Etiket: tazminat davası

  • Av. Sarıhan’dan, Karababa’nın iddialarına yanıt: Hukuki girişimlerimiz ailelere bilgi verilerek gerçekleşti

    Av. Sarıhan’dan, Karababa’nın iddialarına yanıt: Hukuki girişimlerimiz ailelere bilgi verilerek gerçekleşti

    PİRHA- Madımak Katliamı’nda kardeşi Gülsün Karababa’yı kaybeden Hüseyin Karababa ile Deniz Karababa, davanın avukatlarından Şenal Sarıhan’ın vekaletleri olmadan tazminat davası açtığı yönündeki iddialarına Av.Şenal Sarıhan cevap verdi. Sarıhan, “Bütün hukuki girişimlerimiz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve onların çağrısı ile toplanan ailelere bilgi verilerek gerçekleşti. Aile toplantılarına gelmemişse, aile toplantılarından bilgi almamışsa ve dosyadaki vekaleti inkâr ederek beni küçük düşürmeye çalışıyorsa bu son derece ağır bir olgudur ve ben de hukuki haklarımı her iki kişiye karşı da kullanırım” dedi.

    Hüseyin Karababa ile Deniz Karababa, AYM’ye verdiği dilekçenin ardından yaptığı basın açıklamasında Madımak Katliamı Davası’nın avukatlarından Şenal Sarıhan’a ilişkin iddialarda bulunmuştu. Şenal Sarıhan’ın vekaletleri olmaksızın tazminat davası açtığını söyleyen Hüseyin ve Deniz Karababa, ayrıca Şenal Sarıhan’dan davacı olacaklarını belirtti. Av. Şenal Sarıhan hakkındaki iddiaları PİRHA’ya değerlendirdi.

    “TÜM HUKUKİ GİRİŞİMLERİMİZ AİLELERE BİLGİ VERİLEREK GERÇEKLEŞTİ”

    Davanın 1993 yılından bu yana avukat olarak görev yaptığını belirten Şenal Sarıhan, bütün hukuki girişimlerinin, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve onların çağrısı ile toplanan ailelere bilgi verilerek gerçekleştiğini söyledi. Sarıhan şunları ekledi:

    “Katliam gerçekleştiğinde Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD)’nin genel başkanıydım. Derneğimizin kararı ile tüm savunma, avukat güçlerini Barolar Birliği’nin başkanlığı altında toplayarak davaya katıldık. Davanın birinci aşamasında sanıklar ceza aldılar. 38 sanık hakkında idam cezası verildi, diğer sanıklar farklı cezalar aldılar. Fakat duruşmalar sırasında tahliye edilenler ne yazık ki yurtdışına kaçırılmışlardı. Bunlarla ilgili dava tefrik edildi. Aynı tarihte yani ilk açtığımız davanın sanıklar yönünden ceza ile bitmesinin ardından yine bir grup avukat arkadaşımız idari davaya, Sivas İdare Mahkemesi’ne başvurdular. Maddi ve manevi zararı, çocuklarını, yakınlarını yitirmiş olmaktan ötürü olayın yarattığı zararı anlattılar. Ve Sivas İdare Mahkemesi tazminata hükmetti, devleti kusurlu buldu.

    “AİLELERDEN HİÇ KOPUK OLMADIK”

    Ailelere bu para o dönemdeki avukat arkadaşlarımız tarafından dağıtıldı. Yani bu bir haktı ve mağdurlara devlette tazminat verdi. Ancak aramakta olan sanıklar ile ilgili ayrıma yani tefrik etme deriz, dava devam etti. Süreç içinde Erçakmak ve arkadaşları davası başladı. Erçakmak ve arkadaşları davası da 2014 yılında kesin hükme bağlandı, onun üzerine ben bir avukat arkadaşım ile birlikte Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk. Çünkü artık dava ne yazık ki eski canlılığı ile ve kalabalık avukat grubuyla yürütülemiyordu. Bu tarihten önce ve bundan sonraki tarihlerdeki bütün hukuki girişimlerimizin, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve onların çağrısı ile toplanan ailelere bilgi verilerek gerçekleşti. Biz ailelerden hiç kopuk olmadık.”

