Etiket: tayyip erdoğan

  • Prof. Dr. Bedriye Poyraz: Cemevi Başkanlığı’nı kuranlar ancak Aleviliği yok edebilir-VİDEO

    Prof. Dr. Bedriye Poyraz: Cemevi Başkanlığı’nı kuranlar ancak Aleviliği yok edebilir-VİDEO

    PİRHA – Prof. Dr. Bedriye Poyraz, MHP destekli AKP hükümetinin, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden yürüttüğü politikaları eleştirdi. Poyraz, “Devlet, Osmanlı’dan beri Alevilere yönelik hep aynı şeyi yapmaya çalıştı. Devletin, Alevilerle katliam ve asimilasyondan başka bir ilişki kurduğu neredeyse hiçbir dönem yok” dedi. Bedriye Poyraz, Alevi kurumlarının günümüz koşullarında nasıl örgütlenmesi gerektiği konusunda da görüşlerini dile getirdi.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde cemevi yıkım kararıyla Alevi toplumunun tepkisini çeken AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Alevilerin sorunlarının çözümü ve taleplerinin kabul edilmesi noktasında direniyor.

    Cemevleri için “Cümbüş evi” söylemiyle akıllarda yer edinen Erdoğan, 9 Kasım 2022’de kuruluşunu ilan ettiği Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile asıl neyi amaçlamakta, bunu ve daha fazlasını Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedriye Poyraz ile konuştuk.

    “BİR KERE BU OLUŞUMU SÜLEYMAN SOYLU KURDU!”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, alanında önde gelen kişiler tarafından yönetildiği iddia edilse de kamuoyunda, Diyanet kıskacında olduğu görüşü hakim. Öyle ki Ali Arif Özzeybek ile yola çıkan Cemevi Başkanlığı’nın, uyuşmazlık sebebiyle yollarını ayırdığı ve daha sağcı ve İslamcı bir isim olan Ali Rıza Özdemir ile devam ettiği görüldü.

    “Devlet hiçbir zaman Alevilere ilişkin iyi bir şey yapmadı” algısının ne boyuta geldiğini Akademisyen Bedriye Poyraz’a sorduk. Poyraz, AKP hükümetinin nasıl yol alacağının zaten belli olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “O kadar belliydi ki ne yapacakları, başkanlığın neden kurulduğu, nasıl, ne amaçla kurulduğu; yani üzerinde konuşmaya bile gerek yok. Bir kere bu oluşumu Süleyman Soylu kurdu. İçişleri Bakanlığı’nın bünyesinde bu olayın organize edilmesi zaten çok önemli bir gösterge. Onun da ötesinde Süleyman Soylu, düşünebiliyor musunuz, yani ancak bu insanlar Aleviliği yok edebilirler, yani başka kavramlar aklıma geliyor ama onları kullanmak bile istemiyorum. Dolayısıyla kurda kuzuyu teslim etmek gibi bir şey. O nedenle bunu öngörmemek mümkün değil. Azıcık Alevilikle ilgili bir hassasiyeti, duyarlılığı olan herkes çok rahatlıkla bunu öngörebilir. Ben de bu alanda emek veriyorum, sosyal bilimciyim ve bu ülkeyi, toplumu, iktidarı elbette artık tanıyorum. Amaç belliydi. Amaç, Alevileri asimile etmekti.

    “ALEVİ KURUMLARI DEVLETİ RAHATSIZ EDİYOR”

    Aslında geldiğimiz yerde gerçekten Alevi örgütlenmesinin çok sıkıntıları var. Ama bu bile devlete yetmiyor. Tamamen bu var olan örgütlenmeyi de yok etmeye çalışıyorlar. Çünkü örgütlenme gerçekten Alevileri temsilen hak talebinde bulunan tek yapılanma ve onlar ne kadar güçsüz olurlarsa olsunlar doğrudan Aleviliği ve Alevileri temsil ettiği için siyasi iktidarı, devleti, Sünni ideolojiyi çok rahatsız ediyor. Dolayısıyla bütün mesele bunları devre dışı bırakmak. Yani o cılız hiçbir bütçesi olmayan, elektrik faturasını bile ödeyemeyen Alevi örgütleri bile onlar için bir tehdit oluşturuyor. Dolayısıyla onları bile devre dışı bırakmaktan vazgeçmiyorlar. Çünkü onlara rağmen Aleviliği tanımlama, kontrol etme meselesi hala devlet için hiç kolay bir şey değil. Dolayısıyla buradaki amaç, Alevi örgütlerini devre dışı bırakmak ve Alevileri tamamen kendi kontrolleri altına almak, istedikleri şekilde asimile etmek diyebilirim.

    YÖK ELİYLE ALEVİLİK ÇALIŞTAYI!

    Prof. Dr. Bedriye Poyraz, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından duyurusu yapılan çalıştay konusunda da görüşlerini açıkladı. YÖK tarafından kendisinin de davet edildiğini belirten Poyraz, şunları söyledi:

    “Önceden böyle bir çalışma düzenlenmiş olsaydı buna heyecanlanır, sevinirdim ama YÖK’ün organize ettiğini öğrenince inanamadım. Mesela ben Alevilikle ilgili üniversitede bir sürü organize, etkinlik yapmaya çalışıyorum, tez yazdırmak için çabalıyorum. Öğrencilerim Alevilik çalışmak istemiyorlar. Çünkü korkuyor, çekiniyorlar. ‘Sonrasında iş bulamayız’ diyorlar. Alevilikle ilgili çok güzel projelerim var ama önermeye bile gerek duymuyorum çünkü reddedileceğini biliyorum. Şimdi bu çalışta davetinin YÖK’ten geldiğini duyunca bir şüphelendim. Sonra bu işin Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı ile birlikte yapıldığını öğrenince katılmayacağımı ve bu çalıştaya katılacak öğrencimin de olmadığını, önereceğim hiç bir ismin de olmadığını söyledim.

    “BİZ YAPMAZSAK DEVLET GELİR YAPAR”

    Akademisyen Bedriye Poyraz, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bünyesinde hazırlığı yapılan Alevi-Bektaşi Ansiklopedisi çalışmasını da eleştirdi. “Önce çuvaldızı kendimize batıracağız” diyen Poyraz, “Mesela biz bir Alevilik Ansiklopedisi hazırlayamadık” diye de ekledi.

    Prof. Dr. Poyraz sözlerinin şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bu yönde eksiklikte benim de payım var. Biz yapmazsak devlet gelir yapar. Tabii bizim elimizde maddi olanaklar, imkanlar yok. Onların elinde ise sonsuz olanaklar var. Kim bilir mesela o ansiklopedi için nasıl bir bütçe ayrıldı, çok merak ediyorum. Orada tabii ki Aleviliği devletin ihtiyaçlarına, isteklerine göre tanımlamaya çalışacaklar. Ama zaten bu yeni bir şey değil. Mesela Gazi Üniversitesi’nde bir Alevilik Enstitüsü var ve uzun zamandır çalışıyor. Oradaki çalışmalar daha çok Aleviliği, Türk İslam sentezi içine yedirmeye çalışan çalışmalar. Uzun zamandır onlar, zaten bunun altyapısını hazırlıyor. Uzun zamandır oraya çok büyük olanaklar sağlanıyor. Kendi amaç ve ihtiyaçları doğrultusunda Alevilikle ilgili çalışmalar yapılıyor. Mesela oradan bana hiçbir zaman teklif gelmedi. Ama burada devletin, YÖK’ün emriyle böyle bir şeye ben şimdilik ‘davet’ demek istiyorum, umarım bir emir değildir. Sonuçta devletin yapmaya çalıştığı çok açık. Bütün mesele Alevileri devlete göre ehlileştirmek ve kendilerine göre tanımlamak, istedikleri gibi araçsallaştırmak, istedikleri şekilde kullanmak. Ama aslında tarihsel olarak Sünni ideolojiye baktığımızda bütün mesele tamamen asimile edip Aleviliği yok etmek…

    “DEVLET, ÖZELLİKLE AKP İKTİDARI ALEVİLİĞE İLİŞKİN İYİ BİR ŞEY YAPMAZ, YAPMAYACAK”

    Bu Kültür Bakanlığı’ndaki oluşumu destekleyen Alevi örgütleri de oldu. Yapılanın bir kazanım olduğunu iddia ettiler. ‘Neden biz de devletten yararlanmayalım?’ gibi iddiaları vardı; çok üzgünüm, böyle bir şey söz konusu olamaz. Devlet ve özellikle de AKP iktidarı hiçbir zaman Aleviliğe ilişkin iyi bir şey yapmadı yapmayacak. Buradaki niyet çok açık.”

    “DEVLET, HEP KATLİAM VE ASİMİLASYON YAPTI”

    Akademisyen Bedriye Poyraz, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerine karşı Alevi örgütlerinin yapması gerekenlere de değindi. Alevi yurttaşlarının, cemevleri aracılığıyla birliktelik kurup, inancı ayakta tutabileceklerini ifade eden Poyraz, şunları söyledi:

    “Örgütler, Alevileri temsil etme iddiasındalar ve gerçekten de öyleler. Keşke mümkün olsa her köyde cemevi açsalar. Bu bir sorun değil elbette ve faturayı ödeyemeseler dahi cemevi açsınlar. Artık Alevi cenazelerinin camiden kaldırılmasını engellesinler. Aleviler, cemevinde toplansın, otursun, yani çay içmek için dahi cemevine gitsinler. Cemevleri olsun, bu kesinlikle çok önemli ve benim çok arzu ettiğim bir durum. Alevi halkı gerçekten hem işsiz hem yoksul. Devlet, Alevi örgütlerine beş kuruş bütçe ayırmıyor, dolayısıyla elektrik faturaları dahi ödenmiyor ama Alevi örgütlerinin başka türlü yapmaları gereken işler var.

    Her zaman söylediğim gibi devlet, Osmanlı’dan beri Alevilere yönelik hep aynı şeyi yapmaya çalıştı. Neydi onlar? Katliamlar ve asimilasyon. Devletin Alevilerle başka türlü ilişki kurduğu neredeyse hiçbir dönem yok. Cumhuriyet tarihine bakın katliamlarla dolu. Sadece 90’larda Sivas Katliamı’ndan sonra küçük bir ara cumhurbaşkanının, Hacıbektaş’a gitmesi vesaire orada söylenen laflar var o kadar. Küçük bir parantezin dışında devlet, Osmanlı’dan beri Alevilerle hep aynı niyet ve şekilde ilişki kurdu. Asimile etmek katletmek… Katledemediklerini de asimile etmek. Dolayısıyla buna şaşıracak bir durum yok. Dolayısıyla biz ne yapacağız? Mademki sivil toplum olarak örgütlendik, o zaman bununla nasıl daha etkin mücadele edebiliriz, yöntemlerini bulmak zorundayız. Alevi örgütleri ilk kurulduğu zaman gerçekten çok önemli işler yaptı. Haklarını kesinlikle teslim etmek zorundayız. İnsanlar, çocuklarının boğazından keserek Alevi örgütlerine yardım edip o binalar, cemevleri yapıldı. Bunlar çok kıymetli ama geldiğimiz noktada Alevi örgütleri yeterince mücadele edemeyip etkili olamıyor ne yazık ki.

