Etiket: tazminat

  • Doruk Madencilik işçilerini sevindiren haber!

    Doruk Madencilik işçilerini sevindiren haber!

    PİRHA-Doruk Madencilik işçilerinin tazminat, TİS farkı ve ücretsiz izin ücretleri dâhil tüm alacakları hesaplarına yatırıldı.

    Bağımsız Maden-İş Sendikası, hakları için direnen Doruk Madencilik işçilerinin tazminat, TİS farkı ve ücretsiz izin ücretleri dâhil tüm alacaklarının hesaplarına yatırıldığını açıkladı.

    Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır, yaptığı açıklamada, Türkiye’deki işçi sınıfı, siyasi partiler, bütün halkın işçilere destek verdiğini vurgulayarak, “Türkiye’deki 86 milyonun bu işçilerin yanında olduğunu gördük. Siyasi partilerin bu işçilerin yanında olduğunu gördük. Biz de bu işçilerin haklarını aldığını gördük, mutlu olduk, çok sevindik. Bütün işçi sınıfını ve bize destek veren Türkiye halkını saygı ve sevgiyle selamlıyorum” dedi.

    HABER MERKEZİ

     

  • Av. Şenal Sarıhan: Bütün ailelerin her aşamada bilgileri oldu-VİDEO

    Av. Şenal Sarıhan: Bütün ailelerin her aşamada bilgileri oldu-VİDEO

    PİRHA – Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, talep ve bilgisi dışında Anayasa Mahkemesine tazminat başvurusu yapılması sebebiyle Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında geçen günlerde suç duyurusunda bulundu. İddialara cevap veren Av. Şenal Sarıhan, davanın her aşamasından ailelerin haberdar olduğunu belirtti. 

    2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Avukat Necati Yılmaz ile Şenal Sarıhan hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

    “Görevi kötüye kullanma” iddiasıyla suç duyurusunda bulunan Hüseyin Karababa, kardeşinin katledilmesi üzerine açılan ceza soruşturması ve devamındaki davayı takip etmek üzere Necati Yılmaz’a vekalet verdiğini vurguladı. Karababa, Av. Yılmaz’ın, bir süre sonrasında davayı Av. Sarıhan’a ilettiğini belirtti. Avukat Şenal Sarıhan’ın ise dava kapsamında aileler adına tazminat başvurusunda bulunduğunu söyleyen Karababa, bu sebeple rahatsızlık duyduğunu ifade etti. Hüseyin Karababa, aile bireylerinden Deniz Karababa’nın da aynı gerekçelerle suç duyurusunda bulunacağının altını çizdi.

    Av. Şenal Sarıhan konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “1993’TE SÖZCÜ AVUKATLARDAN BİRİ OLARAK GÖREVLENDİRİLDİM”

    Katliam yaşandığı zaman Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı altında oluşturulan müdahil avukat grubunda sözcü avukatlardan biri olarak görevlendirildiğini hatırlatan Şenal Sarıhan, “1993 yılında ortaya çıkan bu katliam sonrasında ben o sırada Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı olarak görev yapıyordum. Baroların hemen hemen bütünü, bizim derneğimiz aynı zamanda siyasi partilerin avukatları ve her birimiz bu katliam karşısında insanlığa karşı işlenmiş bir suçun var olduğu, aynı zamanda orada atılan ‘Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak’ sloganları yönünden de Türkiye Cumhuriyeti aleyhine de bir eylem olduğu gerekçesiyle bu davada taraf olmak istedi, yananların ailelerinin yanında olmak istedi ve bütün bu gruplar birleştik. Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı altında, birliğin bünyesi içinde bir müdahil avukat grubu oluşturuldu. Ben o dönemde yaptığım görev nedeniyle sözcü avukatlardan biri olarak görevlendirildim” dedi.

    “KARABABA AİLESİNİN BANA DOĞRUDAN VERİLMİŞ VEKALETLERİ VAR”

    Vekaletleri aldıktan sonra isteyenlere vekaletlerin tevkil edilmesi için, ailelere bir kolaylık olsun diye Necati Yılmaz’a sorumluluk verildiğini belirten Sarıhan, “Necati Yılmaz arkadaşımız o tarihte bir demokratik kitle örgütü başkanıydı. Türkiye Barolar Birliğinden Sayın Önder Sav’ın ve hepimizin de hazır bulunduğu arkadaş topluluğu içinde vekaletlerin alınması ve vekaletleri aldıktan sonra isteyenlere vekaletlerin tevkil edilmesi için ailelere bir kolaylık olsun diye, aileler yorulmasınlar diye Necati Yılmaz arkadaşımıza sorumluluk verildi. Hatırladığım kadarıyla 300 veya 600’e kadar tevkil verildi. Ben de tevkil verilenlerden biriyim. Ayrıca bana verilmiş bireysel vekaletler de var. Özellikle Karababa ailesinin ve diğer aile bütün bireylerinin bende doğrudan verilmiş vekaletleri de var” diye konuştu.

    “KARABABA, BENİM O DAVADA AVUKAT OLDUĞUMU BİLİYORDU”

    Bu davanın 1993 yılından bu yana sürdüğünün altını çizen Sarıhan, ailelerin her aşamada bilgi sahibi olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Yargılamada yani ilk yakalananlar yönünden yargılama 2002 yılı itibariyle sonuçlandı. Cafer Erçakmak ve arkadaşları diye devam eden dava ikinci dava olarak devam etti ve bu davanın bitiminden sonra yine o tarihte Karababa benim o davada avukat olduğumu kendilerinin ve bütün ailesinin avukatı olduğumun bilgisi içindeydi. Biz önce Türk hukuk sistemine göre Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurmak gerektiği için Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin önderliğinde ailelere çıkardığı çağırılarla, bir toplu vekaletle biz bu işleri sürdürmeye çalıştık. Bütün ailelerin her aşamada bilgileri oldu. Sayın Karababa’nın da bu konuda bilgisi oldu. 20 yıllık süre dolmaya yakın insanlığa karşı işlenmiş suçlardan zaman aşımı olmaz diyerek Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk.”

    “ANAYASA MAHKEMESİ’NE BAŞVURMADAN ÖNCE İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’NE GİTMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL”

    Şenal Sarıhan, Hüseyin Karababa’nın İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yapmadığı yönündeki iddialarına şu cevabı verdi:

    “Karababa’nın size yaptığı açıklamada benim böyle bir başvurum olmadığından söz ediliyor bu tamamen zaman aşımı sorunun insanlığa karşı işlenmiş suçlarda olmayacağı, yaşam hakkımızın ihlal edildiği 2’nci bir davamız daha oldu, 3 aşamada yürüyen dava. Bu onunla ilgili de uzayan yargılamada başvuruda bulunduk. Çünkü 30 yıla yaklaşmış oldu biliyorsunuz yakın zamanda da bitti. Hukuken Anayasa Mahkemesi’ne başvurmadan önce bizim İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmemiz mümkün değil, bugünkü kurallar bunlar.”