    “DAVANIN ZAMAN AŞIMINDAN DÜŞÜRÜLMEMESİ GEREKTİĞİNİ ISRARLA İFADE ETTİM”

    Karababa ile karşılaştığını ve davanın özü ile ilgili yeterli bilgisi olmadığından ilginç istemlerde bulunduğunu söyleyen Sarıhan, “Örneğin Aziz Nesin ile ilgili olarak da dosyaya başvurdular. Oysa biz verilen cezada daha önce Aziz Nesin’nin tahrik edici olduğu gibi bir karar çıkmıştı, böyle olmadığını Aziz Nesin’in tahrik etmiş olsaydı İstanbul’da da Aziz Nesin’e yönelik katliamın gerçekleşebileceğini ifade ettik. Atılan sloganları ben atmadım, bütün görsel kayıtlarda var. “Şeriat isteriz. Laiklik gidecek, şeriat gelecek. Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak” diyen sloganlar dosyada vardı. Bu dosyalar çerçevesinde de o dönemde Türk Ceza Yasası’nın 146. maddesinin 1.fıkrası gereğince ceza verildi. 2. dosyamızda 2005 yılında insanlığa karşı suç da bizim yasalarımıza girmişti. Bu eylemin artık Türk Ceza Yasası’nda da yer alan ve zaten Uluslararası Sözleşmeler gereğince de bir insanlığa karşı suç niteliği taşıdığı, Alevi toplumuna karşı düzenli bir saldırının da olduğunu, bu sistemli saldırıyı da dikkate alarak yapılması gereken şeyin insanlığa karşı suç olarak bu davanın zaman aşımından düşürülmemesi gerektiğini ısrarla ifade ettim” dedi.

    “ERÇAKMAK’IN MEZARI DNA TESTİ YAPILMASI İÇİN AÇILDI”

    Erçakmak’ın mezarının açılması hakkında da bilgi veren Şenal Sarıhan, “Bu davanın baş sanığı olan ve Aziz Nesin’i merdivenlerden iterken görüntüleri bulunan kişinin Fransa’da olduğu bilgisi vardı. Onu araştırırken bu şahısın Sivas’tan, kendi evinden cenazesi çıktı. Oysa bu tür davalarda aranan şahısların hem evlerine gidilir, aranır ve polis bilgi getirir hem de yurtdışında kırmızı bültenle arama ile ilgili safhalar dosyaya gelir. Sivas’tan Erçakmak’ın evinde olmadığı, bulunmadığı biçiminde dünya kadar bilgi gelmişti. Ama sonra kendi evinden cenazesi çıktı. Bunun üzerine ‘acaba bu şahıs kendini saklıyor mu?’ diye düşündük. Dayı diye yazılmıştı mezarına. Ben mahkemeden mezarın açılmasını talep ettim, mezar açıldı. Yine açıldı? DNA testi için açıldı. Şenal Sarıhan onu tanıyor mu? Tanımıyor mu? diye değil. Fakat Karababa ve avukatı, benim mezar açılınca ‘evet budur’ diyerek mezarı kapattırdığım gibi bir iddia da bulundular. Hukuk dışı, gerçek dışı bir iddiada bulundular. Sonuç olarak o şahsın yüzde 95 ya da 96 o olduğu ifade edildi. Yani bana karşı hangi nedenden kaynaklandığını bilmiyorum, bunun ideolojik bir temeli de olduğunu zannetmiyorum. Örneğin ilk mahkemede İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmenin koşulları yoktu çünkü olumlu sonuçlanmıştı ve komisyon vardı o zaman. Komisyon, İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmek gibi bir başvuruyu gerekli görmedi. Burada biz maddi zarara uğradık diye itiraz eden bir arkadaştı bu arkadaş. Şimdi bugün, bu Erçakmak davasından sonra; insanlığa karşı suç olduğunu, zaman aşımından düşürülmemesi gerektiğini, yaşama hakkının ihlal edildiğini, uzayan yargılama olduğunu, pek çok sayıda ihlal olduğunu ifade ederek AYM’ye başvurduk ve tazminat isteminde de bulunduk” diye konuştu.

