Etiket: tevfik usluoğlu

  • Tevfik Usluoğlu: Suriye’de 12 bine yakın kadın kaçırıldı-VİDEO

    Tevfik Usluoğlu: Suriye’de 12 bine yakın kadın kaçırıldı-VİDEO

    PİRHA – ASİ-DER Başkanı Tevfik Usluoğlu, Suriye’de devam eden Alevi katliamıyla birlikte kaçırılan kadınların durumuna ilişkin konuştu. Suriye’de birçok kadının kayıp olduğunu belirten Usluoğlu, “Kendi coğrafyalarında birer köle olmanın ötesinde uluslararası güçler tarafından Alevilere şu ana kadar bir şey biçilmedi. 12 bine yakın kadının kaçırıldığı ve İdlib ya da Türkiye’ye gönderilip cariye olarak satıldığı konusunda birçok bilgi paylaşılmakta” dedi.

    Uzun yıllardır süren Suriye’deki Alevi katliamları 2025 Şubat ayı itibariyle farklı bir yöne evrildi. Toplu kıyımların ardından HTŞ’ye bağlı gruplar, Alevi kadınlarını kaçırarak tecavüz edip köle pazarlarında sunmaya başladı. Kimi kadınların ailelerinin aranıp fidye istendiği bilgileri de yaygınlık gösterdi.

    Antakya Samandağ İskenderun İlçeleri Kültür Yardımlaşma Dayanışma ve Çevre Gönüllüleri Derneği (Asi-Der) Başkanı Tevfik Usluoğlu da katliamların yaşanmaya devam ettiğini belirtti.

    “TOPLU MEZARLAR ÇIKMAYA BAŞLADI”

    Tevfik Usluoğlu, Aralık 2024’de Suriye’deki yönetimin el değiştirmesiyle birlikte “bölgenin kaderinin de değiştiğini” söyleyerek gelinen süreci şu cümlelerle anlattı:

    “Suriye Devleti çöktü ve insani felaket daha da büyük bir noktaya geldi. Devletin çökmesiyle birlikte Alevi örgütlenmesi de çöktü. İnsani, vatandaşlık kimlikleri ellerinden alındı. 6 Mart’la birlikte bu süreç artık düşük yoğunluklu bir tehdit ya da düşük yoğunluklu bir tehdit katliam olmaktan çıkıp sistematik bir katliama ve soykırıma dönüştü. Özellikle Hama-Humus hattında birçok köyün boşaltıldığını çok iyi biliyoruz. Birçok köyden şu an toplu mezarlar çıkmaya başladı. Bunun temelinde uluslararası komplonun getirdiği yeni bir proje var. Bugün uluslararası güçler bunu açık açık söylüyorlar.

    Banyas şehir merkezinde neredeyse şu an Alevi bırakılmadı. Katliamlardan sonra denizden cesetler çıktı. Cesetlerin yakıldığı konusunda birçok görüntü geldi. Örneğin Muhtariye köyünde bir tane insan kalmadı ki tanıdığımız, bildiğimiz birçok insan katledildi.

    ALEVİ KADINLARIN TÜRKİYE’DE PAZARLANDIĞI İDDİASI!

    Yazar Tevfik Usluoğlu, Suriye’de 2011’den buyana katledilen Alevilerin sayısının 300 bini geçtiğini vurguladı. Kaçırılan kadınların birçok ülkede pazarlandığını söyleyen Usluoğlu, şu bilgileri paylaştı:

    “Son dönemde Lazkiye kırsalında yangınlar öne çıkarıldı. Tabiat parkı olarak kabul edilen ve özellikle Ortadoğu’daki en gelişkin ormanların olduğu bölge olarak kabul ettiğimiz bu alanda neredeyse yeşil alan bırakılmadı.

    Burayla ilgili iddia şu; bu alanlar yakılıp özellikle kemer oluşturmak isteniyor. Alevilerin, Türkiye’de ve diğer Alevilerle iletişimini kesmek ve onları denize doğru kaydırmak amacıyla burada cihadistleri yerleştirmeye dönük bir çabanın olduğu iddiası var var.

    6 Mart’tan şu ana kadar katledilen Alevi sayısı konusunda kesin bilgilere sahip olmazsak da iddia şudur; 55 binin üzerinde Alevi’nin katledildiği, 12 bine yakın kadının kaçırıldığı ve İdlib hattında ya da farklı ülkelere; Türkiye’ye gönderilip cariye olarak satıldığı konusunda birçok bilgi paylaşılmaktadır.”

    6 MART’TAN SONRA KATLİAMLARIN YÖNTEMİ DEĞİŞTİ!

    Suriye’deki Alevilerle temas halinin sürdüğünü söyleyen Usluoğlu, kaçırma vakalarıyla ilgili şu bilgileri verdi:

    “Motivasyon Alevi öldürme üzerine kuruluydu. Erkekler ağırlıklı olarak öldürülürken 6 Mart’tan sonra artık herkes öldürülmeye başlandı ve kaçırılan kadınlar, Ezidi kadınları gibi özellikle buna IŞİD döneminde şahit olduk, kadınlar kaçırılıyor ve cariye olarak satılıyor, birçok cihadistin tecavüzüne uğruyor ve ardından biriyle evlendiriliyor. Mesela Muhtariye’deki birçok kadın kaybolmuş durumda. Zeytin koparmaya giderken, işte okuluna gitmeye çalışan kadın ya da evinden çıkıp başka bir alana geçmeye gitmeye çalışan kadınların kaçırıldığı konusunda birçok bilgi gelmeye başladı. Aleviler, kendi coğrafyalarında birer köle olmanın ötesinde Alevilere uluslararası güçler tarafından şu ana kadar bir şey biçilmedi.”

    “BİRİLERİNİN DÜŞMAN İLAN EDİLMESİ GEREKİYORDU!”

    Suriye’de kaçırılan kadınların ailelerine Türkiye’ye ait telefon numaraları ile ulaşıldığı iddia edilmekte. İstenilen fidyenin de yine Türkiye’deki bankalara yönlendirildiği iddialarına yönelik Tevfik Usluoğlu, şu yorumu yaptı:

    “Şu an uluslararası güçlerin ya da emperyalizmin en kullanışlı aparatı siyasal İslam ve selefilik. Evet bugün kara para aklama ya da eroin ticareti ya da kadın ticareti anlamında cihadistlerin parasını Türkiye üzerinden aktarması ya da buradan aklaması meselesi ise çok ciddi bir mesele. Bu iddialar karşısında uluslararası hukukun, Türkiye’deki ilericilerin ve bu konuda yetkili olan herkesin bir an önce devreye girmesi gerekiyor. Çünkü bu mesele açıkçası Türkiye’deki her kesimi yakacak bir mesele. Ve bu açıklamaları yaparken kimse yanlış anlamasın. Biz Antakyalıyız. Şu evde doğsaydık Sünni olabilirdik. Şu evde doğsaydık Hristiyan ya da Yahudi. Bu evde doğduğumuz için Alevi olduk.

    Alevilik, Şiilik ya da Sünnilik olmaktan çok, dünyada yaşanan ekonomik krizin finansını sağlamak amacıyla birilerinin düşman ilan edilmesi ve coğrafyalarının barbarca talan edilmesi üzerine kurulu ve bugün Alevilerden, Şiilerden ya da Hristiyanlardan çok en kullanışlı aparat Sünni gençlik olarak devreye girmiş durumda. Çünkü Selefilik ya da cihadist söylem ile Sünni gençler, uluslararası güçlerin birer kullanışlı askeri haline getirilip birçok alanda savaştırılıyor.

    Sünni – Şii ulemanın ya da Alevi dede ve şeyhlerin, tüm dini guruplar adına insani yaşam koşullarını önceleyen ortak bir açıklama yapması anlamlı olur. Bu fetva ve katliamlara karşı ortak bildiri yayınlayıp, Hristiyan papazlarla, patriklerle ortak bir bildiri yayınlayıp, insanca yaşamanın öncelenmesi konusunda bir tavır koymalarını beklerdim. Bu ciddi bir mesele ve bugün özellikle para aklama ya da para akışkanlığı konusunda birçok ülke alan olarak seçiliyor ve bu paraların transferi için kullanılıyor. Buna izin veren güçlerin niye buna göz yumduğu düşündürücü. Bu konuda bir an önce yetkililerin devreye girmesi, iddialara açıklık getirmeleri ve iddialar doğru ise gerekli yasal sürecin başlatılması gerekir.

    “HER ALEVİ’NİN SİYASİ BİR TAVRININ OLMASI GEREK”

    “Türkiye’de %10 oranında bir aklın, IŞİD aklına yakın bir noktaya geldiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Bu noktada Aleviler ne yapmalı, nasıl yapmalı sorusunu önümüze koyarsak eğer bir kere Alevilerin mağduriyet psikolojisinden çıkması lazım.

    Bakın Suriye’de Alevileri bekleyen şey, eğer örgütlü bir mücadeleye girmezlerse daha ciddi adımlar geliştirmezlerse onları bekleyen tek şey kölelik. Örneğin Lübnan’daki Aleviler biraz da Suriye’den güç alıyordu. Şimdi durumlar negatif yönde değişti. Aleviler kendi uygarlık birikimlerini, kendi bilim insanlarını, bugüne kadar ürettikleri her şeyi kendi çocuklarına öğretebilmeleri gerekiyor. Suriye Savaşı, Alevilerin sınavı olmaya devam ediyor. Kimliğe saygı temelinde daha ciddi ilişkiler geliştirmeleri gerekiyor ve uluslararası alanda tanınma adaletini gerçekleştirmeleri için birçok alanda görüşme, iletişim, uzlaşı alanlarını öne çıkarmaları gerekiyor.

    Alevi örgütlenmelerinin sürdürülebilir hareket edebilmesi için tarih, kültür, dil, Alevi dili, kimlik bilincinin öne çıkarılması gerekiyor ve bu konu daha ciddi örgütlenme modellerinin geliştirilmesi gerektiğini söyleyebilirim. Bunun da yöntemi, tüm diasporanın, tüm Alevilerin bir arada hareket ederek, federasyon konfederasyon konseptini geliştirerek, Alevilerin her alandan kendilerine dönemsel sözcüler seçip bu sözcüler üzerinden hitaplarını vermeleri ve her alanda Alevi meclislerini oluşturmaları gerekiyor.

    Avrupa’daki Alevi mücadelesinin incelenmesi ve bu konuda ki olumlu sonuçların değerlendirilmesi açıkçası anlamlı olur. Bunları ifade ederken şunu asla söylemiyorum; Aleviliğin siyasallaştırılmasını ifade etmiyorum ama her Alevi’nin siyasi bir tavrının olması gerektiğini rahat söylüyorum. Suriye’de bu kadar katliamların bu kadar insanların göçertildiği bir yerde tabii ki öncelikli talep nedir? Güvenliktir, yaşam hakkıdır ve açlığın önüne geçmektir. Alevilerin bu konuda ekonomik, politik örgütlenmesini yapmaları gerekiyor.

    Şu çağrıyı yapmak istiyorum; İstanbul’da mümkünse böyle bir girişimimiz var şu an; Türkiye’deki tüm Alevilerin bir araya gelerek bir sempozyum oluşturmak, bu sempozyumdan çıkacak ortak bildiriyle aslında Alevilerin sorunlarını ve çözüm önerilerini ortaklaştıran bir bildiri yayınlamaları ve bu bildirinin altına imza atmaları açıkçası çok anlamlı olur. Aleviler bu konuda ciddi bir çalışma yürütmezse 20-30 sene sonra Aleviliğin esamesi kalmaz. Ortak kimliğin öne çıkarılması anlamlı olur ve buradan bir çalışma yürütülürse çok kıymetli sonuçlar alır.

    Hepimiz için eşit, adil, demokratik, laik bir ülke ve dünya konseptinin öne çıkması, insana, doğaya saygı temelli, cinsiyetçi ayrım yapmak yerine kadının da hakkını vererek bir tavır içerisinde olmak, Aleviler ve tüm gruplar açısından insani temelde bir süreç geliştirmek hepimizin geleceği açısından zorunludur.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Tevfik Usluoğlu: Suriye’deki Alevi katliamlarına müdahil olunması insani zorunluluktur!-VİDEO

    Tevfik Usluoğlu: Suriye’deki Alevi katliamlarına müdahil olunması insani zorunluluktur!-VİDEO

    PİRHA – Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu, Suriye’deki katliama dair yapılması gerekenleri sıraladı. “Birinci talep, Alevi kurumlarının, soykırımın durdurulması için uluslararası barış gücünü Suriye’ye gönderilmesi konusunda harekete geçirmeleri gerekiyor” diyen Usluoğlu “Önce yaşam hakkının garantiye alınması gerekiyor” vurgusunu da yaptı.

