Etiket: tepki

  • Tuncer Bakırhan: Ülke baştan başa gözaltı merkezine çevrildi!

    Tuncer Bakırhan: Ülke baştan başa gözaltı merkezine çevrildi!

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda NATO Zirvesi öncesinde yaşanan gözaltılar, tutuklamalar ve erişim engellerine tepki gösterdi. Bakırhan, “Bu ülkenin, kendi yurttaşına sıkıyönetim uygulamasına değil, demokrasiye, adalete ve barışa ihtiyacı var” dedi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, X hesabından yaptığı açıklamada, NATO Zirvesi öncesinde ülke genelinde gerçekleştirilen gözaltılar ve erişim engellerini eleştirdi.

    Bakırhan, “NATO zirvesi bahane edilerek ülke baştan başa gözaltı merkezine çevrildi. Adı konmamış sıkıyönetim günlerinden geçiliyor” ifadelerini kullandı.

    Paylaşımında akademisyen ve yazar Sibel Özbudun ile Temel Demirer’in de aralarında bulunduğu çok sayıda siyasetçi ve aktivistin gözaltına alındığını belirten Bakırhan, akademisyen Bülent Bilmez’in akademik çalışma alanının Kürtler ve Aleviler olması nedeniyle görevinden uzaklaştırıldığını, komedyen Deniz Göktaş’ın ise yaptığı bir mizah nedeniyle tutuklandığını ifade etti.

    Bakırhan ayrıca, Nûmedya24, Azadiya Welat, Ajansa Welat ve Sendika.org’a erişim engeli getirildiğini belirterek, “Habere, gerçeğe, farklı sese tahammül kalmadı” dedi.

    Türkiye’nin ekonomik kriz, adaletsizlik, tarımdaki sorunlar ve gençlerin geleceksizlik kaygısıyla karşı karşıya olduğunu kaydeden Bakırhan, iktidarın ise enerjisini muhaliflere, akademisyenlere, sanatçılara ve gazetecilere yönelik gözaltılar ile haber sitelerine erişim engellerine harcadığını savundu.

    Açıklamasının sonunda iktidara çağrıda bulunan Bakırhan, “Elinizi akademisyenlerden, sanatçılardan, gazetecilerden, muhaliflerden çekin. İnsanların bam teline basmaktan vazgeçin. Bu ülkenin, kendi yurttaşına sıkıyönetim uygulamasına değil, demokrasiye, adalete ve barışa ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.

    HABER MERKEZİ

  • Hubyar Sultan Tekkesi’ne kayyım tepkisi: Zerre samimiyetiniz varsa vazgeçin!

    Hubyar Sultan Tekkesi’ne kayyım tepkisi: Zerre samimiyetiniz varsa vazgeçin!

    PİRHA- Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği ve Hubyar Kültür Vakfı, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Hubyar Sultan Tekkesi’ne kayyım atanmak istenmesine tepki göstererek ortak yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Bir taraftan Hubyar Sultan Tekkesini Alevilerin elinden almak için bu kadar mücadele verirken diğer taraftan da Alevilere inanç özgürlüğü getireceğinize kimseyi inandıramazsınız. Zerre samimiyetiniz varsa bu müdahaleden vazgeçin” denildi.

    Hubyar Sultan Tekkesi’nin köy tüzel kişiliğine ait olduğu Yargıtay tarafından onaylanmış olmasına rağmen Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün tekkeyi bünyesine almak istediği belirtildi. Alevi toplumunun tepkilerine rağmen Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün söz konusu tekkeyi bünyesine almak için yeniden dava açtığı ifade edildi.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN İRADESİNDEN ALINIP GASP EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Tokat Almus Hubyar köyünde bulunan Tekke Hubyar Sultan Ocağının merkezidir. Burada bulunan tekke gerek bölgede yaşayan Alevi ve Sünnilerce gerekse bölge dışından gelen Aleviler tarafından ziyaret edilerek inançlarını sürdürmekte, inançsal değerini devam ettirmektedir. 2005 yılında Hubyar Köyü muhtarlığına köydeki bir şahıs tarafından açılan davayı Köy Tüzel Kişiliği yani muhtarlık Kasım 2016 tarihinde kazandı ve Hubyar Tekkesi ve eklentilerinin tapusunu mahkeme kararına uygun olarak teslim aldı.

    Tapusu alınan yerler, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından vakıflar yasasının ilgili maddelerine dayanarak el konulmuş ve tapu muhtarlıktan alınmıştır. Bunun üzerine Muhtarlık Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne dava açıp işlemin iptalini ve tapunun tekrar muhtarlığa tescil edilmesini istemiştir.

    Dava muhtarlık lehinde sonuçlanmış ve kesinleşmiştir. Tapu tekrar muhtarlığa tescil edilmiştir. Davayı kaybetmesine ve tüm itirazları reddedilmesine rağmen Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Hubyar Tekkesi sevdası bitmemiş ve hukuken de mümkün olmadığı halde aynı gerekçelerle, aynı amaç ve istekle ve aynı delillerle ikinci bir dava açarak burayı Alevi toplumunun iradesinden alıp gasp etme konusunda ısrarını sürdürmüştür.

    Hukuk kuralları dışında gelişen bu süreç, yerel kaynaklardan aldığımız bilgilere göre bir AKP Tokat Milletvekilinin siyasi müdahalesiyle yapılmıştır. 30.12.2025 Salı günü davanın duruşması yapılacak, belki de karar duruşması olacaktır. Hubyar Sultan Dergâhı davası, Alevi toplumunun ve özellikle Hubyar köyünün uzun yıllardır mücadelesini verdiği, yirmi yıldır süregelen önemli bir dava olmuştur. Bu dava, bir yandan Hubyar köyü tüzel kişiliği ve köylülerinin inanç merkezine sahip çıkma mücadelesi, diğer yandan ise söz konusu dergâhın şahsi çıkarlar uğruna devlete teslim edilmesine engel olma çabasıdır.”

    “SAMİMİYETİNİZ VARSA BU MÜDAHALEDEN VAZGEÇİN”

    Açıklamanın devamında Hubyar talipleri ve köylülerinin, yıllarca süren mücadelenin ardından inanç merkezini tüm köyün ve Alevi toplumunun ortak mirası olarak koruma amacı taşıdığı vurgulandı.

    “Biz, Alevi inancına sahip olan Hubyar köylüleri, Hubyar talipleri ve Hubyar kurumları olarak, inanç merkezimize devletin el koymasına kesinlikle izin vermeyeceğiz. Hubyar Sultan Dergâhı, yalnızca bu inanç yolunun değil, Alevi toplumu için de büyük bir öneme sahiptir. Bu dergâhlara sahip çıkmak, sadece bir yerin tapusunu savunmak değil, aynı zamanda inancımıza sahip çıkmaktır.

    Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Çorum Koyun Baba Türbesi’nde yaptığı gibi asimilasyon uygulamalarına da bu topraklarda inancımıza saygısızlık yapılmasına da asla izin vermeyeceğiz ve mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.

    Hubyar Sultan bu topraklarda yaşayan herkesin ortak kutsalı ve değeridir. Bizler, bu değerleri korumaya, savunmaya ve gelecek nesillere aktarmaya kararlıyız. Alevi kurumlarını ve Alevi toplumunu da bu davada taraf olmaya, inançların özgürlüğünü savunmaya davet ediyoruz.

    Ayrıca buradan iktidara da sesleniyoruz; Alevi toplumuna açılımlar yapıp Anayasalarda güzellemelerle Alevilerin sorununu çözemezsiniz. Bir taraftan Hubyar Sultan Tekkesini Alevilerin elinden almak için bu kadar mücadele verirken diğer taraftan da Alevilere inanç özgürlüğü getireceğinize kimseyi inandıramazsınız. Zerre samimiyetiniz varsa bu müdahaleden vazgeçin.”

    PİRHA/TOKAT

    İLGİLİ HABERLER:
    -İnanca kayyım atanıyor: Kayyım zihniyetinden vazgeçin!-VİDEO

  • ‘Alevi soykırımının derhâl durdurulması için Türkiye Büyük Millet Meclisi sorumluluk almalıdır’-VİDEO

    ‘Alevi soykırımının derhâl durdurulması için Türkiye Büyük Millet Meclisi sorumluluk almalıdır’-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Arap Alevi örgütlerinin Meclis önünde yapmak istedikleri açıklamaya engel olunmasına Meclis’te yaptığı konuşmayla tepki gösterdi. Fırat, “En doğal ve en barışçıl gösteri, üstelik Meclisi göreve davet eden açıklama neden Meclis kapısında yapılamıyor; anlamak mümkün değildir” dedi.

    Suriye’de Alevi bölgelerine yönelik saldırılar ve son günlerde artan katliam haberleri, Ankara’da protesto edildi. Birçok ilden Ankara’ya gelen Alevi kurumlarının, Meclis Çankaya Kapısı önünde yapmak istediği basın açıklamasına polis, engel oldu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Arap Alevi örgütlerinin Meclis önünde yapmak istedikleri açıklamaya engel olunmasına Meclis’te yaptığı konuşmayla tepki gösterdi.

    “BARIŞA VE YAŞAM HAKKINA HEP BERABER SAHİP ÇIKALIM”

    Celal Fırat, konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Arap Alevileri örgütü temsilcileriyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi Çankaya Kapısı önünde yapmak istediğimiz açıklamaya izin verilmedi. Madenci anıtı önünde açıklama yapmak zorunda bırakıldılar. Ankara Emniyeti, Meclis’e sesini duyurmak isteyen kesimlerin önüne polis yığmaktan vazgeçsin. En doğal ve en barışçıl gösteri, üstelik Meclisi göreve davet eden açıklama neden Meclis kapısında yapılamıyor; anlamak mümkün değildir.
    Söz konusu açıklamanın amacı Suriye’de yaşanan Alevi katliamına dikkat çekmek, saldırıları lanetlemek, iktidarı sorumluluk almaya çağırmaktı. Burada bir kez daha haykırıyoruz: Suriye’de Alevi soykırımının derhâl durdurulması için Türkiye Büyük Millet Meclisi sorumluluk almalıdır. Daha fazla insanlar ölmesin, daha fazla çocuk yetim kalmasın, daha fazla aile yurdundan, evinden edilmesin; barışa, yaşam hakkına hep beraber sahip çıkalım.”

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim’de mahallelinin tepkisi: Baz istasyonunu burnumuzun dibine kurmayın!-VİDEO

    Dersim’de mahallelinin tepkisi: Baz istasyonunu burnumuzun dibine kurmayın!-VİDEO

    PİRHA-Dersim Sihenk (Atatürk) Mahallesi’nde bir GSM operatörüne ait baz istasyonunun yerleşim yerlerine yakın bir yere yapılmak istenmesine tepki gösteren yurttaşlar, “İnsanların sağlığını tehlikeye atılmasını istemiyoruz. İnsanların yaşamadığı yerlere kurulabilir” dedi.

