Etiket: tartışma

  • Pendik Şahkulu Cemevinin yardım tırını engelleyip 1 kişiyi silahla yaralayan zanlı tutuklandı

    Pendik Şahkulu Cemevinin yardım tırını engelleyip 1 kişiyi silahla yaralayan zanlı tutuklandı

    PİRHA- Pendik’teki Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı Cemevinde depremzedelere yardım toplayanları engelleyip, sonrasında silahlı saldırıda bulunan Ömer A. tutuklandı.

    Depremin vurduğu Maraş’a gönderilmek için yardım malzemeleri yüklenen tırların önünü kesen şahıslar, Pendik’te bulunan Şahkulu Sultan Cemevi’ne silahla gelerek saldırıda bulunmuş, cemevinde bulunan Murat Edinç bacağından yaralanmıştı.

    Yardım malzemeleri yüklenirken “TIR yolu kapatıyor” iddiasıyla, çalışmalara katılanlarla tartışan ve daha sonra tekrar cemevine gelerek ateş açan Ömer A. aynı gün yakalanarak gözaltına alındı. İfadesinde yere doğru bir el ateş ettiğini, herhangi bir kastının bulunmadığını öne süren saldırganın tutuklanmasına karar verildi.

    “SİZİ BURADA YAKACAĞIZ”

    Vakıf Başkanı Zeynel Fırat, saldırının ardından yaptığı açıklamada olayı şu sözlerle anlatmıştı:

    “Bütün bölgedeki dostlarımızla bir merhem olmak istedik. Yola çıkacaktık. 2 kişi önümüzü kesti. ‘Bu TIR neden burada duracak. Niye duruyor’ dediler. Sonra ‘buyurun geçin’ dedik ama anlatamadık. Tartışmayı uzattılar ve daha sonra ‘Bekleyin biz size göstereceğiz. Bu iş burada bitmedi, sizi burada yakacağız. Adamlarımız çok. Siz bizi tanımıyorsunuz’ diyerek tehditleriyle gittiler. 2 dakika sonra geldiler aynı araçta. Bu sefer plakalarını sökerek gelmişler Geldikleri süre içerisinde de direkt üzerimize, benim üzerime ateş ettiler. Hızır ayındayız. Birbirimize Hızır olmamız lazımken birbirimize sarılmamız lazımken. Gerçekten çok üzgünüz.”

    Cemevi Dedesi Haydar Akgül de, saldırıya ilişkin PİRHA‘ya şu bilgileri vermişti:

    “Tırımız hareket edecekti. Göztepe’ye merkezimize (Şahkulu Sultan Dergahı) gidip oradaki yükümüz alıp Maraş’a canlarımıza merhem olmak için  gidecektik. İki kişi gelip bize ‘yolumuzu kapatamazsınız. Bizi tanıyor musunuz, biz İstanbul’u buraya yığarız. Biz sizi vuracağız’ diye bizi tehdit etti. Bir canımız polisi ararken, bir kişi hedef göstererek bir canımızı vurdu. Canımızı hastaneye kaldırdık. ”

    Akgül ayrıca, saldırganın kaçarken “Alevi piçleri sizi yaşatmayacağız” diye bağırdığını duyduklarını aktarmıştı.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    > Yardım tırını engelleyen saldırganlar Pendik Şahkulu Sultan Cemevinde 1 kişiyi yaraladı-VİDEO

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘sürtük’ ifadesi Mersin’de kavgaya yol açtı

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘sürtük’ ifadesi Mersin’de kavgaya yol açtı

    PİRHA-AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 2013 yılında Gezi Direnişi’ne katılanlar hakkında ‘Sürtük’ ifadesini kullanması Mersin’de bir okulun öğretmenler odasında da gündeme gelince öğretmenler arasında tartışma çıktı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 2013 yılında gezi eylemlerine katılanlar hakkında ‘Sürtük’ ifadesini kullanmasına tepkiler gelmeye devam ederken, Mersin’de bir okulun öğretmenler odasında da gündeme gelince öğretmenler arasında tartışma çıktı.