    Suriye’de HTŞ ve Türkiye’nin desteklediği SMO tarafından Alevilere yönelik katliamlar sürüyor. Binlerce sivilin katledildiği soykırım girişiminde Alevilere ait köyler boşaltıldı, şehirlerde ise ev ve iş yerleri yağmalandı.

    Son süreçte kadınların kaçırılıp köle pazarlarında satıldığı Suriye’ye dair yaşananları Antakya, Samandağ ve İskenderun İlçeleri Kültür, Yardımlaşma, Dayanışma ve Çevre Gönüllüleri Derneği (Asi-Der) Başkanı Tevfik Usluoğlu ile konuştuk.

    “Ruanda’dakinden dahi daha büyük bir soykırım mevcut” sözleriyle konuşmasına başlayan Usluoğlu, Suriye için acil yapılması gerekenleri anlattı. Tevfik Usluoğlu, son 3 hafta içerisinde sadece Hama şehrinde 20 köyün boşaltıldığına işaret ederek “Bahsettiğim bu köylere Suriye’nin farklı yerlerinden getirilen cihadist teröristler yerleştiriliyor ve demografik değişim sistematik olarak yapılıyor. Şunu ifade etmekte fayda var, sistematik bir şekilde bir Alevi soykırımı var” dedi.

    “TALEBİMİZ, DEMOKRATİK VE UYGAR BİR SURİYE”

    Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu, Suriye’deki katliamlarla ilgili en son Şeyh Gazel Gazel’in açıklamasının önemine vurgu yaparak şöyle devam etti:

    “Manda döneminde Alevi devleti kurulduğunda Alevilere Lazkiye Müftülüğü verilmişti ve şu an Gazel Gazel, bir Alevi şeyhi olarak Lazkiye müftüsü olarak görev yapmaktadır. Şeyh Gazel Gazel, açıklama yaptığında kendiliğinden bir açıklama yapmaz, en azından 135 Alevi din insanının onayını alır ve bunun dışında avukatların, mühendislerin, doktorların, bilirkişilerin, kanaat önderlerinin onayını alarak bu açıklamayı yapar.

    Şeyh Salih Mansur ise HTŞ militanları Ceble, Lazkiye hattına girdiklerinde, onlarla oturup yaptıklarıyla ilgili ‘Özellikle ‘domuz Aleviler’ demenizi kabul etmiyoruz. Bizler bu ülkenin asli unsuruyuz ve azınlık değiliz’ açıklamasını yapar. Şeyh Gazel Gazel açıklama yaptığında da Şeyh Salih Mansur, Şeyh Süleyman El-Ahmet, Şeyh Salih El-El Âli’nin torunları ve Avukat İsa İbrahim gibi birçok isim yanında yer aldı. Bu isimler özelikle Aleviler açısından temsiliyet probleminin aşılması ve muhatap alınacak liderliğin ortaya çıkması açısından anlamlıdır. Dolayısıyla Aslında Aleviler açısından bir liderliğin olduğu ve bu öncülüğün Şeyh Gazel Gazel’in ismi ile bütünleştiğini ifade etmekte bahis görmüyorum.

    Şeyh Gazel Gazel açıklamasında üç unsuru öne çıkardı:

    1- Alevi soykırımını durdurmak için derhal uluslararası barış gücü ile koruma.

    2- Soykırım suçlarının yerinde tespiti ve suçluların hesap vermesi için bağımsız bir uluslararası heyetin görevlendirilmesi.

    3- Uluslararası insani yardım için insani kurumların aktif olması ve bu yardımların hak sahiplerine ulaşması için uluslararası destek ve yardımlar için koridor açılması.

    Ancak Alevi katliamları devam ederse, camilerden cihat çağrıları yapılarak Alevilerle ilgili, insanlık suçları sürdürülürse Alevilerin özerk ya da ayrılma hakkının baki olduğu da ifade edildi. Dolayısıyla bunları önümüze koyduğumuzda karar elbette ki Suriyelilerindir. Ama bizim cenahımızdan yorum yapmamız gerekirse öncelikli talebimiz tüm bölge ve insanlık adına adil, eşit, demokratik, özgür, ekolojik, cinsiyeti olmayan küresel çapta bir uygarlık, ülke ve bölge konseptinin öne çıkması idealimizdir. Demokratik Suriye içerisinde var olan tüm halkların eşit ve adil yaşaması ve öncelikli olarak ‘yaşam hakkının’ öne çıkması en zorunlu ve hayati talep olması gerektiği konusunda söylemimizi bir daha yenileyebiliriz. Çünkü Suriye’deki şu an en temel olan ‘yaşam hakkı’ problemidir. İnsanlar şu an katlediliyor ve işlerinden çıkardıkları için aç durumdalar. Sadece insanların evleri değil hayatları yağmalanıyor. Evler boşaltılıyor. İnsanlar katliamdan kaçmak için ağaçlık alanlara sığıyor. Ormanlar yakılarak insanlar katledilmeye çalışılıyor.

    “HERKESİN BİR AN ÖNCE KATLİAMA MÜDAHİL OLMASI GEREKİR”

    Suriye’deki katliama karşı tüm dünya kamuoyunun ses çıkarması gerektiğini söyleyen Tevfik Usluoğlu, değerlendirmesine şu cümlelerle devam etti:

    “Uluslararası kamuoyundaki yetkililerin, ülkemizdeki ilerici güçlerin, demokratların, vicdanı olan herkesin bir an önce müdahil olması insani bir zorunluluktur. ‘Bugün Suriye’de bir Alevi soykırımı var ama yarın ne olacak?’ diye bir soru sorduğumuzda mesela Şam Süryani Katolik Başpiskoposu Yohanna Cihad Battah, bu konuda bir açıklama yaptı. Alevilere karşı işlenen insanlık suçunun ‘Allah-u Ekber’ gibi dini sloganlar altında gerçekleştiğini vurguluyor. Suriye’de bir soykırım var ve Süryanilerin hatta tüm Hıristiyanların da ciddi risk altında olduklarını ifade etti. Katliam ve soykırım riskinin yüksek olma kaygısı açıklaması tarihsel gerçeklere bağlamakta ve bu coğrafyada ötekileştirilen halkların onlarca defa soykırımdan geçtiklerini ifade edebiliriz.”

    SURİYE’NİN DEMOGRAFİK DEĞİŞİMİ!

    Suriye’de sadece Alevilerin katledilmediğini de vurgu yapan Tevfik Usluoğlu “Suriye savaşı başladığından bugüne kadar Araplar, Türkmenler, Kürtler, Süryaniler Ermeniler, Aramiler de katledildi ve bu katliamlar sistematik bir şekilde sürdürülmektedir. Bunun temel nedeni ise bölgedeki zenginliklerin yağmalanmasıdır. Suriye halklarının bugüne kadar elde ettiği kazanımların yok edilmesidir aslında. Net konuşmak gerekirse, sahildeki hastaneler, fabrikalar, her şey sökülerek bu süreçte İdlip’e taşındı. Örneğin İsrail eliyle vatandaşlık ve nüfus müdürlüğü, tapu genel müdürlüğü, göç idaresi ve pasaport idaresi yok edildi. Aslında Suriye’de bir demografik değişimin sistematik olarak hesaplandığını söyleyebilirim” dedi.

    DEMOGRAFİK DEĞİŞİM ÇABASI!

    Tevfik Usluoğlu, Suriye savaşı başladığından bugüne kadar Alevilerle birlikte Araplar, Türkmenler, Kürtler, Süryaniler, Ermeniler ve Aramilerin de katledildiğini söyledi. Usluoğlu, katliamlar sistematik bir şekilde sürdürüldüğünü belirterek şunları kaydetti:

    “Katliamların temel nedeni ise bölgedeki zenginliklerin yağmalanmasıdır. Suriye halklarının bugüne kadar elde ettiği kazanımların yok edilmesidir aslında. Net konuşmak gerekirse sahildeki hastaneler, fabrikalar, her şey sökülerek bu süreçte İdlip’e taşındı. Örneğin İsrail eliyle vatandaşlık ve nüfus müdürlüğü, tapu genel müdürlüğü, göç idaresi ve pasaport idaresi yok edildi. Aslında Suriye’de bir demografik değişimin sistematik olarak hesaplandığını söyleyebilirim.

    Bilinçli bir şekilde Esatfobi geliştiriliyor. Bu durum bilinçli bir şekilde Alevi fobinin geliştirilmesine dönük kullanılan bir söylemdir. Nitekim Alevilere dönük soykırım, ‘Esad artığı güçlere dönük operasyon’ ifadesi ile gerçekleştiriliyor.”

    “ULUSLARARASI KAMUOYU MÜDAHİL OLSUN”

    Tevfik Usluoğlu, Alevilere dönük katliamın başka halklara da evrilebileceği uyarısını yaparak şöyle devam etti:

    “Derhal uluslararası kamuoyunun müdahil olması, Alevi kurumlarının, demokratik kitle örgütlerinin ve dünyadaki tüm kamuoyunun sürece müdahil olması ve Alevilerin bu soykırımdan bir an önce kurtulması gerekiyor. Çünkü Aleviler üzerinde bu soykırım sürdürüldüğü takdirde emin olun başka halklar da katledilecektir. Çünkü Suriye’deki savaş başladığında bu yapıldı, bundan sonra da yapılma ihtimali var. Bu durum sadece Suriye’ye değil Irak, İran, Türkiye’ye de sıçrayabilir. Komşu da yanan ateş burayı da yakar.”

    “KAMUOYU DESTEĞİ ÇOK ZAYIF”

    Tevfik Usluoğlu, katliamlara karşı Alevi hareketinin yapması gerekenlere de değindi. Öncelikli olarak uluslararası barış gücünün Suriye’ye gönderilmesi gerektiğini söyleyen Usluoğlu şu cümlelere yer verdi:

    “Bugün Avrupa ülkeleri özellikle bu göç politikalarının yanlışlarından kurtulmak için Suriye’nin başına getirilen HTŞ ile anlaşma halindeler. Ancak şunu çok iyi biliyoruz ki radikal İslamcı bir yönetimin ne Suriye’de ne de bölgede demokratikleşme ve halkların geleceğini güvenceye alma ihtimalinin olmayacağını net olarak ifade edebiliriz. Onun için Alevi kurumlarının ya da demokratik kurumların, uluslararası kamuoyu üzerinden baskı kurması ve bu baskılarla soykırımının durdurulması için uluslararası barış gücünü Suriye’ye gönderilmesi konusunda harekete geçirmeleri gerekiyor. Birinci talep bu olmalı. Çünkü önce yaşam hakkının garantiye alınması gerekiyor. Bu durum şu ana kadar başarılamadı. Çünkü şu an çok zayıf bir kamuoyu desteği söz konusu. Gerek Alevi kurumları gerek dünya kamuoyu bu meseleye gerekli duyarlılığı ve desteği vermedi. Bu durum Türkiye’de de geçerli. Sosyal medyada, televizyonlarda, eylemlerde yani her alanda Suriye’de bir Alevi soykırımının olduğunu ifade edip devletler üzerinde baskı kurmamız gerekiyor. Şu an Suriye’de 171 bini Suriye dışından gelen yabancı cihadis terörist var. Son dönemde 25-30 bin teröristin daha Suriye’ye getirildiği iddiaları dolaşıyor. Kısa vadede kamuoyunun öncelikle bunları etkisiz hale getirmesi gerektiğini ifade etmekte fayda var. Yürütülen algı operasyonunun durdurulması için kamuoyu baskısı arttırılıp Suriye hakikatinin doğru bir şekilde anlatılarak insani duyarlılığın öne çıkarılması gerekiyor.

    Toplumsal anlamda birçok sorun olduğu gibi bölgede ve dünyada bir Alevi sorunu var ve bu sorun çözülmeden bölge ve dünyadaki demokratik mücadelenin sonuç almasının mümkün olmadığını ifade edebilirim. Alevi sorunu eşittir bir demokrasi sorunudur. Onun için Alevi olmayanların ve Alevi olanların bu meseleye duyarlılık gösterip demokratik bir dünya için bu konuda duyarlılık göstermeleri gerektiğini bir daha ifade etmek istiyorum.”

    Eren GÜVEN / İSTANBUL

  • Asi Der Başkanı Usluoğlu: Çağımızın en büyük Alevi soykırımına hep beraber karşı çıkmalıyız!-VİDEO

    Asi Der Başkanı Usluoğlu: Çağımızın en büyük Alevi soykırımına hep beraber karşı çıkmalıyız!-VİDEO

    PİRHA- Suriye’de Alevilere yönelik süren soykırıma karşı tepkilerin oldukça yetersiz olduğunu belirten Asi Der Başkanı Tevfik Usluoğlu, “Bunun karşısında insanım diyen, vicdanı olanların, yeni bir akılla ve felsefeyle hareket edip bu soykırımının önüne geçmesi için gerekli çabayı göstermesi gerekiyor” dedi.

    Suriye’de Alevilere yönelik süren soykırımla ilgili Asi Der Başkanı araştırmacı yazar Tevfik Usluoğlu, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “SURİYEDE YAŞANAN KATLİAMLARA KARŞI YETERLİ DUYARLILIK YOK”

    Araştırmacı-yazar Tevfik Usluoğlu, Suriye’de yaşanan katliamlara karşı yapılan eylem ve etkinliklere katılımların zayıf olmasına tepki gösterdi.

    “UYGARLIK ÇÜRÜMÜŞ, SİSTEM ÇÜRÜMÜŞ, İNSANLIK ÇÜRÜMÜŞ”

    Suriye’de yaşananlarla birlikte gelinen süreçte insanların siyasetin ve uygarlığın kendisinin de çürümüş olduğunu belirten Usluoğlu, “Bu çürümüşlüğün getirdiği sonuçlarla bu tabloyu görebiliyoruz. Aslında Suriye’deki Alevi katliamları sistematik olarak sürdürülüyor. 2011’de başlayan katliamlar, 8 Aralık sonrasında ve özelikle 6 Mart 2025 sonrasında soykırım niteliğine büründü.Suriye’de ilk vekalet savaşı başlatıldığında tekfiri terör Suriye’de ‘Aleviler tabuta, Hristiyanlar Beyrut’a’ sloganıyla bu süreci başlattılar. Resmi olarak 23 Haziran 2011 Cisr-i Şuğur katliamı ile başlayan Suriye vekalet savaşı 8 Aralık’a kadar sürmüştür ve bu süre içerisinde toplamda sadece Aleviler üzerinde 19 katliam gerçekleşmiştir. Bu dönemde 23 Haziran 2011 tarihinden 8 Aralık 2024 tarihine kadar 200 binin üzende Alevi katledilmiştir” dedi.

    “SURİYE’DE CİHADİSTLER ‘ALEVİLER TABUTA HRİSTİYANLAR BEYRUTA’ DİYEREK KATLİAM BAŞLATTILAR”

    Suriye’de yaşayan halklar ve inançlar hakkından bilgi de veren Usluoğlu, “Hristiyanların Suriye’de 4 tane patrikhanesi var. İsmaililer- Selemiyye-Kadmus ve Masyafta yaşarlar. Dürziler, Sveyda, Knatra, Golan başta olmak üzere Şam’dan Kamışlı‘ya kadar uzanmaktalar. Arap Alevileri, Tartus, Lazkiye, Hama, Humus, Şam, Halep ağırlıkta olmak üzere Suriye’nin her yerinde yaşamaktalar ki Golan tepelerinde bile 12 tane Alevi köyü vardır ve Der’a, Kamışlı’ya kadar uzanmaktalar.  Kürt Aleviler ağırlıklı Afrin ve çevresinde yaşamaktalar, Sinemilli ve Hızır Abdal Ocağına bağlılar. Türkmen Alevileri ise Babıl Kadi, Babıl Hediyd, Hüllük, Haydariye gibi mahallelerde yaşamaktalar ve bunlar da Dede Kargın Ocağı talipleridir” diye belirtti.

     

    Suriye’nin tüm bölgelerinde etnik, dini ve çeşitlilik anlamında bir merkez olduğunu söyleyen Usluoğlu, “Bugüne kadar kendini bu çok etnikli çok dinli ortak yaşam kültürü sürdürükebilir olarak bugüne uzana bilmiştir. Ancak 2011 de başlayan ve 8 Aralık 2025’te uluslararası komployla  alt üst edilen bu ülke, barbarca, bu bölgenin ve ülkenin yağmalanması ve zenginliklerinin tarumar edilmesi, halkların bugüne kadar elde ettikleri kazanımların yok edilmesi amacıyla bir çaba içerisine girildi. Başta söylenen ‘Aleviler tabuta’ söylemi bugün bir fiil olarak özelikle 6 Mart sonrasında soykırıma dönüşmüş durumda” şeklinde ifade etti.

     

    8 Aralık sonrasında cihadist güçlerin Humus ve Hama’dan başlayan, ardından Lazkiye, Tartus’a kadar yayılan bir katliam gerçekleştirdiklerini aktaran Usluoğlu, “Şam şehir merkezi ve Halep’te olmak üzere farklı alanlarda gerçekleştirilen katliamlar sürmektedir. Örneğin Halep Meyselün’de bulunan ve Arap Alevilerinin Şeyh Ed – Din olarak kabul ettiği ve aslında Alevilik teolojisini sistematikleştiren Hasibi’nin makamına, türbesine,  mozolesine kadar yönelmeleri ve yakmaya yıkmaya kalkışmaları Alevi nefretiyle ya da Alevi motivasyonuyla dünyanın farklı yerlerinden toplanan cihadist terörün Alevilere ne yapacağını daha önceden dünyanın görmüş olması gerekiyordu” dedi.

    “SURİYE’DE SİSTEMATİK OLARAK ALEVİ SOYKIRIMI GERÇEKLEŞTİRİLİYOR”

    Bu yaşananlarla birlikte gelinen süreçte devrik yönetimin bir B planının olmadığının net olarak ortaya çıktığına dikkat çeken Usluoğlu, şunları ifade etti:

     

    “Çürümüş olan uygarlığın çürümüş olan insanlığın müdahalesiz ligini görmekteyiz. Avrupa’nın tek derdi  göçmen politikasını tersine çevirip Avrupa sığınan göçmenleri geri göndermek iken, Amerika’nın ise bölgenin zenginliklerini tarumar etmek gibi bir derdi var. Israil’in ise ‘Büyük İsrail Projesi’ni hayata geçirmek için halkları ezilenleri Truva atı olarak kullanmak gibi bir planı var. Rusya’nın ise Ukrayna’da düştüğü bataklıktan çıkmak için Suriye’yi sattığını artık herkes biliyor durumda.

     

    8 Aralık’tan şu ana kadar Suriye’de öldürülen Alevi sayısı 50 bini geçmiş durumda. Lazkiye’nin kuzey kesiminin birçok bölgesinde köylerde dahil olmak üzere ağırlıkta Hama ve Humus hattında birçok köyün boşaltıldığı, insanların katledildiği ve artık oralarda insan yaşamadığını çok rahatlıkla söyleyebilirim.

     

    Cihadist güçler tarafından Suriye’de katliamların sistematik hale getirildi. Bu katliamlar yapılırken  de ‘Esas arttığı’ gibi  söylem kullanıyorlar. Bu söylem ile Aleviler hedef alınıyor. Oysa ki Suriye yönetimi Alevi değildi.  Katledilen 5 yaşındaki çocuk, 90 yaşındaki bir insan, eczacı, mühendis, doktor ya da masum bir kadının kimsenin artığı değildir ama bunu yapanların kimin artığı olduğu sorusunu kimse sormuyor?

     

    Süleyman Şah Tugayı, Hamza Tugayı, Sultan Murat Tugayı HTŞ ya da İŞİD’ i kim ortaya çıkardı ve nasıl devreye sokuldular. Bunların hepsi IŞİD, El Kaide artığıdır. Dünya toplumunun dünya insanlığının bunu sorgulaması lazım.”

    “KATLİAMLARA KARŞI TOPLUMLARIN KENDİ ÖZ ÖRGÜTLEMESİ YARATMASI GEREKİYOR”

     

    Tevfik Usluoğlu, “Bugün ne yapmalı, nasıl yapmalı?” sorunun oldukça önemli olduğunu belirterek, “Çok net. Alevi kurumları üzerine düşeni yapmaya çalışıyor ama belli ki Alevi hareketleri bu gücü elde edecek, bu soykırımın önüne geçecek güce sahip değil. Bölgedeki demokrasi mücadelesi veren güçlerin de çok zayıf olduğu aşikâr. Eğer bir halk kendi meşru müdafaasını gerçekleştirip öz gücünü ortaya koyabiliyorsa uluslararası destek alır. Bunun karşısında insanım diyen vicdanı olan, bu katliamların farklı halkların üzerinde sürmesini istemeyen, bölgenin ve dünyanın cehenneme dönmesini istemeyen her ahlaklı, her vicdanlı insanın yeni bir akılla ve felsefeyle hareket edip bu soykırımının önüne geçmesi için gerekli çabayı göstermesi gerekiyor” dedi.

    “SURİYEDE YAŞANAN BARBARLIĞI HEP BERABER DURDURALIM”

     

    Asi Der Başkanı Tevfik Usluoğlu, konuşmasını devamında şunları belirtti:

    “Barbarlar yıkım  için her zaman gerekçe ortaya koyar ve bugüne kadar elde edilen zenginlikleri tarumar etmek için her şeyi yapacaktır. Onun için kadınların, demokratların, insanım diyen herkesin Alevi kurumlarının, dünya kamuoyunun bu katliama dur demesi gerekiyor. Uluslararası gücün ve BM’nin oraya gidip konumlanması ve bu katliamın önüne geçmesi gerekiyor. Ardından Suriyeli olan halkların, Suriyelilerin  ne yapması gerektiğine karar  verilmeleri gerekiyor. Biz onların adına karar veremeyiz. Vicdanı olan, insanlık adına hareket eden onurlu insanlar olarak bu katliama dur demeye çalışıyoruz. Bu çağrımız tüm insanlığa bu soykırıma hep beraber dur deyip gerekli müdahaleyi yapalım.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

     

  • GADEV Alevi Akademisi’nde Suriye’deki katliama vurgu yapıldı: Dayanışmadan başka yol yok!-VİDEO

    GADEV Alevi Akademisi’nde Suriye’deki katliama vurgu yapıldı: Dayanışmadan başka yol yok!-VİDEO

    PİRHA – GADEV Yönetim Kurulu Başkanı Celal Fırat, Alevi Akademisi’nin açılışında konuştu. Suriye’deki katliama değinen Fırat, “Suriye’de 5 milyona yakın Alevi var. Dürziler ise daha az nüfustalar ve Aleviler kadar zulüm görmüyorlar. İnsanlarımız bir araya gelemiyorsa demek ki bir sıkıntı var. Bizler, farklılıklarımızla bir araya gelmeli, hakikatimizi artık görmeliyiz” diye belirtti.

    Garip Dede Alevi Vakfı (GADEV) Alevi Akademisi 2025 yılı konferansı başladı. “Suriye’nin bugünü ve geleceğinde Aleviler” başlığı ile yapılan konferans Garip Dede Dergahında yapıldı.

    Programın açılışı Anıl Kaya ve Doğukan Kubat’ın seslendirdikleri deyişler ile yapıldı.

    “FARKLILIKLARIMIZLA BİR ARAYA GELMELİYİZ

    GADEV Yönetim Kurulu Başkanı Celal Fırat, programın açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Suriye’de yaşanan katliama değinerek konuşmasına başlayan Fırat, şunları söyledi:

    “Bu katliama karşı yoğun tepki dillendirmemiz gerekiyor. Koçgiri’den bu yana çok ötekileştirildik ve halen bu durum devam ediyor. Ama maalesef bu acılardan ders alamadık. Halen insanlar cezaevlerine konuluyor, şu anda da çok acılar yaşıyoruz. Suriye’de kadınlar, kaçırılıp köle gibi satılıyor. Bu kadar acı yaşamış, ötekileştirilmiş topluluk, neden yan yana gelmez? Bizim hiç mi kabahatimiz yok? Kimse inancından, kimliğinden dolayı farklılaştırılmasın diyoruz. Suriye’de 5 milyona yakın Alevi var. Dürziler daha az nüfustalar ve Aleviler kadar zulüm görmüyorlar. İnsanlarımız bir araya gelemiyorsa demek ki bir sıkıntı var. Bizler, farklılıklarımızla bir araya gelmeliyiz. Hakikatimizi artık görmeliyiz. Türkiye’de de yeni bir süreç başlıyor. Maymunları oynamaya gerek yok. Şu an Suriye’de yaşananların yarın Türkiye’de yaşanmayacağının garantisini kimse veremez. Hepimizin üzerinde sorumluluk var. Gelin birbirimizin elinden tutalım, birbirimizin Hızır’ı olalım. Şu an cezaevinde olan binlerce dostumuz var. Zulüm nereden gelirse gelsin lanetleyelim. Hakk, hepimizin yoldaşı olsun.”

    “AMACIMIZ, ALEVİLİĞİ ANLAMAKTIR”

    GADEV Alevi Akademisinin kurucularından Akademisyen Şükrü Aslan da konferansın açılışında konuşma gerçekleştirdi. Alevi Akademisinin 4. yılına girmesi sebebiyle memnuniyetini paylaşan Şükrü Aslan şunları söyledi:

    “Bizler, Aleviliği tanımlama amacıyla yola çıkmıyoruz. Bizim amacımız, Aleviliği anlamaktır. Bu anlama çabası, hem kendi içerimizdeki farklılıklarımızı idrak etmeye hem de farklı süreklerin birbirini anlamaya olanak sağlıyor. Programımızın gidişatını hem güncel hem de tarihsel olarak görevleri düşünerek oluşturduk. Bugünkü konferans çok güncel meselelere işaret ediyor. Arap Alevilerinin öyküsünü dinleme imkanı buluyoruz.

    Bu sene üç programımız daha var. Bir sonraki programımız Haziran 15 gibi olacak. Konu olarak Alevilerin örgütlenme ilişkileri ele alınacak. Türkiye’de Aleviler çoğunlukla dernekler şeklinde örgütleniyor. Bunun ayrıca sorun üreten bir tarafı da var. Çok sayıda dernek olunca tartışma ihtiyaçları oluşuyor. Dernek örgütlenmesi ile ocak örgütlenmesi arasındaki ilişkilenememe durumu sorunlar oluşturabiliyor.

    Aleviler artık dünyada inanç kimliklerinden ötürü resmen tanınıyorlar. Ama Alevilerin anayurdu olan burada halen tanınma durumu bir türlü ilerleyemiyor. Bunu tartışmak için de bir konferans planladık. Yabancı akademisyenlerin ve İstanbul Barosunun da dahil olacağı bir konferans öngördük.”

    “VURGULUYORUM; BUGÜN BİR ALEVİ KATLİAMI VAR”

    Konferansın moderatörlüğünü Veli Büyükşahin yürüttü. Büyükşahin, konuşmasına akademi çalışmasının önemi ve gerekliliğine vurgu yaparak başladı. Suriye’de Arap Alevilerinin yaşadığı katliamın boyutunu özetleyen Büyükşahin, ilk sözü ASİ Der Başkanı Dr. Tevfik Usluoğlu’na verdi. Usluoğlu, “Suriye’nin demografik yapısı ve Alevilerin durumu” başlığını değerlendirdi. “Suriye’de bir Alevi soykırımı var” sözüyle sunumuna başlayan Usluoğlu, şunları söyledi:

    “Peki yarın kim soykırımdan geçirilecek? Dolayısıyla buraya gelen herkesin şunu düşünmesi gerekir; insanlık çürümüş, uygarlık tümden çürümüş. En çok da ahlak çürümüş. Bir kadın Ramazan’da tecavüze uğruyorsa her şey kaybedilmiştir. Herkesin bu meseleye duyarlılık gösterip gerekli çabayı göstermesi gerekiyor. Hiçbir şey insan yaşamından daha kutsal değildir. Vurguluyorum; bugün bir Alevi katliamı var! Suriye savaşı başladığında ‘Alevilerin sınavı olacak’ demiştik. Bu durum tüm coğrafyalardaki Aleviler için de geçerlidir.

    Bugün Türkiye’de sadece Alevi kurumları değil, herkes duyarlı olmak zorunda. Aleviler için değil, çocuklarınızın geleceği için duyarlı olun. Aksi halde bu ateş burayı da yakar. Çözüm İslam’da falan değil. Eğer öyle olsaydı halifesini kendisi öldürmezdi, Kerbela vakası yaşanmazdı. Suriye’de gerçekleşen tahakküm savaşıdır. Bugün Rusya, Mısır ‘Alevi katliamı var’ diyor ama bu örgütleri kendileri yaratmadı mı?

    Suriye’de insanlık merkezli olan her şey katlediliyor. Alevilerin onuruna da tecavüz ediliyor. Artık bir bütünlük oluşturalım. Katliamlar başladığında ‘Aleviler tabuta, Hristiyanlar Beyrut’a’ sloganları atıldı. Ancak bu katliamlar 2024 Aralık’ta başlamadı. İlk katliam 2011 yılında başladı. İnsanları katledip Asi Nehrine atıldı. 8 Aralık’a kadar 200 binin üzerinde Alevi katledildi. 6 Mart’tan sonra Suriye’de 50 binin üzerinde insan katledildi.

    “ÖZ SAVUNMA HAKKI SURİYE’DE MEŞRUDUR”

    Suriye’deki Alevilerin nüfus oranı yüzde 20’dir. Verilen rakamlar kasıtlı olarak saptırılıyor, düşük gösteriliyor. Dürzilerin nüfusu yaklaşık 650 bindir. Şii nüfusu 1 milyon civarındadır. Suriye’de Çerkezler, Arnavutlar, Aramiler vardır. Suriye’nin medeniyeti katledilmektedir. Daha kadının adı yokken kadınlar Suriye’de imparatoriçe olmuşlardır. Şu an tarihi silme operasyonu gerçekleştiriyorlar. Şu anki yönetimin, Suriye’de iktidarda kalma ihtimali yoktur. Muhtemelen bu Colani de katledilecektir. Terörist teröristtir.

    5 binin üzerinde kadın İdlib’e götürülüp cariye yapıldı. 300’ün üzerinde bilim insanı katledildi. Şu anki verilere göre HTŞ, kaleşnikof devleti olmaktan başka bir şey değildir. İsrail’e karşı söz söylemeyen HTŞ, Alevilere yönelik fetvalar verdi.

    Tüm diasporayı karşılayan bir Alevi örgütlenmesi gerekiyor. Tüm Alevi gruplarıyla diyalog kurulup ekip ruhunun oluşturulması gerekiyor. Öz savunma hakkı Suriye’de meşrudur. Muhtemelen Suriye’de dengeler değişecektir. Bugünkü koşullar devam ederse kıyıda Alevilerin özerklik hali söz konusudur. Kerbela’nın ruhu ile sizleri selamlıyorum.”

    “ALEVİLERİN, ESAD’A KARŞI CİDDİ KARŞI ÇIKIŞLARI DA OLDU”

    Dr. Seda Altuğ da konferansta sunum yapan bir diğer isim oldu. Altuğ, “Din, iktidar ve savaş arasında Suriye’de Aleviler” başlığını değerlendirdi. Altuğ, Türkiye’nin Suriye’deki iç savaşın bir parçası olduğunu belirterek şu konuşmayı yaptı:

    “Suriye’deki Esad rejimi, bir ‘Alevi diktatörü’ olarak Türkiye’de adlandırılıyor ancak öyle olmadığını söyleyebilirim. Yaşanan iç savaşla birlikte azınlıkların çoğu ülkeyi terk etti. 2011 Yılına dek Suriye toplumu, farklı kimliklere daha toleranslıydı. Lübnan’dan farklı olarak mezhepçilik dahi yasaktı. Herhangi bir dini ya da etnik kimliğe dayalı siyasi parti kurmak yasaktı. Aleviler de toplumsal bir grup olarak tanınıyordu ancak hukuki olarak Müslümanların altındaydı. Bir tek Dürziler, Müslümanlıktan farklı olarak tanınıyordu. Beşar Esad iktidardan düştükten sonra hapishanelerden çıkanlar arasında uzun yıllar yatan solcular, Aleviler de vardı.

    Suriye’de Aleviler daha çok askerlik görevindeydiler. Günümüzde ise Aleviler Suriye’nin en örgütsüz, en savunmasız kesimi. Alevi Sünni çatışmasının tarihi 2011 yılı değil. 2011 yılına kadar hem Suriyeli Sünnilerin hem de Ortadoğu’daki cihatçıların artmasıyla birlikte Alevilere yönelimi söz konusu. Alevilerin, Esad’a karşı ciddi karşı çıkışları da oldu. Muhalifler, demokratik Suriye’yi savunarak Esad yönetiminin yolsuzluklarına da itiraz etmişlerdi.”

    “DAYANIŞMADAN BAŞKA BİR YOL GÖZÜKMÜYOR”

    Konferans konuşmacılarından Erhan Keleşoğlu ise “Suriye’de yeni iktidar ve siyasal dönüşüm” başlığını değerlendirdi. Suriye’deki iç savaş nedeniyle çok ciddi bir dönüşümden geçildiğini belirten Keleşoğlu’nun değerlendirmeleri şu yönde oldu:

    “Suriye’de 2011 itibariyle yüzbinlerce insan hayatını kaybetti, çok sayıda insan ülkeyi terk etti. Şu an ülkenin altyapısı tamamen yok olmuş durumda. Bu savaş esnasında yönetim ciddi zafiyet içerisine düştü ve sonrasında toparlandı. İran, Hizbullah ve Rusya’nın desteğiyle bu olmuştu. Emperyalist ülkelerin bir av sahası haline gelmişti Suriye. Türkiye’nin de bu savaşta etkisi var. Özelde Kuzey Suriye sahasında Kürtlerin, PKK çizgisinde bir oluşumu engelleme hedefi vardı. IŞİD, bir kara leke gibi bu coğrafyada büyüdü. Buna karşı Kürtlerin öz savunma güçlerini oluşturduklarını gördük. 2024’te 7 Ekim Gazze savaşı sonrasında Suriye’deki dengeler de değişti. Rusya’nın, Ukrayna ile büyük savaşa girişmesi ve kaynaklarının erimesi ardından Suriye’den çekilmesine yol açtı. 2020 yılının Şubat ayında ise Türkiye, Suriye ile savaşa girdi. Bu 5 sene içerisinde ise Türkiye’nin de desteklediği selefi cihatçı unsurlar, öz yönetim pratiklerini oluşturdular. İdlib bölgesinde bu yoğunlaşmanın olduğunu, HTŞ içerisinde bu unsurların çeşitli görevler aldıklarını gördük.

    Esad rejimi düştü ve gelinen noktada ne olacak? 8 Aralık’tan Mart 2025’e kadar Alevi katliamı yavaş yavaş tırmandı. İbrahim Kalın da ilk ziyarete giderek HTŞ’nin arkasında oldukları mesajını verdi. Buarada Şam’da laiklik için gösteri yapan kadınları, Güney’de Dürzilerin kutlamalarını, yeni Suriye’nin inşası için gösteriler gördük ama bu olumlu hava Mart ayında dağıldı. Kamu içerisinde on binlerce insanın işten çıkarıldıklarını gördük. Aleviler, Suriye’nin en yoksul kesimidir.

    Mart ayı başlarında paramiliter güçler, sahil kesimine üşüştü ve soykırım girişimi yaşandı. Bu saldırılar günlerce sürdü. Geldiğimiz noktada olaylar biraz hafiflemiş görünüyor. Şam’a ‘Eğer bu tür işler yaparsanız, kaynak vermeyiz’ diye belirtiliyor. Kaynak bulamadıkları için bu katliamlar kısıtlandı diyebiliriz.

    Yani Suriye’nin geleceğine ne yazık ki Suriyeliler karar veremeyecek. Çok kaygılı günlerden geçiyoruz. Özellikle Aleviler açısından… Aleviler dayanışmayı büyütmek durumunda. Herkesin resmi bir destekçisi var ama Alevilerin yok. Ne yazık ki dünya kötü bir dönemden geçiyor. Yeni bir uluslararası kamplaşmanın eşiğindeyiz. Aleviler için de dayanışmadan başka bir yol gözükmüyor.”

    “ALEVİLERİN BİRBİRLERİNDEN HABERİ YOK”

    Gazeteci Musa Özuğurlu da konferansta sunum yapan bir diğer isim oldu. “Alevilerin, Suriye’nin önceki siyasal rejimiyle ilintili algılanış biçimi, günümüz ve medyadaki manipülasyonlar” konularını yorumlayan Özuğurlu, şu konuşmayı yaptı:

    “Arap Alevileriyle ilgili insanların kafasındaki yanlışlardan bahsetmek istiyorum. Alevilerin birbirlerinden haberi yok. Bu durum devletin asimilasyonu nedeniyle oluştu. Daha yeni yeni kesimler, birbirleriyle tanışıyor.

    Arap Aleviler 1950’lerden itibaren toplum içerisinde birşeyleri kırmayı başardılar. Yanlış bilinen bir bilgi de şu; Arap Alevilerinin sanki sonradan Türkiye’nin güneyine gelip yerleştiği sanılır. Ancak Mersin’den Güney Lübnan’a kadar olan hatta Aleviler yaşar. Dolayısıyla bu coğrafya bizim için yabancı değil. Mersin’den çıkıp Lübnan’a giden birisi kültürel anlamda yabancılık çekmez.

    Hatırlarsanız bir zamanlar Öcalan nedeniyle Suriye’ye savaş açma durumuna gelinmişti. Recai Unakıtan ise bir konuşmasında “Nusayriler sapık” gibi bir söz kullanmıştı ve hemen ardından ‘Türkiye’de de bunlar var ama ben sadece Suriye’dekiler için söyledim’ diyerek ikiyüzlülük yapmıştı.

    Arap Alevilerine ‘Nusayri’ denilmesini iktidar, bilinçli olarak halka empoze etti. Peki neden ‘Nusayri’ deniliyor? Bunun hiçbir bilimsel temeli yok. Eğer birisi size bu kelimeyi kullanırsa bunu reddedin.

