTÜN VE ALKOL PİYASASI LOBİLERE BIRAKILAMAZ

    Şeker, tütün ve alkol piyasasının belli şirketlerin tekelinde olduğunu söyleyen Kurt:

    “AKP  iktidarının yanlış tarım politikalarından dolayı Hayvancılık ve diğer tarım ürünlerinde olduğu gibi, şeker pancarı da dışa bağımlı hale gelmiştir. Sadece Ağustos-Kasım 2017 döneminde 250 bin ton üzerinde şeker ithal edilerek, pancar şekerine karşı başka şekerler ikame edildi. 2000’li yıllarda 20 bin ton şeker eşdeğerinde yüksek yoğunluklu tatlandırıcı ithal edilirken, bugün yüksek yoğunluklu tatlandırıcı ithalatı 485 bin tonları geçmektedir. Bu durum pancar ekim alanlarının azaltmakta ve şeker pancarı üreticiliğinin bitirilmesi demektir. Şeker pancarının üretimi teşvik edilmesi gerekirken nişasta bazlı şeker üretimi artmaktadır.  Dünyada Gelişmiş ve gelişmekte olan Ülkelerde (Avrupa Birliğive ABD vb.) şeker pancarı teşviki Türkiye’de verilen teşvikin 14 katından fazladır.Tütün Yasası’nın çıkarıldığı, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu’nun kurulduğu 2002 yılında Türkiye’de 450 bini aşkın üretici yılda ortalama 160 bin ton tütün üretilirken bugün ise tütün üretici sayısı 15 binin altında, yıllık üretimin ise 50 bin ton seviyelerindedir. KHK ile görev ve sorumlukları Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığına devredilen TAPDK’nın kapatılması ile doğacak yasal boşluk, piyasanın başıboş kalmasına ve halk sağlığının bundan olumsuz etkilenmesine sebep olacaktır.” diye belirtti

    “OHAL KALDIRILMALI, KHK’LER İPTAL EDİLMELİ”

    Son olarak hükümete KHK ve OHAL’i kaldırması gerektiğini hatırlatan Kurt, şu çağrıda bulundu:

    Buradan bir kez daha sesleniyoruz;

    • OHAL kaldırılmalı ve KHK’ler iptal edilmelidir.
    • Başta üyelerimiz olmak üzere; haksız, hukuksuz, herhangi bir yargısal süreç işletilmeden ihraç edilen tüm kamu emekçileri görevlerine iade edilmelidir.
    • Doğa talanına son verilmeli, Gölcük halka açılmalıdır.
    • Şeker pancarı üreticilerine teşvik desteği sağlanmalı, şeker piyasası denetlenmelidir.
    • Tütün üreticisi ve tüketicisi yabancı firmaların insafına bırakılmamalıdır.
    • Gemlik zeytinliklerine dokunmayın.

    İZMİR

    Veterinerlik hizmetlerinde çalışanların emeklerinin gasp edildiğini belirten Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam Sen) İzmir Gıda Tarım ve Ormancılık İl Müdürlüğü önünde bir araya geldi. “Bıçak Parası değil emeğimizin hakkı” pankartı açan emekçiler adına açıklamayı Tarım Orkam-Sen adına Çağdaş Topal yaptı.
    “VETERİNER ÇALIŞANLARININ SORUNLARI ACİL ÇÖZÜLMELİ”
    Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın veteriner sağlık hizmetinde görev yapan personelin aşılama ve küpeleme çalışmaları karşılığında aldıkları ücretleri “bıçak parası” olarak değerlendirmesini eleştiren Topal “Çalışanların mağduriyetini giderecek herhangi bir düzenleme yapılmamış, mevcut haliyle uygulama ücreti 1 Kuruş olarak kalmıştır. Birçok birime tebligat yapılmadığı için de uygulamada sıkıntılar olmakta, ücretlendirmenin nasıl yapılacağı kargaşası yaşanmaktadır. Köylerde çiftçi ile yüz yüze gelenler veterinerlik çalışanlarıdır. Veterinerlik çalışanlarının acil çözülmesi beklenen sorunları vardır ve bunlar bir an evvel çözüme kavuşturulmalıdır” ifadesini kullandı.
    “ÇALIŞMA KOŞULLARI SAĞLIKLI HALE GELMELİ”
    Veteriner Hekim ve sağlık teknisyenlerinin öncelikle ciddi bir biyolojik risk ve fiziksel risk altında çalıştığını belirten Topal “Tartışmaların bazen ileri boyutlara ulaşıp köylünün fiziksel saldırısına kadar varabiliyor. Hayvan ithalatı için hayvan seçimine görevlendirmelerde ciddi adaletsizlikler yaşanıyor. Çalışanların çalışma koşulları sağlıklı hale getirilmeli, göreve gidilen araçları yenilenmeli, fiili hizmet tazminatı verilmeli, yurtdışı görevlendirmelerinde eşitlik sağlanmalı, görev harcırahları yükseltilmelidir” dedi.
    İZMİR – ANKARA  / PİRHA