    Yerel kaynaklardan edinilen bilgilere göre; bir kadın öğretmen, Milli Eğitim Şube Müdürü olan eşini aradı. Şube müdürü okula geldi, eşinin tartıştığı öğretmeni bahçede yumrukladı, öğrencilerin ve öğretmenlerin önünde ‘Bu okuldan o.ç’ diye bağırdı. Olay cep telefon kamerasıyla görüntülere yansıdı.

    PİRHA/MERSİN

  • Üsküdar’da bir erkek, kadınların camiye girmesini engelledi-VİDEO

    Üsküdar’da bir erkek, kadınların camiye girmesini engelledi-VİDEO

    PİRHA- İstanbul Üsküdar’da bir erkek, camiye girmek isteyen iki kadına izin vermeyerek, tartıştığı kadına “Peygamberin hadislerinden uzaksın, sen benim gözümde havasın hava” diye bağırdı. 

    Üsküdar’da bir kadınla, camiye girmesini engelleyen bir erkek arasında tartışma çıktı.

    Kadının camiye giremeyeceğini söyleyen erkek, “Peygamberin hadislerinden uzaksın” dedi.

    Bu sözlere tepki gösteren kadın, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu olduğunu söyleyerek, “Sizden çok daha iyi bildiğime yemin edebilirim” dedi.

    Erkek ise, “İstersen bin 500 tane ilahiyatı bitir. Sen benim gözümde havasın” ifadesini kullandı.

    Güvenlik görevlisinin gelmesinin ardından uzaklaşan kadın ise, “Kadınlar camiye giremez, kadınlar onu yapamaz, kadınlar bunu yapamaz… Siz kimsiniz ya!” diyerek tepki gösterdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Eğitim-Sen, salgında eğitim kurumlarının durumunu tartışmaya açıyor

    Eğitim-Sen, salgında eğitim kurumlarının durumunu tartışmaya açıyor

    PİRHA- Eğitim-Sen, ‘Kovid-19 Salgınında Gelinen Aşama ve Eğitim Kurumlarının (okullar ve yükseköğretim kurumları) Durumu’ konulu çevrimiçi bir etkinlik düzenleyeceğini açıkladı. Alanında uzman bilim insanları ve akademisyenlerle salgında gelinen aşama ve salgının seyri, halk sağlığı açısından değerlendirilecek. 

    Covid-19 salgını dünyada ve Türkiye’de hızla yaygınlaşmaya devam ederken, eğitim öğretim kurumlarının durumu ve okulların açılıp açılmayacağı tartışmaları tüm hızıyla sürüyor.

    Eğitim-Sen, salgında gelinen aşamayı ve eğitim kurumlarının durumunu tartışmaya açacaklarını açıkladı. Eğitim-Sen, Milli Eğitim Bakanı’nın karar alma süreçlerinde demokratik katılım mekanizmalarını işletmediğini kaydetti.

    Açıklamada şunlar belirtildi:

    “Milli Eğitim Bakanlığı okulların açılması ile ilgili kolektif bir tartışma sürdürmemekte, karar alma süreçlerinde demokratik katılım mekanizmalarını işletmemektedir. 18 milyon öğrenci ve 1 milyondan fazla eğitim emekçisini doğrudan ilgilendiren böylesine önemli bir konuda yürütülen tartışmaların bilimsel zeminden uzak devam ediyor olması dikkat çekicidir.

    MEB’in ve YÖK’ün bu kadar önemli bir konuda yapmadığını Eğitim Sen yapma kararı almıştır. Eğitim Sen, 12-13 Ağustos tarihlerinde ‘Kovid-19 Salgınında Gelinen Aşama ve Eğitim Kurumlarının (okullar ve yükseköğretim kurumları) Durumu’ konulu çevrimiçi bir etkinlik düzenleyecektir. Alanında uzman bilim insanları ve akademisyenlerle salgında gelinen aşama ve salgının seyri, halk sağlığı açısından değerlendirilecek, alandaki sağlık emekçileri, öğretmenler, eğitim yöneticileri ve idari personel ile yükseköğretim kurumlarında çalışanların karşı karşıya olduğu riskler farklı yönleriyle ele alınacaktır.

    12 Ağustos Çarşamba günü saat 13.30’da yapılacak ilk oturumda TTB Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, TTB Kovid-19 İzleme Kurulu Üyesi ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Kurt Azap, TTB Üyesi ve Halk Sağlığı Uzmanı Kayıhan Pala ve SES Eş Başkanı İbrahim Kara ile Kovid-19 salgınında gelinen son durumun halk sağlığı açısından ne anlama geldiği tartışılacaktır.

    Saat 15.30’da başlayacak ikinci oturumda ise alanda görev yapan eğitim emekçileri, öğretmenler, eğitim yöneticileri, idari personel ile salgının sürdüğü koşullarda okulların açılıp açılmamasının nasıl sonuçlar ortaya çıkaracağı tartışılacaktır.

    13 Ağustos Perşembe günü saat 13.00-15.30 arasında yapılacak üçüncü oturum ile yükseköğretim kurumları ve bu kurumlara devam eden öğrenciler açısından salgın koşullarında yüz yüze eğitimin ne kadar mümkün olduğu tartışılacaktır.

    Aynı gün saat 16.00-19.00 arasında yapılacak dördüncü oturumda ise salgın döneminde kadın emekçilerin yaşadığı sorunlar ve bu sorunlara dönük çözüm önerileri tartışılacaktır.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • DAD’dan Alevi kurumlarına çağrı: Düzgün Bawa’nın huzurunda birlikte dara duralım

    DAD’dan Alevi kurumlarına çağrı: Düzgün Bawa’nın huzurunda birlikte dara duralım

    PİRHA – Düzün Baba Cemevine Hasret Gültekin’in heykelinin dikilip tekrar kaldırılması sonrası Alevi kurumları arasında 10 gündür yaşanan tartışmalara ilişkin çağrı yapan DAD, “Gelin hak meydanında, Düzgün Bawa’nın manevî huzurunda dara duralım” dedi. 

    Demokratik Alevi Derneği(DAD) Düzgün Baba Cemevine Hasret Gültekin’in heykelinin dikilip kaldırılması sonrası yaşanan tartışmalara ilişkin yeni bir açıklama yaptı.

    Sosyal medyada edep, yol, erkandan uzak tartışmaların yapıldığına dikkat çekilen açıklamada, “Avrupa’da ve Türkiye’de mevcut bütün Alevi kurumlarına, Ocak evlatlarına, yola talip olan cümle canlara, konu ile ilgili bilir bilmez cümle kuranlara, çiğ söz söyleyenleredir. Gelin Hak meydanında, Düzgün Bawa’ nın manevî huzurunda dara duralım” çağrısında bulundu.

    DAD’ın yaptığı yazlılı açıklamanın tamamı şöyle:

    “Düzgün Baba Cemevi önünde Hasret canın heykelinin dikilmesi ile ilgili yaklaşık 10 gündür Alevi kurumları, Ocaklarımız, talipler olarak bir tartışma yürütmekteyiz. DAD olarak bu tartışmalarda tüm yönetici ve üyelerimizle Yol diline, edep- erkana, kemalete uygun yaklaşım içerisinde olmaya gayret ettik. Yol taşını yol kuşuna atmamayı edepten ve kemaletten saydık.

    Sosyal medyada karalayan, linç eden, feodal, gerici, İŞİD kafalı, Yol düşkünü, çağdışı, Hasret canın katilleri gibi hiçbir izana, merhamete, edep ve erkana, kemalete sığmayacak karşıtlık üreten yaklaşımlarla muhatap olduk. Ama yol edebinden ödün vermedik ve vermeyeceğiz. Aldığımız her nefes ile beraber ağzımızda çiğ söz çıkmayacağına kurum olarak bütün üyelerimizle Düzgün Bawa’nın manevî huzurunda ikararlaştık.

    Bizler biliyoruz ki sözün ağırlığını bilmeyen Yolu tesbih diye çeker, binlerce yıllık birikimin ve mücadelenin, serden geçmenin sonucunda var edilen degerleri de pul eder.

    “ORTAK KARARA UYMAK ZORUNDA OLDUKLARINI SÖYLEYEREK MEYDANI TERK ETTİLER”

    25 Temmuz’da konuyla ilgili Ocak Pirlerinin de katılımı ile Gulbanklarla bir Hakk meydanı kuruldu. Bu meydanda çıkacak karara bütün katılımcıların rıza göstereceği konusunda ikrarlaşıldı. Muhabbetten sonra çıkan mutabakatta, “Heykelin Düzgün Baba da olamayacağı, kararın başından yanlış olduğu, Dersim ya da Nazimiye merkeze dikilmesinin doğru olacağı” önerisi açığa çıktı. Ortaya çıkan bu kararın katılımcılarla kamuoyuna duyurulması için bir deklerasyon yazılması kararı alındı. Pir Sultan Dernekleri adına meydanda bulunan canlar rızalık isteyerek ” özel bir görüşme yapmaları gerekli olduğunu” söyleyerek ayrıldılar. 3-5 dakika sonra gelip “Heykel ya buraya dikilecek, ya da Düzgün Bawa Cemevinin bir salonunda kalacaktır” dediler. Bu söylemden sonra Hak meydanında rızalaşılan karara uymadıkları için meydandaki canlar tarafından edep- erkana çağrıldılar, kendileri ortak karara uymak zorunda olmadıklarını söyleyerek meydanı terkettiler.

    “DERSİMİ VE REYA HAQ ALEVİLERİ HEDEF GÖSTERMİŞLERDİR”

    25 Temmuz hemen sonrasında Pir Sultan Genel Merkezi bir açıklama yayınladı. Bugüne kadar Alevi kurum ve temsiliyetleri düzeyi bu kadar düşürmemişlerdi. Dersim Tertelesi öncesi hazırlanan raporlardaki dile, İttihat Terakki ve Baha Sait çizgisinin kullandığı dille adeta aynıydı. “Feodal, gerici, çağdaş olmayan, yöre milliyetçilisi, kullanılan dil anlaşılmayan bir dildir”gibi resmi ideolojinin kavramları kullanılarak yazılmıştı. İttihat Terakki ve sonrasında Dersim’e yönelik hazırlanan raporlarda da aynı mantık, söylem ve ithamlarda bulunmuşlar, Dersimi ve Reya Heq Alevileri hedef göstermişlerdir. “İslamcı ve Şiacı” kavramları da kullanırken “mulhid ve zındık”demek istemişler. İmparatorluklar döneminde Alevilerin katli vaciplenirken “mülhit ve zındık” kavramları ile gerekçelendirilmişti.

    “HACI BEKTAŞ DERGAHI İLE İLGİLİ SÖYLEDİKLERİMİZİ ANLAMAMIŞLAR”

    Bir de Hacı Bektaş Dergahı ile ilgili söylediklerimizi anlayamamışlar. Bize de bir daha tekrar etme zorunluluğu doğmuştur. Yaklaşımımızı rıza makamı Hacı Bektaş Veli’nin şahsına indirgemişler. Biz bu yaklaşımlarını asla kabul etmiyoruz, bizim değerlere yaklaşımımızı bilen canlar ne demek istediğimizi gayet net bilmektedir. Osmanlılar döneminde yıllarca Alevilerin rıza göstermediği atamalar usulüyle kutsalımız olan Hacı Bektaş Dergahı denetime alındı. Cumhuriyetle beraber devrim yasası olarak adlandırılan “Tekke ve Zaviyeler Yasası ile” Dergah kapatıldı. Ve hala Dergâh gerçek sahiplerinde değildir. Biz bunu anlatmaya çalıştık. Alevi camiası birlik ve beraberlik içinde olmazsa, zamanın ve mekanın ruhuna uygun düşünmezse bir çok değerini kaybeder duruma gelir, kültürel ve fiziki soykırımlardan kendini kurtaramaz demeye çalıştık.

    Bizler şunu net söylüyoruz; bize 1938 Tertelesi öncesi raporlarda “aşiretçi, feodal, çağdaşlaşması gereken, hurafe toplumu” diyerek Dersim’i çıban başı ilan etmiş ve bu çıbanı kökünden temizlemek gerek diyerek, katliam yapmışlardır. Her Ocağımız şu hakikati görmelidir. Tekke ve Zaviyeler Kanunu Ocaklarımıza, Pirlerimize üfürükçü, yobaz, çağdışı oluşumlar diyerek aşağılamış ve en büyük saldırıyı yapmıştır. Günümüzde “Müsahip kurum” olarak kabul ettiğimiz bir kurumumuz bize karşı aynı dili kullanmaktadır.

    “DİLİMİZE ANLAŞILMAZ DEMİŞLER”

    Dilimize anlaşılmaz ve güzelleme demişler. Dilimiz Xızır’ın dilidir. Dil kavramı kültür kavramı ile sıkıca bağlantılı olup, kültür alanının başat unsurudur. Bizim dilimiz Harde Dewreş’in dilidir. Kendi dilinizi unuttuğunuz için anlamıyorsunuz. Dil bir toplumun kazandığı zihniyet, estetik, ahlak, duygu ve düşüncelerin toplumsal birikimidir. Bu yönüyle dil bir toplumun kimliğidir. Rêya Heq Alevi kimliğine bir saldırı yapıldığını düşünüyoruz.
    Alevi kurumları ya bilinçli ya bilinçsizce Hasret Gültekin canın üzerinde mağduriyet devşirerek “Buradan bir şey çıkar mı bize” amaçlı softaca açıklamalar yapmaktadır. “Kim hangi kesimler Hasret Gültekin canın acılarını deşmiş ve kullanmaya başladı?” sorusuna cevap vermekten çok, “sanki değerleri sahipleniyormuş gibi” yaparak, kendilerince “‘şehitlere sahip’ çıkıyoruz” diyerek, Alevi kamuoyu aldatılmaya çalışılmaktadır. Yol taşını yol kuşuna atarak, ne Hz. Hüseyin’in ne Pir Sultan’ın ne de 33 canın davası savunulmaz ve sahiplenilmezde. Konformizme teşne olmuş kişi ve bireyler, kaba materyalist ve pozitivist bir akılla çıkıp “biz 33 canı sahipleniyoruz”adı altında diğer kurumları hedef göstermek, kriminalize etmek kimin aklının savunuculuğudur? Biz ve emek, barış, demokrasi, insan hakları mücadelesi verenler bu aklı iyi tanıyorlar.. Bu akla karşı mücadele edenler, her dönem Nahak zihniyet tarafında zulme uğramış ama asla zulme ortak olmamışlardır.

    Hele kadim Dersim’e yapılan katliamlar hakkında cumhuriyet modernitesine bir kelime söylemeyenler, Hasret Gültekin canın arkasına saklanarak “değerleri sahipleniyoruz” yalanına bir son vermeleri gerekmiyor mu?

    Sivas Katliamı’nı hala laik-anti laik, ilerici-gerici dualizmine indirgeyen zihniyet Hasret canın davasının savunuculuğunu yapabilir mi? Hasret ve diğer 33 can o toprağın vicdanıdırlar. Bir davayı bir inancı savunmak her şeyden önce samimi olmayı gerektirir. Mezopotamya ve Anadolu çoğrafyası tarihin her döneminde şehit ve direniş kanlarıyla sulandı. Hakikati ve değerleri sahiplenmek isteyenler gözlerini ve yüreklerini sorgulamalıdırlar. Bu coğrafyada direniş, bedeller neden veriliyor? Neden Nesimi’in derisi yüzüldü? Neden Mansur e Hallaç yakıldı? Pir Sultan asıldı? Kimler Hak ve Hakikat uğrunda direniyor? Bu kutsal mekanlar için kimler serinden geçiyor?Direnen inanç gerçekliği kimler tarafında günümüze devriye ediliyor? Bunları bilmeden metropollerden “Değer savunucusu” kesilerek”değerleri sahipleniyoruz, Sivas şehitleri adına konuşuyoruz, hepsinden rızalık almışız” söylemleri ile kendi kendilerini avutuyorlar. Pir Sultanların, Seyit Rızaların, Hüseyinlerin , Baba İshakların ve kadim pirlerin torunları, talipleri ve devrişleri bugün bu davanın gerçek sahipleridir!

    Pir Sultan Dernekleri neden hak meydanında, Duzgun Bawa’ nın manevî huzurunda muhabbet ederken rızalaşılan konularla ilgili hakikate dayanmayan bir dille, ithamla, basın açıklamasına ihtiyaç duyduğunu bilmeyebiliriz. Buna şahitlik edenler mutlaka bilirler. Bu konuda Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) cevap hakkından ziyade, hakikati görünür kılmak, topluma karşı sorumluluk bilincinden dolayı bu açıklamayı yapmayı tarihi bir sorumluluk olarak düşünmüştür. Böylece yola ikrar veren canlar hakikati daha iyi öğrenecekler. DAD’ı hedeflediklerine göre, DAD’ın buna vereceği cevabı da vardır elbette. Ciddi bir inanç, yol ve ikrar temsiliyeti olan DAD’ı suçlayıp “ilişkilerimizi keseriz, bir araya gelmeyiz, kurumlarımıza almayız” diyerekte hakikatten kaçamazlar. Er ya da geç hakikat görünür olacaktır. O kurumlara Nahak zihniyetin temsilcisi olan çok kişinin uğradığını cümle alem biliyor.

    “PİRLERİN SÖZÜ REYA HEQ SÜREĞİ İÇİN YASADIR”

    DAD Reya Heqi-Alevi süreğin en ciddi kurumsal yapısıdır. Yol Erkan, ikrar, edep, kelamı bilen ocak evlatlarına sahiptir. Bu gelenek kimi yanlarıyla aşınsa da halen Dersim de ciddi ocak pirlerimiz var ve itikat sahibidirler. Bu pirlerimizin sözü, reya heq süreği için yasadır. Onların sözü hakikat içerir. Bu yol pirsizlere düşkünlere nursuzlara aman dilememiş dilemezde. Bu pirlerimizin midelerine çiğ lokma, ağızlarına çiğ söz girmemiştir.
    Bu çoğrafyanın kadim tarihini bilmeyenler bilmeliki, o toprağın dili ve vicdanı var. Kimin ne olduğunu bilir. O toprağa ayak atmak bile yada bir taşı öpmek dahi tüm hakikatı hissettirir insana. Hakikat arayışı hiç eksik olmadı o turap mekanlarda. Her yanıyla yar ve Gülistandır. Tüm börtü böceği enerji doludur. Xızır aklı her derde yar olmuş bir akıldır. Harde derweşi ve Düzgün Babayı bilmeden yol almak beh beğtlik olur.? Düzgün Bawa’ ya dışardan bir çakıl taşı getirilmez ama teberik olarak ebir çakıl taşı alınıp hanelerine götürülür.

    “DOĞRU ZAMANDA DOĞRU MEKANDA MEYDAN KURUP SÖZ SÖYLEMEK”

    Aslolan doğru zamanda ve mekanda meydan kurup söz söylemektir. İnancımıza göre doğru söz Hak kelamıdır ve ibadetten sayılır. Meydan kurulmadan zamansız ve mekansız söylenen her söz çiğ sözdür. Yaşanan süreçle ilgili söz söyleyenler, basına demeç veren kurum yöneticileri, Ocak evlatları, inanç kurullarında görev yapanlar; Hak kelamını söylemek için meydan çağrısı yapmak, zamanın ve mekanın ruhuna uygun söz söylemektense, söylemleriyle karşıtlık oluşturmada, çiğ söz söylemede geri durmadılar. Bizler diyoruz ki ;gelin kutsalların darına durun, pir divanı pir u pak olma mekanıdır. Bir an önce pirinizin huzurunda özünüzü dara çekin. Hak meydanı, pir divanı dertlere derman hastalara şifadır.
    Söz söylemenin, meydan kurmanın, verilen söze ikrar vermenin, haklı haksız belirlemenin bir edep erkanı vardır. Yolun hakikati binlerce yıldır bu edep erkan ile sorun çözmüştür.

    Demokratik Alevi Dernekleri olarak çağrımızdır. Çağrımız, Avrupa’da ve Türkiye’de mevcut bütün Alevi kurumlarına, Ocak evlatlarına, yola talip olan cümle canlara, konu ile ilgili bilir bilmez cümle kuranlara, çiğ söz söyleyenleredir. Gelin Hak meydanında, Düzgün Bawa’nın manevî huzurunda dara duralım. Hakk meydanında keramet vardır. Mekan rızasız, Zaman sahipsiz, mazlum çaresiz değildir.”

    PİRHA/ İSTANBUL