    “ALEVİ KURUMLARI MEDYAYI KULLANMAYI BİLMİYOR”

    Alevi örgütleri önemli bir gelenek üzerine kurulu ama mücadele yöntemlerini, modern hayatı, tekniklerine göre yeniden yapılandırması gerekiyor. Devletin yapacağı belli. Biz, Alevi toplumu ve örgütler olarak devlete, AKP hükümetine karşı nasıl mücadele edeceğiz? Bu da ancak güçlü, saygın örgütlerle mümkün olabilir. Sadece Alevilerin saygı duyduğu örgütler değil, bütün demokratik toplumun saygı duyduğu örgütlerle mümkün olabilir. Ama ne yazık ki Alevi ve örgütlerinin yaptıkları mitinglere 3-5 Aleviden başka neredeyse artık kimse katılmıyor. Çünkü artık mücadele yöntemlerini değiştirmesi gerekiyor. Mesela Alevi medyası benim de emek verdiğim bir alan. Örgütler, medyayı kullanmayı bilmiyor, çok etkisiz. Sosyal medyayı, yeni ortamları kullanmayı öğrenmek gerekiyor. Ana akım medyada nasıl yer alınabileceğini ilişkin farklı mücadele yöntemleri geliştirmesi gerekiyor.

    “ANA AKIM MEDYADA ALEVİLER YOK”

    Hep söylüyorum, mesela ana akım medyada hiç Aleviler yok. Biz de TRT’ye vergi ödüyoruz değil mi? Mesela TRT’nin önünde bin kişi ile ‘Hem paramızı alıyor hem de bizi aşağılıyorsunuz’ diye bu durumu protesto ettik mi? Hayır. Mesela herkes bayıla bayıla dizi seyrediyor, bir tane o dizilerde Alevi karakter var mı? Peki biz neden o dizi setlerini basıp ‘bakın burada bir tane güzel Alevi karakter olmazsa biz bu diziyi seyretmeyeceğiz’ demiyoruz. Yani mücadelenin farklı teknik ve yöntemlerini geliştirmek zorundayız.

    “HERKES ALEVİLİK HAKKINDA KONUŞUP, TARTIŞIYOR”

    Tabii en yaralayıcı kısmı Alevilerin kendi içerisinde sert kavgalarla bölünmesi. Ne yazık ki bu kavgaları kamusal alana yansıtmadan yapmayı beceremedik. Herkes konuşup, tartışıyor. Mesela teoloji profesörlerinin tartışması gereken konuları dahi herkes konuşuyor. Ve ne yazık ki Alevi örgütlerinin altı boşaldı. Alevi örgütlerinin şimdi Alevleri ne kadar temsil ettiğine dair kuşkularım var. Çok üzgünüm ama İçişleri Bakanlığı’nın oluşturduğu örgütlenme, Alevi örgütlerinden daha fazla. Bakanlık, çok daha fazla dernek ve cemevini temsil ediyor. Yani Alevi örgütlerinin meşruiyet zemini altından kaymış oluyor. Aleviler neden örgütlere gelmiyor, bunun araştırılması yapılmalı. Anketlerle bunu çok rahat ortaya çıkartabiliriz. Bunlara göre politikalar, stratejiler ve yeni mücadeleler belirlememiz gerekiyor.”

    “DEVLET, ALEVİLERİ KENDİ İÇİNDE BÖLEREK ASİMİLE ETMEYE ÇALIŞIYOR”

    Akademisyen Bedriye Poyraz, asıl tehlikenin Alevilerin kendi iç tartışma ve bölünmeleri sebebiyle olduğunu söyleyerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Alevilerin birbiriyle kavga etmeleri, düşmanlaşmaları çok yeni bir şey. Tabii ki bunu kanıtlamak kolay bir şey değil ama bence devlet, Alevileri kendi içinde bölerek asimile etmeye çalışıyor. Çünkü bin yıldır başarılı olamadı. Ama şimdi ilk defa, gerçekten bazen sosyal medyadan dahi korkuyorum, o kırıcı tartışmaları gördükçe ‘Aleviler birbirini katledecek, öldürecek’ diye korkular yaşıyorum. Herkes kendi inandığını diğerine dayatmaya çalışıyor. Oysa biz bin yıllarca Sünnilerin bize dayattığından ızdırap ve acı çektik, ezildik, katledildik. Ama şimdi onların yaptığını biz birbirimize yapıyoruz. Belki de son zamanlarda Aleviler içinden Alevilik tanımlamalarının yapılması, ‘İslam içi, İslam dışı’ tartışması kesinlikle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’dan daha çok zarar verdi. Tabii ki tartışmalar yapılacak ve herkes istediğine inanacak ama bu kırıcı sert kavgalar Aleviliğe çok zarar verdi. Bu durum en çok da örgütlere zarar verdi ve altını boşalttı.

    “BENİ EN ÇOK ÜZEN ALEVİLERİN BİR BİRİNE TAHAMMÜL EDEMEMESİ”

    Dolayısıyla Aleviler, bu ismin özellikle altını çiziyorum; Süleyman Soylu’nun, organize ettiği bir yapılanmaya destek veren Alevi örgütleri kurumları oldu. Biz şunu beceremedik; hepimiz farklı düşünebiliriz ama ortak paydamız aynı. Bir Alevi bulabilir misiniz ki Sivas Katliamı dendiğinde ağlamasın, acı çekmesin, yüreği kanamasın? Peki o zaman Aleviler neden bu kadar düşmanca davranıyorlar? Alevilik için bedel ödeyen bütün atalarımız, aynı acıları çekip aynı acılar için ağladı. Şimdi biz farklı yorum yapabiliriz ama belli bir ortak paydada buluşabiliriz. Birbirimize saygı duyacağız, birbirimizi sevmek zorunda değiliz. Beni en çok üzen konu Alevilerin birbirine tahammül edememesidir. Bence asıl büyük düşman, asıl zarar veren mesele burada. Zaten 3-5 tane talebimiz var. O talepler konusunda ortak payda oluşturup o doğrultuda mücadele edersek gerçekten çok daha güçlü etkili sağlam olunur, Alevileri de kucaklarız.

    “DİN DERSLERİ VE ÇEDES İLE ÇOCUKLARIMIZ İŞKENCE GÖRÜYOR”

    Aleviler, ilk zamanlarda olduğu gibi yalnızlar. Örgütler Alevilere sahip çıkacak güçte ve etkiye sahip değiller. Aleviler çok ayrımcılığa uğrayıp tehditler yaşıyor. Zorunlu din dersleri ve ÇEDES ile çocuklarımız işkence görüyor. Mesela bununla ilgili bir şey yapıyor muyuz? Bundan kimin şikayeti yok ki? Mesela bununla ilgili toplanıp okulların önünde oturma eylemi yapmayı çok arzu ediyorum. Dolayısıyla bunlarla ilgili mücadele etmemiz gerekiyor. Kendi içimizdeki ayrılıkları yok saymaktan bahsetmiyorum, bunun altını çiziyorum. Elbette herkes farklı okuyup, yorumlayabilir ama öyle bir hale geldi ki Alevi örgütleri farklı düşünen akademisyenleri ya da kanaat önderlerini konuşturmuyor, davet bile etmiyor. Medya da aynı şekilde yapıyor. Tam Sünnilerin, AKP’nin yaptığını şimdi Aleviler birbirine yapıyor. Bu konuda kalbim çok kırık.

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    > Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Diyanet ayarı!

  • Mersinli yurttaşlar: Türkiye dönüm noktasında, değişim için sandığa gidelim-VİDEO

    Mersinli yurttaşlar: Türkiye dönüm noktasında, değişim için sandığa gidelim-VİDEO

    PİRHA- 28 Mayıs Cumhurbaşkanı seçimine sayılı günler kala yurttaşların nabzını tuttuk. İlk turda sandığa gitmeyen bir yurttaş, ikinci tur için Kılıçdaroğlu’ndan yana oy kullanacağını belirtirken, diğer yurttaşlar ise değişim için mutlaka sandığa gitme çağrısında bulundular.

    Türkiye, 28 Mayıs’ta Cumhurbaşkanlığı seçimleri için sandığa gidecek. Geri sayım başlarken, Mersin’de yaşayan yurttaşların seçimden ne beklediklerini sorduk.

    İşte cevaplardan bazıları:

    ” *Türkiye’nin dönüm noktası tüm yurttaşların birinci turdaki gibi yüzde doksanlara yakın daha üstünde bir katılımla seçimlerde oylarını kullanmalarını istirham ediyorum. İnsanların barışması gerekiyor.

    *Ben ilk turda biteceğini düşünüyordum. Ama maalesef bitmedi. Ikinci turda da ben Kemal Kılıçdaroğlu’nun kazanacağına inanıyorum, inanmak istiyorum.

    *Hiç kimsenin ne bir beklentisi var ne de bir geleceği var. Bir aydınlık görmüyorum. İlk defa böyle bir seçim yaşadım. Biz de anlamadık bir şey. Benim sandığımda farklı çıkıyor, YSK’da farklı çıkıyor.

    *Vallahi Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğim. Artık bir değişikliğin gelmesi şart.

    *Kılıçdaroğlu’nu destekliyorum. Nedenine gelirse; ülkenin ne halde olduğunu hep biz, herkes de çok iyi biliyor. Bunun gelmesi daha hayırlı inşallah. Hayırlı olur.

    *Yirmi bir yıldır bu ülkede aynı adamı görmek zorunda mıyız yani? Değişikliğe ihtiyacımız yok mu? Değişelim.
    *Kılıçdaroğlu’na verdiğimiz oylar yeterli olmadı şu anda. Sandığa gitsinler. Bu bir vatandaşlık görevi ve en azından bu sorumluluklarını yerine getirsinler diyoruz.

    *Yemeği, ekmek parası bulamıyoruz. Emekliyiz, acımızdan ölüyoruz. İnan ki torunuma bir gofret alamıyorum

    *Gelen gideni aratmaz diye düşündüğüm için geçen seçimlerde oy kullanmadım. Ancak seçim sonuçlarıyla ilgili çok şeffaf olmadığını düşündüğüm için oy kullanmaya gideceğim ve Kılıçdaroğlu’na vereceğim.”

    İki yurttaş ise Tayyip Erdoğan’ı desteklediğini söyledi.

    Diren KESER-Fatoş SARIKAYA/MERSİN

  • Erdoğan’ın ziyareti öncesi açıklama: Dergâhımız siyaset oyununa alet ediliyor

    Erdoğan’ın ziyareti öncesi açıklama: Dergâhımız siyaset oyununa alet ediliyor

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da bulunan Hüseyin Gazi Cemevi’ni ziyaret edecek. Hüseyin Gazi Derneği Yönetim Kurulu, söz konusu ziyarete ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, “Bu ziyaretin bilgimiz dışında gerçekleştiğini ve bireysel kararla dergâhımızı siyaset oyununa alet eden Vakıf Başkanı’nı protesto ettiğimizi kamuoyuna saygılarımızla duyururuz” dedi.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da bulunan bu akşam Hüseyin Gazi Cemevi’ni ziyaret edecek. Muharrem ayının 10. Günü (8 Ağustos) gerçekleştirilecek ziyarete, davet edilen çok sayıda Alevi dedesi ve kurum temsilcisinin katılmayacağı belirtildi.