     

  • Tarım Orkam-Sen Başkanı’ndan Hasankeyf’in dinamitlenmesine tepki: Bu bir kindir-VİDEO

    Tarım Orkam-Sen Başkanı’ndan Hasankeyf’in dinamitlenmesine tepki: Bu bir kindir-VİDEO

    PİRHA – Hasankeyf’in baraj yapmak için dinamitlenmesine tepki gösteren KESK’e bağlı Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Hamit Kurt, bu yıkım yaklaşımının sadece Hasankeyf’e gösterilmediğini, bölgenin tamamına gösterildiğini söyledi. Çevre örgütlerini mücadeleye çağıran Kurt, “Biz Hasankeyf’in de Munzur’un da, Zap’ın da Sur’un da ve diğer tarihi yerlerin de sermayeye peşkeş çekilmesine asla müsaade etmeyeceğiz ve fiili meşru mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    12 bin yıllık tarihi ve kültürel mirasın taşıyıcısı Hasankeyf’in baraj yapmak için dinamitlenerek binlerce yıllık tarihi mirasının yok edilmeye çalışılmasına tepkiler yükselmeye devam ediyor.

    KESK’e bağlı Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen) Genel Başkanı Hamit Kurt, Hasankeyf’in dinamitlenerek bir tarihin yok edilmesine karşı tepkilerini PİRHA’ya dile getirdi.

    Hasankeyf’e olan yıkım yaklaşımının sadece Hasankeyf’le sınırlandırılamayacağını söyleyen Kurt, bir bütün olarak bölgeye Cudi’ye, Munzur’a, Zap’a ve Sur’a da bu yıkım yaklaşımının gösterildiğini kaydetti.

    “MÜRACAAT OLMADIĞI İÇİN DÜNYA MİRASI LİSTESİNE ALINMAMIŞ”

    Batman’a bağlı Hasankeyf’in 12 bin yıllık bir tarihi geçmişi olan bir ilçe olduğunu belirten Kurt, “Bu 12 bin yıllık tarih sözüm ona turizme açmak adına, enerji adına 50, 60 yıl ömrü olan bir baraj için, HES için yok edilmeye çalışılıyor” dedi. Hasankeyf’in UNESCO’nun dünya mirası listesine girme kriterlerinden 9’una sahip olduğunu ifade eden Kurt, Türkiye hükumetlerinin bugüne kadar herhangi müracaatları olmadığından dolayı UNESCO dünya mirası listesine alınmadığının altın çizdi.

    “HASANKEYF’İN TARİHİ ATMOSFERİNDEN RAHATSIZLAR”

    Hasankeyf’in 12 bin yıllık tarihinde onlarca uygarlığa başkentlik yapmış bir kent olduğunu ve Hasankeyf’in taşıyla, toprağıyla, mağarasıyla, eserleriyle, suyuyla, çiçeğiyle, böceğiyle tarih koktuğunu söyleyen Kurt, birilerinin Hasankeyf’in bu tarihi atmosferinden rahatsız oldukları için yok etmeye çalıştıklarını dile getirdi. “Bu bir kindir, bu bir nefrettir” diyen Kurt, Hasankeyf’in sadece baraj altında bırakılmak istenmediğini, aynı zamanda yerin altında kalan tarihi eserlerin dinamitlenerek yok edilmeye çalışıldığını, 10 yıl, 50 yıl, 100 yıl sonra sular çekildiğinde bu tarihi eserlerin gün yüzüne çıkarılmasına müsaade edilmediğini kaydetti.

    ÇEVRECİLERE ÇAĞRI 

    Siyasi iktidara “Gelin bu Dicle ile Munzur ile birleşen Mezopotamya’nın bütün kültürünü üzerinde yaşayan bu tarihi eseri ortadan kaldırmayalım” çağrısında bulunan Kurt, çevreci örgütlere olan çağrısını da şu sözlerle dile getirdi:

    “Bakın bu tarihi bir kenttir. Bu tarihi kenti yok etmek hiç kimsenin karına değildir. Asla bir HES’i, bir barajı hiçbir turist gidip ziyaret etmeyecektir. Ama Hasankeyf bugün ki tarihi yapısıyla kaldığında ülkeye daha çok getirisi olacaktır, turizme daha çok kazandıracaktır diye düşünüyoruz. Dolayısıyla binlerce yıllık tarihi olan bu kentin, bu şekliyle kalması için mücadelemizi sürdüreceğiz.”

    Çevre örgütlerini mücadeleye çağıran Tarım Orkam-Sen Genel Başkanı Hamit Kurt, “Biz KESK ve Tarım Orkam-Sen olarak Hasankeyf’in de Munzur’un da, Zap’ın da Sur’un da ve diğer tarihi yerlerin de sermayeye peşkeş çekilmesine asla müsaade etmeyeceğiz ve fiili meşru mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA