Etiket: tedavi hakkı

  • Hasan Karapınar: Hapishanede tedavim engellendiği için kanser bütün vücuduma yayıldı-VİDEO

    Hasan Karapınar: Hapishanede tedavim engellendiği için kanser bütün vücuduma yayıldı-VİDEO

    PİRHA-Kanser hastası Hasan Karapınar, 27 Aralık’ta ev hapsiyle serbest bırakıldı. Kanser tedavisi devam ederken haksız ve hukuksuz bir şekilde gözaltına alınıp tutuklandığını belirten Karapınar, “Hapishanede sürgün edilerek, doktorların yaklaşımlarıyla, sevk taleplerimin iptal olmasıyla, kelepçeli muayene dayatmasıyla tedavim engellendi. Şu anda da ev hapsiyle tedavim engelleniyor” dedi.

    Son dönemde Türkiye hapishanelerinde bulunan birçok hasta mahpustan ölüm haberleri geliyor. İnsan Hakları Derneği’nin açıkladığı son verilere göre, hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpus bulunuyor. Dernek, ağır hasta mahpusların, Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) ‘cezaevinde kalamaz’ raporlarına rağmen hapishanelerde tutulmaya devam ettiğine işaret ediyor.

    Kanser hastası hasta tutuklu Hasan Karapınar, 27 Aralık tarihinde Adli Tıp Kurumu’nun verdiği raporla Adana Kürkçüler Hapishanesi’nden ev hapsiyle serbest bırakıldı. Karapınar, yaşadığı süreci PİRHA’ya anlattı.

    “TEDAVİM ENGELLENDİĞİ İÇİN KANSER BÜTÜN VÜCUDUMA YAYILDI”

    Adli Tıp Kurumu’nun verdiği raporla 27 Aralık tarihinde tahliye olduğunu söyleyen Hasan Karapınar, “10 Şubat 2024 tarihinde komplo ile tutuklanıp bugüne kadar gelen sürede hapishanede tedavimin engellenmesi nedeniyle kanser hastalığına yakalandım ve önce dalağıma, daha sonra karaciğerime son olarak da boynumda kitlelerin çıkmasıyla bütün vücuduma yayılan bir durum ortaya çıktı. Ben ikinci defa kansere yakalanıyorum 2021 yılında kansere yakalandığımda da hapishanedeydim. O zaman kamuoyunun baskısıyla, ailelerimizin ve milletvekillerinin açıklamalarıyla tedaviye başlamıştım ve 4. evreye gelen kanser hastalığını yenmiştim” diye belirtti.

    “BAŞKA HAPİSHANEYE SÜRGÜN EDİLEREK TEDAVİM EN BAŞINDAN BAŞLANDIĞI İÇİN KANSER YAYILDI”

    Kanser tedavisi devam ederken haksız ve hukuksuz bir şekilde gözaltına alınıp tutuklandığını belirten Karapınar, “Tutuklanmadan önce durumumu savcılığa ve Sulh Hakimliği’ne de anlattım durumumu ve bu süreci denetimli serbestlikle yapılabileceğini söyledim ama beni tutukladılar. Silivri Hapishanesi’ne gönderildim, tedavimin hemen yapılması için başvuruda bulundum ama 10 gün sonra hiçbir sebep gösterilmeden Kocaeli Kandıra 2 No’lu F Tipi Hapishanesi’ne sürgün edildim. Ailemden ve arkadaşlarımdan uzak tutmanın yanında aynı zamanda tedavimin yapıldığı hastaneden de uzaklaştırıldım. Başka bir hastane olduğu için tedavime en başından başlanacaktı bu durumda sürecin uzayıp kanserin yayılması anlamına geliyordu” dedi.

    “EV HAPSİ KARARININ BİR AN ÖNCE KALDIRILMASINI İSTİYORUM”

    Ev hapsi kararıyla serbest bırakılmasının tedavi sürecini zorlaştıran bir durum olduğunu vurgulayan Karapınar, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Benim tedavim için her gün hastaneye gitmem gerekirken beni ev hapsiyle serbest bıraktılar. Biz seni hapishanede öldüremedik dışarıda kendi kendini öldürmüş olacaksın diyorlar. Hapishane şartlarında tedavi sağlıklı bir şekilde olmaz ama insanın yaşamını sınırlayarak, her gün izin almaya mecbur bırakılarak ev hapsiyle de tedavi sağlıklı bir şekilde olmaz. İlk günden bu yana sürgün edilerek, doktorların yaklaşımlarıyla, sevk taleplerimin iptal olmasıyla, kelepçeli muayene dayatmasıyla tedavim engellendi. Şu anda da ev hapsiyle tedavim engelleniyor. Ev hapsi kararının bir an önce kaldırılmasını ve tedavi hakkımın bana verilmesini istiyorum.”

    Cihan BERK/PİRHA

  • Tedavi hakkı engellenen Nuriye Gülmen’in gönderdiği mektuplar da engelleniyor

    Tedavi hakkı engellenen Nuriye Gülmen’in gönderdiği mektuplar da engelleniyor

    PİRHA-Tedavi hakkı engellendiği için Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne yazdığı dört mektup hakkında el koyma kararı verildiğini dile getiren tutuklu akademisyen Nuriye Gülmen, “Benim için meseleyi tedavi hakkından çıkarıp ifade özgürlüğüne dönüştürdüler. Uğradığım muamele, tedavinin engellenmesi, rahatsızlığımın kötü huylu bir hastalıktan kaynaklanma ihtimali, teşhisin ve tedavinin gecikmesi. Bunların hiçbirinin önemi yok. Yaşananlar dışarı “sızmasın” yeter” dedi.

    11 Ağustos 2020 tarihinde ‘terör örgütü üyeliği’ iddiasıyla tutuklanan ve 10 yıl hapis cezası verilen KHK ile ihraç edilen akademisyen Nuriye Gülmen, tedavi hakkının engellenmesine ilişkin Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne (CİSST) yazdığı mektuplarına el koyulmasına ilişkin 4 yıldır tutuklu bulunduğu Silivri Hapishanesi’nden yazdı.

    “MEKTUP ENGELLEMELERİ BİRDEN BİRE ÇOK FAZLA ARTTI”

    Yazdıkları mektuplar hakkında verilen çizme ve el koyma kararlarının kendileri için çok can yakıcı bir hal aldığını belirterek sözlerine başlayan Nuriye Gülmen, “Tahmin edersiniz, burada pek çok hak gaspıyla karşılaşıyoruz. Gücümüz yettiğine hepsine cevap üretmeye, haklarımızı korumaya çalışıyoruz. Hukuki başvurular yapıyor, dilekçeler yazıyor, idareyle tartışmalar yürütüyor, fiilli eylemler yapıyoruz. En net sonucu eylemlerimizle alıyoruz. Hukuki başvurularla sonuç almak mucize mertebesine yükseldi. Ülkenin hukuki vasatını düşünün, burada durum o vasatın da altında. Hapishane müdürleri kendi cumhuriyetlerini ilan etmişler, her biri Cumhurbaşkanının karikatürü. İnfaz Hakimlikleri hapishaneye bağlı idari birimler gibi iş görüyorlar. Hiçbir başvurumuzdan olumlu sonuç alamıyoruz. Hakkımızda açılan soruşturmalar hızla cezaya dönüşüyor. Mektuplarımızla ilgili alınan kararlar da böyle. Mektup engellemeleri birdenbire çok fazla arttı. Başına yazdığımız hemen her mektup engelleniyor. Hapishanedeki uygulamaları anlattığımız her satırımız çiziliyor” dedi.

    “4 AY İÇERİSİNDE 9 TANE MEKTUBUM ENGELLENDİ”

    Bu yıl içerisinde Haziran-Ekim ayları arasında dokuz tane mektubunun engellendiğini ifade eden Nuriye Gülmen, “Arkadaşlarım açısından da durum aşağı yukarı aynı. Engellemeler, “Yeni açılan hapishanelerle” ilgili yazdığımız mektupların hepsine çizerek gönderme kararı verilmeye başlamasıyla birdenbire arttı. Biz bu mektupları yaklaşık iki yıldır yazıyoruz. Fakat birden düğmeye basılmış gibi engelleme kararları gelmeye başladı. “Kurumda muhafaza” mektuba el koyulduğunun başka bir ifadesi. Çizerek gönderme kararında ise güya “sakıncalı” kısımlar çiziliyor. AYM çizerek gönderme uygulamasını haberleşme hürriyetini bütünüyle engellemeden sakıncayı bertaraf etmenin bir yolu olarak öneriyor fakat çizme kararları amacını aşarak mektup içeriğini anlamlı bir bütün olmaktan çıkarıyor. Çizilen mektuplarımın hepsinde içeriğin yarıdan fazlası, hatta dörtte üçü çıkarılmış oluyor” diye belirtti.

    “TEDAVİ HAKKIM ENGELLENDİĞİ İÇİN YAZDIĞIM 4 TANE MEKTUBUMA EL KOYULDU”

    Tedavi hakkı engellendiği için Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne yazdığı dört mektup hakkında el koyma kararı verildiğini söyleyen Gülmen, “Bu yılın ağustos ayında, yaklaşık altı aydır devam eden rahatsızlığımla ilgili Çam ve Sakura Hastanesi’ne gittim. İlk muayenede sorun yaşamadım. Asker dışarıda bekledi, kadın doğum polikliniğinde muayene oldum. Biyopsi yapılmasına karar verildi. Fakat sonra dört kez aynı işlem için gitmeme rağmen işlemi yaptıramadım. (Bu hastanede daha önce rahimden ameliyat olmuş ve defalarca kontrole, muayeneye gitmiştim. Askerin içeri girmesi sorununu hiç yaşamadım.) 2, 16, 23 ve 27 Ağustos tarihlerinde sevkten sorumlu askerlerin hepsi söz birliği etmişçesine aynı şeyi söylediler. “Doktor çık derse de çıkmayacağım”. Tartışmalar… Tartışmalar. Nasıl bir irade ve sinir savaşı verdiğimi anlatmam zor. İşin bu kısmı için sayfalarca yazmak gerekir. Sonuç olarak biyopsi yaptıramadım. İkinci gidişimden sonra yaşadıklarımı ilgili kurumlara yazmayı, suç duyuruları yapmaya, bir çözüm bulmak için yollar aramaya başladım. Yazdığım kurumlardan biri de bu dernekti. Daha önce benzer sorunlar yaşayan bir arkadaşım bu derneğin yazışmalar yaptıklarını, hastaneyle iletişime geçtiklerini, bilgilendirici broşürler gönderdiklerini filan anlatmıştı. Ben de hastanede yaşadığım sorunu ayrıntılarıyla anlattım. Hangi doktorun odasına saat kaçta muayene olmak için girdim, nasıl tartışmalar yaşandı, askerin tavrı nasıldı, doktor ne dedi vs. Hepsini yazdım. Bu mektubum kişileri hedef gösterdiğim, kişi ve kuruluşları paniğe sevk etme ve gündem yaratma amacı güttüğüm gerekçesiyle engellendi” diye ifade etti.

    “MESELEYİ TEDAVİ HAKKINDAN ÇIKARIP İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE DÖNÜŞTÜRDÜLER”

    Daha önce de mektuplarının engellendiğini ama hiçbirinde Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’ne yazdığı mektupla ilgili kararı aldığında hissettiği gibi hissetmediğini vurgulayan Gülmen, yazısının devamında şunları dile getirdi:

    “Herhangi bir duyguyla, kelimeyle tarif edemiyorum. Karar geldikten sonra aynı derneğe kendilerine yazdığım mektubun engellendiğini haber veren bir mektup daha yazdım. Bu mektubum da engellendi. Bu kez, hiçbir şey yazmadan disiplin kurulunun kararını ve benim karara ilişkin İnfaz Hakimliği’ne yaptığım itirazı gönderdim, bu da engellendi. İşin “trajikomik” yani kendi kararlarının gönderilmesinin kişi ve kurumlarda panik yaratma potansiyeline sahip olduğunu kabul etmeleri. Kararı göndermemi de bu gerekçeyle engellediler. Benim için meseleyi tedavi hakkından çıkarıp ifade özgürlüğüne dönüştürdüler. Uğradığım muamele, tedavinin engellenmesi, rahatsızlığımın kötü huylu bir hastalıktan kaynaklanma ihtimali, teşhisin ve tedavinin gecikmesi. Bunların hiçbirinin önemi yok. Yaşananlar dışarı “sızmasın” yeter. Ben de bu yaptıklarının teşhir olması için elimden geleni yapıyorum. Somut mektuba ilişkin tek içeriğe, bilgiye, ifadeye yer verilmiyor. Neden sakıncalı bulunduğu açıklanmıyor, hangi ifadenin sakıncalı olduğu belirtilmiyor. Tam bir “ben yaptım oldu” anlayışı. İnfaz Hakimlikleri onayıp geçiyor. Şimdiye kadar hiçbir itirazımdan sonuç alamadım.”

    Cihan BERK/PİRHA

  • Anne Songül İlker: Oğlum Ekim Polat’ın tedavisi yapılmıyor, ölümle tehdit ediliyor

    Anne Songül İlker: Oğlum Ekim Polat’ın tedavisi yapılmıyor, ölümle tehdit ediliyor

    PİRHA-Adalet Bakanlığı’nın ağır hasta tutuklu Ekim Polat’ın tedavisi için gönderdiği dilekçeye rağmen tedavi koşulları sağlanmıyor. Ekim Polat’ın tedavi hakkının sağlanması için 59 gündür oturma eylemini sürdüren anne Songül İlker, “Ekim, cezaevindeki gardiyanlar tarafından ‘Bizi şikayet ettiğin için senin tedavin yapılmayacak, buradan senin ölün çıkacak’ diyerek tehdit ediliyor” dedi.

    İstanbul’da Gezi eylemlerine katıldığı gerekçesiyle 2016 yılında tutuklanan ve 24 yıl ceza alan ağır hasta tutuklu Ekim Polat’ın sağlık durumu gün geçtikçe kötüye gidiyor.

    Denizli Cezaevi önünde oğlunun taleplerinin karşılanması için oturma eylemi başlatan anne Songül İlker de oğlunun açlık grevine ara vermesinin ardından eylemini İHD İstanbul Şubesi’ne taşıdı. Anne İlker, İstanbul’da oturma eylemini 59 gündür sürdürüyor.

    Denizli T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan 24 yaşındaki ağır hasta tutuklu Ekim Polat, nitelikli koşullarda tedavi hakkı için 1 Ağustos’ta başlattığı açlık grevi eylemini kalp çarpıntısı ve yüksek tansiyon gibi sağlık sorunlarından dolayı 10 Eylül’de ara verdi. Bunun üzerine Adalet Bakanlığı da Polat’ın tedavisinin sağlanması için cezaevine dilekçe gönderdi. Ancak bakanlığın dilekçesine rağmen Polat’ın tedavi koşulları sağlanmadı.

    “OĞLUMU KAYBETMEK İSTEMİYORUM”

    Ekim Polat’ın cezaevindeki gardiyanlar tarafından tehdit edildiğini vurgulayan anne Songül İlker, “Ekim cezaevindeki gardiyanlar tarafından ‘Bizi şikayet ettiğin için senin tedavin yapılmayacak, buradan senin ölün çıkacak’ diyerek tehdit ediliyor” dedi.

    İlker şunları kaydetti:

    “Oğluma işbirliği dayatılıyor, bizi şikayet ettiğin için seni burada öldüreceğiz diyorlar. Göstermelik bir tedavi süreci başlattılar ama Ekim’in tedavisinin yapılması için hastaneye yatışının yapılması gerekiyor. Ekim’in beyin MRG’si çekildi ancak ameliyatını bekliyoruz hapishane müdürü Ali Rıza Yıldırım özellikle tedaviyi engelliyor. Milletvekillerinden ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu’ndan Ekim’in insani koşullarda tedavisinin sağlanması için mücadele etmesini istiyorum. Ben oğlumu kaybetmek istemiyorum, her gün işkenceye maruz kalıyor ve ölüm tehditleri alıyor. Ekim’e bir şey olursa bunun sorumlusu sadece cezaevi yönetimi ile Adalet Bakanlığı değil sessiz kalıp üzerine düşeni yapmayanlar da sorumlu olacak.”

    Cihan BERK/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER

    >Ağır hasta tutuklu Ekim Polat’ın annesinden tahliye talebi: Bir cenaze daha çıkmasın
    >Anne İlker: Herkes sesimizi duysun, oğlum Ekim Polat’ın tedavi hakkı sağlansın-VİDEO
    >Denizli T Tipi Cezaevi müdürü hakkında soruşturma başlatıldı
    >Ağır hasta tutuklu Ekim Polat’ın durumu çok ciddi, tedavisi engelleniyor

  • Ağır hasta tutuklu Ekim Polat’ın durumu çok ciddi, tedavisi engelleniyor

    Ağır hasta tutuklu Ekim Polat’ın durumu çok ciddi, tedavisi engelleniyor

    PİRHA-Songül İlker, oğlu Ekim Polat’ın tedavi hakkının sağlanması için Denizli T Tipi Kapalı Cezaevi önünde başlattığı oturma eylemine 31. gününde devam ediyor. Anne İlker, “Ekim’in hastaneye yatırılması gerekiyor ancak ısrarla tedaviyi engellemeye devam ediyorlar. Cezaevi müdürü Ekim’e ‘bağımsızların koğuşuna geç anlaşalım, tedavini sağlayayım’ diyor. Alevi düşmanı, aylarca çocuğuma su vermedi” dedi. 

    İstanbul’da Gezi eylemlerine katıldığı gerekçesiyle 2016 yılında tutuklanan ve 24 yıl ceza alan ağır hasta tutuklu Ekim Polat’ın sağlık durumu gün geçtikçe kötüye gidiyor.

    Tutukluluğunun ilk 1,5 yılını Silivri 5 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde geçiren Polat, ilk olarak Bandırma’ya, sonrasında Manisa Akhisar T Tipi Kapalı Cezaevi’ne ve ardından Denizli T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sürgün edildi.

    Cezaevine girmeden önce herhangi bir sağlık sorunu olmayan Polat’ın 6 yıllık tutukluluk sürecinde kalp ritim bozukluğu, KOAH, kemik erimesi, tümör, hipertansiyon, görme bozukluğu kanser ve yüksek felç gibi hayati risk taşıyan hastalıkları oluştu. Polat, içeride iki defa kalp krizi geçirdi.

    Denizli T Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaşadığı hak ihlalleri ve işkenceye karşı 41 gündür açlık grevini sürdüren ağır hasta tutuklu Ekim Polat bir hafta içerisinde iki defa hastaneye götürülmesiyle açlık grevine ara verdi. Anne Songül İlker ise, oğlu Ekim Polat’ın tedavisinin sağlanması için cezaevi önünde başlattığı oturma eylemini 31. gününde sürdürüyor.

    “EKİM’İN DURUMU ÇOK CİDDİ”

    Ekim Polat’ın tedavi hakkının sağlanması için oturma eylemine devam edeceğini belirten anne Songül İlker, “Halen taleplerimizin hepsi karşılanmadı. Ekim’in hastanede tedavisinin yapılması gerekirken tekrar cezaevine göndermişler. Ekim pazartesi ve çarşamba günü hastaneye götürülmüş, cuma günü de hastaneye gitmesi gerekirken kendini iyi hissetmediği için gidememiş. Artık Ekim’in cezaevinde kalmaması gerekiyor, hastaneye yatırılması gerekiyor ancak ısrarla tedaviyi engellemeye devam ediyorlar. Oğlumun hastaneye götürüldüğünü bana söylemediler. Akromegali hastalığından dolayı boyu 5 santim daha uzadı durum çok ciddi ama halen tedavi hakkı engelleniyor” dedi.

    “CEZAEVİ MÜDÜRÜ ALEVİ DÜŞMANI”

    İlker, cezaevi müdürünün tavrını eleştirerek şöyle devam etti:

    “Cezaevi müdürü Ekim’e ‘bağımsızların koğuşuna geç anlaşalım, tedavini sağlayayım’ diyor. Cezaevinde Alevi tutsak olduğun zaman çok daha kötü işkencelere maruz kalıyorsun. Cezaevi müdürü Alevi düşmanı, aylarca çocuğuma su vermedi.”

    “EKİM POLAT’IN BİR AN ÖNCE TAHLİYE EDİLMESİ GEREKİYOR”

    İHD İstanbul Şube Hapishane Komisyonu Üyesi Mehmet Acettin ise, “Hasta mahpuslar son aşamada serbest bırakılıyor. Birçok hasta mahpusun tahliye olduktan sonra ölümüne şahit olduk. Ekim Polat’ın bir an önce tahliye edilerek tedavisinin yapılması gerekiyor” diye belirtti.

    Cihan BERK/PİRHA

  • Ağır hasta mahpus Ekim Polat’ın annesi: Oğlumun tedavi hakkı engelleniyor

    Ağır hasta mahpus Ekim Polat’ın annesi: Oğlumun tedavi hakkı engelleniyor

    PİRHA-Denizli T Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaşadığı hak ihlalleri ve işkenceye karşı 16 gündür açlık grevini sürdüren ağır hasta mahpus Ekim Polat’ın annesi Songül İlker, oğlu Ekim Polat’ın tedavisinin sağlanması için cezaevi önünde başlattığı oturma eylemini 4. gününde sürdürüyor. Oğlunun cezaevinde suçsuz yere yattığını söyleyen anne İlker, “Düşman hukuku ile hareket eden iktidar Alevilere ve Kürtlere olan düşmanlığı nedeniyle Ekim’i içeride tutuyor” dedi.

    İstanbul’da Gezi eylemlerine katıldığı gerekçesiyle 2016 yılında tutuklanan ve 24 yıl ceza alan ağır hasta tutuklu Ekim Polat’ın sağlık durumu gün geçtikçe kötüye gidiyor.

    Tutukluluğunun ilk 1,5 yılını Silivri 5 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde geçiren Polat, ilk olarak Bandırma’ya, sonrasında Manisa Akhisar T Tipi Kapalı Cezaevi’ne ve ardından Denizli T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sürgün edildi.

    Cezaevine girmeden önce herhangi bir sağlık sorunu olmayan Polat’ın 6 yıllık tutukluluk sürecinde kalp ritim bozukluğu, KOAH, kemik erimesi, tümör, hipertansiyon, görme bozukluğu kanser ve yüksek felç gibi hayati risk taşıyan hastalıkları oluştu. Polat, içeride iki defa kalp krizi geçirdi.

    Denizli T Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaşadığı hak ihlalleri ve işkenceye karşı 16 gündür açlık grevini sürdüren ağır hasta tutsak Ekim Polat’ın annesi Songül İlker, oğlu Ekim Polat’ın tedavisinin sağlanması için cezaevi önünde başlattığı oturma eylemini 4. gününde sürdürüyor.

    Ekim Polat’ın annesi Songül İlker, oğlunun cezaevinde yaşadığı sorunları PİRHA’ya anlattı.