    Söz konusu ziyaretin organizasyonu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı olan Arif Ali Özzeybek tarafından yapılıyor. Buluşma için hem Ankara hem de Ankara dışından bazı Alevi dedeleri, Bektaşi babaları ve akademisyenlerin de davet edildiği kaydedildi. Buluşmaya katılacak olanların yol ve konaklama masrafları, İçişleri Bakanlığı tarafından karşılanacak.

    Hüseyin Gazi Derneği Yönetim Kurulu, söz konusu ziyarete ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    Ziyaretin gerçekleştirileceğini basından öğrendiklerini belirten yönetim kurulu üyeleri, vakıf yönetiminden birkaç kişinin aldığı bireysel kararla dergahlarının siyaset oyununa alet edildiğini vurguladı.

    “ZİYARETİN GERÇEKLEŞECEĞİNİ BASINDAN ÖĞRENDİK”

    “İki gün önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara’da bir cemevini ziyaret edeceği haberi medyaya düştü. Bizler de birçok Alevi kurumu gibi bu ziyaretin nerede olacağını, Alevilere karşı inkârcı politikaları sürdüren siyasi iktidarın nerede ve ne zaman bu ziyareti gerçekleştireceğini merak ediyorduk” denilerek başlanan açıklamaya şu sözlerle devam edildi:

    “Hüseyin Gazi Kültür Derneği olarak ziyaretin dernek merkezimizin bulunduğu Hüseyin Gazi Dergâhı’nda olacağını haberden sonra öğrenmiş olduk. Bu ziyaret programı Hüseyin Gazi Vakıf Başkanı Mehmet Ali Ayyıldız’ın kişisel inisiyatifi ile organize edilmiştir. Ziyaret sürecinden ne Vakıf Kurucular Kurulu’nun ne dernek Yönetim Kurulu’nun ne de Mütevelli Heyeti Başkanı ve Dernek Başkanımız Melih Hız’ın bilgisi bulunmaktadır.

    “ZİYARET SIRASINDA İSMİ ALINAN 4 VAKIF YÖNETİCİSİNİN DIŞINDA KİMSE BULUNAMAYACAK”

    Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı makamı her yeri ziyaret edebilir. Ancak bu ziyaretin dayatma şeklinde olmaması beklenir. Dayatma ziyaret sırasında ismi alınan 4 Vakıf yöneticisi dışında kimsenin ziyarette bulunamayacağını da içeriyor. Dergâhımıza ziyarete gelenlerin dergâh adabına uyarak, dinlemeye, anlamaya, bir olmaya gelmesini beklerdik. Bu şekilde oldubitti ile gerçekleştirilen dayatmacı bir ziyaret kabul edilemez.

    “ORADA OLSAYDIK ERDOĞAN’A SORULARIMIZI SORARDIK”

    Biz Yönetim Kurulu olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın 20 yıllık iktidarında ilk defa gerçekleştirdiği cemevi ziyareti sırasında orada olabilseydik, kendisine şu sorunlarımızı ve taleplerimizi yüz yüze dile getirecektik:

    -Yargı kararlarına uyularak inanç ve ibadetlerimizi yerine getirdiğimiz cemevlerinin ibadethane statüsü ve diğer ibadethanelere uygulanan kamusal ayrıcalıklar tanınmalı,

    -AİHM kararları doğrultusunda zorunlu din dersleri uygulamasına son verilmeli,

    -Alevi-Bektaşi köylerine maddi manevi cebirle cami yapılması uygulamasına son verilmeli ve imamlar geri çekilmeli,

    -Devletçe el konulmuş bulunan Alevi-Bektaşi dergâhları ve inanç merkezleri Alevi-Bektaşi toplumuna devredilmeli,

    -Madımak Oteli ‘utanç müzesi’ olmalı,

    -Kamuda işe alımlarda ve görevde yükselmede ayrımcılığa son verilmelidir.

    “BİREYSEL KARARLARLA DERGAHIMIZ SİYASET OYUNUNA ALET EDİLİYOR”

    İstanbul Sözleşmesi’nden çıkabilecek kadar gücü elinde bulunduran tek kişilik hükümetin, yukarda açık olarak yazdığımız talepleri yerine getirebilmesi için bir A4 kâğıdına Cumhurbaşkanı Kararnamesi veya Kararı olarak bu kararları yazdırıp imzalaması yeterlidir.

    Bu ziyaretin bilgimiz dışında gerçekleştiğini ve bireysel kararla Dergâhımızı siyaset oyununa alet eden Vakıf Başkanı’nı protesto ettiğimizi kamuoyuna saygılarımızla duyururuz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Diyanet, ‘camiler yakıldı’ diyen Erdoğan’ı doğrulamadı

    Diyanet, ‘camiler yakıldı’ diyen Erdoğan’ı doğrulamadı

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘Gezi eylemleri sırasında camilerimizi yaktılar’ iddiasını soran CHP’li Tacettin Bayır’a Cami Hizmetleri Daire Başkanlığı’ndan yanıt geldi. Başkanlık ‘Konuyla ilgili herhangi bir belge ve rapor bulunmamakta’ dedi. 

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Gezi eylemleri sırasında camilerimizi yaktılar’ iddiasına Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan yalanlama geldi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili Tacettin Bayır, 4 Haziran 2022’de Ankara Kızılcahamam’daki partisinin değerlendirme toplantısında konuşan AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Camilerimizi yaktılar’ iddiasını TBMM gündemine taşımıştı.

    YAKILAN CAMİLERİN İSİMLERİ SORULMUŞTU

    6 Haziran 2022’de İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren Bayır, aynı gün Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) de başvurarak, “Gezi eylemlerinde yakılan camiler hangi ilimizde veya illerimizdedir? Yakılan camilerimizin isimlerini ve bağlı bulundukları il veya illeri açıklamasını arz ederim” diye sormuştu.

    DİYANET, KONUYLA İLGİLİ BİLGİ, BELGE BULUNMADIĞINI SÖYLEDİ

    Bayır’ın TBMM Başkanlığı’na verdiği soru önergesi yanıtsız kalırken, CİMER’den ise 26 Temmuz Salı günü yanıt geldi.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Cami Hizmetleri Daire Başkanlığı tarafından verilen yanıtta, “Bahse konu olaylarla ilgili illerden gelen herhangi bir belge ve rapor bulunmamakta olup, konu hakkında İstanbul Valiliği, il müftülüğünden de gerekli bilgilere ulaşabilirsiniz” denildi. Bayır’ın sorusunun aynı gün, önce İçişleri Bakanlığı’na sevk edildiği görüldü. Ancak, bakanlığın yanıtsız bıraktığı soruları 23 gün sonra, 29 Haziran 2022 tarihinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’na sevk ettiği belirlendi.

    ANKARA/PİRHA

  • ‘Hacı Bektaş Veli Dergahı’na asılan ‘Külliye’ tabelası Alevileri yok saymaktır, indirilmelidir’-VİDEO

    ‘Hacı Bektaş Veli Dergahı’na asılan ‘Külliye’ tabelası Alevileri yok saymaktır, indirilmelidir’-VİDEO

    PİRHA-  Alevi Bektaşi Federasyonu’nun önceki başkanlarından Yazar Ali Balkız, Hacı Bektaş Veli Dergahı’na ‘külliye’ tabelası asılmasına sert tepki gösterdi. Balkız, “Aleviliğin kalbine vurulmuş bir bıçak darbesidir o pano. Bu bir asimilasyon faaliyetidir. O dergah bir öğretinin merkezidir, Serçeşmedir. O panoyu Aleviler oradan indirmelidir” dedi.

    Alev Bektaşi Federasyonu (ABF) önceki başkanlarından Yazar Ali Balkız, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla Hacı Bektaş Veli Dergahı’na ‘külliye’ tabelası asılmasını gündeme taşıdı.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Balkız, külliye isminin camiyi esas alan yerleşkelere verildiğini belirterek, Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın Alevi yurttaşların inancında önemli bir merkez olduğunu ve bu yapılanın bir asimilasyon faaliyeti olduğunu ifade etti. Balkız, Alevi kurumlarına seslenerek o tabelanın oradan indirilmesi için gerekeni yapmalarını istedi.

    “BU BİR ASİMİLASYON FAALİYETİDİR”

    Hünkar Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinlikleri sırasında Alevi kurumların ve yurttaşların ‘Dergahlarımızı istiyoruz’ diyerek kente üç koldan yürüyüş yapmasının önemli bir eylem olduğunu ifade eden Ali Balkız yürüyüş sonrası tanık olduklarını şu şekilde anlattı:

    “Yapılan yürüyüş sonrasında ilk avluya girdiğimizde ikinci avluya girebileceğimiz duvarın üzerinde ilginç bir pano gördüm. O panonun üzerinde UNESCO’nun 2021 yılını Hacı Bektaş-ı Veli yılı ilan etmiş olması nedeniyle bir pano asılmış ve bu panoda bu yerleşkenin adına ‘külliye’ denmiş. Bu külliye sözü çok dikkatimi çekti. O panonun birkaç poz fotoğrafını çektim hemen. Kamuoyunda yayınladım. Külliye ne demek? Dergah ne demek? Bu sözcüklerin anlamlarını da, sözlük anlamlarını da açıklayarak kendi sosyal medya hesabımda paylaştım. Konu kamuoyuna mal oldu. Paylaşımımda son cümlem şuydu: Bu bir asimilasyon faaliyetidir, o panoyu Aleviler oradan indirirler.”

    “O DERGAH, BİR ÖĞRETİNİN MERKEZİDİR, SERÇEŞMEDİR”

    Hacı Bektaş Veli Dergahı’ının 700 yıllık bir dergah olduğunu belirterek dergahın tarihinden bahseden Balkız sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Orası Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin sandukasının olduğu bir yer. Ardıllarının mezarlarının olduğu bir yer. Bir öğretinin merkezi, Serçeşme. Aleviler için Kabe niteliğinde bir yer. Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin, ‘Hararet nardadır, sacda değil/ Keramet hırkada taçta değil/ Her ne arar isen kendinde ara/ Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değil’ dediği yerdir orası.
    Bu anlamda da Alevilerin Kabe’si niteliğindedir. Varlığını bütün yüzyıllar boyunca sürdüren Balım Sultan sonrası ve Çelebi Ailesi -bugünkü Ulusoyların da soyundan geldikleri iddia edilir, öyle bilinir, tarihsel bir gerçekliktir bu- 700 yıldır o dergah oradadır. Bundan aşağı yukarı 105 yıl önce Osmanlı Padişahı II. Mahmut o yerleşkenin, dergahın içerisine bir cami yaptırıyor. 1826 yılında. O yıllar aynı zamanda Anadolu’da Alevilere yönelik katliamların yapıldığı yıllardır. Yeniçeri Ocağı’nın lağvedildiği, İstanbul’da ve Türkiye’nin her yerinde birçok Alevi Dergahı’nın yağmalandığı, yakıldığı, ormanların ateşe verilerek orman içerisindeki yeni yeniçerilerin ateş çemberi içerisine alınıp yakıldığı yıllardır. Hacı Bektaş’ın payına düşen de, dergahın payına düşen de oraya bir camidir ve oraya bir Sünni Nakşibendi Şeyhi’nin Postnişin olarak atanması yıllarıdır.”

