PİRHA – Sendika ve emek örgütleri, tüm kesimleri Taksim’de yapılacak 1 Mayıs kutlamalarına davet etti. DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, “Ülkemizde de Taksim 1 Mayıs alanı keyfiliğe karşı hukukun, otoriter tek adam rejimine karşı demokrasinin simgelerinden biri olmuştur” dedi.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Dişhekimleri Birliği (TDB), 1 Mayıs kutlamalarına dair açıklama yaptı. Beşiktaş’ta bulunan İskele Meydanı’nda yapılan açıklamaya çok sayıda kişi katıldı. Açıklamada sık sık ““Yaşasın 1 Mayıs/Bijî yek gulan” sloganları atıldı.
1 MAYIS’IN ÖNEMİ
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, 1 Mayıs’ta adalet, özgürlük, barış ve kardeşlik taleplerini haykıracaklarını belirtti. Görgün, “Türkiye’nin dört bir yanında meydanlarda buluşacak, ekmeğimizin her gün küçülmesine, adaletin terazisinin tamamen bozulmasına, en temel hak ve özgürlüklerimizin gasp edilmesine hep bir ağızdan dur diyeceğiz” dedi.
Güngör, insanca bir yaşamı hak ettiklerini vurgulayarak, “Ancak bugünlerde değil insanca yaşamak, hayatta kalmak dahi giderek zorlaşıyor. İnsanca yaşayamıyorsak bu ülke fakir olduğu için ya da ülkenin kaynakları yetersiz olduğu için değil. Bu ülkenin kaynakları hepimizi insanca yaşatmaya yeter. Yeter ki kaynaklarımızı rantçılara, sermayeye, faize, saraya, şatafata, silaha, savaşa değil; işçilere, kamu emekçilerine, emeklilere ve kamu hizmetlerine kullanılsın. Ama ülkeyi yönetenlerin tercihi belli. Onlar yoksuldan alıp zengine, emekçiden alıp sermayeye kaynak aktarmayı görev biliyor” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin işçi hakları sıralamasında dünyanın en kötü 10 ülkesi arasında olduğunu söyleyen Güngör, “1 Mayıs’ı ülkemizde ve dünyada, sermaye düzeninin ve bunlara bağlı otoriter rejimlerin tahrip ettiği demokrasiyi yeniden inşa edecek olan kolektif öznenin meydanlarda boy göstereceği tarih olacaktır. Ülkemizde de Taksim 1 Mayıs alanı keyfiliğe karşı hukukun, otoriter tek adam rejimine karşı demokrasinin simgelerinden biri olmuştur” dedi.
“1 MAYIS’TA ALANLARDA OLALIM”
Güngör, şöyle devam etti:
“1 Mayıs’ta alanlarda olmak işimize, aşımıza, ekmeğimize, emeğimize sahip çıkmaktır. 1 Mayıs’ta alanlarda olmak hakkımıza, hukukumuza, gelirde, vergide ve ülkede adalet talebimize sahip çıkmaktır. 1 Mayıs’ta alanlarda olmak eğitim ve sağlık başta olmak üzere herkese nitelikli kamu hizmeti hakkımıza sahip çıkmaktır. 1 Mayıs’ta alanlarda olmak söz ve karar hakkımıza; sendikalı olma, örgütlenme ve grev hakkımıza; ifade özgürlüğümüze; yani demokrasiye sahip çıkmaktır. 1 Mayıs’ta alanlarda olmak İstanbul Sözleşmesine, işyerinde şiddete ve tacize karşı ILO’nun 190 sayılı sözleşmesine sahip çıkmaktır. Haydi, bu adaletsiz düzene karşı bir elimizde çocuklarımız, bir elimizde karanfillerimizle 1 Mayıs alanlarına.”
PİRHA- İkizköy halkı, Akbelen Ormanı’nda süren talana karşı Ankara’dan seslendi. Yapılan açıklamada “Toprağımız, havamız için direnmemiz sebebiyle marjinal, vatan haini olduk. Buraya geldik ve artık sesimizi duyacaklar” denildi. Direnişçiler, “Limak Holding ve IC Holding’e, “Akbelen’den elinizi çekin” çağrısı yaptı.
İkizköy direnişçileri, Akbelen ormanında yapılan çevre talanına karşı Ankara’ya geldi.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB), Ankara Tabip Odası (ATO), Ankara Diş Hekimleri Odası (ADO), Akbelen direnişçilerini, MMO Kültür Evi önünde karşıladı.
MMO Kültür Evi önünde basın açıklaması yapan meslek örgütleri, “İkizköy direnişçilerini selamlıyoruz. Akbelen ormanını vermeyeceğiz” pankartını açtı.
“Katil Limak, Akbelenden defol. Havama, suyuma, ormanıma dokunma. Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek” sloganları atıldı.
“MADENCİLİK ANLAYIŞI SÖMÜRÜ FAALİYETİDİR”
Kurumlar adına basın açıklamasını Seyit Ali Korkmaz okudu.
“Akbelen ve İkizköylüler yalnız değildir” diyen Korkmaz şunları söyledi:
“Bugün, Akbelen’de yaşam alanlarımıza, doğamıza, sahip çıkmak için mücadele eden İkizköylüler ile birlikteyiz. DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve TDB’nin çağırısı ile İkizköylüleri, TBMM’de gerçekleşecek Akbelen oturumu öncesinde karşılamak ve dayanışmamızı göstermek için bir aradayız.
Ülkemizde doğa ve kültür değerlerini sermaye birikim aracı olarak gören ve ranta dönüştürmeyi hedefleyen ekonomi politikaları acımasız ve kuralsız bir şekilde yürütülmekte; yaşam alanları yok edilmektedir.
Kaz Dağları ve Cerattepe’de maden işletmelerinin sebep olduğu çevre katliamından, hidroelektrik santral (HES) projeleriyle kurutulan akarsulara; yapılaşmaya açılarak betonlaştırılan yaylalardan, orman alanlarında ağaç kesimlerine pek çok çevre karşıtı yatırım gündemdedir. Günlerdir Akbelen’de ağaçları kestiler, Cudi’de ise yaktılar. Tüm tepkilere rağmen yangına müdahale edilmesine engel oldular.
Orman alanları yangınlar nedeniyle yok olurken rant amaçlı katliamlar da devam etmektedir.
Muğla’nın Milas İlçesine bağlı İkizköy’de Akbelen ormanlarının maden sahası ilan edilerek; doğanın, ormanlık alanların ve yaban hayatının katledilmesi çevre ve insanlık suçudur.
Akbelen’de planlanan maden işletmesi ve faaliyetleri sonucunda coğrafya değişecek, biyolojik çeşitlilik ve ormanlık alanlar yok edilecek, su kaynakları tükenecek ve telafisi mümkün olmayan zararlara yol açacaktır.
“AKBELEN’DEN ELİNİZİ ÇEKİN”
Günlerdir süren ve Akbelen`de Limak Holding ve IC Holding tarafından yapılan orman katliamı devletin kolluk güçlerinin himayesinde gerçekleştirilmiş ve bütün ağaçlar kesilmiş, bu hukuksuzluk sürerken devletin kurumları, ilgili bakanlık ve idareler bu duruma sessiz kalmış, ormanını, toprağını, yaşamını savunan ve tek bir ağacını kestirmemek için direnen halka, baskı, gözaltı ve şiddetli saldırılar yapılmıştır.
Akbelen Ormanlarına ve çevre değerlerine sahip çıkan bölge halkına ve duyarlı kesimlere uygulanan şiddet ve hukuksuz müdahaleler kabul edilemez.
Bizler madenlerin, aç gözlü şirketlerin ormanlarımızı, tarlalarımızı, köylerimizi, insanlarımızı yuttuğu, tükettiği bir ülke istemiyoruz. Ne yazık ki ülkemizde egemen olan madencilik anlayışı, madenin bulunduğu tüm arazinin harap edildiği, geride ise tümüyle verimsizleştirilmiş ve kirletilmiş bir toprağın bırakıldığı bir anlayışla sürdürülmektedir. Bu anlayış nedeniyle Cerrattepe’den Fatsa’ya, Kaz Dağlarından Akbelen’e kadar her yerde verimli ormanlık alanlarımız, tabiat zenginliklerimiz yok edilmektedir. Bu anlayış, sadece madenciliği değil, yaşamı da sürdürülemez hale getirmektedir. Bu madencilik anlayışı, bir üretim faaliyeti değil, bir sömürü faaliyetidir. Madenleri olduğu gibi, doğayı ve halkı da sömürmektedir.
Buradan bir kez daha sesleniyoruz: Akbelen’den elinizi çekin, Akbelen’e dokunmayın! İnsana ve doğaya zarar veren tüm projeleri iptal edin!”
İKİZKÖYLÜLERE 8 NOKTA’DA ARAMA!
İkizköylüler Mahallesi’nden bir kadın yurttaş ise orman kesiminin durdurulması için Ankara’ya geldiklerini belirterek, “Toprağını, suyunu savunanlar artık marjinal, vatan haini olmuş durumda. 90 yaşındaki Zehra nene marjinal ise siz düşünün. Dün öğlen yola çıktık, engeller nedeniyle ancak gelebildik. 8 yerde arama yapıldı. Buradan Meclise gideceğiz. Artık sesimizi duyacaklar” dedi.
“DAYANIŞMAYA İHTİYACIMIZ VAR”
Dikmece köylüleri adına Hasan Özgür ise yaptığı konuşmada, “3 aydır başımızda bela dolanıyor” dedi. Deprem nedeniyle tüm hayatlarının yıkıldığını ifade eden Özgür, şimdi ise asırlık zeytin ağaçlarının ellerinden alınmak istendiğini belirtti.
Özgür, “Bunlar deprem konutu gerekçesiyle yapılıyor. Oysa devletin boş olan ve zemini sağlam olan arazileri var. Ama bizim zeytinliklerimize göz dikmişler. Karşımıza jopla çıktılar. Deprem sonrası gönderdiğiniz battaniyelere sarıldık, gönderdiğiniz suyu içtik. Şimdi doğamız için dayanışmaya ihtiyacımız var” diye konuştu.
PİRHA-DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve TDB, “Geçinemiyoruz, insanca yaşamak istiyoruz!” diyerek ekonomik krize karşı “Üretimden gelen gücümüzle haklarımıza sahip çıkalım” çağrısı yaptı.
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Dişhekimleri Birliği (TDB), ekonomik krize karşı “Zamlar Geri Alınsın!” dedi.
TTB Genel Merkezinde yapılan basın toplantısında öncelikle Akbelen Ormanı’nda yapılan doğa katliamı kınandı. Kurumlar, Akbelen halkına destek vermek adına bölgeye gideceklerini de not düştü.
“AKP, YANDAŞ ZÜMREYE AYRICALIK TANIYOR”
Kurumlar adına ortak basın açıklamasını KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil okudu.
“Krizin faturasını krizi yaratanlar ödesin!” diyen Yeşil, hükümetin ekonomi politikalarını eleştirerek şunları kaydetti:
“Ardı arkası kesilmeyen zam işçileri, emekçileri, emeklileri, kadınları canından bezdirdi. Ülkemizde insanca yaşamak bir yana hayatta kalmak bile her gün zorlaşıyor.
IMF reçetelerinden de beter bir programla bir kez daha ezilenlerin, yoksulların ceplerine göz dikiliyor.
“Mali disiplin”, “bütçe açığını azaltma”, “vergiyi tabana yayma” gibi adlar altında torba yasalarla vergi yükü işçilerin, emekçilerin, emeklilerin omuzlarına yıkılıyor.
İktidarın soyup soğana çevirdiği hazineyi doldurmak adına uygulanan politika bizleri, işçileri, emekçileri, kamu emekçilerini, mühendisleri, mimarları, hekimleri, avukatları, aydınları, akademisyenleri, sanatçıları, gençleri, kadınları, emeklileri, emekli dahi olamayanları ezdikçe eziyor, emeğimizi her gün biraz daha değersizleştiriyor.
Halk işsizlikle, açlıkla, yoksullukla, artan borçlarla mücadele ederken AKP iktidarı hâlâ bir avuç patrona ve yandaş zümreye yeni ayrıcalıklar tanıyor, muafiyetler getiriyor. Bu nedenle nüfusun yüzde 1’ini oluşturan ama ulusal servetin yüzde 54’ünü elinde tutan dolar milyarderleri büyüdükçe büyüyor.
Ücretlerimizin belirlenmesinde temel alınan ekonomik veriler TÜİK eliyle düşük gösterilirken vergi ve harçlar astronomik düzeyde artırılıyor. Emeği ile geçinen bizlerin maaşlarından peşinen gelir vergisi kesilirken tüketirken de ayrıca vergi vermek zorunda bırakılıyoruz.
Bizler zam sağanağı altında inim inim inlerken tek sesli medyanın propagandasıyla yaşananların zorunluluktan kaynaklandığı, zamlarla ekonominin toparlanacağı, enflasyonun frenleneceği yalanı dolaşıma sokuluyor!
Gerçeği haykırmaya çalışan çığlıklar baskı, şiddet ile; özgür basın ise sansür ve zor ile bastırılmak isteniyor.
Öte yandan toplumsal cinsiyet eşitliğini yok sayan, ayrımcı ve cinsiyetçi uygulamalarla kadın emekçiler işsiz bırakılırken, çalışmaya devam inadı baskı, taciz ve mobbing ile her geçen gün artarak kırılmaya çalışılıyor.
Halkın ezici çoğunluğunu yoksulluğa, açlığa, işsizliğe, borçluluğa ve güvencesizliğe mahkûm eden bu politikalar sadece bizlerin değil Türkiye’nin sırtında bir yüktür.
Bu yükü taşımaya mecalimiz kalmadı!
“SEFALETTE DEĞİL, REFAHTA BİRLEŞMEK İSTİYORUZ”
Yoksullukta, sefalette eşitlenmek değil hak ettiğimiz refahta birleşmek istiyoruz.
• Başta temel tüketim maddeleri olmak üzere yapılan zamlar geri alınmalıdır!
• Temel ücretler yoksulluk sınırı üzerine çıkarılmalı, en düşük emekli maaşı Temmuz 2023 itibariyle net 15 bin TL’ye çıkarılmalıdır.
• Ücretler toplu sözleşmelerle belirlenmeli, her üç ayda bir yoksulluk sınırında yaşanan artışa göre güncellenmeli, üzerine her çeyrekte yaşanan büyüme rakamları refah payı olarak eklenmelidir.
• Yüksek enflasyon döneminde asgari ücret de yılda dört kez belirlenmelidir.
• Vergide adalet sağlanmalı, az kazanandan az, çok kazandan çok verginin alındığı, artan oranlı servet vergisinin uygulandığı bir vergi düzeni getirilmelidir.
• Sendikalaşma ve grevli gerçek toplu iş sözleşmesi önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.
DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve TDB olarak; zamlardan, yoksullaştıran ekonomik politikalardan rahatsız olan, “Bu böyle gitmez” diyen herkese sesleniyoruz: Bizlere her geçen gün daha fazla yoksulluk, sefalet, güvencesizlik dayatılan bu pespaye sistemi değiştirmek ve dönüştürmek elimizde!
Daha fazla bedel ödemek istemiyorsanız; sendikalı sendikasız, çalışan-emekli, gelin hep birlikte haklarımız için omuz omuza verelim. Üretimden gelen gücümüzle haklarımıza sahip çıkalım.”
PİRHA- DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve TDB, yaptıkları ortak basın açıklaması ile 6331 sayılı işçi sağlığı yasasını protesto etti. Kurumlar yaptıkları ortak açıklamada, “Yasa ile işçi sağlığı ve güvenliği alanı taşeronlaştırılmış, piyasa koşullarına terk edilmiş, işçi cinayetleri artarak devam etmiş, meslek hastalıkları görünmez bir kader olmaya devam etmiştir” dedi.
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Diş Hekimleri Birliği (TDB), yaptıkları ortak basın açıklaması ile 6331 sayılı işçi sağlığı yasasını protesto etti.
Kurumlar, AKP iktidarının yasanın hazırlanış sürecinde işçi sağlığı ile ilgili bütünlüklü-temel bir yasa hazırlamadığını, yasanın ayrımsız tüm çalışanları kapsamadığını, bu yasa ile iş kazalarının en aza indirilemeyeceğini ve meslek hastalıklarının görünür kılınmayacağını dile getirdi.
Hazırlanacak yasayla ilgili TTB, TMMOB, TDB, DİSK, KESK başta olmak üzere emek ve meslek örgütlerinin, alandan birçok bilim insanının uyarı ve önerilerinin de dikkate alınmadığını belirten kurumlar, tartışmalar sürerken, AKP iktidarının AB çerçeve direktifini esas alarak 6331 sayılı yasayı çıkarttığını ve bunun kabul edilemez olduğunu söyledi.
