PİRHA- TUHAY-DER Mersin Şubesi, cezaevlerinde başlatılan açlık grevlerine ilişkin ‘Adalet Nöbeti’ başlattıklarını duyurdu. TUHAY-DER Mersin Şube Eş Başkanı Ergin Altuntaş, “Açlık grevlerinin trajik sonuçlara evrilmemesi için bütün yurtsever ve demokratik kamuoyunu bu sese kulak vermeye çağırıyoruz” dedi.
Çukurova Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle ile Yardımlaşma Derneği (TUHAY-DER) Mersin Şubesi, cezaevlerinde bulunan siyasi tutukluların üzerlerindeki tecritin sona erdirilmesi talebiyle başlattığı dönüşümlü açlık grevi eylemlerine destek vermek için şube binası önünde “Adalet Nöbeti” başlatıldığı duyuruldu.
Yapılan basın açıklamasına Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Mersin milletvekilleri Perihan Koca ve Ali Bozan ile çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.
Açıklamada Türkçe ve Kürtçe “Tecrit insanlık suçudur” pankartı açıldı.
Çukurova TUHAY-DER Mersin Şube Eş Başkanı Ergin Altuntaş, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 24 yıldır kesintisiz bir şekilde tecrit ve işkenceye maruz kaldığını ve son 32 aydır ise hiçbir şekilde haber alınamadığını hatırlattı. Ulusal ve evrensel tüm hukuk normlarının askıya alındığı İmralı Cezaevi’nin bir işkence merkezine dönüştüğünü belirten Altuntaş, “104 cezaevinde başlatılan açlık grevi eylemlerini sahipleniyoruz. Kürt sorunun siyasi bir çözüme kavuşması adına sayın Öcalan’ın özgürlüğü sağlanmalıdır. Türkiye ve Kürdistan halklarının onurlu bir barıştan başka bir çözüm şansı yoktur” dedi.
Daha önceki yıllarda gerçekleşen ve trajik sonuçlar doğuran açlık grevi eylemlerini hatırlatan Altuntaş, tüm demokratik ve yurtsever kamuoyuna, cezaevlerindeki taleplere ses olmak için çağrıda bulundu.
Açıklamanın ardından kitle, açlık grevleri için başlattıkları 3’er günlük barış nöbeti için dernek binasına geçti.
“AÇLIK GREVLERİNE SES OLMAK LAZIM”
Nöbet eyleminde konuşan HEDEP Mersin Milletvekilleri Perihan Koca, tüm ülkenin cezaevine dönüştüğünü ve bu tecriti kırmak için tutuklulara ses olmak gerektiğinin altını çizdi.
Milletvekili Ali Bozan ise Kürt Sorunu’nun demokratik çözümü için PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanması gerektiğini savunarak, herkesi bu eylemler etrafında kenetlenmeye çağırdı.
PİRHA- Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, yerel seçimlere dikkat çekerek, “Kayyım siyasetinin ortadan kaldırılması için çok güçlü bir çalışmaya ihtiyacımız var. Bu çalışmayı yaparak şimdiden başlayarak güçlü sonuç almak istiyoruz. Yerinden, yerelden, demokratik bir yerel yönetim inşasını başlatmak zorundayız. Seçimlerde bunlara bir kez kaybettireceğiz, mutlaka kazanacağız” dedi.
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Eş Sözcüsü İbrahim Akın, haftalık Meclis grup toplantısında konuştu. Akın, 2 Temmuz 1993’te yaşanan Madımak Oteli Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak başladığı konuşmasında, “Türkiye topraklarında yaşanmış en ağır katliamlardan biridir. Bu katliam en ilk ne de son oldu. Sivas Madımak katliamı ile birlikte bir gerçeklik ortaya çıktı ve bu yok sayılamayacak ve katliam zaman aşımına uğratılamayacaktır” dedi.
Akın, devamında şunları ifade etti:
“Türkiye katliam tarihi dedik, sadece Sivas’ta değil. Sivas’ın hesabı sorulsaydı, Maraş, Çorum ve sonraki katliamları yaşamayacaktık. Sonrasında yaşanan Gazi Mahallesi, Roboski, Suruç ve 10 Ekim Katliamı, Sur Katliamı hepsi arka arkaya gelen katliamlar tarihi olarak Türkiye tarihine gömülmüş oldu. 100 yıllık Türkiye tarihinde sadece bu mu? Hayır! Daha çok katliamlar yaşanmış oldu. Bunları hala yaşamaya devam ediyoruz.
98 yıl önce Şeyh Said ve 47 yoldaşının idam edildiği bir tarih de yaşadık. Şeyh Said ve arkadaşlarının mezarlarının nerede olduğu bilinmiyor. Bu aynı zamanda Türkiye için bir kara leke olarak duruyor. Yüzleşilmesi gereken bir tarih olarak önümüzde duruyor. Sadece bu mu? JİTEM tarafından 32 yıl önce HEP Amed İl Başkanı Vedat Aydın da aynı şekilde katledilenler içinde yer alıyor. Katledilen bütün yoldaşlarımızı, kendini feda etmiş bütün dostlarımızı sevgiyle ve saygıyla anıyoruz.
Bu düzenin tesadüf olmadığını, kader olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla bu düzenle sorunumuz var. Aynı zamanda kadınların, emekçilerin, gençlerin, bütün düzen mağdurlarının sorun olduğunu biliyoruz. Yeşil Sol Parti olarak bu düzenle sorunu olanların sesi, sözü olmaya onlarla birlikte mücadele etmeye kararlıyız. Bu kararlılığı her yerde göstermeye çalışacağız.
BU GÖREV, HEPİMİZİN GÖREVİDİR
Bu seçimlerde partimiz, hiçbir partide olmayan açık yüzleşmeyi, özeleştirel süreci başlatmış oldu. Örgütlerimizle yaptığımız değerlendirme sonrası halkımız, bizi destekleyen yoldaşlarımızla ve kurumlarımızla açık ve onurlu bir mücadelenin güçlü bir şekilde gerçekleştirilmesi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu çalışmalar sürecinde dayanışmayı büyütmeye, yerel demokrasiyi güçlendirmeye, doğrudan katılımlarla birlikte partimize sahip çıkmaya önümüzdeki dönemde daha güçlü bir şekilde Yeşil Sol Parti’nin hayata geçirilmesinde bütün dostlarımızı açıktan göreve çağırıyoruz. Bu görev, hepimizin görevidir. Türkiye tarihini yaşadığı bu ağır süreci ancak hep birlikte karşılayabileceğimize inanıyoruz ve desteklerinizi bekliyoruz.
MERDAN YANARDAĞ NİÇİN CEZAEVİNDE?
Bu ülkede insanların onurlu ve hukuk içinde yaşaması, tecridin ortadan kaldırılmasını duyarlı bir yurttaş ve bir basın mensubu söz etti. Tecrit bu ülkede hiçbir hukuka anayasa, uluslararası sözleşmeye tabi olmadan uygulanan bir şeydir. Tecrit karşısında itiraz etmek, insanlık onuru açısından çok değerlidir. Tecrit bu ülkede bir suçtur. Bu suçu işleyenlerin suçunu itiraf etmeleri, aynı zamanda itiraz etmeleri de doğaldır. Merdan Yanardağ’a yönelik uygulama kabul edilemez. Merdan Yanardağ bir şey daha ortaya çıkarmıştır; Sayın Öcalan barış sürecinden bu yana yıllardır çok ağır bir şekilde mevcut hukukun hiçbir yerine sığmayan tecrit politikasını uygulandığını hepimiz tanık oluyoruz. Bu tecrit bütün Türkiye’ye yayılmış bir şekilde gelişiyor. Bu bir model haline gelmiş durumda.
UYGULAMALARINIZDAN VAZGEÇİN!
Kürt sorunu başta olmak üzere tecrit politikası uygulanmazsa, bu ülkenin Kürt sorununun çözümünde bir odak geliştirilebilinirse, anahtar rol olacak bir çözüm meselesi olacağını düşünüyoruz. Müzakere ve mücadele sürecinin birlikte işlediği bu dönemde eğer gerçekleştirilirse Türkiye’nin yaşadığı çoklu krizlerin aşılabileceğine inanıyoruz. Çoklu krizlerin sebeplerinden en önemlilerinden bir tanesinin Kürt sorununun çözümsüzlük politikalarından kaynaklı olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla iktidara sesleniyoruz; bu uygulamalarınızdan vazgeçin! Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınması tecridin bir insanlık suçu olduğunu ortadan kaldıramaz. Tecrit suçtur, tecride karşı itiraz edenleri zindanlara tıkabilirsiniz ama bu uygulama insanlık suçu olarak devam eder. İktidara seslenmek istiyoruz; bu ülkede eşitlikçi, özgürlükçü bir ortamı inşa etmek istiyorsanız önce bu tecrit politikasından vazgeçin.
ANAYASA BİR TOPLUMSAL SÖZLEŞMEDİR
Toplumsal sözleşmeler, Türkiye’de herkesin eşit, demokratik bir şekilde katılabildiği bir süreçte ortak tartışmalar sonrasında ancak gerçekleşebilir. Ancak Türkiye’de hiçbir sözün demokratik bir şekilde söylenemediği, her söyleyenin cezaevine atıldığı bir ortamda demokratik, katılımcı bir anayasa yapmak mümkün değildir. Dolayısıyla önce şu andaki anayasadaki hukuka, kurallara uyun ve insanları yasada ve hukukta olmayan yöntemlerle cezaevlerine koymayın, işkenceye tabi tutmayın. Bunu yapmayan bir iktidarın bizim önümüze getireceği anayasa tamamen şu anlama gelir: Bu ülkede bir dikta rejiminin inşa edilmesini, Saray rejiminin daha çok güçlendirilmesini sağlayacaktır. Hükümete, devlete, şu anda anayasa yapmak isteyenlere sesleniyoruz; önce bu hukuksuzlukları ortadan kaldırın, ondan sonra gelin yüzünüz olsun konuşmaya. Onun için buradan bir kez daha şunu söylemek isterim. Bu ülkede demokratik bir ortam yaratmadan anayasa yapılamaz.
SEÇİMLERDE BUNLARA BİR KEZ KAYBETTİRECEĞİZ
Ağır bir seçim dönemi geride bıraktık dediğim gibi bunu karşısında mücadelemizi büyütmek için yeniden güncellenen örgütsel, siyasal faaliyetlerimizi yürütüyoruz. 2024’te bir yerel seçim var. Bu seçimler bizim için çok önemli. Kayyım siyasetinin ortadan kaldırılması için çok güçlü bir çalışmaya ihtiyacımız var. Bu çalışmayı yaparak şimdiden başlayarak güçlü sonuç almak istiyoruz. Çünkü yerel seçimler iktidarın seçim kazandığı günden itibaren planlarının başında geliyor. Yerinden, yerelden, demokratik bir yerel yönetim inşasını başlatmak zorundayız. İnanıyoruz ve bu konuda kararlıyız. Seçimlerde bunlara bir kez kaybettireceğiz, mutlaka kazanacağız. Kazanacağız çünkü bu seçimler geçmişteki seçimlerden çok farklı olmak zorunda. Yürüttüğümüz siyaseti tekrar güncelleyeceğiz, değerlendireceğiz, ona göre yol haritamızı belirleyeceğiz. Bütün demokrasi güçleri, emek güçleriyle bu mücadeleyi etkili bir şekilde yürütmeye çalışacağız.
MALİYE BAKANINA KAYYIM ATANMIŞTIR
Türkiye’nin en önemli gündemlerinden biri de ekonomi. Biliyorsunuz, Türkiye’de çoklu krizlerden bahsediyoruz. Ancak ekonomi meselesi en temel konulardan birisi. Son zamanlarda faiz meselesi, kur meselesi aldı başını gidiyor. Bir ay önce bir asgari ücret belirlendi. Asgari ücret belirlendikten sonra bu ülkede yaklaşık 25-30 civarında enflasyon ortaya çıkmış oldu kur farkıyla beraber. Aslında verdikleri yüzde 34’lük farkı daha ceplerine girmeden insanların ellerinden almış oldular. Böylesi bir ekonomik modelle sürdürülmesi mümkün değil. Ne diyordu Erdoğan? ‘Ben var oldukça bu ülkede nas politikası uygulanacak.’ Ne demek istiyordu? Faiz yükseltilmeyecek ve faiz sebep, enflasyon sonuç diyordu. Bunu söyleyen ve bunun için meydan meydan dolaşan Erdoğan baktı ki faizler yükseldi. Biz buradan söylüyoruz; bu halka bu yalanı söylemeye kimsenin hakkı yok. Erdoğan bunu hala iddia ediyorsa bunu çıksın açıklasın. İddia etmiyorsa bizim açımızdan şu anda ekonomik politikasının yönetimine kayyım atamaktan başka bir ifadesi oktur. Benim iddiam, benim iradem bu diyorsanız, size rağmen hala bu enflasyon uygulanıyorsa, Merkez Bankası, Maliye Bakanı bunu devam ettireceğim diyorsa, o zaman bu ülkede Merkez Bankasına, Maliye Bakanına kayyım atanmıştır diye düşünüyoruz. Bu iddiamızı takip edeceğiz, bunun hesabını da soracağız. Çünkü, seçim döneminde bu insanlara vaat edilen her şey bu ülkede sermayeye peşkeş çekilmeye neden oldu. Şu anda önümüzdeki günlerde açıklanacak memur maaşları, emekli maaşları, insanlarımızın yaşamlarını asgari geçim sınırında bile geçinemez hale gelmiş oldu.
YEŞİL SOL PARTİ’Yİ HER AN YERDE KARŞINIZDA GÖRECEKSİNİZ
Erdoğan ve Cumhur İttifakı’na bir kez daha söylemek istiyoruz. Meydanlar boş değil, muhalefet dağılmış değil, dikensiz bir bahçesi değil ülke. Yeşil Sol Parti’yi her an yerde karşınızda göreceksiniz. Sizinle mücadelemiz devam edecek. Bu ülkede seçim dönemi her ne kadar meclis çoğunluğu onlarda olsa bile, Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilmiş olsa bile, ülkede yüzde 50’den fazla insanın değişim istediğini çok biliyoruz. Sokakta, sahada tablo budur. Seçim sonuçları her şey değildir, asıl olan sokaktaki mücadelenin örgütlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Toplumsal değişimin sözcüsü sesi olmaya, Yeşil Sol Parti’yi bahsettiğimiz ilişkiler çerçevesinde yeniden güncellemeye, onu mücadelesinin örgütlenmesini ve temsiliyetini sağlamaya çalışacağız. AKP-MHP iktidarı asla bu meydanların boş olduğunu düşünmeyecek. Yeşil Sol Parti bu mücadelenin en etkili şekilde sözü olmaya devam edecek.
UMUT GENÇLERDE KADINLARDA
Sevgili gençler ve kadınlar, bu ülkede yaklaşık 6 milyon seçmen vardı. Belki Yeşil Sol Parti olarak arkadaşlarımıza, dostlarımıza ulaşamadık. Ancak önümüzdeki dönemde şöyle bir kaygıya kapılmayın. Yaşlanmış, tutuculaşmış, ağırlaşmış siyasi kadroların karşısında umutsuzluğa kapılmayın, umut sizlerde. Ancak değişim isteyen herkes mücadelenin parçası olmak zorunda. Olmazsak izleyici hale geliyoruz: İzleyerek bir değişim sağlayamıyoruz. Gelin herhangi bir partiyle olmayabilir ama mücadeleye ortak, değişimin öznesi olmadan Türkiye’deki mevcut durumu değiştiremeyiz. Dışarda gelecek aramaktan çok, bu ülkenin topraklarındaki değişime siz de katılın, omuz omuza mücadele edelim.
Son olarak şunları söylemek istiyorum; Kimse burada moral bozukluğu içinde olmasın, umutsuzluğa kapılmasın, baskıcı tekçi ırkçı ötekileştirici rejim karşısında mülteciler başta olmak ayrımcılığa karşı mücadele etmek hepimizin ortak görevi olsun. Bu görevi hem mecliste hem de alanlarda mücadeleyi ortaklaştırarak yapmamız gerekiyor. O nedenle Türkiye’deki ana muhalefet partisi iddiasını biz Yeşil Sol Parti’de görüyoruz. Umudumuz ve inancımız, bu mücadelede direnişin sembolü olan insanlarla birlikte olmamızdır. Bu mücadeleyi o anlamda daha güçlendirerek devam ettireceğimize inanıyoruz. Bu bozuk düzeni birlikte değiştireceğimize inanıyoruz.”
PİRHA- HDP’nin 4’üncü Büyük Konferansı’nda konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Türkiye’de Kürt sorununu demokratik ve onurlu şekilde çözme iradesi gösteremeyen hiçbir iktidar, aktör başarılı olamaz” derken, HDP Eş Genel Başkan Mithat Sancar da, “Türkiye iki kutba mahkum değil, eskiyi devam ettirecek hiçbir zihniyet Türkiye’de halkların istediği çözümleri, geleceği kuramaz” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) 5’inci Büyük Kongresi öncesi 4’üncü Büyük Konferansı’nı Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştiriyor.
“Büyük Direniş Büyük Yürüyüş” şiarıyla gerçekleştirilen konferansa, HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, HDP Parti Meclisi (PM) ve Merkez Yürütme kurulu (MYK) üyeleri, milletvekilleri, il eşbaşkanları, Kadın Meclisi üyeleri, Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu üyeleri, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Esengül Demir ve Cengiz Çiçek, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Saliha Aydeniz ve Keskin Bayındır, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanları Özlem Gümüştaş ve Şahin Tümüklü, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Sözcüsü Sevtap Akdağ Karahalı, Yeşil Sol Parti Eş Sözcüleri Ayşe Erdem ve İbrahim Akın, Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanları Canan Yüce ve Cavit Uğurlu, Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri, Barış Anneleri Meclisi üyeleri olmak üzere 647 delege katıldı.
Konferansın ilk gününde siyasal gelişmeler, örgütsel durum değerlendirmesi yapılacak, ikinci günde ise, partinin önümüzdeki dönem mücadele hattını belirleyecek olan karar önergeleri tartışılacak. Alınan kararlar 3 Temmuz’da kongreye sunularak kongre ve konferans metinleri olarak karar altına alınacak.
Divana Dersim Dağ, Mahfuz Güleryüz, Tülay Hatimoğulları, Samet Mengüç ve İlknur Birol seçildi. Divan adına konuşan Mahfuz Güleryüz, devrimci önderleri anarak salondakileri selamladı.
Ardından kürsüye çıkan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan‘ın konuşmasından satır başları şöyle:
“Mücadeleyle geçen nice zamanlardan sonra bir kez daha önemli günlerin şafağında buluştuk. Bu buluşmamızda alacağımız önemli kararlarla demokratik geleceğe birlikte yürüyeceğimize, demokratik geleceği hep birlikte öreceğimize yürekten inanıyorum.
Bu rejim kadınlara her türlü hakareti ederek, kadın katliamlarını, kadına yönelik şiddeti ve kadın cinayetlerini gündemde tutarak kendisini var etmeye çalışan bir iktidardır. Bu iktidar Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerini görmezden gelerek ayakta durmaya çalışmaktadır. Bu ittifak, varlığını Kürt sorununu inkâr etmeyle eşdeğer gören bir iktidardır.
KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMEDEN, TÜRKİYE’YE DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK GELMEZ
Diyalog ve müzakere seçeneklerinin gündeme alınması ve onurlu bir barış siyaseti için adım atılmasıdır. Barış için İmralı’nın Sayın Öcalan’ın diyalog ve müzakerede rolü önemsenmelidir. Sayın Öcalan’ın demokratik çözüm ve barış için, mutlak tecridin kaldırılmasında rolünü oynamasıdır.
Herkes bilmelidir ki, Kürt Sorunu çözülmeden, Türkiye’ye demokrasi ve özgürlük gelmez. Ne iktidar ittifakları, ne inkarcı politikaları yol alabilir, ne de muhalefet fikir ve irade geliştirmeden bu ülkede kazanabilir. Biz bu sorunun hem iktidarın hem de mevcut muhalefetin mutlaka ama mutlaka gündeminde olması gerektiğini düşünüyoruz. Bugün Türkiye’de değişim isteyen herkesi vakit kaybetmeksizin Kürt sorununda çözüm önerilerini sunmaya, demokratik anayasa ve inanç temelli hakları tanımaya bir kez daha davet ediyorum.
Bizler, inkâra yaslanan ve çözüm ufku olmayan güçlere karşı bedeli ne olursa olsun Türkiye halklarıyla birlikte barış hakkını savunacak ve Kürt sorununda demokratik çözümü getireceğiz. Hukukun ve demokrasinin askıya alınmasına, Kürt sorununda çözümsüzlüğe karşı Büyük Barış Koalisyonuyla zafere ulaşacağız. Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında yerel demokrasi, özgürlükçü laikliği ve onurlu barışı, Türkiye halklarıyla birlikte var edeceğiz.
Barışa kapatılan kapılar savaşı büyütmüş ve savaştan beslenen suç ekonomisini inşa etmiştir. Savaş politikalarına dayanan sistem, ekonomide kaynakların bir avuç yandaşa peşkeş çekme, sömürü ve rant düzenidir. Bunun adı suç ekonomisidir, merkezi ise tekçi, talancı iktidardır. Geldiğimiz noktada, savaştan beslenen suç ekonomisi her gün kendini yenilemektedir.
AKP-MHP İTTİFAKI, TÜRKİYE’Yİ BİR SEFALET ADASINA DÖNÜŞTÜRMÜŞTÜR
AKP-MHP ittifakı, Türkiye’yi bir sefalet adasına dönüştürmüş ve üretim ekonomisini sıfırlamıştır. Türkiye bugün ciddi bir gıda kriziyle karşı karşıyadır. AKP’nin yanlış politikaları üretimi durma noktasına getirmiştir. Ülkede yıllardır süren çok yönlü krizler tek adam rejimiyle büyüyen savaşla birlikte daha da derinleşerek ekonomik buhrana neden olmuştur. Bugün Türkiye’de yaşanan şey, tam bir ekonomik çöküştür ve derin açlıktır.
Üreten, hakça dağıtan, savaşa değil, halka bütçe ayıran bir ekonomiyi yaratacağımıza buradan söz veriyoruz. Savaş ekonomisiyle oluşan sefalete son verecek, barış ekonomisiyle refah içinde hep birlikte yaşayacağımızın sözünü veriyoruz.”
“KRİZİN TEMELİNDE KÜRT SORUNUNDA YAKLAŞIM VAR”
HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da Kürt sorunu, İmralı’da uygulanan tecrit ve savaş politikalarına dikkat çekerek, şunları ifade etti:
“HDP olarak çıktığımız bu onurlu yürüyüşte önümüze pek çok engel çıkarıldı, önümüze pek çok bariyer örüldü. Hiç birine takılmadık, hepsini yıktık ve bugünlere geldik.
Bu krizin kökenleri son 3 yılda 5 yılda yatmamaktadır. Bu krizin kökleri yüzyıllık tarihte yatmaktadır. Bu iktidar bu yüzyıllık tarihin o kötü mirasını devralarak bugünlere taşıdığı için krizi daha da derinleştirmiş, çöküşü hızlandırmıştır. Krizin temelinde Kürt sorununda yaklaşım vardır. Cumhuriyetin demokratik bir şekilde kurulmamış olması vardır. Kürt sorununu inkarla, imha ile; bastırma politikalarıyla, savaş siyasetiyle, militarist anlayışla ele alan yaklaşımlar sürekli bir kriz döngüsü yaratmış ve Türkiye’yi bugün bu noktaya taşımıştır.
YENİ BİR BAŞLANGIÇ YAPMALIYIZ
Yapmamız gereken, bu krizi tümden çözecek güçlü yaklaşımı ve büyük yürüyüşü örgütlemektir. Sadece iktidarı değiştirmek yetmeyecek. Bu iktidarı değiştirmek, bu politikaların kriz kaynağını en üst düzeye taşıyan bu kadroların gitmesi gerekiyor. Onları göndereceğiz, ama bu yetmez. Sistemi değiştirmemiz gerekiyor. Sistemin bu sorunlarını üreten kaynaklarını değiştirmemiz gerekiyor yeni bir başlangıç yapmamız gerekiyor. Krizin en dip noktası imkanların da en üst noktası olabilir, yeter ki biz bunları değerlendirebilirim.
ÇÖZÜM 3’ÜNCÜ YOLDADIR
Bugün Türkiye siyaset sahnesinde iki kutbun arasına sıkıştırılmaya çalışılan bir denklem kurulmakta bir formül tek çare olarak sunulmaktadır. Bu doğru değil Türkiye iki kutba mahkum değil, eskiyi devam ettirecek hiçbir zihniyet Türkiye’de halkların istediği çözümleri, geleceği kuramaz. Bu iktidar zaten iyice çökertmiştir bu ülkeyi, felaketin eşiğine getirmiştir. Ama çıkış eski zihniyeti farklı yöntemlerle devam ettirecek yönetimlerde değildir. Çözüm 3’üncü yoldadır. Çözüm HDP’nin siyasal programındadır çözüm inancını yitirmeyen halkların kararlı yürüyüşündedir. Çözüm bizdedir.
Hangi iktidar Kürt sorununda çözümsüzlük batağına sürüklendiyse ilk iş olarak demokratik siyaseti tasfiye etmeye yönelmiştir. Başarmış mıdır? Cevabı sizde, cevabı bu salonda ve bir ay sonra toplanacak büyük kongremizdedir. Hayır, başaramadılar. Çözmeye ve çökertmeye çalışanlar çözüldüler ve çöktüler. Bizler ise onurlu bir yürüyüş ile dimdik ayakta duruyoruz, yürüyoruz ve ülkeyi değiştirmeye geliyoruz.
ÇÖZÜM MÜZAKERE VE DİYALOGTADIR
Bugün Güney Kürdistan’da yürütülen operasyonlarda, Kuzeybatı Suriye’ye, Rojava’ya yönelik askeri harekat ve işgal planları da bugüne kadar çöküş üretmiş siyasetlerin yarattığı sonuçtan başka bir sonuç veremez. Çözüm askeri anlayışta, militarist yaklaşımda, operasyonlarda, işgal siyasetinde değildir. Çözüm demokrasidedir, demokratik siyasettedir. Çözüm müzakere ve diyalogtadır. Çözüm hakların eşit ve ortak yaşamını savunan anlayıştadır. O anlayış da bizdedir. Bu anlayış bize büyük miras olarak gelmiştir. Bizim görevimiz bu mirası daha da büyüterek bizden sonra gelecek kuşaklara onurla ve gururla devretmektir.
KAYNAKLARI SAVAŞA AKTARIRSANIZ REFAH DA, HUZUR DA, BARIŞ DA OLMAZ
Çözüm ve diyalog yolunun önemli kapısı İmralı’ya tecrit uyguluyorlar. Böylece savaş politikalarını, çözümsüzlük anlayışını ilelebet sürdürebileceklerini düşünüyorlar. Ama biliyoruz ki Kürt sorununda demokratik çözüm anlayışı ileri gittiyse bunda Abdullah Öcalan çok önemli rol oynamıştır. O nedenle tecridi ağırlaştırmak çözümsüzlüğün ikiz kardeşidir. Savaş politikalarıyla tecrit birbirinden ayrılamaz. Sonuç ortada. Sonuç milyonların açlığıdır. 25 milyon insanın açlık sınırı altında yaşadığını biliyoruz. Resmi veriler bunu saklayamıyor. Yoksulluk sınırını da katarsak toplumun yüzde 80’den fazlası aç, yoksul yaşamaktadır. Kaynağında tam da Kürt sorununa yaklaşım ve bu yaklaşımın ürettiği inkarcı politikalar var. Kaynakları savaşa aktarırsanız ve savaş politikalarını, milliyetçiliği, nefret politikalarının kaynağı haline getirirseniz bu toplumda refah da, huzur da, barış da olmaz; demokrasi ve özgürlük hiç olmaz.
BÜYÜK DİRENDİK, BÜYÜK YÜRÜYORUZ BÜYÜK KAZANACAĞIZ
Bizler bütün bunlara karşı çözümün partisi olarak dimdik ayaktayız. Büyük direndik, büyük yürüyoruz ve başkanımın biraz önce dediği gibi büyük kazanacağız. Anahtar bizdedir, anahtar biziz diyoruz. Biz bu ülkede savaşı, ayrışmayı, düşmanlaştırmayı, talanı, yalanı, rantı, kanı durduracak programa sahip tek partiyiz. İşte o nedenle anahtar biziz, o nedenle bu ülkeyi aydınlık yarınlara taşıyacak o kilitli kapıları açma gücü bizi elimizdedir.
Son kongremizi yapacağımızı var sayıyor bazıları. Çünkü kapatma davasıyla HDP’yi siyaset sahnesinden silebileceklerini sanıyorlar. Kumpas davalarıyla bizleri tasfiye edebileceklerini sanıyorlar. Kobanê Kumpas Davasında yargı, bu sistem bir bütün olarak çöküyor. İstedikleri oyunu oynasınlar, orada yargılama iddiasıyla sanık sandalyesine oturtulmuş arkadaşlarımız sadece karşılarındaki heyeti değil; bütün bu sistemi yargılıyorlar. Biz kararımızı çoktan verdik, sonuna kadar yürüyeceğiz. HDP’yi savunacağız, yaşatacağız ve büyüteceğiz. Direneceğiz ama direnmeden inşaya geçişin de birikimi, inancı iradesi var bizde. O nedenle şimdi direnişten inşaya geçiş yolunu daha da büyütmek, daha da ileri taşıma zamanıdır.
Bu ülkeyi iki ittifaka, birbirinden çok da farklı olmayan zihniyetlere mahkum etme çabası bizim demokrasi ittifakımızla boşa çıkacaktır. Bu iktidarı göndereceğiz ama aynı zihniyeti farklı yollarla savunacak herhangi bir şekline de bizim desteğimiz olmayacaktır.
KAMUSAL DİYALOGA GİRMEK ŞARTIYLA ORTAK CUMHURBAŞKANI ADAYI FİKRİNE DE, SEÇENEĞİNE DE AÇIĞIZ
Cumhurbaşkanlığı seçimini de elbette önemsiyoruz. Cumhurbaşkanlığı seçiminde hangi yolu izleyeceğimizi ta bir buçuk yıl öncesinden beri anlatıyoruz. Bunu geçen 27 Eylül’de bir deklarasyon halinde açıkladık. Bizim tavrımız geçerlidir. Eskiyi sürdürmeyi bırakacak, eski zihniyetten ayrılma iradesini ortaya koyacak her türlü müzakereye açığız. Halkın ihtiyaçlarını, ülkede demokratik cumhuriyete giden yolun açılmasını kabul ve taahhüt etmek şartıyla bizimle müzakereye, kamusal diyaloga girmek şartıyla ortak cumhurbaşkanı adayı fikrine de, seçeneğine de açığız. Ama tekrar altını çiziyorum, eski anlayışı farklı şekillerde sürdürme senaryolarına HDP’yi entegre edebileceğini düşünen kim varsa bu hesabını masadan kaldırsın.
İKİ KÖTÜ ARASINDA SEÇİM YAPMA MECBURİYETİMİZ YOK
Bizim iki kötü arasında seçim yapma mecburiyetimiz yok. Bizim demokratik geleceği, özgür geleceği ve büyük barışı inşa edecek özgücümüz var, programımız ve inancımız var. Büyük yürüdük. Bu büyük yürüyüşü büyük direnişin üzerine kurduk. Şimdi büyük kazanma zamanıdır, demokrasi ittifakı olarak kazanma zamanı 3’üncü yol siyasetinin kazanma zamanı. Halkçı yönetimi kurma zamanıdır. Kamucu ekonomiyi inşa etme zamanı, çoğulcu toplumu eşitlik yurttaşlığı, güvence altına alma zamanıdır.”
PİRHA- Tecride karşı açlık grevinde olan tutukluların aileleri, 42’nci kez Gebze’de buluştu. Ancak polis, eylemcilere yeniden saldırdı.
Saldırı anneler darp edilerek yerlerde sürüklenirken, HDP Gebze Eş Başkanı Damla Bağcı ile Kocaeli il yönetiminden Dilara Özgönen gözaltına alındı. Saldırı sonucunda birçok eylemci elleri ve kollarından yaralandı. Polis ayrıca eylemi izleyen gazetecilerin çektiği fotoğraf ve videoları zor kullanarak sildi.
Anneler, hastaneye giderek, darp raporu alacaklarını ve polisler hakkında suç duyurusunda bulunacağını kaydetti.
Annelerin eylemine destek veren HDP Milletvekili Ayşe Sürücü de, polislerin hakaretlerine maruz kaldı. Polisler, Sürücü’ye “Teröristlerin vekilisin” demesi dikkat çekti. Saldırıya dair konuşan Sürücü, “Biz annelerle cezaevi önüne gittik. Annelerle birlikte oturma eylemi yaptık. Polis, hiçbir ikazda bulunmadan ‘toplayın, toplayın’ diyerek annelere hakarette bulunarak ve ardından saldırdılar. Anneler yaralandı. Çocuğum içerde ölüyor, yeter yeter diyen Zeynep Çalıhan fenalık geçirdi. Hastaneye giderek darp raporu alacağız. Bana teröristlerin vekilisin diyerek hakaret ve ardından darp ettiler. Devletin atanmış polisi vekili tartaklıyor. Bunlar gücünü iktidardan alıyor. Onların vekillere ve annelere yaklaşımı devletin ve iktidarın yaklaşımıdır. Bize saldıran polisler hakkında suç duyurusunda bulunacağız” diye konuştu.
HDP’nin açık ara fark ile kazandığı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş başkan Adayı Selçuk Mızraklı, ortaya çıkan sonucun tecride karşı itirazın göstergesi olduğunu vurgulayarak kazandıkları zaferi açlık grevinde olan Leyla Güven ve Gültan Kışanak’a ithaf ettiklerini söyledi.
2014 yerel seçimlerinde Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) yüzde 55,1 kazandığı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı, İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınıp yerlerine 2 Kasım 2016’da kayyum olarak Cumali Atilla atanmıştı. Diyarbakır’da gerçekleştirilen 31 Mart seçimleri Halkların Demokratik Partisi (HDP) eş başkan adayları Selçuk Mızraklı ve Hülya Alökmen Uyanık ile AKP’nin adayı olan kayyum Cumali Atilla arasında geçti.
Kentte yapılan seçimlerde resmi olmayan sonuçlara göre, HDP yüzde 63 oy oranı ile Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ni yeniden kazandı. Kayyum Atilla’nın aldığı oy oranı ise yüzde 30’da kaldı.
“KÜRT HALKI KARARLIĞINI VE İNANCINI ORTAYA KOYMUŞTUR”
Seçim sonuçlarını Mezopotamya Ajansına değerlendiren Selçuk Mızraklı, “Bir; bu halkın tecride karşı yükselen itirazının göstergesidir. İki; burada kazanılan zafer Leyla Güven ve Gültan Kışanak’a ithaf ettiğimiz bir zaferdir. Üç; Kürt halkı iradesini, kararlılığını ve inancını ortaya koymuştur. Türkiye halklarının bir arada yaşaması için barış çizgisinin hakim olmasına ilişkin tutumunu belirlemiştir” dedi.
“KÜRT HALKI ÜLKENİN DEMOKRATİKLEŞMESİNE BAĞLILIĞINI GÖSTERDİ”
Sonuçların halk iradesinin sandığa yansıması olduğunu söyleyen Hülya Uyanık ise, “Kürt halkı barışa, birlikte yaşama ve bu ülkenin demokratikleşmesine bağlılığını bu seçimde bir kez daha ortaya koymuştur. Herkesin bu sonuca saygı göstermesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
PİRHA – Tecridin kaldırılması için 120 gündür açlık grevinde olan HDP Hakkari Milletvekili DTK Eş Başkanı Leyla Güven’in durumuna ilişkin Tunceli Barosu Yönetim Kurulu yazılı bir açıklama yaptı.
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in cezaevlerindeki tecridin kaldırılması talebiyle başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi 120. gününe girdi.
Güven, 8 Kasım 2018’de tutuklu bulunduğu Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde başlattığı eylemini, 25 Ocak’ta tahliye edilmesinin ardından Diyarbakır’daki evinde sürdürüyor.
120 gündür tecridin kaldırılması için HDP Hakkari Milletvekili DTK Eş Başkanı Leyla Güven’e ilişkin Tunceli Barosu Yönetim Kurulunun yaptığı yazılı basın açıklama şöyle:
“Leyla Güven, tutuklu yargılandığı mahkeme tarafından 25 Ocak 2019 günü serbest bırakılmıştır. Ancak Güven, açlık grevine devam edeceğini kamuoyuna duyurmuş ve halen de eylemine devam etmektedir. 117 günü aşan bu eylemi sürdüren Leyla Güven’in sağlık durumu gittikçe ağırlaşmaktadır. Kendisi barış istiyor sadece bedeniyle… Sesiz kalmak ölüm getirir. Duymadık görmedik bilmiyoruz diyemeyiz.
“HER KOŞULDA YAŞAM HAKKINI SAVUNMAKTAYIZ”
Açlık grevlerinin yaşam hakkına vermiş olduğumuz önemin gereği olarak Tunceli barosu ve bölge baroları olarak açlık grevleri konusunda belirttiğimiz üzere insan bedenin açlığı ve ölüme yatırılmasını doğru bulmamakta her koşulda yaşam hakkını savunmaktayız.
Ülkemiz cezaevleri açlık grevleri konusunda maalesef acı deneyimleri olan bir ülkedir. Yakın tarihlerde gerçekleşen açlık grevleri nedeniyle çok sayıda tutuklu ve hükümlü, yaşamını yitirmiş ve sakat kalmıştır. Bu acı deneyimler toplumsal hafızamızın bir kenarında durmaya devam etmektedir.
5275 Sayılı Kanunun 59. Maddesinde tutuklu ve hükümlülerin avukatlarıyla; 83. ve 116. maddesi ise aile bireyleriyle görüşmeyi düzenlemektedir. Bu düzenlemeye göre usulüne uygun vekâletnamesini sunan avukatın hükümlü müvekkili ile “tatil günleri dışında ve çalışma saatleri içinde” görüşme yapabileceğini düzenlemiştir.
Yasanın 83. maddesine dayanılarak hazırlanan Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre ise; “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükümlü olanlar on beş günde bir kez olmak üzere biri açık, diğeri kapalı görüş olmak üzere, ayda iki kez” aile bireyleriyle görüşme yapabilirler.
“ULUSAL VE ULUSLARARASI HUKUKA UYULSUN”
Bu kapsamda bir kez daha açlık grevinde olan 8 Mart yaklaşırken emekçi bir kadın bir anne ve bir Seçilmiş olan Leyla Güven olmak üzere diğer tüm tutuklu ve hükümlülerin yaşamlarının daha fazla tehlikeye girmemesi Anayasal bir yükümlülüktür.
Başta Adalet Bakanlığı olmak üzere, ilgili diğer hukuk kurumlarını Anayasanın 2. Maddesinde hukuk devleti ilkesine ve Anayasamızın 14. Maddesine olan eşitlik maddesine ve ulusal ve ulusal arası hukuka uyulsun çağrısı yapıyoruz.”
PİRHA- AKA-DER, DAD, Ana Fatma Cem Evi, BDSP, HDP, SYKP Mamak ilçe örgütleri, “Dünden bu güne tecrit” başlıklı panel gerçekleştirildi. Katılımcılar, “Tecrit ile amaçlanan; mahpuslar üzerinde baskı yaratıp, içeri ile dışarının bağını koparmaktır.” dedi.
Moderatörlüğünü Sibel Göktaş’ın yaptığı panele, İHD Cezaevi Komisyonu üyesi Nuray Çevirmen, 19 Aralık cezaevi operasyonunda kolu koparılan Veli Saçılık ile 19-22 Aralık sürecinde cezaevinde tutulan Muharrem Kurşun katıldı.
DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevinde yapılan tecrit konulu panelin açılış konuşmasını Sibel Göktaş yaptı. “Asimile, yağma ve rant politikası geçmişten günümüze sürmekte” diyen Göktaş “Nerede bir direniş, iyilik, güzellik varsa bu politikalar karşımıza çıkmakta” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tecrit dediğimiz şey, yaşam için mücadele edenlerin tutuklanması, kapitalist sistemde devrimcilerin verdikleri mücadeleye insanlık dışı muamelelerle yıldırma ve yalnızlaştırma politikasıdır.
Tüm saldırılara rağmen geçmişteki devrimciler insanlık dışı muamelelere karşı direnişlerine devam etmişlerdir. Haksızlığa, yoksulluğa, ayrıştırmaya karşı verdiğimiz mücadele bugün de Hakkâri milletvekili Leyla Güven’in devam ediyor.”
Bir başka açlık grevi de cezaevindeki Halkın Hukuk Bürosu avukatları tarafınca yürütülüyor. Selçuk Kozağaçlı ve arkadaşları, yargılama sisteminin haksız ve hukuksuz bir şekilde olduğuna dair açlık grevlerine devam ediyorlar. Tecrit ile amaçlanan; devrimci tutsakların üzerindeki baskı ve şiddetin artması, içeri ile dışarının bağını koparmaktır.”
Panel konuşmacılarından Sosyolog Veli Saçılık ise “Tecritti konuşmak için bir araya geldik. Aslında bunun vesilesi leyla Güven ile bütün cezaevlerinde süren tecrittin kendisidir.” diyerek şöyle devam etti:
“Bugün bir araya gelmiş olmamız Leyla Güven’in hayatının söz konusu durumu ortadayken ona da destek vermiş olmak ve tecritti yaşayan tüm tutsakların yanında olmak anlamına geliyor. Tecrit üzerine birçok deneyim yaşadım. Tecrit aslında cezaevini hedeflemez. Tecrit toplumsal tecriti ortaya çıkarmak ve insanların birbirinden yalıtılmasını amaçlar. Osmanlı’dan bugüne baktığınızda kişileri zindana atıp kitlelere seslenemeyecek hale getirmek amaçlanmıştır. Tecrit tek taraflı değildir. Bu anlamda biz cezaevinde iken müdür “Mesele siz değilsiniz. Eğer siz burada rahat ederseniz dışarda insanlar cezaevlerini ciddiye almaz, dolayısıyla korku uyanmaz, korku uyanmasa da biat etmezler” diyordu. Mesele; korku uyandırmak, bu korku üzerinden de toplumu teslim almaktır. F tipleri saldırısı bunun bir parçasıydı. Özellikle kapitalist devletler, insanı bireyci duruma getirip bir yerinden ayırmanın hedefi içindedir. Bugün cezaevinde süren tecrit de budur. Şimdi İmralı’da çok net bir tecrit sürüyor. ‘Biz onun tecritçine karşı çıkarsak üstümüze gelirler’ diye korku yaratılıyor. Halbuki eğer tutarlıysanız bırakın kendi fikrinizdeki insanları tamamen düşmanınız da dahil herkesin tecridine karşı çıkmak zorundasınız. Dünyanın neresinde tecrit, işkence varsa karşı çıkmak zorundayız. AKP’nin yapmaya çalıştığı şey tek tip insan modeli yaratmaktır. Tecrittin tüm gayesi budur.”
Panel konuşmacılarından İHD Cezaevi Komisyonu üyesi Nuray Çevirmen ise tecridin hukuki boyutuna dikkat çekti. “Türkiye Cumhuriyeti, cezaevlerinde kendi infaz yasasını uygulayarak, uluslararası sözleşmelere aykırı hareket ediyor.” diyen Çevirmen şunları aktardı:
“Mahpusların ıslahı için birtakım standartlar var. Türkiye de Birleşmiş Milletler (BM) sözleşmelerine imza atmış durumda ve yasal olarak değiştirilemez maddelerdir bunlar. Madde 37’de gerekli gözetim altında mahpuslara, düzenli aralıklarla aileleri ve yakın arkadaşları ile haberleşme ve ziyaret imkanı verip onlarla iletişim kurmalarına izin verilir. Gelelim T.C’nin kendi uygulamış olduğu infaz yasalarına. İdari kurul, uygun gördüğü hallerde veya 15 günde bir kez olmak üzere kişilere süresi 10 dakikayı geçmemek üzere telefon, 1 saati geçmemek üzere ziyaret hakkı veriyor. Şimdi bu maddelerin tamamına riayet edilmiyor.”
“MAHPUSLARA GEREKLİ VİTAMİNLER VERİLMİYOR”
Nuray Çevirmen, cezaevlerinde sürdürülen açlık grevlerine de değinerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Leyla Güven ile birlikte Türkiye’deki cezaevlerinde 100’ün üzerinde kişi açık grevinde. Bazı mahpusların yaşamları ile ilgili cezaevi idaresi, mahpusların ailelerine yaşamlarının riskli olduğuna dair telefon açmış. Birçok mahpusun B1 vitamini verilmiyor. Doktorların gerekli muayenelerini yapmadığını, bazı cezaevlerinde yanlarında refakatçi bulunmadan bu açlık grevini devam ettirdikleri de biliyoruz. Bu insanlar ölmek için açlık grevi yapmıyorlar. Son derece hayata bağlı, daha güzel bir dünya hayal edebilen, bunun için mücadele veren, kendi içinde dayanışmayı da örgütleyen mahpuslar bunlar.”
