Etiket: terör

  • Kaplan’dan dilek ağacını yakan 2 IŞİD’linin ‘terör suçu’ndan tutuklanmamasına tepki-VİDEO

    Kaplan’dan dilek ağacını yakan 2 IŞİD’linin ‘terör suçu’ndan tutuklanmamasına tepki-VİDEO

    PİRHA – Hüseyin Gazi Dergahı önündeki dilek ağacını yakan iki saldırgan ‘Terör örgütü IŞİD üyeliği’ suçundan tutuklandı ancak savcı, yapılan saldırıyı ‘terör suçu’ olarak değerlendirmedi. Savcının yaklaşımını eleştiren ABF Genel Sekreteri Özgür Kaplan, “Bizi tatmin edecek bir sonuç çıkacak mı pek inanmıyoruz. Çünkü Madımak Otelini yakanlar açısından bir sonuç çıkartmayan yargı sistemi var” dedi.

    Ankara’da Hüseyin Gazi Dergahındaki dilek ağacını IŞİD’li iki kişinin yakmasının ardından saldırıya yönelik tepkiler sürüyor. Tutuklanan Sedat Ö. ve Haydar A.’nın ‘Terör örgütü IŞİD üyeliği’ tespiti olmasına rağmen dergaha dönük saldırılarının savcı tarafından “Terör suçu” kapsamında ele alınmaması ise tepkileri daha da büyüttü.

    “GÜVENSİZLİĞİMİZE RAĞMEN YARGI SÜRECİNİ TAKİP EDECEĞİZ”

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Özgür Kaplan, savcının tavrını eleştirerek “Karara şaşırmadık” dedi. Kaplan “Alevi ve muhaliflere yapılan saldırılar noktasında mevcut iktidarın tutumunu yıllardan bu yana biliyoruz zaten” dedi.

    “Hüseyin Gazi’ye yapılan bu saldırı her şeyden önce bizim sembolümüze yapılmış bir saldırıdır” diyen Kaplan, “Biliyorsunuz ki dilek ağacı Balkanlar’dan Asya’ya kadar milyonlarca bu anlamda inanç sahibi olan insanların bir ritüelidir. Bu anlamıyla aslında birinci saldırı Tayyip Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevine geliş biçimiyle olmuştur. Yani oradaki sembollerin indirilmesi; Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin, Hz Ali’nin resimlerinin indirilmesini gördük. Aslında bu da bir biçimiyle saygısızlık ve saldırıdır. Yani dilek ağacına yapılan fiili saldırıyı da tabii ki onun devamı olarak algılıyoruz. Her şeye rağmen Aleviler olarak bize yapılan saldırılara karşı yargı aracılığıyla çözüm yolu ararız. O anlamıyla güvensizliğimize rağmen bu yargı sürecini takip edeceğiz. Bizi tatmin edecek bir sonuç çıkacak mı pek inanmıyoruz açıkçası. Çünkü Madımak Oteli’ni yakanlar açısından bir sonuç çıkartmayan yargı sistemi var. Bu nedenle dilek ağacının yakılması konusunda bir yargı sonucu çıkacağına inanmıyorum” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERE KİN DUYUYOR”

    Özgür Kaplan, hükümetin yakın zamanda Alevi sorununa karşı yürüttüğü politikalara da değindi. Tayyip Erdoğan’ın söylemlerini samimi bulmadıklarını ifade eden Kaplan şu yorumda bulundu:

    “Tayyip Erdoğan’ın kendisi bizatihi çok iyi biliyor ki cemevini ziyaret ettiğinde Aleviler Tayyip Erdoğan’a oy vermeyecektir. Fakat Tayyip Erdoğan Aleviliği dizayn etme çabasından hiçbir zaman vazgeçmedi. ‘Hz. Ali’yi sevmek Alevilik ise en iyi Alevi benim’ diyordu. Ama ‘en iyi, en büyük Alevi’ Tayyip Erdoğan’ın bir tane valisi Alevi mi acaba sormak lazım. Ya da kabinesinde bir tane Alevi bakan var mı acaba? Fakat cümlesinin devamında içinde o kadar Aleviliğe karşı kin biriktirmiş ki onu görüyoruz. ‘Sapkın inançlar üzerine bina edilmiş…’ diye başlayan bir cümle kurdu. Nedir bu sapkın inanç? Yani bir otel odasında çocukları mı yakmış Aleviler? Ne yapmış bu Aleviler? Kur’an kurslarında ya da tarikat yurtlarında tecavüze uğrayan çocukları mı aklamış? Nasıl bir sapkınlık yapmışız biz? Birilerine canlı bomba olarak mı saldırmışız? Başka bir inanca ait olan ibadethaneye ‘cümbüş evi’ diyerek mi sapkınlık yapmışız? Ya da kendi toplumuna ‘sürtükler, çapulcular’ diyerek mi sapkınlık yapmışız? Yani Tayyip Erdoğan’ın Alevilere karşı duyduğu bir kin var. Yani 1500 yıllık bir içtihatı var. Biz de Kerbela’da Hüseyin’e taraf olan bir geleneğin sembolcüsüyüz. Anadolu Alevileri olarak da her zaman haksızlığa karşı durmaya devam edeceğiz.”