    “BU DAVAYI TOPLUMSAL BİR SORUMLULUK OLARAL KABUL ETTİM”

    Şenal Sarıhan 2024 yılında, 3 sanıkla ilgili bir dava daha açıldığını belirtti. Sarıhan, 1 yıldır Karababa ve ailesinin avukatı olmadığını ancak 2014 yılında kendilerinin avukatı olduğunun altını çizerek şunları söyledi:

    “Bunda da zaman aşımından düşürmeyin, ceza verin bu sanıklar hakkında çünkü bu sanıklar kaçak durumunda. Kaçak olan hakkında karar verebilirsiniz, hukuki bir işlemdir” dedik. Mahkeme ‘hayır’ dedi, ‘kaçağı soru sormamız lazım’ gibi bir iddia ile davayı zaman aşımına kadar taşıdı ve düşürdü. Bizim iddiamız ise bütün basını tarayın benim ne söylediğim, ne yaptığım ortada. Basın bu işlerden uzak değil. Dünya kadar tanıkla, dünya kadar duruşmalara giren insanla ve kamuoyu ile ben bunun insanlığa karşı suç olduğunu ve düşürülmemesi gerektiğini noktasında açıklamalarda bulundum. Son dava, 3 kişi ile ilgili görülen dava kesin hükme bağlanmadı. Kesin hükme bağlandıktan sonra da tekrar AYM’ye bütün mağdurlar gidebilir. Bu davada benim yaptığım farklı bir şey oldu, uzayan yargılamadan da başvurdum. Sadece uzayan yargılama, dava bitmediği için. Burada çok biçimsel bir manevi tazminat talebimiz var, maddi tazminat talebimiz yok. Bu davadan da aileler haberliydi.

    “VEKALET İNKAR EDİLEREK KÜÇÜK DÜŞÜRÜLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Aile toplantılarına gelmemişse, aile toplantılarından bilgi almamışsa ve dosyadaki vekaleti inkâr ederek beni küçük düşürmeye çalışıyorsa bu son derece ağır bir olgudur ve ben de hukuki haklarımı her iki kişiye karşı da kullanırım. Bir başka mesele de ben bu davayı gönüllü olarak takip ettim. Hiçbir maddi ya da manevi tazminatta, hiçbir paraya elimi sürmüş değilim. Bir gönüllü avukat olduğum için herhangi bir talebim de olmamıştır. Bana onur vermiştir bu davayı takip etmek. Toplumsal bir sorumluluk olarak kabul etmişimdir. Hüseyin Karababa son dönemde bir de siyasi bir kılıf koymaya çalışıyor. Bu tartışmanın ben tarafı değilim. Ben dosyaya bakıyorum, hukuki delillere bakıyorum, hukuki deliller üzerinden konuşuyorum. Hukuk’un ne emrettiğini önemseyerek buna aykırı bir yargılama olduğunu iddia ederek başvurularda bulunuyorum. Hem bir insan hakları avukatıyım hem bir siyasi ceza avukatıyım şiddetle reddediyorum iddialarını çünkü gerçek değil, gerçek olsaydı, eleştiriyor olsalardı kabul ederim. O kabulü düzeltirim, o tür bir kişiliği de sahibim. Yanlış yapıyor olabilirim. Geçen sene Eylül aylarında bu kişinin ve ailesinin davasından çekildim. Şimdi avukatları değilim ve bunu Anayasa Mahkemesi’ne bildirdim, bunu Ceza Mahkemesi’ne bildirdim, kendilerine bildirdim. 1 yıldır avukatları değilim ama 2014’te avukatlarıydım. Ve şu anda da AYM’de avukatları değilim. İstedikleri gibi beyanda bulunabilirler.”

    “BU DOZUNU AŞMIŞ BİR İDDİADIR”