    “OĞLUM CEZAEVİNDE ÖLÜMLE TEHDİT EDİLİYOR”

    Oğlunun tedavi hakkının engellendiği için cezaevinde açlık grevine başladığını söyleyen Songül İlker, “Oğlum cezaevinde ölümle tehdit ediliyor, Alevi ve Kürt kimliğinden dolayı yemek vermiyorlar. Şu anda oğlum tedavi hakkı engellendiği için 16 gündür açlık grevinde ve kalp hastasının açlık grevi yapması ölüm demek. Denizli T Tipi Cezaevi’ne sürgün edildiği ilk gün önemli ilaçları çöpe atıldı, bu kadar düşman hukuku ile hareket eden bir hapishane yönetimi var. Ekim, Adalet Bakanlığı’na dilekçe yazdığı için tehdit ediliyor, yazdığı dilekçeler kaybediliyor, ölümle tehdit ediliyor bizi şikâyet edersen biz de sana sorun çıkartırız diyorlar. Şu anda kendisi açlık grevinde vitamin verilmiyor, şeker ölçümü yapılmıyor” dedi.

    “HERKES HASTA TUTSAKLARIN TEDAVİ YAŞAM HAKKI İÇİN SESİNİ ÇIKARMALI”

    Oğlunun tedavisinin sağlanması için cezaevi önünde 4 gündür oturma eylemi başlattığını belirten İlker, “Düşman hukuku ile hareket eden iktidar Alevilere ve Kürtlere olan düşmanlığı nedeniyle Ekim’i içeride tutuyor. Cezaevlerinde hasta tutsakların tedavilerinin engellenip, işkenceye maruz kalmaları bu ülkenin utancıdır. Kendine insanım diyen herkesin cezaevindeki hasta tutsakların tedavi ve yaşam hakları için sesini çıkarmalı” diye konuştu.

    Cihan BERK/PİRHA

  • ‘Ela’ya umut ol’ kampanyası başarıyla sonuçlandı!

    ‘Ela’ya umut ol’ kampanyası başarıyla sonuçlandı!

    PİRHA-SMA hastası 2.5 yaşındaki Ela Deniz’in tedavisi için gerekli olan 2,5 milyon dolar, kampanya kapsamında yapılan bağışlarla toplandı. Kampanyaya öncülük eden Alxas-Kom Topluluğu konuya ilişkin açıklamasında, “Bu örnek bize yıllardır anlatmaya çalıştığımız ‘halkın gücü ve iradesi en büyük güçtür’ teorisinin somut bir pratiğidir. Bundan sonra örgütlü olma bilincini daima hafızamızda tutmalıyız” dedi.

    Spinal Muskuler Atrofi (SMA) Tip 1 hastası olan Ela Deniz’in tedavisi için gerekli olan 2,5 milyon dolar toplandı. Şu an 12.5 kilo olan Ela Deniz, eğer 1 kilo daha alırsa kritik eşik de aşılmış olacaktı. Kritik eşik geçilmeden tedavi için gereken para Alxas-Kom Topluluğu öncülüğünde yürütülen kampanya çerçevesinde yapılan bağışlar sayesinde toplandı.

    Alxas-Kom Yönetim Kurulu konuya ilişkin açıklama yaparak Ela Denizi’n tedavisi için gerekli olan paranın dayanışmayla yürütülen kampanyaları sonucunda toplandığını ve her zaman birlikte, yardımlaşma ve dayanışmayla hareket edilmesi gerektiğini vurguladılar. Açıklamada Ela Deniz’in tedavisine en kısa sürede başlanacağı da duyuruldu.