    “HİÇ BİR ŞEKİLDE SAMİMİ DEĞİL”

    Erdoğan’ın Hacıbektaş’ta yaptığı etkinliği de eleştiren Özgür Kaplan, “Düşünün ki bir ülkenin Cumhurbaşkanı, halkın organize ettiği bir etkinliğe karşı alternatif bir etkinlik yaptı. Hacıbektaş etkinlikleri biliyorsunuz ki 16 Ağustos’ta başladı ve bu Kültür Bakanlığı ile birlikte yapılan bir etkinlik. Yani resmi bir etkinlik aslında. Resmi etkinliğe alternatif bir etkinlik yaptı cumhurbaşkanı. Orada sözüm ona dergahı ziyaret etmiş oldu. Ama biz hiçbir şekilde yapılanları samimi bulmuyoruz” diye konuştu.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Ahmet Türk: Mücadele herkes için özgürlük getirecek

    Ahmet Türk: Mücadele herkes için özgürlük getirecek

    PİRHA-19 Ağustos’ta İçişleri Bakanlığı kararıyla görevden alınarak yerine kayyım atanan HDP’li Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Türk, Washington Post gazetesi için bir makale kaleme aldı. Türk yazısında özgürlüğe değer veren herkesin kendilerine katılma zamanının geldiğini vurguladı.

    19 Ağustos’ta İçişleri Bakanlığı kararıyla HDP’li Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir Belediyelerine kayyım atanarak belediye eşbaşkanları görevden alınmıştı. Yerine kayyım atanarak görevden alınan Mardin Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Ahmet Türk, Washington Post gazetesi için bir yazı kaleme aldı. Yazısında özgürlüğe değer veren herkesin kendilerine katılma zamanının geldiğini vurgulayan Türk’ün yazısının tamamı şöyle:

    31 Mart’ta Mardin Belediye Başkanı olarak yeniden seçildim. Ben ve Halkların Demokrat Partisi’ndeki (HDP) meslektaşlarımın çoğu açısından bu sıradan bir seçim değildi. Biz bu seçimde keyfi olarak elimizden alınan pozisyonları yeniden almak için çalışma yürüttük.

    İlk kez 2014 yılında Mardin’de belediye başkanlığına seçildim. Ancak beş yıllık görev süremin iki yılı geçmemişken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kürt siyasetine ve sivil topluma yönelik yoğun bir baskı uygulamaya başladı ve yaklaşık 100 HDP’li belediye başkanını görevinden alarak yerlerine devlet memurlarını atadı.

    Ben ve onlarca meslektaşım terör suçlamalarından hapsedilirken – ki gerçekte demokratik bir seçimi kazanmış olmaktı suçumuz – yerimize atanan kişiler halkın iradesini boğmaya çalıştı. Kürt dilini kamusal alandan çıkardılar, gösterileri bastırdılar ve kamu fonlarını diğer devlet yetkilileri için cömert hediyeler almak üzere harcadılar.

    Cezaevinden tahliye edildiğimde ve bir kez daha başkanlık koltuğu için seçim yarışına girmeme izin verildiğinde, seçmenlerime karşı yapılan hataları düzeltmeye kararlıydım.

    Ancak 19 Ağustos’ta tarih tekerrür etti. Televizyon haberlerinden, HDP’nin Diyarbakır ve Van belediye başkanlarıyla birlikte İçişleri Bakanlığı’nın emriyle bir kez daha görevden alındığımı öğrendim. O zamandan beri destekçilerimiz sokaklarda ve TOMA’larla, şiddetle, dövülmeyle karşı karşıya. Oysa ki tek istedikleri şey yapmış oldukları seçime saygı duyulması.

    Hepimiz teröre destek olmakla suçlanıyoruz. Gerçekte ise Erdoğan’ın kapsamı geniş bu suçlamasına hedef olan on binlerce insan gibi yaptığımız tek şey hükümetin tiranlık politikalarına karşı çıkmak. Biz üç belediye başkanı, Türkiye’deki üçüncü en büyük siyasi partiyi temsil ediyoruz. İlgili makamlar bütün adaylarımızın adaylıklarını seçimden önce onaylamışlardı. HDP’nin zaten güçlü olduğu yerlerde oy oranlarımızı artırarak seçimi kazanmıştık.

    Ama sonra 19 Ağustos çıkageldi. Ve daha önce birçok kez olduğu gibi, hükümet demokrasi ve güç arasında bir seçim yapmaya karar verdi ve ikincisini seçti.

    Bölgemizdeki on milyonlarca Kürt gibi ben de devlet baskısına yabancı değilim. 1973’te ilk kez TBMM’ye seçildiğimden beri sırf seçmenlerimin yapmam için beni seçtiği işi yaptığım için beş defadan fazla görevden alınıp cezaevine atıldım. HDP’ye katılmadan önce, hepsi de siyasi olan göstermelik davalar sonucu kapatılan Kürt yanlısı birçok partinin kuruluşunda yer aldım.

    Bu anti-demokratik saldırılar aslında sivilleri terörize eden ve barış sağlama çabalarını engelleyen bir yöntem olmasına rağmen ‘terörizm’ veya ‘ayrılıkçılık’ ile mücadele adına haklı çıkarılmaya çalışıldı. Uluslararası toplum, Erdoğan’ın bu yılın başlarında İstanbul belediye başkanlığı seçimini hangi cesaretle iptal ettiğini veya eleştirmenlerini mahkeme karşısına çıkarmadan neden cezaevinde tuttuğunu soruyorsa eğer, Erdoğan’ın seleflerinin geçtiğimiz on yıllarda Kürt halkı üzerinde bu taktikleri geliştirdiklerini de kabul etmeli, görmeli.

    Erdoğan şimdi de İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu bana yaptığı gibi tehdit ediyor. Erdoğan’ın ‘terörizm’ tanımı, yalnızca devletin sürekli hedeflediği kesimi değil aynı zamanda onlarla dayanışma göstermeye cesaret eden herkesi kapsayacak şekilde genişletildi. Bu, bir gerçeği her zamankinden daha net hale getiriyor: Türkiye, Kürt nüfusu için demokratik bir ülke olana kadar hiçbir vatandaşı için gerçek bir demokrasi olamaz.

    HDP’nin yapmaya çalıştığı şey işte budur ve bu yüzden halklara saldırmak pahasına kendilerini zenginleştirmek ve güçlendirmek için otokrasiyi kullanan devlet unsurları bize saldırıyor. Şimdi önemli olan bu anlayışın bir karşılığının olup olmadığıdır.