    Bu mücadelede esas olarak ailelere şükran borçlu olduğunu ve ailelerin davalarına sahip çıkmasından kaynaklı 31 yıldır mücadele ettiğini vurgulayan Şenal Sarıhan, “Ayrıca 2014 yılından beri ben de ortadayım, dosya da ortada eğer isteselerdi kendileri de kendi başlarına başvuru yaparlardı, beni çıkarırlardı, ‘seni istemiyoruz’ derlerdi. Şimdi bugün bir süredir devam etmekte olan bir muhakkak siyasi bir kaygı taşımakta olan ya da başka bir politik kaygı taşımakta olan bu açıklamaları kabul etmiyorum. Tazminat istemiyorlarmış, istemiyorlarsa yazarlardı dilekçeyi. Zaten mahkemenin tazminat verip vermeyeceği de belirsiz, çoğu zaman vermez. Biz uzayan yargılama, yaşam hakkı ihlali, insanlığa karşı suç olması sebebiyle adil yargılama hakkının gerçekleşmediği gibi noktalarda itirazlarımızı sunduk. Bunlar tamamen hukuki gereklerdir. Ben acılarına saygılıyım, onların acılarını onlar kadar duyuyorum çünkü her ne kadar kişisel olarak kayıpları varsa da bu toplumsal bir kayıptır ve ben bu davada esas olarak yeni katliamlar olmasın, cezalarını alsınlar diye mücadele ettim. Ve bu mücadelede esas olarak ailelere şükran borçluyum, benim hep yanımda oldular, hep birlikte olduk. Onlar zaten davalarına sahip çıkmasalardı, ben gönüllü bir avukat olarak 31 yıldır ayakta duramazdım. Ayrıca Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi örgütlerine minnettarım. Bu davada 31 yıldır hak aramaya devam ediyoruz, sesimizi yükseltmeye devam ediyoruz ve susmuyoruz. Ama haksızlığa karşı da susmamam gerektiğine inandım daha önce de çeşitli açıklamalara hiç yanıt vermemiştim ama bu artık dozunu aşmış bir iddiadır, gerçek dışıdır. PİRHA gibi bir yayın organının bu konuda bana hiç danışmadan, hiç sormadan yayınlaması konusunda PİRHA’ya da üzüntümü ifade etmek isterim” diye ekledi.

    PİRHA/ANKARA

  • Aygül Doku’ya, mala zarar verme suçundan 2250 TL adli para cezası verildi-VİDEO

    Aygül Doku’ya, mala zarar verme suçundan 2250 TL adli para cezası verildi-VİDEO

    PİRHA-Yaklaşık 2 yıldır kayıp olan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku hakkında açılan tazminat davasının 6. duruşması Tunceli 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme, Engin Yücer’in Gülistan Doku’ya ait kişisel verileri sosyal medyada ifşa ederek ve yayma gerekçesiyle toplamda 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Aygül Doku’ya ise tehdit suçundan 5 ay, mala zarar verme suçundan da 2250 TL adli para cezası verildi.

    Dersim’de 5 Ocak 2020’den bu yana Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2. sınıf öğrencisi olan Gülistan Doku’dan hala haber alınamıyor.

    Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku’ya, son olarak görüştüğü Zeynal Abarakov’un üvey babası Engin Yücer’in şikayeti üzerine “mala zarar vermek” gerekçesiyle açılan davanın karar duruşması görüldü.

    Tunceli 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada anne Bedriye ve baba Halit Doku, Avukat Fatma Kalsen ile Dersim Baro Başkanı Kenan Çetin hazır bulundu. Aileye Dersim Barosu, Dersim Kadın Platformu, DİSK, HDP ve İHD Dersim Şubesi destek verdi.

    Mahkeme, Engin Yücer’in Gülistan Doku’ya ait kişisel verileri sosyal medyada ifşa ederek ve yayma gerekçesiyle toplamda 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Aygül Doku’ya ise tehdit suçundan 5 ay, mala zarar verme suçundan da 2250 TL adli para cezası verildi.

    Duruşmanın ardından Avukat Fatma Kalsen ile Dersim Baro Başkanı Kenan Çetin açıklama yaptı.

    “VERİLEN KARAR VİCDANİ VE HUKUKİ DEĞİLDİR”

    Verilen kararın vicdani ve hukuki olmadığını belirten Avukat Fatma Kalsen, “2 yıldır Gülistan Doku’nun kaybolmasıyla ilgili herhangi bir somut gelişme yaşanmadı. Soruşturması devam ediyor, soruşturma dosyasında bir gelişme yaşanmadı” diye belirtti.

    Dersim Baro Başkanı Kenan Çetin ise, “Ailenin haklı olarak evin taşınması ve o evde kriminal bir araştırmanın yapılmamasına haykırışı, şüpheli konuma düşürülmesi hem vicdani hem de hukuki olarak eleştiri noktasıdır. Bundan sonraki süreçte de Gülistanın akıbetini sormaya devam edeceğiz” dedi.

    Duruşma sonrası aile oturma eylemine devam etti.

    PİRHA/DERSİM

  • Mahkemeden tepki çeken Kemal Kurkut kararı: Saldırgan bir eylemci

    Mahkemeden tepki çeken Kemal Kurkut kararı: Saldırgan bir eylemci

    İstinaf mahkemesi, Kemal Kurkut’un “saldırgan bir eylemci” olduğunu ve öldürülmesinde polisin silah kullanma koşullarının oluştuğunu iddia ederek, aileye tazminat ödenmesi kararını bozdu. 