    “ORAYA KÜLLİYE DEMEK IŞİD ZİHNİYETİDİR”

    Külliyenin sözlük anlamının, camiyi merkez alarak oluşturulan yapıların tümü olduğunu söyleyen Balkız; “Günümüze geldiğimizde Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin birleştirici, buluşturucu, sevecen, bilimden yana sözleri şudur: ‘Milletleri ayıplamayınız’, ‘Kadınları okutunuz’, ‘İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’ ve benzeri… Hiç eskimeyen, güncelliğini, geçerliliğini yüzyıllar sonra bile koruyan bir öğretinin çağımızın kaoslarla, savaşlarla dolu, anlaşmazlıklarla dolu, dinlerin, mezheplerin, milliyetlerin birbirlerini yediği bu dünyada bu felsefenin dile getirilmesi, bu sözlerin yinelenmesi genç kuşaklara aktarılması, yaygınlaştırılması anlamında çok önemlidir. Orada o külliye sözcüğünü gördüğüm zaman ben çok üzüldüm. Büyük bir saldırıdır bu. Büyük bir densizlik, büyük bir terbiyesizlik, büyük bir insanlığa sığmayan, inandıkları dine dahi sığmayan bir saldırıdır. Hançerle vurulmuş bir darbe gibi saldırıdır. IŞİD’in bir anlamda Türkiye’de bugünün koşullarında bu haliyle hortlamış, tezahür etmiş halidir.

    “KÜLLİYE, CAMİYİ MERKEZE ALAN YERİN ADIDIR”

    Niye oraya külliye diyorlar? Külliye nedir? Sözlük anlamına göre, külliye demek büyük bir caminin etrafında oluşmuş olan, o camiyi merkez alarak çevresinde oluşmuş olan aşhane, yemekhane, yatakhane, ibadethane, tekke, zaviye, sübyan mektebi, sebil ve benzeri yapıların çevreye yerleştirildiği alana verilen addır. Hacı Bektaş Veli Dergahı’na külliye denilmiş. Oysa ki orası külliye değildir. Yani cami daha orada 105 yıldan bugüne orada. Ancak hiçbir zaman oraya külliye denmiş değil. Aleviler o camiye herhangi bir söz söylememişlerdir. Bu cami burada ne arıyor dememişlerdir. Sünni komşuları, Sünni arkadaşları gelip orada 105 yıldır ibadetlerini yapmaktadırlar. Ama şöyle bir farkla tabi. Onlar beş vakit namaz seslerine binaen oraya gelip ibadetlerini yapıyorlar. Aleviler de oraya müze statüsü konulduğu için resmi kayıtlarda Dergah olmadığı için bir müzeye girer gibi bilet alarak giriyorlardı ve sadece mesai saatleri dâhilinde girebiliyorlar. Orası ne zaman müze oldu? 1963 yılında, İsmet İnönü’nün Başbakanlığı, Cemal Gürsel’in Cumhurbaşkanı olduğu yıllarda. Ne zamandan beri kapalıydı? Cumhuriyetin ilk yıllarında tekke ve zaviyelerin kapatılması tarihinden bu yana ama Sünnilerin sahiplendiği tekkeler, zaviyeler tam anlamı ile kapanmadı hiçbir zaman. Sonrasında yavaş yavaş da tekrar açıldılar. Hacı Bektaş Veli Dergahı’da müze statüsü ile yeni bir kimliğe büründü ama asla külliye olmadı.”

    “ÖNCE ADINI DEĞİŞTİRECEKLER SONRA İÇERİĞİNİ”

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 2015 yılında bir üniversite açılışında külliye kelimesini kullandığını ve o günden sonra bu ismin yaygınlaştığını hatırlatan Balkız şunları kaydetti:

    “Burada ilginç olan nokta şu, camiyi ana unsur olarak kabul ediyorlar. Be hey aptal, gözü kör olasıcalar, hatırlamaktan, geriye dönüp ne olduyu merak edecek kadar bir akıldan mahrum kalan sizler o dergahın 700 yılını yok sayıyorsunuz. Bütün Türkiye’ye, bütün dünyaya ilim saçan bir öğretinin merkezi olduğu gerçeğini yok sayıyorsunuz. Oraya caminin esas alındığı külliye adını takıyorsunuz. Külliye nedir? Osmanlı’da külliye, İslam’da külliye, Cumhuriyet de külliye ve Tayyip Erdoğan’da külliye. Tayyip Erdoğan 2015’te Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nin temel atma ve açılışı sırasından artık bundan sonra üniversiteler külliyedir dedi. Üniversitelere külliye dedi. O tarihten bu yana da külliye kullanılır oldu. Oysaki adı kampüstü ya da Türkçe anlamıyla yerleşkedir. Kampüs Fransızca, külliye Arapça Türkçede ise yerleşkedir. Önce adını değiştirdi daha sonra içeriğini değiştirecek. Dergahın adını değiştiriyor külliye yapıyor. Orada Aleviliğe ilişkin, Bektaşiliğe ilişkin, bu felsefeye ilişkin ne varsa bin bir türlü şey var. Bir şeyi, bir kimseyi, bir olguyu olduğu kimliğinden başka bir kimliğe dönüştürmek istiyorsanız önce adıyla başlamanız gerekiyor. Önce adını değiştirecek daha sonra içeriğini değiştirecek.

    Alevi köylerine neden cami yapıyorlar? Aleviler camiye gidip namaz mı kılıyorlar? Hayır. Ama alıştırmak için yapıyorlar. Çocuklar ezan sesleriyle uyusunlar, uyansınlar diye. Belki gelecekte camiye giderler diye. Zorunlu din dersleri ile çocuklarımızı hiç hayatlarında uygulamayacakları, onunla barışmayacakları, içselleştirmeyecekleri islamın kurallarını, imanın kurallarını hem de tatbiki olarak öğretiyorlar. İnanan inanmayan herkese yapıyorlar bunu. Güya bu ülkede laiklik var. Bir de Alevilik Bektaşiliği eklemişler. Onu da islamın bir meşrebi olarak tanımlıyorlar. Bizim ‘dört kapı kırk makam’ öğretimizi almışlar güya orada kapılardan birinin cihada inanmak olduğunu söylüyorlar. Yani halife çıkacak cihata çağıracak bizim Alevi çocukları da ellerine silah alacak gavura karşı savaşa gidecekler öyle mi?”

    “ALEVİLER O PANOYU ORADAN İNDİRMELİ”

    Balkız son olarak şunları aktardı:

    “Bu bir asimilasyon politikası, bu bir ötekileştirme, hiç sayma, yok sayma politikasıdır. Bunun bir göstergesidir. Aleviliğin kalbine vurulmuş bir bıçak darbesidir o pano. O panoyu oradan Aleviler indirir, indirecektir. Bekleyeceğim uygun bir zamanda ben gideceğim o panoyu oradan alacağım. Buyurun Kaymakam Bey bu sizin diye teslim edeceğim. Başka çare yok. Ben bunu fotoğrafladığım zaman, etkinliklerin ilk günü oradaki Alevi kurumları ile de kurum başkanları ile de paylaştım. Konuştum, bu konuyu biliyorlar. Onların da bunu kendilerine görev yapacaklarını düşünüyorum.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Bilal Erdoğan’ın vergiden muaf tutulan vakıflarının sayısı 7’ye yükseldi

    Bilal Erdoğan’ın vergiden muaf tutulan vakıflarının sayısı 7’ye yükseldi

    Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu İnsan ve İrfan Vakfı, vergiden muaf tutuldu. 
    Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın yayımladığı “Vergi Muafiyeti Tanınan Vakıfların Listesi’ne” iki yeni vakıf daha eklendi.
    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kararıyla vergiden muaf tutulan vakıflardan birisi eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın eşi Nezahat Berna Yılmaz’ın yöneticisi olduğu Engelsiz Eğitim Vakfı, diğeri ise oğlu Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu İnsan ve İrfan Vakfı.
    BirGün’den İsmail Arı’nın haberine göre, vergiden muaf tutulan İnsan ve İrfan Vakfı’nın mütevelli heyetinde Bilal Erdoğan, AKP Kurucusu ve Yeni Şafak Gazetesi yazarı Ayşe Böhürler’in oğlu Zeyd Böhürler, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Meclisi’nin AKP Grup Sözcüsü Murat Türkyılmaz, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda çalışan Abdurrahman Tevruz gibi birçok isim yer alıyor.
    BİNA AKP’Lİ ÜSKÜDAR BELEDİYESİ’NDEN
    Habere göre, vakfın kullandığı Şeyh Sadık Efendi Tekkesi de 2015 yılında AKP’li Üsküdar Belediyesi tarafından eğitim, sosyal ve kültürel faaliyetlerde kullanılabilmesi maksadıyla vakfa devredildi.
    BİLAL VERGİ VERMİYOR
    Tayyip Erdoğan, başbakan olduğu dönemde Bakanlar Kurulu Kararıyla; Cumhurbaşkanı olduğu dönemde de Cumhurbaşkanlığı Kararıyla oğlu Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu çok sayıda vakfa vergi muafiyeti hakkı tanıdı. Bilal Erdoğan’ın vergiden muaf tutulan vakıflarının sayısı 7’ye yükseldi.
    Bilal Erdoğan’ın vergide muaf tutulan vakıflarının listesi şu şekilde:
    2011 – Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV)
    2015 – Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Geliştirme Vakfı
    2016 -Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA)
    2018 -Okmeydanı Spor ve Eğitim Vakfı (Okçular Vakfı)
    2018 – Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı
    2019 – Yeni Türkiye Eğitim Vakfı (YETEV)
    2021 – İnsan ve İrfan Vakfı

    (HABER MERKEZİ) 

     

  • Silahlı din öğretmeni Meclis gündeminde

    Silahlı din öğretmeni Meclis gündeminde

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Muğla Fethiye’de Din Kültürü öğretmeni olarak görev yapan Yunus Taşkıran‘ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun mesajını silahlı fotoğrafıyla birlikte sosyal medyada paylaşmasını Meclis gündemine taşıdı. Kenanoğlu verdiği soru önergesinde Yunus Taşkıran hakkında daha önce açılan bir soruşturma bulunup bulunmadığını ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olduğu öğrenilen Yunus Taşkıran’ın görevden alınıp alınmayacağını sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘ya destek açıklamasının ardından Muğla Fethiye’de Din Kültürü öğretmeni olarak görev yapan Yunus Taşkıran‘ın silahlı fotoğrafını sosyal medyada paylaşmasını Meclis gündemine taşıdı.

    Kenanoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı‘na verdiği soru önergesinde konuya ilişkin soruşturma açılıp açılmadığını, olayda adı geçen Yunus Taşkıran hakkında daha önce açılan bir soruşturma bulunup bulunmadığını ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olduğu öğrenilen Yunus Taşkıran’ın görevden alınıp alınmayacağını sordu.

    ‘FAZLA YAKLAŞANI VURURUZ!’ MESAJI

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 26 Mayıs 2021’de gerçekleştirdiği grup toplantısında İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i kastederek, ‘Gelin Hanım dua et ki, Rize’de çok ileriye gitmeden ders verdiler. Bunlar iyi günler, daha neler olacak neler…’ demişti.

    Bu açıklamanın ardından Muğla Fethiye’de bulunan Melsa Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olduğu öğrenilen Yunus Taşkıran Süleyman Soylu’nun Erdoğan’a teşekkür mesajına atıfta bulunarak, silahla çekilmiş fotoğrafını paylaştı. Yaptığı silahlı paylaşımın üzerine, ‘Biz de senin emrindeyiz Ağa. 600 Metreden nokta atışı, 800 metre kola bacağa, yani 800 metreden fazla yaklaşma’ şeklinde not yazmıştı.

    Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Yunus Taşkıran’ın sosyal medya hesaplarında, sık sık Erdoğan ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun fotoğraflarını paylaştığı da görüldü.

    “GÖREVDEN ALACAK MISINIZ?”

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanaoğlu yaşanan bu olay üzerine Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) yanıtlaması için soru önergesi verdi. Kenanoğlu bu bağlamda şu soruları yöneltti:

    -Fethiye’de görev yaptığı anlaşılan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Yunus Taşkıran’ın elinde silahla sosyal medya hesaplarından tehditkâr paylaşımlar yapması nedeniyle hakkında soruşturma açılacak mıdır?

    -Devlet memurlarının siyaset yapma yasağı bulunmasına rağmen sosyal medya hesaplarında sık sık paylaşımlar yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Yunus Taşkıran hakkında daha önce başlatılmış bir soruşturma bulunmakta mıdır?

    -Öğrencilere ahlak dersi vermesi gereken ancak silahla paylaşım yapan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Yunus Taşkıran görevden alınacak mıdır?

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Namusunla git bari!

    Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Namusunla git bari!

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis grup toplantısında iktidarı hedef alarak kayıp olduğu iddia edilen 128 milyar doların akıbetini sordu. Kılıçdaroğlu “ Bunu sormak her namuslu vatandaşın görevidir, eğer yanıt veremiyorsan sandığı getir, korkma, namusunla git bari” dedi.

    CHP haftalık Meclis grup toplantısına “kayıp 128 milyar” iddiası damga vurdu. CHP Grup toplantısının yapıldığı salona ve kürsüye “128 milyar dolar nerede” pankartları asıldı. Kemal Kılıçdaroğlu, grup toplantısında yaptığı konuşmada yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedef alarak “koltuğu uğruna yapamayacağı şey yoktur” dedi.

    DEVLETİ YÖNETENLERİ KİBİR TESLİM ALMIŞ”

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan bir zat yalan söyler mi?” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Koltuğu uğruna yapmayacağı ve satmayacağı bir şey yoktur. Devlet akılla, erdemle, ahlakla, adaletle yönetilir. Tam tersini yapıyor. Kibir deseniz var, ahlaksızlık deseniz diz boyu. Büro memurundan en tepeye kadar. ‘Balık baştan kokar.’ O yüzden her türlü iftiraya hepimizin hazırlıklı olması lazım.

    Bir ülkede 10 milyonun üzerinde işsiz varsa huzur olmaz. Onların bir eli yağda bir eli balda. Vatandaşın çektiği zulmü bilmiyorlar.

    COVİD-19 sürecini yaşıyoruz. Gazetelere bir haber düştü. Norveç hükümeti, 10’dan fazla insanın bir araya gelmesini yasaklamışlar, ama bu başbakan doğum günü dolayısıyla aile bireyleri ile bir araya gelmiş, sayı 10 değil 13. Devlet televizyonu veriyor, emniyet müdürü talimat veriyor, başbakana para cezası kesiliyor. Devlet budur. Buyurun Türkiye’ye bakalım. Lebalep kongre yaptılar. İçişleri Bakanı mı diyecek, ’ceza kesin’ diye, yürek ister yürek. Bu kibrin getirdiği bir sonuçtur. ‘Vatandaş uymazsa ceza keserim, kural vatandaş için var, saray için yoktur’ diyor. Kibir ne demek? Kendini herkesten üstün tutma hastalığıdır. Kibir devleti yönetenleri teslim almışsa ülke iflah olmaz. Kibir öyle bir noktaya geldi ki, tepeden aşağıya, ‘eğer kuru ekmek yiyorsa aç değildir’ diyor.

    BUNLAR UZAYDA MI YAŞIYORLAR? VİRÜSÜN YAYILMASINA YOL AÇAN KONGRELER DEĞİL MİDİR?

    Kibir 401 sağlık çalışanımızın hayatına mal oldu. Sorumlu kim? Kongreyi yapanlar, yani Erdoğan. Bilim Kurulu’nu eleştirmiştim. İnsanlar ölüyor, siz ne yapıyorsunuz? Sizin iradeniz bir kişinin ipoteği altında. Çıkın söyleyin, önlem alınması gerekiyor, önlem alınacaksa sen söyleyeceksin, teslim etmişsin yukarıya, seni dinlemez ki, seni adam yerine bile koymuyorlar, neden konuşmuyorsun, niye itiraz etmiyorsun? ‘Meslek hastalığı sayılsın’ dedik, saymadılar, ben merak ediyorum, Bilim Kurulu ne düşünüyor? Yaptıkları tek şey ‘sağlık çalışanlarını alkışlayalım.’ Zoom üzerinden yoğun bakım hekimleriyle görüşme yaptık. Bir hekim, ‘Şimdi her 10 hastadan 5’ini 6’sını kaybediyoruz, yer yok, torpille buldun buldun’ diyor. Sağlık Bakanı açıklama yapmış, ‘vakaların artmasının sebebi hepimiziz.’ Bunlar uzayda mı yaşıyorlar? Virüsün yayılmasına yol açan kongreler değil midir?

    128 MİLYAR DOLAR NEREDE?

    128 milyar dolar ne oldu, kime sattınız, hangi kurdan sattınız, satanların kimler olduğunu sordum. Birisi ‘para kaybolmadı, para el değiştirir’ diyor. Durmuş Yılmaz, ‘Elbette para el değiştirdi, hırsızda bir şeyi çalarsa el değiştirmiş olur’ diyor. Milyarları kim götürdü? Niye soruyorum? Merkez Bankası daha önce, sattığı dövizleri böyle tablolar halinde yapar, kendi internet sitesinde yayınlardı. Neden gizliyorsunuz? Sen mi damadın mı bu işi halletti? Bir liradan, bir milyondan, bir milyardan, 100 milyar TL’den söz etmiyorum, 128 milyar dolardan söz ediyorum. Önce ‘Duruyor’ sonra ‘Pandemide kullandık’ dedi. Hepsi palavra, yalan söylüyorlar. Bunlar ‘darbeci’ diye bizi suçlar oldu. 128 milyar doları soruyorum diye. Bu kadar pişkin, halktan bu kadar kopuk, bu kadar para sevdalısı, yandaşı bu kadar zengin eden dünyada başka bir iktidar görülmemiştir.

    KORKMA, NAMUSUNLA GİT BARİ

    83 milyona bölsek kişi başına 1.542 dolar düşüyor. Resmen devletin soyulduğu buradan belli. Afişleri indiriyor, ‘Bana hakarettir’ diyor. Sen her eleştireni ‘Bana hakaret ediyor’ diye suçluyorsan, o koltuktan ayrılacaksın. Niçin soruyorum: 10 milyon 219 bin işsizimiz adına soruyorum. 1 milyon 953 bin esnaf adına soruyorum. 2 milyon 83 bin çiftçi için soruyorum. 858 bin kamyon şoförü adına soruyorum. Asgari ücretin üçte biri alan 9 milyon kişi var. Dul ve yetim aylığı alanlar var. Nerede bu para ve neden ortalıkta yok? Tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak için soruyorum. Bunu sormak her namuslu vatandaşın görevidir, eğer yanıt veremiyorsan sandığı getir, korkma namusunla git bari.”

    PİRHA/ANKARA

  • İBB’den Erdoğan’ın kuzeni hakkında suç duyurusu

    İBB’den Erdoğan’ın kuzeni hakkında suç duyurusu

    İBB’ye bağlı Şehir Hatları A.Ş., AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kuzeni Hamit Erdoğan’ın da aralarında olduğu 4 personel hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Şehir Hatları A.Ş hurda hırsızlığı gerekçesiyle aralarında AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kuzenin de bulunduğu 4 isim hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Yeniçağ’dan Fatih Ergin’in haberine göre, suç duyurusunda bulunulan H.Erdoğan, Z.Yerlikaya, B. Gültekin ve S.Kesim’in, çalışanı oldukları Şehir Hatları A.Ş.’ye ait gemilerin tamiri ve bakımları esnasında ortaya çıkan hurdayı şirkete mali veri girişi olmadan kayıt dışı şekilde şirket dışına çıkardıkları tespit edildi.

    “TALİMATI HAMİT ERDOĞAN VERDİ”

    Hurda hırsızlığı soruşturmasında ifade veren Şüpheli B. Gültekin, 3 defa müdürlerin bilgisi dahilinde hurda gönderimi yapıldığını, elde edilen gelirin muhafaza edilmek üzere kendi şahsi hesabına yatırıldığını, talimatı Gemi Operasyon Müdürü Hamit Erdoğan’ın verdiğini ileri sürdü.

    (HABER MERKEZİ)

  • KESK’ten Kanal İstanbul tepkisi: Doğanın talanına izin vermeyeceğiz

    KESK’ten Kanal İstanbul tepkisi: Doğanın talanına izin vermeyeceğiz

    PİRHA –   KESK, Kanal İstanbul Projesi’ne ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da doğanın talanına, halk sağlığının ciddi tehdit altına girmesine ve ranta sessiz kalmayacağız” denildi. 

    Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu, İstanbul Kanal Projesi ile ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, projenin doğanın talan edilmesine yönelik olduğuna dikkat çekildi.

    KESK’in açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

    “İktidarını toplumsal kutuplaşma ve gerginlik stratejisi üzerinden sürdürmeyi ilke edinen AKP ve Genel Başkanı, bu kez de tüm bilimsel kaygıları, uyarıları ve vatandaşların yoğun tepkisini zerre kadar umursamadan, tehditler eşliğinde Kanal İstanbul Projesini ne pahasına olursa olsun hayata geçireceğini ilan etmekte, yeni gerginlik alanı olarak kullanmaktadır.

    Oysa, “Ne pahasına olursa olsun” dedikleri İstanbul’un yaşam destek sistemleri olan Kuzey Ormanları, su havzaları, su havzalarını besleyen su kaynakları, tarım ve mera alanlarının yok olmasıdır.