    Arap Alevilerinin felsefelerinde devlet kurmak diye bir şey yok. Hafız Esad’ın iktidara gelmesi ise bireysel bir gelişmedir. Aleviler, hiçbir zaman Suriye’nin efendisi falan olmadılar. Arap Alevilerinin köylerine gittiğinizde arazilerinin olmadığını görürsünüz. Alevilerin devletten faydalandıkları, insanlara zulmettikleri büyük bir yalandır. Aleviler için en büyük lüks, devlet memuru olabilmekti. Dolayısıyla Alevilerin, hiçbir zaman Baas rejimiyle bir birlikteliği olmadı. En sonlara doğru devlete bağlılık konusunda da Aleviler öndeydi. Aleviler hiçbir zaman Suriye’deki diyanet işlerine dahi girmedi. Siyasal birtakım hedefler sebebiyle Aleviler şimdi katlediliyor. Suriye’deki Aleviler, Türkiye’deki Alevilerin uzantısıdır. Dünya görüşleri de bu çerçeve içerisinde görülebilir.”

    Konferansın konuşmacıları arasında Avrupa Arap Alevi Federasyonu İkinci Başkanı Hasan Gökyıldız da vardı. Ancak Gökyıldız’ın, özel nedenlerden dolayı konferansa katılım gösteremediği bilgisi paylaşıldı.

    Konferansın sonunda Celal Fırat tarafından katılımcılara teşekkür belgesi takdim edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Antalya’da Alevilerin siyasal durumu konuşuldu-VİDEO

    Antalya’da Alevilerin siyasal durumu konuşuldu-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Antalya Alevi Bileşenleri tarafından ‘Türkiye’de ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ paneli düzenlendi. Panelde Alevilerin geçmişten bu güne yaşadıkları bölgelerdeki siyasal durumlarına ilişkin analizler yapıldı.

    Suriye’nin başkenti Şam’da 8 Aralık 2024 tarihinde yönetimi ele geçiren Heyet Tehrir el-Şam’ın (HTŞ) Alevilere dönük katliamlarına karşı “Türkiye’de ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ konulu panel düzenlendi. Panele; Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu ve araştırmacı yazar Hamide Rencüs konuşmacı olarak katıldı.

    Panelin Moderatörlüğünü ise  HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can yaptı

    “KATLİAMLARIN ÖNÜ ALINMAZSA DEVAM EDECEK”

    Çok acılı ve üzüntülü günler yaşadıklarını belirten HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Özellikle ülkemizin içinde bulunduğu sorunlar bir yana Suriye’de kendi inanç taşlarımıza, diğer azınlıklara Aleviler başta olmak üzere savunmasız insanlara yönelik çok fazla Selefi saldırısı söz konusu” dedi.

    Halihazırda yapılan bu katliamların önü alınmazsa devam edeceğini belirten Can, “O yüzden gündemimiz bu. Aynı zamanda bu katliamın baş sorumlusu Colani denen katilin Antalya’ya gelmesi,Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından ağırlanması o da ayrı bir yaramız. He şeye rağmen hayat devam ediyor olmakla birlikte bu yaşanan katliama kayıtsız kalmamak gerekiyor” diye ifade etti.

    “ALEVİLERE DÖNÜK İNKAR VE KATLİAM HER HER YERDE VAR”

    Suriye’de bir inanç topluluğunun soykırımla karşı karşıya olduğunu belirten Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Alevilerin yaşadığı topraklardaki baskı, sindirme, yok sayma sadece Suriye topraklarında değil yaşadığımız ülke topraklarında da var, bunları yaşadık. Dünyanın dört bir yanında Aleviler yaşadığı her coğrafyada o coğrafyanın mazlumu, mağduru, yok sayılan, inkar edilen ve görmezden gelinen inanç topluluğu” dedi.

    Suriye’de 2011 yılında başta Türkiye ve emperyalist ülkelerin Suriye topraklarını işgal etme niyetinde olduklarını söyleyen  Arslan, “Aslında orada sorun ne Esad’dı ne Esat rejiminin uygulamaları ne de yaptırımlarıydı. Sorun Suriye topraklarını bölmek parçalamak ve pay etmekti. Her zulmün, her savaşın, her inkarın olduğu topraklarda yaşayan Aleviler birinci hedef sayılıyor. Suriye topraklarında yaşayan Alevi canlarımız etnik kimlik olarak Arap oldukları için değil, Alevi oldukları için selefi ve cihatçı gruplar gibi inanmadıkları, düşünmedikleri için; daha ortak yaşamdan yana olan, birlikte yaşamı savunan, demokrasiden, seküler yaşamdan yana oldukları için hedef halinde” diye konuştu.

    Özellikle 8 Aralık sonrası yaşanan gelişmelerle birlikte zulmün nasıl planlandığını, sebebinin ne olduğunun çok iyi anlaşılması gerektiğini belirten Aslan, “Selefi ve cihatçı gruplar sadece 2011 yılında Suriye topraklarında çıkmadılar. Bu zihniyetin temsilcileri geçmişte, bu topraklarda yaşanan katliamlarda oradaydılar. Yani Maraş katliamında yaşlı kadını öldürenler, küçük çocuk Ali Traş’ı kazanda kaynatan, hamile kadınların karnına süngü sokan zihniyet bugün yine aynı seslerle, aynı nidalarla Suriye topraklarında Alevileri katlediyor” ifadelerini kullandı.

    “KENDİLERİNDEN OLMAYAN HERKESİ KATLEDİYORLAR”

    Suriye’de Alevi soykırımı olduğunu belirten Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu,” Suriye’de sadece Aleviler katledilmedi. Suriye’de resmi olarak 23 Haziran 2011’de vekalet savaşı başladığında Cisr-i Şuğur ’da resmi rakamlara göre 120 gayri resmi rakamlara gören 600 kişi katledildi. Difri Şuur bir belde içerisinde Alevlerin Sünnilerin Ermenilerin Hıristiyan Ortodoksların olduğu bir yer ve İdlib’e bağlı bir yer. Suriye’ye Emevi imparatorluğunu büyütmeye gelmişlerdi. Bizim burada Osmanlıyı diriltmeye çalışan zihniyet gibi. Oysa ölmüş bir şeyi kimse diriltemez. Suriye’de Araplar, Kürtler, Türkmenler, Aramiler, Ermeniler, Ezildiler. Aleviler, Sünniler, Hristiyanlar, Dürziler, İsmailer bu cihadist teröre evet demeyecek herkes katledildi” diye belirtti.

    “ÇAĞIMIZIN EN BÜYÜK SOYKIRIMINI YAŞIYORUZ”

    Bugün Aleviler olarak soykırımı yaşadıklarını belirten araştırmacı yazar Hamide Rencüs, “Gerçekten çağımızın en büyük soykırımı. Çok vahşice, dünyanın sağır ve dilsiz kaldığı bir ortamda izliyoruz. Böyle bir soykırıma tanıklık eden çağda olmanın tüm ağırlığını üzerimizde taşıyacağız hep. Nasıl bu noktaya geldik? 2011 Mart ayında Arap Baharı denilen o kanlı süreçlerin bir uzantısı olarak cihadistler, Suriye’ye nakledilmeye başladığı andan itibaren eğer gerçeği fark edebilseydik, eğer ABD’nin oyunlarını yeniden hatırlasaydık, inancımızı ve direncimizi orada gösterseydik şimdi bu soykırımı konuşuyor olur muyduk ben hayır kesinlikle diyorum” dedi.

    “İSLAMCILAR ABD’NİN KULLANIŞLI APARATLARI”

    ABD’nin her türlü emperyalist savaşlarında kendisin elini kana bulamadan İslamcıları kullandığını belirten Rencüs, şu sözleri kullandı:

    “Bu, Afganistan’dan bu yana başlayan bir durum. Müslüman İslamcılığı El-Kaide tamamıyla ABD yararına savaş yürüten cihadistlerin üstü anlamına geliyor. Kaide üst demek ve dolayısıyla Amerika’nın icadıdır bu. Sonraki bütün savaşlarda nerede bir İslamcı söylem, İslamcı motivasyonla bir iç savaş ya da halklara karşı bir bombalı saldırı ya da isyanları bastırma hareketi varsa hepsi ABD’nin emrinde olan cihadistlerdir.

    Sanki devrimciler isyancılar muhalifler söylemiyle tarif edilecek bir kalkışma gibi algılandı. Burada gerçekten liberal ideolojinin yarattığı çürüme bu algı yönetimi karşısında küresel medyanın yürüttüğü algı çalışmasının karşısında yenik düştük ve bugün o zamanın El-Kaide’nin uzantısı olan örgütleri konuşuyoruz. Bu örgütlerin katliamlarını konuşuyoruz.”

    PİRHA/ANTALYA

     

  • Asi-Der Başkanı Usluoğlu: Suriye’de son 48 saatte büyük bir trajedi yaşanıyor!-VİDEO

    Asi-Der Başkanı Usluoğlu: Suriye’de son 48 saatte büyük bir trajedi yaşanıyor!-VİDEO

    PİRHA – Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu, Suriye’deki Alevi katliamları nedeniyle büyük bir trajedinin yaşandığını söyledi. Usluoğlu, “Ne yazık ki son 48 saatte kimi kaynaklara göre 4.700, kimi kaynaklara göre de 16 bini aşan insanın katledildiği konusunda bilgiler gelmekte. Alevi kurumlarının bir an önce daha güçlü ses çıkarmaları, Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin, bu ses kamuoyunun bir an önce harekete geçmesi gerekiyor” diye de belirtti.

    Antakya Samandağ İskenderun İlçeleri Kültür Yardımlaşma Dayanışma ve Çevre Gönüllüleri Derneği (Asi-Der) Başkanı Tevfik Usluoğlu, CAN TV’de Atilla Taş’ın sunduğu ‘Bu Sabah’ programına konuk oldu.

    “ETNİK TEMİZLİĞE DOĞRU GİDİLMEKTE!”

    Suriye’de devam eden Alevi katliamına ilişkin bilgi veren Usluoğlu, bölgede ciddi anlamda bir gerilimin oluştuğunu söyledi. Usluoğlu, binlerce Alevinin katledildiği bilgisini vererek “Önce ‘düşük gerilimli katliamlar ve yüksek gerilimini tehditler’ şeklinde başlayan süreç şu an etnik temizliğe doğru gitmiş durumda. Güncel olarak her gün sahadan bilgi almaktayız. Ne yazık ki son 48 saatte kimi kaynaklara göre 4.700, kimi kaynaklara göre de 16 bini aşan insanın katledildiği konusunda bilgiler gelmekte” dedi.

    TOPLU ÖLÜM VE TOPLU MEZAR GÖRÜNTÜLERİ!

    Kimi köylerde yaşayan insanların tümüyle katledildiğini söyleyen Usluoğlu, şu bilgileri de paylaştı:

    “Mesela Muhtariye isimli köyde yaşayanların tamamının öldürüldüğü bilgisi geldi. Banyas’ta Alevilerin kalmadığı bilgisi var. Sayının tespit edilmemesi için insanların yakıldığı söyleniyor. İki gün önce Şam’da, Halep’te birçok camiden cihat fetvaları verilirken Alevilerin katli için de fetvalar verilmeye başlandı. İslam adı altında geliştirilen yeşil kuşak projesi kapsamında 1971’den sonra geliştirilen cihadist terörün, Afganistan ve farklı alanlarda yaptığı ne ise Suriye’de de aynısını yapacağını biliyorduk. Korkunç haberler geliyor. Binlerce çocuk katledildi. Doktor, köylü, şeyhler, tarımla uğraşan çiftçiye kadar herkesi katlediyorlar.
    Bu süreç başlamadan önce cihat çağrıları yapılarak İdlib’den onlarca terör örgütü militanı, bölgeye nakledildi ve buradaki gerilim arttırılıp insanlar kuşatılarak evlerden çıkmaları engellendi. Ardından evlere girildi ve televizyon, buzdolabı, altın, para ne varsa hepsi soyulduktan sonra direnen ya da bir söz söyleyen olursa da dışarı çıkarıp öldürmeye başladılar. Bir sürü yerden toplu ölüm ve toplu mezar görüntüleri gelmeye başladı. Uluslararası kamuoyunun halen ciddi anlamda bir müdahalesi yok.