    Dersim’de Sihenk (Atatürk) Mahallesi’nde bir GSM operatörüne ait baz istasyonun mahalle içinde hem okul alanına hem de pazar alanına yakın olması nedeniyle yurttaşlar tepki gösteriyor.

    “MAHALLEMİZDE BAZ İSTASYONU İSTEMİYORUZ”

    Yerleşim yerlerine yakın bir yere baz istasyonu yapılmasıyla insanların yaşam kalitesinin düşeceğini söyleyen İsmet Seçkin, “İnsanların sağlığının tehlikeye atılmasını istemiyoruz. Burada yapılmaması için dilekçemizi verdik. Herkesin duyarlı olup, tepki göstermeleri gerekiyor. Oysa baz istasyonu insanların yaşamadığı yerlere kurulabilir” dedi.

    Baz istasyonunun kurulmasını istemediğini belirten Elif Yıldız da, “Biz burnumuzun dibinde baz istasyonu kurulmasını istemiyoruz. Bütün mahallenin de buna karşı çıkması lazım” diye ifade etti.

    Baz istasyonunun yapılmasına karşı çıkacaklarını ifade eden Yıldız Gerçek ise, “Hayatın her alanında zulüm arttı. Biz baz istasyonunu mahallemizde istemiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim halk pazarı esnafı: Bizi Sihenk’e sürmeyin, ekmeğimizle oynamayın!-VİDEO

    Dersim halk pazarı esnafı: Bizi Sihenk’e sürmeyin, ekmeğimizle oynamayın!-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nın karşısında yer alan halk pazarı esnafı, Tunceli Valiliği tarafından Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ndeki pazar alanına taşınmak istenmesine tepkili. Halk pazarının Sihenk’e taşınmasını istemediklerini vurgulayan halk pazarı esnafı, “Biz Atatürk Mahallesi’ne gitmek istemiyoruz. Buranın düzenlenip bize verilmesini istiyoruz” dedi.

    Dersim kent merkezinin en işlek yerinde, Seyit Rıza Meydanı’nın tam karşısında yer alan halk pazarı esnafı, Tunceli Valiliği tarafından Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ndeki pazar alanına taşınmak isteniyor.

    Halk pazarı esnafı ise taşınmak istemediklerini belirterek PİRHA’ya konuştu.

    Esnaf, kendi olanaklarıyla yaptığı derme çatma stant ve dükkanlarda hizmet veriyor. Bu durumdan hem pazar esnafı hem de halk şikayetçi. Seslerini belediye, valilik ve diğer resmi makamlara duyuramayan, sorunları ve çileleri bitmeyen esnaf sonunda isyan etti.

    “ATATÜRK MAHALLESİ’NE GİTMEK İSTEMİYORUZ”

    Tunceli Valiliği’nin kendilerini Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne gönderirse orada iş yapamayacaklarını söyleyen Bülent Yüksel, “Biz yıllarca burada emek verdik, biz ayakta kalmaya çalışıyoruz. Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne gidersek boşuna gidip, geliriz. Orada barınabileceğimizi zannetmiyorum” dedi.

    Halk pazarının Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne taşınmasını istemediğini ifade eden Fadime Naz, “Şuanki yerimiz iyi Seyit Rıza Meydanı’nın karşısındayız insanlar geliyor ama Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne gittiğimizde bu kadar insan gelmeyecek. O yüzden Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne gitmeyi istemiyoruz” diye belirtti.

    Halk pazarında 5 yıldır çalıştığını ve başka bir yere gitmek istemediğini belirten Zübeyde Döleç, “Burada ayaklarımın üzerinde durmak ve çocuklarımı okutmak için çalışıyorum. Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne gittiğim zaman buradaki gibi satış yapamayacağım. Bizim isteğimiz çarşıda bize bir yer verilsin. Vali, “Hiçbir şekilde direnmeyeceksiniz” diyor. Neden direnmemize hiçbir şekilde izin verilmiyor? Neden hep boyun eğmek zorundayız. Boyun eğmek istemiyoruz” diye ifade etti.

    “SORUNLARIMIZ ÇÖZÜLSÜN”

    63 yaşında olduğunu ve romatizma hastası olmasına rağmen geçinemediği için pazarda çalıştığını vurgulayan Şükriye Altun, “Burada duruyorum ki ekmek kazanayım. Bizi Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne götürmek istiyorlar ama orada hiç kimse yok. Ben şimdi oraya niye gideyim? Bari o zaman kapatsın halk pazarını. Herkes gitsin, açlıktan ölsün” şeklinde konuştu.

    Dersim’in turizm kenti olmasından dolayı herkesin Seyit Rıza Meydanı’na geldiğini söyleyen Hülya Aydoğdu, “Bizim Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne gitmemiz bizim sorunlarımız için bir çözüm değil. Geçici değil de kalıcı şeyler yapılması lazım. Ovacık’ta kalıcı yerler yapılıp sezonluk kira veriliyor. Bize de aynı şekilde sezonluk kira verilen yerler yapılsın. Biz de yazları açalım, kışları kapatalım. Biz kiramızı da vergimizi de vermeye hazırız. Ama ne burası bizim için bir çözüm, ne de Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne gitmemiz bizim için bir çözüm” dedi.

    Herkesin geldiği bir yerden işlevi olmayan bir yere gitmelerini istemelerine tepki gösteren Songül Yıldırım, “Biz herkesin gelebileceği uygun bir yerde olmak isteriz. Bizim burada olmamızla buranın düzeni bozulmuyor. Biz buraya renk katıyoruz. Bizi yerimizden oynatmak görsel olarak buraları kurtarmaz ama maddi olarak bizi çökertir. Buradan başka bir yere gitme taraftarı değilim. Eski günlerde olduğu gibi onun bunun cebine muhtaç olmak istemiyorum. Olduğumuz yerde bırakın bizi” diye belirtti.

    “PAZARI KALDIRIRLARSA OTURMA EYLEMİ YAPARIZ”

    Halk pazarının Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne taşınmasını istemediğini dile getiren Gülsüm Yıldırım, “Bizi niye kaldırıyorlar? Bizim ekmeğimiz burada çıkıyor. Bizi gönderecekleri yerde iş olmuyor ki zaten. Arkadaşlarımız biz orada 5-6 günde bir defa bir şalvar satıyoruz diyor. Eğer pazarı kaldırırlarsa biz de o zaman oturma eylemi yaparız” diye konuştu.

    Halk pazarının uzun zamandır çok ciddi problemlerinin olduğunu ifade eden Fatma Bul, “Problemlerimiz bugüne kadar hiç çözülmedi. Tunceli Valiliği, halk pazarını Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne taşımaya çalışıyor. Biz bunu kesinlikle istemiyoruz. Çünkü bizim ürünlerimiz turistlere yönelik ve ben bu ürünleri Sihenk (Atatürk) Mahallesi’nde satamam. Biz Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne gitmek istemiyoruz. Buranın düzenlenip bize verilmesini istiyoruz” dedi.

    Hiç kimsenin pazar yerinden gitmek istemediğini vurgulayan Nadide Yallı, konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “Sihenk (Atatürk) Mahallesi koşullar olarak çok uygun bir yer değil, ulaşım sorunları var. Bizim talebimiz aslında bizi buradan götürmeleri değil burayı daha kullanılabilir bir hale getirmeleri. Çünkü yazın çok sıcak, kışın çok soğuk. Biz bunların çözümü noktasında başvurularımızı yaptık, görüşmeler istedik ama buradan kaldırılmayı da kesinlikle istemiyoruz. Seyit Rıza Meydanı’nın karşısında olmamız nedeniyle insanlar meydanı gezerken pazara da uğruyor. Kimse orada bir pazar var, pazarı da gezelim diye gelmiyor. O yüzden hiçbirimiz gitmek istemiyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Dipsizgöl’de bilirkişi skandalı. Su kaynağı yok sayıldı ihlal geçmişi silindi

    Dipsizgöl’de bilirkişi skandalı. Su kaynağı yok sayıldı ihlal geçmişi silindi

    PİRHA-Sivas’ın Dipsizgöl köyünde yapılmak istenen selestin madeni projesine karşı açılan davanın ardından 28 Ağustos’ta yapılan bilirkişi incelemesinin ardından oluşturulan raporda su kaynakları, heyelan tehlikesi ve firmanın 40 yıllık ihlal geçmişi görmezden gelindiği gerekçesiyle köylüler tarafından tepkiyle karşılandı. Sivas İdare Mahkemesi’nde görülen davada, köylüler raporun reddini ve yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etti.

    Sivas’ın Zara ilçesine bağlı Dipsizgöl Köyü’nde BARİT Maden Türk A.Ş. tarafından hayata geçirilmek istenen selestin (stronsiyum tuzu) madeni projesi, yöre halkı ve çevre örgütlerinin tepkisini çekmeye devam ediyor. Projenin 150 hektarlık alanı kapsadığı, tarım arazileri, su kaynakları ve Alevi toplumunun kutsal kabul ettiği inanç mekanlarını tehdit ettiği belirtiliyor.

    “ÇED raporu gerekli değildir” kararı ile orman arazisi üzerine kurulmak istenen Selestin Ocağı projesinin iptali için köylüler yargı yoluna gitmişti. 28 Ağustos’ta Selestin Madeni projesinin olduğu bölgede keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmıştı.

    Dipsizgöl köyü halkı, bilirkişi raporuna su kaynakları, heyelan tehlikesi ve firmanın 40 yıllık ihlal geçmişi görmezden gelindi gerekçesiyle tepki gösterdi.

    “KÖYÜN TEK İÇME VE TARIM SUYU KAYNAĞI YOK SAYILMIŞ”

    Köylüler tarafından bilirkişi raporuna dair yapılan açıklamada şunlar belirtildi:

    “9 Ekim 2025 Sivas İdare Mahkemesi’nde görülen davada, Barit Maden Türk A.Ş. lehine verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararının iptali için açılan davada bilirkişi raporu büyük bir skandalı ortaya çıkardı. Bilirkişi raporunun hukuki, bilimsel ve çevresel açıdan ciddi eksiklikler içerdiği gerekçesiyle köylüler raporun reddini ve yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etti.

    Bilirkişi raporunun 21. ve 22. sayfalarında ÇED alanı içinde 4 kaynak, 1 kaptaj ve 2 göl bulunduğu açıkça belirtilmesine rağmen; şirketin proje dosyasında bu yapıların olmadığı beyan edilmiş. Bu durum, kamu idaresine yanlış bilgi verildiğini gösteriyor. Köyün tek içme ve tarım suyu kaynağı, şirketin beyanında “yok” sayılmış. Raporda bu çelişkiye rağmen “su kirliliği açısından olumsuzluk yoktur” denilerek gerekçesiz bir sonuç verilmiş. Şirketin toplam 150 hektarlık ruhsat sahasının yalnızca 19,14 hektarlık bölümünü işleteceğini beyan etmesi, Danıştay içtihatlarında “kanuna karşı hile” olarak nitelendirilen bir yöntem. Bilirkişi raporu bu temel hukuki aykırılığı görmezden geldi.

    “BÖLGEDE ENDEMİK TÜRLERE DAİR İNCELEME YAPILMAMIŞ”

    Raporda projenin bütüncül çevresel etkilerinin değerlendirilmediği vurgulanarak, “Raporda, alan içinde aktif heyelanlar tespit edildiği belirtiliyor. Buna rağmen yalnızca “önlem alınmalı” denilerek geçilmiş. Bu yaklaşım, can ve mal güvenliğini tehlikeye atabilecek ciddi bir eksiklik. Raporda açıkça, “PTD’de Maden Atıkları Yönetmeliği’ne uygun taahhüt bulunmamaktadır” deniliyor. Bu ifade, projenin hukuken eksik ve geçersiz olduğu bilirkişilerin bile kabul ettiğini ortaya koyuyor. Tek başına bu tespit, idari işlemin iptali için yeterli bir gerekçe.

    Aynı firma, yaklaşık 40 yıl önce bölgede maden çalışması yapmış ve rehabilitasyon yükümlülüklerini yerine getirmeden alanı terk etmiştir. Bu tarihi gerçek, firmanın bugünkü “rehabilitasyon yapacağız” taahhütlerini tamamen güvenilmez kılıyor. Bilirkişi raporu, bu geçmişi hiç dikkate almadan “taahhütler yerine getirilirse sorun olmaz” diyerek bilimsel gerçeklikten kopmuştur. Bu nokta, davanın seyrini değiştirecek ağırlıkta bir argümandır. Firmanın geçmiş ihlalleri, bugün sunduğu beyanların güvenilirliğini ortadan kaldırmaktadır. Bölgede endemik türlere dair inceleme yapılmamış, flora–fauna etkisi genel geçer ifadelerle geçiştirilmiştir. Toz etkisi değerlendirmesi ise sadece “taahhütlere uyulursa sorun olmaz” denilerek şartlı bırakılmıştır” denildi.

    PİRHA/SİVAS

  • Dersim Pirler Meclisi: Doç. Dr. Yalçın Çakmak’ın yanındayız

    Dersim Pirler Meclisi: Doç. Dr. Yalçın Çakmak’ın yanındayız

    PİRHA-Dersim Pirler Meclisi, Munzur Üniversitesi Rektörlüğü’nün, yaptığı sosyal medya paylaşımı nedeniyle Doç. Dr. Yalçın Çakmak hakkında idari inceleme başlatmasına tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, ” İnancımıza ve yolumuza yönelen bu haksızlık karşısında susmayacağız. Hak için, halk için, rıza için sözümüzü söylemeye devam edeceğiz. Yolu hak, niyeti halis, sözü erdemli olan herkesle yan yanayız” denildi.

    Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Yalçın Çakmak’ın, Alevi inancının mitsel anlatımlarından en önemlisi olan “Kırklar Meclisi”ne dair geçtiğimiz yıl yaptığı paylaşımın hedef gösterilmesi sonrası Rektörlük tarafından inceleme başlatıldı.

    Dersim Pirler Meclisi, Munzur Üniversitesi Rektörlüğü’nün, yaptığı sosyal medya paylaşımı nedeniyle Doç. Dr. Yalçın Çakmak hakkında idari inceleme başlatmasına tepki gösterdi.

    “İNANCIMIZA VE YOLUMUZA YÖNELEN BU HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSMAYACAĞIZ”

    Dersim Pirler Meclisi, yaptığı yazılı açıklamada şunları dile getirdi:

    “Yolu Hak, sözü Rıza olanın yanında dururuz! Munzur Üniversitesi akademisyenlerinden Doç. Dr. Yalçın Çakmak’ın, Alevi inancının kadim hakikatlerinden olan Kırklar Meclisi üzerine yaptığı açıklama nedeniyle hakkında başlatılan soruşturmayı, Dersim Pirler Meclisi olarak yolumuza, inancımıza ve erkânımıza yönelmiş açık bir saygısızlık olarak değerlendiriyoruz. Kırklar, bizim cemimizdir. Birliktir, rızadır, yolun kemâlidir. Kırklar’dan söz etmek, Hakk’tan söz etmektir. Kırklar Meclisi’ni anlatmak; bilimle, sözle, aşk ile topluma taşımak suç değil, hizmettir.

    Doç. Dr. Yalçın Çakmak, inancımıza, yolumuzun değerlerine yönelik tarihsel ve kültürel bir anlatımda bulunmuş, bu halkın hakikatlerinden beslenerek kamuoyunu aydınlatmıştır. Yol ehli olan herkes bilir ki, bu bir suç değil, hizmet-i pirdir. Bugün onun sesi kısılmak isteniyorsa, bilinmelidir ki bu, sadece bir kişiye değil, bir halka, bir inanca, bir yol’a dönük saldırıdır.

    Biz, Dersim’in Pirleri, bu topraklarda bin yıllardır süren Alevi öğretisinin taşıyıcıları olarak şunu açıkça ifade ederiz: Yol’a hizmet eden yalnız değildir. Yol’a dokunanı da, Yol sahipleri yalnız bırakmaz. Bu bağlamda yaptığı inançsal paylaşımdan dolayı gördüğü muameleye karşı Doç. Dr. Yalçın Çakmak’ın yanındayız. İnancımıza ve yolumuza yönelen bu haksızlık karşısında susmayacağız. Hak için, halk için, rıza için sözümüzü söylemeye devam edeceğiz. Yolu hak, niyeti halis, sözü erdemli olan herkesle yan yanayız.”

    PİRHA/DERSİM

  • Malatya’nın Dilek Mahallesi’ndeki kazı çalışması çileye döndü!

    Malatya’nın Dilek Mahallesi’ndeki kazı çalışması çileye döndü!

    PİRHA- Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Dilek Mahallesi’nde bir süredir devam eden altyapı ve kazı çalışmaları vatandaşların tepkisine neden oldu. MASKİ bünyesinde taşeron bir firma tarafından yürütülen kazı çalışmaları sırasında koparılan internet kablolarının günlerdir onarılmadığı belirtildi.

    Mahalle sakinleri, firma yetkililerinin sürekli “birazdan yapılacak, yarın bağlanacak” şeklinde oyalayıcı cevaplar verdiğini belirterek duruma tepki gösterdi. Özellikle esnafın internet kesintisi nedeniyle iş yapamaz hale geldiği, yollarda oluşan toz ve çamurun ise yaşamı zorlaştırdığı ifade edildi.

    Vatandaşlar, koparılan kablonun Türk Telekom’a bildirilmesine rağmen bağlantının yapılmadığını, sulama ve temizlik çalışmalarının da aksadığını dile getirdi. Mahalleli, yetkililerden bir an önce gerekli denetimlerin yapılmasını ve çalışmaların düzgün şekilde tamamlanmasını istedi.

    PİRHA/MALATYA

  • DAD Kadın Meclisi: Pertek’te sergilenen “seyirlik” anlayış, kadınların bedenini araçsallaştırıyor

    DAD Kadın Meclisi: Pertek’te sergilenen “seyirlik” anlayış, kadınların bedenini araçsallaştırıyor

    PİRHA-DAD Kadın Meclisi, Pertek Kaymakamlığı ve Pertek Belediyesi tarafından “Kaleden Podyuma, Bir Pertek Rüyası” adlı bir “defile” gerçekleştirmesine tepki göstererek yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Feribotta sergilenen bu “seyirlik” anlayış, kadınların bedenini ve emeğini bir kez daha araçsallaştırıyor, kültürü de dekor haline indirgiyor” denildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, Pertek Kaymakamlığı ve Pertek Belediyesi tarafından “Kaleden Podyuma, Bir Pertek Rüyası” adlı bir “defile” gerçekleştirmesine tepki göstererek yazılı açıklama yaptı.

    “KADININ BEDENİ VE MÜCADELESİ İKTİDARIN GÖSTERİSİNE MALZEME EDİLEMEZ”

    Yapılan açıklamada, “Pertek Kaymakamlığı ve Pertek Belediyesi tarafından “Kaleden Podyuma, Bir Pertek Rüyası” adlı bir “defile” gerçekleştirildi. Kayyum/Valinin de katılımıyla yapılan “defilede” halkın ortak ulaşım aracı olan Pertek feribotu bir vitrin sahnesine çevrildi. Bizler için bu “defile”, Dersim’in tarihsel belleğini, Dersimli kadınların Hak ve Hakikat mücadelesini ve bu coğrafyanın özgün kültürünü hiçe sayan bir gösteriden ibarettir.

    Raa/Rêya Heq Alevi kadınları yüzyıllardır hem inançsal hem toplumsal düzlemde eşitliğin, adaletin ve direşin sesi oldular. Cem meydanında erkeklerle yan yana can cana olan, yaşamın yükünü taşıyan, baskılara boyun eğmeyen kadınların mirası; devletin temsil ettiği şatafatlı gösterilerle değil, özgürlük ve direnişle büyümüştür. Bugün feribotta sergilenen bu “seyirlik” anlayış, kadınların bedenini ve emeğini bir kez daha araçsallaştırıyor, kültürü de dekor haline indirgiyor. Biz kadınlar, erkek egemen devlet aklının vitrin süsü olmayı reddediyoruz. Ne feribotta düzenlenen bir defile, ne de devletin kadın emeğini değersizleştiren söylemleri bizi temsil edebilir. Bizim sahnemiz, hak mücadelesidir.

    Kadını nesneye dönüştüren ve Kürt Alevi toplumsal gerçekliğini dil, inanç, giyim, kuşam ve her boyutuyla dejenere ederek asimilasyonunu gerçekleştirmeyi hedefleyen yönelimlerle mücadele etmek, bizler için ikrar meselesidir. Kadının sözü, bedeni ve mücadelesi hiçbir iktidarın gösterisine malzeme edilemez” denildi.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Adliye’nin Munzur Üniversitesi’ne taşınmasını kabul etmiyoruz!’-VİDEO

    ‘Adliye’nin Munzur Üniversitesi’ne taşınmasını kabul etmiyoruz!’-VİDEO

    PİRHA-Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi idari birimlerinin Munzur Üniversitesi yerleşkesi içerisine ayrı bir kurum olarak yerleşmesinin üniversitelerin özerkliği ilkesine aykırı bir durum olduğunu ifade eden Dersim Baro Başkanı Doğukan Kudat, “Dersim Barosu olarak çok ciddi kaygılarımız var.  Munzur Üniversitesi yerleşkesi içerisine girecek bir Tunceli Adliyesi’nden dolayı burada tahakküm kurma hadisesi gündeme gelebilir” dedi.

    Munzur Üniversitesi kampüsünde yer alan ve öğrenciler ile akademisyenler tarafından yoğun biçimde kullanılan kütüphane binasının, “depreme hazırlık” gerekçesiyle adliye ve valilik birimlerine geçici olarak tahsis edileceği açıklandı.

    Dersim Baro Başkanı Doğukan Kudat, Munzur Üniversitesi kampüsünde yer alan kütüphane binasının adliye ve valilik birimlerine tahsis edilmesine tepki gösterdi.

    “ŞEFFAF OLMAYAN BİR SÜREÇ YÜRÜTÜLEREK ÜNİVERSİTEYE SÖZ KONUSU İDARİ BİRİMLERİN YERLEŞTİRİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ”

    Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi idari birimlerinin Munzur Üniversitesi yerleşkesi içerisine ayrı bir kurum olarak yerleşmesinin üniversitelerin özerkliği ilkesine aykırı bir durum olduğunu belirten Doğukan Kudat, “Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi’nin hangi idari usullerle Munzur Üniversitesi yerleşkesi içerisine yerleştirildiği tarafımızca bilinmemektedir. Bunun da doğrudan kamuoyuyla bir bilgi paylaşımı yoluna gidilmesi gerekirken kapalı kapılar ardından, şeffaf olmayan bir süreç yürütülerek üniversiteye söz konusu idari birimlerin yerleştirilmesini kabul etmiyoruz. Üniversiteler bilim ve sanat yerleridir. Özellikle Anayasa’nın 27. maddesinde bilim ve sanat hürriyeti başlıklı maddesinde bu durum ayrıntılı olarak açıklanmıştır. İnsanların özgürce kendi eğitimlerini ve öğretimlerini sürdürdükleri bir yere Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi’nin bu yerleşke içerisine yerleşmesiyle ilgili kanun maddesi de haliyle ihlal edilecektir” dedi.

    “ÖĞRENCİLERİN, ÖZGÜRLÜK ALANLARI KISITLANACAK”

    Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi idari birimlerinin Munzur Üniversitesi’ne taşınması ile üniversitede öğrencilerin özgür yaşam alanlarının sekteye uğrayacağını vurgulayan Doğukan Kudat, “Güvenlik gerekçesiyle yüksek korunaklı yerler olan adliyeler ve valilikler bu bakımdan öğrencilerin özgürlük alanını kısıtlayıcı güvenlik tedbirleri alınacak ve bu da öğrencilerin doğrudan yaşam alanlarına ağır bir müdahale teşkil edebilecektir. Ayrıca adalete erişim noktasında çok ciddi problemler yaşanacağını düşünüyoruz. Şehir merkezinden uzakta bir mesafede olması ve ulaşım imkanlarının kısıtlı olmasından dolayı çok güçlük çıkaracaktır. Gerekli altyapılar oluşturuldu mu bunlardan da habersiziz. Dersim Barosu olarak çok ciddi kaygılarımız var.  Munzur Üniversitesi yerleşkesi içerisine girecek bir Tunceli Adliyesi’nden dolayı burada tahakküm kurma hadisesi gündeme gelebilir. Daha önce avukatların adliye içerisine araçlarıyla birlikte girişleri engellenmişti. Munzur Üniversitesi’nde de benzer uygulamalarla karşılaşabiliriz. Bu durum da avukatları gerçekten de yoracak uygulamalar olacaktır” diye belirtti.

    “DERSİM BAROSU OLARAK HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATACAĞIZ”

    Munzur Üniversitesi yerleşkesinin Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi’ne tahsis edilmesinin kabul edilebilir bir durum olmadığını dile getiren Kudat, “Tunceli Adliyesi’nde en fazla mesaiyi harcayacak olan avukatlar olacak olmasına rağmen Dersim Barosu’nun bu sürece dahil edilmemesi çok dikkat çekici bir durum. Sosyal ve kültürel yapı kapsamında özellikle Dersim bölgesinde adliyenin farklı bir yerde yapılmasını isterdik. Bir bilim yerinde adliye yerleşkesinin olması kabul edilebilir bir durum değil. Adalete erişim hakkı bu bakımdan kısıtlanmakta. Bir an evvel bu karardan dönülmesini istiyoruz, dönülmemesi halinde ise Dersim Barosu olarak hukuki süreç başlatacağımızı ifade ediyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Bu da oldu; Üniversite kampüsünün ortasına adliye!
    -Munzur Üniversitesi kampüsünün adliyeye tahsis edilmesi Meclis gündeminde!
    -‘Adliye üniversitede olmaz, karar gözden geçirilmelidir’-VİDEO

  • Gökçeyazı Türkmen Dağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği’nin binasına saldırı

    Gökçeyazı Türkmen Dağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği’nin binasına saldırı

    PİRHA- Gökçeyazı Türkmen Dağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği’ne gece yarısında taşlı saldırı yapıldı. Saldırıya tepki gösteren Gökçeyazı Türkmendağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği Başkanı Dilek Yalçın, “Bu saldırıyı yapan kişi belirlenmiş, hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Bizim derdimiz suyumuzu, havamızı ve topraklarımızı korumak. Korumaya da devam edeceğiz” dedi.

    Gökçeyazı Türkmen Dağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği’ne gece yarısında taşlı saldırı yapıldı.

    Gökçeyazı Türkmendağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği Başkanı Dilek Yalçın ve Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, yapılan saldırıya tepki göstererek yazılı açıklama yaptı.

    “DERNEĞİMİZE YAPILAN SALDIRIYI KINIYORUZ”

    Gökçeyazı Türkmendağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği Başkanı Dilek Yalçın, “8 Eylül 2025 günü kamuoyuyla,  CVK Madencilik tarafından yürütülen Karesi ve Altıeylül İlçelerinin sınırları içindeki Sarıalan Altın Maden Projesi için düzenlen, 2. ÇED olumlu kararının yerel mahkeme tarafından iptal edildiğini kamuoyuyla paylaşmıştık. Bugün Gökçeyazı Türkmendağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği binası saldırıyla uğramış, binaya maddi zarar verilmiştir. Bu saldırıyı yapan kişi belirlenmiş, hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Derneğimize zarar veren kişi, dört gün önce de sosyal medyadan, dernek yöneticilerimize hakaret etmiştir. Bizim derdimiz suyumuzu, havamızı ve topraklarımızı korumak. Korumaya da devam edeceğiz” dedi.

    “SORUMLULARIN EN AĞIR ŞEKİLDE CEZALANDIRILMASINI İSTİYORUZ”

    Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, yaptığı yazılı açıklamada şunları dile getirdi:

    “Kardeş derneğimiz Gökçeyazı Türkmen Dağı Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği’nin binası 18 Eylül gece yarısından sonra taşlı saldırıya uğramıştır. İçerde kimsenin olmadığı bir saatte kaldırım taşları ile kapı ve pencere camlarını kıran saldırganın kimliği belirlenmiş ve kendisi hakkında Dernek Yönetimi tarafından şikayette bulunulmuştur. Saldırganın bir kaç gün önce sosyal medyadan dernek yöneticilerine hakaret ve tehditlerde bulunduğu öğrenilmiştir.

    Kamuoyu ile daha önce paylaştığımız üzere, başta Gökçeyazı ve Sarıalan olmak üzere Balıkesir’in Altıeylül ve İvrindi ilçelerinin mahallelerini etkileyen ve CVK Madencilik AŞ tarafından gerçekleştirilmek istenen Altın Madeni Projesi’nin Kapasitesi Artışı, Atık Barajı ve Zenginleştirme Tesisi için verilen ÇED olumlu kararının iptali için Derneğimiz, TEMA ve Gökçeyazı köylüleri tarafından açılan ve daha sonra Gökçeyazı Derneğimiz ve Balıkesir Barosu’nun da müdahil olduğu davayı kazanmış ve ÇED Olumlu kararının iptal edilmesini sağlamıştık. Gökçeyazı Derneğimiz de kararı sosyal medya hesaplarından duyurmuştu.

    Davanın kazanılmasını hazmedemeyen maden yanlılarının bu saldırgan tutumu, bazı çevrelerin karardan ne denli rahatsız olduklarının göstergesidir. Saldırganın Gökçeyazılı bir köylü olduğu ortaya çıkmıştır. Kolluk güçlerinin olayı derinlemesine inceleyerek, varsa en kısa zamanda azmettiriciyi de ortaya çıkarmasını ve sorumlularının en ağır bir şekilde cezalandırılmasını istiyoruz. Bu tür saldırılar bizleri ve Gökçeyazılıları mücadelemizden vazgeçiremez. Bu esef verici saldırıyı kınadığımızı ve Gökçeyazı Derneğimizin yanında olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Komisyonun 11. toplantısı: Hizbullahçı dernekten komisyonda provakasyon!

    Komisyonun 11. toplantısı: Hizbullahçı dernekten komisyonda provakasyon!

    PİRHA- Kürt meselesinin demokratik çözümü kapsamında Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 11’inci toplantısı başladı. Komisyonda konuşan İslami Tebliğ Tedris İlim Hareketi Adamları Derneği  Başkanı Mehmet Beşir Şimşek, Hizbullah’ın katliamlarını meşrulaştırdı. Bunun üzerine DEM Parti üyeleri komisyonu terk etti. 

    Bazı vakıf, konfederasyonlar ve derneklerin aktarımlarını yapacağı toplantı öncesi Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş açılış konuşması gerçekleştiriyor.

    Toplantıda, Mezopotamya Göç İzleme ve Araştırma Derneği, Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu, Kadim Aşiretler Federasyonu, Anadolu Güvenlik Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu, Medrese Alimleri Vakfı (MEDAV), İslami Tebliğ Tedris İlim Hareketi Adamları Derneği (İTTİHAD), Doğu Güneydoğu Sanayici ve İş İnsanları Dernekleri Federasyonu (DOGÜNSİFED) ve Doğu ve Güneydoğu İş Kadınları Derneği (DOGÜNKAD) aktarım yapacak.

    Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında konuşan Mezopotamya Göç İzleme ve Araştırma Derneği Başkanı Murat Sarı, “Koruculuk sisteminin yaratmış olduğu militarist ortam, geri dönüşlerin önündeki en somut engeldir. Korucuların kontrolündeki köylerde geri dönün yurttaşlar güvenlik endişeleri yaşamaktadır. Korucuların geçmişteki ihlalleri nedeniyle toplumsal barışın sağlanması zorlaşmaktadır” dedi.

    GÖÇ VE ŞİDDET

    Mezopotamya Göç İzleme ve Araştırma Derneği adına Başkanları Murat Sarı konuştu. Güvenli geri dönüşün temel şartlarını açıklayan Sarı, şunları kaydetti:

    “Göç sürecinin psikososyal ve kültürel etkileri kaçınılmazdır. Elbette ki bu sürecin yarattığı birtakım travmalar mevcuttur. Bu travmalar, zorunlu göçün bireylerde anksiyete, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu gibi sorunlara yol açmıştır. Göçün yaratmış olduğu birtakım kültürel uyum problemleri beraberinde gelmiştir. Kültürel uyum problemleri ve göç edilen yerlerde dil ve kültür farklılıkları uyum sorunları yaratmıştır. Bu süreçten en çok etkilenen kesimler, kadınlar ve çocuklar olmuştur. Göç eden kadınlar, kentlerde düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalmış, sosyal izolasyon ve aile içi şiddet gibi sorunlarla karşılaşmıştır. Bu süreçte işsizlik ve ekonomik sorunlar da sürecin beraberinde gelmiştir. Bu kişilerin gittiği yerlerde sosyal uyumsuzluklar da ortaya çıkmıştır.

    Geri dönüşler önündeki temel faktörleri de ele almak gerekir. Askeri güvenlik bölgelerinin bulunması başta faktörlerden biridir. Mayınlı alanlar, özellikle Türkiye-Suriye sınırı gibi bölgelerde köyler arasına mayınlar döşendi. Bu durum, hem yaşam hem geçim kaynaklarını tehlikeye attı. Mayınlı alanların bölgede yaratmış olduğu tahribatlar bilinmektedir. Ottawa Sözleşmesi’nin yürürlüğe konmasından sonra birtakım gelişmeler sağlandı fakat bunun şeffaf ve yasal zeminde yapılması kaçınılmazdır geri dönüşlerin önündeki bu engelin kaldırılabilmesi adına.

    “GERİ DÖNÜŞÜN ÖNÜNDE HALA CİDDİ GÜVENLİK SORUNLARI BULUNMAKTADIR”

    Geri dönüşün önünde hala ciddi, güvenlik, mülkiyet ve altyapı sorunları bulunmaktadır. Siyasi irade eksikliği sürecin kalıcı şekilde çözülmesini engelliyor bu doğrultuda. Barış sürecinin inşası noktasında 90’lı yıllarda zorla yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşü yönündeki engellerin kaldırılması ve bu sürecin bu şekilde inşa edilmesi kaçınılmazdır. Bu bir yüzleşmedir de aynı zamanda. Koruculuk sisteminin yaratmış olduğu militarist ortam, geri dönüşlerin önündeki en somut engeldir. 90’larda boşaltılan köyler ve zorunlu göç mağdurları yönelik etnik bir geri dönüş süreci sadece bireysel hakların iadesi açısından değil, aynı zamanda Türkiye’de demokratikleşme, toplumsal barış ve adaletin tesisi açısından da yaşamsaldır. Bu nedenle kapsamlı bir yasal düzenleme yapılmalı. Geçmişte yaşanan mağduriyetler kabul edilmeli, giderilmeli ve bu süreç insan haklarına dayalı bir yaklaşımla yeniden inşa edilmelidir.

    KÖYLERİN İSİMLERİNİN İADESİ GEREKLİ”

    Koruculuk sistemi bilindiği üzere 1980’li yıllarda kuruluşu olan bir sistemdir. Zorla yerinden edilen kişilerin bulunduğu bölgelerde uygulanan bir politikadır. Korucuların kontrolündeki köylerde geri dönün yurttaşlar güvenlik endişeleri yaşamaktadır. Korucuların geçmişteki ihlalleri nedeniyle toplumsal barışın sağlanması zorlaşmaktadır. Köy koruculuğu aynı köyden ve akraba grupları arasında kutuplaşmaya yol açtı. Bazı korucuların keyfi güç kullanımı, zorla göç ettirme ve işkence gibi suçlara karıştığı raporlandı. Silahlı güç sahibi olmaları yerel düzeyde adalet mekanizmalarının bozulmasına yol açtı.

    Hak ihlallerinin tanımlanması ve araştırılması temel taleplerimizdendir: Köylerin asıl isimlerinin iadesi; Kürtçe, Zazaca, Ermenice, Arapça gibi isimlerin iadesi gerekli. Geri dönüşün önündeki engeller kaldırılmalı. Toplumsal onarım ve yüzleşme süreci… Demokratik katılım güvence altına alınmalı. Koruculuk sistemi lağvedilmeli, silahların toplanması gerekmektedir. Köye dönüş programlarının güçlendirilmesi gerekmektedir. Hakikat ve adalet komisyonunda zorla göç ettirilenlerin tanıklıklarının alınması ve zararlarının telafisi talebimizdir.”

    KOMİSYONDA TANSİYON YÜKSELDİ

    Hizbullah üyeliğinden ceza alan Enver Kılıçarslan’ın başkanlığını yaptığı İTTİHAD adına konuşan Mehmet Bekir Şimşek‘in sözleri ise komisyonda tartışma yarattı. Hizbullah’ın yaptığı katliamları savunan Şimşek’in faili meçhul cinayetleri meşrulaştıran sözleri tepki çekti.

    Komisyonda konuşan İslami Tebliğ Tedris İlim Hareketi Adamları Derneği Mehmet Beşir Şimşek, PKK’nin Hizbullah’a karşı yürüttüğü mücadeleyi ve eylemlerini suçlayarak, Hizbullah’ın yaptığı katliamları ve faili meçhul cinayetleri masumlaştırdı.

    SARUHAN OLUÇ: BU DİLLE BARIŞ YAPILABİLİR Mİ?

    DEM Parti Milletvekili Saruhan Oluç, “Bu dille barış yapılabilir mi? Siz kandan besleniyorsunuz, utanın. Allah belanızı versin” dedi.

    DEM Partili Cengiz Çiçek ise, “Domuz bağlarıyla insanları katlettiniz. Kürtlerin başına bela olan sizsiniz” sözleriyle karşılık verdi.

    Seslerin yükselmesinin ardından DEM Partili milletvekilleri komisyonu terk etti.

    CHP milletvekilleri Salih Uzun ve Umut Akdoğan da İTTİHAD temsilcisini dinlememeyi tercih ederek salondan ayrıldı.

    DEM PARTİLİLER SALONA GERİ DÖNDÜ

    Tartışmanın ardından Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş söz aldı:

    “Herkes görüşünü savunmakta serbesttir ama geçmişi karıştırarak olmaz. Büyük mesafe alındı, kullanılan dile dikkat edilmesi şarttır. Acılar üzerine konuşmak çözüme fayda sağlamaz.”

    DEM Partililerin ayrılmasının ardından Medrese Alimleri Vakfı (MEDAV) Başkanı Tayyip Elçi’nin konuşmasına geçildi. Bu sırada DEM Parti milletvekilleri salona geri döndü.

    Tartışmanın ardından Medrese Alimleri Vakfı (MEDAV) Başkanı Tayyip Elçi’nin konuşmasına geçildi. Bu konuşmaya geçildiğinde DEM Parti milletvekilleri komisyon salonuna geri döndü.

    TANIMAN’DAN EŞİT YURTTAŞLIK VURGUSU

    Komisyonda konuşan DOGÜNKAD Temsilcisi Özlem Külahçı Tanaman, Kürtlerin barış arayışının sadece silahların susması olmadığını belirterek, onurlu bir barışın toplumsal birlikteliği güçlendiren en sahici teminat olduğunu kaydetti.

    Doğu ve Güneydoğu İş Kadınları Derneği (DOGÜNKAD) Temsilcisi Özlem Külahçı Tanaman, Kürt halkının barış arayışının sadece silahların susması değil, aynı zamanda eşit yurttaşlık ve temel haklarının karşılanması olduğunu söyleyerek barışın artık engellenemeyeceğine işaret etti.

    Özlem Külahçı Tanaman, çatışmaların yalnızca siyaseti değil, sosyal yaşamı, kültürü, eğitimi ve ekonomiyi de sarsmış olduğuna dikkat çekerek, “Yaşananlar toplumun her kesimini derinden etkilenmiştir. Bu süreçte de en fazla etkilenen maalesef biz kadınlar olmuşuzdur. Türkiye uzun yıllardır çatışmaların gölgesinde yaşamaktadır. Ancak bugün İmralı’dan Sayın Abdullah Öcalan’ın silahların susmasına yönelik yaptığı çağrılar, Sayın Devlet Bahçeli’nin kardeşlik ve milli dayanışma yönündeki vurguları ve buna karşılık devletin iradesiyle çatışmalı tarafların attığı adımlar ülkemizde yeni bir dönemin eşiğine getirmiştir. Bu süreç aynı zamanda Kürt halkının onurlu bir barış arayışına denk düşmektedir” ifadelerini kullandı.

    ‘KÜRTLERİN ARAYIŞI EŞİT YURTTAŞLIK’

    Özlem Külahçı Tanaman, “Kürtlerin onurlu barış arayışının sadece silahların susması talebi değil, kimliklerin özgürleşmesine yönelik de bir talepleri var. Kürtlerin arayışı, eşit yurttaşlığın güvence altına alınması ve herkesin kendi dili, kültürü ve inancıyla özgür var olabilmesi demektir. Onurlu barış toplumsal birlikteliği güçlendiren en sahici teminattır. Bu çağrıların ardından oluşan çatışmasızlık ortamı siyasal alanda olduğu kadar toplumsal yapıda ve ekonomide de büyük bir rahatlama getirmiştir. Meclis çatısı altında kurulan bu komisyon ise işte bu sürecin barışa dönüşmesinin ifadesidir. Bizim için asıl mesele, bu sürecin yalnızca çatışmasızlıkla sınırlı kalmaması, kalıcı barışa, demokrasiye ve ekonomik kalkınmaya evrilmesidir” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi İnanç önderi Şeyh Selim Varlı’nın gözaltına alınmasına PSAKD ve AABK’dan tepki

    Alevi İnanç önderi Şeyh Selim Varlı’nın gözaltına alınmasına PSAKD ve AABK’dan tepki

    PİRHA-AABK, AAAF ve PSAKD, Alevi inanç önderi Şeyh Selim Varlı’nın gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Şeyh Selim Narlı’nın gözaltına alınması bütün bir toplumun inancına yapılmış bir saldırıdır. Şeyh Selim Narlı’nın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz” denildi.

    Hatay’da yaşayan Alevi inanç önderi Şeyh Selim Varlı’nın gözaltına alınmasına tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), yazılı açıklama yaparak Alevi inanç önderi Şeyh Selim Varlı’nın gözaltına alınmasına tepki gösterdi.

    “DERHAL SERBEST BIRAKILMASINI İSTİYORUZ”

    Alevi dedesi Şeyh Selim Narlı’nın gözaltına alınmasını kınayan AABK‘nin yaptığı açıklamada, “Şeyh Selim Narlı, yaşamı boyunca Alevi katliamlarını cesurca dile getirmiş, Alevi halkının acılarını ve adalet arayışını her ortamda onurla savunmuş bir kanaat önderidir. Bugün karşı karşıya kaldığı haksız gözaltı ve sindirme girişimi, yalnızca bu haklı mücadelesinin sonucudur. Alevi halkının Suriye’de uğradığı katliam ve soykırımlara karşı sesini yükseltmek her onurlu insanın görevidir. Şeyh Selim Narlı’nın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz” denildi.

    “KANAAT ÖNDERIMIZIN YANINDAYIZ”

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu tarafından yapılan açıklamada şunlar dile getirildi:

    Şeyh Selim Narlı, inancımızın, kültürümüzün ve tarihsel varlığımızın yılmaz savunucusudur. O, halkının sesi olmayı, kanaatlerini özgürce dile getirmeyi ve barışı savunmayı kendisine görev edinmiş bir önderdir. Onun tek silahı söz, tek gücü ise hakikate olan inancıdır.

    Bir kanaat önderinin yalnızca fikirlerini dile getirdiği için gözaltına alınması; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda güvence altına alınan ifade ve inanç özgürlüğüne, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’ne ve demokratik değerlere açıkça aykırıdır.

    Bizler, Avrupa Arap Alevileri Federasyonu olarak; Kanaat önderimizin gözaltına alınmasını esefle kınıyoruz. Bu haksız ve kabul edilemez uygulamanın derhâl son bulmasını, Şeyh Selim Narlı’nın acilen ve koşulsuz olarak serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Buradan bir kez daha hem Türkiye kamuoyuna hem de uluslararası topluma sesleniyoruz:Kanaat önderlerini susturmak, bir halkın sesini kısmaktır. Bu tür baskılar, toplumsal barışı zedeler, halkların umutlarını kırar. Biz susturulamayız, biz susmayacağız.”

    Uluslararası kurumlara çağrıda bulunulan açıklamada, “Birleşmiş Milletler’i, Avrupa Konseyi’ni, Avrupa Parlamentosu’nu ve tüm uluslararası insan hakları kuruluşlarını, bu haksız tutuklamaya karşı tavır almaya davet ediyoruz. Demokratik değerleri ve temel hakları savunan tüm kurum ve kuruluşlara sesleniyoruz: Adaletin, özgürlüğün ve insan onurunun yanında durunuz. Unutulmasın ki; bugün Şeyh Selim Narlı’ya yapılan haksızlık, yarın tüm topluma yöneltilecek bir tehdit anlamına gelmektedir. Bizler, barışa, adalete ve birlikte yaşam kültürüne inanan bir topluluk olarak, kanaat önderimizin yanında olduğumuzu yüksek sesle ilan ediyoruz” denildi.

    “BÜTÜN BİR TOPLUMUN İNANCINA YAPILMIŞ BİR SALDIRIDIR”

    PSAKD, tarafından yapılan açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Bizler Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak biliyoruz ki; hakikati dile getirmek suç değildir. Alevilerin uğradığı katliamları, işkenceleri, yaşadığı acıları haykırmak; bu toplumun tarihsel belleğini savunmaktır. Şeyh Selim Narlı’nın gözaltına alınması, yalnızca bir kişiye değil; bütün bir toplumun inancına, vicdanına ve hafızasına yapılmış bir saldırıdır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Malatya’da siyanürlü altın aramaya tepki: Yaşam alanlarımız altından daha değerlidir!

    Malatya’da siyanürlü altın aramaya tepki: Yaşam alanlarımız altından daha değerlidir!

    PİRHA-Malatya’daki siyanürlü altın arama çalışmalarına Hekimhan Köylü Köyü Derneği Başkanı Erhan Demirton, tepki gösterdi. Demirton, “Bizim köylerimizi, bahçelerimizi, tarlalarımızı, suyumuza hayat veren dağlarımızı yok edemezsiniz. Çekin kirli ellerinizi köylerimizden ve defolup gidin!” dedi.

    Malatya’nın Hekimhan ilçesindeki Karagüney’den başlayarak Obuz, Köylü köyü, Başkınık ve Hasançelebi mahallelerini kapsayan siyanürlü altın arama çalışmalarına Hekimhan Köylü Köyü Sosyal Dayanışma Kültür Derneği Başkanı Erhan Demirton ve yönetim kurulu üyeleri tepki gösterdi.

    “BİZİM KÖYÜMÜZ DEDELERİMİZİN YILLARCA EMEK VERDİĞİ TOPRAKLARDIR”

    Hekimhan Köylü Köyü Sosyal Dayanışma Kültür Derneği Başkanı Erhan Demirton, yaptığı açıklamada şunları söyledi:

    “Malatya Hekimhan Karagüney Mahallesi’nden başlayarak Obuz, Köylü köyü, Başkınık ve Hasançelebi mahallelerini kapsayan siyanürlü altın arama çalışmalarına karşı hep birlikte haykırıyoruz. Yaşam alanlarımız altından daha değerlidir! Bizim köyümüz, dedelerimizin, ninelerimizin yıllarca emek verdiği, alın teriyle suladığı, tohumunu kendi elleriyle serptiği topraklardır. Bu topraklarda kayısı ağaçlarımız kök salmış, bağlarımız, bahçelerimiz, derelerimiz ve hayvanlarımızla iç içe, üretim ve paylaşım üzerine kurulu bir yaşam sürdürülmüştür. Kayısılarımız dünyanın dört bir yanına gönderilmiş, sofralara bereket olmuş, memleketimizin adıyla özdeşleşmiştir. Bizim için kayısı sadece bir meyve değil; alın terinin, sabrın ve doğayla uyum içinde yaşamanın sembolüdür” dedi.

    “KÖYÜMÜZÜN KARINCASI BİLE ALTIN MADENİNDEN DAHA KIYMETLİDİR”

    Saya Madencilik ve işbirlikçilerinin köylüleri kandırmaya çalıştığını belirten Demirton, “Saya Madencilik’in ve onun işbirlikçilerinin “çevre kalkınacak, iş imkânı doğacak” masallarıyla köylülerimizi kandırmaya çalıştığını biliyoruz. Oysa biz şunu çok iyi biliyoruz siyanürlü altın arama demek zehirli atıkların toprağımıza, su kaynaklarımıza ve havamıza karışması demektir. Birkaç yıllık sahte ekonomik kazanç uğruna yüzlerce yıl temiz kalması gereken topraklarımız yok edilecek, çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceği çalınacaktır.

    Bizler doğamızla, kuşlarımızla, arılarımızla, böceklerimizle, dağlarımızın serin rüzgârıyla, derelerimizin berrak suyuyla yaşamak istiyoruz. Bizim için köyümüzün karıncası bile altın madeninden daha kıymetlidir. Kayısımızın sarısı, toprağımızın bereketi, havamızın temizliği, çocuklarımızın sağlığı hiçbir altın külçesiyle ölçülemez. Doğamızdan, suyumuzdan, ekmeğimizden, sağlığımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Atalarımızdan emanet aldığımız bu toprakları çocuklarımıza temiz bir şekilde bırakmak en büyük sorumluluğumuzdur. Bizim köylerimizi, bahçelerimizi, tarlalarımızı, suyumuza hayat veren dağlarımızı yok edemezsiniz. Çekin kirli ellerinizi köylerimizden ve defolup gidin!” diye konuştu.

    PİRHA/MALATYA

  • Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz: Munzur Gözeleri’ne mescit yapılarak inancımız yıpratıldı

    Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz: Munzur Gözeleri’ne mescit yapılarak inancımız yıpratıldı

    PİRHA-Munzur Gözeleri’ne mescit yapılarak inançlarının yıpratıldığını belirten Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, “Alevilerden elinizi çekin, inanç mekânlarımıza kendi inançlarınızı koymayın” dedi.

    Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı, nüfusun tamamı Alevi olan Ziyaret Köyü’nde bulunan ve Alevi toplumu tarafından kutsal sayılan Munzur Gözeleri’nin girişine Tunceli Valiliği tarafından mescit açılması, yurttaşlar ve Alevi kamuoyu tarafından tepkiyle karşılandı.

    Munzur Gözeleri’nin giriş bölümüne mescit açılması, Alevi toplumunda tepkilere neden oldu. Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz, Munzur Gözeleri’ne yapılan mescite tepki gösterdi.

    “ALEVİLERDEN ELİNİZİ ÇEKİN”

    Dersim’de Munzur Gözeleri’nin otantik yapısıyla oynanmasını ve mescit yapılmasını tepki gösteren Hamza Takmaz, “Munzur Gözeleri’ne dükkanların açıldığı gün inançlarımızı erittik, değerlerimizi kaybettik. Munzur’da lokantalar açılıp içki sofraları kuruldu ve inançlarımız zedelendi. Dersim’de cemevlerinin % 90’ı devlet, Diyanet ve komşular ne der hesabıyla hareket eden bir anlayışa tanık olduk. Dersim’de cemevlerinin %90’ında cemaat, müftü, asker ve devlet yetkilileri cemlere davet edilerek inançlarımızı yerle bir ettik. O yüzden mescit Munzur Gözeleri’nde cesaretle açılıyor. Cemevlerinde İslam’la bizim inancımız arasındaki farkı net ortaya koymadıkları için yetkililer o cesareti alıyor. Munzur Gözeleri’nde inancımız yıpratıldı. Şimdi ise Munzur Gözeleri’ne bir mescit yapma hakkını kendinizde gördünüz. Alevilerden elinizi çekin, inanç mekânlarımıza kendi inançlarınızı koymayın. Çünkü biz farklı düşünüyoruz, sizler farklı düşünüyorsunuz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Pertek’te çöp tesisi projesi için gelen kepçeleri, köylüler durdurdu-VİDEO

    Pertek’te çöp tesisi projesi için gelen kepçeleri, köylüler durdurdu-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Pertek ilçesinde yapılmak istenen çöp tesisi projesi için gelen kepçelere köylüler tepki gösterdi.

    Dersim’in Pertek ilçesi Taşpınar mevkiinde yapılmak istenen çöp tesisi projesi için gelen kepçelere köylüler tepki gösterip çalışma yapmaması için kepçeleri taşıyan iş makinasının üzerine çıktı.

    Köylülerin tepkisinin ardından iş makinaları geri çekildi.

    PİRHA/DERSİM

  • Mikail Aslan: Portatif mescidi bir çeşit fetih bayrağı gibi kutsal kaynağımıza diktiler!

    Mikail Aslan: Portatif mescidi bir çeşit fetih bayrağı gibi kutsal kaynağımıza diktiler!

    PİRHA-Sanatçı Mikail Aslan, X hesabından yaptığı paylaşımda, Munzur Gözeleri’nde yapılan mescite tepki gösterdi. Aslan, “İçerden birtakım devşirmelerle devletçi dinciler kol kola girmiş  “ma ne olmiş, o da Allah’ın evidir” diyerek olan biteni masumlaştırıp işlerine geleni bize de kabul ettirmeye çalışıyorlar. Yıllardır orayı bir tür millet bahçesine çevirmek için çevirmedikleri dolaplar kalmadı, devşirmeler sayesinde başardılar, sonunda” dedi.

    Munzur Gözeleri’nin giriş bölümüne mescit açılması, Alevi toplumunda tepkilere neden oldu. Sanatçı Mikail Aslan, X hesabından yaptığı paylaşımda, Munzur Gözeleri’nde yapılan mescite tepki gösterdi.

    “EY İŞBİRLİKÇİLER, YÜZÜNÜZ KALBİNİZ KADAR KARADIR”

    Mikail Aslan yaptığı paylaşımda şunları dile getirdi:

    “Xizir’ın Hanesi’nde; Asimilasyon sürecinin neredeyse tamamlandığı günler bunlar, bu yüzden güçlü itirazlar olmuyor…

    Ellerinde bir takım “secere”lerle dolaşarak, “öz be öz Türküm, Müslümanım” nakaratını söyleyenlerin daha da çoğaldığı bir zaman bu…”Tunceli Box” maçında görüldüğü gibi Alman’ın, Arnavut’un kendi şarkısıyla ama bizimkilerin elin şarkısıyla ringe çıktıkları bir zaman bu…

    Eski kayyımlara “Xizir” diyen, yenisine “yeni gelen vali çok iyi bir validir” diyenlerin çoğaldığı bir zaman…. Yenisi “iyilik” maskesi takarak tam da böyle bir zamanda en kutsallarımızdan olan Munzur Baba’nın evine mescidi dikti. Bu portatif mescidi bir çeşit fetih bayrağı gibi kutsal kaynağımıza diktiler işte. Yıllardır orayı bir tür millet bahçesine çevirmek için çevirmedikleri dolaplar kalmadı, devşirmeler sayesinde başardılar, sonunda.

    Demek “inanç özgürlüğü?” Peki bu inkar zihniyetinin hakim olduğu toprakların hangi noktasında bir caminin, kompleksin, yerleşkenin kıyısında köşesinde bir cemevi var? İçerden birtakım devşirmelerle devletçi dinciler kol kola girmiş  “ma ne olmiş, o da Allah’ın evidir” diyerek olan biteni masumlaştırıp işlerine geleni bize de kabul ettirmeye çalışıyorlar.

    Unutmamamız gereken bir tarihimiz var. Bu uygulamaları seksenli yıllardaki faşist/darbeci generallerin valisi Kenan Güven’den biliyoruz. Bu vali de mezar taşlarımızı Mamêkîyê’de toplayıp teşhir ettirmişti. Mezar taşlarımızı kamyonlara doldurmuş, bir yerlere götürüp kırdırmış, imha ettirmişti. Alevi köylerine camiler yaptırmıştı. Bugün cenaze namazı kıldıran o “dedeler” işte o validen kalma!  O idi kıblesi güneş olan mezardaki ölümüzün yönünü değiştiren.

    Bizim bir tarihimiz var. İşbirlikçilerin de bir tarihi var. Biz kendi tarihimizi unutunca onlarınki başlıyor. İşte yeni kayyım valiyle tarihlerine devam ediyorlar. Ey işbirlikçiler, yüzünüz kalbiniz kadar karadır! Munzur’un serçeşmesinden kaynayıp çağlayan biziz!”

    PİRHA/DERSİM

  • DEDEF: Munzur’a dokunmayın, Dersim’e dokunmayın, inancımıza dokunmayın!

    DEDEF: Munzur’a dokunmayın, Dersim’e dokunmayın, inancımıza dokunmayın!

    PİRHA-DEDEF, Tunceli Valiliği’nin Munzur Gözeleri’nde açtığı mescite tepki göstererek, “Biz Munzur’un yolundan, hakikatten, özgür inançtan asla vazgeçmeyeceğiz. O mescidi oradan kaldırın! Munzur’a dokunmayın, Dersim’e dokunmayın, inancımıza dokunmayın!” dedi.

    Munzur Gözeleri’nin giriş bölümüne mescit açılması, Alevi toplumunda tepkilere neden oldu. Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Ziyaret köyündeki Alevilerin kutsallarından olan Munzur Gözeleri’ne dönük müdahaleye Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) yazılı açıklama yaparak tepki gösterdi.

    “MUNZUR’A MESCİT DEĞİL, ÖZGÜRLÜK GEREKİR”

    Munzur’un, Dersim halkının inançla, kültürle ve doğayla kurduğu bağın canlı hafızası olduğu belirtilen açıklamada, “Munzur’un gözelerine mescit yapılması, yalnızca bir inanç saldırısı değil; aynı zamanda siyasal bir mühendisliğin, asimilasyon politikasının açık göstergesidir. Bugün iktidar, halkın gerçek sorunlarını çözmek yerine yoksulluk, işsizlik, göç, eğitimdeki çöküş, sağlıkta eşitsizlik Alevi toplumunun kutsallarına müdahale ediyor. Bu, bir yönetim tercihi değil, bir siyasi saldırıdır. Çünkü iktidar biliyor ki halk kendi yolunda, kendi kültüründe, kendi inancında direnç bulur. O direnci kırmak için kutsalları hedef alıyor. Bizler biliyoruz: Munzur, Alevi halkı için ibadetin kendisidir. Dağ, taş, su, rüzgâr, ateş; hepsi Hakk’ın tecellisidir. Oraya mescit açmak, yalnızca beton dökmek değildir; hafızaya, inanca, kültüre saldırıdır. Bu, laiklik ilkesine aykırıdır. Bu, anayasanın eşit yurttaşlık hakkına aykırıdır. Bu, uluslararası inanç özgürlüğü normlarına aykırıdır.

    Biz bu saldırının yalnızca Alevilere değil, tüm demokrasi güçlerine yapılmış bir tehdit olduğunun farkındayız. Bugün Munzur’da yapılan, yarın başka bir halkın, başka bir inancın, başka bir kültürün başına gelecektir. Bu yüzden diyoruz ki: Munzur yalnızca Dersim’in değil, tüm halkların ortak mirasıdır. Munzur’a mescit değil, özgürlük gerekir. Halka eşit hizmet gerekir. Gençlere umut, analara huzur, insanlara eşitlik gerekir. Biz Munzur’un yolundan, hakikatten, özgür inançtan asla vazgeçmeyeceğiz. O mescidi oradan kaldırın! Munzur’a dokunmayın, Dersim’e dokunmayın, inancımıza dokunmayın!” denildi.

    PİRHA/DERSİM

  • DAD’tan ‘Gürsel Erol Cemevi’ tepkisi: Kutsal mekanlar ikbal devşirme heveslerinin panosu haline getirilemez!

    DAD’tan ‘Gürsel Erol Cemevi’ tepkisi: Kutsal mekanlar ikbal devşirme heveslerinin panosu haline getirilemez!

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, CHP Milletvekili Gürsel Erol’un Dersim, Elazığ ve en son Hacıbektaş’ta olmak üzere birçok kutsal mekan ve ziyarete ismini yazdırarak edep-erkân ilkesini çiğnediğini belirterek, “Kutsal mekanlarımız şahsi reklamların ve ikbal devşirme heveslerinin panosu haline getirilemez. Bu girişimlerin inancımıza karşı büyük bir saygısızlık olduğu bilinmelidir” açıklamasında bulundu.

    CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından yaptırılan ve adına ‘Bağcılar Gürsel Erol Cemevi’ denilen ibadethane, Hacı Bektaş’ta düzenlenen törenle açıldı. Açılışa CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve Alevi kurumları da katıldı.

    Cemevine Gürsel Erol’un adının verilmesi Alevi kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getirdi.

    Yazılı açıklama yaparak tepki gösteren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, “Kutsal mekanlarımız şahsi reklamların ve ikbal devşirme heveslerinin panosu haline getirilemez” diyerek Alevi toplumunu kutsal mekanları seyir haline getiren iktidarcı anlayışlara karşı durmaya çağırdı.

    “GÜRSEL EROL’UN MÜDAHALELERİ ZİYARETLERİN DOĞAL AHENGİNİ BOZMUŞTUR”

    Gürsel Erol’un 2021 yılında Dersim’de bulunan Ana Fatma ziyaretine peyzaj çalışması adı altında aslan heykeli dikilip, adının yazılı olduğu tabela astığını hatırlatan DAD Genel Merkezi, tarafından yapılan açıklama şöyle:

    “CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol Nevşehir Hacıbektaş ilçesinde kurulan bir cemevine kendi adını vererek bir kez daha Alevilerin haklı tepkisini üzerine çekmiştir. Gürsel Erol, yeni kurulan cemevi ile birlikte Dersim ve Elazığ gibi bölgeler başta olmak üzere birçok kutsal mekan ve ziyaretimize ismini yazdırarak çok önemli bir edep-erkân ilkesini çiğnemektedir; “Nefsine yol verme, benlik satar.”

    Gürsel Erol, 2021 yılında Raa/Rêya Heq Alevi süreğinde önemli bir yeri olan doğal Ana Fatma Ziyaretine “peyzaj çalışması” adı altında yaptığı müdahalelerle gündeme gelmiş ve itirazlarımız, tepkimiz ve eleştirilerimizi Dersim halkıyla birlikte dile getirmiştik. Dersim halkının rızalık vermemesine rağmen Gürsel Erol tarafından yürürlüğe konulan müdahaleler ziyaretimizin doğal ahengini bozmuştur. Gelen eleştiriler sonucunda ismini yazdırdığı tabelayı kaldırmış fakat diğer faaliyetlere devam etmiştir.

    Dersim’de birçok ziyaret ve kutsal mekanda aynı gerçekle karşılaşmak mümkün. Heryere resmini asmak ve her mekana ismini yazdırmak nefsani bir tutumdur. Yolumuz bizlere “ölmeden ölmek” felsefesiyle “kendini bil!” uyarısı yapar. En yüksek mertebenin ise hırstan, benlikten, iktidardan, rekabetten ve maddiyattan azade olan “hiçlik makamı” olduğunu öğütler.

    Kutsal mekan ile ilşkilenme aynı zamanda Yol’a ikrarın ölçüsüdür. Alevi inancında mekan basit bir yerleşke değildir. Kutsal mekanlarımız Hakk’ın ve talip topluluğu olan halkın mekanlarıdır. Hakk’ın görünür olduğu, inancımıza ait erkânlarımızın yürütüldüğü, dilimizin, kültürümüzün, geleneğimizin ve tarihsel hafızamızın toplumumuza aktarıldığı yerlerdir. Bu mekanlarda Hakk için hizmet yürütülür, seyir için değil. Hacı Bektaşi Veli’nin mekanında seyir için hizmet olmaz, Pir’imizin felsefesi de bu anlayışı mahkum eder.

    Kutsal mekanlarımız şahsi reklamların ve ikbal devşirme heveslerinin panosu haline getirilemez. Bu girişimlerin inancımıza karşı büyük bir saygısızlık olduğu bilinmelidir.

    Gürsel Erol bir an önce Nevşehir’de kurulan cemevine verdiği isim başta olmak üzere, Dersim ve Elazığ bölgesinde ki tüm kutsal mekanlarımızdan ismini kaldırmalı ve inşaat sektöründe ki mesleki faaliyetlerini inancımızdan uzak tutmalıdır diyoruz. Kutsallarımızdan elinizi çekin!

    Tüm Alevi kurumlarına ve Alevi talip topluluğuna sesleniyoruz; kutsal mekanlarımızı seyir haline getiren iktidarcı anlayışlara karşı hep birlikte dur diyelim.. Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir.”

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • ‘Bağcılar Gürsel Erol Cemevi’ ismi Alevi kamuoyunda tepkilere yol açtı!

    ‘Bağcılar Gürsel Erol Cemevi’ ismi Alevi kamuoyunda tepkilere yol açtı!

    PİRHA- CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından restore edilen ve adına ‘Bağcılar Gürsel Erol Cemevi’ denilen ibadethane Alevi kurum temsilcilerinin de katıldığı törenle Hacıbektaş’ta açıldı. Cemevine siyasetçinin adının verilmesi nedeniyle tartışmaları da beraberinde getirdi. Erol, daha öncede peyzaj çalışması adı altında Ana Fatma Ziyareti’ne isminin olduğu tabela astırmış ve tepkiler sonucunda tabela kaldırılmıştı.

    Dün, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve Alevi kurumlarının da katılımıyla Nevşehir’in Hacıbektaş ilçsinde ‘Bağcılar Gürsel Erol Cemevi’ açıldı. CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından restore edilen ve isminin verildiği cemevi Alevi kamuoyunda ciddi tepkileri kendisiyle birlikte getirdi.

    Eleştirilerin odağında, Gürsel Erol’un bugüne kadar Dersim ve Elazığ’daki birçok park, kutsal mekan ve sosyal tesise adını kendisine vermesi, şimdi ise aynı yöntemi bir cemevinde de sürdürmesi bulunuyor.

    ‘Cemevleri siyaset üstü mekânlardır’ görüşünü dile getiren Alevi inanç önderleri, kurum yöneticileri, yurttaşlar bu adımı yanlış bulduklarını sanal medya hesabından yaptıklarını paylaşım ile açıkladılar.

    Gürsel Erol’un adını taşıyan cemevinin açılışı, Alevi toplumunda geniş bir tartışmayı beraberinde getirdi. Eleştirilerin ortak noktası, cemevlerinin siyasetten bağımsız, tüm canların mekânı olması gerektiği yönünde.

    ALEVİ KAMUOYUNDAN TEPKİLER

    Alevi kamuoyundan kimi isimlerin sanal medya hesabından yaptıkları paylaşımlar şöyle:

    Tarihçi-Yazar Cihan Söylemez: Sayın Erol, “Gürsel Erol Cemevi” adı nedir? Bu isim, sizin kulaklarınızı rahatsız etmiyor mu? Siz bir siyasetçisiniz. Cemevlerine isimleri verilecek biri olarak kendinizi layık görmeniz sadece ve sadece politik reklamcılığın bir izdüşümü olabilir. Dünyanın hiçbir yerinde siyasilerin isimleri ibadethanelere verilmez. Bu, laik demokratik cumhuriyetin felsefesine aykırıdır.

    Bir cemevi yaptırmanız elbette kıymetlidir. Ancak bunun karşılığında kendi isminizi vermek gayri-Alevi bir tavırdır. Alevi örgütlerinin de bu isim altında açılışa katılmaları ayrıca tartışılması gereken bir durumdur. Hükümeti eleştirip, öte yandan böyle işlerin içinde olmak riyakârlıktır.

    Sizden beklenti, bu yanlıştan dönmeniz ve cemevinin ismini Alevi tarihinin bir inanç yol önderine vermenizdir. Bu sizi küçültmez, bilakis büyütür.

    Yazar ve CAN TV programcısı Ergin DOĞRU: Zatı muhterem Gürsel Erol parasının ve devletin gücüyle Hace Bektaşta cemevine ismini vermiş.Erkana ,edebe ve yola uymayan bu davranışa Alevi örgütleri neden ses çıkarmaz söz kurmaz anlamak mümkün http://xn--deil-1wa.ne/ yani bundan sonra parayı bastıran ikrarın sembolü,ibadethanesi olan cemevlerine isminimi verecek.Yarın  bilumum arsız,hırsız,faşist,düşkünde parasını veriyorum ismimi verin derse ne olacak..Alevi örgütleri kutsalımıza dönük bu saldırıyı kabul etmemelidir.Gürsel Erol samimiyse,derdi yola hizmetse cemevinin adını Seyit Rıza ya da yol büyüklerimizin ismini koysun  görelim ne kadar dersimli olduğunu bizde destekleyelim .Hadi bakalım hodri meydan

    Tarihçi Yazar Erdal YILDIRIM: Bağcılar Gürsel Erol Cemevi. Bir siyasi tüccarın Cemevine kendi adını vermesi rezilce, göz yumanlar için utanç, YOL’a ihanetidir

    Kureyşan Ocağı Pirlerinden Kadir BULUT:  Doğruya doğru yanlışa yanlış demek lazım! Evet Gürsel Beyin emeğine sağlık ve güzel bir hizmetle cem evi yapması örnek bir davranış. Hak hizmetlerini kabul etsin ve kendisine teşekkür ederiz. AMA bu isim olmaz!.. Bir siyasetçinin ismi cem evine verilmez. Hele de kendi yaptırdığı cem evine yine kendi ismini vermesi inanç açısından doğru değildir. Bu bir ilk ve bu ilk yanlıştan dönülmelidir. Bizim tarihe iz bırakmış toplumun gönüllerinde yer edinmiş pirlerimiz, evliyalarımız, ocaklarımız, ziyaretlerimiz var. Bunların ismi veya inançsal bir terimin kullanılması daha doğrudur. Bir yandan Cem evleri siyasetten uzak olması gerektiğini söyleyip bir yandan siyasi figürlerin isminin verilmesi içine düştüğümüz kimlik ve inanç bunalımını bir daha bizlere göstermektedir. Ümit ederiz ki bu durum kısa sürede düzeltilir.

    Munzur Koruma Kurulu Sözcüsü Hasan ŞEN: Yol, kişilerin değil hakikatin yoludur. Cemevleri, siyaset üstü inancın ve ortak vicdanın mekânıdır. Bir siyasetçinin ismini cemevine vermek, ne kadar iyi niyetle yapılırsa yapılsın, yolun özüne gölge düşürür. Bizim tarihimizde adını gönüllere kazımış pirlerimiz, evliyalarımız, ocaklarımız ve ziyaretlerimiz vardır. Bir cem evine verilecek en doğru isimler, bu köklerden gelir. Gürsel Bey’in emeği kıymetlidir, hizmeti takdir edilmelidir. Ancak hizmet yol içinse görünmez olmalı, kişisel övgüye dönüşmemelidir. Yolun edebi bunu gerektirir. Gürsel Erol yanlıştan dönmelidir.”

    DAHA ÖNCEDE ANA FATMA ZİYARETİ’NE TABELA ASTIRDI!

    Dersim’de bulunan ve Aleviler için kutsal sayılan Ana Fatma Ziyareti’nin bulunduğu bölgeye, 2021 yılında CHP Milletvekili Gürsel Erol tarafından “peyzaj” adı altında restorasyon çalışması yapılmış ve biten restorasyon çalışmasının ardından Erol, ziyarete “Onarımı ve çevre düzenlemesi 2021 yılında 26’ncı dönem Tunceli ve 27’nci dönem Elazığ milletvekili Sn. Gürsel Erol tarafından yapılmıştır” yazılı mermer tablet astırmıştı.

    Gelen yoğun tepkiler nedeniyle Erol, isminin yazılı bulunduğu mermer tableti kaldırmak zorunda kalmış ve bu durumu ‘haberim yoktu’ diyerek açıklamıştı.

    Ayrıca Gürsel Erol’un Dersim’im birçok köyünde bulunan inanç mekanlarının mutfak, oturma alanı, kurban kesme yeri, çardak, avlu vs. gibi bölümlerine ismini yazdırdığı biliniyor.

    DEVLET İLE İYİ İLİŞKİLERİ VE İHALELER!

    Yine CHP tabanından birçok isim iktidarla olan ilişkileri ile dönem dönem partisiyle ters düşen Gürsel Erol’un muhalif gözükse de devlet erkanları olan ilişkilerine işaret ederek, Erol’un bölgede AKP’den birçok ihale almasından şikayetçi.

    Bu ilişkilerinden kaynaklı kendi partisinden vekillerle dahi ters düşen Erol’ın ‘muhalif parti’ kimliğine rağmen aldığı ihaleler ve devlet erkanı ile ilişkileri ise ‘Bu nasıl muhalif’ şeklinde yorumlanıyor.

    DERSİM’E KAYYIM ATANAN VALİ İLE İLİŞKİLERİ

    Dersim Belediyesi’ne 2017 yılında kayyım olarak atanan Vali Tuncay Sonel ile Gürsel Erol’un ilişkileri neredeyse aradan su sızmayacak derecedeydi.

    Kayyım Tuncay Sonel ile ortak etkinlikler, projeler, park açılışları, sözde ‘teröre lanet yürüyüşleri’ni örgütleyen Gürsel Erol’un ayrıca kayyıma yönelik övgü dolu sözleri çokça tepki çekmişti.

    Kayyım Tuncay Sonel ise, ‘Usulsüzlük yaptığı, kamu zararına yol açtığı, ihaleye katılımı kısıtladığı, belediyeyi zarara uğrattığı’ gerekçelleriyle Danıştay 1. Dairesi tarafından soruşturma izni verilmiş, lakin İçişleri Bakanlığı’nın müdahalesi ile soruşturmanın önü kesilmişti.

    (HABER MERKEZİ)