    “Ne pahasına olursa olsun” dedikleri, İstanbul’un önemli su kaynaklarından biri olan Sazlı dere Barajı’nın yok olmasıdır!

    “Ne pahasına olursa olsun” dedikleri, doğal ve arkeolojik sit alanları, tabiat parkları, milli parklar vb. koruma alanlarının tahrip olmasıdır!

    “Ne pahasına olursa olsun” dedikleri, Trakya gibi çok geniş bir bölgede tarım ve hayvancılığın sürdürülemez duruma gelmesidir.

    “Ne pahasına olursa olsun” dedikleri, üç aktif fay hattının geçtiği bölgede nüfus ve yapılaşma baskısı nedeniyle depremler başta olmak üzere afet riskinin artmasıdır.

    “Ne pahasına olursa olsun” dedikleri, oluşacak çevre kirliliği ve ekosistemin bozulması nedeniyle halk sağlığının tehdit altına girmesidir.”

    “RANTA SESSİZ KALMAYACAĞIZ”

    “İktidarın “devlet projesi” diye sunduğu Kanal İstanbul Projesi bir yönüyle bir siyaset malzemesi iken bir yönüyle de içeride ve dışarıda yandaş sermayeye yeni rant alanı açmayı hedeflemektedir. Basında çıkan bu yönlü haberlerin her birinin kamu adına görev yürüten savcılıklar tarafından soruşturmaya konu edilmesi gerekirken şu ana kadar tek bir girişimin dahi olmaması düşündürücüdür.

    Kaldı ki, Anayasa’nın 56. maddesine göre “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.”

    Kanal İstanbul eko sistemi bozacak, değiştirecek ciddi özellikler barındırmaktadır. “İstikbal ve istiklal projesi” gibi içi boş, hamasi söylemlerle sunulan çevre ve halk sağlığını bozacak bu projenin etrafında yapılan tartışmalar sonlandırılmalı, proje tümüyle iptal edilmeli, vergilerimizden oluşan hazine kaynakları halk sağlığı, eğitim, doğanın korunması ve kamu hizmetleri için kullanılmalıdır.

    Konfederasyonumuz hepimizin bugününü ve geleceğini yakından ilgilendiren Kanal İstanbul projesini doğru bulmadığı gibi bundan sonra da hayata geçirilmemesi için demokratik haklarını kullanarak karşı çıkmaya devam edecektir. Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da doğanın talanına, halk sağlığının ciddi tehdit altına girmesine ve ranta sessiz kalmayacağız.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

  • Kılıçdaroğlu: İsim vermeyeceğim ama saraya gidenleri biliyorum

    Kılıçdaroğlu: İsim vermeyeceğim ama saraya gidenleri biliyorum

    CHP lideri Kılıçdaroğlu, ‘CHP’liler sarayda Erdoğan ile görüştü’ söylentileri ardından “Erdoğan CHP’yi dağıtmak için elinden geleni yapıyor. Saraya gidenleri de biliyorum” dedi.

    CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, katıldığı bir televizyon programında önemli açıklamalarda bulundu.

    Gazeteci Rahmi Turan’ın ‘CHP’liler sarayda Erdoğan ile görüştü’ yazısı konusunda açıklama yapan Kılıçdaroğlu, iddianın doğru olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

    Ben şaşırmadım. CHP üzerine oyunlar oynanıyor. Kendi içlerinde anlaşamıyorlar demek için. CHP’yi nasıl dağıtırız diye çalışan ekipleri var. Arkadaşlarıma, partililere söyledim. Adamlar tutuldu, paralar verildi, biz bunu gayet iyi biliyoruz. Akıl var mantık var, başka işin mi gücün mü yok. Erdoğan, CHP’yi dağıtmak için elinden geleni yapıyor. Devletin en kilit noktasındaki isimleri devreye soktuğunu biliyorum. Okuduğumda doğrudur dedim. Saray’a gidenleri biliyorum. İsim vermek istemiyorum. Erdoğan, ‘Kimseyi Saray’a davet etmedim’ diyemiyor. Bu haber doğru mudur yanlış mıdır? Herkes konuşuyor, tek susan Erdoğan.”

    “HER AN SEÇİM OLACAKMIŞ GİBİ HAZIRIZ”

    Kılıçdaroğlu, Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’yi yönetemediğini ifade ederek erken seçim tartışmaları hakkında da konuştu. “O da görüyor, biz de görüyoruz. Seçimin ne zaman olacağı konusunda tahminde bulunmakta zorlanıyorum.” diyen Kılıçdaroğlu şu açıklamaları yaptı:

    “Erdoğan’ın sağlıklı bir ruh hali yok, her eleştiriye saldırgan bir üslupla yanıt veriyor. 1 ay sonra mı, 1 yıl sonra mı olur bilemiyoruz. Erdoğan çıkıp şunu diyebilir: Madem istiyorsunuz, erken seçim olabilir. Onun psikolojisine bağlı. Biz zaten her an seçim olacakmış gibi hazırız. Erken seçim çağrısında bulunmuyorum ama önümüze gelirse onaylarız. Bir kişinin karar verdiği ortamda devlet nasıl yönetilir. Parlamenter sisteme dönmek gerek. Çözüm, demokratik bir parlamenter sistemdir. Bütün siyasi partiler, sivil toplum örgütleri bir araya gelecek. Bir anayasa değişikliği getireceğiz. Herkesin onay vereceği bir demokratik anayasa yaparız. Bu bizim için son derece önemlidir.”

    “KAYYUM HALKIN İRADESİNİ YOK SAYMAKTIR”

    Kılıçdaroğlu’nun gündeminde HDP’li belediyelere atanan kayyımlar da vardı.

    “Seçime giriyorum ve kazanıyorum. 1 gün sonra vali yazı yazıyor. Baştan gelseniz seçime giremezsin deseniz. HDP de başka birini aday gösterir. Bu demokrasi mi? Siz demokrasiyi katlediyorsunuz, çözüm arıyorsunuz. Demokrasinin D’si bu süreçte yoktur. Yeni aday çıkaralım diyorlar. Halkın oyuyla gelen bir kişinin yerine yukarıdan başkasının getirilmesi oyları yok saymaktır. HDP diyor ki ‘madem tekrar seçime gidelim. Yeni bir kişi gelsin’ Bu doğru bir tavır tabii ki.”

    PİRHA / ANKARA

  • İmamoğlu’ndan Erdoğan’a ‘Sisi’ yanıtı: Milletimiz ismimi çok iyi biliyor

    İmamoğlu’ndan Erdoğan’a ‘Sisi’ yanıtı: Milletimiz ismimi çok iyi biliyor

    Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’ın “Pazar günü Sisi’yi mi diyeceğiz, Binali Yıldırım’ı mı?” açıklamasına “Milletimiz ismimi çok iyi biliyor. Keşke Türkiye’nin sorunlarıyla ilgilense” yanıtını verdi.

    CHP’nin İBB Başkan adayı Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Pazar günü Sisi’yi mi seçeceğiz, Binali Yıldırım’ı mı” sözlerine yanıt verdi. İmamoğlu, “Benim adım Ekrem İmamoğlu. Milletimiz ismimi çok iyi biliyor, çok da sevdi. İstanbul’da aday olarak Ekrem İmamoğlu, Binali Yıldırım ve Necdet Gökçınar var. Keşke Cumhurbaşkanı sahada olmasa da Türkiye’nin sorunlarıyla ilgilense. Vakitlerini bu işe ayırmasalar” dedi.

    “BUNDAN MI MEDET UMUYORLAR?”

    İmamoğlu, gazeteci İsmail Küçükkaya ile yaptığı görüşmeye ilişkin ise “Birincisi ben bu ‘gizli’ görüşmeyi ertesi gün bana soran yabancı gazeteciye de anlattım. Yabancı bir medya mensubu sordu anlattım. Hem gizli yapacağız, hem de anlatacağım? İkincisi biz gizli görüşme yapacağız. Taksim’in göbeğinde yapacağız. Buradakinin 3 katı basın mensubunun olduğu bir otelde yapacağız. Akıl tutulması herhalde. Bundan mı medet umuyorlar yani? Çıkın millete ne yapabileceğinizi anlatın. Belki anlatacaklarınız arasından bir iki tanesini 24 Haziran’dan sonra kullanırız. Nasılsa biz yöneteceğiz bu belli” yanıtını verdi.

    Mahir Ünal’ın görüşmeye dair açıklamalarının sorulması üzerine ise İmamoğlu, “Mahir Ünal benim muhattabım değil, Engin Bey ona cevap verecek. Seçime üç dört gün kala koparılan bu feryat sonuca dair endişeleri olduğunu gösteriyor. İftiralar, yapılan yalan ifadeler, tamamen böyle bir psikoloji. Allah yardımcıları olsun. Psikolojilerini iyi görmüyorum” yanıtını verdi.

    Görüntüleri medyaya servis eden The Marmara otel ile ilgili soruya dava açmayacağını söyleyen İmamoğlu, “Ancak mesleki ahlaka aykırı davrandıklarını düşünüyorum” dedi.

    “TELEVİZYONA ÇIKMAYACAĞIM”

    Üsküdar’da seçim çalışmalarını sürdürürken halka seslenen CHP İstanbul adayı İmamoğlu 23 Haziran’a kadar televizyona çıkmayacağını açıkladı. “Ben bugünden itibaren televizyonlara çıkmıyorum artık. İzlemeye de gerek yok zaten. Seçime 4 gün kaldı” diyen İmamoğlu, “Bize karşı çok kötü cümleler kuruyorlar; çok komik duruma düşenler var. Onun için sizlere tavsiyem artık televizyon izlemeyin. Hiç kimse oyundan dolayı bizim rakibimiz değil, biz milletçe biriz. Onlar ne kadar ayrıştırrırsa ayrıştırsın biz tam tersini yapacağız. Ne kadar ötekileştirirlerse ötekileştirsinler biz sarılmaya, kucaklaşmaya devam edeceğiz. 23 Haziran’da sizden isteğim herkesin oy kullanıp kullanmadığına bakın. Kapı kapı gezin, demokrasiye sahip çıkın. Bugün itibariyle söylüyorum ki, her şey çok güzel oldu. İçimde öyle bir enerji var ki Allah şahit bana öyle geliyor ki hiç yorulmayacağım. Bu şehirde yaşayan herkesi çok seviyorum. Hem demokrasiye, hem de bu güzel cumhuriyete hep birlikte hizmet edelim” dedi.

  • Erdoğan, 5 üniversiteye rektör atadı

    Erdoğan, 5 üniversiteye rektör atadı

    PİRHA – Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 5 üniversiteye rektör atadı. 

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 5 üniversiteye yaptığı rektör atamasına ilişkin kararları Resmi Gazete’de yayımlandı.

    Buna göre, Munzur Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ubeyde İpek ve Muş Alparslan Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Fethi Ahmet Polat atandı.

    Antalya AKEV Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Kamile Akgül’ün, İzmir Ekonomi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Murat Aşkar’ın ve Ostim Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Murat Ali Yülek’in ataması gerçekleştirildi.

