Etiket: tecrit

  • ‘Özgürlük Yürüyüşü’ davası: Alevi inancında özgürlük kutsaldır, tecride karşı durmak inancımın gereğidir

    ‘Özgürlük Yürüyüşü’ davası: Alevi inancında özgürlük kutsaldır, tecride karşı durmak inancımın gereğidir

    PİRHA- ‘Büyük Özgürlük Yürüyüşü’ne katıldıkları gerekçesiyle 29 kişi hakkında açılan davanın ilk duruşmasında savunma yapan DBP Genel Merkez çalışanı Şükriye Ercan, “Alevi inancına göre barış ve özgürlüğü savunmak kutsaldır. Tecride karşı durmak inancımın bir gereğidir” dedi. 

    Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Tevgera Jinen Azad (Özgür Kadın Hareketi -TJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) ile sivil toplum örgütlerinin öncülüğünde 1-15 Şubat tarihleri arasında PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve fiziki özgürlüğünün sağlanması talebiyle “Büyük Özgürlük Yürüyüşü” başlatılmıştı. Yürüyüşün başladığı Kars koluna katılanlar hakkında Kars Cumhuriyet Savcılığı, tarafından “2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na Muhalefet Etmek” iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması Kars 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşmaya; haklarında dava açılan 29 kişiden Kars DEM Parti İl Eş Başkanı Seyffettin Gönel, DBP Genel Merkez çalışanı Şükriye Ercan, Cengiz Anlı, Fatma Anlı, Abdulkadir Dağ, Abdülmecit Aydın, İskender Erkmen, Kaya Naki, Mahmut Nadiroğulları, Mehmet Yurulli ile avukatları hazır bulundu.

    ‘TECRİDE KARŞI DURMAM İNANCIMIN GEREĞİDİR’

    Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada savunma yapan DBP Genel Merkez çalışanı Şükriye Ercan, “yasaklama” kararına rağmen yürüyüşe katıldığını ifade ederek, “Özgürlük ve barış için yapılan bir yürüyüş olmasına rağmen bugün burada yargılanmam üzücü bir durumdur. Alevi inancına göre barış ve özgürlüğü savunmak kutsaldır. Tecride karşı durmak inancımın bir gereğidir. Bunun için attığım her adım onurlu bir mücadeledir. Bundan sonra da tecride karşı barış ve özgürlüğü savunacağımı bilmenizi isterim. Bugün tecrit altında bulunan Sayın Öcalan’dan bahsediyoruz. Buna karşı anayasal hakkımı kullandım. Ayrıca yürüyüş esnasında emniyetle yapılan müzakereler sonucunda bizlere kullanacağımız güzergah aktarıldı. Yasak kararına rağmen kolluk kuvvetlerin bir uyarısı veya bir müdahalesi olmadığı gibi kolluk kuvvetleri yürüyüşü kolaylaştırdı” dedi.

    HAKİM’DEN SİYASETÇİYE: SİYASET YAPMAYIN 

    Duruşmada savunma yapan DEM Parti Kars İl Eş Başkanı Seyfettin Gönel, siyasetçi olduğunu ve bunun gereğini yerine getirdiğini söyledi. Gönel ve diğer isimler de yaptıkları savunmalarda yürüyüşe katılarak, demokratik haklarını kullandıklarını söyledi.

    Daha sonra söz alan avukatlar da müvekkillerinin beraatlarını istedi.

    ZORLA GETİRİLME KARARI ALINDI

    Avukatların savunması ardından mahkeme heyeti, yürüyüşün başlangıcından sonuna kadarki tüm kamera kayıtlarının çözülmesi için Kars Emniyet Müdürlüğü’ne müzakere yazılmasına karar verdi. Mahkeme, ayrıca duruşmaya katılmayan 18 kişi hakkında bir sonraki duruşmaya zorla getirilme kararı verdi.

    Bir sonraki duruşma 20 Ocak 2025 tarihine erteledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alimler, Analar ve Pirler Buluşması Sonuç Bildirgesi: Devlet elini inançlardan çekmelidir

    Alimler, Analar ve Pirler Buluşması Sonuç Bildirgesi: Devlet elini inançlardan çekmelidir

    PİRHA – DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, Alimler, Analar ve Pirler Buluşması Sonuç Bildirgesi’ni yayınladı. Yazılı yapılan açıklamada “Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla Sünni topluma müdahale edilirken, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla ise devletçe bugüne kadar reddedilen Alevi toplumu yeniden biçimlendirilmeye çalışılmaktadır” denildi. Açıklamada ortak mücadele vurgusu da yapıldı. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu tarafından 20 Ekim’de Siirt’te gerçekleştirilen Alimler, Analar ve Pirler Buluşmasının sonuç bildirgesi açıklandı.

    Halklar ve İnançlar Komisyonu, ağırlıklı olarak Kürt coğrafyasının farklı bölgelerinden alim, ana, pir, cemaat ve topluluk temsilcilerinin toplantıya katıldığını belirterek, programın başarıyla gerçekleştirildiğini aktardı.

    Sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi:

    “Devletin inançlar üzerindeki hegemonya etkisini kırmak; Alevi ve Sünni inanç toplumları arasındaki ön yargıları aşmak; Sünni ve Alevi toplumunun dinamik yapıları (medrese, tarikat, cemaat, ocak ve Cemevi gibi) ile güçlü bağlar kurmak; ortak bir dil ve pratiğin oluşum zeminini yaratmak gibi başlıklar çerçevesinde tartışmalar yürütülmüştür.

    Bu kapsamda cemaat ve topluluk temsilcileri ile Alimler, Analar, Pirler, Seydalar ve Melelerin yürüttükleri tartışmalarda öne çıkan değerlendirme ve öneriler bu sonuç bildirgesi ile kamuoyunun bilgisine sunulmaktadır.

    Yaşadığımız coğrafyada süregelen çatışmalı süreçler ve farklı güç odaklarının yürüttüğü hegemonya mücadelesi, bir arada yaşayan farklı halkları, inançları ve toplumsal yapıları kutuplaştırmakta ve birbirinden uzaklaştırmaktadır. Bu coğrafyada yaşayan bizler; baskı, katliam, yok sayılma, ötekileştirilme ve yoksullukla karşı karşıyayız. Halklarımız arasına nifak tohumları ekilmekte, çatışma kışkırtılmakta ve bu yolla egemenlerin asıl amacı gizlenmektedir.

    Halklarımızın, inançsal ve dinsel gruplarımızın ve farklı toplumsal kesimlerin dinamik yapılarının bu süreçte oynayacağı rol oldukça önemlidir. İnanç önderlerinin, bilge ve alimlerin bu konudaki her sözü, toplumsal barış, kardeşlik hukuku ve karşılıklı kabullerin sağlanmasında önemli etkiler yaratacaktır. Ayrıca kutuplaşmayı engellemede ve toplumsal sorunların çözümünde inanç önderlerinin önemli birer aktör olduğunu vurguluyor; omuzlarımızdaki tarihi sorumluluğun bilincinde olduğumuzu ifade ediyoruz.

    Bu bağlamda, toplantımızın amacı herhangi bir siyaset veya grubun görüşlerini hakim kılmak değildir. Gittikçe derinleşen sorunların çözümüne yönelik ortak bir zeminin oluşmasını sağlamak ve tarihsel sorumlulukların gereğini yerine getirmek hedefiyle hareket etmekteyiz.

    Devletin her alana olduğu gibi inanç/din alanına da müdahalesi sürmekte; tekçi bir yaklaşımla inançları denetim altına almaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla Sünni topluma müdahale edilirken, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla ise devletçe bugüne kadar reddedilen Alevi toplumu yeniden biçimlendirilmeye çalışılmaktadır. En son bu kurum aracılığıyla Dersim’de yapılan sempozyum dilimize, kültürümüze ve inancımıza yönelik bir asimilasyon ve saldırı projesi olarak değerlendirilmiştir. Nihayetinde bu kurumlar, toplumun değil devletin ve siyasal iktidarların ihtiyaçları doğrultusunda oluşturulmuştur. Bu nedenle, inançların özgürlüğü ve tanınma hakkı ekseninde bu kurumların tahakkümüne son verilmelidir. Devlet, inançlardan amasız fakatsız elini çekmelidir.

    “İHTİYACIMIZ OLAN, BİRBİRİMİZİ TANIMAK”

    Yaşadığımız coğrafyada farklı etnik kökenlerden, dinsel ve inançsal yapılardan oluştuğumuzun; farklı bakış açılarının, yerel ve bölgesel özgünlüklerin olduğunun bilincindeyiz. Tüm bu farklılıklar, bizim açımızdan her daim saygıyı hak etmekte olup tartışma konusu dahi edilmemelidir. Birbirimize benzemek ya da kendi doğrularımızı kabul ettirmek zorunda değiliz. İhtiyacımız olan, birbirimizi tanımak ve anlamaktır. Bu nedenle, toplumumuzu farklılıklar üzerinden kutuplaştıran, çatıştıran ve ayrıştıran zihniyete karşı; inançlarımızı, kültürümüzü, dilimizi, kimliğimizi, geleneklerimizi ve yaşam tarzlarımızı yok sayan tekçi iktidar anlayışına karşı ortak mücadelenin zeminlerini oluşturmak görevimizdir.

    İnanç önderleri, alimler ve topluluk temsilcileri olarak bizler topluma, yaşadığımız zamana ve tarihe karşı büyük bir sorumluluk taşımaktayız. Omuzlarımızdaki sorumluluğun büyüklüğünün farkındayız.

    Farklı inanç/dinsel yapı ve grupların temsilcileri olarak;

    Tarihsel süreç içerisinde birbirimize karşı oluşan ön yargıların kırılması ve kötü dilin düzeltilmesi için ortak çalışmalar yapılması,

    Ortak bir dil ve pratiğin oluşabilmesi için vicdan ve ahlak temelli bir anlayışın inşa edilmesi,

    Toplumsal sorunların çözümünde ortak bir dilin oluşturulması,

    Ötekileştirme, yok sayma, kendine benzetme ve farklılıklara saygısızlık anlayışının her zeminde mahkum edilmesi,

    İktidarın, inançlarımızı kendi politik gündemlerine kurban etmesine karşı güçlü tutumlar sergilenmesi,

    İnançlarımıza ve toplumumuza yönelik saldırı, şiddet, nefret söylemi ve her türlü aşağılama girişimlerine karşı ortak mücadele ve dayanışmanın güçlendirilmesi,

    Kadına şiddet, doğanın talanı, hapishanelerdeki hak ihlalleri ve tecrit uygulamalarının son bulması, barış ikliminin tesis edilmesi, yoksulluğun ve sosyal sorunların giderilmesi için daha güçlü birlikteliklerin kurulması,

    Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümü için inanç önderleri olarak girişimlerde bulunulması konularında bir irade ortaya koyuyoruz.

    İktidarın tüm ayrıştırma çabalarına rağmen, inançlarımızı tartışma konusu yapmadan sevgiyle ve dostlukla bir arada olma imkanımız fazlasıyla vardır.

    İlk toplantımızı kadim Siirt ilimizde başarıyla gerçekleştirdik. İslami bir inanç merkezi olan Siirt’in bu buluşmaya ev sahipliği yapması değerli olup sonraki çalışmalar için de umut verici olmuştur. İkinci toplantımızı ise kadim Alevi inancının merkezi ve sembol kentlerinden biri olan Dersim’de gerçekleştireceğiz.

    Umuyor ve diliyoruz ki coğrafyamızda sevgi ve barış hayat bulsun.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Bugün Dünya Hasta Hakları Günü; yüzlerce mahpus, ölüm sınırında!

    Bugün Dünya Hasta Hakları Günü; yüzlerce mahpus, ölüm sınırında!