    “BEN BU DAVANIN GÖNÜLLÜ AVUKATIYIM”

    Sarıhan, tazminat istendiği iddiasına ise şu yanıtı verdi:

    “Tazminat ailelerin mağduriyeti sebebiyle ortaya çıkan bir durum, yoksa ölüm karşılığı olan değil, onu zaten aldılar. O davada benim hiçbir rolüm de yok. O vakit bir grup arkadaşımıza yine görev verildi ve Sivas İdari Yargıya başvuruldu, oradan tazminatlara hükmedildi ve o tazminatları o ailelere, o dönemdeki avukat arkadaşlarımız tarafından dağıtıldı. Ben ceza davasında sorumluluk alan arkadaşlardan biriydim ve bildiğiniz gibi bunu utanarak söylüyorum ama toplu davaların da kaderi budur. Ben 32 yıldır bu davayı takip ediyorum. Neredeyse bu davayı yürüten tek kişiyim. O tarihten bu tarihe bunu bir sorumlulukla, hem insanlığa karşı duyduğum bir sorumlulukla, hem ülkeme karşı duyduğum sorumlulukla hem de adalete karşı olan görevim sebebiyle sürdürüyorum. Bugün Hüseyin Karababa’nın mücadele etmesi gereken başka yerler varken benimle tartışmaya girmesini doğru bulmuyorum. Adeta benim bir tazminat peşinde olduğumu söylüyor. Herkes bilir ki ben bu davanın gönüllü avukatıyım. Gönüllülüğün ne anlama geldiğini burada anlatmaktan da utanırım.”

    “UTANILACAK YA DA HUKUKA AYKIRI HERHANGİ BİR EYLEMİM OLMADI”

    Hüseyin Karababa’nın iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunan Şenal Sarıhan, “İlginç olan yıllardır biz Karababa’yla aynı mahkemelerde görev yapıyoruz. Geliyor, katılıyor sonuç olarak. Muratların olduğu (firari sanık Murat Songur ve Eren Ceylan) yeni biten davaya kadar, başından sonuna kadar ilk aşamalarda onu görmedim. Geçen yıl Karababa sürekli beni aşağılamaya, kamuoyu gözünde incitmeye, alçaltmaya çalıştı ve bu konuda benim de hakkımdır dava haklarımı kullanmak. Ben onların acılarına hürmet ederek bugüne kadar bunu yapmadım. 1 yıl önce bu arkadaşın vekaletinden ve ailenin de vekaletinden çekildim. Çünkü bana karşı bir güven sorunu varsa ben artık orada duramazdım ve ayrıldım. Şimdi kalkıp, 1 yıl değil 32 yıl sonra kalkıp da bizim bilgimiz dışında şöyle olmuş, böyle olmuş demek doğru değil. Bugün bütün ailelerin bilgisi içindedir, her şey Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin bilgisi dahilindedir. Bu davanın sorumluluğunu almaya hazır olan bütün meslektaşlarımın da bilgisi vardır. Bu konuda utanılacak ya da hukuka aykırı herhangi bir eylem ve işlemim olmadığı inancındayım. Yine de onların acılarına saygı duyarım bu başka bir meseledir” diye ekledi.

    Av. Necati Yılmaz ise Hüseyin Karababa’nın kendisi hakkında suç duyurusunda bulunmasına ilişkin herhangi bir açıklama yapmayacağını belirtti.

    Buse Nehir Demir-Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    Hüseyin Karababa’dan, Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında suç duyurusu!

     

  • Darpçı polisler Milletvekili Koçyiğit’e 100 bin TL manevi tazminat ödeyecek

    Darpçı polisler Milletvekili Koçyiğit’e 100 bin TL manevi tazminat ödeyecek

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’i darp eden polislerin “kötü muamele yasağını ihlal ettiği”ni belirten AYM, 100 bin TL tazminat ödenmesine hükmetti.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’i darp eden polislerin “kötü muamele yasağını ihlal” ettiklerine hükmetti.

    İçişleri Bakanlığı kararıyla 2019’da Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir Belediye eş başkanlarının görevden alınmasına karşı 20 Ağustos 2019’da yapılan basın açıklamasında Koçyiğit’in Halkların Demokratik Partisi (HDP) binasından çıkışı engellenmiş ve polis saldırısında yaralanarak hastaneye kaldırılmıştı. Koçyiğit hakkında düzenlenen adli muayene raporunda oksipital (boyun arka kısmı, ensenin üzeri) bölgesinde şişlik, sırtında ise ekimoz ve şişlikler tarif edildi.

    Bunun üzerine Koçyiğit, “İlgili kamu görevlileri hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”, “işkence”, “görevi kötüye kullanma” ve “yaralama” suçlarından soruşturma başlatılması için 6 Aralık 2019’da Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Ancak savcılık kovuşturmaya yer olmadığına karar vermişti. Koçyiğit bu karara itiraz etmiş, Diyarbakır 3’üncü Sulh Ceza Hakimliği de Koçyiğit’in itirazını reddetmişti.

    TAZMİNAT ÖDENECEK

    Koçyiğit, HDP il binasından çıkışının engellenmesi nedeniyle “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali”, “kolluk görevlilerince fiziksel şiddet uygulanması” ve bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle AYM’ye bireysel başvuruda bulundu. Başvuruyu karara bağlayan yüksek mahkeme, “kötü muamele yasağının ihlal edildiğine dair iddianın kabul edilebilir olduğuna, Anayasa’nın 17’inci maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine ve Koçyiğit’e 100 bin TL manevi tazminat ödemesine” hükmetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hugo Boss’un işten attığı işçi için eylem: Tazminatı ver, iftiranı geri al-VİDEO

    Hugo Boss’un işten attığı işçi için eylem: Tazminatı ver, iftiranı geri al-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de Hugo Boss Fabrikası’nda 17 yıllık işçi  Mevlüde Ünal’ın iftira ile işten atılmasına karşı  fabrika önünde eylem yapıldı.

    İzmir’deki Hugo Boss fabrikasının 17 yıldır çalışan kadın işçiyi hırsızlıkla suçlayarak Kod 46 ile işten attığı, işçinin yıllardır biriktirdiği tazminat hakkının da verilmediğini duyurulmuştu.

    Tekstil-İş Sendikası ve İzmir İşçi Kadın Meclisi, İzmir’de Gaziemir Serbest Bölge Girişi’nde kıdem tazminatını ödememek için hırsızlıkla suçlanarak Kod 46 ile işten atılan Hugo Boss işçisi için basın açıklaması gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada “Hugo Boss işçinin tazminatını ver, iftiranı geri al” denildi.

    Ünal, Gaziemir Ege Serbest Bölge Girişi önünde Tekstil-İş Sendikası ve İşçi Kadın Meclisi ile birlikte basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada, ‘Şiddetsiz patronsuz eşit bir dünya’, ‘Emeğimizi asla patronlara bırakmayacağız’,  ‘Tekstil işçileri asla yalnız yürümeyecek’ sloganları atıldı.

    Birleşik İşçi Zemini, Birleşik İşçi Kurultayı, Devrimci Tekstil İşçileri Sendikası, Devrimci İşçi Partisi, Dostluk ve Kültür Derneği, EHP, İKEP, Kaldıraç, Umut-Sen de Hugo Boss işçilerine destek vermek için basın açıklamasına katıldı.