    Rektörlüğü boyunca ihraçları, öğrencilere yönelik disiplin soruşturmalarının yanı sıra kız kardeşi ve yeğeni için açtırdığı kadro iddialarıyla gündeme gelen Prof. Dr. Ubeyde İpek’in Munzur Üniversitesi rektörlüğüne yeniden atanması dikkat çekti.

    (HABER MERKEZİ)

  • İZBAN’daki grev kararı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla ertelendi

    İZBAN’daki grev kararı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla ertelendi

    İzmir Banliyö Taşımacılığı Sistemi Ticaret AŞ’ye (İZBAN) bağlı iş yerlerindeki grev Cumhurbaşkanı kararı ile 60 gün süreyle ertelendi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, İZBAN’a bağlı iş yerlerinde Türkiye Demiryolu İşçileri Sendikası tarafından uygulanmakta olan grevin “şehir içi toplu taşıma hizmetlerini bozucu nitelikte görüldüğünden” 60 gün süreyle ertelenmesine karar verildi.

    İZBAN işçilerinin bir aydır diğer raylı ulaşım işçileri ile aynı maaşı alabilmek için sürdürdüğü grev, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından yasaklandı. Grev devam etmiş olsaydı işçiler, verilen son teklif için bugün oylama yapacaktı.

    AKP iktidarı grev yasaklarına İZBAN’ı da ekledi. İzmir Büyükşehir Belediyesi ile TCDD’nin ortak kuruluşu olan İzmir Banliyo Ağı’nda (İZBAN) otuzuncu gününe girecek grevle ilgili dün gece yeni bir gelişme yaşandı. Türk İş’e bağlı Demiryol İş Sendikası’na üye İZBAN işçileri tarafından sürdürülen grev Resmi Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanı kararı ile yasaklandı.

  • Cumartesi Anneleri 710’uncu haftada da abluka altında adalet talebini yineledi- VİDEO

    Cumartesi Anneleri 710’uncu haftada da abluka altında adalet talebini yineledi- VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eylemlerinin 710. haftasında 24 yıl önce gözaltında kaybedilen Nazım Gülmez dosyasında hakikatin açığa çıkartılması talep etti. 

    Cumartesi Anneleri, 710’uncu hafta eylemlerinde de İnsan Hakları Derneği’nin bulunduğu Beyoğlu Çukurlu Çeşme Sokağı’nda bir araya geldi. Eyleme HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Oya Ersoy, CHP milletvekilleri Ali Şeker, İlhan Cihaner ve insan hakları savunucuları destek verdi.

    24 yıl önce gözaltında kaybedilen Nazım Gülmez için adalet istenen eylemde basın metnini Sebla Arcan okudu. “Anayasa’nın ve yasaların güvencesi altında olan düşüncelerimizi Galatasaray’dan başkalarına anlatabilme, yayabilme ve insanları düşüncelerimizin doğruluğunda ikna edebilme hakkımızı polis zoruyla engelliyor.” diyen Arcan, Nazım Gülmez dosyası ile ilgili şu bilgileri paylaştı:

    “SAVCILIKLAR OLAYIN AYDINLANMASI İÇİN GEREKEN ÇABAYI GÖSTERMEDİ”

    “61 yaşındaki 9 çocuk babası Nazım Gülmez Dersim/Hozat/ Taşıtlı köyünde yaşıyordu. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan Nazım Gülmez, çevresinde sevilen, sayılan biriydi. 14 Ekim 1994 tarihinde bölgede operasyon yapan Bolu Komando Tugayı’na bağlı askerler Taşıtlı Köyü’ne geldi. Askerler Nazım Gülmez’den arazide kendilerine kılavuzluk etmesini söyleyerek evinden alarak götürdü. Gülmez ile birlikte üç köylü daha götürüldü. Olaya muhtar ve bütün köylüler tanıklık etti. Askerlerin Gülmez ile birlikte aldığı üç kişi bir süre sonra serbest bırakıldı ve köye döndüler. Ancak Nazım Gülmez’den bir daha haber alınamadı.

    Askeri yetkililerin eşini soran Garip Gülmez’e cevabı; ‘Askerler Tunceli merkeze götürüp bırakmış’ oldu. Nazım’ın eşi Garip Gülmez’in ‘Okuma yazması olan, yol iz bilen biriydi, bırakılsaydı eve gelirdi’ itirazı karşılıksız kaldı. Gülmez Ailesi Hozat Savcılığına başvurdu. Dosya Hozat Savcılığı, Elazığ Askeri Savcılığı ve Malatya DGM Savcılığı arasında gidip geldi. Savcılıkların olayın aydınlanması için gereken çaba ve özeni göstermemesi nedeniyle dosyada herhangi bir ilerleme sağlanamadı.”

    Arcan, Nazım Gülmez’in akıbetinin açığa çıkartılmasını, sorumlu olanların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte bir soruşturma başlatılması için savcıları göreve çağırdı.

    “SOYLU SENİN HİÇ KİMSEN ÖLMEDİ Mİ?”

    Açıklamanın ardından gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın kardeşi Fatma Kırbayır söz aldı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Cumartesi Anneleri’ne kayıpları bulacağına dair verdiği sözü tutmadığını hatırlatan Kırbayır, Galatasaray Meydanı’nın kendilerine yasaklandığını haykırarak “Bizim işimiz sizinle değil katillerle. Biz kardeşlerimizi istiyoruz, kayıplarımız istiyoruz” dedi. Cemal Kaşıkçı’nın nasıl öldürüldüğünü dile getiren Kırbayır, “Cemal Kaşıkçı’yı da parça parça ettiler. Ben düşünüyorum acaba benim kardeşimi de mi böyle öldürdüler. Bir bacı için bu ne kadar acı bir durum” şeklinde ifade etti. Cumhurbaşkanına “Ağabeyim suçluysa onu öldürüp cenazesini bana versin” diye seslenen Kırbayır, Süleyman Soylu’ya ise şöyle seslendi: “Soylu senin hiç kimsen ölmedi mi. Ben gördükçe içim parçalanıyor. Nasıl bu emirleri veriyorsun. Biz her şeye rağmen yine barış diyoruz adalet diyoruz. Bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Nasıl ben geldiysem benim evlatlarım da gelecek.”

    “BİR DEVLET BU KADAR GADDAR OLABİLİR Mİ?”

    Kırbayır’ın ardından Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç söz aldı. 23 yıldır insanlık mücadelesi verdiklerini belirten Karakoç, yıllarca Galatasaray Meydanı’ndan en doğal hakları olan mezar haklarına kavuşmak için eylemlerini yaptıklarını ancak yetkililerden hiçbir cevap alamadıklarını söyledi. Her türlü engelle karşı karşıya kaldıklarını ifade eden Karakoç, bu mücadeleyi annelerinden, babalarından, kardeşlerinden miras aldıklarını ve 3 kuşaktır mücadeleyi sürdürdüklerini, 4’üncü kuşağın da bu mücadeleyi sürdüreceğini dile getirdi. Üzerinden bir 23 yıl daha geçse bu mücadeleyi bırakmayacaklarını vurgulayan Karakoç, “Biz alnımızın akı ile mücadele edeceğiz. Sizler yarın torunlarınızın, çocuklarınızın yüzüne nasıl bakacaksınız. Biz mezar hakkımızı istiyoruz. En insanlık dışı toplumlarda bile buna saygı duyuluyor. Ama 21’inci yüzyıldayız hala feryat ediyoruz. Bir devlet bu kadar gaddar olabilir mi, bu kadar insanlık dışı davranabilir mi? Asiye Ana bana vasiyet etmişti ‘Asla bu alanı bırakmayın’ diye. Asla bu alanı bırakmayacağız.” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • İnce’den Erdoğan’a ‘erotik şiir’ yanıtı: Eski defter açmaya meraklıysan, hazırım

    İnce’den Erdoğan’a ‘erotik şiir’ yanıtı: Eski defter açmaya meraklıysan, hazırım

    Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce dün Kilis mitinginde yıllar önce yazdığı “Tatanka” isimli şiir kitabına “erotik” diyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yanıt verdi.

    Erdoğan’a “İki dakika delikanlı ol çık karşıma” diyen Muharrem İnce, Erdoğan’ın şiir kitabıyla ilgili yorumuna karşılık, “Kitaptan toplanan paralarla, okuduğum ilkokula fen bilgisi laboratuvarı yaptım” dedi.

    Muharrem İnce’nin konuşmasının devamında Erdoğan’a damadığı Berat Albayrak göndermeli bir uyarıda bulundu:

    “Eğer eski defter açmaya çok meraklıysan, ben hazırım. Yüzüklerin efendisinin bir alışveriş listesini açıklayabiliyorum. Ne demek istediğimi sen anlarsın.”

  • Dersim’de Alevileri kızdıran afiş

    Dersim’de Alevileri kızdıran afiş

    PİRHA-Dersim’de kayyum tarafından asılan Recep Tayyip Erdogan afişi Alevilerin tepkisine neden oldu. 

    Tunceli Belediyesi’ne atanan kayyum tarafından Tunceli merkezde bir binaya üzerinde Recep Tayyip Erdogan’ın resminin bulunduğu ve “Ali rehberin olsun, Hızır yardımcın olsun, Düzgün Baba yoldaşın olsun. Yolun açık olsun cumhurun reisi” yazılı pankart asıldı.

    Pankartın altına da “Munzur’un şahitliğinde kutlu yürüyüşe devam” yazılı bir pankart daha asıldı.

    Gelen bilgiler arasında Dersimli yurttaşların pankarta tepki gösterdikleri yer alırken, pankartı indirmek isteyen yurttaşlara da polisin biber gazıyla karşılık verdiği iddia edildi.

    Bu durum Alevi toplumunda da tepkiyle karşılandı.

    Pir Cafer Kaplan, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda “Ya Düzgün Baba Alevi inancını, Dersim’in kutsallarını yok sayan bu zihniyette sen de hesap sorasın, yüzlerini güldürmeye son” ifadelerini kullandı.

    Pir Eren Yıldırım da paylaştığı mesajda “Bizim oralarda böylelerine güzel bir deyim vardır; Hızır canını alsın, Düzgün Baba seni çarpsın” dedi.

    “BU MESAJI YAZANLAR HIZIR PAŞA’NIN YOLUNDAN YÜRÜYENLERDİR”

    Hasan Subaşı ise paylaştığı mesajda şunlara yer verdi:

    “Tayyip Erdoğan, Muaviye ve Yezit’in günümüzdeki temsilcisidir. Çağımızın zalim Muaviyesi için bu dileklerde bulunan ve yol önderlerimizin isimlerini vererek onlardan yardımcı olmalarını dileyenler işbirlikçi hain Hızır Paşa’nın yolundan yürüyen kınalı kekliklerdir! Hızır Paşa’nın yolundan yürüyenler Aleviliğin ve Alevilerin adına konuşamazlar!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ören PSAKD Başkanı’ndan AKP tepkisi: Aleviler size inanmıyor, 16 yıldır neredeydiniz?-VİDEO

    Ören PSAKD Başkanı’ndan AKP tepkisi: Aleviler size inanmıyor, 16 yıldır neredeydiniz?-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Ören Şube Başkanı Mazlum Köse, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim beyannamesinde yer alan, ‘Cemevlerine yasal statü vereceğiz’ açıklamasına tepki gösterdi. Köse,”Aleviler size inanmıyor, 16 yıldır neredeydiniz? Yapmış olduğunuz bu açıklamayı tamamen oy devşirmeye yönelik olarak görüyoruz ve sizi samimi bulmuyoruz” dedi.