    PİRHA – İHD Merkezi Hapishane Komisyonu, 26 Ekim Dünya Hasta Hakları Günü sebebiyle açıklama yaptı. 2023 yılında hapishanelerde en az 6639 ihlal tespit edildiğini hatırlatan İHD Hapishane Komisyonu “Hasta hakları tüm mahpuslar için uygulansın ve yaşam hakkı korunsun” vurgusunu yaptı.

    İnsan Hakları Derneği, 26 Ekim Dünya Hasta Hakları Günü sebebiyle cezaevlerinde tutulan hasta mahpuslara dikkat çekti.

    Hasta haklarına ilk kez Dünya Tabipler Birliği’nin 1981 yılında yayınladığı Lizbon Bildirisinde vurgu yapılırken, Eylül 1995’te ise Bali’deki 47. Dünya Tabipler Birliği Kurultayında bu bildiri değişikliğe uğradı. Son olarak Şili’de Ekim 2005’te 171. Konsey Oturumunda karar gözden geçirilip düzeltildi. Ülkemizde ise 1998’de, 26 Ekim “Hasta Hakları Günü” olarak kabul edildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishane Komisyonu, konuya ilişkin yazılı açıklamasında, Lizbon Bildirgesinde, her insanın ayrımcılık görmeksizin yeterli tıbbi bakım hakkına sahip olduğu vurgusunu hatırlattı. Açıklamada, bildirgede; nitelikli tıbbi bakım hakkı, seçim yapma özgürlüğü, kendi kaderini belirleme hakkı, hastanın isteğine karşın yapılan girişimler, bilgilendirilme hakkı, gizlilik hakkı, onuruna ve özel yaşamına saygı talep etme hakkı gibi hakların tanımlandığı da aktarıldı.

    67.154 MAHPUS, KAPASİTENİN ÜZERİNDE TUTULMAKTA!

    İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu, hasta mahpusların hakları bakımından Lizbon Bildirgesi’nin yol gösterici nitelikte olduğunu vurguladı. “Hasta hakları tüm mahpuslar için uygulansın ve yaşam hakkı korunsun!” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Türkiye cezaevlerinde 1 Ekim 2024 tarihi itibari ile 404 açık ve kapalı hapishanelerde 362.422 tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Ayrıca 0-6 yaş arası 706 çocuk anneleriyle birlikte hapishanelerde tutulmaktadır. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün verilerine göre toplam 404 açık ve kapalı hapishanelerin kapasitesi 295.268 kişiliktir. Bu duruma göre 67.154 mahpus, kapasitenin üzerinde tutulmaktadır. Türkiye hapishanelerinde Nisan 2022 yılında yapmış olduğumuz tespitlerimize göre, 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpus bulunmaktadır. Bu sayının çok daha fazla olduğunu biliyoruz, ancak; Adalet Bakanlığı bu konuda da ilgili verileri kamuoyu ile paylaşmamaktadır.

    “AĞIR HASTA MAHPUSLAR TAHLİYE EDİLMİYOR!”

    İHD’ye gelen başvurular ve mahpuslar ile yapılan görüşmelerden sağlık hakkı açısından hapishanelerde yaşanan temel sağlık sorunlarının çok boyutlu ve çeşitli olduğu görülmektedir. Aşırı kalabalık koğuşlar sağlık hakkı bakımından önemli bir sorun teşkil ediyor. Hastaneye ve hapishaneler arası sevklerde kullanılan tek kişilik ve insanlık onuruna yakışmayan nakil araçları da sağlık hakkı bakımından ciddi sıkıntılara neden olmaktadır. Özellikle epilepsi ve astım başta olmak üzere akciğer hastalıklarını kötü etkileyen tek hücreli ring araçlarıyla sevk zorlama önemli hak ihlallerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

    Son yıllarda jandarma tarafından yapılan insanlık onuruna aykırı bir şekilde ağız içi arama dayatması ve mahpusların ayakkabılarını çıkarıp yere vurmalarının talep edilmesi nedeniyle de hastane sevklerinde sorunlar yaşanmakta olup, hasta mahpuslar hastanelere gidemiyorlar. Hasta mahpuslar ihtiyaçları olduğunda ve rahatsızlandıklarında zamanında revire çıkarılmıyorlar. Revirlerden polikliniklere ve polikliniklerden 3. basamak sağlık hizmetlerine sevk işlemlerinde ise aylarca sırada bekletiliyorlar. Ayrıca kelepçeli muayene dayatması ve hasta-doktor mahremiyetini yok sayan muayene odasına jandarma ve infaz koruma memurlarının girmesi de sağlık hakkı ihlali oluşturmaktadır. Mahpuslar hastane odalarında yatağa kelepçelenmekte, diş çekimleri ve tahlil için kan alımı esnasında dahi kelepçeler çıkartılmıyor. Koğuş ve hücrelerin yeterince ısıtılmaması ve yeterince havalandırılmaması, mahpusların gün ışığından yeterince faydalanamaması, temiz suya ve sıcak suya erişim imkanlarının kısıtlanması, diyet yemeklerinin tedarik edilmemesi de sorun alanlarını oluşturmaktadır.

    Ne yazık ki ağır hasta mahpuslar, hastalıklarının son dönemlerine gelmelerine rağmen tahliye edilmiyorlar. Adli Tıp Kurumu’nun tahliye kararlarını siyasi tutum izleyerek vermesi, hastane raporlarının Adli Tıp Kurumu tarafından kabul edilmemesi ve verilen raporların ya da alınan kararların ‘güvenlik’ gerekçesi ile uygulanmaması da ağır hasta ve hasta mahpusların durumlarının ciddiyetini artırmaktadır.

    BİR YILDA EN AZ 6639 İHLAL!

    Son yıllarda ağır tecrit koşullarının uygulandığı S, Y ve Yüksek Güvenlikli olarak tanımlanan yerlerde mahpusların tek başlarına tek kişilik hücre tarzı odalarda günde 22,5 saat tutulmaları, beraberinde hem fiziksel ve psikolojik sorunları ortaya çıkarmaktadır. Atak geçirmesi riski yüksek ve kendi ihtiyaçlarını karşılayamayan mahpusları tek kişilik yerlerde tutulması vb. maddi problemleri içeren uygulamalar hasta mahpusların yaşam hakkının ihlal edilmesine yol açabilecek uygulamalar arasında yer almaktadır.

    İHD Merkezi Hapishane Komisyonu olarak hazırlamış olduğumuz 2023 yıllık raporunda bir yıl içinde “Sağlık hakkı” başlığı altındaki tespit edilen tüm sorunlara dair en az 6639 ihlal tespit edilmiştir.

    “HASTA MAHPUSLARIN ACİLEN İNFAZLARI DURDURULMALI”

    Mahpusların sağlık hakkı kapsamında; halen hapishanelerde bulunan ağır hasta mahpusların tümü tam teşekkülü herhangi bir hastane raporuna istinaden derhâl salıverilmeli, tedavileri ailelerinin yanında sürdürülmeli ve sağlık sigortası devlet tarafından karşılanmalıdır. Adli Tıp Kurumu sağlık sebebiyle infazın ertelenmesi raporlarında son ve tek merci olmaktan çıkarılmalıdır. Sağlık sebebiyle infazın ertelenmesi kararlarında cumhuriyet savcılarının ve kolluk güçlerinin takdir yetkisi kaldırılmalı, hastanelerin verdiği raporlar esas alınarak cezaların infazları ertelenmelidir. Hasta mahpusların infaz ertelemesi önündeki ‘toplum güvenliği bakımından tehlike’ kriteri kanundan çıkarılmalıdır.

    Teşhis ve tedavisi yapılmadan adeta işkence çektirilen, hapishanede hayatını kaybeden ya da ölümüne ramak kala bırakılıp kısa sürede hayatını kaybeden insanların olduğu bir toplum, adalete olan inancını da kaybeder. Türkiye hapishanelerinde bulunan hasta mahpusların acil ve kalıcı tedavileri yapılmalı, hapishane koşullarında tedavisi yapılamayan/yapılmayan hasta mahpusların da acilen infazları durdurulmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • PKK Lideri Öcalan, Ömer Öcalan’la görüştü!

    PKK Lideri Öcalan, Ömer Öcalan’la görüştü!

    PİRHA-PKK Lideri Abdullah Öcalan, 43 ayın ardından İmralı’da DEM Parti Urfa Milletvekili Ömer Öcalan ile görüştü. Görüşmede Abdullah Öcalan’ın, “Koşullar oluşursa bu süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekecek teorik ve pratik güce sahibim” dedi.

    İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde mutlak tecrit altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan, 43 ay sonra yeğeni olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Urfa Milletvekili Ömer Öcalan ile görüştü.

    Ömer Öcalan, konuya dair sanal medya hesabı üzerinden şunları belirtti:

    “Sayın Abdullah Öcalan ile en son yüz yüze yapılan görüşme 3 Mart 2020 tarihiydi. Biz aile olarak yıllar sonra 23 Ekim 2024 günü Sayın Öcalan ile görüşme gerçekleştirdik. Bir yasal hak olan rutin aile görüşünün, koşullar ne olursa olsun devam etmesini istiyoruz.”

    Ömer Öcalan, ikinci paylaşımında şunları aktardı:

    “23 Ekim tarihinde İmralı Ada Hapishanesi’de Sayın Öcalan ile görüşme gerçekleştirdim. Bu ziyaret aile görüşmesi kapsamında gerçekleşti. Sayın Öcalan görüşmede genel siyasi gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunarak kamuoyuna şu mesajın iletilmesini istedi: ‘Tecrit devam ediyor. Koşullar oluşursa bu süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekecek teorik ve pratik güce sahibim.’ Sağlığı iyiydi ve herkese çok selamı vardı.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Necla Yıldız bir yıldır tahliye edilmiyor

    Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Necla Yıldız bir yıldır tahliye edilmiyor

    PİRHA- Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Necla Yıldız, cezasının bitmesine rağmen 1 yıldan uzun bir süredir infazı erteleniyor. Yıldız, cezaevlerinde sürdürülen hak ihlallerine ve sürece dair PİRHA’nın sorularını yanıtladı. Kadın özgürleşmeden toplumun özgürleşmeyeceğini vurgulayan Yıldız, “Kendimize en temiz sayfa olan direnişi seçtik” dedi. 

    Necla Yıldız, 2016 Mayıs ayında hiçbir delil bulunmamasına rağmen, polisin tanıklara baskı kurarak üzerine ifade verilmesi istenen Necla Yıldız hakkında 9 yıl 6 ay kesinleşmiş hapis cezasız verildi. Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve 2023 Şubat ayında tahliye edilmesi gerekirken cezaevi infaz kurumu tarafından ‘dışarıya çıkamaz, topluma ayak uyduramaz, suç işleyebilir’ iddialarıyla yaklaşık 1 seneden fazla bir süredir infazı yakılıyor, erteleniyor.

    Necla Yıldız, PİRHA‘nın sorularını yanıtladı.

    “SON İKİ YILDIR CEZAEVLERİNDE ONLARCA ARKADAŞIMIZIN CENAZESİ ÇIKTI”

    Hükümetin neredeyse cezaevlerini kurdeleyle açacağını belirten Yıldız, “Hükümet sipariş ediyor, her yıl cezaevi açılıyor. Düşünsenize neredeyse kurdele açılışı yapılacak ya da açılan cezaevi sayısıyla övünecek bir iktidar zihniyeti var. Haliyle ‘içerde’ durumlar iç açıcı değil. Mafya, çeteler, tecavüzcüler, Hizbullahçılar, balyozcular gibi belirli periyotlarla affedilen bir kesim var. Diğer yandan siyasi tutsak dediğimiz, düşüncelerinden ötürü içeride olan ve asıl baskı, işkenceye tabi tutulan bir kesim var. Söz konusu siyasiler, özelde Kürt, demokrat, muhalif olunca, cezaevinin öğütme değirmeninden geçirilmek isteniyorlar. Ada ile başlayan ve tüm zindanlarda yaygınlaştırılan tecrit koşulları, işkence yöntemlerinin başında gelmektedir. Onlarca arkadaşımız, şu an bu zindanlarda bulunmaktadır. Son iki yıldır cezaevlerinden onlarca arkadaşımızın cenazesi çıktı. Cezaevi demek artık ölümhane demektir. Bulunduğum cezaevinde de süresi dolup bırakılmayan yani esir tutulan onlarca arkadaşımız, şu an bu zindanlarda bulunmaktadır. Yine cezaevi idaresinin negatif yaklaşımı, tacizvari koğuş aramaları var. ‘Zindandan asla çıkamayacaksınız, gün yüzü göremeyeceksiniz’ zihniyetiyle açılan bir sürü mahkeme dosyası var” dedi.

    “KADIN ÖZGÜRLEŞMEDEN BİR TOPLUMUN ÖZGÜRLÜĞÜNDEN BAHSEDEMEYİZ”

    “Güçlü bir şekilde dalgalanan kadın rengi, toplumun bugününü aydınlatıyor, nefes aldırıyor” diyen Yıldız, şunları kaydetti:

    “Hem bilince çıkardık hem de deneyimledik ki kadın özgürleşmeden erkeğin özgürlüğünden ve toplumun özgürlüğünden bahsedilemez. Biz bu fikri yeni keşfetmedik. Biz kadınlar bu düşünceyi, yaşanmışlığı hatırladık sadece. Kafamıza vurula vurula, zihnen ve bedenen öldürüle öldürüle unuttuğumuz bu bilinci hatırlayarak yeniden öğrendik diyelim. Kadının yaşamla, yaşamın özgürlükle bağını ifadelendirilen ‘Jin, Jiyan, Azadi’ sloganı bir aforizma niteliğindedir Kürdistan ve Orta Doğu’da. Arin Mirkan ve yakın tarihte de Jina Amini ile dünyaya yayılan bir hakikat özdeyişinden bahsediyoruz. Kadının kendini bulması, özgürlüğe meyletmesi açısından gerçekten de oldukça gurur verici, yarınlar için umut aşılayıcı.”

    “YARGI ERKEĞİ ÖDÜLLENDİRİYOR”

    Türkiye’de toplumsal eşitsizliğin yüksek olduğunu belirten, çete, mafyalaşma ve tarikatların, cemaatlerin olumsuzluklarına da değinen Necla Yıldız, “İstanbul Sözleşmesi lağvedildi, şimdi anayasa maddesi tartışılıyor, bir sonrası hilafet gündemde. Beri yandan kadınlar iş bulamıyor, ilk olarak işten çıkarılıyor, en ağır işlerde çalıştırılıyor. Söz konusu siyasal bunalımda toplumsal eşitsizlik had safhada. Kadınlar taciz-tecavüzle karşı karşıya. Sistemsel bunalım toplumda da cinnet hali yaratmış durumda. Bu cinnet hakkı da erkeğin endeksinde. Cinnet geçiren erkek figürü, anne-eş çocuk kimi bulursa kendine kurban ediyor. Yargı mekanizması devreye girerek her fırsatta erkeği ödüllendirip kadını ağır uygulamalarla cezalandırıyor” ifadelerini kullandı.

    “KENDİMİZE EN TEMİZ SAYFA OLAN DİRENİŞİ SEÇTİK” 

    Hükümetin 20 senedir ülkeyi yönettiğini ve vicdandan yoksun olduğunu söyleyen Yıldız, şöyle devam etti:

    “Geçen sene maddi ve manevi anlamda kahrolduğumuz büyük depremin ardından gelen genel seçimlerin akıbeti de eklenince açıkçası iyice karamsarlaşmıştık. Sonuçta biz de bu dünyanın evladıyız. Nasıl olur da diğer ülkelerde bir sel olur, bir yolsuzluk olur ama sonradan hükümetler kendini bu işin sorumlusu görür ve istifa ederler. Ama ömrümüzün bu iktidarla geçtiği bu ülkede zerre vebal duygusu yok. Vicdan yok, hesap, kitap yok. Şartlar ne olursa olsun toplum aklının muhakkak doğruya hükmedeceği kanaatini taşırım. Hele ki Türkiye’de halkın iradesini gösterebileceği tek alan olarak sandıklar kalmışken. Bizler de içerden ‘büyük değişim rüzgarını hissetmiştik, dolayısıyla beklentimiz bu yöndedir. Olanlar beklentiyi karşılamayınca zindanlar olarak anladık ki süreç iyi gitmiyor. Dolayısıyla kendimize en temiz sayfa olan direniş sayfasını açtık.”

    “VAN HALKI BÜTÜN TOPLUMUN DEMOKRATİK REFLEKSİYDİ”

    “Ortaya çıkan atmosfer, tüm hile hurdaya rağmen, muhalefetin tüm yetmezliklerine rağmen halkların ortaya koyduğu irade herkesi sarstı kanaatindeyim” diyen Necla Yıldız, “Bence bu geç kalınmış bir tepkiydi. Zira büyük depremin de diğer tüm krizin de sorumlusu olması sebebiyle, iktidar çok önceden hesabını vermeliydi. Ama geç olmuş olsa da neticede amacına ulaşan bir tepkiydi. Kayyum atamalarına karşı Van halkı şahsında tüm Türkiye’nin demokratik refleksi ve ortak irade beyanıyla cesaretli tavır göstermesi taktire şayandı. Her seferinde şunu öğreniyoruz. Devlet aygıtının gücünü eline alan iktidar bu gücü kendi partizanlığı temelinde halkların aleyhine kullanıyor. Dolayısıyla halkların da devlet gücünü takip edip dengede tutması gerekir” diye belirtti.

    Yıldız, halkın iradesinin büyüdüğünü belirterek, Kürt sorununun bir an önce çözülmesi gerektiğini kaydetti.

    Kamber YILDIZ/ANKARA

  • CHP’li Nalbantoğlu: Y ve S tipi hapishanelerdeki hak ihlalleri, 12 Eylül zindanlarından daha beter

    CHP’li Nalbantoğlu: Y ve S tipi hapishanelerdeki hak ihlalleri, 12 Eylül zindanlarından daha beter

    PİRHA-CHP İzmir Milletvekili Rıfat Nalbantoğlu “Kuyu tipi hapishanelerin 12 Eylül zindanlarını aratır durumda olduğunu belirterek Adalet Bakanlığına “Bu hapishaneleri kapatın” çağrısı yaptı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Rıfat Nalbantoğlu, birbiri ardına açılan yüksek güvenlikli hapishanelerde mahpusların insani olmayan şartlarda bulunduklarını ve yaptıkları bütün başvurulara karşın muhatap bulamadıklarını belirterek, sorunu Meclis’e taşıdı.

    “Y VE S TİPİ HAPİSHANELERDE İNSANSIZLAŞTIRMA İLE TECRİT UYGULANMAKTADIR”

    Birçok hapishanede açlık grevlerinin yaşandığına dikkat çeken Nalbantoğlu, olası yaşam kayıplarından Adalet Bakanının sorumlu olacağını belirterek şunları dile getirdi:

    “Ülkemizde hapishaneler hemen her dönem işkence, hak ihlali ve kötü muamelelerle anılmıştır. Ancak son dönemlerde birbiri ardına açılan ve “Kuyu Tipi” diye nitelendirilen yüksek güvenlikli, Y ve S tipi hapishanelerdeki kötü muameleler ve hak ihlalleri, 12 Eylül zindanlarındaki uygulamalardan daha beter bir boyuta erişmiştir. Yer seçimi, mimarisi ve fiziksel koşulları ile adeta mahpusların yavaş yavaş ölümüne zemin oluşturan bu hapishaneler, sadece ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilenlerle sınırlı kalmayıp, muhalif düşünen, hükümeti ve sistemi eleştiren herkes için olağan kapatılma mekanına dönüşmüş durumdadır. Mahpuslardan gelen mektuplara göre büyük çoğunluğun tek kişilik hücrelerde, bir kısmının da üç kişilik odalarda kaldığı bu cezaevlerinde, sosyal izolasyon, insansızlaştırma ve yalnızlaştırma ile tecrit uygulanmaktadır. 24 saat kamerayla izlenen mahpuslar, günün 22,5 saatini kapalı alanda gün ışığından yoksun bir şekilde geçirirken, birbirlerini görmemek koşuluyla günün farklı saatlerinde 1,5 saatlik bir havalandırmaya çıkarılmaktadırlar.”

    “KUYU TİPİ HAPİSHANELER KAPATILMALIDIR”

    “Adli Tıp Kurumu’nun Adalet Bakanlığı’na verdiği “Hapishanede kalamaz” kararlarının uygulanmadığını belirten Nalbantoğlu, “Hastaneye sevk edilseler dahi protokollere uygun tedaviden yoksun bırakılmakta, tahlil sonuçları çeşitli nedenlerle değerlendirilmemekte, bütün verilere rağmen İl Sağlık Kurulları kendi raporunu oluşturmayarak süreci uzatmaktadır. Bu ve benzeri uygulamaların yanı sıra ayakta sayım, çıplak arama ve kötü muamelelerle mahpusların ruhsal ve psikolojik olarak çökmesine yönelik izolasyonlar, şüpheli ölümlere ve intiharlara yol açmaktadır. Bilinmelidir ki, bu hapishanelerde yaşanacak olası can kayıplarından Adalet Bakanlığı ve Adalet Bakanı sorumludur. Yapılacaklar ise bellidir. Öncelikle bu “Kuyu tipi” hapishaneler ya kapatılarak burada yatanlar başka cezaevlerine nakledilmeli ya da insani yaşam standartlarına uygun hale dönüştürülmelidir. Ayrıca bu hapishanelerde bulunan hasta mahpusların tedavileri yapılmalı, ağır hasta olanlar ise tahliye edilmelidir” dedi.

    Konuyla ilgili olarak Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle soru önergesi de hazırlayan Nalbantoğlu, önergesinde “Ağır hasta olan ve hapishanedeki koşulları protesto amaçlı açlık grevinde bulunan mahpusların durumunu sordu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Fincancı: Cezaevlerinde açlık grevinde olanların sesi olmamız gerekiyor

    Fincancı: Cezaevlerinde açlık grevinde olanların sesi olmamız gerekiyor

    PİRHA-Cezaevlerinde ölüm orucu ve açlık grevinde olanların sesi olunması gerektiğini söyleyen TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “Y ve S tipi hapishaneler F tiplerini mumla aratacak, derin bir yalnızlaştırma ile insanlıktan çıkarma, insanın yaşam hakkını ihlal ile işkence mekanları olarak kurgulanmış yapılar. Hep birlikte silkinip özgürlüklerimizi, demokrasiyi, adaleti, barışı hep birlikte talep etmeliyiz” dedi.

    Nurettin Kaya, S, R, Y Tipi hapishanelerin kapatılması, tutukluların ailelerinin ikamet ettiği yerlere yakın cezaevlerine sevk edilmesi ve arkadaşları ile kalabileceği cezaevine sevk edilme talebiyle 232 gündür ölüm orucunda.

    Buca Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde bulunan Oktay Kelebek ve Grup Yorum üyesi Cem Dursun 105, Erzurum Dumlu 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu olan Grup Yorum üyesi Cemil Kurt ve Alişan Gül, 89, Kırşehir Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan Grup Yorum üyeleri Vedat Doğan 66, Rezzan Şengül ise 71 gündür süresiz açlık grevi eylemini sürdürüyor.

    Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, cezaevlerinde devam eden açlık grevlerine dair PİRHA‘ya konuştu.

    “Y VE S TİPİ HAPİSHANELER, F TİPLERİNİ MUMLA ARATAN YAPILAR”

    Fincancı, “İnsanların özgürlüğünden alıkonulduğu mekanların hak ihlallerine kapı açacak özelliklerde inşasına dur demek gerekiyor” dedi.

    Fincancı, şunları kaydetti:

    “Seslerinin duyulduğu koşulların oluşturulması ve açlık grevi, ölüm orucu gibi seslerini duyuramamanın çaresizliği içinde başka yol kalmadığını düşünecek eylemlerine cevap vermek, hak ihlallerinin karşısında birlikte ses çıkarmak, o insanların sesi olmak gerekiyor. Y ve S tipi hapishaneler F tiplerini mumla aratacak, derin bir yalnızlaştırma ile insanlıktan çıkarma, insanın yaşam hakkını ihlal ile işkence mekanları olarak kurgulanmış yapılar. Ne yazık ki toplum da özgürlüğünden alıkonulmuş olmanın ve derin bir sömürü ve yoksulluk kıskacında söz kurmaya mecali kalmamış olmanın kuyusuna terk edilmiş durumda. Hep birlikte silkinip özgürlüklerimizi, demokrasiyi, adaleti, barışı hep birlikte talep etmeliyiz.”

    Cihan BERK/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:
    -Ölüm orucundaki Nurettin Kaya için Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na başvuruldu
    -Anneden ölüm orucundaki oğlu için çağrı: Adalet haykırışımızı duyun!-VİDEO
    -Nurettin Kaya, Bolu F Tipi Cezaevi’ne sevk edildi, tek kişilik hücrede tutuluyor-VİDEO
    -Ölüm Orucundaki tutuklu Nurettin Kaya’nın sağlık durumu kötüye gidiyor
    -Dudu Kaya: Oğlum ölüm orucunda, 6 aydır görüşemiyorum, rüyalarıma giriyor- VİDEO
    -TTB’den açlık grevindeki mahpuslar için ilgililere uyarı yazısı!
    -Ölüm orucunda olan Nurettin Kaya için eylem yapan TAYAD’lılar gözaltına alındı
    -CİSST’ten yetkililere, açlık grevleri için “insani duyarlılık” çağrısı

  • İstanbul’da ‘Özgürlüğe ses ver’ eylemine polis müdahalesi: 10 gözaltı-VİDEO

    İstanbul’da ‘Özgürlüğe ses ver’ eylemine polis müdahalesi: 10 gözaltı-VİDEO

    PİRHA-Adana, Mersin ve İstanbul’da ‘Özgürlüğe ses ver’ şiarıyla eylemler düzenlendi. İstanbul’daki eylemde polisler, DEM Parti İl Eş Başkanı Murat Kalmaz’ın da aralarında olduğu çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.

    İstanbul’da tutuklu yakınları, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi önünde “Özgürlüğe ses ver” eylemi gerçekleştirmek istedi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli’nin de aralarında olduğu grup, polisler tarafından engellendi.

    Tecrit ve hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine karşı Bakırköy Hapishanesi önünde gerçekleştirilmek istenen basın açıklamasına müdahale eden polis, DEM Parti İl Eş Başkanı Murat Kalmaz da dahil 10 kişiyi gözaltına aldı.

    Gözaltına alınanlar, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Polisler, görüntü almak isteyen gazetecileri de engelledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Barkın Timtik: Yeni model hapishaneler ülke gündeminin ilk sıralarında olması gerekiyor

    Barkın Timtik: Yeni model hapishaneler ülke gündeminin ilk sıralarında olması gerekiyor

    PİRHA-Türkiye’de 2000’li yıllarda F tipi hapishane olarak uygulanan tecrit uygulamaları bugün ise Y tipi hapishaneler olarak karşımıza çıkıyor. Yeni model hapishanelerin ülke gündeminin ilk sıralarında olması gerektiğini belirten Avukat Barkın Timtik, “Siyasi iktidarın yönetme araçlarından en önemlisi hapishaneler. Yeni tip hapishaneler, halk muhalefetinin mücadelesini parçalamanın devamıdır” dedi.

    Türkiye’de tutuklu ve hükümlü sayısı 315 bini geçti. Hapishanelerde tutuklulara infaz yakmalar, hak gaspları, hasta tutsakların tedavi haklarının engellenmesi, mektup, kitap, gazete-dergi engelleri gibi birçok alanda tecrit uygulanıyor. Türkiye’de 2000’li yıllarda F tipi hapishane olarak uygulanan tecrit uygulamaları bugün ise Y tipi hapishaneler olarak karşımıza çıkıyor.

    Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan Avukat Barkın Timtik, hapishanelerde derinleşen tecride ve bunun hüküm sürdüğü Y tipi hapishanelere dair PİRHA’ya mektup yazdı.

    “SİYASİ İKTİDARIN YÖNETME ARAÇLARINDAN EN ÖNEMLİSİ HAPİSHANELER”

    Yeni model hapishanelerin ülke gündeminin ilk sıralarında olması gerektiğini belirten Barkın Timtik, “Toplumsal muhalefet, haklar ve özgürlükler mücadelesinin bir bütün olduğu gerçeği göz ardı ediliyor. Yeni model hapishaneler demokratik kitle örgütlerinin, insan hakları kuruluşlarının, hak ve adalet iddiası taşıyan herkesin mutlaka ilgi alanı içerisinde olması gerekiyor. Siyasi iktidarın yönetme araçlarından en önemlisi hapishaneler. Yeni tip hapishaneler, halk muhalefetinin mücadelesini parçalamanın devamıdır. O bütünün parçaları olan kişileri tek tek hücrelere kapatarak bu kez de bireylerin kişiliklerini parçalamak amaçlanıyor. İnsan varlığı zihinsel, duygusal, kültürel, siyasal, ideolojik bir bütündür. O bütünü diğer bütün insan ve doğa güçlerinden koparırsan bu o varlığın önce gelişimini durdurur, sonra yavaş yavaş duyguları, düşünceleri ve tepkileri yok olmaya başlar” dedi.

    “YENİ TİP HAPİSHANELERDE, İNSAN ONURUNA AYKIRI BİR TUTULMA REJİMİ VAR”

    19-22 Aralık Cezaevi Katliamı’ndan sonra egemenlerin istedikleri sonuçları elde edemediği için yeni tip cezaevlerini yapmaya başladığını vurgulayan Barkın Timtik, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Yeni tip hapishanelerin tekli hücrelerinin fazlalığı ‘havalandırma’ denilen hücre ile bitişik, gökyüzünün görülüp yürüyüş yapılabilen, çamaşır kurutulup çöp kutusunun konulduğu, açık hava ve güneşten yararlanabilen bir mekânın olmaması, gardiyanlarla doğrudan değil telefon ahizesi ile konuşulması, insanlardan yalıtmayı doğanın her türlü unsurundan yalıtmaya kadar genişletildiğini gösteriyor. Bunu hukuki olarak tutukluluk ya da hükümlülük gibi kavramlarla anlatamayız. Bu durum Anayasa’nın işkence yasağı ilkesine aykırıdır. Yeni tip hapishanelerle insan onuruna aykırı bir tutulma rejimi olan ağır hapis cezasının uygulama biçimini genelleştiriyor. Mücadele edilmesi ve ortadan kaldırılması gereken bu infaz rejimi katlanarak arttırılıyor.”

    Cihan BERK/PİRHA

  • Milletvekili Perihan Koca: Valilik yasağı sarayın talimatıdır, suç işleniyor-VİDEO

    Milletvekili Perihan Koca: Valilik yasağı sarayın talimatıdır, suç işleniyor-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de tecritin kaldırılması için AKP il binası önünde basın açıklaması yapmak isteyen DEM Partilileri polis, valiliğin eylem yasağını gerekçe göstererek engelledi. Yasağın Anayasa’ya göre suç olduğunu belirten DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, “Bu yasak, sarayın talimatı ile alınmış siyasi bir talimattır. Vali suç işliyor” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin İl Örgütü ve Barış Anneleri, tecritin son bulması, Kürt sorununun çözülmesi talebiyle AKP il binası önünde basın açıklaması yapmak üzere toplandı.

    Binanın çevresini ablukaya alan polis, Mersin Valiliği’nin 4 gün boyunca eylem ve etkinlik yapma yasağını gerekçe göstererek engelledi.

    “VALİ SUÇ İŞLİYOR”

    Burada konuşan DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, söz konusu yasağın Anayasal açıdan suç teşkil ettiğini, kişilerin eylem yapma hakkının gasp edildiğini belirtti. Valiliğin açıkça suç işlediğini vurgulayan Koca, “Kobane Kumpas Davası kararlarında yağdırılan intikam cezalarında olduğu gibi bu valilik yasaklarının da bir siyasi talimat olduğu biliyoruz. Buradan Mersin Valiliği’ni uyarıyoruz! Valilik bu halka düşmanlık yaparak hakkını gasp ederek suç işliyor. Bu suçun karşısında barış ve özgürlük talebimizden vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Ardından konuşma yapan Barış Anneleri ise tecritin son bulmasını, ölümlerin durmasını talep ederek ülkeye barışın gelmesini dilediler.

    Eylem, slogan ve alkışlarla son buldu.

    PİRHA/ MERSİN

  • Barolar ve STÖ’ler CPT’nin Türkiye ziyaretine dikkat çekti: İmralı’ya gidilmedi!

    Barolar ve STÖ’ler CPT’nin Türkiye ziyaretine dikkat çekti: İmralı’ya gidilmedi!

    PİRHA – Çok sayıda ilin barosu ve sivil toplum örgütleri, İmralı adasına yönelik uygulanan tecride dair Ankara’da basın toplantısı yaptı. İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, İmralı adasına dönük sorunun ivedilikle çözülmesi gerektiğini ifade etti.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) 12 Ocak 2024’te çok sayıda kurumun ortak imzası ile Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi’ne (CPT) mektup göndermiş, CPT ise sonrasında Türkiye’ye ziyaret düzenlemişti.

    İHD, yapılan ziyaret üzerine Genel Merkezde imzacı kurumlarla ortak basın açıklaması yaptı. “İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde tecrit ve mutlak iletişimsizlik devam ediyor” denilen açıklamada, CPT’nin 13-22 Şubat tarihlerinde Türkiye’ye özel amaçlı bir ziyaret gerçekleştirdiğini ancak İmralı’nın ziyaret edilmediğini aktardı.

    “İMRALIYA DAİR CPT’YE MEKTUP İLETMİŞTİK”

    İHD Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, Abdullah Öcalan’dan halen haber alınamadığını vurgulayarak, sorunun bir an önce çözüme kavuşturulması gerektiğini söyledi. Balaban açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “CPT, söz konusu açıklamasında ziyaretin temel amacının yüksek güvenlikli hapishanelerde tutulan kişilere yönelik muameleyi incelemek olduğunu ifade ederek, ziyaret edilen hapishanelerin adlarına yer vermiştir. Ayrıca açıklamada, ziyaret edilen hapishaneler arasında her ne kadar İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi bulunmamakla birlikte, ziyaret vesilesiyle ilgili makamlarla yapılan görüşmeler sırasında İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde halen tutulmakta olan mahpusların durumuyla, bilhassa da onların dış dünya ile temaslarıyla ilgili konuların da gündeme getirildiği belirtilmiştir.

    Bu vesileyle İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi ile ilgili görüşlerimizi kamuoyu ile bir kez daha paylaşmak isteriz.

    Yukarıda sözü edilen ziyaretten kısa bir süre önce, 12 Ocak 2024 tarihinde, ÇHD, İHD, ÖHD, TİHV, TOHAV, CİSST, Batman Barosu, Diyarbakır Barosu, Hakkari Barosu, Mardin Barosu, Muş Barosu, Şanlıurfa Barosu, Şırnak Barosu ve Van Barosu olarak İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde tutulmakta bulunan Abdullah Öcalan, Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’ın aileleri ve avukatları ile görüş yapma haklarının çok uzun yıllardır insan hakları hukukuna bütünüyle aykırı bir şekilde ihlal edilmesi konusunda CPT’ye bir mektup iletmiş idik.

    Mektubumuzda, hapishanelerdeki insanların fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin ciddi şekilde zarar görmesine neden olan tecrit/izolasyon uygulamasının özel ve ayrımcı bir biçiminin İmralı Hapishanesi’nde yaşandığı; avukatlarının müvekkilleri Abdullah Öcalan ile görüşme yapma taleplerine 7 Ağustos 2019 tarihinden bu yana hiçbir şekilde olumlu yanıt verilmediği; Veysi Aktaş, Hamili Yıldırım ve Ömer Hayri Konar’ın ise İmralı Hapishanesi’ne nakledildikleri 2015 yılından bu yana avukatları ile bir kez dahi görüşme imkânı bulamadıkları; aileler ile yüz yüze son görüşmenin 3 Mart 2020, son telefon görüşmesinin ise 25 Mart 2021 tarihinde gerçekleştiği bilgisine yer vermiştik.

    “SORUNUN ÇÖZÜMÜ İÇİN İVEDİLİKLE ADIM ATILMALI”

    CPT, İmralı Hapishanesi’ne, 1999 yılından bu yana; sonuncusu 21-29 Eylül 2022 tarihlerindeki yapılan ziyaret olmak üzere toplam 11 ayrı ziyaret gerçekleştirmiştir. CPT, kamuoyuna açıklanan çeşitli yıllardaki ziyaret raporlarında bu ağır izolasyon/tecrit hali ile ilgili kapsamlı tespitlerde bulunmuş, durumun iyileştirilmesi için tavsiye ve önerilerini defalarca yinelemiştir.

    Kısacası, imzası olan insan hakları ve hukuk kuruluşları olarak evrensel hukuk normları ve insan hakları değer ve ilkeleri açısından bu kabul edilemez sorunun bir an önce çözümüne yönelik adımların ivedilikle atılması gereğini ve bu sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyu ile paylaşmak isteriz.”

    PİRHA/ANKARA

  • FEDA ve DAKB’den 17 Şubat’ta Köln’de miting

    FEDA ve DAKB’den 17 Şubat’ta Köln’de miting

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Almanya Köln’de 17 Şubat’ta tecrite karşı miting yapacak. Tecrite karşı olan herkesin mitinge katılması için çağrı yapıldı. 

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) ortak yazılı bir açıklama yaparak, Alevileri tecrite karşı Almanya Köln’de 17 Şubat’ta yapılacak mitinge davet etti.

    Abdullah Öcalan’ın 36 aydır ailesiyle görüştürülmediği belirtilen açıklamada, tecriti ve işkenceyi kabul etmiyor, insanlık suçu olan işkence ve izolasyonu kınadığımızı ifade etmek istiyoruz. İmralı’da sürdürülen tecrit özgür insana, demokratik değerlere, ortak yaşama saldırıdır. Kürt ve Alevi sorununu çözemeyen, inkâr, asimilasyon ve soykırımda ısrar eden zihniyet ve siyasetin saldırısıdır” denildi.

    FEDA ve DAKB, “Tarih boyunca zalime karşı mazlumların hak savunuculuğunu yapan biz Aleviler tecrite, izolasyona karşı hakkın ve hakikatin yanında olmalıyız. Gelin canlar Xizir ayında mazlumların haldaşı ve yoldaşı olalım diyoruz” ifadeleri kullanıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD İzmir Şubesi’nden Adalet Nöbeti’ne ziyaret: Talepleri taleplerimizdir-VİDEO

    DAD İzmir Şubesi’nden Adalet Nöbeti’ne ziyaret: Talepleri taleplerimizdir-VİDEO

    PİRHA- DAD İzmir Şubesi yöneticileri, cezaevlerindeki  hak ihlallerine, tecrite ve Kürt sorununa demokratik çözüm talebiyle başlayan Adalet Nöbeti’ni ziyaret etti. DAD İzmir Şube Eş Başkanı Fırat Dikmen, Alevilerin Hızır ayını karşıladığını hatırlatarak, bu ayda mazlumların darına Hızır’ın yetişmesi dileğinde bulundu.

    Cezaevlerinde binlerce tutuklu ve hükümlünün 27 Kasım’da başlattığı açlık grevi eylemleri 61.  gününe girdi.

    Siyasi tutukluların 61 gündür yürüttüğü açlık grevine destek için İzmir’de Ege Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma Derneği’nin, DBP İzmir Temsilciliği’nde başlattığı açlık grevi eylemini 15. gününde Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi ziyaret etti.

    TECRİT VE HAK İHALLERİNİN SON BULMA ÇAĞRISI

    Mutlak tecridin kaldırılması ve 40 yılı bulan savaşın barış içinde çözüme kavuşması için eyleme başladıklarını dile getiren tutuklu annesi Hanife Gümüş, oğlunun 5 gün önce Bandırma Cezaevi’nden, Burdur Cezaevi’ne sevk edildiğini belirterek yaşananlara tepki gösterdi. Gümüş, “Oğlumdan 3 gün boyunca haber alamadım. Bize telefon ettiğinde de sürgün olduğunu öğrendik. Oğlum sürgün edildiğinde üstündeki elbisesi ve battaniyesi dışında yanına bir şey almasına izin vermemişler. Bu kışta sürgün ediyorlar. Bu haksızlıktır, hukuksuzluktur. Oğlum götürüldüğü yerde tek kişilik hücrede tutuluyor. İnsanın kalamayacağı yerleri yapıyorlar, sonra çocuklarımızı götürüyorlar” dedi.

    “ÇOCUKLARIMIZI TEK KİŞİLİK HÜCRELERE KOYUYORLAR”

    Gümüş, Tüm Türkiye halklarına çağrım bu zulme karşı sessiz kalmasınlar. Artık nereye kadar sürecek bu? Çocuklarımızı tek kişilik hücrelere koyuyorlar. Bir ekmek verirlerse veriyorlar, vermezlerse de vermiyorlar. Orada kim ölmüş, kim kalmış kimsenin umurunda değil. Biz barış annesiyiz, bu zulüm son bulsun artık. Ben kimsenin ölmesini istemiyorum” diyerek Adalet Nöbeti’ne ses olunması çağrısında bulundu.

    “ORUÇLARIMIZI DARDA VE ZORDA OLANLAR İÇİN TUTUYORUZ”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şube Eş Başkanı Fırat Dikmen ise Alevilerin Hızır ayını karşıladığını hatırlatarak, bu ayda mazlumların darına Hızır’ın yetişmesi dileğinde bulundu.

    Dikmen, taleplerin karşılanması için mücadele edeceklerini kaydederek, şunları ifade etti:

    “Biz Alevilere karşı ırkçı saldırıların yanı sıra Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adı altına asimilasyon politikaları hız kazandı. Türkiye’deki tecrit artık her halkın sorunu haline gelmiştir. Biz Aleviler Hızır ayına girdik ve bu aylar bizim için en kutsal günlerdir. Darda ve zorda olana Hızır’dan yardım olması çağrısını bekliyoruz. Günümüzün mazlumları haksızlığa, tecride ve demokrasi sorununa karşı cezaevlerinde açlık grevindeler. Biz Aleviler de bu ayda oruçlarımızı onlar içinde tutacağız. Onlara destek amaçlı da bu Adalet Nöbeti’ne geldik. Talepleri taleplerimizdir. Mücadeleyi iri ve diri hale getirmek için elimizden gelen mücadeleye vereceğiz.”

    PİRHA/İZMİR

     

    tecride karşı yapılan adalet nöbetini selamladıklarını ve bu mücadeleyi büyütmek adına burada olduklarını söyledi.

     

     

  • Ankara’da DEM Parti’den açlık grevi: Tecrit kaldırılsın

    Ankara’da DEM Parti’den açlık grevi: Tecrit kaldırılsın

    PİRHA- Cezaevlerinde tecritin sonlandırılması için Ankara’da da açlık grevi eylemi başlatıldı. Salı gününe kadar sürmesi planlanan eylemde, barışın gelmesi için tecritin kaldırılması gerektiğinin altı çizildi.

    Tecrite karşı ve Kürt sorununun çözülmesi talebiyle cezaevlerinde 27 Kasım 2023’te başlatılan açlık grevi eylemi 2 ayı geride bırakırken, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ankara İl Örgütü de açlık grevi eylemi başlattı.

    DEM Parti Ankara İl binasında başlatılan eylemin salı sabahına kadar sürmesi planlanıyor.

    Eylemde konuşan DEM Parti Ankara İl Örgütü Başkanı Fatin Kanat, mutlak tecridin kaldırılması ve 40 yılı bulan savaşın barış içinde çözüme kavuşması için başlatılan açlık grevlerine destek verdiklerini belirterek “Sunduğumuz bu destek farklı etkinlik ve süreçlerle devam edecek. Bu sürecin peşini bırakmayacağımızı buradan ilan ediyoruz. İktidar sahiplerini diyalog ve müzakere sürecini açmaya davet ediyoruz. Yürüdüğünüz yol yol değil, ülke bir kan gölüne dönüyor. İmralı Ada Hapishanesi’ndeki mutlak tecridi bir an önce sonlandırmanızı istiyoruz, Ada’yı açın” dedi.

    “ZİNDANLARDA SÜREN DİRENİŞ BÜYÜK BİR DİRENİŞTİR”

    Nöbeti ziyaret eden DEM Parti Mardin Milletvekili Kamuran Tanhan da zindanlardan gelen sese kulak verilmesi gerektiğinin altını çizerek şu ifadeleri kullandı:

    “Bugün zindanlarda süren direniş büyük bir direniştir. Tek bir talep var, diyalog ve çözüm yolunu açın ve Sayın Öcalan üzerindeki tecridi kaldırın. Bu hukuki bir taleptir. Adalet Nöbeti’ndeki annelerimizin kıymetle ve inatla sürdürdüğü nöbeti de selamlıyorum. Kürt anneler her zaman direnişi ördü ve büyüttü. Eğer bir tebrik olacaksa bir Nobel Ödülü verilecekse o da Kürt annelerine verilmeli. Çünkü savaşta 20, 25 yaşlarında katledilen genç çocukları nasıl barışı istedilerse onlarda bu talebin izinden giderek bu direnişe öncülük ediyor. Barıştaki bu ısrar, Kürt annelerden, Kürt halkından ve dostlarının tarihinden geliyor. Bu sesi yükseltmek gerekiyor, zindanlardan Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için gelen sese kulak verilmelidir.”

    “BARIŞ TALEP EDEN MİLYONLAR VAR”

    DEM Parti Ağrı Milletvekili Heval Bozdağ ise “Bu ülkede bir Kürt sorunu var ve barış talep eden milyonlar var. Demokratik bir kamuoyu oluşturmak için toplumun öncüleri bir araya geldiler. Cezaevlerinde başlayan bu grevler aslında hukuksuzluklara karşı başlatılmıştır. Sayın Öcalan üzerindeki tecrit kaldırılarak müzakere yolu açılmalıdır. Orta Doğu kan gölüne dönmüş durumdadır. Bu hukuksuzluklara karşı taleplerini dile getiren yoldaşların talepleri karşılanmıyor, ihtiyaç olan vitaminler verilmiyor ve hatta tecrit uygulanıyor. Tecrit içinde tecrit uygulanıyor. Biz bu sürecin yükseltilmesi için tüm temaslarımızı kuracağız ve barışın sesini yükselteceğiz” ifadelerini kullandı.