    Diyarbakır’da 2017 yılında gerçekleşen Newroz kutlamaları sırasında polisler tarafından öldürülen üniversite öğrencisi Kemal Kurkut’un ailesinin, “hizmet kusuru” gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı hakkında açtığı davada verilen 256 bin TL maddi ve manevi tazminat kararı bozuldu. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 3’üncü İdari Dava Dairesi, Diyarbakır 3’üncü İdare Mahkemesi’nin idareyi sorumlu ve kusurlu bularak verdiği tazminat kararını, ailenin aleyhine bozdu.

    DEVAM EDEN DOSYAYI ESAS ALDI

    MA‘nın haberine göre İstinaf Mahkemesi kararına, Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nin polis Yakup Şenocak hakkında verdiği beraat kararı ile hükmün kesinleşmesi sonrası olay yerinde bulunan tüm polisler hakkında yeniden soruşturma başlatılması kararını gerekçe gösterdi. İstinaf Mahkemesi’nin kararıyla, Kurkut davasında yargılanan Yakup Şenocak ile soruşturma aşamasında şüpheli olarak ifadesi alınan polis Onur Mete’nin de Diyarbakır İl Polis Disiplin Kurulu tarafından meslekten çıkarıldığı ortaya çıktı. Kararda, Diyarbakır İl Polis Disiplin Kurulu’nun 25 Ocak 2019’da 2 polisi meslekten çıkardığı ve yapılan itirazlar üzerine Diyarbakır 2’nci İdare Mahkemesi’nin meslekten çıkarma kararını iptal ettiği belirtildi. İstinaf Mahkemesi, bu durumu da kararına gerekçe gösterdi.

    SİLAH KULLANMA TALİMATI

    İstinaf, Kurkut’un öldürülmesinin “yasal sınırlar içinde kaldığını” belirterek, bunu da “2559 sayılı Polis Vazife Salahiyetleri Kanunu” ile İçişleri Bakanlığı tarafından 19 Mart 2017’de il emniyet müdürlüklerine gönderilen ve “koşulların oluşması durumunda tereddütsüz silah kullanma” yetkisi veren genelgesine dayandırdı. İstinaf, genelgede yer alan “Zor ve silah kullanma yetkisi kanunlarda açık bir şekilde belirtilmiştir. Gerekmediği ve şartları oluşmadığı müddetçe hiçbir şekilde silah kullanılmayacak, şartlar oluştuğunda usulüne uygun silah kullanmakta tereddüt edilmeyecek, ancak personelimiz hedef göstermeksizin ve kargaşa çıkartabilecek şekilde havaya ateş etmeyecektir” şeklinde bakanlığı savundu.

    ‘NEWROZ ALANINDA EYLEM’ İDDİASI

    İstinaf, “Olayın oluş şekli dikkate alındığında, davacılar yakınının Nevruz alanında eylem yapmak için Nevruz alanına yakın yerde bulunan kasaptan uzun bir bıçak temin ettiği (…)” ifadeleriyle Kurkut’un “saldırgan bir eylemci” olduğunu iddia etti. İstinaf, polislerin Kurkut’u ikaz ettikleri yönündeki beyanlarını doğru kabul ederek, şunları belirtti: “Tüm ikazlara uymayan davacılar yakınına yönelik güvenlik görevlilerinin silah kullanma yetkisinin oluştuğu, davacılar yakınına hedef alınmadan ikaz niteliğindeki açılan ateş sonucu yerden seken merminin isabet etmesi sonucu vefat eden davacının tüm bu süreçteki saldırgan eyleminin (ve ayrıca yaralı olmasına rağmen saldırgan tutumuna devam eden eyleminin) oluşan zarar ile idarenin sunduğu güvenlik hizmeti arasındaki illiyet bağını kestiği, idareye yüklenebilecek hizmet kusurunun bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmaktadır.”

    İstinaf, olayda idarenin güvenlik hizmetinde kusuru bulunmadığını, Diyarbakır 3’üncü İdare Mahkemesi’nin verdiği tazminat kararının hukuka aykırı olduğunu ve tazminat talebinin reddine karar verdi.

    AİLE AVUKATINDAN KARARA TEPKİ 

    Kararı değerlendiren Kurkut ailesinin avukatı Serdar Çelebi, Diyarbakır Valiliği’nin olayın ardından yaptığı “canlı bomba” açıklamasını anımsattı. İlk günden bu yana olayın üstünün örtülmek istediğine işaret eden Çelebi, İstinaf Mahkemesi’nin verdiği kararı, “Tabiri caizse ‘Kemal Kurkut’un bunu hak ettiğini’ söyleyip, davayı tümden reddetti” şeklinde yorumladı.

    Kararın hukukla açıklanamayacağını vurgulayan Çelebi, “Valiliğin açıklamasıyla birlikte idare olayın seyrini farklı bir mecraya taşımak istedi. Ama çekilen fotoğraflar, tespit edilen diğer hususlar çok da gizlenecek bir olay değildi. Ama son kararla beraber aslında idarenin başta ulaşmak istediği sonuca mahkeme yoluyla, hukuk adına verilmiş bir kararla ulaşıldı gibi görünüyor. Bunu bir hukukçu olarak kabul etmemiz mümkün değil. Çünkü savcılık kasten öldürmeyle ilgili bir iddianame hazırlamış. İdari soruşturmalar var, İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin yürüttüğü soruşturmalarda polislerin mevzuata uygun hareket etmediğini ve kusurlarının olduğunu bir polisin görevden alınması, diğerlerinin disiplin cezasını almasına dair kararları var. Ceza yargılaması sonucunda failin tespit edilememesine dair bir tespit var. Orada silah kullanmayı meşru kılacak herhangi bir belirleme bir tespit de yok. Tüm bunlar ortayken İstinaf Mahkemesi’nin olayın esasına inerek Kemal Kurkut’un buna maruz kalmasını hukuka uygun bularak, buna karar vermesi kabul edilebilir bir durum değildir” değerlendirmesinde bulundu.

    KUSUR İDAREDE 

    Onlarca kameranın önünde işlenen cinayetin failinin hala bulunamamasının idarenin bir kusuru olduğunu belirten Çelebi, delillerin toplanmadığını ve etkin bir soruşturma yürütülmediğinin altını çizdi. Çelebi, “Hala Bölge İdare Mahkemesi, idarenin kusurlu olmadığından bahsediyor. İdare, bir üniversite öğrencisini, gencecik bir insanı hayatta tutmakla bire bir yükümlüdür. Bunu yerine getirmemiş olması başlı başına kusurdur. Kaldı ki burada kusurdan bahsetmiyoruz, burada kasıttan bahsediyoruz. Devletin polisi kasıtlı bir şekilde bir insan öldürdü. Buna ilişkin bağımsız bir heyet tarafından hazırlanmış ve dosyaya girmiş bir rapor var; Hedef gözetilerek yakın mesafeden, öldürme kastıyla hareket ettiğine dair bir rapor var. Her ne kadar o rapora daha sonra müdahale edildi ve farklı bir sonuçla sonuçlandıysa da kimin silah sıktığı, kimin hangi noktada, hangi açıyla sıktığı, nereye nişan aldığına dair tespitler var. Kusurun ötesinde bir durum söz konusu” şeklinde konuştu.

    FAİLİN İDDİALARI 

    İstinafın Kurkut’u “saldırgan” olarak göstermesine tepki gösteren Çelebi, şunları söyledi:

    “Kemal Kurkut, bıçağı polise saldırıda kullanmamıştır. Polisin üzerine gelmemesi için bıçağı kendisine doğrultmuş, kendine zarar verme tehdidinde bulunmuştur. İstinaf Mahkemesi’nin belirttiği gibi polise bir saldırı söz konusu değildir. Evet, bir iki ifadede var, kim söylemiş bunu: Fail söylemiş bunu. Fail kendini kurtarma, silah kullanmayı meşru kılma adına kendisine saldırıldığını, kendisini patlatacağına dair beyanlarda bulunarak, silah kullanmayı hukuka uygun hale getirmeye çalışmış. Onun dışında bütün polisler verdiği ifadede, Kurkut’un elindeki bıçağı kendisine doğru salladığını söyledi. İstinaf Mahkemesi bunu görmek istememiştir. Bunu gördüğü anda çok farklı sonuçlar çıkacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kayıp Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku 5. kez hakim karşısındaydı-VİDEO

    Kayıp Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku 5. kez hakim karşısındaydı-VİDEO

    PİRHA-Yaklaşık 2 yıldır kayıp olan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku hakkında açılan tazminat davasının karar duruşması 20 Ocak’a ertelendi. Dava sonrası konuşan Abla Aygül Doku, “5. Kez duruşmaya geliyorum ve bu dava neden karara bağlanamıyor anlayamıyorum” dedi.