    “NE İLK NE DE SONUNCUYUM”

    Çalıştıkları bölüme birim yöneticisi olarak gelen Emin Saygılı’nın mobbingine maruz kaldığını belirten Mevlüde Ünal, Saygılı’nın kendisi hakkında tutanak tuttuğunu vurgulayarak, “Hugo Boss’un belirli kapılarında sadece güvenlik varken; güvenliğe benim adım veriliyor ve sadece benim çantam aranıyor. Çantamda bir kumaş parçasını bulup, “Hugo Boss etiketli ürün olduğu” iddia ederek bana muamele ediliyor.  Cumartesi günü ben sendikaya üye oluyorum, Salı günü iş akdimi fesh ediyorlar. Benim bunu defelarca yaptığım iddia ediliyor. Defalarca bunu yapıyorsam, kamera kaydı görmek istiyorum dediğimde ise, üretim içinde kamera kaydımız yok deniliyor. Buradan tekrar soruyorum, 17 yıldır ben Kod-46’yı uygulayan bir operatörsem neden beni tutuyorsunuz? Bir insanın 17 yıl hiç ihtarının olmaması, biriyle kavgasının olmaması ve 17 yıl sonunda Kod-46 ile işten çıkarılması çok acı. Ben ne ilkim, ne de sonuncusu olacağım. Ama tüm bu süreçlerde, yalnız olmadım” diye konuştu.

    “BU HİKAYEYİ HEP BİRLİKTE MÜCADELE İLE DEĞİŞTİREBİLİRİZ”

    İzmir İşçi Kadın Meclisi adına konuşan Cansu Songur ise, “İftira atılarak kıdem tazminatı gasp edilen ilk işçi Mevlüde değil. Bu ülkede fazla mesai ve düşük ücretle çalıştırılan milyonlarca işçi var. Patronlar yıllarca işçilerin üzerinden ceplerini doldururken işçinin kıdem tazminatını ödemekten kaçmak için türlü oyunlar oynuyor. Dardanel’de kötü koşullarda çalışmaya zorlanan, Vestel’de hakkını aradığı için işten atılan, Hugo Boss’ta hırsızlıkla suçlanıp tazminatı elinden alınan işçinin hikayesi aynı. Ancak biz mücadelemizle bu hikayeyi hep birlikte değiştirebiliriz. Sömürüsüz, şiddetsiz eşit bir dünya isteyen kadınlar şimdi patronlara direniyor. Mevlüde’ye iftira atan Hugo Boss patronu iftirasını geri alacak ve hesap verecek. Her işyerinde komitelerimizi, İşçi Kadın Meclislerimizi kuracağız” ifadelerini kullandı.

    NE OLMUŞTU?

    İzmir’deki Hugo Boss fabrikasında 17 yıl boyunca çalışan kadın işçi Mevlüde Ünal hırsızlıkla suçlanarak Kod 46 ile işten atıldı. Dikim operatörü olarak çalışan işçi, bir buçuk ay boyunca süpörvizörün keyfi isteklerini yerine getirmediği için mobinge maruz kaldı. Ayağını kırıp, bir buçuk ay raporlu olmasının ardından ise  “joker eleman” olarak çalıştırılmaya başlandı. İş başı yaptıktan bir kaç gün sonra ise çantasında “Hugo Boss etiketli ürün olduğu” iddia edilerek hakkında tutanak tutuldu, savunması dahi alınmadan Kod 46 ile işten atıldı.

    PİRHA/İZMİR 

     

  • Danıştay, 10 Ekim Katliamı’nda devletin kusurlu olmadığını savundu

    Danıştay, 10 Ekim Katliamı’nda devletin kusurlu olmadığını savundu

    Ankara Garı Katliamı’nda yaşamını yitiren 9 yaşındaki Veysel ve babası İbrahim Atılgan için mahkemenin ödenmesine hükmettiği 1 milyon TL’lik tazminat kararını bozan Danıştay, “devletin kusurlu olmadığını” savunarak, tazminatı 30 bin liraya düşürdü.

    IŞİD’in 10 Ekin 2015 tarihinde Ankara Garı’nda gerçekleştirdiği saldırıda hayatını kaybeden 103 kişi arasında bulunan 9 yaşındaki Veysel ve babası İbrahim Atılğan için 1 milyon liralık tazminat ödenmesine ilişkin mahkeme kararı, Danıştay’dan döndü.

    Hürriyet’ten Mesut Hasan Belli’nin haberine göre, katliamdan sonra Veysel’in annesi Nezihe Atılğan ve 3 kız kardeşi “hizmet kusuru” bulunduğu iddiasıyla avukatları Mehtap Sakinci aracılığıyla İçişleri Bakanlığı ve Ankara Valiliği aleyhine tazminat talebiyle Ankara 12. İdare Mahkemesi’ne dava açtı.

    İdare mahkemesi, “elinde yakın tarihli istihbari bilgi bulunan idarenin, bu bilginin ilgili birimlere iletilmesi, güvenlik tedbirlerinin alınması noktasında hizmet kusuru bulunduğu” tespiti yaparak, aileye toplamda 394 bin TL maddi, 700 bin TL de manevi tazminat ödenmesine karar verdi. Kararın istinaf incelemesini yapan Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdare Dava Dairesi 394 bin TL maddi tazminat miktarını onadı. Fakat manevi tazminat miktarı toplam 180 bin TL’ye düşürüldü.

    Temyiz incelemesini yapan Danıştay 10. Dairesi Veysel yönünden anne Nezihe Atılğan’a 30 bin TL manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

    Daire, aileye ödenecek maddi tazminatı bozarken manevi tazminat ise yeniden hesaplanması için bozuldu. Kararda, “idarenin hizmet kusurundan söz edilemeyeceği” kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ) 

  • Polis bileğini kullanamaz hale getirdiği Aydın Aydoğan’ın tazminat talebine ret

    Polis bileğini kullanamaz hale getirdiği Aydın Aydoğan’ın tazminat talebine ret

    PİRHA- Yaklaşık 3 yıl önce Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta eylemi sırasında polis saldırısına uğrayan Aydın Aydoğan, ağır darp sonucu vücudunda kırıklar oluşması üzerine İçişleri Bakanlığı hakkında tazminat talebinde bulunmuştu. Aydoğan’ın tazminat talebi reddedildi.

    Cumartesi Anneleri buluşmasının 700. haftasında polis müdahalesi sonrası kolu kırılan Aydın Aydoğan’ın, İçişleri Bakanlığı’na açtığı 10 bin TL maddi, 50 bin TL manevi tazminat talebi reddedildi. Aydoğan’ın dosyasında, olay anına ait görsellerin bulunmasına rağmen idare mahkemesi kararında, “Davacının katılıp katılmadığının belli olmadığı” kaydedildi. Kararda, Aydoğan’ın olay yerinde yaralandığının tespit edilemediği de ileri sürüldü.

    Sol bileğinde ve kolunda polis şiddeti sonucu kalıcı hasar oluşan Aydoğan olay gününü anlattı.

    “Polis başlarında bir emniyet müdürü ile baskın yapar gibi pasaja girdi” diyen Aydoğan, kendisi orada çay içerken polisin sinkaflı küfür ederek üzerlerine geldiğini, kendisininse “Ne küfür ediyorsun” demeye varmadan emniyet müdürünün “Gözaltına alın bunu” talimatı verdiğini aktardı.

    Aydoğan direniş gösterdiğindeyse polisin kendisini yere düşürdüğünü ve yüzüne gelecek şekilde copla vurmaya başladığını söyleyerek “Elimle kendimi korumaya çalışırken hepsi vurmaya devam etti, elime gelen ağır cop darbeleri artık dayatılamaz olduğu sırada bir sıçrama ile atağa kalkıp kurtulup kaçmaya başladım” dedi.

    Kaçmaya başladığındaysa polisin kendisine plastik mermiyle ateş etmeye başladığı Aydoğan, arka taraftan kaçmayı başarmış ve bir arkadaşı vasıtasıyla Haseki Hastanesi’ne gitmişti.

    Burada ilk kanama durdurulurken kendisine bir şeyinin olmadığını söyleyip Aydoğan’ı taburcu ettiler. Ancak daha sonra Bakırköy Sadi Konuk Hastanesi’ne giden Aydoğan, “Burada çekilen filmlerde kolumda birkaç yerde kırık olduğu ortaya çıktığı için alçıya almamız gerekli dediler” şeklinde konuştu.

    3 sene sonra hâlâ soruşturma izni verilmediğini belirten Aydoğan, “Tüm itirazlarımıza rağmen olmadı, görüntüleri sunduk aktüel video sunduk, şahitlerimiz olan sanatçımız Orhan Aydın ve modacı Barbaros Şansal’ında dinlemesini talep ettik, savcılık dinlemedi” dedi.

    Bölge idare mahkemesinde İçişleri Bakanlığı aleyhine 50.000 manevi 10.000 liralık maddi tazminat davası açan Aydoğan’ın talebi İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nce reddedildi.

    PİRHA‘ya gönderdiği mesajında Aydoğan şunları kaydetti:

    “Dosyayı istinafa götüreceğiz ordanda olumlu bir karar çıkmaz ise Anayasa mahkemesine taşıyacağız taki gerçek adalet yerini bulana kadar.
    Sol bileğimde polis kolu ve şiddeti sonucu kalıcı hasar olmuştur ve engelli bir birey oldum. Şu anda kırık bilekte olduğu için kaynamıyor ameliyatta riskli bulunuyor.
    İdare Ayrıca mahkeme masraflarını ve avukatlık ücretini talep etmekteler şu anda bunu düşünüyorum.
    Hakkını aramak para ile olmuş bu tür mahkemeler ile tarafıma ekonomik bir linç yapılmaktadır maddi zorluklara tarafımı itmektedir
    Bunu asla kabule edemeyiz yani adaletsizliği. Bir gün ülkeye adalet, hukuk geldiği zaman bu hukuksuzlukların tek tek hesabı sorulacak.”

    (HABER MERKEZİ) 

  • Kılıçdaroğlu Erdoğan’a 15 bin TL tazminat ödeyecek

    Kılıçdaroğlu Erdoğan’a 15 bin TL tazminat ödeyecek

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 15 bin TL manevi tazminat ödeyecek. Ankara 28. Asliye Hukuk Mahkememesi, “zorba” ve “kibir abidesi” dediği Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı “meşru olmayan bir seçimle Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmakla”, “sivil darbe yapmakla”, “diktatör olmakla”, “tefecilere hizmet etmekle”, “Türkiye’yi iliklerine kadar sömürmekle” suçlayan Kılıçdaroğlu’nu 15 bin TL manevi tazminat ödemeye mahkum etti.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu aleyhinde 25 Aralık 2018’de TBMM CHP Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmalar nedeniyle 250 bin TL manevi tazminat istemiyle dava açtı.

    Davanın karar duruşması bugün Ankara 28. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada söz alan Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik, “Ana muhalefet partisi genel başkanı sert eleştirilerde bulunmuştur. Yapmış olduğu eleştirilerin görünür gerçeklik ile uyumlu olduğunu düşünüyoruz. Dava konusu sözler, eleştiri kapsamında söylenmiştir. Hakaret oluşturmaz. Siyasi eleştiri hakkını kullanmıştır” dedi.

    Erdoğan’ın avukatı ise davanın kabul edilmesini istedi. Mahkeme, davayı kısmen kabul ederek Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’a 15 bin TL manevi tazminat ödemesine karar verdi. Bu tazminata, yasal faiz de işlenecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • AYM’den Gezi için 7 yıl sonra ‘hak ihlali’ kararı

    AYM’den Gezi için 7 yıl sonra ‘hak ihlali’ kararı

    Anayasa Mahkemesi , Gezi Parkı eylemleri sırasında üniversite öğrencisinin polis tarafından göz yaşartıcı gaz tüfeğinden atılan kapsül ile başından yaralanması olayını, “insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele” olarak nitelendirerek, hak ihlali kararı verdi.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), Gezi Parkı eylemleri sırasında üniversite öğrencisinin polis tarafından göz yaşartıcı gaz tüfeğinden atılan kapsül ile başından yaralanması olayını, “insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele” olarak nitelendirerek, hak ihlali kararı verdi.

    Kapatılan soruşturma dosyasının yeniden açılmasına hükmeden AYM, “devletin kötü muamele iddiası içeren şikâyetler karşısında derhal verdiği tepki ile bu gibi olaylara müsamahakâr davranmadığını göstermesi” açısından derhal soruşturma açması gerekirken, bunu yapmamasını da eleştirdi.

    ‘GAZ MÜHİMMATI KULLANILAN PERSONEL TESPİT EDİLEMEDİ’

    Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberine göre, olay tarihinde Ankara’da üniversite öğrencisi olan Duran Eren Şahin, 2 Haziran 2013’te, Kızılay’da düzenlenen Gezi eyleminde gaz bombası kapsülüyle başından yaralandı. Şahin’in avukatı Doğukan Tonguç Cankurt, polisler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Savcılığa MOBESE görüntülerinin silindiğini ifade eden emniyet, gaz mühimmatı kullanan personelin de tespit edilemediğini öne sürdü. Savcılık, üç yıl sonra şikâyete ilişkin “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verdi. Kararda, polislerin görevini yaptığı iddia edildi.

    20 BİN LİRA TAZMİNAT

    AYM İkinci Bölüm, “polisin yaptığı müdahale nedeniyle Şahin’in toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine” karar verdi. Başvurucunun başına isabet eden gaz kapsülü nedeniyle de “insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğini” belirten mahkeme, kararın bir örneğinin bu ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Ankara Başsavcılığı’na gönderilmesine hükmetti. Şahin’e 20 bin TL manevi tazminat ödenmesi kararlaştırıldı. Kararda “Başvurucunun toplantı hakkını kullanırken barışçıl olmadığının kamu makamlarınca açıkça ortaya konulamadığı görülmektedir. Bu durumda başvurucuya karşı kullanılan gücün gerekli olduğu söylenemez” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Bakanlık, 10 Ekim mağdurlarından para istiyor

    Bakanlık, 10 Ekim mağdurlarından para istiyor

    10 Ekim Ankara Garı katliamında mağdurların İçişleri Bakanlığı’na açtığı tazminat davaları sonuçlanmaya başladı. İdari yargı, talep edilenin altında miktarlara hükmedince davalı taraf olan İçişleri Bakanlığı, kendi avukatlarının 4 bin ile 12 bin lira arasında değişen vekalet ücretlerini mağdur ailelerden tahsil etmek için ailelere yazı gönderdi.

    Gazete Duvar’dan Özlem Akarsu Çelik’in haberine göre, 103 kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı 10 Ekim 2015 Ankara Garı katliamı davasında, kayıp ailelerinin ve yaralıların, devletin kurumlarının kusurlu olduğu gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı’na tazminat talebiyle açtığı davalar sonuçlanıyor.

    İdari yargı, ‘kişilerin duyduğu acı ve elemin karşılığı olarak belirlenen’ manevi tazminatlarda, talep edilenin çok altında miktarlara hükmetti. İdari yargı ayrıca talep edilen ile kabul edilen arasındaki reddedilen tazminat miktarı açısından, mevzuat gereği 10 Ekim mağdurlarının, Bakanlık lehine vekalet ücreti ödenmesini talep etti.

    İçişleri Bakanlığı, tazminatları ödemeden, avukatları aracılığıyla vekalet ücretlerinin tahsili için davacı 10 Ekim mağdurlarına yazı gönderdi. Kendi hakkından feragat edebilecekken vekalet ücretinin peşine düşen Bakanlık, 10 Ekim mağdurlarının bu ücretleri ödememesi halinde icra işlemine başlayacak.

    Reddedilen miktarların yüksekliği nedeniyle İçişleri Bakanlığı lehine hükmedilen vekalet ücretleri 4 bin ile 12 bin lira arasında değişiyor.

    “DEVLETİN KUSURU YOK AMA TAZMİNAT ÖDENMELİ, DEDİLER”

    Konuyu, 10 Ekim Davası Avukat Komisyonu’ndan Nuray Özdoğan şu sözlerle değerlendirdi:

    “İdari davalar yakın zamanlarda sonuçlanmaya başladı. Katledilenlerin yakınlarına ve mağdurlara maddi ve manevi tazminat kararları çıktı. Ancak idari yargı, ceza yargısı gibi devletin kurumlarının sorumluluğunu araştırmaktansa sosyal risk ilkesi dediğimiz, idarenin terör saldırısı kapsamında gördüğü vakalarda kusura bağlı olmayan sosyal sorumluluğunu gerektiren ilkeyi uyguladı. Yani ‘devletin hizmet kusuru yok ama sosyal risk ilkesi gereği tazminat ödenmeli’ dedi. İdari davalarda devletin sorumluluğuna işaret eden dilekçe içerikleri nedeniyle kimi avukatlar hakkında soruşturma dahi başlatıldı. Oysaki dilekçelerin dayanağını oluşturan, ceza soruşturması ve idari soruşturmada ortaya dökülen, emniyet ve istihbarat makamlarının sorumluluğunu ortaya koyan delillerdi.”

  • Katliamı önleyemeyen Soylu tazminata mahkum edildi

    Katliamı önleyemeyen Soylu tazminata mahkum edildi

    Ankara 17. İdare Mahkemesi, “Saldırıyı önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen” İçişleri Bakanlığı’nı 350 bin TL maddi-manevi tazminata mahkum etti.

    10 Ekim 2015 tarihinde, Ankara’da; KESK, DİSK, TMMOB ve TTB “Emek, Barış ve Demokrasi” mitingi gerçekleştirmek için toplanmıştı. Ancak mitinge IŞİD tarafından hain bir saldırı gerçekleştirilmiş ve 103 kişi yaşamını yitirmişti.

    Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamı olan ve tarihe “Ankara Garı Katliamı” olarak geçen bu saldırıyla ilgili olarak dikkat çeken bir gelişme yaşandı.

    SOYLU’YA TAZMİNAT CEZASI

    Odatv’de yer alan habere göre IŞİD’in saldırısında hayatını kaybeden inşaat işçisi Tekin Arslan için; eşi Nebahat Arslan ile çocukları Suna Arslan ve Berfin Arslan bir dava açtı.

    Davacılardan Nebahat Arslan, Suna Arslan ve Berfin Arslan; Tekin Arslan’ın saldırıda hayatını kaybetmesiyle ilgili olarak idarenin hizmet kusuru olduğunu, maddi ve manevi zarara uğradıklarını, idarenin bozulan ekonomik dengeyi yeniden sağlaması gerektiğini ileri sürdü.

    Açılan davada, mahkeme, maddi-manevi tazminat talebini kısmen kabul etti.

    Eski CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün de davacıların avukatlığını üstlendiği davada, Ankara 17. İdare Mahkemesi, “Saldırıyı önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen” İçişleri Bakanlığı’nı 350 bin TL maddi-manevi tazminata mahkum etti. (HABER MERKEZİ)

     

  • AİHM, KCK Ana Davası’nda Türkiye’yi mahkum etti

    AİHM, KCK Ana Davası’nda Türkiye’yi mahkum etti

    AİHM, 2009’da Kürt siyasetçilerinin yargılandığı KCK Ana Davası’nda “uzun süreli tutukluluk” ve “etkin savunma hakkının engellenmesi” nedeniyle Türkiye’yi tazminata mahkûm etti. Kararı değerlendiren başvurucuların avukatı Yalçındağ, “Haklılığımız bu kararla açığa çıktı” dedi.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ‘KCK/Türkiye Meclisi’ soruşturması kapsamında tutuklanan 83 Kürt siyasetçinin 18 ay boyunca hâkim karşısına çıkarılmadan tutuklu kalmaları, 15 ay boyunca dosyada ‘gizlilik’ kararı bulunması nedeniyle tutuklamaya etkin itirazda bulunamadıkları için “özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiği” gerekçesiyle yaptığı başvuruyu karara bağladı.

    AİHM, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) ‘Özgürlük ve Güvenlik Hakkı’ başlığını düzenleyen 5. Maddesi’nin 4. Fıkrasını ihlal ettiği hükmüne vardı.

    HER BAŞVURUCU İÇİN AYRI TAZMİNAT

    AİHS’nin 5. Maddesi’nin 4. Fıkrasını düzenleyen “Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir” hükmü doğrultusuna karar veren AİHM, her başvurucu için Türkiye’yi ayrı ayrı tazminata mahkum etti.

    Türkiye’yi her bir başvurucu için 250 euro tazminata mahkum eden AİHM, toplamda Türkiye’yi 2 bin 750 euro tazminata mahkum etti.

    AİHM’in kararını değerlendiren başvurucuların avukatlarından Reyhan Yalçındağ, Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) 100’e yakın belediyeyi kazanmasının ardından belediye başkanları, meclis üyeleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve insan hakları savunucularının “KCK şehir yapılanması” adıyla yürütülen operasyonla tutuklandığını, söz konusu operasyonun Kürt siyasetine yapılan geniş çaplı operasyonların ilki olduğunu hatırlattı.

    AYM BAŞVURUYU REDDETTİ 

    Müvekkillerinin yaşadığı ihlalleri yargıya taşıdıklarını, ancak o dönemde Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruya ilişkin yasal düzenleme yapılmadığı için davayı AİHM’e götürdüklerini ifade eden Yalçındağ, AYM’ye bireysel başvuru yolunun açılmasıyla AİHM’de devam eden davayı taşıdıklarını AYM’nin başvuruyu reddettiğini belirtti.

    AİHM’e, “kişi güvenliği ve özgürlüğü”, “adil yargılanma”, “serbest seçilme hakkının ihlali” ile tutukluluğun siyasi nedenlerle yapıldığı gerekçesiyle başvuruda bulunduklarını kaydeden Yalçındağ, başvurularının dayanağını dosyadaki gizlilik kararının 15 ay sürmesi, tutuklandıktan sonra müvekkillerinin 18 ay boyunca hakim karşısına çıkarılmaması, tutukluluğa devam kararlarının duruşmasız ve dosya üzerinde verilmesi, operasyonun yürüten kolluk güçlerinin ile yargılamayı yapanların FETÖ’den kamu görevlerinden ihraç edilmiş olmasının oluşturduğunu vurguladı.

    KARAR KEYFİ İHLALİ ORTAYA KOYDU 

    Yapılanın Kürt siyasetine bir kumpas olduğunun defaten mahkeme salonlarında dile getirdiklerini ancak dikkate alınmadıkları söyleyen Yalçındağ, “Bu haklılığımız bu kararla açığa çıktı. Mahkeme verdiği kararla Türkiye’nin 5 sene boyunca KCK ana dava dosyasındaki tutuklu yargılamalarla ilgili Sözleşmenin 5/4 maddesiyle düzenlenen kişi güvenlik ve özgürlük hakkının keyfi bir şekilde ihlal edildiğini ortaya koydu” dedi.

    Yalçındağ, AİHM’in AİHS’nin 5’inci maddesinin “Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz” hükmünü içeren 1’inci fıkrasına yaptıkları itirazın kabul edilmemesini ise eleştirdi.

    Yalçındağ, “Bu dosyada makul şüphe olmadan, dosyadaki muhteviyat söylenmeden ‘KCK üyesi misiniz?’ diye tek bir soru sorularak tutuklama yapıldığı halde, mahkemenin bunu makul şüphe varmış gibi Sözleşme’nin 5/1 maddesiyle alakalı bir değerlendirme yapmaması da eleştiri konusudur” dedi.

  • Saçılık: Aslında devlet bana maddi tazminat vermemiş oldu-VİDEO

    Saçılık: Aslında devlet bana maddi tazminat vermemiş oldu-VİDEO

    PİRHA- Sosyolog Veli Saçılık, geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi’nin kendisine tazminat ödenmesine hükmetmesini değerlendirdi. Anayasa Mahkemesi’nin AİHM’nin kararını tanımayan Danıştay’ı aklamış olduğunu belirten Saçılık, “Aslında devlet bana tazminat vermemiş oldu” diyerek bunu ayrıntılarıyla açıkladı. 

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç işinden ihraç edilen Sosyolog Veli Saçılık’ın 5 Temmuz 2000 yılında Burdur Cezaevi’nde kolunun koparılması sonrası adil yargılama ve makul sürede yargılama haklarının ihlal edildiğine ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru geçtiğimiz günlerde sonuçlandı. AYM, kararında makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Ancak, işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edilmesine ilişkin ise zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna hükmetti. Saçılık’a net 24 bin 300 lira manevi tazminat ödenecek.

    Sosyolog Veli Saçılık, Anayasa Mahkemesi’nin kararını ve cezaevinde kolunun nasıl koparıldığını PİRHA‘ya değerlendirdi.

    Saçılık, cezaevinde kolunun koparılmasını ve dava açma sürecini şöyle anlattı:

    “5 Temmuz 2000 tarihinde Burdur Cezaevi’ne düzenlenen askeri operasyonda devlet kuvvetleri cezaevine dozerlerle ve silahlarla girdiler. 5 Temmuz’da koğuşa giren dozerle kolum koparıldı, birçok arkadaşım da yaralandı, gaz bombasıyla kafası parçalananlar oldu, çok kişi işkence gördü.

    Bu süreçle ilişkili dava açtık. Bu davada hem jandarmalar, hem gardiyanlar, hem de diğer sorumlu olan kişiler halkında savcılık takipsizlik kararı verdi. Bölge İdari Mahkemesi tekrar yargılama kararı aldı. Savcı tekrar takipsizlik verdi. Bunun üzerine ben İdari Mahkemeye maddi, manevi tazminat davası açtım.150 bin TL tazminat kazandım. Ama Danıştay bunu bozdu. Sonra alt mahkeme tekrar gönderdi. Mahkeme değiştirdiler ve Danıştay o arada çıkan AHİM kararına rağmen aleyhimde karar verdi. Bunun üzerine yeni kurulan Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulundum. İşkence, kötü muamele ve aynı zamanda uzun yargılama ile ilişkili.”

    “AYM, AİHM’NİN KARARINI TANIMAYAN DANIŞTAY’I AKLAMIŞ OLDU”

    Veli Saçılık Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karara ilişkin ise “AHİM kararını tanımayan alt mahkeme ve Danıştay’ı aklamış oldu AYM. Aynı zamanda bu olayla ilişkili kolumun koparılması, diğer arkadaşlarımıza işkence yapılmasıyla ilişkili tek bir kişinin bile yargılanmayacağı ve bu konuda da bir karar verilemeyeceği yönünde bir karar vermiş oldu” dedi.

    Anayasa Mahkemesi’nin kararını asla kabul etmediğini, reddettiğini ifade eden Saçılık, “AYM açık bir biçimde Türkiye’de işkence yapılmıştır, Burdur Cezaevi’nde işkence yapılmıştır diye karar vermesi gerekirdi. Çünkü Danıştay’da aksi yönde karar çıkmıştı, AHİM kararına uymamıştı ve AYM de bunu değerlendirmek zorundaydı. AYM bundan kaçtı ve Devletin işkence yaptığına dair bir cümle kurmamak için sadece ve sadece uzun yargılamadan dolayı para verelim sussun gibi 24 bin TL tazminata hükmetti” diye konuştu.

    “ASLINDA DEVLET BANA MADDİ TAZMİNAT VERMEMİŞ OLDU”

    Saçılık 24 bin lirayı ne yapacağını da açıkladı:

    “Ben kendilerine diyorum ki paranızı geri alın, ama bana ve bize işkence yapıldığını tescil edin. Ama ne yazık ki buradan böyle bir karar çıkaramadık. Ama AHİM’de durum sabitti. Şimdi bu 24 bin lirayı ben ne yapacağım? Onu da size söyleyeyim.

    Yüksel Caddesi direnişinde bana toplam 22 bin civarında bir ceza kesildi. Şu anda hepsi vergi dairesinde, icra aşamasında. Avukatımdan öğrendiğim kadarıyla bu para bana ödenirken vergi borçlarım, cezalarım var diyerek otomatik olarak kesilecek. Dolayısıyla Yüksel Caddesi’nden yediğim dayağın parasını da dolayısıyla benden almış olacaklar. Burada geriye küçük bir avukatlık ücreti kalıyor. Durum budur. Aslında devlet burada bana maddi bir tazminatta vermemiş oldu. 2000 yılında işkencenin önünü örtmüş oldu ve ayrıca Yüksel caddesinde hem dövüp hem de üstüne para aldığı parayı da bu şekilde tahsis etmiş oldu. Güya bir mahkeme imiş gibi uzun yargılama üzerinden bir tazminat çıkardı.”

    “ASLA BİR KOLUN DEĞERİ PARA DEĞİLDİR”

    “Türkiye’de daha önce gözaltında kaybedilen insanlarla ilgili Tuğgenerali de beraat ettiren mahkeme kararları gördük. Ne yazı ki suç çok sabit olduğu halde bir cezasızlık işkenceye hoşgörü durumu var” diyen Veli Saçılık, şöyle devam etti:

    “Biz hoş görmüyoruz, asla bunları affetmeyeceğiz. Eğer bir para veriliyorsa da asla bir kolun değeri para değildir, bir insanın ömrünün çalınması asla karşılığı değildir. İstediğimiz şudur: Tabii kısasa kısas istemiyoruz, ama en azından bize bu cezaları, bu işkenceleri yaşatan insanlara şekli olarak hukuken bir ceza verilmesidir. Ve bunun tescil edilmesidir. Ve sonra işkence yapacak olanlara da mutlaka bir mesaj olacaktır. Türkiye’de henüz mahkemeler böyle bir cezayı vermeyi reddediyor, işkence yapmaya devam edin, diyor bu kararlarla. Bu kararları reddediyorum, reddediyoruz. Türkiye’nin demokratik bir ülke olabilmesi için mutlaka mücadeleye devam ediyoruz, edeceğiz de. Demek ki bunun sonucunda daha çok mahkemeler ve işkenceler göreceğiz. Ama neticede insanlık kazanır diyorum.”

    “BU ÜLKEDE İŞKENCECİLER KORUNUYOR”

    Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu bu kararı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürme hakkı olmadığını ancak bu konuda AİHM kararı olduğunu belirten Saçılık, “Sabit bir karar var. Ama bu jandarmaların yargılanmaması ile ilişkili. Danıştay’a ben tekrar yargılama için AHİM kararından dolayı başvuruda bulundum. AHİM kararını Danıştay hala uygulamamakta ve bekletmekte ısrar ediyor. Şunu söylüyoruz: Ortada bir vahşet var ve onlarca insana yapılmış işkence var. Benim kolumun koparılması ve köpeğin ağzına atılmış olması var. Bu kişiler yargılanmalıdır diyoruz. Danıştay’da bekliyor, muhtemelen aleyhte karar verecekler. Hatta o yönde bir görüş koymuşlar dosyaya. Neticede bu ülkede işkenceciler henüz korunuyor. Ama daha ne kadar korunur önümüzdeki günlerde göreceğiz” diye konuştu.

    “BİR DE DUVAR DAVASI VAR” 

    Bu davalardan ayrı devam eden bir de ‘duvar’ davası olduğunu hatırlatan Veli Saçılık, “Duvar davası trajikomik bir dava” diyor ve şunları ekliyor:

    “Bahsedildiğinde birçok kişi inanmak istemiyor. Burdur Asliye Hukuk Mahkemesi insanların üzerine dozer sürdüklerinde dozer tarafından yıkılan duvarın parasını bizden almaya hükmetti. Ve o günün parasıyla 31 bin TL duvara zarar verilmiş, bugünün parasıyla da yaklaşık 200 bin 250 bin lirayı bulan bir ceza. Bu ceza mahkemece verildi bize. Şu an Yargıtay’da görülüyor. Biz buna duvar davası diyoruz. Kolum o duvarın altında kaldı ve o duvarın parası benden ve 61 arkadaşımdan isteniyor. Bunu çeşitli yerlerde anlattığımda kimse inanmıyor, böyle bir şey olamaz diyor. Ama ne yazık ki Türkiye’de biz bunları yaşıyoruz. Neredeyse bize sıktıkları kurşunun parasını da bizden alacaklar. Böyle bir zihniyet içerisindeler. Şimdi Yargıtay’a, bu AYM kararını ve AHİM’in kararını sunacağız. Onlar da görmezlikten gelecekler. Türkiye’de mahkemelerin, üst mahkemeler ya da kendilerini bağlayan makamları tanımamak gibi bir geleneği var.”

    “HUKUKUN HİÇ BİR AŞAMASINA UYMUYORLAR”

    Türkiye’deki hukuksuzluğa işaret eden Veli Saçılık şunları dile getirdi:

    “Hep onlara şunu söylüyoruz: Siz bizi hukuka uymamakla itham ediyorsunuz, bize böyle söylüyorsunuz. Ama siz hukukun hiçbir aşamasına uymuyorsunuz. Mesele bizde değil sizdedir. Biz muhalif kimliğimizle sizin yasalarınıza zaten karşı çıkıyoruz, ama siz kendi yasalarınızı tamamen iğdiş ediyorsunuz ve onlara uymuyorsunuz diyoruz.

    “EKMEĞİMİ, İŞİMİ GERİ VERİN DEDİĞİMDE DÖVÜP PARA CEZASI VERİYORLAR”

    Dolaysıyla bu Türkiye’de mahkemeler bir yasadışılığı içtihat haline getirmişler ve yasadışı bir biçimde davranıyorlar. Kendilerine yasadışı olduklarını her celsede, her karşı karşıya geldiğimde bahsediyorum ve şunu da söylüyorum: Siz bunlardan dolayı bize tazminat açıyorsunuz, ceza veriyorsunuz vb. şey yapıyorsunuz. Ama Fethullahçı darbe deyip beni ve binlerce insanı işinden atıyorsunuz ve ekmeğimi de elimden alıyorsunuz. Ve ekmeğimi, işimi geri verin dediğimde de dövüp üstüne de para cezası yazıp bir de dava açıyorsunuz. Bunları reddediyoruz, bunlar açıkça zulümdür, işkencedir. Yani bu davaların kendisi de aslında dava açalım ‘sürüm sürüm sürünsünler. Bunlar bizi süründürmek için yapılmış bir işkence aracı, mevcut açılmış davalara, bunlara karşı durmak, bunları teşhir etmekte bizim görevimiz. Israrla karşı duracağız, ısrarla itiraz edeceğiz ve insanlara bu zulmü anlatacağız.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA  

  • Ankara Katliamı’nda bakanlık ve valilik tazminata mahkum edildi

    Ankara Katliamı’nda bakanlık ve valilik tazminata mahkum edildi

    İçişleri Bakanlığı ve Ankara Valiliği, Ankara katliamında hayatını kaybeden Mesut Mak’ın ailesine tazminat ödemeye mahkum edildi.

    10 Ekim 2015’te KESK, DİSK, TMMOB ve TTB öncülüğündeki ‘Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nde IŞİD saldırısı sonucu hayatını kaybeden Mesut Mak’ın ailesinin İçişleri Bakanlığı ve Ankara Valiliğine açtığı dava karar bağlandı.

    Kararı açıklayan Avukat Barış Yıldırım “10 Ekim Ankara Gar Kaliamı’nda hayatını kaybeden Mesut MAK’ın anne-babası ile kardeşleri adına açtığımız davada Ankara İdare Mahkemesi İçişleri Bakanlığı ile Ankara Valiliği’ni tazminata mahkûm etti…” ifadelerini kullandı.

    Ankara 12’inci İdare Mahkemesi, sosyal risk ilkesi uyarınca terör eylemini engellemedikleri gerekçesiyle Bakanlık ve Valiliğin Mak’ın ailesine 400 bin lira manevi tazminat ödemesini kararlaştırdı.

    Türkiye tarihinin en kanlı intihar saldırısıyla ilgili davada alınan karar tepki toplamıştı. Mahkeme heyeti, dokuz sanığa ‘anayasal düzeni ihlal’ suçundan birer kez, ‘kasten öldürme’ suçundan da 100’er kez olmak üzere toplam 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermişti. (HABER MERKEZİ)

  • Harçları protesto ettiği için parmağı kırılan üniversiteliye tazminat ödenecek

    Harçları protesto ettiği için parmağı kırılan üniversiteliye tazminat ödenecek

    Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde üniversite harçlarını protesto ederken jandarmanın saldırıyla parmağı kırılan üniversiteliye tazminat ödenecek.

    1 Eylül 2006’da Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde öğrenciler üniversite harçlarını protesto etmek için rektörlük önünde bir araya gelmişti. Özel güvenlik biriminin rektörlük önüne çağırdığı jandarma amiri “Kırın şunların kafasını” diyerek komut vermiş, jandarmanın saldırısı sırasında Elif Aydın Dost isimli üniversitelinin parmağı kırılmıştı. Dost’un açmış olduğu davada emri veren jandarma amirine 11 ay 20 gün hapis cezası verilmiş, daha öncesinde sicilinin temiz olması gerekçe gösterilerek infazı ertelenmişti.

    Sendika.org’un haberine göre; kararı Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıyan Dost’un dosyasını inceleyen AYM, cezanın cezasızlık niteliğinde olduğunu ve “kamu görevlilerine hoşgörü ile yaklaşıldığı izlenimi” verebileceğini belirtirken Dost’un parmağının kırılmasına neden olan saldırıyı “insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele” olarak tanımladı.

    AYM, saldırının insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğini kaydederek davanın, daha önce görüldüğü Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne geri gönderilmesine, Dost’a 20 bin TL tazminat ödenmesine karar verdi. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Bakire değil’ davası açan erkek tam kusurlu bulundu: 20 bin lira tazminat ödeyecek

    ‘Bakire değil’ davası açan erkek tam kusurlu bulundu: 20 bin lira tazminat ödeyecek

    Ankara 4. Aile Mahkemesi, “bakire değil” diyerek eşini babasının evine gönderen ve boşanma davası açan damadı “tam kusurlu” buldu.  

    Dava dosyasına göre, görücü usulü evlenen İ.S. ile H.S.’nin düğün gecesinin ardından genç kadının ailesinin evine giderek kızlarının bakire olmadığını bildirdi. H.S., daha sonra aynı gerekçeyle kadına boşanma davası açtı.

    “KADIN İÇİN ONUR KIRICI”

    İ.S. de avukatı Mahmut Aslan aracılığıyla, Ankara 4. Aile Mahkemesi’ne 200 bin TL’lik maddi-manevi tazminat talebiyle karşı boşanma davası açtı. Dava dilekçesinde, evlilik birliğinin kurulması için kadının bakire olmasının mevzuatta hiçbir şekilde zorunlu kılınmadığı hatırlatılarak, “Bu durumun kadının onurunu kırıcı bir durum olduğu aşikâr” dendi. Mahkeme, genç kadının bakire olup olmadığı konusunda rapor alınmasına karar verdi. Alınan raporda İ.S.’nin bakire olduğu anlaşılması üzerine, damat H.S.’nin tam kusurlu olması gerekçesiyle açtığı dava reddedildi.

    ZORLA BEKARET RAPORUNA 20 BİN TL TAZMİNAT CEZASI  

    Genç kadının açtığı boşanma davası kabul edilerek tarafların boşanmasına karar verildi. İ.S.’ye 350 TL yoksulluk nafakası ve yeni bir hayat kurmakta çekeceği zorluklar nedeniyle de 15 bin TL tazminat ödenmesine de hükmetti.

    Hürriyet’ten Mesut Hasan Benli’nin haberine göre mahkeme ayrıca “başka birisiyle cinsel ilişkiyle girmekle itham edildiği, evden kovulduğu, bakire olup olmadığı yönünde rapor alınmaya zorlandığı, bu nedenle yaşadığı manevi acı ve ızdırap” gerekçesiyle İ.S.’ye 20 bin TL de manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • AİHM Bergamalı köylüleri haklı buldu, Türkiye’yi mahkum etti

    AİHM Bergamalı köylüleri haklı buldu, Türkiye’yi mahkum etti

    AİHM, Bergama’daki altın madeninin işletilme süreciyle ilgili dava açan üç Bergama köylüsünü haklı buldu. Mahkeme ‘adil yargılanma’ ve ‘aile hayatının korunması’ haklarının ihlal edildiğine karar vererek, Türkiye’yi mahkum etti.

    Evrensel’in haberine göre, Yılmaz Acar, Mustafa Demircan ve Feride Genç adlı üç Bergama köylüsünün AİHM’e yaptığı başvuruda, mahkeme Türkiye’nin üç davacıya üç biner avro tazminat ödemesine karar verdi.

    AİHM’e başvuran Bergamalılar siyanürle altın ayrıştıran işletmeye resmi kurumlar tarafından verilen ruhsatları şikayet etmişti. Köylüler, resmi makamların kesinleşmiş yargı kararlarını kasıtlı biçimde hiçe sayması yüzünden, resmi makamlar ile yerel halk arasında tetiklenen uzun süreli hukuki anlaşmazlığın özel yaşamlarını çekilmez hale getirdiğini ileri sürmüşlerdi.

    AİHM kararında, Bergama Altın madenine karşı açılan davaları, kesinleşmiş mahkeme kararlarına rağmen hükümetin çeşitli yollarla madenin çalışmasına olanak tanıması süreçlerini özetledi.

    Kararda, Türkiye’nin kendi yasal mevzuatına ve yargı kararlarına rağmen, AİHM’e başvuran Bergama köylülerinin haklarını ‘yararlarına olan sonuçlardan hiç faydalanamayacak biçimde mahrum edildiler’ denildi.

    Mahkeme, Türkiye’nin AİHM sözleşmesinin 8’inci maddesini ihlal ederek, başvuru sahiplerinin özel yaşamlarının ve aile yaşamlarının korunması hakkını güvence altına alma yükümlülüğünü yerine getirmediğine hükmetti.

    Mahkeme, idarenin yargı kararına uymayarak yurttaşların etkin yargı koruması hakkından yararlanmasını da ihlal ettiği sonucuna vardı.