    “MÜZAKERE YOLUNUN AÇILMASI GEREKİYOR”

    DEM Parti Parti Meclisi Üyesi Pakize Sinemillioğlu da, “Taybet Anayı unutmadan, Cemile Çağırga’nın bedeninin annesi tarafından buzdolabında saklandığını unutmadan, bir an önce bu ülkeye, Orta Doğu’ya barışın gelmesi gerekiyor. Bunun için Sayın Abdullah Öcalan ile müzakere yolunun açılması devrilen masanın yeniden kurulması gerekiyor. Barış yolu açılmalıdır ve kazanan biz olacağız, barış olacak” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin’de ‘Kadın Özgürlük’ panelinde tecrit konuşuldu- VİDEO

    Mersin’de ‘Kadın Özgürlük’ panelinde tecrit konuşuldu- VİDEO

    PİRHA- Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinan Azad-TJA) tarafından Mersin’de “Kadın Özgürlük” paneli gerçekleştirildi. Panelde tecrit, Kürt sorunu, toplumsal barış ve mücadele kararlılığı öne çıkarıldı.

    Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinen Azad) Mersin’de ‘Kadın Özgürlük’ paneli gerçekleştirdi. Salona Kürtçe ve Türkçe yazılı ‘Kadın Yaşama Özgürlük’ pankartları asıldı. Panele, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, DEM Parti Akdeniz Belediye Eş Başkan Adayı Nuriye Arslan, Barış Anneleri, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Mimoza Kadın Derneği üyeleri ve çok sayıda kadın katıldı.

    Moderatörlüğünü Leyla Akgül’ün yaptığı panelde Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Şırnak Milletvekili Newroz Uysal ve Avukat Figen Alp konuşmacı olarak yer aldı.

    “MÜZAKAERE EDİLMELİ”

    Panelde ilk olarak söz alan Figen Alp, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin ekonomiyi, anadilde kültür ve sanat etkinliklerini, toplumsal barışı etkilediğini belirterek, “İmralı ada hapishanesi diğer hapishanelerden çok farklı çünkü nasıl bir infaz hukuku uygulanıyor bilmiyoruz. İmralı’da ayrı bir hukuk uygulanıyor ve bunun ulusal ve uluslararası sözleşmelerde hiçbir geçerliliği yok. Biz sayın Öcalan’a uygulanan muamelenin ne olduğunu bilmiyoruz. Kürt sorunun çözülmesi için sayın Abdullah Öcalan ile müzakerenin gerçekleştirilmesi gerekiyor. Bu süreci de yaşadık. Barış süreci öyle bir süreçti. Devletin bu süreçte çıkarının olmadığını fark etmesi ile sonlandırıldı ve yine bir kaos sürecine geçildi. Biz kürt halkı olarak bunun farkındayız ama mücadelemizin son bulmayacağının da farkındayız” dedi.

    “TECRİT SÜRDÜĞÜ SÜRECE ÜLKEYE BARIŞ GELMEYECEK”

    Ardından söz alan Newroz Uysal, bir operasyonun yürütüldüğünü belirterek şunları kaydetti:

    “25 yıldır tutuklu haklarının hiçbiri Sayın Öcalan için uygulanmadı. Bugün Öcalan üzerindeki 25 yıllık tutsaklığının ardından özgürlüğünün sağlanması gerek. Bunun için de adalet nöbetini nasıl büyüteceğimizi tartışmamız gerek. Tecritin birçok yönü vardır. Biri hukuktur. İmralı’da hukuk yoktur. 25 yıldır devlet Kürtler üzerinde savaş istediğinde İmralı’da tecriti ağırlaştırdı, barış istediğinde ise İmralı’da tecriti zayıflattı. İmralı’ya yakınlık barışa yakınlığı gösteriyor. İmralı tecrit altında tutulduğu sürece bu ülkeye barış gelmeyecektir. 25 yıldır ne zaman tecrit ağırlaşsa büyük katliamlar yapılmıştır.”

    Konuşmaların ardından söz alan DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, tecrite karşı başlatılan mücadelede Barış Anneleri’nin önemine dikkat çekti. Koca, demokratik bir ülkenin varlığının halkların birlikteliği ve mücadelesiyle mümkün olacağının altını çizdi.

    Konuşmaların ardından Barış Anneleri dengbejler seslendirdi.

    PİRHA/ MERSİN

  • Açlık grevindeki tutuklular için Adalet Bakanlığı’na çağrı- VİDEO

    Açlık grevindeki tutuklular için Adalet Bakanlığı’na çağrı- VİDEO

    PİRHA- İHD, ÖHD, ÇHD ve TUHADER açlık grevindeki tutukluların durumuna ilişkin Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulundu. Açıklamada, “Açlık grevindeki tutuklular için süreç daha tehlikeli bir noktaya evrilmesinden siyasal iktidar sorumlu olacaktır. Adalet Bakanlığı’nın ve ilgili kurumların bir an önce hareket geçmesi gerekmektedir” denildi.

    İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan için cezaevlerinde başlatılan dönüşümlü açlık grevi eylemi 23’üncü gününe girdi. 27 Kasım’da başlatılan açlık grevi eylemi, 15 Şubat 2024 tarihine kadar devam edecek.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Çukurova Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma Derneği (TUHAYDER) Mersin Şubeleri, cezaevlerindeki açlık grevlerine ilişkin İHD dernek binasında basın açıklaması yaptı.

    “Ölümleri İzlemek İstemiyoruz” yazılı pankartın açıldığı açıklamayı İHD Mersin Şube Sekreteri Bekir Sıtkı Keçeci okudu.

    Keçeci, Türkiye’deki hapishanelerde yaşanan insan hakları ihlallerinin sonlandırılması ve Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit koşullarına son verilmesi talebiyle hapishanelerdeki tutuklular tarafından başlatılan açlık grevi eyleminin 24’üncü gününe ulaştığını hatırlattı.

    Keçeci, açlık grevlerinin kalıcı beyin hasarları ve ölümlerle sonuçlanmaması için tutukluların sağlık çalışanları tarafından düzenli takip edilmesi; ihtiyaçları olan su, tuz, şeker ve B vitaminin sağlanması gerektiğini belirtti.

    “İKTİDAR TALEPLER İÇİN HAREKETE GEÇMELİ”

    Açlık grevindeki tutukluların durumu kötüye gitmeden çözüm için iktidara çağrıda bulunan Keçeci, şu ifadeleri kullandı:

    “Mahpusların sağlık ve yaşam hakkına yönelik ortaya çıkacak üzücü sonuçlardan siyasal iktidar sorumlu olacaktır. Bu nedenle Adalet Bakanlığı’nın ve ilgili kurumların bir an önce harekete geçmesi gerekmektedir. Mahpusların açlık grevi eylemi konusunda siyasal iktidarın ölümler yaşanmadan barışçıl yollarla gerekli tedbirleri alması ve talepleri değerlendirmek üzere harekete geçmesi gerekmektedir. Bir an önce Adalet Bakanlığı’nı, ulusal ve uluslararası hukuk ve insan hakları kurumlarını duyarlı olmaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/MERSİN

  • DEM Parti: Hedefimize ulaşmak için çeşitli iş birlikleri kurarak ilerleyeceğiz

    DEM Parti: Hedefimize ulaşmak için çeşitli iş birlikleri kurarak ilerleyeceğiz

    PİRHA – Dem Parti, yerel seçimlere ilişkin yol haritasını açıkladı. Parti Meclis sonuç bildirgesinde “Türkiye’nin batısında tüm siyasi aktörlerle görüşmek, müzakere etmek, birlikte yürümek, ortak mücadeleyi örecek kent uzlaşısı zeminini oluşturmayı öncelikli görev olarak görüyoruz” ifadelerine yer verildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) 15-16 Aralık’ta yaptığı Parti Meclisi (PM) toplantısının ardından sonuç bildirgesini paylaştı. Yazılı yapılan açıklamada “Kent Uzlaşısı ile halklar yönetecek!” vurgusu öne çıktı.

    Kapsamlı tartışmaların yürütüldüğü PM toplantısında dünya ve Ortadoğu’daki gelişmelerin yanı sıra Kürt sorunu, tecrit ve yerel seçim gündemleri ele alındı.

    “DEMOKRATİK CUMHURİYET’E ULAŞMA İRADEMİZ GÜÇLÜDÜR”

    DEM Parti Parti Meclisi, yerel seçimlere dair izlenecek yol haritasını da belirlerken şu açıklamayı paylaştı:

    “2023 yılının son günlerine girdiğimiz bu zamanda, yıl boyunca halklara sefalet, acı ve ölüm; kendisine ve yandaşlarına şatafat, lüks, israf getiren bu sistemi değiştirecek Demokratik Cumhuriyet’e ulaşma irademiz ve umudumuz güçlüdür. Kürt sorununda demokratik çözümün dışlandığı, şiddet ve baskının esas alındığı her dönem, siyasal, toplumsal, ekonomik, ekolojik krizler ortaya çıkmakta ve hayatı yaşanmaz kılmaktadır. Bu gerçeklik Türkiye siyasi tarihinin kanunu haline gelmiştir. Kürt sorununu inkar, bir halkı ve kolektif haklarını, statü sorununu inkar etmektir. 21. yüzyılda artık Kürt halkının kolektif haklarını ve siyasi iradesini yok sayarak gidilecek bir menzil kalmamıştır.

    Tecrit derinleştikçe Türkiye’deki bütün sorunlar daha da derinleşmektedir. İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan mutlak tecrit ve iletişimsizlik politikalarıyla inkar sürdürülmek istenmektedir. Mutlak tecrit bir yönetim sistemi, ideolojik-politik bir kuşatmadır. Bu kuşatma, Kürt sorununda çözümsüzlüğü derinleştirmektedir. DEM Parti olarak inkarcı iktidar ve devlet aklının tutunduğu son dal olan tecridi ortadan kaldırıncaya kadar mücadelemizi yükselteceğiz.

    “TÜRKİYE HALKLARINA KAZANDIRACAĞIZ!”

    Parti Meclisimizde kamuoyunun merakla beklediği yerel yönetim seçimlerine ilişkin de tartışma yürütülmüştür. Bu tartışmalar ışığında ilkesel tutumumuz belirlenmiştir.

    Bu kapsamda:

    2024 yılı yerel yönetim seçimleri, sonuçları itibariyle bölgede ve Türkiye’de ciddi siyasi etkiler ortaya çıkaracaktır. Bu seçimlerin belirleyici partisi olarak sorumluluğumuzun bilincindeyiz.

    Türkiye’nin sorunları ancak müzakere yöntemleriyle çözülür. Bu nedenle siyasi partiler arasında diyalog ve müzakerelere kıymet biçiyoruz. Yerel demokrasi, demokratik uzlaşı, özgür siyaset, evrensel insan hakları ve kadın özgürlükçü politikaları esas alan herkesle müzakere etmeye hazırız.

    İdeolojik-politik duruşumuz ve siyaset dilimizle ne statükocu ne de restorasyoncu çizgiye benziyoruz. Demokrasi, barış, özgürlük ve adalet değerlerini örecek 3. yol temel stratejik hattımızdır. DEM Parti kendisini mücadele ve müzakere partisi olarak görmektedir. Bu yol, sadece seçimde kazanım elde etme yolu değildir. Bu yol, aynı zamanda Kürt sorununun demokratik çözümü, kayyım gasplarına karşı halk iradesine sahip çıkma, yolsuzluğa ve çürümüşlüğe karşı halkın işine, aşına, yaşamına ve özgürlüğüne sahip çıkma yoludur.

    İzleyeceğimiz stratejiyle 2024 yılı yerel seçimlerinde kayyım atanan belediyelerimizi, yeniden halk iradesiyle yönetmek üzere geri alacağız. Bunun yanı sıra daha önce yönetiminde bulunmadığımız birçok il, ilçe, belde belediyesinin seçimlerini kazanacak ve halkı yolsuzluktan, rant şebekelerinden ve kimliğimizi inkar edenlerden kurtaracağız. Bu hedefimize ulaşmak için parti adımızla çeşitli iş birlikleri ve güç birlikleri kurarak ilerleyeceğiz.

    Türkiye’nin batısında ise kenti var eden, yaşatan sosyal ve siyasal dinamikleri geniş ölçekte kapsayan tüm kurum, kuruluş,  işçi, emekçi, ekolojist, kadın, gençlik, halklar ve inanç örgütleri, siyasi partiler, emek ve meslek örgütleri, demokrat ve vicdan sahibi yurttaşlar, tüm toplumsal taraflar ve siyasi aktörlerle görüşmek, müzakere etmek, birlikte yürümek, ortak mücadeleyi örecek Kent Uzlaşısı zeminini oluşturmayı öncelikli görev olarak görüyoruz.

    Başta Emek ve Özgürlük İttifakının tüm bileşenleri olmak üzere yerel yönetimleri bir rant dağıtma merkezi haline getiren anlayışın karşısında halkçı, ekolojik, kadın özgürlükçü çizginin biçim verdiği bir yerel yönetim anlayışını ve bu çizgiyi benimseyen tüm toplumsal, siyasal dinamiklerle güçlendirecek, ortak- kolektif bir alternatif anlayışın büyütülmesi için rolümüzü oynayacağız.

    Her bağımsız siyasi partinin yapacağı gibi yerel yönetim seçimlerinde kendi adaylarımız ve listelerimizle kent yönetimlerinde yer alma eğilimimiz, PM toplantımızdaki tartışmalarla daha fazla güçlenmiştir. Parti Meclisimiz, partimizin tüm kurullarıyla kapsayıcı, katılımcı, şeffaf ve demokratik aday olma süreçlerinin; yerel seçimlerin hazırlık çalışmalarında önemli bir aşama olduğunu vurgulamış ve sürecin bir demokrasi şölenine dönüşecek şekilde devam ettirilmesinin önemini vurgulamıştır.

    Kimsenin şüphesi ve kuşkusu olmasın ki halkımızın çıkarına olmayan tek bir denklemin bile kurulmasına izin vermeyeceğiz. Bilakis vereceğimiz kararlar ve kuracağımız stratejik denklemlerle bütün Türkiye halklarına kazandıracağız!

    Parti Meclisimizde ortaya çıkan irade, önümüzdeki yerel seçimlerde sadece bir başarıyı değil; büyük bir zaferi getirecek. Biz kazanınca bu ülkenin ezilenleri, emekçileri, dışlananları, yok sayılanları kazanacak, kentler kazanacak.”

    PİRHA/ANKARA

  • ÖHD’li avukat Necla Mizgin Argış: Şu an tüm halklar tecrit altında-VİDEO

    ÖHD’li avukat Necla Mizgin Argış: Şu an tüm halklar tecrit altında-VİDEO

    PİRHA-Kürt Sorunu’nda diyalog yollarının açılması ve cezaevlerindeki tecridin kaldırılması için açlık grevlerinin başladığını söyleyen ÖHD’li avukat Necla Mizgin Argış, “Şu an tüm halklar tecrit altında ancak hapishanelerdeki tecritin topluma yansıması çok daha hızlı ve sert bir şekilde görülüyor. Eğer halklar olarak toplu bir şekilde bir tepki göstermediği sürece açlık grevine ilişkin eylemlerin bir sonuç alması çok zor olacak” diye belirtti.

    Cezaevlerindeki tecridin kalkması ve Kürt Sorununun çözümü için cezaevlerindeki siyasi tutukluların 27 Kasım’da başlattığı dönüşümlü açlık grevleri sürüyor.

    27 Kasım’da başlatılan eylem, 15 Şubat 2024 tarihine kadar devam edecek. Eylemleri 20’nci gününe giren tutuklular için Diyarbakır, Mersin, Van, Adana ve İstanbul’da adalet nöbetleri tutuluyor.

    Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukat Necla Mizgin Argış, cezaevlerinde tutukluların 27 Kasım tarihinde başlattığı açlık grevlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “TÜM HALKLAR TECRİT ALTINDA”

    Necla Mizgin Argış, “Temelde bu açlık grevinin başlatılma gerekçesi cezaevlerinde uygulanan tecritin kaldırılması ve Kürt Sorunu’na ilişkin diyalog yollarının açılması. Mahpusların bedenini açlık grevi eylemine yatırması hem alınabilecek en ağır eylem kararı hem de en somut talebin son olarak başvurulabileceği eylem tarzı olarak değerlendirilebilir. Hem yurtsever halk olarak hem de demokrat olduğunu düşündüğümüz her kesimin açlık grevi eylemini şöyle değerlendirmesi gerekiyor; tecrit neden uygulanıyor? Tecrit’in kaldırılmama hali sadece İmralı adasında gerçekleştirilen bir şey değil. Şu an tüm halklar tecrit altında ancak hapishanelerdeki tecritin topluma yansıması çok daha hızlı ve sert bir şekilde görülüyor” dedi.

    Toplu bir şekilde bir tepki gerçekleşmediği sürece açlık grevine ilişkin eylemlerin bir sonuç alması çok zor olacağına dikkat çeken Necla Mizgin Argış, “Tutuklular eylemlerini süresiz açlık grevine çevirmeleri ya da başka bir eylem tarzı gerçekleştirmeleri durumunda demokrat halklar ve kurumlar olarak bunun nasıl önüne geçebiliriz ve tecriti kırmaya yönelik nasıl bir çalışma ortaya koymalıyız, bunu değerlendirmemiz gerekiyor” diye konuştu.

    Cihan BERK-Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Hatimoğulları: Elimizin hamurunu yerel yönetimlerin her alanına bulaştıracağız!-VİDEO

    Hatimoğulları: Elimizin hamurunu yerel yönetimlerin her alanına bulaştıracağız!-VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, belediye seçimleri için adaylık başvurularının devam ettiğini vurguladı. Hatimoğulları, bütün kadınların adaylık başvurusu yapması için çağrıda bulunarak “Elimizin hamurunu yerel yönetimlerin her alanına bulaştıracağız. Kadınların iradesini gasp ederek belediyelerin etrafını o dev duvarları örenlere diyoruz; bizler o dev duvarları tek tek yıkacağız ve belediyelerin bahçelerine demokrasi ve insanlık ekeceğiz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi, Ankara’da toplandı. Dem Parti Kadın Meclisi’nin gündeminde, siyasi gelişmeler, seçim çalışmaları ve planlama oluşturmak gibi başlıkların olduğu bilgisi verildi.

    Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları, Genel Merkez binasındaki toplantının açılışında konuşma yaptı. “Elimizin hamurunu yerel yönetimlerin her alanına bulaştıracağız” diyen Hatimoğulları, şunları söyledi:

    “İmralı’da devam eden tecridin kırılması ve aynı zamanda Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi için hapishanelerde şu anda açlık grevleri devam ediyor. Dışarıda ise kadınlar, anneler, barış talep edenler, Kürt kadınlar adalet nöbetinde. Buradan onların başlatmış olduğu nöbeti selamlıyorum. Bir kez daha diyoruz ki; tecrit bir insanlık suçudur ve derhal ortadan kaldırılmalıdır.

    Yine sözlerime başlarken, Alevi Kadınlar Birliğinin Almanya’da gerçekleştirmiş olduğu kongresini buradan bir kez daha selamlıyorum. Elbette kadınlar olarak mesajımızı kendilerine gönderdik. Buradan bir kez daha başarılar diliyoruz. Avrupa’daki kadınların bu örgütlenmesine de Türkiye’ye yansımaları itibariyle çok değer verdiğimizi belirtmek isterim.

    “YA BİR YOL BULACAĞIZ YA DA BİR YOL AÇACAĞIZ”

    Öte yandan başta partimiz olmak üzere Türkiye’deki bütün devrimci, demokrat, sosyalist, yurtsever güçlere boyun eğdirmeyi hedefleyen Kobani Kumpas Davası devam ediyor. Sevgili Sebahat Tuncel savunmasında neler söylemiş bakalım: “Dünya deneyimleri bize göstermiştir ki örgütlü kadın gücü kapitalizmin değişmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Türkiye’deki zihniyeti de korkutmaktadır. Devlet tarafından Kürt kadınlara dönük saldırılar ve kadın örgütlerinin kriminalize edilmesi bu korkunun yansımasıdır. Kadın siyasetçilere ve aktivistlere dönük baskı politikaları yeni değil ama kız kardeşlerimiz gibi zulme karşı direnmek de bize miras kalmıştır. Ya bir yol açacağız ya bir yol bulacağız”. Evet yaşanan bu haksızlıklara karşı, bu siyasi kumpas davalarına karşı biz kadınlar tıpkı Sevgili Sebahat’in söylediği gibi ya bir yol bulacağız ya da bir yol açacağız.

    “2024 BÜTÇESİ ERKEK BÜTÇESİDİR, SAVAŞ BÜTÇESİDİR”

    Parlamentoda görüşülen bütçe erkek bütçesidir, savaş bütçesidir, toplumsal cinsiyet rollerinin bu toplumda derinleşmesini sağlayan bir bütçedir dedik. Bütçe tek başına sadece kuru rakamlardan ibaret değildir, aynı zamanda iktidarın politikasıdır dedik. Politik tercihlere dayanan bir bütçe yapma süreci işliyor. Politik tercihini de kadınlardan değil erkek egemen sistem ve otoritleşmeden yana yaptığını iyi biliyoruz bu iktidarın. 2024 bütçesi aslında Cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk bütçesidir. Ve ilk bütçe ne yazık ki yüzyıllık geleneğin yolunda olmaya devam eden bir bütçe olarak karşımıza çıktı.

    “KADIN BAKANLIĞINI KESİNLİKLE KURACAĞIZ”

    Kadınların güvencesiz çalıştırılmasına karşı, işsizliğe karşı bu bütçede bir mücadelenin yürütülmesi gerektiğini savunduk. Yine bu bütçede Kadın Bakanlığını kuracağımızı ifade ettik. Kadın Bakanlığını kesinlikle kuracağız. Kadın Bakanlığı tıpkı diğer bakanlıklar gibi kendi bütçesini görüşen bir bakanlık olacak. Bu sözümüzü bütün kadınların huzurunda bir kez daha veriyoruz. Bizler işimize, ekmeğimize, emeğimize sahip çıkacağız. Bizler Agrobay işçisi kadınlarla dayanışmamızı sürdüreceğiz. Bizler Urfa’da her gün kolluk kuvveti tarafından darp edilen Özak işçileriyle, Özaklı kadınlarla dayanışmamızı sürdüreceğiz.”

    “ELİMİZİN HAMURUNU YEREL YÖNETİMLERİN HER ALANINA BULAŞTIRACAĞIZ”

    Yerelden ve yerinden demokratik bir yönetimin inşa edilmesi konusunda başta kadınlar olarak partilerinin emek vereceğinin vurgulayan Hatimoğulları, “Belediyemizin bütçesini toplumsal cinsiyete duyarlı yapmak konusundaki kararlılığımızı aslında geçmiş dönemde yönettiğimiz belediyelerde göstermiştik. Bir kez daha belediyelerimizi kayyımlardan tek tek alacağımızın ve toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçeyle, bir anlayışla yöneteceğimizin altını çizmek isteriz. Yerel yönetimleri belediyelerden ibaret görenlere, kadınların iradesini gasp ederek belediyelerin etrafını o dev duvarları örenlere diyoruz; bizler o dev duvarları tek tek yıkacağız ve belediyelerin bahçelerine demokrasi ve insanlık ekeceğiz” diye belirtti.