    Hem Türkiye’de hem de uluslararası düzeyde demokrasiye değer veren birçok kişi, partimizin demokrasiyi savunma çabaları saldırıya uğradığında sessiz kaldı. Adil bir seçimin geçersiz kılınmasına hiçbir tepki verilmediğinde, devlet aynı şeyi bir kez daha yapabileceğini görür. Partimiz ülkemizin tüm ezilen halkları için mücadele ediyor, çünkü mücadelenin herkes için daha fazla özgürlük getireceğine inanıyoruz. Özgürlüğe değer veren herkesin bize katılma zamanı geldi.

  • PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ifadeye çağrıldı

    PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ifadeye çağrıldı

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, İbrahim Kaypakkaya’yı övdüğü gerekçesiyle savcılık tarafından ifadeye çağrıldı. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan işkencede öldürülen devrimci önder olarak bilinen İbrahim Kaypakkaya’yı övdüğü gerekçesiyle savcılık tarafından ifadeye çağrıldı.

    Konuyu PİRHA ile paylaşan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, savcılıktaki ifadesinin bir saat sürdüğünü, terör ve teröristi övmekle suçlandığını belirtti.

    6 aydır devam eden bir soruşturma olduğunu söyleyen Kaplan, Ankara’da yapılan İbrahim Kaypakkaya anmasına PSAKD Genel Başkanı sıfatıyla davet edildiğini ve katıldığını kaydetti.

    İfadesinde THKPC ile bir bağlantısı olmadığını söylediğini belirten Kaplan, yöneltilen suçlamaları kabul etmediğini ekledi. Kaplan, ifadesinde ülkelerin yönetim biçimlerine ve yöneticilerine göre terör ve terörist kavramlarının değiştiğini belirttiğini de kaydetti. (HABER MERKEZİ)

     

  • İHD Dersim Şubesi’nden İnsan hakları savunucusu Av. Suna Bilgin açıklaması

    İHD Dersim Şubesi’nden İnsan hakları savunucusu Av. Suna Bilgin açıklaması

     PİRHA –  İnsan Hakları Derneği  (İHD) Dersim Şubesi , İnsan hakları savunucusu ve  İHD Dersim Şube sekreteri Av. Suna Bilgin’ne örgüt üyeliğinden 6 yıl 3 Ay hapis cezası verilmesine yönelik basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Suna Bilgin her zaman, her koşulda temel hak ve özgürlüklerin korunması ve insan haklarına saygının büyütülmesi için fedakarca uğraş vermiştir” denildi.

    İnsan hakları savunucusu ve Dersim İHD Şube Sekreteri Av. Suna Bilgin’in 11 Nisan 2018 tarihinde görülen davasında örgüt üyeliğinden 6 yıl 3 Ay hapis cezası verilmesine ilişkin İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi basın açıklaması yaptı.

    “SİYASAL İKTİDAR GİBİ DÜŞÜNMEYEN HERKESE CEZA”

    Av. Suna Bilgi’in her zaman ve her koşulda temel hak ve özgürlüklerin korunması ve insan haklarına saygının büyütülmesi için fedakarca uğraş verdiği belirtilen açıklamada, “Elbette sadece Av. Suna Bilgin’e ceza verilmiyor. Akademisyenlere, aydın ve yazarlara, insan hakları savunucularına, milletvekillerine ve seçilmiş diğer siyasetçilere, toplumsal muhalefet görevi yürüten grupların temsilcilerine ve bireylere; esasen siyasal iktidar gibi düşünmeyen herkese ceza veriliyor. Çünkü Türkiye’de ifade özgürlüğü (düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü) baskı altındadır” denildi.

    “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ TOPLUMSAL VAROLUŞUN TEMELİDİR”

    Açıklamada, “Oysa demokratik bir toplumda ifade özgürlüğü toplumsal varoluşun temelidir. Çünkü ifade özgürlüğü kişinin kanaatini diğerlerine bildirme, düşüncesini dışa vurma, kendisi dışındakilerle iletişime girebilme potansiyelinin gerçekleştirilmesidir. Özgür bir biçimde düşüncenin oluşumuna, yaşanmasına, açıklanmasına izin verilmeyen bir toplumda ise yurttaşlardan değil, ancak tek tip ve iktidarların istediği gibi programlanmış biat eden bireylerden söz edilebilecektir. Bu da hem demokrasinin hem de toplum olma halinin yok edilmesinden başka bir şey değildir” ifadeleri yer aldı.

    “TÜRKİYE’DE TERÖR TANIMI ALABİLDİĞİNE GENİŞ TUTULMUŞTUR”

    Bugün Türkiye’de anayasal ve siyasal ciddi yapısal sorunlar bulunmaktadır” denilen açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Türkiye’de terör tanımı alabildiğine geniş tutulmuştur. Hukukun üstünlüğü ilkesi uygulanmamakta ve bunun sonucunda AİHM içtihatları yok sayılmaktadır. OHAL nedeniyle yargı, tamamen siyasal iktidarın baskısı altındadır; bağımsız ve tarafsızlığını koruyamamaktadır. Siyasal iktidar otoriterleşerek demokrasiden tümüyle uzaklaşmış ve böylece ifade özgürlüğünü baskı altına almış, adeta yok etmiştir.”

    “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN OLMADIĞI YERDE DEMOKRASİDEN  SÖZ EDİLMEZ”

    İnsan hakları savunucusu ve Dersim İHD Şube Sekreteri Av. Suna Bilgi’ne örgüt üyeliğinden verilen 6 yıl 3 ay hapsi cezası nedeniyle İHD Dersim Şubesinde yapılan basın açıklamasında son olarak şunlar kaydedildi:

    “İfade özgürlüğünün olmadığı yerde demokrasiden bahsedilemez! Bu nedenle Türkiye için acilen ifade özgürlüğü (düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü) istiyoruz. İnsan hakları savunucuları üzerindeki baskılara son verilmesini ve Av. Suna BİLGİN’e verilen cezayı kabul edilemez olduğunu bir kez daha ifade etmek istiyoruz.” (HABER MERKEZİ)

                                                                                               

  • ‘Terör örgütü’ demek için 12 seneye ihtiyaç duydunuz’

    ‘Terör örgütü’ demek için 12 seneye ihtiyaç duydunuz’

    “FETÖ İLE BİRLİKTE TSK’YA KUMPAS KURDUN”

    Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ, akşam saatlerinde bir restoranda vatandaşlarla buluştu.

    Salonu dolduran yaklaşık 200 kişiye seslenen Özdağ, Başbakan Binali Yıldırım’a tepki göstererek, “Bir terör örgütünün mektubunu dünyaya okudunuz. Kimmiş terör örgütleriyle iç içe yan yana olan? Sizsiniz. Binali Yıldırım, Iğdır’da yaptığı konuşmada Türk milliyetçilerine çamur attı. FETÖ bizi kandırmış. Şimdi buna aslında cevap vermemek gerek ama Binali Yıldırım, sen terör örgütünün terör örgütü olduğunu anlaman için 12 seneye ihtiyaç duydun. Çocuklar bile biliyordu sen bilmiyordun, anlamıyordun. O silahlı terör örgütüyle birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri’ne kumpas kurdun. O terör örgütüne İçişleri ve Dışişleri Bakanlığı’nı sen teslim ettin. Bize çamur atma, çamur senin yüzünde. Sayın Başbakan, senin bir belediye başkanın, bir utanmaz adam, bir ahlaksız adam dedi ki ‘Bazı kanı bozuklar 1923’de darbe yaptılar. Osmanlıyı yıktılar Cumhuriyet’i kurdular.’ O adam hala senin belediye başkanın. Sen ona ne cevap verdin? Sen onu bir söyle. Ona hangi cezayı verdin? Partinden attın mı? Hayır. Türk Bayrağı’nı indirip bundan önceki devletimizin bayrağını çeken Karacabey belediye başkanına ‘Sen ne yapıyorsun’ dedin mi? Hayır” diye konuştu.

    İLGİLİ HABERÜmit Özdağ: ''Ben Binali Yıldırım'ın hayır oyu vereceğini düşünüyorum''Ümit Özdağ: ”Ben Binali Yıldırım’ın hayır oyu vereceğini düşünüyorum”

    “BARZANİ DENEN AHLAKSIZ KERKÜK KALESİNE BAYRAK ÇEKTİ SUSTUNUZ”

    Mesut Barzani’nin İstanbul Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi’ne gelişi sırasında kapının önündeki direğe Kürdistan Bölgesel Yönetimi bayrağı çekilmesine de tepki gösteren Özdağ, şunları söyledi:

    “Barzani’yi ülkeye getirdiniz ve uluslararası yasalara aykırı olmasına rağmen adamın flamasını Türkiye’de Türk sancağının yanına çektiniz. Utanmadınız bunu yapmaya. Bütün dünyada bu adamın liderlerle çekilmiş fotoğrafları var. Hepsinde Irak bayrağı var hiç bölgesel yönetim bayrağı yok. Yetmedi, Barzani denen ahlaksız Kerkük’te Kerkük kalesine bayrak çekti. Birleşmiş Milletler bile eleştirdi siz sustunuz.

    DHA

  • ‘Türkiye’nin en büyük sorunu yaşam kaygısı’-VİDEO

    ‘Türkiye’nin en büyük sorunu yaşam kaygısı’-VİDEO

    PİRHA-Hükümet Sözcüsü Kurtulmuş’un, “Referandumda evet çıkarsa terör biter” şeklindeki açıklamasına tepki gösteren Hozat Kültür ve Kalkınma Derneği Başkanı Ali Haydar Çavuş, “Halkı tehditle, terörle yıldırmaya çalışıyorlar” dedi. 

    Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, “Referandumda evet çıkmazsa terör artar, kaos çıkar” şeklindeki sözlerine Alevi kurum ve kuruluşlarından sert tepkiler gelmeye devam ediyor. Kurtulmuş’un, sözlerine ilişkin Hozat Kültür ve Kalkınma Derneği Başkanı Ali Haydar Çavuş PİRHA‘ya konuştu.

    Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un yaptığı açıklamaya çokta yabancı olmadıklarını vurgulayan Ali Haydar Çavuş, “1 Kasım seçimlerinde de dönemin Başbakan’ı Ahmet Davutoğlu “İktidar olmazsak 90’larda olduğu gibi Beyaz Toroslar tekrar sokaklarda dolaşacak” şeklindeki açıklamaları ile açık açık halkı tehdit etmişti” diye konuştu.

    “YAPTIKLARI POLİTİKAYA KENDİLERİ DE İNANMIYOR”

    Çavuş, “Her zamanki politikaları… Halkı tehdit ve şantajla korkutup sindirmek istiyorlar. Yaptıkları politikalara kendileri de inanmadığı için şiddetle, tehditle, terörle, toplumu yıldırmaya çalışıyorlar” ifadesini kullandı.

    “TÜRKİYE’DE YAŞAM KAYGISI YAŞANIYOR”

    Türkiye’de en büyük ve en önemli sorunun yaşam kaygısı olduğunun altını çizen Çavuş şunları ifade etti:

    “Türkiye’de yaşam kaygısı var. İnsanlar artık işinden, aşından, ekmeğinden daha çok yaşamlarını sürdürebilecekler mi kaygısı ve endişesi içindeler. Her an nerede bombalar patlayacak, insanlar nerede yine katledilecek, evlerinin ne zaman basılacağı kaygısı, endişesi ve korkusu içinde yaşıyorlar. Açta kalsak sorun değil ancak yaşama kaygısı içinde yaşamak şuan Türkiye’nin en büyük sorunu olduğunu düşünüyorum.”

    Kurtulmuş ne demişti?

    “‘Referandumda ‘evet’ çıkmasın, diye terör örgütlerini de kullanarak Türkiye’de bir korku atmosferi oluşturabilirler, halkı canından bezdirecek bir noktaya getirebilirler. Bununla ilgili her türlü tedbirlerimizi alıyoruz. Allah’ın izniyle referandumda büyük oranda ‘evet’ çıktıktan sonra da bu terör örgütleri, hiçbir şekilde sesi soluğu çıkmayacak noktaya gelirler. Bu motivasyonlarını da kaybederler.”

    İsmet Sefer/İSTANBUL

    HABERİN VİDEOSU

    İsmet Sefer – İSTANBUL

  • ‘Referandumda yüzde 60’a yakın HAYIR çıkar’ – VİDEO

    ‘Referandumda yüzde 60’a yakın HAYIR çıkar’ – VİDEO

    PİRHA – Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş’un “Referandumda evet çıkmazsa terör ve kaos artar” sözlerine tepkiler çığ gibi büyüyor. 

    Hükümet sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un “Referandum da evet çıkmazsa terör ve kaos artar” şeklindeki sözlerine yönelik PİRHA’ya konuşan HDP İstanbul Milletvekili Erdal Ataş, “Bu açıklamalar yaşanan şiddet ve kaostan genel olarak hükümetin sorumlu olduğunun göstergesidir” dedi.

    “İKTİDAR KENDİ ELİYLE HALKINA ŞİDDET VE TERÖR UYGULUYOR”

    Aslında Numan Kurtulmuşun yaptığı açıklamaların doğru olduğunu belirten İstanbul HDP Milletvekili Erdal Ataş, “Çünkü iktidar referandumda evet çıkarmak için;  toplumu, sindirmeye, korkutmaya, biat ettirmeye çalışıyor. Yasama, yürütme ve yargıyı kullanarak kendi eliyle halkına şiddet ve terör uygulamaktadır. Ama unuttukları bir şey var; toplumun yarısından fazlasını oluşturan Aleviler, demokratlar ve aydınlar bu kirli politikaların farkında ve bilincinde” diye konuştu.

    “İŞİD VE BENZERİ TERÖR ÖRGÜTLERİ DESTEKLENİYOR”

    İktidarın, İŞİD ve benzeri terör örgütlerinin Türkiye’de örgütlenmesine destek verdiğini belirten Ataş, devletin, Ortadoğu da sürdürülen şiddet politikalarına karşı, demokratik güçleri desteklemek yerine daha çok şiddet eğilimli güçlerin ve örgütlerin desteklendiğini ifade etti.

     “ALEVİLER HEDEF HALİNE GETİRİLMEKTEDİR”

    HDP’li Vekil Erdal Ataş, “Gerici düşünce ve güçler desteklenerek Aleviler hedef haline getirilmektedir. Alevilerin tek isteği bu ülkede yaşayan Ezidi, Sunni, Kürt ve Türk herkesin eşit hakka sahip olmasıdır” dedi.

    Demokrasi mücadelesi veren Alevilerin, demokratlar ve yurtseverlerin devletin tekçi zihniyetini teşhir ettiğine işaret eden Ataş,  AKP’nin ise toplumu baskı altına alarak ve şiddet uygulayarak iktidarlığını kalıcı hale getirmeye çalıştığını kaydetti.

    “ REFERANDUMDA YÜZDE 60’A YAKIN HAYIR ÇIKAR”

    Erdal Ataş referanduma ilişkin şunları ifade etti:

    “Toplumun itirazı referanduma yansır mı, yansımaz mı, bilmiyorum ama ülkede ‘HAYIR’ oranı yüzde 60 düzeyinde olduğu ortadadır. Milliyetçiler, mütedeyyinler, Aleviler, Kürtler, demokratlar, kadınlar, işçiler ve emekçilerin tümü bu politikaya karşı ‘HAYIR’ çatısı altında birleşmektedirler.”

    “BU IRKÇI, AYRIMCI POLİTİKA MAHKUM EDİLMELİ”

    Ortak bir mücadele vererek bu süreci yürütmek gerektiğini vurgulayan Ataş, “Bu ırkçı, ayrımcı politika mahkum edilmeli aksi halde Alevilere,  Demokratlara, Kürtlere rahat yüzü olmayacaktır. Bu baskıcı, ırkçı, ayrımcı zihniyetin bir daha geri gelmemesi için elimizden gelen her şeyi yapmalı, toplumu daha demokratik daha eşit bir yaşama  ikna etmeliyiz” diye konuştu.

    Kurtulmuş ne demişti?  

    “‘Referandumda evet çıkmasın’ diye terör örgütlerini de kullanarak Türkiye’de bir korku atmosferi oluşturabilirler, halkı canından bezdirecek bir noktaya getirebilirler. Bununla ilgili her türlü tedbirlerimizi alıyoruz. Allah’ın izniyle referandumda büyük oranda ‘evet’ çıktıktan sonra da bu terör örgütleri, hiçbir şekilde sesi soluğu çıkmayacak noktaya gelirler. Bu motivasyonlarını da kaybederler.”

    HABERİN VİDEOSU

    İsmet SEFER – İSTANBUL

  • ‘Referandumda hile ile Evet çıkarmak istiyorlar’ – VİDEO

    ‘Referandumda hile ile Evet çıkarmak istiyorlar’ – VİDEO

    PİRHA – Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, “Referandum da evet çıkarsa terör biter” açıklamasına yönelik tepkiler devam ediyor. Alevi önde gelenlerinden Servet Demir, referandumda hile yoluyla ‘Evet’ çıkarmak istediklerine işaret etti. 

    PİRHA’ya konuşan Alevi önde gelenlerinden Servet Demir, “ Talihsiz bir açıklama olarak gördüğünü belirterek, “14 yıldır iktidar olan AKP’nin tüm gücü elinde toplamasına rağmen ülkede derin krizlere yol açmıştır” dedi.

    “YANLIŞ POLİTİKALAR TERÖRÜ TÜRKİYE’NİN İÇ FAKTÖRÜ HALİNE GETİRDİ”

    AKP’nin ‘Büyük Türkiye Projesiyle’ iktidara geldiğini ancak ülkede gün geçtikçe ekonomik krizin büyüdüğünü, terör olaylarının arttığını vurgulayan Demir, şunları kaydetti:

    “Bu yanlış politikalar yüzünden terör Türkiye’nin iç faktörü haline gelmiştir. 1 Kasım seçimlerden sonra HDP’yi siyaset dışı bırakarak,  MHP ile birlikte mevcut tekçi bakışı Türkiye’de egemen kılınmaktadır. Tarihsel, felsefik, sosyal ve geleneksel anlamda bir birikime sahip olan Türkiye’de tüm yetkilerin bir kişiye verilmesi diğer farklılıkların yok sayıldığını ifade eden Demir, “Diktatörlük modelini egemen kılarak tüm hak ve özgürlükler yok sayılıp ülke savaşa sokulmak isteniyor.”

    “TERÖR OLAYLARINDAN İKTİDAR SORUMLUDUR” 

    Servet Demir, “Aslında iktidarın evet çıkmazsa ülkede bombalar patlar, kaos çıkar, terör örgütleri kol gezer gibi açıklamaları, zorba tutumları iktidarın kendine güvensizliğini gösteriyor” diyerek,  Türkiye’de yaşanan patlamalardan ve terör olaylarından iktidarın sorumlu olduğunun altını çizdi. Demir, istihbarat, askeri güç ve tüm yetkilerin bu iktidarın emrinde ve yetkisinde olduğuna işaret etti.

    “REFERANDUMDA HİLE HURDA İLE EVET ÇIKARMAK İSTİYORLAR”

    Demir OHAL’in devam ettirilmesine de tepki gösterdi.

    “OHAL’in devam ettirilerek seçime gidilmesinin nedeni halkın sağlıklı bilgi almasını engellemek, iktidara karşı kesimleri sindirmek ve karşısında muhalefet yapan tüm güçleri yok edip, referandumda hile hurda ile evet çıkarmak istiyorlar. Bunların hepsini, oyunun bir parçası olarak görüyorum.”

    HABERİN VİDEOSU

    İsmet SEFER – İSTANBUL

     

  • Bakanlıktan saldırılara karşı ‘imamlı önlem’

    Bakanlıktan saldırılara karşı ‘imamlı önlem’

    İçişleri Bakanlığı terör saldırılarını önlemesi gerekirken, 81 ile gönderdiği genelge de saldırıların kamu tedbirleriyle önlenemeyeceğini savunarak saldırılara karşı psikososyal destek kapsamında din görevlerinin görevlendirileceğini bildirdi.

    Türkiye’yi kana bulayan bombalı saldırıları önleyemeyen AKP hükümeti, bunun yerine toplumu “terörle” yaşamaya alıştıracak bir sistem kurma kararı aldı. İçişleri Bakanı Soylu 22 Aralık 2016’da İçişleri merkez teşkilatı ile 81 valiliğe “Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi” başlıklı bir genelge gönderdi. 2016/27 sayılı genelgede Soylu, “yurtiçinde kamu düzenini ve güvenliğini ciddi şekilde bozucu nitelikte olayların yönetimi ve koordinasyonu” amacıyla bakanlıkta “Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi’nin kurulacağı talimatını verdi. Soylu, valiliklerde de benzer birimlerin Emniyet Müdürü, Sahil Güvenlik Birimi, İl Göç İdaresi Birimi, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü, Aile ve Sosyala Politikalar Müdürlüğü, müftülük, Kızılay Başkanı ve sivil toplum kuruluşu ile özel sektör temsilcilerinden oluşacağını bildirdi.

    Soylu genelgesinde, valiliklerde merkez ile Bakanlık’taki koordinasyon merkezinin kurulma amacını uzun bir metinle anlattı. Soylu, “Son yıllarda dünyada ve ülkemizde toplumun düzenini ve güvenliğini, vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini olumsuz etkileyen, huzurunu bozan, yaşam standardını ve kalitesini düşüren, bireylerin ve toplumun refahını azaltan olaylarda artış gözlemlenmekte ve bu olaylar yönetimsel açıdan daha karmaşık, çok katmanlı, bütün toplum kesimlerini ve kurumsal yapıları etkileyen bir özellik göstermektedir” ifadelerini kullandı.

    ‘KAMU ELİYLE OLMAZ’

    Bu sorunların toplum, vatandaş, sosyal yapılar, ekonomi ve kamu yönetimine ilave yük ve sorumluluklar getirdiğini kaydeden Soylu, “Karşı karşıya kaldığımız bu yeni nesil sorunların karakter, nitelik, içerik ve kapsamına bakıldığında bunların sadece kamu eliyle alınacak tedbirlerle çözülmesi mümkün gözükmemektedir. Bütün bu sorunlarla mücadele ederken, kamunun yanı sıra sivil toplum, iş dünyası, halk ve ilgili bütün aktör kesimlerin yönetim süreçlerine dahil edilerek katılımcılığın ve sahiplenmenin arttırılması; vatandaşı merkeze alarak oluşan ve oluşması muhtemel mağduriyet ve zararların giderilmesi için yeni bir yaklaşım ortaya konulması önem arz etmektedir” dedi.