“AKP İKTİDARI HAZIRLAMIŞ OLDUĞU YASANIN ARKASINDA DURMADI VE DENETLEMEDİ”
Kurumlar adına hazırlanan ortak basın metnini TTB İşçi Sağlığı ve İş Yeri Hekimliği Kolu Başkanı Metehan Akbulut okudu.
Akbulut, “30 Haziran 2012 tarihinde yayımlanan 6331 sayılı yasanın hükümlerinin yayım tarihini izleyen altı ay ila iki yıl içinde yürürlüğe girmesi öngörülmüştü. Aradan geçen on yıla rağmen, 6331 sayılı yasa ve uygulamaları henüz oturmamıştır. Sürekli değişiklikler ve ertelemeler yapılmaktadır. Kabulü sırasında bile kimi maddelerinde kademeli geçiş öngörülen yasa hükümleri sonrasında birçok kez yine kademeli şekilde ötelendi ve değişikliğe uğradı. AKP iktidarı hazırlamış olduğu yasanın arkasında durmadı ve denetlemedi.
6331 sayılı yasada yapılan değişikliklerin yasanın uygulamasını geciktirme, etkisini azaltma gibi olumsuz etkilerinin yanında bir diğer boyutu da yasa yapma tekniği ile ilgilidir. Bu kadar kısa sürede çalışma hayatı ile ilgili temel bir yasada çok sayıda değişiklik yapılması ‘yasama kalitesi’ ilkesiyle bir diğer ifadeyle, öngörülebilirlik, izlenebilirlik ve şeffaflık ilkeleriyle de çelişmektedir” dedi.
“BU İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ YASASI DEĞİL, TAŞERONLAŞTIRMA YASASIDIR”
6331 sayılı yasayı, iş sağlığı güvenliği yasası diye tanımlamak yerine, ‘İşçi Sağlığı ve Güvenliğini Taşeronlaştırma Yasası’ olarak tanımlamanın daha doğru olacağını kaydeden Akbulut açıklamaya şöyle devam etti:
“Yasa ile işçi sağlığı ve güvenliği alanı taşeronlaştırılmış, piyasa koşullarına terk edilmiş, işçi cinayetleri artarak devam etmiş, meslek hastalıkları görünmez bir kader olmaya devam etmiştir. 6331 sayılı yasa ile işçi sağlığı ve güvenliği alanı, Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri (OSGB) adıyla pıtrak gibi kurulmuş irili ufaklı şirketlere bırakılmıştır. İşçi sağlığı ve güvenliği alanından kamu tamamen çekilmiş, denetleme görevini bile yürütememiş, caydırıcı cezalar uygulanmamıştır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilgisi alana ilişkin dijital evrak ve sözleşmelerin takibini yapmakla sınırlı kalmıştır.
Emekçiler iş cinayetlerinde hayatını kaybederken ölümlerden sorumlu tutulmayan sermaye kesimi işçi sağlığı ve iş güvenliğini sağlamaktan, korumaktan ve bu alana harcama yapmaktan tamamen vazgeçmiştir. Yasa ve ikincil düzenlemeler, kolluk kuvvetleri, yargı makamları bilirkişiler, nezdinde ‘taşeronlaştırma yasası’ adlandırmasına uygun olarak yorumlanmış, işverenler koruma altına alınmış, iş güvenliği uzmanları hukuk önünde ‘olağan şüpheli’ olarak değerlendirilmiştir. İşyeri hekimleri, iş güvenliği uzmanları iş kazalarının asli sorumluları olarak yargılanmakta ve cezalandırılmaktadır.”
6331 sayılı yasa ile piyasalaştırılan işçi sağlığı hizmetleri ortamında işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının OSGB’lerde kiralık işçi konumuna geldiğini; özlük hakları ve mesleki bağımsızlıklarının ortadan kaldırıldığını vurgulanan açıklamada, “İşyerlerinin piyasa koşullarına uygun olarak en ucuz hizmet verme teklifinde bulunan OSGB’ler ile anlaşmaları ve işverenlerin, OSGB’ler, iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimlerinden uygun bilgilendirme yerine ‘masraf çıkartmama’yı beklemeleri işyeri hekimlerini ve iş güvenliği uzmanlarını yaptıkları işe yabancılaştırmıştır, dokümantasyon uzmanlarına dönüşmüşlerdir. OSGB’ler, neoliberal politikaların işçi sağlığı alanındaki temel uygulama biçimidir. Hizmet satın alma modeliyle, işçi sağlığı hizmetlerini üretim alanlarının dışına taşımıştır. OSGB’ler, oluşturdukları piyasa üzerinden, emek sömürüsünün yoğunlaştırılmasının da, aracı haline getirilmiştir” ifadeleri kullanıldı.
TALEPLER
‘İşçi sağlığı alanının taşeron örgütleri OSGB’ler kapatılmalıdır!’ açıklamada ortak talepler şöyle sıralandı:
“-Onuncu yılına gelindiğinde bu yasanın, kamu yararına olmadığı, işçinin sağlığını ve güvenliğini sağlayamadığı artık bütün yönleriyle ortaya çıkmıştır. 6331 sayılı yasadan vazgeçilmeli, işçi sağlığı alanını taşeronlaştırarak piyasaya açan OSGB’ler kapatılmalıdır!
-İşyeri hekimleri, iş güvenliği uzmanları ve diğer sağlık çalışanlarının özlük hakları, ücretleri, iş güvenceleri kamu tarafından güvence ve koruma altına alınmalıdır.
-Sendikalaşmanın ve sendikal hakların kullanımının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Sendikaların örgütlü olduğu alanların dışında da işçi sağlığı ve güvenliği alanında çalışmaları takip edebilecek, inceleme yapabilmesinin yasal düzenlemesi yapılmalıdır.
-İşçilerin sağlığı ve güvenliği kamusal bir sorumluktur. Emek ve meslek örgütleri, üniversitelerin katılımı ile idari ve mali yönden bağımsız, ulusal bir işçi sağlığı güvenliği enstitüsü oluşturulmalıdır. Enstitü; politikaların oluşturulması, kararların alınması ve işyerlerinde denetim görevlerini yerine getirmelidir.
-Esnek ve kuralsız çalışmayı, geçici iş ilişkisini, taşeronlaştırmayı yasal hale getiren, kıdem tazminatlarını, sendikal hak ve yetkileri budayan işçi sağlığı ve iş güvenliğini işveren yükümlülüğü olarak görmeyen, örgütlülük önüne engeller koyan yasa ve diğer düzenlemeler iptal edilmelidir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Enstitüsü’nün oluşumundan sonra, konunun taraflarının katılımı ile İş Yasası ile İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası başta olmak üzere, tüm mevzuat ve denetim mekanizması insanı eksen alan anlayışla yeniden düzenlenmelidir.”
Akbulut’un ardından açıklamada imzası olan kurumlar söz alarak, bu yasaya karşı hep birlikte mücadele edeceklerini vurguladılar.
PİRHA- Sağlık çalışanlarının özlük haklarında düzenleme öngören 14 maddelik kanun teklifi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilirken, sağlık meslek örgütlerinin çağrısıyla sağlık emekçileri yarın (15 Haziran) iş bırakma eylemi yapacak.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu Teklifi’nin görüşmeleri tamamlandı ve teklif kabul edildi.
“HEKİMLER BU KÖTÜLÜĞÜ UNUTMAYACAK!”
Sağlıkçılar ise komisyonda kabul edilen teklifin geri çekilmesini istiyor. Türk Tabipleri Birliği (TTB) çıkan teklife “Özlük haklarımız ile ilgili düzenleme yapacağınızı söyleyerek hekimleri aylardır oyalıyorsunuz. Bizleri çalışamaz, sağlık sistemini işlemez noktaya getiren sağlık politikalarının uygulayıcıları tarafından TBBM’ye sunulan yasa teklifinin yetersizliklerine dair tüm itirazlarımıza rağmen komisyondan değiştirilmeden geçirildi. Hekimler bu kötülüğü unutmayacak! Süreci takip etmeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz,” açıklamasıyla tepki gösterdi.
1 GÜNLÜK İŞ BIRAKMA EYLEMİ
TTB, SES, TDB, DİSK Genel Sağlık-İş’in de aralarında bulunduğu sağlık meslek örgütleri 15 Haziran’da 1 günlük iş bırakma eylemi yaparak, komisyondan geçen teklifin geri çekilmesini ve sağlık emekçilerinin haklarını koruyan ve geliştiren yasaların çıkarılmasını isteyecek.
PİRHA-DİSK, KESK, TMMOB, TTB ile TDB yaptıkları ortak açıklama ile İstanbul 1 Mayıs kutlamalarının Maltepe Meydanı’nda gerçekleştirileceğini duyurdu. AKP politikalarını eleştiren DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “20 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin ve uyguladıkları politikalarının sonucu olarak ortaya çıkan bu tablo artık Türkiye işçi sınıfını ve emekçileri sadece yoksullukla değil, açlıkla, hayatta kalma zorluğuyla yüz yüze bırakmıştır” dedi.
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türk Diş Hekimleri Birliği (TDB) Beşiktaş’ta yaptıkları açıklama ile 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nü, İstanbul Maltepe Meydanı’nda kutlayacaklarını duyurdu.
Beşiktaş Barbaros Meydanı’nda gerçekleştirilen açıklamaya DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul İl Başkanı İlknur Birol, İstanbul Milletvekilleri Ali Kenanoğlu, Zeynel Özen ile Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker de katıldı.
“1 MAYIS’I TÜRKİYE’NİN DÖRT BİR YANINDA GÜÇLÜ ŞEKİLDE KUTLAYACAĞIZ”
Büyük bir krizin içerisinde olunduğunu söyleyen KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, “Yaşamış olduğumuz ekonomik kriz, antidemokratik uygulamalar, baskıcı, otoriter, tek adam rejimine karşı da hep birlikte sloganlarımızı, taleplerimizi güçlü bir şekilde ifade edeceğiz. Hem ülkemizde hem dünyada kapitalist sistemin yaratmış olduğu yoğun bir kriz ile karşı karşıyayız. Ekonomik kriz, derinleşen demokrasi krizi, ekolojik kriz ve bir yönetememe kriziyle de birlikte biz emekçiler giderek daha fazla yoksullaşıyoruz. Ücretlerimiz her geçen gün enflasyon karşısında giderek eriyor. Geçinememe, barınamama, insanca yaşayamama sorunuyla karşı karşıyayız. Bir yandan da toplumsal muhalefete dönük baskı ve gözaltı süreçleriyle de iktidar kendi krizini aşmaya çabalayarak, ömrünü uzatmaya çalışıyor. Hem İstanbul’da hem de Türkiye genelinde 1 Mayıs’ı güçlü şekilde alanlarda kutlayacağız” ifadelerini kullandı.
“BİRLİKTE DEĞİŞTİRME İRADEMİZİ ALANLARDA BÜYÜTECEĞİZ”
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ise AKP’nin uyguladığı politikaları eleştirirken, şöyle konuştu:
“Bu düzen iflas ettiğini ortaya koymuştur. Bu düzen ülkemizde ve tüm dünyada işçi sınıfına, emekçilere, kadınlara, gençlere, bütün dünya halklarına iyilikten, güzellikten yana hiçbir şey vaad edememektedir. Tüm dünyada savaşların, açlığın, yoksulluğun, işsizliğin giderek daha fazla arttığı bir sürecin içerisindeyiz. Ülkemizde bu tabloyu daha da ağır yaşıyoruz. 20 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin ve uyguladıkları politikalarının sonucu olarak ortaya çıkan bu tablo artık Türkiye işçi sınıfını ve emekçileri sadece yoksullukla değil, açlıkla, hayatta kalma zorluğuyla yüz yüze bırakmıştır.
Asgari ücretin derhal Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun tekrar toplanarak güncellenmesini, bütün ücretlerde gerekli iyileştirmelerin yapılmasını, en düşük emekli aylığının asgari ücret düzeyine çekilmesini, genç, kadın ve genel işsizliği önleyecek, kalıcı istihdam yaratacak üretime dayalı bir ekonomik politikayı istiyoruz. Birlikte değiştirme irademizi, gelecek güzel günlere olan inancımızı 1 Mayıs alanlarında Türkiye’nin dört bir yanında büyüteceğiz.”
Açıklamanın ardından sendika temsilcileri, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile Beşiktaş çarşıya giderek 1 Mayıs bildirisi dağıtırken, yurttaşları 1 Mayıs kutlamalarına davet ettiler.