    DEM Parti Kadın Meclisi olarak çağrılarını yinleyen Hatimoğulları, “Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisinden aday olalım. Söz ve karar mekanizmalarının tamamını kadınlarla birlikte oluşturalım. Kadına yönelik şiddetle mücadele merkezlerimizi sizlerle birlikte yeniden hep beraber kuralım. Üretim alanlarımızı yeniden oluşturalım. Kooperatiflerimizi, danışma merkezlerimizi, kültür sanat birimlerimizi kadınlar olarak gelin hep birlikte oluşturalım. Gelin kendimizi ve kentimizi hep birlikte örgütleyelim. Adaylık başvurularımız hali hazırda devam ediyor. Türkiye’nin her yerinden bütün kadınların adaylık başvurusu yapması için çağrımızı yineliyorum” ifalerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Demokratik Yerel Yönetimler Kadın Konferansı Sonuç bildirgesi açıklandı

    Demokratik Yerel Yönetimler Kadın Konferansı Sonuç bildirgesi açıklandı

    PİRHA – HEDEP Demokratik Yerel Yönetimler Kadın Konferansı Sonuç Bildirgesi’ni açıkladı. Önemli kararların alındığı belirtilen konferans sonuç bildirgesinde “Özümüze dönerek demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmamızı hayata geçireceğiz” denildi.

    “Jin, Jiyan, Azadî ile Özgür Yerel Yönetimlere” şiarı ile 11 Kasım’da yapılan Yerel Yönetimler Kadın Konferansının sonuç bildirgesi açıklandı.

    “Eş başkanlık sistemi mor çizgimizdir” vurgusunun yapıldığı bildirgede şu ifadelere yer verildi:

    “Kadınların yerel yönetimlerde yer almasının tarihsel akışı bizlerin aynı zamanda mücadelemizin geldiği aşamayı göstermiştir. 3 kadın meclis üyesi ile başlayan süreci bugün eşit temsiliyet ve eş başkanlık ilkesi ile taçlandırarak kadın mücadele tarihine büyük bir kazanım olarak sunduk.

    2014 yılında gerçekleştirdiğimiz yerel seçimlerde eş başkanlık eşit temsiliyet ilkemizi bütün mekanizmalarımızda hayata geçirdik. Sistemimize yönelik saldırılar karşısında tek bir adım dahi geri atmadık. Çünkü bizler yerel yönetimleri belediye binalarına sığdıran değil, yerinden yönetimi esas alan yerelden demokrasiyi hayata geçirenleriz. Karar alma mekanizmalarının tamamında söz ve karar yetkisini eşit temsiliyet ilkesinden hareketle hayata geçirdik. Köylerden mahallelere, ilçelerden illere yine eşit temsiliyet ilkemizden hareketle meclislerimizi oluşturduk.

    Bin bir emek ve mücadele ile ördüğümüz sistemimizin kriminalize edilmesi, kayyım uygulamaları ve artan saldırılara karşı daha güçlü bir mücadeleye ihtiyaç olduğu açığa çıkmıştır. Sadece eşit temsiliyet ve eş başkanlık ilkesi değil, karar mekanizmalarında kadınların daha fazla yer almasını sağlamak önceliğimiz olacaktır.

    Özellikle yerel seçimlere giderken sistemimizi en güçlü şekilde öreceğimizin sözünü veriyoruz. İl genel meclis üyelerimizden belediye meclis üyelerine, belediye eş balkanlarına kadar kadınların yerel yönetimlerde aktif bir şekilde yer almasını sağlayacak politikalarla yerel seçimleri karşılayacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.

    Kadına yönelik şiddetle mücadelemiz elbette ki kurumlara sığdıramayacak kadar büyük bir mücadeledir. Ancak kayyımlar eliyle kapatılan kadın merkezlerimizi, sığınaklarımızı yeniden açacağız. Kadın yoksulluğuna, işsizliğine karşı kendi üretim alanlarımızı yeniden oluşturacağız.

    “KADIN ÖZGÜRLÜKÇÜ YEREL YÖNETİMLER MODELİ”

    Rojava’da, Şengal’de IŞİD çetelerine karşı öz savunmasını gerçekleştirerek yeni yaşamın öncüsü olan kadınların mücadelesi bizlerin ilham kaynağı olmuştur. Kadın köylerinden, kooperatiflerine, kadın anayasasından, kadın üniversitesine ilmek ilmek örülen bu süreç 3. Yol siyasetimizin yol haritasını ortaya çıkarmıştır. Demokratik Cumhuriyet’in inşasının yerel demokrasiden geçtiği gerçeğini bir kez daha bizlere göstermiştir. Tarih halkların, kadınların karar alma mekanizmalarından yönetim mekanizmalarına kadar yer almadığı hiçbir sistemin ayakta duramayacağının örneği ile doludur. Tüm bu gerçeklerden hareketle Demokratik Cumhuriyet iddiamızın inşasını kadın özgürlükçü yerel yönetimler modelimizle en yerelden başlayarak hayata geçireceğiz. Kadın öncülüğünde gerçekleştireceğimiz her çalışmada tekçi, cinsiyetçi, militarist erkek egemen anlayışa karşı tüm farklılıkları ile toplumun tüm renklerini kucaklayacağız.

    Kadın mahalle ve köy meclislerimizi oluşturarak, kentlerimizi yaşama alanlarımızı koruyarak, yerinden ve yerelden demokrasiyi esas alarak, eş başkanlık sistemimizi en güçlü şekilde savunup tüm mekanizmalarımızda işlerli hale getirerek bunu yapacağız.

    TECRİT VURGUSU!

    Düşman siyaseti ile kendini var etmeye çalışan iktidar, bugün tecriti bir rejim haline getirmiştir. Tecriti derinleştirerek savaşı körüklemiştir. Sayın Öcalan 24 aydır mutlak tecrit altında tutulmaktadır. İmralı Cezaevi’nde tecrit edilmek istenen Kürt halkının varlığıdır. Bıkmadan usanmadan söyleyeceğiz. Sayın Öcalan bu topraklarda onurlu barışın teminatıdır. Kürt sorunun demokratik çözümünün anahtarıdır. Fikriyatı ile Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünya halklarına en büyük umuttur. Sayın Öcalan üzerinden yürütülen mutlak tecrit kaldıracak olan da, onun fiziki özgürlüğüne kavuşturacak olan da kadınlardır.

    “YEREL YÖNETİMLER ALANINA DÜŞEN SORUMLULUĞUN FARKINDAYIZ!”

    Özellikle Kürt kadınlar ve gençler üzerinden yürütülen özel savaş politikalarına karşı en büyük mücadele alanının yerel yönetimler olduğu konferansımızda bir kez daha vurgulanmıştır. Bu sorumluluk ve farkındalık ile yerel yönetimlerde daha güçlü politikaları hayata geçireceğiz. Kadın ve gençlik meclisimizle birlikte hareket edecek köy köy, mahalle mahalle gezecek farkındalık çalışmaları yapacağız. Özellikle genç kadınlar üzerinden yürütülen bu kirli politikaları bulunduğumuz her yerde teşhir edeceğiz. Bu alanda çalışma yürütecek kurumlarımızı yeniden oluşturarak bu kurumlarla, oluşturacağımız mobil ekiplerle, mahalle ve köy meclislerimizle gitmedik mahalle sokak bırakmayacağız. Çünkü bizler şunu çok iyi biliyoruz ki! Özel savaş politikaları ile mücadele etmenin en güçlü yöntemi kadın örgütlülüğünü ve dayanışmasını büyütmektir.

    “ASİMİLASYON POLİTİKALARINA KARŞI MÜCADELE!”

    Varlığını Kürt halkının inkârı üzerinden koruyan faşist AKP-MHP erkek ittifakı ve onun yereldeki temsiliyeti olan kayyımlar eliyle yürütülen asimilasyon politikalarına karşı mücadelede öncü gücün kadınlar olduğunu çok iyi biliyoruz. Ve yine buna karşı en güçlü mücadele yürütecek mekanizmanın da yerel yönetimler olduğu gerçeğinin farkındayız. Belediyelerden mahalle ve köy adlarına kadar çok dilliği esas alan politikalarımızın kayyımlar tarafından hedef alınması, 33 dil kurumumuzun ve Kürtçe eğitim veren okullarımızın, kreşlerimizin, kadın merkezlerimizin kapatılması en çok da kadınların yaşamlarını etkilemiştir.

    Anadil haktır ve sonuna kadar savunmaktan vazgeçmeyeceğiz. Çok dilliliği esas alan paradigmamızı bulunduğumuz her yerde hayata geçireceğiz. Kürtçenin önündeki engellere yönelik mücadelemizi büyütecek alternatiflerimizi geliştirecek, belediyelere bağlı kurumlarımızı yeniden açacağız ve kurumlarımızı sonuna kadar koruyacağız.

    “EKOLOJİ MÜCADELESİ PARADİGMAMIZIN ESASLARINDANDIR!”

    Rant ve talan siyaseti ile doğamıza, deremize, göllerimize, ağaçlarımıza, ormanlarımıza açılan savaş bizlere nefes alacak bir alan bırakmamıştır. Cudi’den Akbelen’e ormanlarımız yok edilerek bizlere bir yaşam alanı bırakılmamaktadır. Özellikle Kürdistan’da çıkarılan orman yangınları, tarihi kentlerin sular altında bırakılması aynı zamanda bir halkın tarihinin, kültürünün yok edilmesine dönük saldırılardır. Kayyımlar eliyle gerçekleştirilen betonlaştırma siyaseti bugün kentlerimizin dokusunu alt üst etmiştir.

    Doğamıza, yaşam alanlarımıza yönelik gerçekleştirilen bu saldırılar karşısında kadın dostu kentlerimizi yeniden inşa edeceğiz. Ağaçlarımızı, ormanlarımızı korumaktan bir an olsun vazgeçmeyeceğiz. Ekolojik paradigmamızdan hareketle yaşam alanlarımızı yeniden inşa edeceğiz.

    “UMUTLUYUZ, KARARLIYIZ, İNANÇLIYIZ!”

    Yerel seçimler yaklaşırken örgütlü olduğumuz her yerde kadınlarla bir araya geldik. Bölge konferansları, atölyeler gerçekleştirdik, kadınlarla buluştuk. Gerçekleştirdiğimiz buluşmalarda kadınlarla yürüttüğümüz tartışmalarda açığa çıkan sorunlar, tespitler ve yapılan öneriler doğrultusunda konferansımızda önemli kararlaşmalar yaşadık. Partimizin tüm alanlarında olduğu gibi yerel yönetimler alanına da sirayet eden erkek egemen anlayışa karşı en güçlü mücadelenin kadın örgütlülüğünü büyütmekten geçtiğine olan inancımızı yeniledik. Konferansımızdan aldığımız moral ve motivasyonla bir kez daha vurguluyoruz,

    Bizler gücümüzü paradigmamıza olan bağlılığımızdan alıyoruz.

    Belediye binalarına sığmayacak bir yerel yönetim anlayışı ile demokratik bir toplumu da, kendimizi de yeniden inşa edeceğiz.

    Özümüze dönerek demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigmamızı hayata geçireceğiz.

    Paradigmamız var, bunu gerçekleştirecek gücümüz, inancımız, irademiz var. Kadından ve toplumdan gasp edilen her şeyi geri alacağız. Özgür yaşamı inşa edeceğiz. Jin Jiyan Azadî!”

    PİRHA/ANKARA