  • Kurtulmuş, terörün bitmesini ‘Evet’e bağladı

    Kurtulmuş, terörün bitmesini ‘Evet’e bağladı

    Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, suikastların ve canlı bomba eylemlerinin devam edebileceğini belirterek, “Allah’ın izniyle referandumda büyük oranda ‘evet’ çıktıktan sonra da bu terör örgütleri, hiçbir şekilde sesi soluğu çıkmayacak noktaya gelirler” dedi.

    Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Kurtulmuş anayasa referandumuna ilişkin terörle mücadele konusunda kampanya yürüteceklerini açıkladı.

    Kurtulmuş, “Referandum süreci öncesinde ‘siyasi suikastler düzenleneceği ve toplumda bir kaos ortamı oluşturulacağı’ şeklinde iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Üst düzee isimlere yönelik önlemler alındı mı?” sorusunu yanıtlarken, Türkiye’nin 2015 Temmuz ayından bu yana, Suruç ve Ankara saldırılarından itibaren artarak devam eden terör saldırılarıyla karşı karşıya olduğuna dikkat çekti.

    Kurtulmuş, şöyle devam etti:

    “Bundan sonra da suikastler, canlı bombalar, vesaireler bunlar devam edebilir. Terör örgütleri neden bu kadar yakın stratejik işbirliği içerisinde? Türkiye’ye diz çöktürmek istiyorlar. Arkasındaki güçlerle, bunların sırtını sıvazlayan ağa babalarıyla birlikte Türkiye’nin güçlü bir şekilde yoluna devam etmesini engellemek istiyorlar. Şimdi referandum sürecinin, onlar için ayrı bir motivasyon unsuru olduğu kanaatindeyim. ‘Aman şu referandumda evet çıkmasın’ diye terör örgütlerini de kullanarak Türkiye’de bir korku atmosferi oluşturabilirler, halkı canından bezdirecek bir noktaya getirebilirler. Bununla ilgili her türlü tedbirlerimizi alıyoruz. Allah’ın izniyle referandumda büyük oranda ‘evet’ çıktıktan sonra da bu terör örgütleri, hiçbir şekilde sesi soluğu çıkmayacak noktaya gelirler. Bu motivasyonlarını da kaybederler.

    Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş, “Anayasa değişikliği teklifi Meclis Genel Kurulu’nda 339 oyla kabul edildi. Cumhurbaşkanı’nın onayından sonra referandum sürecine geçilecek. Burada AK Parti’nin yürüteceği kampanyanın teması ne olacak?” sorusu üzerine, AKP’nin kampanya süreciyle ilgili çalışmalara başladığına dikkati çekti.

    Çok hızlı bir şekilde kampanyanın stratejisinin, öne çıkarılacak sloganların, öncelik verilecek konuların tespit edileceğini belirten Kurtulmuş, şöyle devam etti:

    “Büyük ihtimalle, bunun bir rejim değişikliği değil, sistem değişikliği olduğu,Türkiye’nin etkin bir yönetim modeline kavuşması, büyüyen, gelişen, güçlü bir Türkiye için en önemli hususlardan birisi olduğu ana fikri üzerine oturacak bir kampanya yürüteceğiz. Özellikle terörle mücadele konusunda gelinen nokta, son aylarda sağlanan çok ciddi başarılar ve daha güçlü bir hükümet modeliyle, daha seri karar alan bir yürütme modeliyle terörün de üstesinden daha rahat gelinebileceği fikriyle bir kampanya yürütülecek. Ümit ediyorum ki kampanyamıza halkın büyük çoğunluğu evet oyu vererek, parlamentonun onayladığı bu metni yasalaştıracak, bu maddeler, Türkiye’nin yeni anayasa metninin içine girmiş olacak.”

    “MHP İLE ORTAK KAMPANYA YÜRÜTÜLMESİ SÖZ KONUSU DEĞİL”      

    “Referandum çerçevesinde, MHP ile AKP’nin birlikte kampanya yürütmesi, ortak miting yapması öngörülüyor mu?” sorusuna Kurtulmuş, “Hayır. MHP ve AK Parti bu süreçte son derece şeffaf bir süreci yürüttüler. Başından itibaren Sayın Devlet Bahçeli, Türkiye’nin milli menfaatleri, beka meselesini göz önünde bulundurarak, özellikle terörle mücadelede gelinen noktadaki hassasiyetleri göz önünde bulundurarak bu konuda ‘evet’ diyeceklerini ortaya koydu” karşılığını verdi.

    Yapılan müzakerelerle MHP’nin de oy vereceği bir teklifin ortaya çıktığını ve bunun TBMM’de kabul edildiğini anımsatan Kurtulmuş, “İki farklı partinin bir anayasa değişiklik paketine ‘evet’ oyu vermesiyle bir müştereklik söz konusudur. Ama her iki parti de kendi öncelikleri bakımından bir referandum kampanyası yürütecektir. AK Parti ve MHP’nin ortak bir referandum kampanyası yürütmesi söz konusu değildir. MHP, kendisince önemli gördükleri noktaları anlatacak, biz de AK Parti olarak kendi önceliklerimiz etrafından bir kampanya yürüteceğiz. Her ikisi de evet kampanyası olacak” ifadesini kullandı.

  • ‘Terör 2017’de devam edecek’

    ‘Terör 2017’de devam edecek’

    Ankara’da geçtiğimiz yıl 13 Mart’ta 34 kişinin hayatını kaybettiği saldırının ardından “Bir süre terörle yaşamaya alışmamız gerekiyor” diyen Abdulkadir Selvi, bu defa “Terör 2017’de devam edecek” dedi.

    Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi,  bugünkü köşesinde “30 Aralık Cuma günü akşam 20.00 civarında Amerika menşeili ciddi bir istihbarat alındı” diye yazdı.