    AKP’nin seçim beyannamesi ve milletvekili aday tanıtım toplantısında konuşan AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “24 Haziran seçimlerinden sonra demokrasimizi geliştirmeye devam edeceğiz, demokrasiyi bir üst lige çıkaracağız. Cemevlerine hukuki statü sağlayacağız” sözlerine Alevi toplumundan, dernek temsilcilerinden tepki gelmeye devam ediyor.

    Bir tepki de Malatya Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ören Şube Başkanı Mazlum Köse’den geldi.

    “ALEVİLER, BU AÇIKLAMALARA İNANMIYOR”

    Köse, “24 Haziran’da gerçekleştirilecek olan seçimler için partiler seçim beyannamesini açıklıyorlar. En son olarak da Ak Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan seçim beyannamesini açıkladı. Açıklamada, ‘Cemevlerine yasal statü vereceğim’ diyor. Siz 16 yıldır iktidardasınız, tek başınıza hükümetsiniz. Bu süre içerisinde Aleviler ile ilgili 7 tane çalıştay yaptınız. Bu Çalıştay’da alınan kararlar var idi ama bunların hiç birine uymadınız” dedi.

     “OY DEVŞİRMEYE YÖNELİK”

    Köse şu ifadeleri kullandı:

    “Alevilerin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımış oldukları talepleri bir karara bağlandı. Bu kararda iki tane önemli şey öne çıkıyordu. Birincisi zorunlu din derslerinin kaldırılması, ikincisi cemevlerine yasal statünün taşınması. Anayasamızın 90. Maddesi der ki, ‘Uluslararası sözleşmeler anayasanın üzerinedir ve buna uymakla yükümlüdür.’ Siz çalıştaylarda çıkan talep kararlarına uymadınız, AİHM kararlarına uymadınız. Bugüne kadar bu kararları uygulamaya koymadınız. Bugün ne oldu da seçim beyannamenize, cemevlerine yasal statü vereceğim diye bir madde koydunuz. Siz, inançların eşit olması noktasında sözlerinizi tutmadınız ve güven vermiyorsunuz. AİHM kararlarına uymamakla Alevi canlara güven vermiyorsunuz. Sizin elinizi tutan ne oldu, 16 yıl içerisinde zorunlu din derslerini kaldırmadınız da, cemevlerine yasal statü vermediniz? Bugün neden böyle bir açıklama yapma gereği duydunuz. Aleviler artık bunlara inanmıyor. Yapmış olduğunuz bu açıklamayı tamamen oy devşirmeye yönelik olarak görüyoruz ve sizi samimi bulmuyoruz. Bizler daha çok ezilenden yana, yoksuldan yana, emekçiden yana olan insanlara oy vereceğiz”

    (HABER MERKEZİ)

  • ABF Başkanı: Bir seçim taktiği olarak Alevilere mavi boncuk dağıtıyorlar-VİDEO

    ABF Başkanı: Bir seçim taktiği olarak Alevilere mavi boncuk dağıtıyorlar-VİDEO

    PİRHA – Erdoğan’ın seçim vaadi olarak 24 Haziran sonrası cemevlerine hukuki statü tanıyacakları sözlerine tepki gösteren Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Muhittin Yıldız, “Geçmişte de Alevi çalıştayı yaptılar, kendi Alevilerini oluşturmak adına fakat bunu bir türlü başaramadılar” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “24 Haziran sonrası cemevlerine hukuki statü vereceğiz” açıklamalarına ABF Başkanı Muhittin Yıldız tepki gösterdi.

    Yıldız, “Geçmişte de alevi çalışmayı yaptılar, kendi Alevilerini oluşturmak adına fakat bunu bir türlü başaramadılar. Dolayısıyla Alevilerin temel hak ve özgürlüklerinin temel hukukunu zaten yargı vermişti. Onların verecekleri temel özgürlükler ve haklar tarikat yuvası olur. Dolayısıyla da Aleviler hakkını almamış olur. Hal böyleyken yargı süreci uygulanmış olsaydı zaten bizler haklarımızı da almış olacaktık” ifadelerini kullandı.

    “BİR SEÇİM TAKTİĞİ; ALEVİLERE MAVİ BONCUK TAKMAK İSTİYORLAR”

    Yıldız,”Alevilerin sadece cemevlerinin yasal statüsü ile ilgili aldıkları hak yeterli değil, eşit yurttaşlık konusu, din dersleri ve buna benzer haklarımız var. Sadece kendi haklarımız için de değil bu. Toplumda kanayan yaralar var. Bu toplumda dilinden, dininden, inancından dolayı ötekileştirilmiş, inancından, dilinden dolayı horlanmış, ikinci sınıf vatandaş olarak gözükmüş kişiler hak ve hukuklarını alamadığı müddetçe Aleviler hiçbir zaman hakkını ve hukukunu almış sayılmayacak” dedi.

    Yıldız, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dolayısıyla da cumhurbaşkanının söylediği Alevilere yasal statüsü verilecek dediği geçmişte de bunu yapmışlardı. Bugünde aynı şekilde bir seçim taktiği olarak Alevilere mavi boncuk takmak istiyorlar.

    Buradan yola çıktığımızda dediğimiz gibi, Alevilerin cemevleriyle ilgili yasal statüde sorunu yok zaten. Bizi cemevlerinin yasal statüsü ile ilgili sorunumuzu çıkardık. Alevilerin ibadet yeri cemevleridir, ibadet yeri cemdir.”

    “KATLİAMLAR AYDINLATILMADIĞI SÜRECE ADALETTEN BAHSEDİLEMEZ”

    Yıldız, “Bizlerin farklı sorunları var. Din derslerinin kaldırılması, eşit yurttaşlığın verilmesi, Dersim, Çorum, Maraş Sivas katliamlarının TBMM’de bir an önce bu karanlığı aydınlığa çıkartılması için Cumhurbaşkanı olmak üzere tüm parlamentoda görev yapan milletvekillerinin görevidir. Bu ayıbı ile yüzleşmediği müddetçe bu toplumda barışı, demokrasiyi,  savunamaz, bu toplumda adaletten bahsedemez” diyerek tepkilerini ve çağrısını şöyle dile getirdi:

    “Hal böyle iken biz her zaman söylüyoruz. Eğer bu toplumda bir barış sağlanacaksa adaletin herkese eşit derecede uygulanması lazım. Anayasanın toplumsal bir anayasa, uzlaştırmacı,  barışçıl bir anayasa olması, bu ülkede yaşanan kadın cinayetlerinde, emek haklarında, emek hırsızlığında, hükümetle muktedirler bir türlü bu alışkanlıklarından vazgeçmedikleri müddetçe bu toplumda eşitliği sağlamamış olacaklarıdır.”

    Yıldız, “Dolayısıyla biz Aleviler olarak inancımız gereği 73 millete aynı nazarda bakıyoruz. Bu toplumda tüm insanların ötekileştirme kaygıları bitmediği sürece, bizler hakkımızı almış sayılmayacak, bizim alacağımız tek hakkımız demokratiklik bir cumhuriyet olduğu müddetçe eşit yurttaşlık hakkımızı almış sayılmayacağız” diyerek sözlerini tamamladı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Orhan Gencebay’dan tepki çekecek açıklama: Kayyuma saygılıyım, varlığımız devletin emrindedir

    Orhan Gencebay’dan tepki çekecek açıklama: Kayyuma saygılıyım, varlığımız devletin emrindedir

    PİRHA – MESAM’a kayyum atanmasını ve Arif Sağ’ın da aralarında bulunduğu yönetimin görevden alınmasını sağladığı ileri sürülen Orhan Gencebay, Posta gazetesine yaptığı açıklamada, “Devletimiz bilir. Bu kayyuma da saygılıyım. Varlığımız devletin emrindedir” dedi.

    Kayyum için Erdoğan’a şikayette bulunduğu haberlerini reddeden Orhan Gencebay, “Ben Tayyip Bey’i 40 yıldır tanırım. Tanıdığım dostlarımın davetlerine gitmeyecek miyim? İktidar yanlısı söylemler iftiradır. Birilerinin art niyetidir. Erdoğan’ın işi gücü yok MESAM’la mı uğraşacak” diye konuştu.

    Gencebay’a yöneltilen sorular ve alınan yanıtlar şöyle:

    “MESAM’ı Aleviler ele geçirdi, buna izin vermeyeceğim” demişsiniz…

    Asla böyle bir şey demedim, demem de mümkün değil. Alevilik, gerçek Alevilik Türklüğün özünde var. Bizim ülkemizde, din, dil,ırk farklılığı vardır ama ayrılığı kesinlikle yoktur. Ben gerçek Alevilere çok saygılıyım, onları çok seviyorum.

    ‘Gerçek olmayan Alevi’ nasıl oluyor?

    Alevi felsefesine uymayanların çoğu Alevi olduğunu söylüyor. Belki onlar Allah’a da inanmıyor. Ben onlara Alevi diyemem. Gerçek Alevilikte aynı Allah, aynı Peygamber, aynı Kuran ve aynı ilkeler vardır. İslam bir tanedir. Ayrıca ben de bu felsefeden geliyoru, Alevileri de, Aleviliği de çok seviyorum. Ben halkın sanatçısı olarak nasıl olur da Türk, Kürt, Ermeni, Alevi, Sünni diye ayrım yapabilirim? Halkı olduğum için beni böyle şeylerle yıpratmak istiyorlar. Ama bu iftiralar Orhan Baba’nın üzerine yapışmaz da, yakışmaz da…

    Siyaset yakıştırmaları bir dönem ‘Akil İnsan’ olduğunuz ve devletin resepsiyonlarında sık görüldüğünüz için mi acaba?

    Akillikten pişman değilim. Gelmiş geçmiş en büyük akil adam Atatürk’tür. ‘Akil İnsan’ olayı da şöyle oldu: Dönemin Başbakan yardımcısı Beşik Atalay beni aradı. “Orhan Bey sizi akil insan seçtik. Ülkemiz için elinizi taşın altına koyar mısınız? dedi. “Bunu kime söyleseniz şeref duyar, ben de şeref duyarım” dedim. Ülke için yaptım bunu, kimse için değil, sadece vatan için…

    “Sanatçı muhalif olmalı” diyen de var…

    Sanatçı muhalif de, yandaş da olmaz. Sanatçı sanatçıdır. Halk onun sanatını seviyor, görüşünü değil. Her insanın görüşü var, Erdoğan’ı sevebilirsiniz de, eleştirebilirsiniz de… Bunda problem yok. Emine Erdoğan’ın, ‘Enerji Veren Kadınlar’ etkinliğine davet edildim, katıldım. Şimdi yandaş mı oluyorum? Ne alaka? Sanatçı her yere gider.