    Suriye’de bir sürü grup var. 171 binin üzerinde yabancı terör örgütü üyesi var. Aileleri ile birlikte bu sayı 500 bini aşıyor. Son iki hafta içerisinde Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Uygur Türklerinden bölgeye giren 20 binin üzerinde terör örgütü üyesinin olduğu ifade ediliyor.
    Suriye’nin buraya gelmesinde kimlerin eli var? Aleviler neden hedef seçildi? Lazkiye, Tartus, Humus’ta ne var? Hedeflenen nedir? Oradaki petrol rezervlerine el koymak mı?
    Buradan çıkacak sonuç Türkiye’yi nasıl etkileyecek? İşte İsmail Kılıçkaya gibi Akit gazetesi ya da farklı alanlardan açıklamalar görüyoruz, buradan ne hedefleniyor? Türkiye bu kaosun içerisine ne kadar sokulmak isteniyor? Yetkililer bu olanları görüp ciddi müdahaleler yapmıyor.
    Alevilerin bir tane derneği dahi yoktu. Yoksulluklarından dolayı orduda ya da polis gücünde yer alan Aleviler üzerinden sanki tüm Suriye’nin kaynaklarını Aleviler yiyormuş gibi bir algı operasyonu yaratıldı. Tamamen Alevileri hedef göstermek için yapılan bir çaba söz konusuydu. Suriye burjuvazisinin neredeyse tamamı Sünni ve Hristiyandır. Aleviler genelde devlet içerisinde yoksul memurlardır. HTŞ’nin başa gelmesi ile birlikte uzlaşı yapan subayların tamamı tutuklandı ve birçoğunun akıbeti belli değil. Yani silah bırakan insanlar hiçbir şekilde yargının önüne çıkarılmadan tutuklandı ve ardından bir takım infaz haberleri gelmeye başladı. Aşama aşama bir etnik temizliğin süreciydi bu. Biz ‘Aleviler katlediliyor’ dediğimizde ‘Münferit olaylar var. Devlet henüz güvenliği sağlayamadığı için gasp amaçlı terör eylemleri var’ diyorlardı ama biz bugünü işaret ediyorduk.”

    “CİDDİ BİR TRAJEDİ YAŞANIYOR”

    Tevfik Usluoğlu, Alevilerin bölgeden göç ettirildiğini de belirterek, şöyle devam etti:

    “Elbette ki oradaki amaç demografik bir değişim yapmak. Şu an her yerde birçok köy kuşatılmış durumda. Şu an olayların yoğun olduğu alan Banyas, Tartus ve Lübnan sınırına sıfır olan köyler ve Lazkiye yol sapağında olan bölge. Örneğin insanlar öldürüldüğü için evlerini boşaltıp ormana doğru kaçınca bu sefer ormanlar yakıldı. Ciddi bir trajedi yaşanıyor. Onun için Alevi kurumlarının bir an önce daha güçlü ses çıkarmaları, Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin, bu ses kamuoyunun bir an önce harekete geçmesi gerekiyor. Görünen o ki Suriye diye bir devlet kalmadı. Suriye diye bir coğrafyadan söz edebiliriz. Dürziler zaten özerklik ilan etti. Rojava’da Kürt ve Arap güçleri zaten özerklik ilan etmişti. Şu an Aleviler açısından net bir talep olması gerekiyor. Hama, Humus, Lazkiye, Tartus hattının kesinlikle özerk olması gerektiği konusunda fikir beyan ediyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DİB, Bölgede Barış ve Adalet Konferansı yaptı: Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir -VİDEO

    DİB, Bölgede Barış ve Adalet Konferansı yaptı: Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir -VİDEO

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik (DİB) tarafından yapılan Bölgede Barış ve Adalet Konferansında konuşan ABF Başkanı Mustafa Aslan, “Bu topraklarda bin yılı aşkın bir süredir Aleviler katlediliyor. Bizler düşmanımızı biliyoruz. Kendimizi dostlarımıza da yeterince anlatamamışız, bunun da eksikliğini yaşıyoruz. İnadına Aleviler bulundukları topraklarda siyasal mücadele verecektir. Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir.” dedi.

    Demokrasi İçin Birlik tarafından yapılan “Filistinliler ve Kürtlerin Mağduriyetine Aleviler de Eklenirken Bölgede Barış ve Adalet Konferansı” Beşiktaş Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapıldı.

    Başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’daki gelişmelerin değerlendirileceği konferansın açılış konuşmasını DİB Koordinasyon Üyesi Levent Tüzel yaptı. Tüzel, Suriye’deki yeni rejimle birlikte bölgedeki halkların barış arayışına dair şu konuşmayı yaptı:

    “Özellikle HTŞ yönetimindeki cihadist güçlerinin, Aleviler üzerindeki saldırı ve katliam girişimleriydi. Alevi halkının yaşadığı büyük kaygı ve tedirginlik var. Bu nedenle merkezinde bu sorunu irdeleyen ve ülkemizdeki tartışmaları da Kürt halkının taleplerini ele alan bir konferans yapmak istedik. Salon bulma konusunda arkadaşlarımız çok çaba sarf etti. O nedenle bu gecikmeden ötürü özür diliyoruz. Bu arada Bereket Kar yoldaşımızı geçtiğimiz günlerde kaybettik. Birlikte çokça çalışma yürüttük. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

    “SURİYE’DE ALEVİLER KAYGILI”

    Evet olağandışı süreçlerde halklarımıza olağanlaştırılmak istenen eylemlerle karşılaşıyoruz. Siyasetçiler, gazeteciler tutuklanıyor. Siyasi parti başkanları cezaevinde ve yenileri de tutuklanıyor. Kent uzlaşısı adı altında başarı elde edenlerin bir suç oluşturuyormuş gibi algı yaratılıyor. Tek adam yönetiminden faşist yönetime doğru gidiliyor. Bunlarla birlikte ekonomik krizi sindirmek mücadelesi veren iktidara karşı emekçiler, siyasetçiler, hukukçular var.

    2016’dan buyana ‘Ülkede barış olsun. Laik bir ülke olalım’ diye oluşturduğumuz bir platform DİP. Şimdi Filistin’de yeni bir aşamaya gelindi. ABD, bölgeyi yeniden dizayn ediyor. HTŞ yönetimi devlet başkanlığını ilan etti. Suriye Arap Cumhuriyeti denerek diğer halkları görmediler. Şimdi ABD, bölgede yeni karakollar yaratılıyor. Suriye’de yaşayan halklar demokratik bir sürece ulaşacak mı ne yazık ki bunun zemini oluşturulmadı. Aleviler ciddi kaygı yaşıyorlar. Dolayısıyla Suriye halklarının demokratik geleceklerini belirleme konusunda önümüzde bir süreç duruyor.

    “TEK ÇIKIŞ ORTAK MÜCADELE”

    Esas itibariyle ‘Öcalan gelsin mecliste konuşsun’ adımını, Suriye’deki gelişmelerle birlikte daha iyi görmekteyiz. Tabi kayyımlar da atanırken çelişkiler olduğu gibi duruyor. Bugün bu konferansımız vesilesiyle bu konuları tartışacağız.

    DİB, özellikle ülkemizin bu sancılı sürecinde demokrasi güçlerinin birliğini her daim açık tuttu. Bugün bu faşist rejime giden yolda tek çıkışın ortak mücadeleden geçtiğini tartışıyoruz. Gelecek mart ayında bu tartışmayı olgunlaştırarak önerilerimizi ortak bir çıktı olarak geleceğe taşıyacağız. İnadımız, direncimiz her daim ayakta. Bu tehdit ve baskılara teslim olmayacağımızı ülkemizin her yerinden ifade ediyoruz.”

    “KATLİAMI GEÇTİM SOYKIRIM YAPILIYOR”

    Birinci oturumun moderatörlüğünü Aydın Deniz yürüttü. “İktidar değişimi sonrası Suriye’de Aleviler” konusunun ele alındığı giriş bölümünde Akademisyen Hakan Mertcan, sunum yaptı. Suriye’nin “Terör örgütüne teslim edildiğini” söyleyen Mertcan şu konuşmayı yaptı:

    “Azınlıklara yönelik saldırılar gerçekleşti ve bu saldırılar dünya kamuoyunda da görüldü. Suriye’nin seküler Sünnileri dahi tehdit altında ama Alevilere yoğunlaşmış bir şiddeti göreceğiz. Arap Alevi toplumu da süreklerden birisi. Aleviler, Fransızların kurduğu askerlik alanında yer aldılar. Hafız Esed’ın pozisyonuna bakarak hep Suriye’de bir Alevi devleti, Alevilerin kontrolünde bir ordu, istihbarat servisi gibi şeyler söyleniyor. Suriye’de malesef hiç hakikatle bağı olmayan biçimde sanki Aleviler iktidarı ellerinde tutuyor gibi bir pozisyona geldiler ve bugün de saldırıların merkezinde bir intikam operasyonunda bu işlevsel olarak kullanılıyor.

    14 yıldır Aleviler katlediliyor zaten. Köyler mezarlıklarla doldu. Gencecik insanlar Alevi oldukları için öldürülüyor. Birçok savaş suçu işlendi. Hatta çocuklar hedef alındı. Ağustos 2013’te 199 kişiyi katlettiler. Savaşın altıncı yılında 150 bin Alevinin öldürüldüğü söyleniyor. İnsan öldürmekle kalmayıp doğayı da yaktılar. Aleviler mutlak kötülük olarak ifade ediliyor. Savaş boyunca ağır hak ihlalleri, yargısız infazlar, kaçırılmalar, kutsal mekanlara saldırılar sürüyor. Ancak ciddi bir cezalandırma yok. Şu an Alevi köylerine tehcir de yapıyorlar. Bütün bunları katliamı geçtim soykırım girişimi olarak nitelendiriyorum. Umarım daha demokratik bir ortamda Suriye halkları yaşar.”

    “SURİYE’DE ÖZ SAVUNMA YAPMALARI GEREKİR”

    Konferansın konuşmacılarından ASi-DER Başkanı Tevfik Usluoğlu ise Suriye’de yaşananlara “Düşük yoğunluklu katliam, yüksek gerilimli tehdit” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Aleviler Suriye’de hiç de azınlık değillerdir. Alevilerin toplam nüfusu Suriye nüfusunun yüzde 20’sidir. Suriye’nin her yerinde Aleviler vardır. Humus, Alevilerin en yoğun yaşadığı yerdir. 12 Ekim’de Suriye’den geldim ve o alanda özel çalışmalar yapmaktayım. Bugünlerde herkes kendi nüfusunu arttırmak için mübalağa yapıyor. Avrupa, Amerika gibi birçok yere göç oldu. Zamanında Deniz Baykal’ın “Halep Sünni’dir” sözünün aksine Halep hiçbir zaman Sünni olmadı. Şimdi oralarda Alevilerin onuruna tecavüz niteliğinde eylemler yapılıyor.

    Afrin ve Qamişlo civarında da Kürt Aleviler yaşamaktadır. Irak savaşından sonra Suriye’ye gelen yaklaşık 1,5 milyon Filistinli var. Ancak bu nüfusun çoğu kimlik alamamıştı. Suriye kavimler kapısıdır. Ancak medyanın tersine söylüyoruz; Aleviler ilk kez katledilmiyor. 19 Kez fetvalarla Aleviler katledildi. Suriye’de hala 171 bin silahlı terör örgütü mensubu var. Sistematik olarak orada yapılanlar konusunda hükümetin bilgisi vardır. 8 Aralık’tan sonra 430 kişinin Suriye İnsan Hakları Gözlemevi tarafından katledildiği bilgisi verilmiştir. Rakka ve Hymus kırsalındaki kaçırılmalar ile 2000 kişinin durumları hakkında net bilgi yoktur. Ağırlıklı olarak Alevilere yönelik bir infaz politikası var. Şu an Suriye’nin uygarlık birikimi yok edilmektedir. Alevilerin dost ilişkilenme kurmaları ve Suriye’de öz savunma yapmaları gerekir. Tüm diasporayı kapsayan bir çalışma yapılmalıdır. Demokratik, laik bir Suriye için tüm Alevi kurumlarının harekete geçmesi gerekiyor.”

    SURİYE’DEKİ MEDYANIN SUSKUNLUĞU!

    Gazeteci Hasan Sivri ise konuşmasında “Suriye’de bir devrim değil, devir teslimi” olduğunu belirtti. Sivri, Suriye savaşında basının rolüne de değinerek şöyle devam etti:

    “Şu an Şam El kaide uzantılarının elinde. Şubat ayının başında onlarca sol, sosyalist partinin yasaklandığı bir süreçten bahsediyoruz. IŞİD’in eğitiminden geçen bir HTŞ’den bahsediyoruz. Suriye’deki savaşın başında Alevilere yönelik katliam fetvaları verildi ve işgalci oldukları söylendi. Kimi fetvalarda Alevi kadın ve çocukları ayrıştırılıyor. Ardından kadın ve çocukların da öldürülebileceği tartışmaları oluşuyor.

    Bugün batılı güçler Colani ile el sıkışmaya başladı. Batılı güçlerin, emperyalistlerin, İsrail gibi bir önceliği var çünkü. Bu bölgede çok açık şekilde İsrail’in güvenliğini söz konusu. Aslında Şam değil İsrail’in devrimi denebilir. İsrail’e taş bile atmayan Colani, Filistinlileri sınıra kadar kovaladı. Medya da Suriye savaşı konusunda önemli rol oynadı. Dünyanın hiçbir yerinde bir ay içerisinde aynı taraftan olan 157 kişinin öldürüldüğü görülmemiştir. Şu an Suriye’de 1500’e yakın gazeteci var ama bir sessizlik var. Kimse haber, rapor girmiyor.”