    ABD, TÜRKİYE İLE İSTİHBARAT PAYLAŞTI

    “İstihbaratta, DAEŞ’in yılbaşı gecesi Ankara’da 1, İstanbul’da ise 2-3 hedefe yönelik terör saldırısında bulunacağı bildiriliyordu” diyen Selvi,  “Amerika’nın verdiği istihbarat önemli ama geneldi. İstanbul’da bir mekân belirtilmiyordu. Amerikalıların daha ileri hedefleri belirledikleri, Türkiye ile ancak bu kısmı paylaştıkları kanaati oluştu. İstanbul için sağlanan istihbaratın kıymetlendirilmesi yapılsa, Reina gibi eğlence mekânlarına ilişkin bir ipucu yakalanabilir miydi?” dedi.

    OKLAR IŞİD’İ GÖSTERİYOR

    “Reina’daki saldırıya ilişkin oklar DAEŞ’i gösteriyor. Zaten Amerika yukarıdaki istihbaratı DAEŞ’e yönelik teknik dinleme sırasında elde etti” bilgisini paylaşan Selvi, şöyle devam etti: “Atatürk Havalimanı’na yapılan saldırıda da bunu görmüştük. Orada İstanbul’daki yerel yapılanma devre dışı bırakılmış, Çeçen-Uygurlardan oluşan bir birim görevlendirilmişti. Reina saldırısında da istihbarat birimlerine takılmaması için yerel birimlerin devre dışı bırakıldığı anlaşılıyor. Ama eylem için önceden bölgeye gelerek keşif yapan bir ekip var.

    TERÖR DEVAM EDECEK

    Bu saldırı da gösteriyor ki, terör 2017’de devam edecek. Durum ciddi. Genel önlemlerle bu işin altından kalkamayız. Reina saldırısı gösterdi ki, terör örgütleri yeni bir terör konseptini sahaya sürdü. Buna göre yeni bir stratejiye ihtiyaç var.

     

  • CHP mecliste görüşme istedi

    CHP mecliste görüşme istedi

    CHP Grup Başkanlığı tarafından, ‘Türkiye’nin yönetilemediği’ gerekçesiyle TBMM’de genel görüşme yapılmasını istedi. Grup Başkanvekilleri Levent Gök, Engin Altay ve Özgür Özel’in imzasıyla verilen görüşme önerisinde 2013 yılından bu yana yaşanan terör saldırıları sıralanarak, “Türkiye’nin her türlü provokasyona açık bir hale getirildiğini ortaya koymuştur. Tüm bu yaşananlar Türkiye’nin yönetilemediğini tartışmasız şekilde ortaya koymaktadır” denildi.

    Başvuru dilekçesinde, “Siyasi iktidarın izlediği ve Türkiye’yi savaşın cephesi ve bekası tartışılan bir ülke konumuna taşıyan yanlış dış politika uygulamalarının belirlenmesi, tırmanan terör olaylarının önlenememesinin nedenlerinin tespiti ile toplumsal barışın, birlik ve beraberliğin sağlanması için alınması gereken önlemler konularını ele almak amacıyla Anayasanın 98 inci, TBMM İçtüzüğünün 101, 102 ve 103 üncü maddeleri gereğince Genel Görüşme açılmasını arz ve teklif ederiz” denilen görüşme talebinde Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’a yönelik suikast için de, “Türkiye’nin her türlü provokasyona açık bir hale getirildiğini ortaya koymuştur” denildi.

    “GÖRÜŞÜLMESİ ÖNEM TAŞIYOR”

    Başvuru gerekçesinde şu görüşler ifade edildi, “Türkiye terör örgütlerinin hedefi haline gelmiş, sokaklarında dolaşılamayan, uluslararası organizasyonların yapılamadığı, polis ve askerinin ülkenin her noktasında hedef haline getirildiği bir ülke konumuna gelmiştir. Terör örgütleri ülkenin her noktasında eylem yapabilecek kabiliyete ulaşmıştır. Terör örgütlerinin önlenemeyen eylemleri ile Türkiye uluslararası alanda sürüklenen ve başkaları tarafından yönlendirilebilecek bir ülke haline getirilmiştir. Bu duruma gelinmesinde izlenen yanlış dış politika çizgisi ile terör olaylarının neden ve sonuçlarının siyasi iktidarca doğru teşhis edilemediğinin payının bulunduğuna kuşku yoktur.” Başvuruda Türkiye’nin geldiği tehlikeli durumun TBMM Genel Kurulunda ele alınmasının önem taşıdığı ifade edildi.

    CHP’nin sıraladığı saldırılar

    11 Şubat 2013 tarihinde Cilvegözü Sınır Kapısında 14, 11 Mayıs 2013 tarihinde Hatay Reyhanlı’da 52, 5 Haziran 2015 tarihinde Diyarbakır’da 5, 20 Temmuz 2015 tarihinde Şanlıurfa Suruç’ta 34, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı kavşağında 103, 12 Ocak 2016 tarihinde İstanbul Sultanahmet’te 12, 17 Şubat 2016 tarihinde Ankara Merasim Sokakta 29, 13 Mart 2016 tarihinde Ankara Kızılay’da 71, 19 Mart 2016 tarihinde İstanbul İstiklal Caddesinde 4, 7 Haziran 2016 tarihinde İstanbul Vezneciler’de 12, 28 Haziran 2016 tarihinde İstanbul Atatürk Havalimanında 41, 11 Ağustos 2016 tarihinde Mardin Kızıltepe’de 1, 15 Ağustos 2016 tarihinde Diyarbakır’da 5, 17 Ağustos 2016 tarihinde Van’da 3, 18 Ağustos 2016 tarihinde Elazığ’da meydana gelen patlamada 3, 11 Aralık 2016 tarihinde İstanbul Beşiktaş’ta 45 ve son olarak Kayseri’de 14 kişi yaşamını yüzlerce kişinin yaralandığı saldırılar ile Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’a yönelik suikast. (HABER MERKEZİ)