Etiket: tedavi edilmiyor

  • 23 yıldır cezaevinde tutulan görme engelli Selver Yıldırım tahliye edilmeyi bekliyor

    23 yıldır cezaevinde tutulan görme engelli Selver Yıldırım tahliye edilmeyi bekliyor

    PİRHA-23 yıldır cezaevinde olan müebbet hapis hükümlüsü Şair Selver Yıldırım, bir gözü görmeyip diğer gözünde de görme oranı her geçen gün azalmasına karşın tahliye edilmiyor.

    Türkiye’de bulunan cezaevlerinde hasta tutuklular tedavi edilmedikleri için yaşamlarını yitiriyorlar. Serbest bırakılıp tedavi edilmesi gereken binlerce tutuklu cezaevinden ancak yaşamını yitirdiği zaman çıkabiliyor. Türkiye hapishanelerinde İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunuyor.

    Bu mahpuslardan biri de 51 yaşındaki Selver Yıldırım. 1 Ocak 1971 yılında Maraş’ın Pazarcık ilçesinin Bayramgazi köyünde doğan Yıldırım, 1999 yılında Gürcistan’da gözaltına alınıp Türkiye’ye gönderildikten sonra idam cezasıyla yargılandı ve müebbet hapis cezası verildi.

    23 yıldır birçok cezaevinde kalan Selver Yıldırım, Elbistan E Tipi Kapalı Kadın Cezaevi’nde yaşam mücadelesi veriyor.

    Cezaevine girmeden bir gözünü kaybeden Selver Yıldırım’ın, diğer gözü de tedavi süreci yaşanmadığı için görme oranı %20’ye düştü ve tek gözünde ödem olduğu için okuma yazma ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Selver Yıldırım aynı zamanda midesinde ağır reflü olmasına rağmen tahliye edilip tedavisine izin verilmiyor.

    Yıldırım 2007 yılında ‘Aşksız doğmasın çocuklar’ isimli şiir kitabı çıkardı ama gözündeki ödem ve görme kaybından kaynaklı yeni çalışmalar yapamıyor.

    Daha teşekküllü bir hastanede tedavi görmek için sevkinin istenmesine rağmen bu talebi karşılanmıyor. Daha iyi bir hastanede tedavi görmesi için yeniden kurulun toplanmasını bekleyen ve tek gözünde %20 görme görme oranı olan Selver Yıldırım, 6 ay daha cezaevinde zorlu şartlarda yaşamak zorunda bırakıldı.

    ŞİİR KİTABI YAZDI

    Selver Yıldırım’ın cezaevinde yaşadığı tüm zorluklara rağmen 2007 yılında çıkardığı ‘Aşksız doğmasın çocuklar’ isimli şiir kitabında yazdığı şiir şöyle:

    “Bir evet kadar yakınım sana
    Bir hayır kadar uzak.
    Kim bilecek oysa
    Giden bir ömrün toplamıdır iki hece
    Kalanın fermanı olsan da olmasan da.

    Yine de, suretleri yasamın
    Sokup alınır gibi duvardan
    Sokulup atılmıyor hafızadan
    Ya günlerime akacak cismin
    Ya benliğime resmin.
    Bir acıları unutma kadar yakınım sana
    Bir ihanet tanıklığı kadar uzak
    Ben tüm yaşamı doldurmak istiyordum seninle
    Sen içindeki canavarı doyurmak istiyordun benimle

    Ve sevda
    Hep yanlış adreslerden
    Hep buruk
    Suçlu
    Ayrılıyordu dünyamızdan

    Düşünsene, kaç milyarıncı versiyonuyuz bu filmin
    Şarkılar, şiirler, kitaplar
    Bizi anlatır da
    Bize öğretmez.
    Kırılınca anlıyoruz;
    Her insanın başı kendi taşına çarpar
    Çarpınca anlıyorum
    Aşk bağrında ihaneti saklar da
    Saklayacak bağrı yoktur ihanetin aşkı.

    Bir otobüs yolculuğu kadar yakınım sana.
    Biletsiz yolcu kadar uzak.
    Otuzunda kırılıyor fayım
    Yıkılıyor bir bir saflıklarım
    Bir ‘gerçek’ enkazında
    Can çekişiyor niyetlerim
    Ben can çekişiyorum.
    Çığlığıma yardım değil duyduğum
    Tozlu bir aksi seda.
    Otuz yaşım miladım oluyor
    Milattan önce
    Pembe-mavi bir saflık
    Tüm dünyayı kucaklıyorum.
    Milattan sonra
    Siyah-beyaz bir bilinç
    Kucağıma sığmıyor yalnızlığım.

    Yedi kapı açılması kadar yakınım sana.
    Bir gardiyan kilidi kadar uzak.
    Yine de kapılar değildir alıkoyan
    Kilitler değil
    Yüreğin kaç kilometre uzak bana
    Hangi tünel
    Hangi firar beni ulaştırır sana

    Sen politika ile kirlenmiştin
    Ben seninle
    Senin gözünü hırs köreltmişti
    Benimkini sen
    Erkil putların vardı
    Benim zincirlerim
    Köyümüzden, şehrimizden, genlerimizden kalan.