    “AVRUPA, ALEVİLERİN KATLEDİLMESİNE SES ÇIKARMIYOR”

    Gazeteci Musa Özuğurlu da konuşmasında “Suriye’de Aleviler iktidar değillerdi” diye belirtti. Alevilerin toplumun en alt kademesinde olduğunu söyleyen Özuğurlu, şöyle devam etti:

    “Hafız Esad, siyasal düşüncelerle hareket ettiği için iktidara geldi. Suriye’de Aleviler, BAAS rejimiyle özdeş tutulup, yönetimden faydalanıyorlarmış gibi göründüler. Aleviler her zaman için yalnızdılar. Hiçbir zaman için kimsenin temas ve işbirliği kurmadığı kesimdir Aleviler. Aleviler ülkenin en yoksul ve yalnız kesimidir. Günah keçisi ilan edilmelerinin hiçbir maddi temeli yoktur. Sünni kesim, ticaret yapıp devlet memurluğunu aşağıladıkları için Aleviler, asker, polis, devlet memuru olabildiler. Şimdi deyim yerindeyse Aleviler kabak gibi ortada kaldılar. Esad iktidarı bunun hiçbir çalışmasını yapmamış ve şu an Aleviler açık bir şekilde var olma savaşı içerisindeler. Çok ciddi ihlaller yaşanıyor. Hiç kimse de buna ses çıkarmıyor. Tıpkı Kürtlerin, Ezidilerin yaşadıkları gibi şimdi Aleviler için bu süreci görüyoruz. Avrupa şimdi çok büyük ikiyüzlülük içinde. Şimdi El Nusra ile el sıkıştılar ve Alevilerin katledilmesine ses çıkarmıyorlar.

    Aleviler şimdi bir şeyler yapmaya çalışmalı. Avrupa’da ne kadar Alevi kuruluşu varsa bir şeyler yapıyor ama seslerini ulaştıramıyorlar. Bizlerin ciddi ses çıkarması gerekir. Katliam evet yaşanıyor ama daha da ötesinde bir şeyler yaşanmaması için acilen bir şeyler yapmalı. DEM Parti’nin bu konuda birikimi var, bir şeyler yapmalı. CHP de aynı şekilde harekete geçmeli.”

    “ALEVİLER KURUCU GÜÇLERİN DIŞINA ÇIKARILDILAR”

    2. Oturumun moderatörlüğünü Nesteren Davutoğlu yürüttü. “Suriye ve Ortadoğu’da barış ve adalet nasıl sağlanabilir?” başlığının değerlendirildiği oturumun ilk konuşmacısı Hukukçu Orhan Gazi Ertekin oldu. Özellikle, “Kürtler, Aleviler ve Dürzilerin, ölüm ile yaşam arasında kaldığını” söyleyen Ertekin, şöyle devam etti:
    “Aleviler ciddi bir tehdit altındalar. HTŞ, kendisini devlet, liderini de cumhurbaşkanı ilan etti. Özellikle Aleviler, kurucu güçlerin dışına çıkarıldılar. Kurucu güçler dışında kalanlarda katliam, pogrom ve soykırım bir tür kadere dönüşüyor. Kurucu gücün dışında kalanlar göç ve asimilasyonu da beklemek zorundadır. Yoğun bir şiddet potansiyeli ve Colani’nin kartondan bir devleti var. Colani artık ‘devrim dönemi bitti, devlet üzerine konuşalım’ diyor. En çok da hukukçuların daha fazla konuşması, federalizm üzerine daha çok düşünmesi gerekiyor. Daha önce üzerinde hiç düşünmediğimiz meseleler şu an üzerimize yağıyor.
    HTŞ’nin büyük kısmı Rusya ve Avrupa ülkelerinden geldi. Yani modernlik de çöküyor. Yeni bir kamu hukuku geliştirmemiz gerekiyor. Alevilerin bir araya gelmesi üzerine düşünmek gerek.”

    “MÜSLÜMAN OLURLARSA ONLARA DOKUNULMAYACAKTIR”

    Gazeteci İslam Özkan, Selefiliği, ‘Kur’an ayetlerini motamot uygulayanlar’ olarak tanımlayarak bu anlayışın Suriye halkı için karşılık görmeyeceğini ifade etti. Selefiliğin 18. Yüzyılda ortaya çıktığını belirten Özkan, şunları söyledi:
    “Selefilik, ilk çıkışında silahlı çatışmaya karşıydı. Usame Bin Ladin öldürülene kadar cihatçı örgütlerin çoğu, anti batıcı ve anti ABD’ciydi. Sonrasında El Kaide’nin, Suriye’de Alevilere ve BAAS yönetimine yöneldiğini görüyoruz. 2014 yılında Colani’nin bir röportajında ‘İktidar olursanız Müslüman ve sizin mezhebinizden olmayanlara nasıl davranacaksınız?’ sorusu yöneltiliyor. ‘Müslüman olurlarsa onlara dokunulmayacaktır’ diye cevap veriyor.”

    2017 Yılından beri HTŞ, Türkiye ve Rusya ile temasa geçiyor. 8 Aralık operasyonu başlayana kadar HTŞ, teknolojik anlamda çok ilerleme yaşıyor. Drone fabrikaları var mesela. Şu anda uluslararası toplumla iletişime geçen HTŞ’nin, kendi içerisinde de bir çatışma var. Orduyu ele geçirmiş olabilirler ancak toplumu yönetmek kolay olmayabilir. Colani, koşulların dayatılmasıyla bir arada yaşama kültürünü benimsemek durumunda kalacak. Ama ben daha çok AKP tarzı ‘İslami’ bir hegemonya kuracağını düşünüyorum. Devletin kilit noktalarına adamlarını yerleştirecekler. İslam’ı tırnak içerisinde tutmak istiyorum. Çünkü AKP’yi ben de İslam olarak görmüyorum. Eğer HTŞ ile batı arasında sorunlar çıkarsa o zaman çok farklı sonuçlar çıkabilir.”

    “TÜRKİYE’NİN YENİ OSMANLICILIK HAYALLERİ VAR”

    Tarihçi Erdoğan Aydın ise Lozan Antlaşmasıyla birlikte Ortadoğu’daki değişime de işaret ederek şunları söyledi:
    “Siyasal İslamcılık, Ortadoğu’nun son yüzyılına tekabül etmiyor, bin yıllık bir sorun. Savaş Ortadoğu halklarının bir kaderi oldu. Şu anda Türkiye’de iktidar olanlar, dün ulusal devlete karşı çıkıyordu, bugün ise Turancı söylem içerisindeler. Dolayısıyla Türkiye şu anda Suriye’den kopamıyor. Yeni Osmanlıcılık hayalleri ile ilişkili bir iş bu. Ulusal devlet üzerinden bu iş kesinlikle çözülemez. O halde yeni bir formüle, ortak vatanda demokratik bir cumhuriyet mümkün. Buradan yol alınabilirse Aleviler, Kürtler, Dürziler yol alabilir.”

    “SURİYE’DE İSRAİL İLE KOMŞU OLDUK”

    Konferansın üçüncü oturumunun moderatörlüğünü Esen Aslandoğan yürüttü.
    “Ortadoğu’da yaşanan sorunların Türkiye dış ve iç politikasına yüklediği sorumluluklar” başlığını ilk olarak CHP 27. Dönem Milletvekili Ünal Çeviköz yorumlandı.
    Ünal Çeviköz, “Eğer bir şeyler yapmak gerekiyorsa bugünden başlamak gerekir” diyerek sözlerine başladı. Çeviköz, 2017’de önemli değişimlerin başladığını belirterek şöyle devam etti:
    “HTŞ, ustaca bir düzen kurdu. Ancak HTŞ’nin otuz bin militanı var. Bu sayıyla Suriye’yi koruyamazlar. HTŞ’nin içerisinde hala tek vücutluk yok. Şeriat isteyenler var. Onun için Alevilerin üzerine böyle gidiliyor.
    Suriye’de bugün İsrail’e komşu olduk! Bu bölgede değişen jeopolitikle, Suriye’de ileride karşı karşıya gelinebilir. Türkiye’nin İsrail’le karşı karşıya gelmesi de konuşulmakta. Türkiye’deki böyle bir hükümetten, Suriye’de olanlara karşı bir şeyler yapmasını beklemek de pek mümkün görünmüyor.”

    “TÜRKİYE, ORTADOĞUYA SAVAŞ DAYATIYOR”
    DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli de konferansın konuşmacıları arasındaydı. DEM Parti olarak “Ekmek, adalet ve Barış” mücadelesi yürüttüklerini söyleyen Temelli, şu değerlendirmeyi yaptı:
    “Adalet istiyorsak bir araya gelmeliyiz. Büyük bir demokratik dönüşümün eşiğindeyiz. Ama bu dönüşümü hayata geçirmek için yoğunlaşma içerisindeyiz. İstanbul’da kent uzlaşısı yaptıkları için 10 kişi tutuklandı ve Van Büyükşehir Belediyesine kayyım atandı. Bugünkü iktidar, aslında kendinden öncekilerden devraldığını yürütüyor. O nedenle bugün siyasi tutsaklık var. Gazeteciler bu nedenle tutuklanıyor ve belediyelere kayyım atanıyor. Türkiye demokratikleşirse Ortadoğu’nun da barışı mümkün olabilir. Emperyalistlerin rolünü rol yapan senin içerideki sorunundur. Kürt sorunu. Düşünsenize, bu ülkenin anayasası bir darbe anayasası.
    Suriye’de ‘Kürt anasını görmesin’ üzerinden yol almaya çalışıyor. Kürt meselesi, Suriye’de demokratikleşmenin önünü alan bir mesele. Bu yolun açılması için Rojava statüsünün de önünün açılması gerekiyor. Aynı şekilde Irak’taki federatif yapının neden sağlıklı işlemediğine baktığımızda yine Türkiye’nin dayattığı çatışmayı görüyoruz. 15 Şubat’ta İmralı’dan bir açıklama beklenirken Van’a kayyım atanıyor. Tamamen bir kumpas davası yani. Faşizm kurumsallaşıyor. Eğer Türkiye, Kürt meselesini çözmüş olsaydı, Irak ve Suriye’ye sahip çıksaydı bugün Alevilerin yaşadıklarına da Gazze’de olanlarla da karşı karşıya gelmezdik diye düşünüyorum.”

    “BU TOPRAKLARDA 1000 YILLIK ALEVİ SORUNU VAR”
    Konferansın son konuşmacısı Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan oldu. “Ortadoğu’da Aleviler sanki ilk kez mağdur ediliyormuş gibi konuşulmakta” diyen Aslan Aleviler konusunda bir duyarlılık oluşturulamadığını vurguladı. Alevilerin, her mücadelede yer aldığını ancak “Alevi” kimliğiyle görülmediğini söyleyen Mustafa Aslan şu konuşmayı yaptı:
    “2011’den bu yana Suriye’de bir arada yaşamı savunduk ve dile getirdik. Madımak’ta, 10 Ekim’de, Maraş’ta katlettiler ve bu zihniyetin bugün iktidarda çok faklı düşünmediğini görüyoruz. Bu ülkede Kürt sorunu var ve bu sorun 200 yıllık ise Alevi sorunu 1000 yıllıktır. Bunu aynı zamanda bir Kürt olarak söylüyorum. HTŞ’nin, bir katliam yapmadığını söyleyenler var. Kimi yaptığımız görüşmelerde BAAS’ın yıllarca katliam yaptığını, bu zulme karşı Alevilerin ses çıkarmadığını söyleyenler oldu. HTŞ’ye zaman verilmesi gerektiğini, değiştiklerini söyleyenler de oldu. Ama bugün bizim çığlığımıza ses verilmesi gerekiyor. Bu topraklarda bin yılı aşkın bir süredir Aleviler katlediliyor. Bizler düşmanımızı biliyoruz. Kendimizi dostlarımıza da yeterince anlatamamışız, bunun da eksikliğini yaşıyoruz. Bizim inancımız, hiçbir zaman yayılmacı bir anlayış olmadı. Aleviler tabi ki siyasal bir mücadele verecektir. İnadına Aleviler bulundukları topraklarda siyasal mücadele verecektir. Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Arap Alevileri, Hrisi etkinliğinde buluştu: Çoğalmaya ihtiyacımız var-VİDEO

    Arap Alevileri, Hrisi etkinliğinde buluştu: Çoğalmaya ihtiyacımız var-VİDEO

    PİRHA- 6 Şubat depremlerinde ağır hasar alan Hatay ile Deprem Dayanışma Etkinliği’nde konuşan ASİ-DER Başkanı Tevfik Usluoğlu, “Bir eksilmeye değil bir çoğalmaya ihtiyacımız var” dedi. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu da, “İnanıyoruz ki hep birlikte yaralarımızı saracağız. Hatayı Samandağı yeniden dayanışmayla, ortak aklımızla ayağa kaldıracağız” diye belirtti. 

