Etiket: tatvan

  • Aygül: Ben de kelebek fotoğrafçılığı yapmak isterdim ama 90’lı yıllardan daha kötü durumdayız-VİDEO

    Aygül: Ben de kelebek fotoğrafçılığı yapmak isterdim ama 90’lı yıllardan daha kötü durumdayız-VİDEO

    PİRHA-Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül, yerelde çalışan gazetecilerin sorunlarını anlattı. Aygül, iktidarlar tarafından bölgede gazetecilere yönelik ciddi baskıların olduğunu belirterek, “1990’lı yıllardan daha kötü bir durumdayız. Baskı yine aynı baskı. Hiçbirimizin can güvenliği yok” dedi. Aygül ekledi: Ben de her şeyin güzel olduğu bir ortamda çiçek, böcek haberciliği yapmak isterdim. Kelebek fotoğrafçılığını da seviyorum ama ne yazık ki kelebek kovalamak bana nasip olmadı!

    AKP-MHP iktidarının gazetecilere yönelik yoğun baskı ve saldırıları, adeta doksanlı yılların devamı niteliğini taşıyor. İfade ve düşünce özgürlüğüne yönelik saldırılar, gözaltı ve tutuklamaların yanı sıra gazetecilere yönelik şiddetle devam ediyor.

    Basın çalışanlarına yönelik saldırılar adeta “komplo mantığı” ile sürdürülürken gazeteciler, gizli tanık beyanları ile “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla cezaevlerinde tutulmaya devam ediliyor.

    Tüm bunların yanı sıra siyasi aktörler tarafından da gazeteciler açık şekilde hedef haline getiriliyor. Tüm muhalif gazetecilerin iktidar tarafından ‘terörist’ yakıştırmasıyla kriminalize edildiği ülkede, basın mesleğinin bugününü Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül ile konuştuk.

    “ÖLÜMDEN BETER BİR DURUM SÖZ KONUSU”

    PİRHA-Gazetecilik mesleği hiç olmadığı kadarıyla itibarsızlaştırıldı. Daha doğrusu bu iktidar süresince birçok meslek, hak etmediği yaklaşımı gördü. Ülkenin doğusundan baktığınızda basın tablosu nasıl görünüyor?

    SİNAN AYGÜL: İktidarların, gazetecilik mesleğine yönelimi her zaman şu eksende olmuştur: Gazetecilik, kamuoyu adına iktidarların yetkilerini nasıl kullandıklarını denetleme görevidir. Gazeteci, kamuoyu adına otoriteleri denetler. Denetimden kaçanlar, yolsuzluk, hırsızlık yapanlar, baskı kuranlar, hak ihlali yapanların ilk susturmaya çalıştığı yer gazeteciliktir. Ne yaptıklarının bilinmesini istemezler. Bu da şundan kaynaklanır; iktidarlar yaptıkları yanlışların bilinmesini istemezler. Son 25 yılda evet bu ülkede çok ciddi sorunlar yaşandı. Basın özgürlüğü gerçek anlamda hiçbir zaman bu ülkede mevzu bahis olmadı ama son 20 yılda çok pervasız, pespaye bir şekilde oldu ne yazık ki. Tutuklu gazeteci sayısı ile dünya ortalamasının üstüne çıktık. Her zaman ilk beşlerdeyiz. Öldürülen gazeteci sayısı belki 90’lı yıllara göre fazla değil ama ölümden beter bir durum söz konusu.

    Bu kadar ciddi baskı, ülke tarihinde görülmüş bir şey değil. Ne yazık ki bu sıkıntılı dönemin temel sebebi de iktidarların, halkla ilgili yaptığı işlerde haber verme görevini yerine getirmemesi, saklanması. Bu durum ülkenin batısında merkez medyada biraz daha belki görünür kılındığı için ön planda ama ülkenin doğusunda, taşrada bu sıkıntı çok daha fazla hissediliyor. Sadece devlet otoritesi değil, devlet dışı otoritelerin de çok ciddi baskıları var. Sonuçta kriminal düzeyi yüksek bir ülkedeyiz. Yolsuzluğun, hak ihlallerinin had safhada olduğu, hatta sıradanlaştığı bir ülkedeyiz. Hak ihlalleri ve yolsuzluk haberleri bu ülkede her zaman gazetecileri hedef haline getiriyor. Yoksa çiçek-böcek haberciliği hiçbir zaman bu ülkede sorun olmamıştır. Bu baskı zaman zaman yargı eliyle basının susturulması şeklinde olabilirken zaman zaman da canımıza kasteden, sokak ortasında öldürülmemize sebep olan yönelimlere kadar da gidebiliyor ama her halükarda çok ciddi bir baskı altındayız ne yazık ki!

    “90’LARDAN DAHA KÖTÜ BİR DURUMDAYIZ”

    -Doksanlı yıllarda Güneydoğuda gazeteci olmak ateşten gömlek giymek gibiydi. Hakikat ısrarı sürdükçe baskılar, gazeteci cinayetleri de arttı. Son 2 yılda özellikle Federe Kurdistan Bölgesi’nde gazeteci cinayetlerine şahit olduk. Bitlis ve civarında gazetecilere yönelik ne gibi saldırılar söz konusu?

    Şiddet, dönemsel olarak şekil değiştiriyor. Belki koşullar olursa 90’lı yıllardan çok daha kötü bir hale de gelebilir. Çünkü otoriteler nezdinde insan hayatının bir önemi yok. Çünkü hesap soran bir otorite yok. Yaptıkları her şey yanlarına kar kalıyor. Sokak ortasında ya da işkencede bir gazeteci öldürseler ne yazık ki hesabı sorulamıyor. Örneğin Federe Kurdistan Bölgesi’nde geçtiğimiz günlerde arkadaşlarımız şehit edildi. Ne yazık ki bu ülkede ‘Basın Şehitleri’ geleneği var. Bir yıl önce ben de sokak ortasında saldırıya uğradım ve ölümden döndüm. 90’larda işkencehanelerde gizli kapaklı olurdu ancak benim başıma gelen olay sokak ortasında, polis nezaretinde bir işkenceydi. Ölümle sonuçlanmamış olması 90’lara dönmediğimiz anlamına gelmiyor. Hatta 90’lardan daha kötü bir durumdayız. Baskı yine aynı baskı. Hiçbirimizin can güvenliği yok.

    “SON 6 YILDA TAKİP EDEBİLECEĞİMİZ BİR TOPLUMSAL OLAY DAHİ YOK”

    -Batıda, toplumsal olaylarda emniyet güçleri açık şekilde şekilde basın mensuplarına zor kullanabiliyor. Basın mensuplarının yaptığı iş, kolluk tarafından gazetecilik olarak görülmüyor. Burada durum nasıl?

    Ülkenin batısındaki toplumsal olaylarda gazeteci sayısının çok olması, oradaki atmosfer çok daha farklı kılıyor. Çünkü batıda bir toplumsal olayda gazetecinin bir şiddete maruz kalması buradaki şiddete göre çok sıradan bir durum aslında. Buralarda bir toplumsal olayın olabilmesi ihtimali zaten çok az. Son yıllarda bu tür eylemler zaten yasaklanıyor. Bir basın açıklaması, bir toplumsal olaya zaten müsaade edilmiyor. Evet bu yönde eylemler olduğunda arkadaşlarımız şiddete de maruz kalabiliyor, ekipmanları da kırılabiliyor ve basit gerekçelerle haklarında dava açılabiliyor. Ama ilginç olan şu; son 6 yılda burada takip edebileceğimiz bir toplumsal olay yok, çünkü yasaklanıyor. Basın açıklamalarının toplumsal eylemlerin tamamı kanunsuz bir şekilde yasaklanıyor.

    “ARACINIZA KEYFİ OLARAK TRAFİK CEZASI DAHİ YAZILABİLİYOR”

    -Yerelde gazetecilik faaliyetlerinin zorlukları var mı?

    Merkezden uzak bir bölgede gazetecilik yapmak evet zordur. Yaşadığınız yer muhtemelen küçük bir yerdir ve haberinizin bütün aktörleri ile gün içerisinde yüz yüze gelme ihtimaliniz çok yüksektir. Polisi, askeri, iş adamı, mafyası, suç grupları, uyuşturucu satıcısı, tefecisi ile yani haber yaptınız konunun bütün öğeleri ile yüz yüzesiniz. Bu durum haliyle psikolojik bir baskı oluşturuyor. Uzun vadede ise otosansüre yol açıyor. Bir noktadan sonra yaşam alanınız daralıyor.

    Bu sıkıntıyı özellikle ben ciddi anlamda yaşıyorum. Yolsuzluk haberini yaptığınız bir kurumun yöneticisi ya da iş adamı ile sokakta karşılaşabiliyorsunuz. Devlet otoritesinin hedefine girdiğiniz zaman zaten her şey çok sıkıntılı ve zor. Sokakta aracınıza keyfi olarak trafik cezası dahi yazılabiliyor. Buna maruz kalan arkadaşlarımız da var. Örneğin ben, gazeteciliğe İstanbul’da başladım ve uzun yıllar oralarda da çalıştım. Merkez medyada ya da taşrada olmak arasındaki farkı çok iyi biliyorum. Küçük bir yerde gazetecilik yapmak çok daha zor diyebiliriz.

    “GENELDE BİR YAFTAYA MARUZ KALIYORUZ”

    -Politik tartışmaların hiç eksilmediği bir ortamdasınız. Burası aynı zamanda kimlik mücadelesinin daima sürdüğü bir coğrafya. Örneğin yerel yönetimlerle ilgili olumsuz bir haber yazmanız durumunda size yansıması nasıl oluyor?

    Eğer bir de politik görüşünüz varsa haliyle bir noktadan sonra taraf gibi görülmeye başlanıyorsunuz. Muhalifseniz iktidar tarafından zaten ‘terörist’ diye yaftalamıyorsunuz. Eğer muhalif değilseniz muhalefet tarafından bu sefer ‘yandaş’ diye yaftalanıyorsunuz. Bu durum hem muhalefetin hem iktidarın kullandığı bir yafta aslında. Bir gazetecinin de siyasi fikirleri olabilir ama genelde bir yaftaya maruz kalıyoruz. Örneğin yereldeki muhalif bir siyasi partinin iktidarı olsa bile eleştirdiğiniz zaman normalde merkez iktidar nasıl tepki gösteriyorsa aynı tepkiyi, hatta bazen daha da şiddetli tepkiye maruz kalıyorsunuz.

    Muhalefet partileri iktidar olduğu zaman şöyle bir gerçekle yüzleşiyoruz; küçük iktidar alanlarında yanlışını eleştirdiğiniz anda o iktidarın bütün özelliklerini bir anda gösterebilip, ceberrutlaşıp, tehdit edebiliyorlar. Hangi siyasi parti olduğu çok da fark etmiyor aslında.

    “REKLAM ALAN HİÇBİR KURULUŞ, GAZETECİLİK YAPAMIYOR”

    -Bölgedeki mesleki örgütlülük bilinci ne durumda? Özellikle kadın gazeteciler ne oranda iş edinebiliyor?

    Bu yönlü bilinç yok ne yazık ki. Bunun birkaç sebebi var. Gazeteciler arasında bir araya gelip örgütlenmek zor oluyor. Resmi reklam alan gazeteler ve alamayanlar söz konusu. Bu ayrım zaten ilk günden bu yana sorunlu. Örgütlenmenin önündeki en büyük engellerden birisi bu. Örneğin Basın İlan Kurumu’ndan reklam alan hiçbir kuruluş, gerçek anlamda gazetecilik yapamıyor. Çünkü Demokles’in kılıcı başlarında sallandırılıyor. Gazetecilik yapamadıkları gibi örgütlenme noktasında da problemler yaşıyorlar. Yayınları, ilanları kesilir kaygısı nedeniyle gerçek anlamda sivil toplum örgütü gibi hareket eden örgütlerin içerisinde yer almaktan çekiniyorlar. Ne yazık ki gazeteciler buralarda güvencesiz çalıştırılıyor, basın sigortası yatırılmadığı için birçok gazeteci, sendika üyesi de olamıyor. Ne yazık ki diğer iş kollarına kıyasla çok daha örgütsüz bir yapı söz konusu.

    Kadın gazetecilerin ise ülkenin her yerinde çalışma koşulları ne yazık ki dezavantajlı. Buralarda kadınların gazetecilik yapması çok daha zor. Cemiyet olarak kadın gazeteci arkadaşlarımıza yönelik mesleki adaptasyon noktasında özel programlarımız mevcut. Ayrıca iş bulma noktasında özel olarak ilgilendiğimiz kadın arkadaşlarımız oluyor. Ama ne yazık ki kadınlar bölgede yine dezavantajlılar.

    “KÜRT DİLİNE KARŞI BİR ALERJİ VAR”

    -Bu bölge hep çatışmalarla anıldı. Bir gazeteci gözüyle, günümüz ortamını nasıl yorumluyorsun? Bir yumuşama hali söz konusu mu?

    1980’li yıllardan bu yana devam eden bir çatışma ortamı var. Evet bazı dönemlerde sokakta bombaların patladığı bir atmosfer vardı. Zaman zaman artan, azalan bir çatışma durumu var. Evet bu aralar ortam sakin. Devlet erkinin kendini çok da geri çektiğini söyleyemeyiz ancak eskisi gibi çatışma hali yok.

    Tabii sistemin asimilasyon politikası hiçbir zaman bitmez. Farklı argümanlarla bu devam ediyor. Mevcut durumu da iyi analiz etmek gerek. Evet şu an dilimiz yasak. Son dönemde Kürtçe şarkı söylenen düğünler dahi basılıyor. Belediyeler tarafından yerlere Kürtçe yazılan uyarılar dahi silindi. Yani Kürt diline karşı bir alerji var.

    Üniversitede Kürdoloji bölümü var ve ben de bu bölümde yüksek lisans yapıyorum ama birçok noktada dilimiz yasak. Bir taraftan devlet televizyonu Kürtçe yayın yapıyor, diğer taraftan küçücük bir Kürtçe kelimeye dahi alerji gösteriliyor. Özetle şunu söyleyebilirim; devletin bu asimilasyon politikası da ne yazık ki laçkalaşmış artık. Evet bu durum bize ne yazık ki kaybettiriyor. Çocuğumu kendi ana dilimde yetiştirmek, okulda o dilde eğitim almasını istiyorum ama bunu ne yazık ki başaramıyoruz. Bu sorunumuz 100 yıldır devam ediyor ve bir yüzyıl daha böyle laçka bir şekilde gidecekmiş gibi görünüyor.

    “RUH SAĞLIĞIMIZ YERİNDE DEĞİL”

    -Bölgede büyük bir yoksulluk, moralsizlik hali mevcut. Bölgedeki gazeteciler olarak, pozitif haberler yapamama durumu sizde nasıl bir duyguya sebep oluyor?

    Bizler açısından zaten herhangi bir olumlu psikolojiden bahsetmek mümkün değil. Ne yazık ki yaşadığımız olaylardan dolayı ruh sağlığımız zaten yerinde değil. Ülkenin koşulları çok kötü. Geçinemeyen insan sayısı çok fazla. Bunlardan dolayı travma yaşayan, intihar eden insanların haberlerini yapmak zorunda kalıyoruz. Bu durumlar bizim psikolojimizi zaten olumsuz etkiliyor. Ülkede çok büyük bir yoksulluk sorunu var. Bu yoksulluk belki bugün çok fazla hissedilmiyor ama gün geçtikçe de kötüye giden bir durum söz konusu. Tabii bu atmosferde her şey güllük gülistanlık gibi bir habercilik de yapılamaz. Bunu yapan meslek işgalcisi arkadaşlarımız elbette ki var ama bu da çok ciddi bir şekilde sırıtıyor. Küçük bir kitle, kaynakların tamamına yakınını sömürüyor, geriye kalan büyük bir kitle ise açlıkla boğuşuyor. Bizim yaptığımız, işte bu uçurumu azaltmaya, israfın, yolsuzluğun önüne geçmeye çalışmak. Küçük ya da büyük iktidarların da bu nedenlerle ne yazık ki hedefi oluyoruz.

    “KELEBEK KOVALAMAK BANA NASİP OLMADI”

    -Tümüyle demokratik bir ortam olsaydı ve ekonomik kriz bu denli yaşamın merkezinde yer almasaydı ne türde bir habercilik yapmak isterdin?

    18 yıllık gazetecilik kariyerim var, ne yazık ki 18 yılın tamamı insan ve hayvan hakkı ihlalleri ile yolsuzluk haberleriyle geçti. İşkence, infaz haberlerimin yanı sıra hayvanlara dair de özel bir hassasiyetim var. Birden fazla alanda akademik eğitim aldım. Sağlık eğitimi de aldım. Örneğin çok iyi sağlık haberciliği yapabilirim. Bunun yanı sıra güvenlik bölümünü okudum, çok iyi bir güvenlik analisti olabilirdim. Bunların yanı sıra ekonomi okudum, iyi bir ekonomi habercisi olabilirdim. Uzun bir süre tiyatro da yaptım. Ancak bu atmosferde ne sanattan ne spordan ne de başka bir alandan ne yazık ki bahsedemiyorsunuz. Akademik eğitim aldığım alanlarda da habercilik yapmak isterdim ama olmuyor. Ben de her şeyin güzel olduğu bir ortamda çiçek, böcek haberciliği yapmak isterdim. Kelebek fotoğrafçılığını da seviyorum ama ne yazık ki kelebek kovalamak bana nasip olmadı. Keşke farklı bir dünyada yaşıyor olabilseydik ve devlet aktörleri ile muhalefetle sürekli bir çatışma ortamında olmasaydım. Keşke sürekli gözaltına alınma ya da sokak ortasında öldürülme riskiyle karşı karşıya kalmasaydım. Ama maalesef güzel olacağına dair bir umudum da yok.

    Eren GÜVEN/BİTLİS

  • Milletvekili Hüseyin Olan, köylülere yapılan işkenceyi Bakan Yerlikaya’ya sordu

    Milletvekili Hüseyin Olan, köylülere yapılan işkenceyi Bakan Yerlikaya’ya sordu

    PİRHA – Milletvekili Hüseyin Olan, Bitlis’te çıkan çatışma sonrası köylülere yapılan işkenceye dair İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya “Sorumlular ile ilgili bir inceleme başlatıldı mı?” sorusunu yöneltti.

    Bitlis’in Tatvan ilçesine bağlı Peyindas köyü kırsalında 10 Ağustos’ta çıkan çatışma ve sonrasında köylülere yapılan işkence Meclis gündemine taşındı.

    Yeşil Sol Parti Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan, yaşananlara ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na soru önergesi sundu.

    KÖYLÜLERE İŞKENCE YAPILDI!

    Milletvekili Olan, çıkan çatışmanın ardından Serkan İpek, Kerem Arvas, Heybet Çelik, Veli Çelik, Mustafa Tedbirli, Necip Tedbirli, Garip İpek ve Hikmet Tedbirli isimli köylülerin gözaltına alındığını belirtti. Olan, avukatların gözaltındaki köylüler ile yaptığı görüşme sonucu işkenceye maruz kaldıklarını belirtirken, Kerem Arvas isimli yurttaşın ise gözaltına alınırken köylülerin önünde gördüğü işkence sonucu iki kaburgasında çatlak meydana geldiği, sırtında morluklar olduğu ve vücudunda kaba dayak izlerinin bulunduğu aktardı.

    “İNCELEME YAPMAYI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?”

    Milletvekili Hüseyin Olan, köydeki ablukanın halen devam ettiğini de belirterek İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “Konuyla ilgili kaç kişi gözaltına alınmıştır? Gözaltına alınma gerekçeleri nedir?

    Gözaltına alınan köylülerin işkence gördüğü iddialarını soruşturdunuz mu? Sorumlular ile ilgili bir inceleme başlatıldı mı? Soruşturmanın sonucu nedir? Soruşturulmadıysa nedeni nedir?

    Gözaltına alınma esnasında işkence sonucu iki kaburgasında çatlak, sırtında morluklar ve vücudunda kaba dayak izleri meydana gelen Kerem Arvas’ın sağlık durumu nasıldır? Konu ile ilgili soruşturma başlatılmış mıdır?

    Çatışma bölgesinde köylülerin temel yaşam kaynaklarına erişimini sağlamak ve normal yaşamlarını sürdürebilmelerini desteklemek için Bakanlığınız gerekli tedbirleri almış mıdır?

    Köylülerin meralarına ve tarlalarına gitmelerinin engellenmesinin gerekçesi nedir? Bu engellemeler sonucu köylülerin yaşadığı mağduriyet ve zararlar Bakanlığınızca telafi edilecek mi? Zararların giderilmesi ile ilgili köylüler bilgilendirildi mi?

    İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü temelinde, Peyindas (Söğütlü) köyündeki duruma ilişkin geniş çaplı bir inceleme yapmayı düşünüyor musunuz? Bu incelemenin sonuçları kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Milletvekili Olan, çatışmaların yaşandığı bölgeye gitti: Ekrem ile Fethullah Arvas’ın akıbetine ulaşılmadı!

    Milletvekili Olan, çatışmaların yaşandığı bölgeye gitti: Ekrem ile Fethullah Arvas’ın akıbetine ulaşılmadı!

    PİRHA – Tatvan’ın Söyütlü (Peyindas) köyü yakınlarında çıkan çatışma sonucu 10 yurttaş gözaltına alındı. Milletvekili Hüseyin Olan, gözaltı sürecinde köylülere işkence yapıldığını belirtirken, 2 kişinin ise akıbetine halen ulaşamadıklarını söyledi.

    Bitlis’in Tatvan ilçesine bağlı Söğütlü (Peyindas) köyü civarında yaşanan çatışmalar nedeniyle 2 köylünün akıbetine ulaşılamıyor.

    10 Ağustos sabahı çıkan çatışmanın ardından köye geniş kapsamlı operasyon düzenleyen askerler, 8 yurttaşı gözaltına aldı. Çatışmaların ardından Kerem Arvas, Mustafa Tedbirli, Necip Tedbirli, Heybet Çelik, Serkan İpek, Garip İpek, Ekrem Arvas, Ahmet Çelik isimli köylüler gözaltına alınıp karakola götürüldü.

    EKREM VE FETHULLAH ARVAS’A ULAŞILAMIYOR!

    Yeşil Sol Parti Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan, çatışmaların sürdüğü köye giderek incelemelerde bulundu. PİRHA’ya konuşan Olan, “Operasyon dün sabah başlamış. Bizler de akşamüstü o bölgeye gittik. Vardığımızda saat akşam 5 civarıydı. ‘7 gibi Operasyon bitecek, sonrasında sizi köye bırakacağız’ denildi ancak uzunca beklememize rağmen ‘Köyün içerisine giremezsiniz, operasyon sürüyor’ denildi. Olaylar yaşanırken 8 kişi gözaltına alınarak karakola götürüldü. İki kişi ise halen kayıp. Nerede oldukları bilinmiyor. Gözaltında olan isimlerle Avukat arkadaşlar görüşebildiler” dedi.

    Kayıp iki kişinin kimliği hakkında bilgi de paylaşan Hüseyin Olan, köylülerden Ekrem Arvas ile Fethullah Arvas’ın henüz akıbetine ulaşılmadığını belirtti.

    ÇATIŞMA BÖLGESİNE İŞ MAKİNALARI YÖNLENDİRİLDİ!

    Hüseyin Olan, yaşanan çatışmalar nedeniyle PKK mensubu 2 kişinin yaşamını yitirdiğini bir kişinin ise yaralı ele geçtiğini de aktardı. Bölgede operasyonların halen sürdüğünü belirten Olan, ağır iş makinelerinin de bölgeye götürüldüğünü, köye giriş çıkışın ise hiçbir şekilde yapılamadığı bilgisini verdi. Olan, “Açıkçası köyde ne olup bittiğine dair bizim de pek bir bilgimiz yok. Köyde ortalama 15 evin olduğu belirtiliyor. Yurttaşlar, köyün içerisinde dolaşabiliyor ancak hayvanlarını sulamaya götüremiyor. Çatışma tam olarak köyün içerisinde değil, üst kısımlarda yaşanıyor” diye konuştu.

    KÖYLÜLERE İŞKENCE YAPILDI!

    Hüseyin Olan, operasyonlar sonrasında gözaltına alınan Kerem Arvas’ın darp edildiğini de belirterek “Avukatlar, Kerem Arvas ile görüştü. Darp izleri olduğu bilgisi aktarıldı. Avukatlarla birlikte karakola gittik. Israrlar sonucunda Kerem Arvas, tekrar hastaneye götürüldü. Şu anda hastanede MR, röntgenler çekiliyor. Vücutta şişkinlik, morartı mevcut. Gözde, kafada darp izleri olduğu söylendi. Kişinin darbeler nedeniyle travma yaşadığı da belirtiliyor” bilgisini paylaştı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Gazeteci Sinan Aygül, AKP’li belediye başkanının korumalarının saldırısına uğradı

    Gazeteci Sinan Aygül, AKP’li belediye başkanının korumalarının saldırısına uğradı

     PİRHA- Gazeteci Sinan Aygül, AKP Tatvan Belediye Başkanı’nın korumalarının saldırısına uğradı. Yaralanan Aygül, hastaneye kaldırıldı. Aygül, bir süredir belediyenin yolsuzluklarını ve arazi satışlarını yazıyordu.

    Bir süredir belediyenin yolsuzluklarını ve arazi satışlarını yazan Gazeteci Sinan Aygül, AKP’li Tatvan Belediyesi Başkanı Emin Geylani’nin korumalarının saldırısına uğradı. Kafası ve vücudunun birçok yerinden darp edilen Aygül, hastaneye kaldırıldı.

    “BİR DAHA BAŞKAN HAKKINDA YAZARSAN GEBERİRSİN” TEHDİDİ

    Aygül, sosyal medya hesabında, şu mesajı paylaştı:

    “Biraz önce Tatvan’da Belediye Başkanı Mehmet Emin Geylani’nin silahlı korumalarının saldırısına uğradım. Belediyeye ait araçtan inerek saldıran şahıslar arkamdan kafama vurduktan sonra küfrederek ‘bir daha başkan hakkında yazarsan geberirsin’ diye tehdit ettiler. Tatvan Devlet Hastanesi’ne götürülüyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tatvan’da askeri helikopter düştü: 10 asker yaşamını yitirdi

    Tatvan’da askeri helikopter düştü: 10 asker yaşamını yitirdi

    PİRHA-Bitlis’in Tatvan ilçesinde düşen helikopterde 10 asker yaşamını yitirdi, 3 asker yaralandı.

    Bitlis’in Tatvan ilçesinde bulunan Açık Cezaevi civarında askeri bir helikopter düştü. Olay yerine çok sayıda AFAD ve sağlık ekibi sevk edildi.

    MSB: KAZA KIRIMINA UĞRADI

    Olaya ilişkin açıklama yapan Milli Savunma Bakanlığı, 10 askerin yaşamını yitirdiğini ve 3 askerin yaralandığını açıkladı.

    MSB’den yapılan açıklama şöyle: “Bingöl’den Tatvan’a gitmek üzere bugün saat 13.55’te kalkış yapan Kara Kuvvetleri Komutanlığı’mıza ait Cougar tipi bir helikopter ile saat 14.25’te irtibat kesilmiştir. Bölgede İHA, CN-235 uçağı ve bir helikopter ile arama çalışmalarına derhal başlanmıştır. Arama çalışmaları sonucunda helikopterin kaza kırıma uğradığı tespit edilmiştir.

    Söz konusu elim kaza neticesinde; helikopterde bulunan kahraman silah arkadaşlarımızdan 9’unun şehit olduğu, 4 kahraman silah arkadaşımızın ise yaralandığı belirlenmiştir. Yaralı personelimizin hastaneye sevk edilmelerine yönelik çalışmalar devam etmektedir. Bizleri derin bir acı ve üzüntüye boğan bu elim olayda şehit olan kahraman silah arkadaşlarımıza Allah’tan rahmet, değerli ailelerine, yakınlarına, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Asil milletimize başsağlığı ve sabır, yaralı personelimize acil şifalar diliyoruz.”

    Daha sonra yapılan açıklamada ise “Tatvan’da meydana gelen helikopter kazasında yaralanan 4 kahraman silah arkadaşımızdan biri daha hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit olmuştur. Şehit sayımız 10’a yükselmiştir. Kahraman şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)