    Gözlerinin derinine bakıyordum
    Gözlerini kaçırıyordun
    Bir gazete yazısı geliyordu aklıma
    “Hoşlanmaz erkekler
    gözlerinin derinine bakan kadınlardan”
    Anlıyordum
    Aşksızlıktı çağımıza bakan
    Gizlendikçe gözlerinin derininde yalan
    Aşkta yalan.

    Bir firar kadar yakınım sana
    Dur ihtarsız bir ölüm kadar uzak
    Tehlike çemberleri örülüyor çevremde
    Bir cadıya dönüşüyorum
    Her bakış, her yürek bir avcı
    Avlanıyorum kansız.

    Kansız olmuyor sana gelişim
    En çokta kanarken özlüyorum
    Kimse görmüyor
    Ruhun kanaması renksiz
    Kimse duymuyor
    Ruhun çığlığı sessiz
    Ve şairlik güçsüzlükmüş aslında
    Onuru kalkan
    Giremediği kapılardan
    Kendine dönüş yapan

    Bir imza kadar yakınım sana
    Bir karar kadar uzak
    Hep tersini yaptığım kararlar alıyorum
    Kararı ebedi yasanın ne, bilmiyorum.
    Tanrısal iğfali ruhun diyorum
    İncir yapraklarını yetiştiremiyorum.

    Yenilgi kokuyor bu kibir, bu gurur
    Dervişleri kıskanıyorum.
    Yenilgilerden zaferler yüreklerinde
    Kederlerle örselenmez mutluluklar
    Ve ben artık düşü okyanus bir ırmak değilim
    Okyanusum, düşleri kıyılarla boğulan
    Sınırları vuruyor öfkelerim
    Kırıyorum
    Yıkıyorum
    Duruluyorum
    Bir sevda gömülüyor içime
    Ben gömülüyorum kendime.

    Barış kadar yakınım sana
    Müebbet kadar uzak
    Bir bomba patlayacak sanıyorum
    Bir uçak bombalar yağdıracak her an
    Hep çatışmadayım rüyalarımda
    Kolları, bacakları kopmuş insanları kurtarıyorum
    Hep tutukluk yapıyor silahım
    Ölecekken uyanıyorum.
    Bilgi, sanat, söz değil
    Son bir umutla rüya satmak istiyorum
    Biliyorum
    Doygunluk noktası savaşın
    Kana bulanmasıdır rüyaların.

    Bir an kadar yakınım sana
    Sonsuzluk kadar uzak
    Kendi düşlerimin tanrısıyım
    Savaşları kaldırıyorum önce
    Bilcümle eşitsizlikleri sonra
    Zıtlar gerçekten birlik oluyor
    Uzaylılara yenilmiyoruz.
    Varoluş bir muamma değil
    Saklanmıyor bizden ilahlar
    Bilen yok, masal ne, düş ne
    Ölüm, lisansüstü bir yaşam.

    Olmayacak düşleri dişliyorum
    Takılı kalıyor bir mayından arta kalan protezlerim
    Dişsiz, düşsüz olmuyor
    Bir dişçiye gidiyorum
    Bir düşçüye gidemiyorum.

    Özel bir fahişe kadar yakınım sana
    Bir azize kadar uzak.
    Bitmeyecek bu araf
    Bu mahşeri sorgu bitmeyecek
    Ne cennete yetecek sevaplarım
    Ne cehenneme günahlarım
    Hep seni isteyecek baştan çıkmış yanım
    Hep seni itecek vicdanım
    Duymayacak ne çağ, ne tanrı
    Kendime kalacak isyanım.
    İçimde yönsüz öfkeler
    İkilemsiz yaşamları özleyeceğim
    Savaşsız- barışsız
    Şeytansız- meleksiz
    Vicdansız,
    Namussuz,
    Tabusuz
    İhanete ihanet edilmiş
    Kehanete aşk ekilmiş.

    Kendim kadar yakınım sana
    Sen kadar uzak
    “Kavuşmak ölümüdür aşkın” diyorlar
    Yani aşksız doğuyor tüm çocuklar
    Düşün, bir yüzyıla kaç savaş sığar
    Kaş yüzyıla bir peygamber
    Kaç bin yıldır ihanette
    Doğuran rahme erkekler
    Ve kaç bin yıldır kadın
    Gayri resmi müebbetlik çeker
    Bilmezsin belki
    Maldan, mülkten, silahtan önce
    Çobansızda yaşadı sürüler
    Bir av kanıydı damarlardan akan
    Birde aybaşı kanı
    Belki de bu yüzden kadın
    bütün kanamalardan nefret eder
    belki de bu yüzden
    Ölümü değil, yaşamı besler
    Belki de bu yüzden
    Şimdilik HOŞÇA KAL
    Aşksız doğmasın çocuklar.” (Aralık 2001 Erzurum cezaevi)

    Nuray ATMACA/DERSİM