    Şubat ayında yaşanan depremler sebebiyle bu yıl etkinliklerini Hataylı yurttaşlarla dayanışmak için yürüten Antakya Samandağ İskenderun İlçeleri Kültür Yardımlaşma Dayanışma Çevre Gönüllüleri Derneği (ASİDER) Başkanı Tevfik Usluoğlu, Hrisi etkinliğinin açılış konuşmasını yaptı.

    Usluoğlu, “Dayanışma büyütür. Dayanışma güçlü kılar. Eğer birlikte olursak o kenti ayağa kaldırabiliriz. Bundan emin olun eğer biz bir olmazsak bu kenti ayağa kaldıramayız. Çünkü Antakya kadim bir kent. Çünkü bizim dışımızdaki kurumların önemli bir kısmı tarafından terk edildi. İlk günden bugüne bazı yetkililer tarafından sahipsiz bırakıldı. Antakya’yı ayağa kaldırmak için güç birliğine, birlikteliğe, dayanışmaya ihtiyacımız var. Bir eksilmeye değil bir çoğalmaya ihtiyacımız var. Birbirimizden harf öğrenmeye, birbirimize harf vermeye ihtiyacımız var. Antakya kültürüyle, tarihiyle, arkeolojisiyle, gastronomisiyle en önemlisi insanıyla çok önemli bir kent. Tarihi bir kent değil, tarih üreten bir kent. Yeniden tarih üretmek için bir olmalıyız” dedi.

    “HATAY’I DAYANIŞMAYLA AYAĞA KALDIRACAĞIZ”

    Aynı etkinlikte konuşan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu da, “Antakya’nın Samandağ’ın ayak basılmamış mahallesi, sokağı bırakmayan ASİDER’in başkanı basta olmak üzere bütün gönüllülerine teşekkür ediyoruz. Zor günlerden geçiyoruz. Çok acılıyız. Çok yaralıyız. Geçtiğimiz seçimlerde umutlarımızı istediğimiz düzeye taşıyamamanın üzüntüsünü yaşıyoruz. Bilelim ki depremin en zor günlerindeki dayanışmadır ülkemizin aydınlık geleceğinin güvencesi. Dayanışmanın önünde hiçbir şey duramaz. İnanıyoruz ki hep birlikte yaralarımızı saracağız. Hatayı Samandağı yeniden dayanışmayla, ortak aklımızla ayağa kaldıracağız”

    Dilan ŞİMŞEK-Eren GÖKTEPE /İSTANBUL

  • ‘Alevilikte ibadet korku üzerine değil sevgi üzerine kuruludur’- VİDEO

    ‘Alevilikte ibadet korku üzerine değil sevgi üzerine kuruludur’- VİDEO

    PİRHA- HDK Halklar ve İnançlar Komiyonu’nun düzenlediği “Halklar ve İnançlar Kendini Anlatıyor” program dizisinin bugün ikincisi gerçekleştirildi. Arap Alevilerinin kendini anlattığı programda konuşan araştırmacı yazar ve sosyolog Tevfik Usluoğlu, “Alevilerde din yaşamdır; gericilik, katletme kültürü üzerine kurulu değildir. Alevilikte cihat ilimle, nefisle ve malla olur, kılıçla cihat olmaz” dedi. 

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun düzenlediği “Halklar ve İnançlar Kendini Anlatıyor” program dizisinin ikincisi gerçekleştirildi. Programda Arap Alevileri kendini anlattı. Konuşmacılar Musa Özuğurlu Arap ‘Alevilerinde Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’in önemi’ , Ahmet Kara ‘Hatay Alevi toplumunun özgünlüğü’, Tevfik Usluoğlu ise ‘Tarihsel, kimliksel, inançsal boyutlarıyla Arap Alevileri’ konularını işledi.

    Moderatörlüğünü HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu Üyesi Meryem Fehime Oruç’un yaptığı programa Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eşbaşkanı Selda Güneş, DAD yöneticilerinden Bülent Felekoğlu, DAD Eyüp Şube Eşbaşkanı Nergiz Güzel ve HDK bileşenleri katıldı.

    Programda ilk sözü alan gazeteci Musa Özuğurlu, ‘Arap Alevilerinde Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’in önemi’ konusunu anlattı.
    Arap Alevilerinin peygambere uyduklarını belirten Özuğurlu, İslamın içinde sayılması için önce bir Allah inancının olması ve peygambere inanması gerektiğini ve sonradan ayrışmaların çıktığını ifade etti.

    “İNSANLARIN ALEVİ OLUP OLMADIĞINI BELİRLEYEN ALİ’YE OLAN YAKINLIĞIDIR”

    “Neden Arap Aleviliği diyoruz?” noktasında Anadolu Aleviliği ile Arap Aleviliği arasında anlayışlarda ve ritüellerde farklılıklar olduğunu kaydeden Özuğurlu, Arap Alevilerinin Allah’ın birliğine ve peygamberin son peygamber olduğuna inandıklarını söyledi. Ayrımın Hz. Ali ile başladığını dile getiren Özuğurlu, “Arap Alevilerine göre insanların Alevi olup olmadığını belirleyen Ali’ye olan yakınlığıdır” dedi.

    “ARAP ALEVİLERİ İSLAMIN MERKEZİNDE”

    Arap Alevilerinin kendilerini İslam’ın merkezinde gördüklerini dile getiren Özuğurlu, Hz. Muhammed’in Hz. Ali’nin çocukluğundan beri onu vasi atadığını aktardı. Sünni kesimin Ali’ye bir görev verilmediğini ifade ettiğini ancak bir başka kesimin de bunun tam tersini söylediğini aslında Muhammed’in ölmeden önce Ali’yi halife atadığını söylediğini belirten Özuğurlu, Muhammed’in ölümünden sonra iki emanet bıraktığını ve bunların Kuran ve ehlibeyti olduğunu ancak Sünni kesimin bunu ‘Kuran ve sünnetim’ olarak çarpıttığını, Şia kesiminse daha çok Kuran ve ehlibeyti sahiplendiğini kaydetti.

    Alevilerin Hz. Ali’nin yolundan gittiğini ve Ali’nin Arapçanın gramerini yazdığını dile getiren Özuğurlu, Hz. Ali’nin peygamberin ve Kuran’ın bütün ilmine hakim olduğunu bu yüzden Arap Alevilerinin Ali’nin yolundan gittiğini belirtti.

    “BÜTÜN DİNLERİN BATINİ TARAFI VARDIR”

    Alevilerin yüzyıllar boyunca katliamlara uğramalarına rağmen yine de inançlarını ve dillerini korumayı başardıklarını dile getiren Özuğurlu, “Bütün dinlerin gizli tarafları vardır. Ancak bir şeyin gizli olmasıyla yanlış olması ayrı şeylerdir. Bütün dinlerin batıni tarafı vardır ve Alevilerin de batıni tarafı vardır. Felsefi bir tutum olarak insanı en üstün tuttukları için Aleviler Ali’yi merkeze koyarlar” dedi.

    Arap Alevilerinin Kur’an’ı, peygamberi ve Hz. Ali ile ehlibeyti temel aldıklarını ve kendilerini asıl İslam olarak adlandırdıklarını ifade eden Özuğurlu, Arap Alevilerinde ramazan orucu ve namazın var olduğunu dile getirdi.
    Alevilerin kutsal kitaplara ve kişilere eşit derecede kutsiyet atfettiklerini ifade eden Özuğurlu, Arap Aleviliği içinde “Alevilik İslam’ın içi midir, dışı mıdır?” tartışmasının olmadığını kaydetti.

    “GENÇLERDE KAYMA VAR”

    Antakya Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği Başkanı Ahmet Kara, Hatay Alevi toplumunun özgünlüğü konusunu anlattı. Asimilasyona vurgu yapan Kara, Arap Alevilerinin inançlarını çocuklarına çocuklukta öğretmeleri gerektiğini belirtti. Arap Alevi toplumunun kültürünün unutulmaması için Antakya Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği’ni kurduklarını söyleyen Kara, Hatay’da 72 milletin yaşadığı bir Alevi kültürü olduğunu aktardı. Çocukluktan beri Alevi kültürünün iyi verilmediği için gençlerde bir kayma olduğuna işaret eden Kara, resmi kurumların sadece Sünni kesime göre kararlar aldıklarını ve bu yüzden de Alevi inancının yok sayıldığı ve bir adım ileriye gitmediğini ifade etti.

    “ALEVİ KÜLTÜRÜ ÜZERİNDE DAHA ÇOK DURULMALI”

    Hatay’da işlenen suç oranlarının Türkiye genelindeki istatistiklerde düşük olduğunu söyleyen Kara, Hatay’ın 72 milletin var olduğu, insan merkezli evrensel değerlere sahip laik insanların çok olduğu ve kimsenin kimseye karışmadığı güzide bir kent olduğunu dile getirdi. Kara, git gide asimile olan Alevi kültürü üzerinde daha çok durulması gerektiğini de ekledi.

    “ARAP ALEVİLER DİĞER  SÜREKLERDEN KOPUK DEĞİL”

    Kara’nın arkasından söz alan araştırmacı yazar ve sosyolog Tevfik Usluoğlu tarihsel, kimliksel ve inançsal boyutlarıyla Arap Alevileri konusunu işledi.

    Alevi kelimesinin “Ali’ye bağlı olanlar” anlamına geldiğini söyleyen Usluoğlu, kimliksel olarak Arap Alevilerinin Arap oldukları bilgisini verdi. Alevi kelimesinin tarihteki kullanımlarından örnekler veren Usluoğlu, Alevlerin ilk yazılı kaynaklarından biri olan İmam Muhammed Bakır’ın kitabında da Alevi kelimesinin geçtiğini ve bunun 699 yılına tekabül ettiğini belirtti.

    Usluoğlu, Arap Alevilerinin Suriye Humus, Lazkiye, Tartus, Hama, Şam ve Lazkiye, Türkiye’de Adana Mersin, Hatay Filistin Ürdün’de, Lübnan’da, Mısır’da, Irak’ta Arna ve Sincar bölgelerinde, İran, Pakistan, Hindistan, Avustralya Sidney, Melbörn, Şili, Arjantin, ABD Pensilvanya ve Kanada da yaşamakta olduğu dikkat çekti.

    Usluoğlu, Arap Alevilerinin diğer Alevi süreklerinden kopuk olmadığını ve yol bir sürek bin bir düsturuyla süreklerin birbirine bağlı olduklarını kaydetti.

    “ÖZGÜN BİR UYGARLIĞIN ORTAYA ÇIKIŞI GADİR HUM”

    Peygamberin son haccı yani veda haccı olan Gadir Hum’da Ali’nin yolunu tutarak onu vasisi ilan etmesiyle birlikte Aleviliğin ortaya çıktığını ve orada Ali taraftarlarının oluştuğunu belirten Usluoğlu, dinlerin birbirinin devam olduğunu kaydetti. Usluoğlu, Alevilere göre tarihte özgün bir uygarlığın ortaya çıkmasının Gadir Hum’da gerçekleştiğini dile getirdi.

    “ALEVİLİKTE İBADET SEVGİ ÜZERİNE KURULUDUR”

    “Din insan için vardır, insan din için yoktur. Din insanın hizmeti için indirilmiştir” diyen Usluoğlu, Kuranın ilk ayeti olan ‘oku’ kelimesinin insanların sürekli okuyup araştırması gerektiğini vurguladığını ve Alevilerin bunu esas aldıklarını ifade etti. Usluoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Alevilerde din yaşamdır, gericilik, katletme kültürü üzerine kurulu değildir, bu din değildir. Alevilikte cihat ilimle, nefisle ve malla olur, kılıçla cihat olmaz. Zahir, batın meselesi tüm dinlerde vardır. Aleviliğin ibadet algısı ilaha duyulan sevgi üzerine kuruludur, korku üzerinde değil. Alevilik tüm peygamberlere eşit yaklaşır. Arap Alevilerinde İsa’nın havariler bayramı kutlaır 14 Temmuz’da. Farısi kökenli olan Newruzi bayramlar Alevilerde de kutlanır. Birisi Hz. Ali’nin doğumudur. Tecelli, Mihrican bayramları da kutlanır. Arap Aleviliğinde tüm insanlık hazinesi birleştirilerek bir dini ve kültürel algı oluşturulmuştur.”

    Alevilerin merkezi iktidarlara olan tavırlarından dolayı tarih boyunca sürekli katliamlara uğradıklarını hatırlatan Usluoğlu, “Suriye’de kadınlar Fatiha okunarak katledildi. Bunu tarih boyunca yaşanan Alevi katliamlarından da biliyoruz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL