Etiket: tayip temel

  • Yeşil Sol Parti’nin Bursa mitingi: Biz gerçek Türkiye’yiz-VİDEO

    Yeşil Sol Parti’nin Bursa mitingi: Biz gerçek Türkiye’yiz-VİDEO

    PİRHA-Bursa mitinginde konuşan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Yeşil Sol Parti, yeni Türkiye’nin tek adresi olacak. Biz tek değiliz, o kadar çoğuz ki Kürt’üz, Laz’ız, Ermeni’yiz, Alevi’yiz, kadınız, genciz. Biz gerçek Türkiye’yiz. Yalan olan, gidecek olan sizsiniz” ifadelerini kullandı.

    Yeşil Sol Parti binlerce kişinin katılımıyla Bursa Merinos Park’ta miting gerçekleştirdi. Mitinge Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, İstanbul milletvekili adayı Cengiz Çiçek, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel ile Başak Demirtaş da katıldı.

    “HARAMİ SALTANATINI YIKACAĞIZ”

    Mitingde ilk olarak konuşan milletvekili adayı Necdet İpekyüz, kitleyi Kürtçe ve Türkçe selamladı. Barış ve demokrasi için bir mutluluk hikayesini ilmek ilmek örmek için yola çıktıklarının mesajın veren İpekyüz, “Buradayız ve birlikte değiştireceğiz. Bir hayalimiz var, emeğin kutsandığı, hiç kimsenin kendisini öteki görmediği, kadınların katledilmediği, çocukların taciz, istismar edilmediği, yoksulluğun, açlığın kol gezmediği, umudun, hayalin coşkusunu yaşamak için burada karşınızdayız. Ve bu yolculuğumuzun tuzu, biberi, tadı sizsiniz” dedi.

    14 Mayıs’ta, “harami saltanatını” göndereceklerini vurgulayan İpekyüz, “Gece gündüz bizi televizyonlarda konuşanlar, ‘siz kimsiniz’ diyenler baksınlar, buradayız.21 yıldır iktidardalar. Yaşadıklarımızın hepsi bitti. Hepimiz 14 Mayıs’ta hesap soracağız. Yıllardır bu harami saltanatını sürdürüyorlar. ‘Gidin’ diyenlere biz buradayız, em li virin diyoruz. Tutsak edilen bütün yoldaşlarımızı 15 Mayıs’ta özgür kılacağız. Tek tek bunları göndereceğiz. 14 Mayıs’ta oyumuz Yeşil Sol’a. Bize tecridi reva görenlere, tecridi kaldırıp özgürlüğü getireceğiz. Kazanacağız, mutlaka kazanacağız. Bu ‘beyaz toros’ ittifakına son vereceğiz” ifadelerini kullandı.

    “BU İKTİDARI KADINLAR GÖNDERECEK”

    Ardından konuşan milletvekili adayı Ceylan Erol Erdoğan, “Beklentimiz yüksek çünkü biz kadınlar cinsiyet eşitliği için çok mücadele verdik” diyerek, sözlerine başladı. Kadınların kazanımlarıyla yok edilmek istenen haklarını tek tek geri getireceklerinin altını çizen Erdoğan, “Biz kadınlar büyük emeklerle ilmek ilmek ördüğümüz ve bir gecede elimizden alınan İstanbul Sözleşmesi’ni geri getireceğiz. Eşit işe eşit ücret diyeceğiz. Yine biz kadınlar, kadın katliamlarının önünü açan bu zihniyete büyük kaybettireceğiz. Sebahat Tuncel, Gültan Kışanak, Şule Çet, Deniz Poyraz, Hande Kader, Taybet ana için kazanmak zorundayız. Biz kadınlar türbanımızla, mini eteğimizle, ojeli tırnaklarımızla, nasırlı parmaklarımızla iktidara yürüyoruz” dedi.

    “BİZLER BURSA’DA YEŞİL’İZ”

    Ardından konuşan İstanbul milletvekilli adayı Cengiz Çiçek, “Selam olsun ‘jin jiyan azadî’ diyerek yüz yılımızı kadın yüz yılı yapan kadın yoldaşlara. Ve selam olsun günümüz nemrutlarına karşı direnen Kürt halkına” sözleriyle binleri selamladı. Bayraklarını sallayan kitleye seslenen Çiçek,“14 Mayıs’a kadar bayraklarımız inmeyecek” dedi. Demokratik dönüşüm, hakları ve özgürlükleri için yıllardır mücadele yürüttüklerini dile getiren Cengiz, “Onlar kim biliyor musunuz, domuz bağı katliamıyla insanları katleden 71 yaşındaki Hizbullahçıyı cezaevinden ‘sağlık gerekçesiyle’ salıverenler. Bizler kimiz biliyor musunuz,84 yaşında ağır hasta mahpus olan, hastalıklarına rağmen cezaevinde tutulan 84yaşındaki Mehmet Emin Özkan’ız. Onlar 5’li çete, bizler ise Hasankeyf’te sular altında kalan tarih, Bursa’da Yeşil’iz. Onlar spora, futbola ırkçılığı, milliyetçiliği bulaştıranlar. Bizler ise spor barıştır, kardeşliktir diyen Amedspor’uz. Onlar 14 Mayıs’ta fişi çekilecek ampul, bizler ise kökleri binyıllar öncesine dayanan ağacız, geleceği kuranlarız, bu ülkeyi özgürleştirecek olanlarız. Hepinize selam olsun, bu mücadele kutlu olsun” sözleriyle seslendi.

    “SOYGUN DÜZENİ SANDIĞA GÖMECEĞİZ”

    Çiçek, devamında “Bu ülkede kim tek dil, tek bayrak, tek din diyorsa, o teki kaldırın altından çok fazla pislik çıkar. Bu tekçi anlayışa karşı ikinci yüzyılda demokratik cumhuriyeti kuracağız. Çünkü zaman doğru zaman. Şimdiden Bursa’daki seçim sonuçlarını buradaki atmosfer gösteriyor. Onlar patates soğana yenilecek. Kürt sorununun demokratik çözümü için, kadın özgürlüğü için, yeşilin, doğanın hakkı için, emekçinin, işçinin hakkı için, özgür geleceğimiz için, ne diyoruz” diye sordu. Kitle ise soruya hep bir ağızdan “Disa em” cevabını verdi.

    Daha sonra Başak Demirtaş kitleyi selamladı.HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Edirne’den selamlarını getirdiğini belirtti.

    Cezaevlerindeki tüm tutsakların özgürlüğü için 14 Mayıs’ta herkesi Yeşil Sol Parti’ye oy vermeye çağıran Başak, Selahattin’in gönderdiği sesli mesajı dinletti. Selahattin’in mesajında, “Amacımız barış içinde yaşamaktır. Şimdi buna daha yakınız. İşte bunun için anahtar sizin elinizde. O anahtarla sandığa gidin oyunuzu kullanın. Seçim akşamı Anadolu Ajansı olmak üzere her yerde yalan haber yapabilirler. Daha önce yaptılar. Türkiye artık değişime karar vermiş durumda. Emin olun kazanacağız. Bir oy Yeşil Sol Parti’ye, bir oy Kemal Kılıçdaroğlu’na. Ben direnme gücümü sizden alıyorum. Ben buradayım ama kalbim orada, sizlerle. Sizlere güveniyorum, özgür günlerde görüşmek dileğiyle. Hepinizle hasretle kucaklıyorum” ifadeleri yer aldı. Başak, “Tez zamanda Selahattin ve tüm arkadaşlarımız özgürlüğüne kavuşacak. Serkeftin ya me ye. An serkeftin an serkeftin” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.

    “GİDEN BİRİ VARSA DEVLET BAHÇELİ’DİR” 

    Mitingde son olarak konuşan Çiğdem Kılıçgün Uçar ise şunları söyledi:

    “Sadece saldırıyorlar, onlara kaybedenler korosu demek istiyorum. Bu sandıktan Yeşil Sol Parti ve özgürlük çıkacak. Seçimin kazananı kendileri olmazsa bu devletin elden gidebileceğini, sadece kendilerinin iktidar olabileceğini iddia ediyorlar. Giden biri var, o da Devlet Bahçeli’nin kendisi. Kaybedecekleri kesin. İş cinayetlerine kader dedikleri için gidecekler. Bunlar gidecek, biz geleceğiz. AYM’nin kararı var, Galatasaray Meydanı’nda yıllardır kayıplarını arayan Cumartesi Anneleri oturabilir diyor. Ama bu iktidar onları meydana sokmadığı gibi utanmadan gözaltına alıyor. AKP’nin iktidarlığı boyunca 7686 kadın katledildi. O yüzden gideceksiniz siz. AKP-MHP iktidarı kaybedecek.

    Bu iktidar kadın düşmanı tarikatlara, 5’li çeteye, yabancı şirketlere söz verdi. Bu sözü tutmak için iktidarda kalmak istiyor. Özgürlük mücadelesini bugüne taşıyan kadınlara, herkese, ülkeyi terk etmek zorunda kalanlara, katledilen kadın arkadaşlarımıza, İpek Er’e, Gülistan Doku’ya, Nagihan Akarsel’e verdiğimiz sözümüz var. Cezaevlerindeki arkadaşlara, Cumartesi Anneleri’ne, Barış Anneleri’ne verdiğimiz söz var. Bu sözleri tutmak için Yeşil Sol Parti ile gümbür gümbür geliyoruz. Yeşil Sol Parti, yeni Türkiye’nin tek adresi olacak. Biz tek değiliz, o kadar çoğuz ki Kürt’üz, Laz’ız, Ermeni’yiz, Alevi’yiz, kadınız, genciz. Biz gerçek Türkiye’yiz. Yalan olan, gidecek olan sizsiniz.

    Çiğdem’in konuşması sonrası Bursa vekil adayları sahneye çıkarak binleri selamladı. Ardından Grup Vardiya sahne aldı. Çiğdem ve vekil adayları ile birlikte kitle uzun süre coşkulu müzikler eşliğinde halaya durdu. Sık sık zılgıt ve alkışlar eşliğinde “Jin jiyan azadî” sloganı atan binler, tüm renkleriyle 14 Mayıs’ta Yeşil Sol Parti ile iktidarı göndereceklerinin mesajını verdi. Coşkulu halayların ardından miting son buldu.

    PİRHA / BURSA

  • ‘Türkiye’nin en büyük sorunu milliyetçiliğe saplanıp kaldı’-VİDEO

    ‘Türkiye’nin en büyük sorunu milliyetçiliğe saplanıp kaldı’-VİDEO

    PİRHA- HDP’nin düzenlediği Demokratik Cumhuriyet Konferansı, “Nasıl bir gelecek, nasıl bir cumhuriyet” başlıklı oturum yapıldı. “Kadınlar ne istiyor?”, “Emekçiler ne istiyor?”, “Aleviler ne istiyor?”, “Kürtler ne istiyor?” başlıklarında sunumlar yapıldı. 

    Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) İstanbul Cem Karaca Kültür Merkezi’nde düzenlediği Demokratik Cumhuriyet Konferansı devam ediyor. Konferans, ikinci gününde “Nasıl bir gelecek, nasıl bir cumhuriyet?” başlıklı üçüncü oturumla devam ediyor.

    Onur Hamzaoğlu’nun moderatörlüğünü üstlendiği oturumda, Yüksel Genç “Kadınlar ne istiyor?”, Aslı Odman “Emekçiler ne istiyor”, Mustafa Aslan “Aleviler ne istiyor?”, Tayip Temel “Kürtler ne istiyor?” başlıklarında sunum yapıyor.

    GENÇ: ERKEKLİK İTTİFAKINDAN VAZGEÇMEK GEREKİR

    Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç, “Kadınlar ne istiyor?” başlıklı sunumunda “Demokratik cumhuriyet için toplumsal cinsiyetçilik rejimi ile yüzleşmek şart” dedi.

    Genç şunlar ifade etti:

    “Türkiye’deki resmi ideoloji hem milliyetçi hem muhafazakar hem de militarizm çerçevesinde inşa edildi. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri toplumsal cinsiyet rejimini hiç konuşmadı. Rejim açısından toplumsal cinsiyet rejim militarizmin güçlendirilmesinde ana motor olarak günümüze kadar geldi. Devletten doğru kurulmuş toplumsal modeli sorgulamak lazım. Milliyetçi, muhafazakar, militarist, dinci yoldan tersi istikamette gitmeliyiz. Kadın özgürlükçü yerden sistemin dayanaklarını kurmalıyız. Demokratik cumhuriyet ve kadın ilişkisini nasıl oluşturacağız?
    Kadının kendi özgünlükleri ile beraber toplumsal tabaka içinde dönüştürücü güç olduğunu sağlamak gerek. Demokratik cumhuriyet için toplumsal cinsiyetçilik rejimi ile yüzleşmek şart.
    Türkiye Cumhuriyeti çok güçlü bir patriarkal rejim inşa etmiş durumda. Kadın özgürlükçü bir toplumun kendine yer bulabildiği bir rejimin demokratik cumhuriyetin ideal yapısı olduğunu belirtmek gerek. Kadın mücadeleleri her bölgede kendine has özellikler taşıyor. İnsan eliyle inşa edilenler yine insan eliyle yıkılabilir, değiştirilebilir.
    Cumhuriyet demokratikleşecekse erkeklik ittifakından vazgeçmek gerekiyor. Kadına dönük işlenen suçlar karşısında her türlü meşrulaştırıcı söylem ve edimlerin sonlanması gerekiyor. Kadının aile içerisinde tariflendiği bir yerden çıkarak işe başlamalıyız. Toplumsal cinsiyet rejiminin yıkıldığı bir dünya meselesini hep birlikte düşünmeliyiz.”

    ODMAN: UZUN ÇALIŞMAYA BAĞLI KALP KRİZİ, BEYİN KANAMASI GEÇİRİP ÖLEN İŞÇİLER VAR

    Akademisyen Aslı Odman, “Emekçiler ne istiyor?” başlığında bir konuşma yaptı. Odman, “Buz dağının ucunu gösterebiliyoruz. Günde beş işçi ölüyorsa onun en az beş misli çalışırken meslek hastalıklardan ölüyor. Uzun çalışmaya bağlı kalp krizi, beyin kanaması geçirip ölenler var. Çalıştığı ortamdaki tozdan, kimyasallardan hastalanıp ölenler var. Kimse bunları dile getirmiyor. Acı da kardeşliğimiz en büyük gücümüzdür. Ciddi bir gıda krizinin içindeyiz. İşçi hanelerinin gıdaya erişememesi, köylü hanelerinin ürünlerini çöpe atmasına dikkat çekilmeli” dedi.

    ASLAN: ALEVİLERİN SORUNLARINI HERKESİN SAHİPLENMESİ GEREKİR

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Aleviler ne istiyor?” başlıklı konuşmasında, “Bu ülkede Aleviler ne istediğini örgütlü yapılarıyla beraber her fırsatta dile getiriyor. Aleviler, cumhuriyetin ilk yüzyılında sürekli yok sayılan, inkar edilen, asimile edilen, katledilen bir süreç yaşadı” dedi.

    Sistemin Alevilerin örgütlü mücadelesine kulak tıkadığını belirten Aslan şöyle devam etti:

    “Aleviler hep bir güvenlik problemi olarak görüldü. Alevilerin bu ülkede yaşamsal anlamda bir güvenlik sorunu vardı. Aleviler her zaman “Bizi tarif etmekten, tanımlamaktan vazgeçin. Bizi biz olduğumuz gibi kabul edin” dedi. Devlet, Alevilere hep bir elbise biçti. Devletin Alevilik ile ilgili bir sorunu var. Sayısal olarak azalmış olabilir ama inanç bu topraklarda filizlenmeye devam ediyor. Torba yasa ve cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Aleviliği yok edemeyen sistem devletin içine alarak yok etmeye çalışıyor. Aleviler sınıf siyasetinin, Kürt özgürlük hareketinin bir öznesidir. Demokratik bir cumhuriyette birlikte yaşamı savunuyorsak bunu konuşmak gerek. Herkes sadece kendisini öne çıkarırsa mücadelenin bir ayağı sakat kalacak. Alevilerin taleplerine yeterince ses çıkarılmadı. Ya da Aleviler kendisini yeterince anlatamadı. Kürt’ün acısını içselleştiremedik. Alevinin inançsal olarak yaşadığı acıyı paylaşamadık. Sistemin tekçi anlayışına karşı biz ne yaptık? Birbirimizin elinden ne kadar tuttuk? Söz konusu inanç olunca bu ülkede demokrasiden bahseden bizler bu topraklarda yaşayan onlarca inanca karşı yeterince söz kurmadığımızı düşünüyorum. Aynı acıları bir kez daha yaşamamak adına geçmişte eksik bıraktığımız noktaları görerek, birbirimize güç katarak yol almalıyız. Demokratik cumhuriyetin oluşması için Alevilerin sorununu herkesin sahiplenmesi gerekiyor.

    TEMEL: TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK SORUNU MİLLİYETÇİLİĞE SAPLANIP KALMIŞ!

    Gazeteci-Siyasetçi Tayip Temel ise “Kürtler ne istiyor?” başlıklı sunumunda “Kürtler mücadele ederken bir el açma, isteme, dileme halinde değiller. İnkar edilen, yok sayılan ve bunun bir toplum düşüncesine yönelmesine rağmen ısrarla kendi varlıklarını ispatlama mücadelesi yürüttüler. Kürtler bu mücadeleyi verirken ‘Toplumsal demokratik inşa sürecini sonraya bırakalım’ demediler” diye konuştu.

    Temel, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Yaygınca kışkırtılmış, milliyetçiliğe dayanan “Türkiye’yi demokratikleştirmek Kürtlerin işi mi?” gibi taraftar bulmaya çalışan bir anlayış var. Ortadoğu’nun neredeyse en büyük sorunu körü körüne milliyetçiliğe saplanıp kalmış. Türkiye demokratikleşmeden Kürt sorunu çözülemez. Kürt sorununa çözüm bulunmazsa da demokratik bir cumhuriyet oluşamaz. İlk kez Kürt halkının talepleri ile Türkiye toplumunun talepleri birleşmiştir. Mücadele etmezsek kimse ne Kürt’e ne Türk’e demokrasiyi altın tepside sunar.
    “Kürt’ü inkâr, Kürt’ü imha” anlayışı değişmiyor. Bütün çözüm denemeleri tasfiye aracına dönüşmüştür. Klasik iktidar ve rejimler yenilmiştir.
    Bu sefer kazanabiliriz. Toplum devrime ve değişime hazır. Kürt varlığının tanınması gerekiyor. İnkârın son bulması için varlığın kabul edilmesi gerekiyor. Ana dilin tanınması gerekiyor. Tutuklulukların son bulması gerek. Savaş siyaseti sona ermeli. Diyalog sağlanmalı. Siyaset yapabilmenin olanakları sağlanmalı. Kürtler mücadeleye, inşaya, zafere çağırıyor.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • HDP’nin Dersimliler ile buluşmasının 3’üncüsü İstanbul’da gerçekleşti

    HDP’nin Dersimliler ile buluşmasının 3’üncüsü İstanbul’da gerçekleşti

    PİRHA-Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkezi Örgütlenme Komisyonu öncülüğünde HDP İstanbul İl Örgütü’nde bir araya gelen Dersimliler, Dersim’in güncel sorunları ve çözüm önerilerini konuştu.

    Dersimliler, Halkların Demokratik Partisi (HDP) öncülüğünde HDP İstanbul İl Örgütü binasında bir araya geldi. Buluşmada Dersim halkının metropollerde ve Dersim topraklarında yaşadıkları sorunları dile getirildi.

    Buluşmaya HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, DAD yöneticileri, HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Alevi Masası Eş Sözcüsü Nesimi Aday, HDP PM üyeleri ve çok sayıda Dersimli yurttaş katıldı.

    Salona Alişer Koçgiri-Zarife Hatun, Seyit Rıza, Nuri Dersim’inin resimlerinin olduğu pankart asıldı. 1938’te hedeflenen soykırım politikalarının devamı olarak Dersim’in doğası, dili ve kimliği ve inancının hedeflendiğinin belirtildiği buluşmada bu politikalara karşı çözüm önerileri konuşuldu.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • HDP, Göktepe’yi andı: Bu ülke gazetecileri de tetikçileri de asla unutmayacak

    HDP, Göktepe’yi andı: Bu ülke gazetecileri de tetikçileri de asla unutmayacak

    PİRHA- Halkların Demokratik Partisi (HDP), haber takibi sırasında polisler tarafından gözaltına alınıp, ardından katledilen Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe’yi katledilişinin 26’ncı yılında andı.

    Halkların Demokratik Partisi, haber takibi sırasında İstanbul Ümraniye’de polisler tarafından gözaltına alınarak katledilen Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe’yi katledilişinin 26’ncı yılında andı.

    “HAKİKATTE ISRAR EDEN ÖZGÜR BASIN EMEKÇİLERİNİ SELAMLIYORUZ”

    Basın Yayın ve Propaganda Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, konuya ilişkin yazılı açıklama yaparak şu ifadelere yer verdi:

    “Metin ve bu topraklarda katledilen yüzlerce gazeteci şahsında aslında hakikat, özgür basın ilkeleri ve gazetecilik katledilmek istendi. Hakikate düşmanlık besleyerek ve yalanlara dayalı bir dünya kurarak varlığını sürdürmeye çalışan bütün iktidarlar, her zaman ve ilk olarak gerçek gazetecileri hedef aldı. Maalesef Metin’in katledilmesi ne ilkti ne de son oldu.

    Türkiye’de gazeteciler dün de susturulmaya ve iktidar politikalarının aparatı haline getirilmeye çalışıyordu bugün de. Ancak özgür basına ve gazetecilik ilkelerine bağlı olan gazetecilere yönelik saldırılar konusunda AKP, kendisinden önceki bütün yönetimlere rahmet okutuyor! Türkiye basına yönelik saldırılarda tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşıyor. Bir taraftan mesleğinin hakkını vermeye çalışan gazeteciler katlediliyor, tutuklanıyor, tehditler ve davalarla yıldırılmaya çalışılıyor; diğer taraftan ortalığa gazeteci kılığında tetikçiler salınıyor. Tek gayeleri iktidarın yolsuzluklarını ve suçlarını temize çıkarmak, meşrulaştırmak olan yandaş gazeteciler, adeta bir SADAT birimi gibi muhalefete saldırıyor.

    Bütün bu saldırılara rağmen Türkiye’deki özgür basın geleneği ve bu geleneğin mirasçısı olan gazeteciler, Metin gibi, Apê Musa gibi gerçekleri halka ulaştırmaktan geri durmuyor, bunun için her türlü bedeli göze alarak kalemlerini özgürlük ve insanlık için kullanmaya devam ediyor.

    Metin Göktepe, Gurbetelli Ersöz, Hrant Dink ve Apê Musa başta olmak üzere gerçekleri halka ulaştırmak için yaşamını feda eden özgür basın şehitlerini bir kez daha anıyor, onların bıraktığı mirası devralarak gazetecilikte ve hakikatte ısrar eden bütün özgür basın emekçilerini selamlıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Temel, yargılanan gazetecileri Meclis gündemine taşıdı

    HDP’li Temel, yargılanan gazetecileri Meclis gündemine taşıdı

    PİRHA- Van’da helikopter işkencesinde yaşamını yitiren Servet Turgut’u ve olayda ağır yaralanan Osman Şiban’ın yaşadığı hakikatleri kamuoyuna duyuran gazeteciler hakkında hazırlanan iddianameyi meclis gündemine taşıyan HDP Van Milletvekili Tayip Temel, “Bir haber ajansının spor ve magazinsel olayları haber yapmaması Anayasa’nın hangi maddesine göre suçtur?” diye sordu.

    Helikopter işkencesinde yaşamını yitiren Servet Turgut’u ve olayda ağır yaralanan Osman Şiban’ın yaşadığı hakikatleri kamuoyuna duyuran Mezopotamya Ajansı muhabirleri Adnan Bilen ve Cemil Uğur, Jinnews muhabiri Şehriban Abi, gazeteci Nazan Sala ve tutuksuz yargılanan MA muhabiri Zeynep Durgut hakkında başlatılan soruşturma tamamlandı.

    2 Nisan tarihinde görülecek duruşma öncesi konuyu Meclis gündemine taşıyan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Van Milletvekili Tayip Temel, savcılıkça hazırlanan ve mahkemece kabul edilen 14 sayfalık iddianamede “akıl tutulması” olarak adlandırılabilecek suçlamaların yer aldığına dikkat çekerek, Adalet Bakanlığının yanıtlaması için soru önergesi verdi.

    İddianameye konu edilen suçlamalar gazetecilerin haber yapmak için yürüttükleri çalışmalar olduğunu vurgulayan Temel, “Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF)’nin Türkiye’yi “dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi olarak” tanımlaması söz konusu iddianamenin amacıyla bire bir örtüşmektedir” dedi.

    “BİR GAZETECİNİN İKTİDARI ELEŞTİREN PAYLAŞIMLARDA BULUNMASI SUÇ MUDUR?”

    Temel, Adalet Bakanlığının yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:

    “1- İddianamede yer alan “(…) devletin ve kurumlarının aleyhine haberler yapıldığı, normal şekilde spor, magazinsel veya doğa olayları vs. basın komitesinin perspektifi doğrultusunda olmadığından haberleştirilmediğinin tespit edildiği” ifadeleri bir gazeteciye hapis cezası verilmesi için ne gibi bir gerekçe oluşturabilmektedir?

    2- Bir haber ajansının spor ve magazinsel olayları haber yapmaması Anayasa’nın hangi maddesine göre suçtur?

    3- İddianamede yer alan “Şüpheli Şehriban Abi hakkında uygulanan iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması neticesinde düzenlenen tape değerlendirme tutanağına göre; şahsın yapılan takibinde kendisini Jin News Haber Ajansı muhabiri olarak tanıttığının tespit edildiği” ve Adnan Bilen’in Mezopotamya Ajansı’nda çalıştığını belirtmesi suç kapmasına alınmıştır. Bu ifadelere göre Jin News Haber Ajansı ve Mezopotamya Ajansı kriminalize edilmektedir. Her iki haber ajansının kriminalize edilmesinin önüne geçilmesi için Bakanlığınızca ne gibi tedbirler alınacaktır?

    4- Gazeteci Cemil Uğur’un hasta tutuklu Ergin Aktaş’ın yakınıyla yaptığı görüşme “…hasta tutukluların serbest bırakılmasını istediği” şeklinde yorumlanmasının ve suç kapsamına alınmasının yasal dayanağı nedir?

    5- İddianamede gazeteci Nazan Sala’nın, IŞİD ile yaşanan çatışmaları ve AKP’yi eleştiren sosyal medya paylaşımları suç kapsamına alınmıştır. Bir gazetecinin iktidarı eleştiren paylaşımlarda bulunması suç mudur?

    6- Türkiye’nin “Dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi” şeklinde dünya kamuoyunca tariflenmesinin önüne geçilmesi için herhangi bir planlamanız mevcut mudur?”

    (HABER MERKEZİ)

  • Temel’den Meclise Araştırma Önergesi: Basın, nefessiz bırakılmak isteniyor

    Temel’den Meclise Araştırma Önergesi: Basın, nefessiz bırakılmak isteniyor

    PİRHA-Van Milletvekili Tayip Temel, basın çalışanlarının yaşadıkları baskıya dikkat çekerek Meclis Araştırma Önergesi verdi. “İktidarın basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskısı günden güne artmaktadır” diyen Temel, basın özgürlüğü üzerindeki baskılar nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğini aktardı.

    HDP Van Milletvekili Tayyip Temel, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunduğu araştırma önergesinde, iktidarın basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskısının günden güne arttığını vurguladı.

    Tayip Temel, haber alma hakkının ihlal edilmesine sebep olan sorunların tespit edilmesi gerektiğini belirterek “Anayasa’nın 98. TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz” dedi.

    “BASIN HÜRDÜR, SANSÜR EDİLEMEZ”

    HDP’li Temel,Basın özgürlüğü, haber ve düşünceleri, çoğaltıcı araçlarla, serbestçe açıklayabilmek özgürlüğüdür” diyerek araştırma önergesinin gerekçeleri konusunda şunları kaleme aldı:

    “Basın özgürlüğü sadece gazetecinin kendini ifade edebilme özgürlüğü değil, aynı zamanda toplumun da haber alma özgürlüğüdür. Ancak Türkiye’de basın ve özgürlük kavramlarını yan yana kullanmak mümkün görünmemektedir. Türkiye’de 1961 yılından bu yana 10 Ocak’ta kutlanan Çalışan Gazeteciler Günü’ne 92 gazeteci cezaevinde girecektir.

    Türkiye, taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatları, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmelerinin yanı sıra, Anayasa’daki 26. Madde ile düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini; 28. Madde’de geçen ‘Basın hürdür, sansür edilemez’ ifadesi ile de basın özgürlüğünü koruduğunu beyan etmiştir. Ancak Türkiye’de ifadenin suç sayılmasının ve sansürün tarihi, çok eskilere dayansa da AKP iktidarı, tüm muhalif basın üzerindeki baskısını çeşitli yöntemlerle arttırmaktadır. OHAL döneminde çıkarılan KHK’ler ile basın, adeta nefessiz bırakılmak istenmiştir. Özgür Gündem, Azadiya Welat gazeteleri ve Dicle Haber Ajansı (DİHA) ile Jin Haber Ajansı’nın (JINHA) yanı sıra 179 medya kuruluşu KHK’ler ile kapatılmıştır.

    Bugün ise mevcut iktidar basın üzerindeki baskısını gözaltı ve hapis cezaları ile sürdürmektedir. 07.12.2020 tarihinde, KHK ile kapatılan İMC TV’nin program koordinatörlüğünü yapan Gazeteci Ayşegül Doğan’ın gazetecilik faaliyetlerinin suç sayıldığı davada Ayşegül Doğan’a 6 yıl 3 ay hapis cezası vermiştir. Kürt sorunundaki çözümsüzlükle beraber yaşanan hak ihlalleri ile ilgili haber yapan bütün gazete ve gazeteciler, özellikle Kürt basını emekçileri ciddi bir baskıyla karşı karşıyadır. Helikopter işkencesinde yaşamını yitiren Servet Turgut’u ve olayda ağır yaralanan Osman Şiban’ın yaşadığı hakikatleri kamuoyuna duyuran Mezopotamya Ajansı muhabirleri Adnan Bilen ve Cemil Uğur, Jinnews muhabiri Şehriban Abi ve gazeteci Nazan Sala 09.10.2020 tarihinde tutuklanmışlardır.

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), 2020 Yılı Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu’na göre 79 gazeteci gözaltına alınmış, 24 gazeteci tutuklanmış, 19 gazeteci saldırıya uğramış, 17 gazeteciye kötü muamelede bulunulmuş ve ajanlık dayatılmış, 12 gazetecinin haber takibi engellenmiş, 54 gazetecinin hakkında soruşturma açılmış, 53 gazeteci hakkında dava açılmış, 43 gazeteciye 150 yıl 15 gün hapis, 56.310 TL para cezası verilmiştir. Rapora göre 539 gazetecinin toplamda 231 dosya ile yargılaması devam etmektedir. Ayrıca ilan cezası verilen gazete sayısı 8’dir. İnternet erişim engeli konmuş 1960 haber ve 145 internet sitesi bulunmaktadır. Rapora göre işine son verilen gazeteci sayısı ise 6’dır.

    Öte yandan yayın hayatına 30 Kasım’da başlayan ve HDP grup toplantısını yayımladığı için baskı gördüğü öne sürülen Olay TV 25.12.2020 tarihinde kapanmıştır. İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un kanalın sahibi Cavit Çağlar’a bir isim listesi gönderdiği ve yeniden yapılanma talep ettiği iddiası Olay TV’nin kapatılma nedenini güçlendirmektedir. Tablo böyle iken Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) 2020 yılı Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye’nin 180 ülkenin yer aldığı basın özgürlüğü listesinde 154’üncü sırada yer almasına şaşırmamak gerekmektedir.

    Gazetecilerin maruz kaldığı baskılar sonucu ortaya çıkan sorunların tespit edilmesi ve Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün sağlanması amacıyla bir araştırma komisyonunun kurulması elzemdir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li Temel’den Kürtçe için araştırma önergesi

    HDP’li Temel’den Kürtçe için araştırma önergesi

    PİRHA – HDP Van Milletvekili Tayip Temel, Anadilinde eğitimin önündeki engellerin araştırılması ve ortaya çıkarılması, Kürtçe üzerindeki baskıların son bulması için gerekli tedbirlerin alınması amacıyla bir araştırma komisyonunun kurulmasını istedi. 

    21 Şubat Uluslarası Anadil Günü vesilesiyle meclise araştırma önergesi veren HDP Van Milletvekili Tayip Temel, Kürtçe üzerindeki baskılara dikkat çekti.

    Bir dilin varlığını sürdürebilmesinin o dilin kamusal alandaki görünürlüğü ile doğru orantılı olduğunu söyleyen Temel, Kürtçenin kamusal alanda maruz kaldığı baskıların ortaya çıkartılması, bu baskılar nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin tespit edilmesi için mecliste bir araştırma komisyonun kurulmasını istedi.

    Dilin sadece bir iletişim aracı olmadığını her dilin, o dili konuşan toplumun tarihinin ve kültürünün taşıyıcısı ve kimliğinin kaydı olduğunu belirten Temel, Türkiye’de konuşulmakta olan dil sayısının 39 olduğu ancak 15’nin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı belirtildi.

    Türkiye’de konuşulan Kürtçe dilinin üzerindeki baskılara değinen Temel, “Meclis kayıtlarına hala “bilinmeyen dil” olarak geçen milyonların konuştuğu Kürtçenin bu şekilde tanımlanmasının tabii ki tarihsel bir arka planı vardır” dedi.

    “ASİMİLASYON POLİTİKASININ EN ÖNEMLİ HEDEFİ KÜRTÇE’DİR”

    Temel, meclis araştırma önergesinin gerekçesinde şunlara değindi:

    “Cumhuriyetin ilanından sonra girişilen ulus-devlet inşası süreci ile ülkenin çok kimlikli/kültürlü yapısını zedeleyecek politik müdahaleler gerçekleştirilmiştir. Ortaya atılan Türk Tarih Tezi, Türk Dili Tezi ve Güneş Dil-Teorisi ile bir yandan bu topraklarının esas sahiplerinin Türkler olduğu ispat edilmeye çalışılmış, diğer yandan da Türkleştirmeye yönelik politikalar uygulanmaya başlanmıştır. 1930’lardan itibaren Türkiye’de yalnızca Türklerin yaşadığı görüşü yaygınlaşmaya başlamış ve bu görüş 1990’lara kadar resmi söylemde geçerli olmuştur. “Çokluk” “her alanda “tek”liğe indirgenerek etnik göstergelerin kamusal alandaki görünürlükleri mutlak yasak kapsamına alınmış, kamusal alan böylece homojenleştirilmek istenmiştir. Kamusal alandaki bu homojenleştirmede dilsel asimilasyon çok büyük bir rol oynamıştır. Bu dönemden itibaren ‘‘Türkçe konuş çok konuş’’ söylemiyle kamusal alandan Türkçe dışındaki diller yasaklanmıştır. Bu nedenle, Türkiye’de konuşulan 39 dil arasından 3’ünün tamamen yok olması ve 15’inin de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalması şaşırtıcı değildir. Nitekim, Türkiye’de bugün Türkçeden sonra en fazla konuşulan dil olan Kürtçe de resmi ideoloji tarafından bir tehdit olarak görülmüş ve baskı altına alınmıştır. Bu nedenle dilsel asimilasyon diğer dillere yönelik olarak uygulanmış olsa da asimilasyon politikasının en önemli hedefi Kürtçe olmuştur.”

    “KÜRTÇE YASAL STATÜYE KAVUŞMALI”

    Kayyımlara da değinen Tayip Temel, kayyımların ilk işinin sokak adlarını Türkçeleştirmek, Kürtçe tabelaları indirmek ve Kürtçe hizmet veren tüm kurumları kapatmak olduğunu söyledi.

    Temel, toplumsal barışın sağlanmasının, Kürtçe’nin kamusal alanda özgürce yaşayabilmesinden ve yasal statüye kavuşmasından geçtiğini kaydetti.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • HDP’li Tayip Temel Elazığ Cezaevi’ndeki hak ihlallerini meclise taşıdı

    HDP’li Tayip Temel Elazığ Cezaevi’ndeki hak ihlallerini meclise taşıdı

    PİRHA-HDP’li Tayip Temel Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e sordu. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Van Milletvekili Tayip Temel, Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini meclise taşıdı. Temel, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül tarafından Anayasanın 98’inci, iç tüzüğün 96 ve 99’uncu maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle TBMM Başkanlığı’na şu soruları sordu:

    “ERCAN İNCELER HAKKINDA SORUŞTURMA BAŞLATILMAMASININ GEREKÇESİ NEDİR?”

    Şakran Cezaevi’nde ‘işkenceci’ olarak bilindiği iddia edilen Ercan İnceler’in, Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 2. Müdür olarak göreve başladığı, Elazığ 2 No’lu Cezaevi’nde bulunan tutukluların sistematik bir şekilde işkenceye ve kötü muameleye tabi tutuldukları öne sürülmektedir. Kurum 2. Müdürü Ercan İnceler’in gardiyanlara sistematik işkenceyi uygulamaları yönünde talimat verdiği iddia edilmektedir. Tutukluların defalarca şikayetçi olmasına rağmen Ercan İnceler hakkında herhangi bir soruşturma açılmadığı tarafımıza ulaşan bilgiler arasındadır. Ayrıca söz konusu şahıs hakkında yolsuzluk iddiaları da bulunmaktadır.

    Bu bağlamda;
    1- Bakanlığınızca Ercan İnceler adlı şahıs hakkında herhangi bir soruşturma başlatılmamasının gerekçesi nedir? Söz konusu şahıs hakkında yasal işlem ne zaman başlatılacaktır?

    2- Ercan İnceler adlı şahsın Şakran Cezaevi’nden Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne kurum müdürü olarak gönderilmesinin gerekçesi nedir? ‘İşkenceci’ olarak bilindiği iddia edilen ve yolsuzluk iddiaları ile anılan bir şahsın hala görev yapmasının hukuki dayanağı nedir?

    3- Cezaevi yönetimlerinin kendi inisiyatifleri ile talimat vermeleri bilginiz dahilinde midir?

    4- Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde insan hakları ihlallerini önlemek ve gerekli tedbirleri almak amacıyla denetim yapılmakta mıdır? Söz konusu cezaevinde en son ne zaman denetim yapılmıştır? (HABER MERKEZİ)

  • Meclis Başkanı Şentop’tan ‘Leyla Güven’i ziyaret etmeli’ çağrısına yanıt

    Meclis Başkanı Şentop’tan ‘Leyla Güven’i ziyaret etmeli’ çağrısına yanıt

    Açlık grevindeki HDP milletvekillerinden Temel’in “Leyla Güven’i ziyaret edip talebini dinlemeli” çağrısına TBMM Başkanı Şentop’tan olumsuz yanıt geldi. Şentop, “Sayın Güven’in açlık grevi kendi kişisel durumu ya da cezaevi şartlarıyla ilgili değil. Bu ziyaret konusunu doğru bulmayacağımı ifade edeyim.”

    172 gündür açlık grevinde olan HDP Milletvekili ve DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’e destek olmak için onunla aynı taleple 3 Mart’tan bu yana açlık grevinde olan Tayip Temel’in çağrısına Meclis Başkanı Mustafa Şentop’tan yanıt geldi.

    Temel, binlerce tutuklu cezaevlerinde, onlarca siyasetçi ve aktivist de dünyanın birçok yerinde açlık grevi eylemini sürdürürken hükümetin sessizliğine karşı Meclis Başkanı Şentop’a “Güven’i evinde ziyaret edip talebini dinlemeli” sözleriyle çağrı yapmıştı.

    Bir TV programına katılan Şentop, dışarıda ve cezaevlerinde devam eden açlık grevlerine ilişkin ilk kez konuştu ve bu çağrıya “Sayın Güven’in açlık grevi kendi kişisel durumu ya da cezaevi şartlarıyla ilgili değil. Bu ziyaret konusunu doğru bulmayacağımı ifade edeyim” karşılığını verdi.

    Şentop’un açıklamaları şöyle:

    “Uzun bir süreç, onu hep beraber takip ediyoruz. Leyla Güven 24 Haziranda milletvekili seçildi. O zaman cezaevindeydi. Cezaevindeydi, tutuksuz yargılama kararı verildi. Orada başlamış olan bir açlık grevi var.

    Açlık grevi neden yapılıyor? Genelde açlık grevleri cezaevlerinde bir yöntem olarak dünyada da farklı ülkelerde kullanıldığını görüyoruz. Cezaevindeki şartların kendi kişisel şartlarının iyileştirilmesiyle ilgili talepleri olur. Bunlar karşılanmadığında açlık grevlerine varan bazı protestolar yapılmaya başlanırdı.

    Sayın Leyla Güven’in açlık grevi kendi kişisel durumu ya da cezaevi şartlarıyla ilgili değil. Onun talebi daha farklı. Onun talebi mahkum olmuş olan terörist başının İmralı’daki bazı durumuyla ilgili talepler. Bu doğru bir şey değil.

    Bir siyasetçi kendi durumuyla, kendi talepleriyle ilgili bir eylem yapabilir. Bu doğrudur anlamında demiyorum ama bu anlaşılabilir. Fakat onun talepleri çok daha farklı talepler kendisine mahsus değil bir başka mahkumla ilgili talepler.

    Bu bakımdan ben en kısa zaman bir mantığı olmayan eylemin sona erdirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu ziyaret konusunu da doğru bulmayacağımı ifade edeyim.”

  • Musa Kulu ve Zeynel Özen’den, açlık grevinde olan vekillere ziyaret

    Musa Kulu ve Zeynel Özen’den, açlık grevinde olan vekillere ziyaret

    PİRHA – DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu ile Milletvekili Zeynel Özen, açlık grevinde olan HDP’li Tayip Temel, Murat Sarısaç ve Dersim Dağ’ı ziyaret etti.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu İle HDP İstanbul milletvekili Zeynel Özen, tecridin kaldırılması amacıyla açlık grevinde olan HDP’li milletvekilleri Tayip Temel, Murat Sarısaç ve Dersim Dağ’ı ziyaret etti.

    Milletvekili Zeynel Özen, 8 Mart’ta açlık grevine başlayan partili arkadaşlarına, “Mutlaka kazanacağız” diyerek desteklerini sundu.

    Van Milletvekili Tayip Temel de ziyaretten ötürü moral bulduklarını dile getirerek şunları söyledi:

    “Alevi temsiliyeti üzerinden gerçekleşen bu ziyareti çok değerli buluyoruz. Aslında bunu bir dayanışma ve sese ses katma ziyareti olarak görüyoruz. Bizim talebimiz çok meşru, hukuki ve net. Dolayısıyla elbette ki normal, demokratik ülkelerde bu talep için yüzler, binler açlığa yatmaz. Fakat öyle bir rejim ve zihniyetle karşı karşıyayız ki bir ülkenin kendi yasalarına uyma talebi böylesi bir direnişi gerektiriyor. Esas direniş hukuki olduğu kadar şüphesiz ki toplumun da talebidir. Bu, halkın esas isteğidir. Tecridin kalkması ve Sayın Öcalan’ın mesajlarını bütün kesimlere iletip, tekrardan demokratik bir çözüm projesinin tartışıldığı ortama Türkiye ihtiyaç duyuyor. Dolayısıyla Leyla Güven ve binlerin yaptığı bu açlık direnişine bizimkisi bir ses katma destek sunmadır. Bu direnişin meşru ve toplumsal olmasından kaynaklı sonuca ulaşacağını inanıyoruz.”

    PİRHA/DİYARBAKIR