Leyla Güven’in açlık grevi eylemi bugün 100’üncü gününde. Birçok merkezden Güven’in Diyarbakır’daki evine yürüyen HDP milletvekillerinin öğle saatlerinde açıklama yapması bekleniyor.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Leyla Güven’in 8 Kasım’da başlattığı süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemi 100’üncü gününde.
Güven tutuklu bulunduğu Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde ‘hapishanelerdeki tecridin sonlandırılması’ talebiyle başlattığı eylemi, 25 Ocak’ta (eyleminin 79’uncu günü) görülen dava duruşmasında tahliye edilmesi ardından Diyarbakır’daki evinde devam ediyor.
HDP Milletvekili Güven’in yanı sıra 300’ü aşkın tutuklu cezaevlerinde, onlarca siyasetçi ve aktivist de yurt dışında açlık grevi eylemini sürdürüyor.
SAĞLIK DURUMU HER GEÇEN GÜN KÖTÜYE GİDİYOR
Açlık grevinin 100. gününde olan Güven’in sağlık durumu ise her geçen gün kötüye gidiyor.
Öyle ki Güven, eyleminin 98’inci gününde sağlık durumunun kötüleşmesi üzerine hastaneye kaldırılmıştı. Tıbbi müdahaleyi kabul etmeyen Güven, taburcu edilerek evine götürülmüştü.
LEYLA GÜVENE DESTEK EYLEMLERİ SÜRÜYOR
Açlık grevine devam eden Leyla Güven için destek eylemleri de devam ediyor.
HDP milletvekillerinin, “100. günde Leyla’ya, tecridi kırmaya” sloganıyla Diyarbakır’daki evine ulaşma amacıyla Hakkari, Van ve Şırnak başta olmak üzere farklı merkezlerden başlattığı yürüyüş tüm engellemelere rağmen sürüyor.
Milletvekillerinin yürüyüşü, bugün saat 12.00’de Leyla Güven’in Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinin Bağcılar Mahallesi’nde bulunan evinin önünde yapılacak açıklamayla sona erecek.
PİRHA – Tecride ve açlık grevinde olan Leyla Güven’in taleplerine dikkat çeken HDP’ milletvekilleri, “Leyla Güven Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından bir çıra, bir mum yakmıştır. Biz de bunun sesini kamuoyuna duyurmak için çeşitli eylem ve etkinlikler düzenliyoruz” dedi.
Tecridin kaldırılması için açlık grevi başlatan HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven açlık grevinin 96. gününde. HDP Leyla güven’in sesine ses katmak ve toplumda bir duyarlılık yaratmak için çeşitli eylemler düzenliyor. HDP, Leyla Güven’e ses olmak için geçen hafta Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda bir miting düzenlemişti. Bugün de Taksim Hill Otel’de buluşarak Galatasaray Meydanı’na yürüyüp orada karanfil bırakıp basın açıklaması yapmak istediler ancak polis izin vermedi.
HDP milletvekilleri Ali Kenanoğlu, Serpil Kemalbay ve Zeynel Özen, Leyla Güven’in açlık grevine ve taleplerine ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.
“ALEVİLERİN HAKLARINI DİLE GETİREMEMELERİ TECRİTLE DOĞRUDAN ORANTILIDIR”
HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, tecridin Türkiye halklarının tamamını ilgilendirdiğini kaydederek bugün yaşanılan ekonomik ve siyasi krizin bu tecridin bir sonucu olduğunu vurguladı. Alevi toplumunun kendi demokratik, inançsal haklarını kamuoyunda yüksek sesle dile getiremediğini belirten Kenanoğlu, “Aleviler bunlarla ilgili yürüyüşler, basın açıklamaları, mitingler, oturma eylemleri yapamıyorsa bu tecrit politikaları ile bir bütün olarak Türkiye’yi tecrit altına sokmaları ile doğrudan orantılıdır. Bu anlamıyla Türkiye’nin kendi yasası ve anayasası gereğince tecridin olmaması gerekiyor” dedi.
“LEYLA GÜVEN TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİKLEŞMESİ İÇİN BİR ÇIRA YAKTI”
Leyla Güven’in Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından bir çıra, bir mum yaktığını belirten Kenanoğlu, HDP ve milletvekilleri olarak Leyla Güven’in sesini kamuoyuna duyurmak için çeşitli eylem ve etkinlikler düzenlediklerini ekledi.
“TÜM HALKA TECRİT UYGULANIYOR”
Leyla Güven’in açlık grevinin 96. gününde olunduğunu hatırlatan HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay ise Leyla Güven’in sesini duyurmak istediğini bunun için de parlamento ve meclis grubu olarak demokratik haklarını kullanacaklarını kaydetti. Eylemlerine izin verilmemesini işaret ederek “Şu an gördüğünüz gibi biz burada tecrit altındayız. Tecrit sadece ve sadece İmralı’daki tutsaklara yönelik değil tüm halkımıza, milletvekillerine ve demokrasi mücadelesi veren herkese yönelik olarak devam ediyor. Bu tecride karşı direnmeye, dayanışmaya devam edeceğiz. Bu bir barış ve demokrasi sorunudur. Barış ve demokrasi ancak tecridi yıkarak, kırarak gerçekleşebilir” ifadelerini kullandı.
“GERÇEK YÜZLERİNİ GÖSTERİYORLAR”
Hapishanelerdeki tecridin kalkması ve Leyla Güven’in taleplerine ses olmak için Galatasaray Meydan’ına yürüyerek milletvekilleri olarak en demokratik haklarını kullandıklarını vurgulayan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de “Bu hükümet yine ceberutluğunu gösteriyor. Tüm güvenlik güçlerini üzerimize salıyor. Oysa biz burada demokratik hakkımızı kullanıyoruz. Kimse milletvekillerinin bu hakkını kullanmasının önüne geçerek engelleyemez. Biz tecridi kırmak için bu meydanda yürüyeceğiz. Mutlaka ve mutlaka bu tecridi kıracağız. Bunu böyle bilsinler. Bize şiddet uygulayarak kendi gerçek yüzlerini gösteriyorlar. Bu ülkede hukukun adaletin olmadığını gösteriyorlar. Bugün burada yaşadıklarımız bunun bir utanç belgesidir” diye konuştu.