Etiket: tbb

  • Kurtulmuş: Sürece uygun bir yasal çerçevenin oluşturulması kaçınılmaz!

    Kurtulmuş: Sürece uygun bir yasal çerçevenin oluşturulması kaçınılmaz!

    PİRHA- Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 6’ncı oturumunda barolar dinlenecek. Toplantıda açılış konuşması yapan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, sürece uygun bir yasal çerçevenin oluşturulmasının kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

    Kürt sorununun çözümü için Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 6’ncı oturumu Türkiye Barolar Birliği (TBB) ve illerin baro temsilcilerinin katılımıyla başladı. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ile 10 ilden baro başkanlarının dinleneceği komisyonda, hukukçular sürece ilişkin görüşlerini aktaracak.

    Toplantının açılış konuşmasını yapan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde yaşanan gelişmeleri “tarihi fırsat” olarak değerlendirerek, şunları ifade etti:

    “Sürece uygun bir yasal çerçevenin oluşturulması kaçınılmazdır. Bu çerçevede başta barolar birliğimiz olmak üzere bu konuyla ilgili Türkiye’deki hukuk camiasının katkılarının çok değerli olacağını, çok faydalı olacağını düşünüyoruz ve bugün başta Sayın Barolar Birliği başkanımız olmak üzere Türkiye’deki farklı baroları temsilen arkadaşlarımız konuşacak. Bundan sonraki süreçteki yasal altyapının hazırlanması için ortaya konulacak fikirleri oldukça değerli ve anlamlı buluyorum.

    Başta komisyonumuzun her bir üyesi olmak üzere bu komisyonda bulunan siyasi partilerimize de büyük sorumluluklar düşmektedir. Türkiye’nin kendisine has, kendisine özgü bir modelle gerçekleştirmeye çalıştığı bu sürecin en iyi şekilde tamamlanması için hiç şüphesiz toplumda var olan desteğin artırılması, farklı kesimlerinin de içerisinde katkılarının temin edilmesi şarttır. Buralardan da önemli fikirlerin ortaya çıkacağını, sürecin tamamlanmasına ilişkin pozitif katkıların ortaya konulacağını görüyoruz.”

    Geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen oturumda Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri ve şehit yakınlarının dinlenildiğini hatırlatan Kurtulmuş, “Hepsinin söylediği, ‘biz bedel ödedik ama artık bu milletin çocukları bedel ödemesin. Biz evlatlarımızı toprağa verdik. Artık toprağa evlatlarımızı değil, silahlarımızı gömelim’ oldu. Her birimizin söylediğimiz sözlere olağanüstü dikkat göstermemiz ve süreci sahiplenerek kamuoyundaki bu konudaki destekleri arttırmamız gerekiyor” diye konuştu.

    Sürecin, Türkiye’ye özgü bir modelle yürütüldüğünü ifade eden Kurtulmuş, “9 ay gibi kısa bir süre içerisinde en başından bugüne kadar olan süreçte fevkalade büyük bir mesafe alınmıştır. Başka ülkelerdeki barış süreçleriyle kıyasladığınızda onların 4-5 yıl içerisinde geldiği noktaya çok şükür Türkiye’de 9 aylık bir süre içerisinde gelmiş bulunuyoruz. Bu Milletimizin bizlerden beklentisi de budur. Ben bu vesileyle bu çalışmanın da oldukça verimli geçmesini temenni ediyorum” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da ‘Avukatlar Günü’ yürüyüşü: Savunmanın sesi yurttaşın nefesidir-VİDEO  

    Ankara’da ‘Avukatlar Günü’ yürüyüşü: Savunmanın sesi yurttaşın nefesidir-VİDEO  

    PİRHA- Ankara’da ‘5 Nisan Avukatlar Günü’ dolayısıyla yürüyüş düzenleyen avukatların yaptığı basın açıklamasında, ” Hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan, yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını ihlal eden, yürütmenin yargı süreçlerine doğrudan müdahale ettiği duygusunu güçlendiren hukuka aykırı çok sayıda uygulamaya tanıklık ediyoruz” denildi.

    Avukatlar, ‘5 Nisan Avukatlar Günü’ sebebiyle Türkiye Barolar Birliği (TTB) binasından Anıtpark’a yürüyerek basın açıklaması yaptı.  Birçok kentten Ankara’ya gelen avukatlar yürüyüş esnasında cübbelerini giyerek, ” Birleşe birleşe kazanacağız”, “Savunma susmadı, susmayacak”, “Hak, hukuk, adalet”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”, “Özgür savunma, bağımsız yargı” sloganları attı.

    Avukatlar ellerinde; “Can Atalay’a özgürlük”, “İstanbul Barosu yalnız değildir”, “insan haklarına saygı”, “savunmaya özgürlük” yazılı dövizler taşıdı.

    Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı  Av. R. Erinç Sağkan, ortak basın açıklamasını okudu.

    “AVUKATLAR, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ, KORUMA SORUMLULUĞUNU TAŞIYORLAR.

    “Baskılar ile bölmek istediğiniz barolar etle tırnak gibidir, bölemezsiniz” diyen Erinç Sağkan şunları söyledi:

    “5 Nisan Avukatlar Günü’nde, mesleğimizin onurunu ve hukuk devletinin temel ilkelerini savunma kararlılığımızın altını bir kez daha çiziyoruz. Avukatlar, yalnızca bireylerin haklarını değil, aynı zamanda hukukun üstünlüğünü, adil yargılanma hakkını ve demokratik toplum düzenini koruma sorumluluğunu taşıyorlar. Hukuk devleti ilkesinin aşındığı, yargının bağımsızlığının zedelendiği ve savunma makamının sistematik biçimde baskı altına alınmaya çalışıldığı, avukatlık mesleğinin icrasını zorlaştıran hukuki, ekonomik ve sosyal engellerin giderek arttığı bir ortamda; savunma hakkını, meslek örgütlerimizin bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü koruma sorumluluğuyla hareket ediyoruz. Savunmanın sesi yurttaşın nefesidir”

    “İSTANBUL BAROSU’NA MÜDAHALE MESLEĞİN ÖZÜNE YÖNELİK TEHDİTTİR”

    5 Nisan’ın aynı zamanda, İstanbul Barosunun da kuruluş yıldönümü olduğunu hatırlatan Sağkan, “Ancak ne yazık ki, 147 yıllık bu köklü kurumun seçilmiş yönetimi bugün hukukla değil; haksızlıkla mesnetsiz iddialarla, hukuka aykırı yargı kararlarıyla görevinden uzaklaştırılmak isteniyor. İstanbul Barosu, istibdada da işgal mahkemelerine de karşı duruş göstermiş, darbe dönemlerinde hukukun onurunu ayakta tutmuş; bu halkın yüz yıllık bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinde adaletin taşıyıcısı olmuştur. Bugün, böylesine köklü bir meslek örgütüne yönelen müdahale, yalnızca bir kuruma değil, İstanbul Barosu üyesi on binlerce meslektaşımızın iradesine ve avukatlık mesleğinin özüne dönük bir tehdit niteliği taşımaktadır” diye konuştu.

    “MAHKEME SALONLARINDA ARTIK ADALETİN SESİ DEĞİL, SUSKUNLUĞU YANKILANIYOR”

    Hukukun araçsallaştığı, hukuksuzluğun ise olağanlaştığı bir dönemdeyiz” diyen Sağkan şunları ekledi:

    “Ülke çapında milyonlarca seçmenin iradesinin yok sayıldığı; seçme ve seçilme hakkının ihlal edildiği; anayasal haklarını kullanmak isteyen gençlerin, üniversitelilerin yalnızca bedenlerine değil gelecek umutlarına da yönelmiş bir şiddetle karşı karşıya bırakıldığı günlerdeyiz.
    Hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan, yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını ihlal eden, yürütmenin yargı süreçlerine doğrudan müdahale ettiği duygusunu güçlendiren hukuka aykırı çok sayıda uygulamaya tanıklık ediyoruz. Bu süreçte doğrudan siyasi sonuçlar yaratan işlemleri nedeniyle, yargının siyasi saiklerle hareket etmeye zorlandığı izlenimi doğuran; kişilerin ve avukatların ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı gibi anayasal haklarını açıkça ihlal eden gelişmeler yaşanıyor. Mahkeme salonlarında artık adaletin sesi değil, suskunluğu yankılanıyor. Haksız tutuklamalar, istisnalar değil, sistemli bir hukuksuzluğun ifadesi hâline gelmiş durumda. Hukuka aykırı tutuklamalar nedeniyle yüzlerce genç, geçtiğimiz bayram sabahına ailelerinden, özgürlüklerinden mahrum bir biçimde uyanmak zorunda kaldı.
    Bugün bir kez daha görüyoruz ki, avukatlık yalnızca bir meslek değil; hukukun, hak ve özgürlüklerin, adaletin sesi olma sorumluluğudur.”

    “SUSMADIK, KORKMADIK, BİAT ETMEDİK, İTAAT ETMEDİK”

    Erdinç Sağkan, “Bizler, yalnızca hukukun temsilcisi değil, aynı zamanda vicdanın da taşıyıcılarıyız” diyerek, “Ne Gümüşhane Baro Başkanımız Ali Günday’ı ne de dört ayaklı minare altında Diyarbakır Baro Başkanımız Tahir Elçi’yi katlettiklerinde sindik… Susmadık, korkmadık, biat etmedik, itaat etmedik” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Suriye’de insanlığa karşı işlenen suç mağdurları kaderlerine terk edilemez’

    ‘Suriye’de insanlığa karşı işlenen suç mağdurları kaderlerine terk edilemez’

    PİRHA- Türkiye Barolar Birliği’nden yapılan açıklamada, Suriye’de, Alevi inancına mensup sivillerin hedef alınarak katledildiğine dair gelen haberlerin, insanlık vicdanını derinden yaraladığı belirtilerek, “Her türlü ayrımcılığı, nefret söylemini ve şiddeti en güçlü şekilde kınıyoruz” denildi.

    Türkiye Barolar Birliği (TBB), Suriye’de Alevilere ve azınlıklara dönük yaşanan katliamla ilgili bir açıklama yaptı.

    Suriye’de, Alevi inancına mensup sivillerin hedef alınarak katledildiğine dair gelen haberlerin, insanlık vicdanını derinden yaraladığı ifade edilen açıklamada, “Türkiye Barolar Birliği olarak, her türlü ayrımcılığı, nefret söylemini ve şiddeti en güçlü şekilde kınıyoruz” denildi.

    “ULUSLARARASI TOPLUM ETKİLİ ÖNLEMLER ALMALIDIR”

    Yapılan açıklama şöyle:

    “Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği sözcüsü, bazı vakalarda kadınlar, çocuklar ve çatışmaya doğrudan katılmayan kişiler de dahil olmak üzere tüm ailelerin katledildiğini belgelediklerini vurgulamaktadır. Konuyla ilgili olarak Rusya ve ABD de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyini toplantıya çağırmıştır.

    Hiçbir gerekçe, masum insanların yaşam hakkını elinden almayı meşru kılmaz. Uluslararası hukuk ve insan hakları sözleşmeleri, din, dil, ırk ve mezhep farkı gözetmeksizin her bireyin yaşam hakkını koruma altına almıştır. Bu bağlamda, uluslararası toplumun, hukuk dışı bu saldırılar karşısında etkili önlemler alması ve ilgili mekanizmaların bölgede meydana gelen ihlallerin bağımsız ve etkin bir şekilde soruşturulmasını sağlaması büyük önem taşımaktadır.

    “FAİLLER TESPİT EDİLEREK ADALET ÖNÜNE ÇIKARILMALIDIR”

    Adalete ve hukukun üstünlüğüne olan inancımızla, insanlığa karşı işlenen suçlarla mücadelede uluslararası mekanizmaları harekete geçmeye çağırıyor, faillerin tespit edilerek adalet önüne çıkarılmasının toplumsal barışın ve uluslararası güvenliğin sağlanması bakımından elzem olduğunu vurguluyoruz.

    Türkiye Barolar Birliği olarak, insan hakları ihlallerine karşı sessiz kalmayacağımızı, hukukun ve vicdanın sesi olmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İmamoğlu Ankara’da konuştu: Yaşananlar darbe dönemlerini hatırlatıyor-VİDEO

    İmamoğlu Ankara’da konuştu: Yaşananlar darbe dönemlerini hatırlatıyor-VİDEO

    PİRHA- Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Başkanı Ekrem İmamoğlu, ardı ardına belediyelere atanan kayyım kararlarına ilişkin konuştu. İmamoğlu, “Yaşananlar demokrasinin askıya alındığı darbe dönemlerini hatırlatmaktadır. Sistematik hale gelen uygulamalarla demokrasinin en temel unsuru olan seçme ve seçilme hürriyeti yok edilmiştir” dedi.

    Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, kayyıma karşı karar aldıkları olağanüstü toplantı sonrasında TBB önünde açıklama yaptı. Kayyım atamalarına dikkat çeken İmamoğlu, “Bugün demokrasimiz bir kez daha derin bir yara almıştır” dedi.

    İçişleri Bakanlığı’nın yerel yöneticilerin görevleri ile ilgili bir suç işlemesi halinde işlem yapabileceğine dikkat çeken İmamoğlu, “Belediye Kanunu’nda da kayyım atamasına dayanak yapılan hükümde İçişleri Bakanına görevden alma yetkisi tanınmamıştır” diye belirtti.

    “HAREKETE GEÇİYORUZ”

    İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu kararlara imza atan iktidar yüzünden Türkiye muasır medeniyet düzeninden kopmakta, totaliter rejimler ligine taşınmaktadır. Hukuktan uzaklaşarak atılan bu adımlar ülkemizi seçimli demokrasi olmaktan çıkarmaktadır. Ülkeyi yönetenler, seçilebiliyorlarsa bunu millet iradesi saymakta; seçilemiyorlarsa kayyımları devreye sokmaktadır. Yaşananlar demokrasinin askıya alındığı darbe dönemlerini hatırlatmaktadır. Bu kararların sonuçları salt siyasi değildir. Demokrasiden uzaklaşmak, dünyanın en kırılgan ekonomilerinden biri olmamıza yol açmaktadır. İşte bu yüzden emeklisinden öğrencisine herkes ağır bir geçim sıkıntısı içindedir. Gençlerimiz o yüzden umudu başka ülkelerde arıyor. Söz verildiği halde kaldırılmayan mülakat sistemi nedeniyle gençlerin alın teri emeği yok sayılıyor.

    Sistematik hale gelen uygulamalarla demokrasinin en temel unsuru olan seçme ve seçilme hürriyeti yok edilmiştir. Tüm modern çağdaş devlet düzenlerinin kabul ettiği yerinden yönetim modelinin altının merkezi idare tarafından dinamitlendiği, Türkiye demokrasinin yok edilmeye çalışıldığı bir süreci yaşıyoruz.

    “YAPILAN UYGULAMALAR KEYFİ VESAYET YÖNETİMİNİ AÇIĞA ÇIKARMIŞTIR”

    Kayyım uygulamasıyla yerel halkın vergi ve katkılarıyla oluşturulan bütçe, bu yetkinin meşru kullanıcısı yerel yönetici yerine, İçişleri Bakanlığı’nın bir memuruna teslim edilmiştir. Merkezi idare, belediyelerin hiyerarşik amirine dönüştürülmüştür. Son 8 yıldır alınan kararlar, yapılan uygulamalar ülkemizde keyfi vesayet yönetimini açığa çıkarmıştır.

    Bilinmelidir ki, bizler seçimle iş başına gelmiş yerel yöneticiler olarak belediye başkanlarına yönelik şafak operasyonlarının itibarsızlaştırma aracı olarak kullanması uygulanmasının kime yapılırsa yapılsın karşısında olacağız.

    Belediye başkanlığının sona ermesi, meclis feshi, görevden alma gibi konulardaki usuller Anayasa ve Belediye Kanunu’nda bellidir. Daha sonra Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen istisna hükümlerine ihtiyaç bulunmamaktadır. Olağanüstü koşullarda getirilmiş kayyım düzenlemesinin olağan dönemlerde de kullanılması uygulamasına son verilmelidir. Belediye başkanlığının boşalması halinde, kayyım uygulaması dahil meclisin kendi üyeleri arasından başkan veya başkan vekili seçme uygulamasının kanunda belirtilen temel ilkeler çerçevesinde istisnasız sürdürülmesi gerekmektedir.”

    Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) olarak bu antidemokratik uygulamaların sona erdirilmesi amacıyla siyasi partilerle en güçlü şekilde istişareler yapılması için bugün itibariyle harekete geçeceklerini vurgulayan İmamoğlu, “Ulusal ve uluslararası platformlarda izah edilemeyen uygulamalara meydan verilmemesi bakımdan kayyım düzenlemesinin kaldırılması ve seçim kanunlarının gözden geçirilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisinin harekete geçmesi, gerekmektedir. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • TBB’den AKP’ye uyarı: Hayvan katliamında ve tecritte ısrarcı olmak, aklı ve vicdanı reddetmektir

    TBB’den AKP’ye uyarı: Hayvan katliamında ve tecritte ısrarcı olmak, aklı ve vicdanı reddetmektir

    PİRHA- Türkiye Barolar Birliği, AKP tarafından hazırlanan ve sokak köpeklerinin “uyutulmasını” öngören yasa teklifine tepki gösterdi. Yazılı yapılan açıklamada “Bahsi geçen yasa teklifinin meclisten geçmesi halinde ülkemiz tarihinde görülmemiş bir hayvan katliamının yaşanacağı aşikardır. Belirtilen yöntemleri reddederek katliam ve tecritte ısrarcı olmak, aklı ve vicdanı reddetmektir” denildi. 

    Türkiye Barolar Birliği (TBB), AKP’nin “başıboş köpekler” sorununun çözümü için ‘sokak hayvanlarının uyutulması” maddesini de kapsayan yasa değişikliği teklifine tepki göstererek “Belirtilen yöntemleri reddederek katliam ve tecritte ısrarcı olmak, aklı ve vicdanı reddetmektir” dedi.

    İktidar ve yandaşlarının hedef haline getirdiği sokak hayvanlarına ilişkin düzenlemede sona gelindi.

    AKP’nin sokak hayvanlarına ilişkin Meclis’e sunmaya hazırlandığı yasa teklifinde ‘köpeklerin katledilmesi’ öngörülüyor.

    Yasa teklifi hazırlığına yönelik Türkiye Barolar Birliği’nden yapılan yazılı açıklamada “Belirtilen yöntemleri reddederek katliam ve tecritte ısrarcı olmak, aklı ve vicdanı reddetmektir. Etik değerlere, toplumsal normlara ve sırf sezgisel olarak dahi fark edebildiğimiz hayvanın yaşam hakkına aykırı olan bu zihniyetin kurumsallaştırılarak yasal zemine taşınması, toplumun vicdanında da kabul görmeyecektir” ifadeleri kullanıldı.

    TBB’nin yaptığı yazılı açıklamanın tam metni şöyle:

    “Kamuoyunda bir süredir, tüm sokak hayvanlarının toplanarak önce ilan yoluyla sahiplendirilmeye çalışılacağı, bu süreç sonunda sahiplendirilmeyen sokak hayvanlarının ‘uyutulma’ adı altında öldürülecekleri yönündeki yasal düzenleme için harekete geçildiğine dair haberler paylaşılmaktadır. Bahsi geçen yasa teklifinin meclisten geçmesi halinde ülkemiz tarihinde görülmemiş bir hayvan katliamının yaşanacağı aşikardır.

    “SORUNUN ÇÖZÜMÜ KISIRLAŞTIRMA VE REHABİLİTASYON SEFERBERLİĞİDİR”

    Yüzyıllardır bu toprakların bir parçası olan sokak hayvanlarının; bizler gibi hissedebilen, acı çekebilen ve her fırsatta “can dost” oldukları vurgulanan varlıkların ölüm fermanını vermek yahut onları ölüm kampı barınaklarda tecrit etmek ne kültürel değerlerimizle ne de 20 yıl önce yürürlüğe giren ve 3 yıl önce kapsamlı değişikliğe uğrayan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun sistematiği ile bağdaşabilir.

    İddia edildiği gibi sokak hayvanları popülasyonu bir problem teşkil ediyorsa bu sorunun çözümü yetkili tüm kurumların eş zamanlı olarak yürüteceği bir kısırlaştırma ve rehabilitasyon seferberliğidir. Bunun için semtlere ve özellikle kırsal bölgelere kısırlaştırma merkezlerinin kurulması gerekli ve yeterlidir. Kısırlaştırma ile birlikte mutlaka uygulanması gerekli bir başka husus da evcil hayvanların üretim ve satışına yasak getirilmesi ve sahiplendiği hayvanı sokağa terk edenlere ağır idari yaptırımlar uygulanmasıdır. İki veya üç yıl süresince uygulanacak bu yöntem ile sokak hayvanlarının üremesinin önüne geçilebilecek ve varlığı iddia edilen sorun büyük ölçüde çözüme ulaşacaktır. Açıklanan yöntemler, alanında uzman veteriner hekimler tarafından da en doğru yol olarak sunulmakta, pek çok bilimsel çalışma ile de desteklenmektedir.

    ”KATLİAM VE TECRİTTE ISRARCI OLMAK, AKLI VE VİCDANI REDDETMEKTİR” 

    Belirtilen yöntemleri reddederek katliam ve tecritte ısrarcı olmak, aklı ve vicdanı reddetmektir. Etik değerlere, toplumsal normlara ve sırf sezgisel olarak dahi fark edebildiğimiz hayvanın yaşam hakkına aykırı olan bu zihniyetin kurumsallaştırılarak yasal zemine taşınması, toplumun vicdanında da kabul görmeyecektir.

    Sonuç olarak, Türkiye Barolar Birliği olarak yapılması planlanan yasal düzenlemeyi takip ettiğimizi ve bu toprakların bir parçası olan tüm canlıların ‘yaşam hakkı’nın korunması adına her türlü hukuksal mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğimizi kamuoyu ile saygıyla paylaşırız.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Yargıtay’ın hukuk tanımazlığına karşı Meclis Danışma Kurulu toplanıyor

    Yargıtay’ın hukuk tanımazlığına karşı Meclis Danışma Kurulu toplanıyor

    PİRHA- TBMM Danışma Kurulu, Yargıtay’ın Can Atalay kararını değerlendirmek üzere saat 17.00’de toplanma kararı alırken, Türkiye’nin bir çok kentinde açıklama yapan avukatlar, Yargıtay’ın kararını, ‘skandal’ olarak değerlendirdi.

    Meclis Danışma Kurulu, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin, tutuklu Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında “hak ihlali” kararı veren Anayasa Mahkemesi (AYM) kararını uygulamaması ve üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunması nedeniyle toplanma kararı aldı. Kurul, saat 17.00’de bir araya gelecek.

    Danışma Kurulu toplantısına, tüm siyasi partilerin grup başkan ve başkanvekilleri ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katılacak.

    CHP Genel Başkanı Özel, paylaşımında şunları ifade etti:

    “Sayın Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’la telefonla görüştüm ve kendisinden içinde bulunduğumuz yargı krizi ve darbe girişimiyle ilgili Meclis Danışma Kurulu’nu olağanüstü toplamasını talep ettim. Kendisi ağırlamakta olduğu Filistin Heyeti’yle planlı programlarının ardından, gün içerisinde bu yönde bir çağrı yapacağını belirtti. Kendisinin başkanlığında yapılacak Danışma Kurulu toplantısına partimiz adına bizzat katılacağım.”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ve Saruhan Oluç, Yargıtay’ın kararı nedeniyle Meclis Başkanlığı’na, “Yurttaşların maruz kalacağı ağır mağduriyetin vebali ortadadır. Bu nedenle derhal bir genel görüşme açılarak, konunun değerlendirilmesine ve Meclis’in kendi iradesine ve hukuk üstünlüğüne sahip çıkmasına ihtiyaç vardır” gerekçesiyle başvuruda bulunarak, Meclis Genel Kurulu’nun toplanmasını talep etti.

    Barolar da Yargıtay’ın kararını bir çok yerde protesto etti. Yapılan açıklamalarda, Yargıtay’ın verdiği kararı, “Tarihte görülmemiş bir skandal” olarak değerlendiren avukatlar, “Yetki aşımı yapılarak verilen bu karar anayasal düzene olan güveni temelden sarstı” dediler.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yargıtay’ın infial yaratan Can Atalay kararına tepkiler yükseliyor

    Yargıtay’ın infial yaratan Can Atalay kararına tepkiler yükseliyor

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nin TİP Milletvekili Can Atalay hakkında verdiği kararı Yargıtay tanımadı. Yargıtay ayrıca tahliye kararı veren Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunma kararı aldı. Bu duruma tepki gösteren HEDEP, CHP ve TBB Yargıtay’ın ‘Yargı Darbesi’ yaptığına dikkat çekerek, “hukuksuzluğa teslim olmayacağız” dediler.

    Yargıtay, Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay kararı ile anayasayı ihlal ettiğini öne sürerek, yüksek mahkemenin üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Yargıtay ayrıca TBMM’ye Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi için kararın gönderileceğini belirtti.

    Yargıtay’ın bu tavrı infial yarattı. Başta hukukçular olmak üzere bir çok kesimden tepki yükseldi.

    Yargıtay’ın AYM’ye dair verdiği karara tepki gösteren HEDEP Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, “Yargı darbesinin geldiği durumun vahametini gösteriyor. Siyasi iktidar, hukuk tarihinin kara sayfalarına adını yazdıran bu olayın baş sorumlusudur” açıklamasında bulunurken, MYK ve Meclis gurubunu olağanüstü toplama kararı aldı.

    “HALKIMIZI DİRENMEYE DAVET EDİYORUZ”

    CHP de, Yargıtay’ın kararlarına karşı olağanüstü toplantı yaptı. Toplantının ardından açıklama yapan CHP Genel Başkan Özgür Özel, “Sokaklarda direneceğiz, meydanlarda direneceğiz, bu hukuksuzluğa teslim olmayacağız. Anayasayı ortadan kaldıranlara karşı gün susma günü değildir. Halkımızı direnmeye davet ediyoruz” dedi.

    Türkiye Barolar Birliği de, (TBB) Başkanı Erinç Sağkan ise, Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunan Yargıtay 3. Ceza Dairesi üyelerine dair başvuruda bulunacaklarını duyurdu. Sağkan, TBB olarak Anayasa’yı yok sayan ilgili daire üyelerine “görevden el çektirmeye davet” yaptırımının uygulanması için Yargıtay Yüksek Disiplin Kurulu’na yarın itibariyle gerekli başvuruyu yapacaklarını duyurdu.

    Sağkan, Yargıtay’ın Anayasa’yı yok sayarak Anayasa Mahkemesi’ni fiilen ortadan kaldırma çabası içinde olduğunu vurgulayarak, kararın hukuken değerlendirilebilecek hiçbir yanı bulunmadığını ifade etti.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Gazeteciler, Dezenformasyon Yasası’na karşı AYM önünde eylemde!-VİDEO

    Gazeteciler, Dezenformasyon Yasası’na karşı AYM önünde eylemde!-VİDEO

    PİRHA – Anayasa Mahkemesi, kamuoyunda “Sansür Yasası” olarak adlandırılan, Dezenformasyon Yasasını bugün görüşmeye alıyor. Gazeteciler, “Bu yasa 85 milyonun haber alma hakkını ihlal ediyor” diyerek AYM önünde nöbet eylemi yapıyor.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçuyla hapis cezası getiren madde için yapılan iptal başvurusunu bugün değerlendirmeye alacak.

    Basın mensupları da “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçuyla hapis cezası getiren madde için AYM önünde eyleme başladı. Sansüre ve keyfi tutuklamalara karşı nöbet tutan gazetecilere, siyasetçiler, meslek örgütü temsilcileri de destek verdi. “Gazetecilik yapıyoruz. Sansür yasasına hayır. Biz gazeteciyiz” dövizleri açan gazeteciler, basın özgürlüğü olmadan toplumda adaletin olamayacağına da dikkat çekti.

    Sansüre karşı AYM önünde buluşan gazeteciler ve meslek örgütleri konuya dair de açıklama yaptı.

    Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Kenan Şener, yaptığı konuşma esnasında Anayasa kitapçığını göstererek, “Burası kumpas davalarından bu yana adalet arayışını sürdüren herkesin adalet kürsüsü olmuştur. Bugün AYM’den tüm ülkeyi rahatlatacak karar bekliyoruz” dedi.

    Türkiye Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç ise “AYM’den çıkacak karar adaletin ne kadar önemli olduğunu gösterecektir. Bu yasanın iptali için buradan sessiz bir çığlık atıyoruz. Bu duvarın arkasındaki yüksek yargıçlar, bu çığlığı duyuyor mu?” diye sordu.

    Avrupa Gazeteciler Derneği Türkiye Temsilcisi Doğan Tılıç da “Karar ne olursa olsun ne bizi susturabilecekler, ne bizim için iyi birşey yapabilecekler. Gazeteciler her zaman sözlerini söyleyecek yolu bulurlar. Ama mahkeme vereceği kararla bir utancı silmiş olacaklardır” şeklinde konuştu.

    Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan ise, yasanın hukuki karşılığı olmadığını belirterek “Hukuki öngörünürlükten uzak ve belirsizlikler içeren bir yasa. Bu yasa basına yönelik sansür yasasıdır ve gazetecilere gözdağı yasasıdır. Demokratik toplum için bu yasadan hemen uzaklaşılmalıdır” diye konuştu.

    Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Kıvanç El, yaptığı konuşmada yasanın derhal iptal edilmesi gerektiğini belirterek “Bu yasa 85 milyonun hakkı için iptal edilmelidir” dedi.

    Dezenformasyon yasası gerekçe gösterilerek tutuklanan ve hafta başında tahliye edilen gazeteci Tolga Şardan da eyleme katıldı. Şardan yaptığı açıklamada “Ben son olmayı umuyordum ancak bu sabah da bir gazeteci arkadaşımız gözaltına alınmış. AYM’nin eminim bugün alacağı karar Türkiye’nin istikametinin ne yönde olacağına dair de bir gösterge olacaktır. Gelecek kuşaklara, henüz daha akademik eğitim yapan gazeteci adaylarının da önlerinin açık olması için bir zemin oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. AYM eğer bugün iptal kararı alırsa biz zaten meslek örgütleri ve gerçek gazeteciler olarak gazetecilik mesleğinin çok daha ileri gitmesini sağlayacağız. Toplumun doğru haber alma hakkı var. İçeriden aldığımız ilk bilgiler raportörün biraz daha iyimser olduğu yönünde. Ümit ediyorum mesleğimiz açısından iyi bir zemin olur” şeklinde ifade etti.

    Gazeteciler saat 14:00’e kadar eyleme devam edecek.

    PİRHA/ANKARA

  • Temiz Hava Hakkı Platformu’ndan asbest uyarısı: Maraş ciddi tehlike altında-VİDEO

    Temiz Hava Hakkı Platformu’ndan asbest uyarısı: Maraş ciddi tehlike altında-VİDEO

    PİRHA-Türk Tabipleri Birliği ile sağlık, çevre ve iklim alanında mücadele yürüten 15 örgütün bir araya gelerek oluşturduğu Temiz Hava Hakkı Platformu, deprem bölgesinde asbest sorununa ilişkin hazırladığı raporu kamuoyuna açıkladı. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, “Alevi bölgelerde ayrımcılık daha fazla gözlemlenmektedir. Afetleri felaketlere dönüştüren önlemler almayan siyasi otoritelerdir” dedi.

    Deprem bölgesinde asbest sorununa ilişkin ortak yürütülen saha çalışmaları sonucunda oluşturulan rapor kamuoyu ile paylaşıldı.

    Açılış konuşmasını yapan Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, “Türkiye’de sağlığın toplumsallaştırılmasında özellikle hastalığın ortadan kaldırılması için mücadele eden bir örgüttür Türk Tabipleri birliği. TTB olarak deprem koordinasyon birimlerimizden Hatay’da hava kirliliği raporunu paylaşmıştık. Yapılan ölçümlere baktığımızda Türkiye’de uzun süredir süren ayrımcılık burada da gözlemlenmektedir ve Alevi bölgelerde ayrımcılık daha fazla gözlemlenmektedir. Afetleri felaketlere dönüştüren önlemler almayan siyasi otoritelerdir” dedi.

    “ÜÇ KENT MERKEZİNDE ÇALIŞMA YAPILDI”

    Rapor ile ilgili kamuoyuna bilgi veren Dr. Ozan Devrim Yay da, “Bu asbest ile ilgili bir rapor ama tek tehlike asbest değildir. Asbest kanser yaptığı artık kanıtlanmıştır. Deprem bölgesinde yıkılan ya da yıkılması gereken binalarda asbest varlığının olası olduğu varsayımı ile Temiz Hava Hakkı Platformu ve Türk Tabipleri Birliği tarafından başlatılan çalışmada 28 Ağustos ile 16 Eylül tarihleri arasında Adıyaman merkez, Kahramanmaraş merkez ve Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesi merkezinde çöken tozdan örnekler alınarak asbest analizi yapılmıştır. Deprem sonrasında yıkık binaların enkazlarının kaldırılması ve ağır hasarlı binaların yıkılması esnasında, asbest riskine karşı ulusal mevzuatta yer alan önlemlerin hiçbirinin alınmadığı gözlemlenmektedir. Çalışma yapılan üç kent merkezinde de solunma tehlikesi olan asbest bulunması, deprem bölgesinde asbest kullanımının olduğunu, enkaz kaldırma çalışmalarında bu tehlikeli maddenin uzaklaştırılmasına dair önlemler alınması” diye konuştu.

    “ASBEST DÜNYA GENELİNDE HER YIL 255 BİN ÖLÜME NEDEN OLUYOR”

    Çalışmanın koordinatörlüğünü yapan Deniz Gümüşel ise Türkiye’deki mevzuata dikkat çekerek, “15 sivil toplum kuruluşundan oluşuyor. 8 aydır deprem bölgesinde yaşadığımız hava kirliği sorununu vurgulamaya çalıştık. Türkiye’de hiç fena olmayan bir asbest mevzuatı var aslında bun yönetmeliğe göre 2013 yılında madenciliği, ithalatı, ihracatı yasaklanmıştır. Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmeliğe göre, asbestle çalışanlar, özel eğitim almış olmalıdır. Mutlaka uygun solunum maskesi ve özel tulum gibi kişisel koruyucu donanım ile donatılmış olmalıdır. Bütün bu önlemler alındıktan sonra bile en fazla 8 saat boyunca asbest bulunan ortamda çalışabilir. Türkiye’deki mevzuat Uluslararası mevzuatın 10 katıdır. Mevzuat değiştirilmelidir. Asbest dünya genelinde her yıl 255 bin ölüme neden oluyor. Bu ölümlerin %91’i işyerinde asbeste maruz kalması sonucu gerçekleşiyor” diye konuştu.

    “KAHRAMANMARAŞ CİDDİ TEHLİKE ALTINDA”

    Kahramanmaraş Tabip Odası Başkanı Dr. Lütfi Tiyekli de, “Rapor detaylı olarak incelendiği zaman ciddi oranda asbest bulunduğu görüldü. Buradaki asbest konusunda önlemler alınmalıdır. Bu bölgenin kanserli bir bölge olduğu belirtilmelidir. Yıkılmayan binalar bile şu an yoğun asbest tehlikesi altında, şu an Kahramanmaraş asbest yönünden çok ciddi tehlike altında” diye konuştu.

    Hatay Tabip Odası Başkanı Dr. Sevdar Yılmaz,” Sadece asbesti konuşuyoruz ama hava kirliliği konusunda başka tehlikelerde söz konusu. Önemler alınmalı ama hiçbir kurumlar bu duruma müdahale etmiyor. Antakya bembeyaz çok fazla oranda toz var. Depremde kaybettiğimizden daha fazla kişiyi genç yaşlarda kaybedeceğiz. Bir nesil ciddi tehlike altında” dedi

    Sunumdan sonra doktorlar gelen soruları yanıtladı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Av. Several Ballıkaya: Türkiye Barolar Birliği, Aysel Tuğluk için harekete geçmelidir

    Av. Several Ballıkaya: Türkiye Barolar Birliği, Aysel Tuğluk için harekete geçmelidir

    PİRHA- Aysel Tuğluk’un günlük ihtiyaçlarını karşılamada sıkıntı yaşadığını ve ciddi hafıza kaybı olduğunu belirten Av. Several Ballıkaya, Barolar Birliği’nin Tuğluk’a sahip çıkması ve bu duruma itiraz etmesi gerektiğini dile getirdi.

    Cezaevlerinde hasta tutukluların cenazeleri birbiri ardına çıkarken, Adalet Bakanlığı sessizliğini koruyor. Türkiye hapishanelerinde İHD’nin tespit edebildiği kadarıyla 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunuyor.

    Hasta tutuklulardan biri de Aysel Tuğluk. Beş yılı aşkın süredir Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutulan ve cezaevinde demans teşhisi konulan HDP’nin Eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un cezaevinden tahliyesi için ‘Aysel Tuğluk’a Özgürlük İçin 1000 Kadın’ın imzasıyla başlayan ve kısa sürede 54 ülkeden 6 binin üzerinde kadının imzasına ulaşan kampanya devam ediyor.

    Aysel Tuğluk’la aynı koğuşta kalan ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı olduğu dönemde yerine kayyım atanıp cezaevine konulan Gültan Kışanak, Aysel Tuğluk’un sağlık durumunun giderek ağırlaştığına işaret ederek, Aysel Tuğluk’un cezaevinde öz bakımı, kişisel temizliğini yapma, banyosu, kıyafetlerini giyinme, çamaşırlarını yıkama, çayını bardağa doldurma, yemeğini yeme, bulaşıklarını yıkama gibi aklınıza gelebilecek her türlü yaşamsal ihtiyacını karşılayamadığına dikkat çekerken, insan hakları ve hukuk örgütleri Aysel Tuğluk’un bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulunuyor.

    Son olarak kadın avukatlar Tuğluk’u cezaevinde ziyaret etti. Ziyaret sonrası açıklama yapan avukatlar, Tuğluk’un sağlık durumunun kötüye gittiğini belirterek, serbest bırakılması çağrısında bulundu.

    “DERSİM’DEKİ KÖYÜNÜ ÇOK ÖZLEDİĞİNİ SÖYLEDİ”

    Mezopotamya Haber Ajansı’ndan (MA) Esra Solin Dal’a konuşan Avukat Several Ballıkaya, Tuğluk’un hastalığının ilerlediğini belirterek, başta barolar olmak üzere tüm duyarlı kesimlerin Tuğluk’a ses olmasını isteyerek, şunları söyledi:

    “Sağlık durumu hastane raporları ile uygundu. Beni hatırlayıp hatırlamayacağı korkusu içimi sararken, tanıması beni çok mutlu etti. Okul anılarından bahsetti. Herkesi çok özlediğini söyledi. Özellikle Dersim’deki köyünü çok özlediğini söyledi. Her seferinde gözleri doldu. Ama Aysel her zaman çok güçlü bir kadındı. Yine çok güçlü durmaya çalışıyordu, fakat cezaevinin hastalığı üzerindeki etkisini kendisini ne kadar etkilediğinin farkındaydı. Hayatın doğal akışında günlük ihtiyaçlarını giderme konusunda ciddi sıkıntılar yaşadığını da söyledi. Bazen dışarıdan bir şey istediğinde, istediği şeyi unutup tekrar talep ettiğini belirtti. Kendisi için sürdürülen mücadeleden minnetle bahsetti ve herkese çok teşekkür etti.”

    “HEM FİZİKSEL HEM DE RUHSAL OLARAK DURUMU DAHA KÖTÜYE GİDİYOR”

    Normal günlük hayatla ilgili hafızasında çok ciddi kayıplar olduğunu vurgulayan Ballıkaya, unutkanlığının farkında olması, onda büyük tahribatların yarattığına dikkat çekti. Ballıkaya, Tuğluk’un eskisine oranla hem fiziksel hem de ruhsal olarak durumunun daha kötüye gittiğini kaydetti.

    TBB HAREKETE GEÇMELİ

    Adalet Bakanlığı’na, ATK ve mahkemeye çağrıda bulunan Ballıkaya, sağlık durumuna rağmen bir kişinin cezaevinde tutulmak istenmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtti.

    Tuğluk’un 30 yıldır İstanbul Barosu’na bağlı avukatlık yaptığını ve Türkiye Barolar Birliği’ne (TBB) bağlı olduğunun altını çizen Ballıkaya, Barolar Birliği’nin Tuğluk’a sahip çıkması ve bu duruma itiraz etmesi gerektiğini dile getirdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ÇHD davası: Kozağaçlı ile Timtik’in tutukluluk hallerinin devamına hükmedildi

    ÇHD davası: Kozağaçlı ile Timtik’in tutukluluk hallerinin devamına hükmedildi

    PİRHA-KHK ile kapatılan ÇHD üyesi 22 avukatın yargılandığı davada mahkeme heyeti, Av. Selçuk Kozağaçlı ile Av. Barkın Timtik’in tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Bir sonraki celse 23 Mart 2022 günü görülecek.

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi 22 avukatın yargılanmasına bugün Silivri Cezaevi Kampüsü’nde devam edildi. Aralarında 2017 yılından bu yana tutuklu bulunan ÇHD Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı ile avukat Barkın Timtik‘in de olduğu 22 avukat “Örgüt yöneticiliği” suçlamasıyla yargılanıyor.

    Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Erinç Sağkan, Ankara Barosu Başkanı Av. Kemal Koranel, İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu, İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel, Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Nahit Eren, Adana Barosu Başkanı Av. Semih Gökayaz, Van Barosu Başkan Yardımcı Av. Hamza Çiftçi, Tekirdağ Barosu Başkanı Av. Sedat Tekneci, İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Av. Öztürk Türkdoğan, CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP İstanbul Milletvekilleri Oya Ersoy ile Züleyha Gülüm, Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Mersin Milletvekili Rıdvan Turan da duruşmaya katılanlar arasındaydı.

    Mütalaasını tekrar eden savcı, adli tedbirlerin yeterli kalmayacağını belirterek, tutukluğun devamını talep etti. İlk olarak söz alan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, duruşmaya katılan meslektaşlarına teşekkür etti. Kozağaçlı şu ifadeleri kullandı:

    “Bu ülkenin tarihinde bu kadar kalabalık ve nitelikli bir avukat tarafından korunmuş bir sanık grubu yoktur. Avrupa’dan gelen 8 yıldır takip eden meslektaşlarıma da çok teşekkür ediyorum. Bu davanın peşini hiç bırakmadılar. Sayın savcıya sitem etmek istemem ama 8 yıldır aranan evrakların bulunduğu iddia ediliyor ama savcılık duruma müdahil olmuyor. Savcı aylar önce hazırladığı mütalaayı 8 sene önceki iddianamedeki yazım hatalarıyla kopyalayıp sunuyor. İddianame savcısı ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü Adem Özcan. Bu şu demek ‘Ben bu yargılamaya ilgi duymuyorum, sizlerle ilgilenmiyorum’.”

    “SAVCI TANIKLARI DİNLETEMİYOR ÇÜNKÜ TANIKLAR YOK”

    Aleyhlerinde tanık olarak bildirilen 13 kişinin savcılık tarafından daha sonra vazgeçildiğini kaydeden Kozağaçlı, şöyle konuştu:

    “Savcı, bizim suçlu olduğumuzu söyleyen 13 tanık bildirmiş. Savcı tanıklarını duruşmada ikame etmekten vazgeçiyor. Tanıktan vazgeçme, çok istisna hallerde geçerli bir durum. Savcı dilekçe yazabilir bundan vazgeçebilir, talepte bulunur, bundan vazgeçer; mütalaadan vazgeçer, tamam bunlar kabulüm. Fakat iddianame savcısının bildirdiği 13 tanığı dinlemekten vazgeçti. Savcı tanıkları dinletemiyor. Çünkü tanıklar yok. Tanıkların bir kısmı sanal, sahte üretilmiş kişiler. Bir kısmı savcı, bir kısmı polis müdürü, memuru. Bu meslek gruplarından sahte delil üretmekten, yalan tanıklık yapmaktan hüküm giyenler oldu.

    “CEZA VERMEK İSTİYORSANIZ OLAYA DAYALI TANIKLAR BULMALISINIZ”

    Savcılık aleyhimize 13 tanık gösteriyor. Savcılığın peşini çoktan bıraktığı 13 tanığın peşine biz düştük. Kanun, bir olayın tek ispatı tanık ise onu mutlaka duruşmada dinleyeceksin diyor. Bizim DHKP-C’li olduğumuzu karara bağlayacaksanız bu olgudur. Olgular tanıkla ispatlanamaz. Tanık ispatlar. 13 tanık bize 13 olay anlatmalı. Bizim dosyadaki tanıklar ne diyor, bu kişi DHKP-C üyesidir. Böyle tanıklık olmaz, bize ceza vermek istiyorsanız olguya dayalı değil olaya dayalı tanıklar bulmalısınız.

    “TANIKLAR ÖLDÜ MÜ? AKIL HASTASI MI? YOKSA BULAMIYOR MUSUNUZ?”

    Bant kaydı olurdu elinizde, tutanak olurdu. Bunlar yok. İddianame savcısı Adem Özcan’ın mal varlığına el kondu geçen hafta. Bu iddianameyi Adem’den başka kimse yazamaz, fikri mülkiyet hakkıdır. Sizin bu iddianameyi Varlık Fonu’na devretmeniz lazım. Kanunda, olayın delili bir tanığın ifadesiyse, o tanık mutlaka dinlenir diyor. O tanığı getireceksiniz, yazdığı şeyle yetinilemez. Hadi savcı vazgeçti sesini çıkarmıyor, biz vazgeçebilir miyiz? Savcı bu dosyada bizim DHKP-C üyesi olduğumuzu, benim yöneticisi olduğumu kanıtlamak üzere getirdiği 13 tanıktan vazgeçti. Sayın duruşma savcısı 13 tane tanık göstermişsin 2013’de. Bunlar öldü mü, akıl hastası mı oldu, yoksa bulamıyor musun bunları? Böyle değilse nasıl vazgeçiyorsun? Bunlar kamu tanığı.”

    BARKIN TİMTİK: AÇLIK GREVİMİN 5. GÜNÜNDEYİM

    Kozağaçlı‘nın ardından beyanda bulunan Av. Barkın Timtik de duruşmaya katılanları selamlayarak sözlerine başladı. Timtik, dijital deliller ile gizli tanık beyanlarına değinirken, şunları söyledi:

    “Öncelikle 2005’ten beri adli emanette olduğu iddia edilen belgelerin şimdi getirilmesi üzerinize bir yük yüklüyor. Şimdiye kadar bunları sürüncemede bırakanlar hakkında suç duyurusunda bulunmak gerekiyor. Bugün açlık grevimin 5. günündeyim. Sibel Balaç 19 Aralık’tan beri ölüm orucunda. Gökhan Yıldırım süresiz açlık grevi eyleminde. Onların talepleriyle Ebru Ablamın talepleri de aynıydı. İki sanatçı hayatını kaybetti aynı taleplerle. Gencecik Mustafa hayatını kaybetti.

    “ÖLÜM ORUÇLARINI ENGELLEMEK MÜMKÜN”

    Yeni başlayan bu ölüm orucu eylemini engellemek mümkün, ben içerdeyim ve sadece açlığımla bunu engellemeye çalışıyorum. Dışarıda daha başka pek çok şey yapılabilir. Taleplere ses olunması gerekiyor. Bu ölüm orucunun bazı talepleri var. Biri dijital deliller biri gizli tanık beyanları ve bizim dosyamızda da tam da bunlar var. Bu ölüm orucu ve açlık grevleri eylemleri talepleri nedeniyle yargıyı çok yakından ilgilendiriyor.

    “TANIKLARIN YÜZLERİNİ GÖRMEK İSTİYORUZ”

    Tanık dinleyeceksiniz, tanığın buraya getirilmesini istiyoruz, onların yüzlerini görmek istiyoruz. Gerçek insanlarsa getirin konuşsunlar. Bugün konuşmak istediğim bir konu, itirafçılık dayatması. Bulunduğum hapishanede yaşanıyor. İtirafçılık politikası esasen halk değerlerinin yozlaştırılmasına dayanır. İki Grup Yorum üyesi biri Sultan Gökçek, İbrahim’in eşi, ona bizzat savcı hapishaneye gelerek itirafçılık teklifinde bulundu. Emel Yeşilırmak’ın ailesini MİT görevlileri kaçırmakla tehdit ediyorlar. Diyorlar ki ailesine “Bu iş bir iğneye bakar, intihar etti deriz.”

    “HUKUKEN, BENİ TAHLİYE ETMEK ZORUNDASINIZ” 

    Grup Yorum temsil kabiliyeti çok yüksek bir müzik grubu. Bu yüzden Grup Yorum’la uğraşıyorlar. Yakın zamanda savcılıkta ifade işlemi esnasında Sultan’ı bizzat savcılık çay içmeye davet etti, Sultan sadece ifade vermeye gelirim deyince tutuklamaya sevk edildi ve tutuklandı. Aradan bir kaç gün geçince savcı bizzat hapishaneye geldi görüşmek çay içmek istedi. Böyle bir şey olabilir mi? Şimdi bunlar mutat oluyor, bir itirafçılık politikası ile yargılama yapılmaya çalışılıyor. Benim tutukluluğumun uzamasının nedeninin benim hakkımda da itirafçılar yaratılmaya çalışılması olduğunu düşünüyorum. Yoksa dosya Yargıtay’da bozulduğunda tahliye edilmem gerekirdi. Ben her celse söylüyorum size; siz beni tahliye etmek zorundasınız, hukuken zorunlusunuz buna söyleyeceklerim bu kadar.”

    TBB BAŞKANI AV. SAĞKAN: TUTUKLUĞA SON VERİLMELİDİR

    Timtik’in beyanının ardından Av. Çiğdem Akbulut, 26 farklı uluslararası hukuk kurumunun mahkemeye hitaben yazdığı beraat ve derhal salıverilme talepli dilekçeyi sundu.

    Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Av. Erinç Sağkan da tutukluğa son verilmesi gerektiğini söyleyerek, “Bugün duruşmanın başlangıcında bazı belgelere ulaşabildiğinizi söylediniz. Müvekkillerimin uzun zamandır uğraş verdiği bir konuda siz de çaba göstermişsiniz. Bir delilden bahsediyoruz, bir dijital veri. Buna dair savcılık makamının hiçbir görüşü yok, bir rapor mütalaayı değiştirmesini gerekebilir. Bu delillere nasıl ulaşıldığının da araştırılması gerekir. Maddi gerçeğe ulaşmak için yapılması gereken bir husustur. Selçuk’un kaçma ihtimali olmadığı buradaki herkes tarafından bilinmektedir. Savcılığın dinlemek istemediği sanık meslektaşlarımızın dinlemek istediği tanıklar üzerinde bir etki etme ihtimali olmadığı ortadadır. Bugün itibariyle bu tutukluluğa son verilmesi gerekir” dedi.

    DURAKOĞLU: BURADA AVUKAT YARGILAMASI YAPILIYOR

    İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu ise “Bu davanın ilk celsesi başladığında ben barolar açısından çok önemli olduğunu belirtmiştim. Bu dava bizim için çok önemli, burada avukat yargılaması yapılıyor. Bu dava başladı ve hafta içi süren duruşmanın sonucunda tüm avukatlar tahliye edildi. Bir itiraz üzerine harekete geçildi, üstelik bir cumartesi günü aynı yargıçlar yakalama kararı verdiler. Bana hiç kimse bir hakimin ıslak imza ile imzaladığı kararın 10 saat içinde elektronik imza ile değiştirilmesini açıklayamaz. Siz bugün bu celseye başlarken “evraka” diye başladınız. Buldum dediniz, 8 yıldır getirilemeyen delilleri bulduğunuzu söylediniz. Bu dava Türkiye’de yargının durumunu gösteriyor bize, bunun için çok önemli. Siz, ilk heyetin adını tarihe yazdırdığı gibi adınızı tarihe yazdırabilirsiniz.

    TÜRKDOĞAN: BU DAVADAN HİÇBİR ŞEY ÇIKMAYACAK

    İHD Eş Genel Başkanı Av. Öztürk Türkdoğan iddianamede yer alan belgelerle ilgili olarak, “Bu Belçika-Hollanda belgelerinden bıktık artık. Yıllardır bu evraklar dosyalara gelip gider. Bunların sahte olduğu da ortaya çıkacak, göreceksiniz. Selçuk bu belgelerden 2004 yılında yargılandı, beraat etti ve kesinleşti. Hukuki olarak söylenebilecek her şeyi Selçuk az önce ifade etti. Ben bu davadan hiçbir şey çıkmayacağını düşünüyorum. Arkadaşlarımız da zaten bizim nezdimizde suçlu değillerdir” dedi.

    “DOSYANIN DAYANAĞI OLAN DELİLLER YOK”

    Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Nahit Eren dosyanın dayanağı olan delillerin olmadığını vurguladı. “Aslında size neyi anlatalım bilmiyorum. Biz her celseden sonra klişe tutuklama gerekçeleri ile tutukluluğun devam ettiğini görüyoruz. Bu celse dijitalleri buldum dediniz. Bugüne kadar olmadığını itiraf ettiniz, bu davanın temeli bunlar. Daha önce olması gereken dosyanın dayanağı olan deliller dosyada yok. Hazırlık aşamasında bu deliller iddianame ile birlikte sizin önünüze getirilmeli. Çünkü tutuklamanın gerekçesi yapılıyor. Avukatları tutuyorsunuz bunlarla. Meslektaşlarımızın, arkadaşlarımızın bir saniye bile tutuklu kalmaması gerekir” şeklinde konuştu.

    BARO BAŞKANLARINDAN TAHLİYE ÇAĞRISI

    Ankara Barosu Başkanı Av. Kemal Koranel, “Bu dosyanın soruşturmasını hazırlayanların FETÖ hükümlüsü olduklarını unutmayın, meslektaşlarımızı serbest bırakın” dedi. Adana Barosu Başkanı Av. Semih Gökayaz, ise “Zaten duruşma sonrasında alınacak karar belli şeklinde bu aşamaya kadar gelindi. Çok kudretli bir salon yapılmış; ama buradan adalet çıkacak mı? Önemli olan bu” diye konuştu. Siirt Barosu Başkanı Av. Kenan Bilge de “Selçuk Kozağaçlı’nın tanıklarla ilgili beyanlarını ben hayretle izledim, dinledim. Bu beyanlardan sonra meslektaşlarımızın tahliyesi gerekir” ifadelerini kullandı.

    “TÜRKİYE’NİN HUKUK SİSTEMİNİN ALNINA ÇALINMIŞ KARA BİR LEKEDİR”

    İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel dosyayı “Türkiye’deki hukuk sisteminin sürüklendiği karanlık” şeklinde tanımlarken; “Yargılananlar bizim meslektaşlarımız, arkadaşlarımız, yoldaşlarımız. Onlar bulunmaları gereken yerde değiller, yanımızda omuz başımızda olmalılar. Siz 8 yıl aradan sonra, aslında en başından beri ulaşmanız gereken delile ulaştığınızı söylediniz. Savcılık bu gelişmeye rağmen mütalaayı tekrar etti. Bu dosyayı önemsemiyor anlaşılan ama biz önemsiyoruz. Bu dosya Türkiye’de hukuk sisteminin içine sürüklendiği karanlığın aynası. Karanlığın biraz olsun dağılmasını, bir çatlak oluşmasını ve bu çatlaktan ışık yayılmasını istiyoruz. Bu dosya Türkiye’nin hukuk sisteminin alnına çalınmış kara bir lekedir. Sizden beklentimiz sadece kendi adımıza değil, sizin adınızadır da aslında. Selçuk ve Barkın’ın tahliyesini talep ediyorum” dedi.

    “HAFIZAMIZ ÇOK KUVVETLİ, MEHMET AĞAR’IN CEZA ALMASINI SAĞLADIK”

    Tutuklu Av. Oya Aslan celseyi şaşkınlıkla karşıladığını belirtti. “Delillerin peşine düştüğünüzü gördük salondaki meslektaşlarımıza saygılı söz veren bir tutumla karşılaştık. Bu tutumun meslektaşlarımızın tahliyesine karar verme gücüne de sahip olmayı kapsaması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    Tutuklu Av. Özgür Yılmaz cezaevindeki açlık grevlerini hatırlatarak; “Gökhan Yıldırım süresiz açlık grevinde, Sibel Balaç ölüm orucunda. Ölüm orucu yapmak kolay değildir, yapanın 2 nedeni vardır. Size karşı yapılanlar ve geleceğe dair umutlar. Savcı diyor ki daha önce verdiğimiz yazılı mütalaayı tekrar ediyoruz. Ben mütalaayı görmeden bana ceza istiyorsunuz. Önce bana mütalaayı bir okuyun sonra benden savunma isteyin. Böyle şekli şeyleri bile yerine getirmiyorsunuz. Biz bunlara sessiz mi kalalım? Kalmayız, bizim Ebrumuza sözümüz var, Ebru’nun bu dosyada kanı var. Hesabını soracağız, yemin olsun halkımıza. Ben bana 1994 yılında işkence yapanların peşini bırakmadım, yargılandılar 20 sene sonra ceza aldılar. Bizim hafızamız çok kuvvetli. Mehmet Ağar’ın hapis cezası almasını sağladık. Akın Gürlek’in de Süleyman Soylu’nun da yargılanmasını sağlayacağız, cezalandırılmalarını sağlayacağız” ifadelerini kullandı.

    TUTUKLULUKLARIN DEVAMI KARARI

    Beyanların ardından mahkeme heyeti, Kozağaçlı ile Timtik’in tutukluluk durumları hakkında karar vermek üzere duruşmaya ara verdi. Kozağaçlı ve Timtik’in tutukluluk hallerinin devamına hükmeden mahkeme, bir sonraki celseyi 23 Mart 2022 tarihine erteledi.

    (HABER MERKEZİ)
  • TBB’de Feyzioğlu dönemi sona erdi, Erinç Sağkan yeni başkan seçildi

    TBB’de Feyzioğlu dönemi sona erdi, Erinç Sağkan yeni başkan seçildi

    PİRHA-Türkiye Barolar Birliği’nin yeni başkanı Ankara Barosu Başkanı Av. Erinç Sağkan oldu. TBB’de 8 yıllık Metin Feyzioğlu dönemi sona erdi.

    Resmi olmayan sonuçlara göre Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) yeni başkanı Ankara Barosu Başkanı Av. Erinç Sağkan oldu. 1969 yılında kurulan TBB bugün gerçekleştirilen genel kurul ile 9’uncu başkanını seçti. Mevcut başkan Metin Feyzioğlu’nun da aday olduğu seçimleri Erinç Sağkan 182 oy ile kazandı. Feyzioğlu ise 156 oy aldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP’li Torun: Hiçbir belediye başkanımız Türkiye Belediyeler Birliği’nin toplantılarına katılmayacak-VİDEO

    CHP’li Torun: Hiçbir belediye başkanımız Türkiye Belediyeler Birliği’nin toplantılarına katılmayacak-VİDEO

    PİRHA-Türkiye Belediyeler Birliği’nin (TBB) kaynaklarının neredeyse tümünün Cumhur İttifakı belediyelerine aktarıldığını savunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, “CHP’nin hiçbir belediye başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği toplantılarına katılmayacak, bu adaletsizliği protesto edecektir.
    Hiçbir belediyemizin hakkını hukukunu bu partizan yönetim anlayışına yedirmeyeceğiz” diye konuştu.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Ordu Milletvekili Seyit Torun, Türkiye Belediyeler Birliği’nin (TBB) kaynaklarının büyük çoğunluğunun Cumhur İttifakı belediyelerine aktarıldığını öne sürdü. CHP’li hiçbir belediye başkanının TBB toplantılarına katılmayacağını belirten Torun, “Bu tutumumuz, Türkiye Belediyeler Birliği’ndeki hukuksuzluk sona erene kadar devam edecektir” dedi.

    “CHP’Lİ HİÇBİR BELEDİYE BAŞKANI, TBB TOPLANTILARA KATILMAYACAK”

    CHP Genel Merkezi’nde konuya ilişkin basın açıklaması düzenleyen Torun, “Birlik yönetimindeki partizanlık artık ayyuka çıkmıştır. Türkiye Belediyeler Birliği artık “Cumhur İttifakı Birliği” haline gelmiştir. Encümen üyelerimiz, bugün Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı Fatma Şahin başta olmak üzere Birlik yöneticileri hakkında görevi kötüye kullanmaktan suç duyurusunda bulunacaktır. CHP’nin hiçbir belediye başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği toplantılarına katılmayacak, bu adaletsizliği protesto edecektir. Bu tutumumuz, Türkiye Belediyeler Birliği’ndeki hukuksuzluk sona erene kadar devam edecektir” ifadelerini kullandı.

    “MUHALEFET BELEDİYELERİNE KARŞI AÇIK BİR AYRIMCILIK YAPILMAKTADIR”

    “Ülkemiz, siyasi iktidarın yanlış politikalarının neden olduğu çok zor bir sürecin içinden geçiyor” diyen Torun, iktidar tarafından CHP’li belediyelerin önünün kesildiğini söyledi. Vatandaşa hizmet edecek projelerin engellendiğini kaydeden Torun, şöyle konuştu:

    “Belediyelerimizin yetki ve gelirleri ellerinden alınıyor, belediye başkanlarımız hakkında haksız soruşturmalar başlatılıyor, vatandaşa hizmet edecek projelere engeller çıkarılıyor. Bunlar da yetmiyor, belediyelerimizin hakkı olan kaynaklar dahi tamamen partizan politikalarla ellerinden alınıyor. Bu sorunlu anlayışın son örneğini Türkiye Belediyeler Birliği’nde yaşıyoruz.

    Türkiye Belediyeler Birliği, siyasi parti ayrımı gözetmeksizin tüm belediyelerin hak ve menfaatlerini korumak amacıyla kanunla kurulmuştur. Ülkemizdeki her belediye, birliğin doğal ve zorunlu üyesidir. Birliğin bütçesi, genel bütçeden belediyelere aktarılan paylardan kesilerek oluşturulmaktadır. 2019 yerel seçimlerinden bu yana, Birlik bütçesinin yüzde 50’den fazlası sadece Cumhuriyet Halk Partili belediyelerden kesilen paylarla sağlanmaktadır. Sadece 2020 yılında, belediyelerimizden 86 milyon liralık kaynak kesintisi yapılarak Birliğin bütçesine aktarılmıştır. Ancak üzülerek ifade ediyoruz ki Birlik yönetimi, bu bütçeyi adaletsiz ve partizanca kullanmaktadır. Birliğin kaynaklarının neredeyse tamamı Cumhur İttifakı belediyelerine aktarılmakta, muhalefet belediyelerine karşı açık bir ayrımcılık yapılmaktadır. Birlik yönetimi, kaynakları adil olmayan keyfi politikalarla harcarken hesap verme ilkesini de rafa kaldırmıştır.”

    “PARTİZAN POLİTİKALAR SADECE TBB İLE SINIRLI DEĞİLDİR”

    Torun, belediyelerin yasal olarak TBB’den ayrılmalarının mümkün olmadığını kaydetti. “İktidarın partizan politikaları sadece Türkiye Belediyeler Birliği ile sınırlı değildir” diye konuşan Torun, son olarak şunları söyledi:

    “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı başta olmak üzere pek çok kurumun belediyelerimizin hakkı olan kaynakları nasıl kendi çevresine aktardığını anlatmaya devam edeceğiz. Vatandaşlarımıza da sesleniyoruz: Bu iktidar, sizin vergilerinizden oluşan kaynakları sadece kendi çıkarları için kullanmakta ve size yapılacak hizmetleri açıkça engellemeye çalışmaktadır. Ancak gururla söylüyorum ki bizim belediyelerimiz, iktidarın veremediği hizmetleri vatandaşlarımıza ulaştırmakta ve iktidarın yapamadığını yapmaktadır.

    İşte iktidarın korkusunun nedeni budur. Bizim belediyelerimiz, tüm baskılara rağmen vatandaşlarımızın yanında olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Belediye başkanlarımız, seçim sonuçlarını içine sindiremeyen iktidarın çıkardığı tüm engelleri halkımızla aşmıştır ve aşmaya da devam edecektir. Bizim belediyelerimizin yeri, halkımızın yanıdır. Herkes bilmelidir ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak, hiçbir belediyemizin hakkını hukukunu bu partizan yönetim anlayışına yedirmeyeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Baro başkanlarından uyarı: Baro seçimlerinin üzerinden elinizi çekin

    Baro başkanlarından uyarı: Baro seçimlerinin üzerinden elinizi çekin

    PİRHA- Baro başkanları toplantısı, 51 baro başkanının katılımıyla Ankara Barosu’nun ev sahipliğinde gerçekleşti. Toplantının sonuç bildirgesinde, “Baro genel kurullarının önünde hukuken hiçbir engel yoktur. Baro seçimlerinin üzerinden elinizi çekin” denildi. Baro başkanları, baro genel kurulları için getirilen 300 kişi sınırlamasına, “Görülüyor ki pandemi gerekçe gösterilerek avukatların önünden sandık kaçırılmak isteniyor” diye tepki gösterdi. 

    Mersin Barosu ile birlikte 51 baro başkanının katılımıyla 13 Mart tarihinde gerçekleşen Baro Başkanları Toplantısı’nın sonuç bildirgesi yayınlandı.

    Bildirgede şu ifadelere yer verildi:

    “Bizler aşağıda imzası bulunan baro başkanları olarak; hukuk devleti ve demokrasiye tam bağlılıkla aşağıdaki hususları kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz. Bilindiği üzere, pandemi gerekçe gösterilerek 2020 Ekim ayından bu yana hukuka ve mevzuata aykırı biçimde baroların olağan genel kurullarının engellenmesine devam edilmektedir.

    Bu süreçte çeşitli açıklamalar ve YSK kararları ile hukuka aykırı bir durum olağanmış gibi gösterilmeye çalışılıyor ve gerçeğe aykırı açıklamalarla toplumun hafızasında bir algı oluşturuluyor. Kırmızısı, turuncusu, üçyüzü, beşyüzü, kısıtlama olanı olmayanı ile baro genel kurulları açısından ülke coğrafyası 81 parçaya bölünmüş ve her biri için başka bir hukuksuzluk inşa edilmiştir. Görülüyor ki pandemi gerekçe gösterilerek avukatların önünden sandık kaçırılmak isteniyor.

    Emredici yasa hükmüne rağmen baroların genel kurul yapması, pandemi gerekçesiyle engellenirken siyasi partilerin tıklım tıklım dolu kongreleri, faaliyetleri devam eden AVM’ler ve en önemlisi her gün binlerce kişinin bir arada bulunmak zorunda kaldığı adliyeler; bu gerekçenin samimiyetten yoksun olduğunu açıkça göstermektedir. Örneğin İstanbul Çağlayan Adliyesi’ne her gün avukat, hakim-savcı, adliye personeli ve yurttaş olmak üzere yaklaşık 30.000 kişinin girip çıktığı ve buralarda alınan tek tedbirin HES kodu sorgulaması olduğu da göz önüne alınırsa; baro genel kurulları için getirilen 300 kişi sınırlamasının pandemi mücadelesi ile ilgisi olmayan bir çifte standart uygulaması olduğunu ve gerçekçi, bilimsel, hukuksal bir dayanağı olmadığını hepimiz görüyoruz.

    “BARO GENEL KURULLARININ ÖNÜNDE HUKUKEN HİÇBİR ENGEL YOKTUR”

    Pusulası hukukun evrensel ilkeleri olan bir mesleğin mensupları olarak sandığı hak sahiplerinin önünden kaçırmanın demokratik olmadığını biliyoruz ve gerçek amacın ne olduğunun da farkındayız. Bugün Avukatlık Kanunu’nda yer alan seçime ilişkin hükümleri yok sayarak baro genel kurullarının engellenmesi, gelecekte yapılması muhtemel tüm seçimlerin iptali için de korkutucu bir emsal yaratmaktadır. Demokrasiye aykırı bu tavrın bir diğer sonucu ise TBB seçimlerini de ötelemek ve baroların iradesine rağmen hukuku teferruat sayan bir başkanlık anlayışının TBB’de sürmesini sağlamaktır.

    Öncelikle belirtmek gerekir ki baro genel kurullarının önünde hukuken hiçbir engel yoktur.

    -Barolar, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır. Bu nedenle söz konusu sokak kısıtlamaları barolar ve avukatlar açısından geçerli değildir.

    -300 kişi ve kişi başı 8 m2 alan sınırlamasının hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Nitekim siyasi parti kongrelerinde böyle bir kısıtlama getirilmemiştir.

    -Baro genel kurullarının yapılmasının önündeki engellerin kaldırıldığı beyanı bir kandırmacadan ibarettir. Üye sayısı 400’ün üzerinde olan barolarda pazar günü dışında seçimlerin yapılabilmesi mevzuat gereğince mümkün değildir. (Av. K. Ek: 3 md., Av. K. Y. 52. md)

    -Kanunda yer alan emredici hükümlerin uygulanmasının, hukuksuz idari kararlarla engellenmesi suçtur. YSK’dan başlamak üzere yasak kararlarının altında imzası olan herkes suç işlemektedir.

    -Pandemi koşullarının elbette ki farkındayız. Ancak, kısıtlama günlerine denk geldiği gerekçesiyle seçimlerin engellenme girişimlerinin aksine kısıtlama günlerinde yani tüm kentin evlerinden çıkamadığı günlerde yalnızca avukatların sokağa çıkacakları oy kullanma işlemleri fiziksel mesafe kurallarına ve dolayısıyla pandemi koşullarına daha uygun ve sağlıklıdır.

    Başta baro genel kurullarının hukuksuz şekilde engellenmesinin çıkış noktası olan ve bu yönde genelge yayımlayan İçişleri Bakanlığı’na; bakanlığın, genelgesine dayanak gösterdiği Pandemi Bilim Kurulu’na ve bu genelge doğrultusunda kararlar alan hıfzıssıhha kurulları ile YSK’ya soruyoruz!

    -İçinde bulunulan bu hukuksuz durumun, devletin tüm kurum ve kuruluşlarına sirayet etme tehlikesini görmüyor musunuz? Bilim kurulunca alındığı iddia olunan tavsiye kararları gerçekten sadece barolar ve STK’ları kapsayıp siyasi partileri kapsamamakta mıdır? Eğer öyleyse Pandemi Bilim Kurulu’nca alınan bu kararlar hangi bilimsel veriye dayandırılmıştır?

    Bu gerekçelerle tüm yetkililere sesleniyoruz; baro genel kurulları üzerinden elinizi çekin! Bizler, baro başkanları olarak meslektaşlarımızın sağlığı için gereken her türlü önlemi almak suretiyle gerektiğinde açık havada, gerektiğinde spor salonlarında, gerektiğinde stadyumlarda genel kurul toplantılarımızı yapmak ve demokrasiye olan inanç ve hukuka olan saygımızı bir kez daha ortaya koymakta kararlıyız.

    Bu kapsamda, şu ana kadar genel kurul kararı alan, genel kurulunu gerçekleştiren ve henüz genel kurul kararı almamış olan bizler en geç haziran ayı sonuna kadar barolarımızda genel kurul süreçlerini tamamlamak yönündeki kararlılığımızı bir kez daha ifade ediyoruz.

    TBB başkanının, bu süreçte görevini gereği gibi yapmadığını, baroların genel kurullarının yapılmasına getirilen yasakları 6 ay sonra fark etmek suretiyle bakanlığa yazı yazmakla yetindiğini görüyoruz. Bu da barolarla TBB arasındaki mesafenin ne kadar açıldığının ve TBB’nin en hafif tabiriyle inandırıcılıktan tamamen uzaklaştığının bir göstergesidir. Bizler, TBB’nin kişilerin değil baroların iradesi ile oluştuğu bilinciyle, hukukun, demokrasinin ve yargı bağımsızlığının tarafı olan bir TBB’yi yeniden yaratmakta kararlı olduğumuzu kamuoyu ile paylaşırız.

    • Adana Barosu Başkanı Av. Veli KÜÇÜK
    • Adıyaman Barosu Başkanı Av. Mustafa KÖROĞLU
    • Aksaray Barosu Başkanı Av. Ramazan Erhan TOPRAK
    • Amasya Barosu Başkanı Av. Ahmet Melik DERİNDERE
    • Ankara Barosu Başkanı Av. Ramiz Erinç SAĞKAN
    • Antalya Barosu Başkanı Av. Polat BALKAN
    • Artvin Barosu Başkanı Av. Ali Uğur ÇAĞAL
    • Aydın Barosu Başkanı Av. Gökhan BOZKURT
    • Balıkesir Barosu Başkanı Av. Erol KAYABAY
    • Batman Barosu Başkanı Av. Abdülhamit ÇAKAN
    • Bilecik Barosu Başkanı Av. Halime AYNUR
    • Bingöl Barosu Başkanı Av. Hanifi BUDANCAMANAK
    • Bolu Barosu Başkanı Av. Sabri ERHENDEKÇİ
    • Burdur Barosu Başkanı Av. Ramazan GEDİK
    • Bursa Barosu Başkanı Av. Gürkan ALTUN
    • Çanakkale Barosu Başkanı Av. Bülent ŞARLAN
    • Denizli Barosu Başkanı Av. Müjdat İLHAN
    • Diyarbakır Barosu Başkanı Av. Cihan AYDIN
    • Düzce Barosu Başkanı Av. Azade AY
    • Eskişehir Barosu Başkanı Av. Mustafa ELAGÖZ
    • Gaziantep Barosu Başkanı Av. Bektaş ŞARKLI
    • Giresun Barosu Başkanı Av. Soner KARADEMİR
    • Hakkari Barosu Başkanı Av. Ergün CANAN
    • Hatay Barosu Başkanı Av. Ekrem DÖNMEZ
    • Isparta Barosu Başkanı Av. Ünsal ÇANKAYA
    • İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet DURAKOĞLU
    • İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan YÜCEL
    • Kastamonu Barosu Başkanı Av. Özgür DEMİR
    • Kayseri Barosu Başkanı Av. Cavit DURSUN
    • Kırıkkale Barosu Başkanı Av. Talat APAYDIN
    • Kırklareli Barosu Başkanı Av. Turgay HINIZ
    • Kocaeli Barosu Başkanı Av. Bahar GÜLTEKİN CANDEMİR
    • Konya Barosu Başkanı Av. Mustafa ALADAĞ
    • Malatya Barosu Başkanı Av. Enver HAN
    • Manisa Barosu Başkanı Av. Ali ARSLAN
    • Mardin Barosu Başkanı Av. İsmail ELİK
    • Mersin Barosu Başkanı Av. Bilgin YEŞİLBOĞAZ
    • Muğla Barosu Başkanı Av. Cumhur UZUN
    • Muş Barosu Başkanı Av. Feridun TAŞ
    • Ordu Barosu Başkanı Av. Haluk Murat POYRAZ
    • Samsun Barosu Başkanı Av. Pınar GÜRSEL YILDIRAN
    • Sivas Barosu Başkanı Av. Hacı Yılmaz DEMİR
    • Şanlıurfa Barosu Başkanı Av. Abdullah ÖNCEL
    • Şırnak Barosu Başkanı Av. Nuşirevan ELÇİ
    • Tekirdağ Barosu Başkanı Av. Sedat TEKNECİ
    • Tokat Barosu Başkanı Av. Melih YARDIMCI
    • Tunceli Barosu Başkanı Av. Kenan ÇETİN
    • Trabzon Barosu Başkanı Av. Sibel SUİÇMEZ
    • Van Barosu Başkanı Av. Zülküf UÇAR
    • Yalova Barosu Başkanı Av. Fedayi DOĞRUYOL
    • Zonguldak Barosu Başkanı Av. Özel EROĞLU”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘TBB, TTB, TMMOB ve barolar, bilimin ve aklın haykırışıdır’

    ‘TBB, TTB, TMMOB ve barolar, bilimin ve aklın haykırışıdır’

    PİRHA- Mersin Barosu, Mersin Tabip Odası ve TMMOB ortak bir açıklama yaparak, cumhurbaşkanının açıklamalarına tepki gösterdi. Açıklamada “ iktidarın “makbul” ve her uygulamasına alkış tutacak TBB, TTB ve TMMOB ve de baro yönetimi arzusunu anlıyoruz. Ancak; barolar, TBB, TTB, TMMOB, suyun, toprağın, havanın, bu ülke insanlarının aydınlık gelecek  mücadelelerinin sesidir” denildi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “meslek kuruluşlarının seçim yöntemiyle ilgili düzenlemenin aciliyetini ve ehemmiyetini göstermiştir” söylemine meslek örgütlerinden tepki gelmeye devam ediyor.

    Mersin Barosu, Mersin Tabip Odası ve TMMOB ortak bir açıklama yaptı.

    Kurumların düşman hukukuna tabi tutulmaya çalışıldığına dikkat çekilen açıklamada, “Bu gündem ülkemizde yaşanan demokrasi, insan hakları ve ekonomik sorunları peçelemekten başka bir anlama gelmeyen, suni gündem yaratma çabasından öte bir durum değildir” ifadeleri yer aldı.

    “GÜCÜN ADALETİ YERİNE ADALETİN GÜCÜNÜ BÜYÜTMEK BOYNUMUZUN BORCUDUR”

    Kurumlar adına açıklamayı okuyan Mersin Baro başkanı Bilgin Yeşilboğaz “Bir ülkenin ekonomik, siyasal, toplumsal gelişmesi, çağdaşlaşması ve demokratikleşmesi; baroların, odaların ve STK’ ların, ülkenin demokratikleşme ve demokratik toplum yaratma sürecine katılımı ve katkısı ile doğru orantılıdır” diyerek şunları belirtti:

    “Baroların ve meslek odalarının demokratikleştiriyoruz tahakkümü ile pasifize edilmesi, ülkenin hiçbir reel sorununu çözmeyecektir, tam tersine sorunları daha da çıkmaza sokacaktır. Bilinmelidir ki, avukatlar, doktorlar, mühendisler bu ülkenin aydınlık yüzleridir, 82 milyonun sesidir, nefesidir. Aydınların sesini keserseniz, vatandaşların nefesini kesersiniz. Aydın olmanın doğasında akla aykırılığa itiraz etmek, şüpheyi sorgulamak ve gerçeği savunmak esas olandır. İktidarın gönlünde yatan, müdahale ile her şeye rağmen inatla ayakta duran savunmayı yerle yeksan etme iradesidir. Bu iradeyle yaratılmak istenene sonuna kadar karşı duracağımız gibi bu ülkede gücün adaleti yerine adaletin gücünü büyütmek boynumuzun borcudur.

    Barolar üzerinden hesaplar yapılırken unutulmamalıdır ki baroyu oluşturun avukatlar yargının, vicdanın, özgürlüklerin, insan haklarının ve adaletin gür, hür ve özgür sesidir. Bu sesi susturmaya nice krallar, imparatorlar, diktatörler çalışmış ancak hiçbir şekilde başarılı olamamışlardır. Zira barolar ve avukatlar, halkın ta kendisidir.”

    “KURUMLAR, BİLİMİN VE AKLIN HAYKIRIŞIDIR”

    Barolar ve avukatlar, tabip odası ve doktorlar, mühendis ve mimar odalarının demokrasiden, yaşam hakkından, insan haklarından ve evrensel hukuk kurallarından yana olduklarını vurgulayan Yeşilboğaz, şunları ifade etti:

    “Bunlardan değil; gelin ülkemizdeki insanca onurlu yaşama hakkından söz edelim, gelin liyakat meslekleri avukatlık, doktorluk, mühendisliğı nasıl bitirdiğinizden bahsedelim, gelin avukatlığı, akademik meslekleri nasıl hiçleştirdiğinizden bahsedelim, demokrasiden, ekonomiden, sağlık sorunlarından bahsedelim. Yargının siyasallaşmasından, adil yargılanma hakkından bahsedelim, kamuda liyakat unsurunu yok ederek devlet geleneğini nasıl yok ettiğinizi, ülkeyi cemaatler cennetine çevirmenizden bahsedelim. Besleyip büyüttüğünüz ve ülkeyi ele geçirmeye çalışan cemaatten bahsedelim.

    Bu sorunları çözelim, varsın tek derdimiz baroların, odaların seçimleri olsun, o da size feda olsun. Ülkemiz demokratikleşsin, eşit ve özgür bireyler olarak yaşayalım, yargı yandaşlıktan kurtulsun, evrensel hukuk kurallarına uygun olarak idare hesap verebilir olsun. Ölümü değil yaşamı kutsayıp yüceltelim. Çocuk istismarları, kadına şiddet bitsin, çevreyi ranta kurban etmekten vazgeçin ve de ülkemizi hukuk devleti, basın özgürlüğü, çağdaş eğitim veren ülkeler, cezaevlerindeki mahkumların azlığı ile anılan ülkeler sıralamasında ilk 10’a çıkarın yeter. İktidarın “makbul” ve her uygulamasına alkış tutacak TBB, TTB ve TMMOB ve de baro yönetimi arzusunu anlıyoruz. Ancak; Barolar, TBB, TTB, TMMOB  suyun, toprağın, havanın, bu ülke insanlarının aydınlık gelecek  mücadelelerinin sesidir. Demokrasinin hamisi, hukukun payandası, laikliğin savunmanı, bilimin ve aklın  haykırışıdır. Barolar, TBB, TTB, TMMOB halktır.”

    PİRHA/MERSİN

  • Yargıtay’dan törene katılmayacak barolara yanıt

    Yargıtay’dan törene katılmayacak barolara yanıt

    PİRHA – Cumhurbaşkanlığı sarayında yapılacak adli yıl açılış töreni davetine çok sayıda baronun katılmama kararı alması üzerine Yargıtay açıklama yayınlayarak “Yargıtay’ın siyasi etki altında olduğuna dair ithamlar ile başlayan bir dizi suçlamalar hiçbir insaf ve adalet ölçüsü ile bağdaşmamaktadır” dedi.

    Yargıtay Başkanlığınca yazılı yapılan açıklamada “Adli yıl açılış davetiyeleri dolayısıyla Yargıtaya yönelik haksız ve ölçüsüz eleştirileri yapan bazı baroların, yakın geçmişte tüm dünyanın kabul ettiği insan hakları metinlerine dahi karşı çıkması, feraset düzeylerinin açık bir göstergesi olup, bu tür ithamların toplumun vicdanında karşılık bulmayacağı şüphesizdir” denildi.

    “Yargıtay’ın siyasi etki altında olduğuna dair ithamlar ile başlayan bir dizi suçlamalar hiçbir insaf ve adalet ölçüsü ile bağdaşmamakta olup, üzüntüyle karşılanmıştır.” ifadelerinin yer aldığı açıklamada şu ifadeler de yer aldı:

    “Kamuoyunun bilgisinde olduğu üzere adli yıl açılış törenleri, Yargıtay tarafından düzenlenmektedir. 2016-2017 yılından itibaren adli yıl açılışları ‘Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapılmaya başlanmış, bunun gerekçeleri ve süreci hakkında 29.08.2016 tarihinde basın açıklaması yapılarak kamuoyu bilgilendirilmiştir.

    2019-2020 Adli Yıl Açılış Töreni hazırlıkları kapsamında, yargının kurucu unsurlarından biri olan savunma mesleğine duyulan saygı ve gösterilen önemden dolayı tüm baro başkanlıklarına davetiye gönderilmiş olup, ayrıca Türkiye Barolar Birliği Başkanı da avukatlar adına konuşma yapmak üzere davet edilmiştir. Türkiye Barolar Birliği Başkanı ile çoğunluk baro başkanları kendilerine yapılan daveti kabul ettiklerini belirtmişlerdir. Bazı barolar ise yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, yargı etiği ilkeleri, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi gibi bir dizi başlık altında adalet sistemine ilişkin eleştirilerini dile getirerek, söz konusu davete iştirak edemeyeceklerini ifade etmiş ve görüşlerini de kamuoyu ile paylaşmışlardır.

    150 yıllık köklü bir kurum olan Yargıtay’ın iletişim stratejisi, yargıya ilişkin sorunların şeffaf ve önyargısız ortamlarda tartışılmasını öngörmektedir. Yargıya ilişkin etkinliklerin geniş katılımlı, demokratik ve kapsayıcı olmasına özel önem verilmekte olup, ülkemizdeki tüm baro başkanları adli yıl açılışına davet edilmiştir. Davete nasıl karşılık verileceği baroların takdirinde olan bir konu olmakla birlikte, gönderilen davetiye vesilesiyle Yargıtay’ın siyasi etki altında olduğuna dair ithamlar ile başlayan bir dizi suçlamalar hiçbir insaf ve adalet ölçüsü ile bağdaşmamakta olup, üzüntüyle karşılanmıştır.

    Yargıtay hem yurt içinde hem de yurt dışında önemli reformları gerçekleştirmiş ve insan haklarına evrensel düzeyde katkı sağlamıştır. Bu suçlamaları yönelten baroların bir kısmının, Yargıtay’ın öncülüğünde geliştirilen Yargıda Şeffaflığa İlişkin İstanbul Bildirgesi dolayısıyla Yargıtay’a yönelik eleştirileri halen kamuoyunun hafızasında olup, 9 Kasım 2018 tarihli basın açıklaması ile halkımız bu konuda bilgilendirilmişti. O tarihten sonra İstanbul Bildirgesi 13-24 Mayıs 2019 tarihleri arasında yapılan Birleşmiş Milletler Suçun Önlenmesi ve Ceza Adaleti Komisyonu’nun 28. Oturumunda kabul edilmiş, 23 Temmuz 2019 tarihinde de Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konsey’de onaylanmıştır. Dolayısıyla adli yıl açılış davetiyeleri dolayısıyla Yargıtaya yönelik haksız ve ölçüsüz eleştirileri yapan bazı baroların, yakın geçmişte tüm dünyanın kabul ettiği insan hakları metinlerine dahi karşı çıkması, feraset düzeylerinin açık bir göstergesi olup, bu tür ithamların toplumun vicdanında karşılık bulmayacağı şüphesizdir.”

    NELER YAŞANMIŞTI?

    Yeni adli yılı açılış töreninin Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı sarayında yapılacak olmasına barolar tepki göstererek törene katılmayacaklarını duyurmuştu.

    İzmir Barosu, Yargıtay’ın Cumhurbaşkanlığı’nda yapılacak yeni adli yıl açılış töreni davetini reddetmiş, yazılı açıklamasında “Sizlerin de ‘kendinizi özgürleştirmenizi’ temenni ederiz” demişti.

    Türkiye Barolar Birliği (TTB) Başkanı Metin Feyzioğlu ise törene katılacağını açıklamıştı.

  • Beştepe’deki adli yıl açılışına 43 barodan tepki; TBB törene katılıyor

    Beştepe’deki adli yıl açılışına 43 barodan tepki; TBB törene katılıyor

    Adli yıl açılış töreninin Beştepe’de yapılmasına tepki gösteren barolar, Yargıtay’ın törene davetini reddetti. 43 Baro, törene katılmayacağını belirtti. TBB açıklamasında, “Milletimizin beklentisi sorunlarımızın konuşarak çözülmesidir.” ifadeleriyle törene katılacaklarını duyurdu.

    Yargıtay Başkanlığının düzenlediği adli yıl açılışına 43 baro, katılamayacağını açıkladı. Başta Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bursa, Denizli, Düzce, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Mersin, Muğla, Şanlıurfa, Ordu ve Van baroları açıklama yaparak, adli yıl açılışının Beştepe’de yapılmasına tepki gösterdi. Açılışa katılmayı reddeden baroların açıklamalarında “yargı bağımsızlığı” vurgusu öne çıktı.

    Türkiye Barolar Birliği yazılı bir açıklama yaparak, adli yıl açılışına katılacaklarını duyurdu. TBB’nin açıklamasında konunun Yönetim Kurulu’nda görüşüldüğü belirtildi ve “Meslektaşlarımızın ve milletimizin beklentisi sorunlarımızın konuşarak çözülmesidir. Bizim de sorunları konuşarak, iletişim kurarak hep birlikte çözebileceğimize inancımız tamdır.” ifadelerine yer verildi.

    43 Baronun açıkladığı rakamlara göre; Türkiye’de mevcut 116.779 avukattan en az 100 bini, küllliyede yapılacak törene tepki duyuyor.(HABER MERKEZİ)