    Dersim’de 5 Ocak 2020’den bu yana Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2. sınıf öğrencisi olan Gülistan Doku’dan hala haber alınamıyor.

    7 Mart 2020’de, Gülistan Doku’nun kaybolmasından sorumlu tutulan baş şüpheli Zeynal Abarakov’un polis olan üvey babası Engin Yücer, evini taşımak istedi. Soruşturmanın tamamlanmadan ve evlerinde kriminal inceleme yapılmadan Yücer’in evini taşınmasını engelleyen Doku’nun ablası Aygül Doku hakkında 22 Kasım 2020’de Yücer’in şikâyeti üzerine “mala zarar vermek” gerekçesiyle tazminat davası açıldı.

    Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku hakkında açılan tazminat davasının 5. duruşması Tunceli 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü, tazminat davasının karar duruşması 20 Ocak’a ertelendi.

    “689 GÜNDÜR GÜLİSTAN’I ARIYORUZ”

    689 gündür Gülistan’ı aradığını söyleyen abla Aygül Doku, “Baş şüpheli Zainal Abarakov’un üvey babası Engin Yücer evi taşıyordu, biz de ‘ev taşınmasın burada kriminal inceleme yapılmadı, bu ev niye taşınıyor’ dediğimiz için 5. kez duruşmaya geliyorum ve bu dava neden karara bağlanamıyor, anlayamıyorum” dedi.

    Dersim Kadın Platformu adına konuşan HDP Dersim İl Eşbaşkanı Nurşat Yeşil de, “Bir vakada yapılması gereken hiçbir işlem Gülistan Doku davasında gerçekleştirilmedi. Failler hiçbir şekilde şüpheli olarak yargılanmadı. Gülistan Doku o evde olmasına rağmen hiçbir kriminal inceleme yapılmadı. Bugün acı çeken bir ailenin yargılandığını gördük, mahkemenin tarafsız olduğunu düşünmüyorum” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu’na bir dava daha

    Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu’na bir dava daha

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na 250 bin liralık tazminat davası açtı.

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ya bir tazminat davası daha açtı.

    Erdoğan, Kılıçdaroğlu’dan, il başkanları toplantısındaki konuşmasında kişilik haklarına saldırdığı iddiasıyla 250 bin lira tazminat istiyor.

    KILIÇDAROĞLU NE DEMİŞTİ?

    Kılıçdaroğlu, pazar günü Ankara’daki parti genel merkezinde düzenlenen il başkanları toplantısında Erdoğan’ın 15 Temmuz Darbe Girişimi’ni “Allah’ın lütfu” olarak niteleyerek 20 Temmuz’da “Sivil darbe” yaptığını söylemişti.

    Kılıçdaroğlu şöyle konuşmuştu:

    “15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra 20 Temmuz’da bir sivil darbe yapıldı. Pek çok insanın hakkı ellerinden alındı. OHAL ilan edildi. Terörle yakından, uzaktan hiçbir ilgisi olmayan, sadece iktidara muhalif olduğu için yurt dışına çıkışı aile yasaklananlar, üniversitelerden atılanlar, öğrenciler, avukatlar, sivil toplum örgütlerinin yöneticileri, gazeteciler kıta kıta hapishanelere dolduruldu. Ve bunu 15 Temmuz hain darbe girişimini, 20 Temmuz’un ana aktörü olan kişi ‘Allah’ın bir lütfu’ olarak değerlendirdi. Bunu herkese anlatın. Anlatmak bizim görevimiz. Bir darbe girişimini ‘Allah’ın bir lütfu olarak bir kişi dillendiriyorsa, ondan çok şey beklediğini ve haberdar olduğunu dolaylı olarak geniş kitlelere aktarıyor. Demokrasiyi getirmek için mücadele edeceğiz. Görev hepimize düşüyor. Öncelikle bu görev CHP’lilere, Kuvayımilliyecilere, ülkesinin geleceğini düşünen bizlere düşüyor. Bedeli ne olursa olsun bu mücadeleyi vermek zorundayız. Bizim bu ülkeye ve geçmişte babalarımıza, atalarımıza karşı sorumluluğumuz var. Onlar bize böyle bir Türkiye, baskı altında ezilen bir halkı bırakmadılar. Bunun mücadelesini vereceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)