    “BİR ELİN NESİ VAR, İKİ ELİN SESİ VAR”

    İnsanların tek başlarına gerçekleştiremeyeceği işlerin olduğu söylenen açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Bu bakımdan toplumda herkes birbirine ihtiyaç duyar. Diğer insanlarla iş birliği ve iş bölümü içinde olmak hayatı daha kolaylaştırır. Birlikte iş yapabilme duygusu birlik ve beraberliği güçlendirir. Demokratik toplumların en önemli özelliklerinden biri toplumu oluşturan bireylerin birlikte çalışabilme becerisine sahip olmasıdır. İnsanlar yetenekleri doğrultusunda toplumda farklı işler ve görevler üstlenir. Bu iş bölümü birlikte yaşama, yardımlaşma, sorunlarla baş edebilme, üretken olabilme açısından önemlidir.

    İyi yaşamamıza yardımcı olacak unsurlardan birisi dayanışmadır. Dayanışma sayesinde insanlar daha çabuk ve daha çok iş yapabilir. Atalarımız bu konuda ‘Bir elin nesi var, iki elin sesi var’ diyerek birlik, beraberlik ve dayanışmanın önemini vurgulamışlardır.”

    “DEVLETİN İMKÂNLARI OLMASINA RAĞMEN YAPMIYOR”

    ‘Yaşamak, zorlukları yenmek, başarı yolunda mesafe kazanabilmek için insanların birbirlerinin güçlerine, fikir ve düşüncelerine ihtiyaçları vardır’ denilen açıklamaya şu şekilde devam edildi:

    “Günümüzde toplumlar deprem, sel, yangın, açlık, kuraklık gibi sorunlarla karşılaşmaktadır. Devletlerin bu sorunların çözümünde yetersiz kaldığı ve böyle bir önceliği olmadı, doğası gereği sistemleri buna mümkün değil. Böyle zamanlarda insan olma ve sorumluluk sahibi olma bilinci ile diğer toplum ve insanlık sorumluluk üstlenmektedirler. Örneğin; bu Ela bebek kampanyamızda da pratik olarak gördük. Devletin imkânları olmasına rağmen yüzlerce Sma1 hastası çocuklarımız ölüme terk edilmiş durumdalar. Devlet isterse bir günde hepsini yasama döndürür ancak ne var ki, onların önceliği bunu yapmak değil çünkü doğasına uygun değil. Daha fazla kar hırsı onların gözlerini büründürmüş. Son dönemlerde açık açık görüyoruz devlet- siyaset- mafya işbirliğini. Böyle bir devlet çocukların sağlığına önem verir mi? Size soruyorum elbette vermez. Onların tek derdi para, güç, katillik, halkına zulmetmek, iktidar hırsı vs.”

    “HALKIN GÜCÜ VE İRADESİ EN BÜYÜK GÜÇTÜR”

    7 Mart 2021’de başlattıkları kampanyanın 7 Haziran günü halkın ortak çabasıyla zafere ulaştığı dile getirilen açıklamada son olarak şunlar aktarıldı:

    “Bu başarı tüm Ela gönüllüleri başta olmak üzere tüm dayanışma içinde olan siz halkımızın başarısıdır. Bu örnek bize yıllardır anlatmaya çalıştığımız ‘halkın gücü ve iradesi en büyük güçtür’ teorisinin somut bir pratiğidir. Biz dağınık ve örgütsüz olduğumuz için onlar güçlü gözüküyor. Bu bize ders olsun. Bundan sonra örgütlü olma bilincini daima hafızamızda tutmalıyız. Ancak onlarla örgütlü olduğumuzda baş edebiliriz. Buradan tekrar Ela bebeğe teşekkür etmek istiyorum. Toplumumuzun yok olmak ile karşı karşıya kaldığı hümanist duygularını açığa çıkarıp, dayanışmanın güzel bir örneğine vesile olduğu için. Bundan sonra birlik ve dayanışma ile çözemeyeceğimiz hiç bir sorun yoktur, tüm ‘Elayaumutol’ kampanyamızı yürüten gönüllülere cani gönülden teşekkürler, kucak dolusu sevgiler yolluyoruz iyi ki varsınız.”

    Elif TABAK/ PİRHA