Etiket: tevrat

  • Engin: Alevilikte kurban lokmadır, bayramlarda cem yapılması da Yol ve erkânına aykırıdır

    Engin: Alevilikte kurban lokmadır, bayramlarda cem yapılması da Yol ve erkânına aykırıdır

    PİRHA – Dede Musa Kazım Engin, Kurban Bayramı geleneği hakkında bilgi verdi. Alevilikte kurban geleneğinin “Lokma” ile karşılık bulduğunu ifade eden Engin, “Aleviler, yoksul kişilere maddi katkı yaparak, olanakları bulunmayan kişilerin çocuklarına eğitim katkısı ve bursu vererek lokmalarını “kansız” ve en yararlı bir şekilde yapabilirler” diye belirtti. Dede Musa Kazım Engin, bayramlarda cem yapılmasının da Alevi inancında yer almadığını vurguladı.

    Kureyşan Ocağı’ndan Dede Musa Kazım Engin, Müslüman toplumu tarafından kutlanan Kurban Bayramı’na ilişkin yazı kaleme aldı.

    Alevilikte kurban geleneğinin “Lokma” ile karşılık bulduğunu ifade eden Engin, “Aleviler, yoksul kişilere maddi katkı yaparak, olanakları bulunmayan kişilerin çocuklarına eğitim katkısı ve bursu vererek lokmalarını “kansız” ve en yararlı bir şekilde yapabilirler” dedi.

    İnsanlık tarihindeki kurban ritüellerine değinen Dede Musa Kazım Engin, ‘kan akıtmak, kurban vermek’ geleneklerine ilişkin şu bilgileri paylaştı:

    “Kurban, kelime olarak Arapça “Kurb” sözcüğünden türemiştir. Anlamı “yakın olmak”, “yaklaşmak” demektir. Dini bir terim olarak kurbanlık, Hakk’a yaklaşmak niyetiyle belli günlerde kesilen hayvana verilen addır.

    Eski uygarlıklarda çok tanrılı dönemde, “doğaüstü” güçlere “hoş görünmek”, onlardan kötülüklere engel olmalarını istemek, şükranlarını sunmak için yapılan dinsel törenlerdi. Tarihsel süreçte inanç mensupları yalnız insan ve hayvan kesmek yoluyla değil, çeşitli ürünler sunmak yoluyla bu dinsel törenleri gerçekleştirmişlerdir.

    Tevrat’ta ve Kur’an tefsirlerinde anlatıldığına göre, İbrahim Peygamberin Hakk’a “Eğer bir oğlum olursa onu senin yoluna kurban ederim” diye yalvarışının ardından dünyaya gelen oğlu İsmail’i, verdiği sözde durarak, kurban etmek ister. Bunun üzerine bir koç gönderildiği ifade edilerek, İsmail kurban olmaktan kurtulur. O günden bu yana, kurban geleneği birçok inançlarda yerini almıştır.

    En eski inançlardan, günümüz çağdaş toplumların inancına kadar kurban olgusunun kaynağı üstüne çeşitli varsayımlar ileri sürülmüştür.

    Kurban hemen bütün inançlarda kanlı ve kansız olmak üzere iki biçimdir. Kanlı kurbanlar insan ve hayvanlar, kansız kurbanlar yiyecek ve içeceklerdir. Kurban inancı adak inancıyla da bağımlıdır. İnanç gereği Tanrıya her zaman, ya da o an için haz vermek üzere kurban sunulur. İnsanların kurban edilmesi ilk çağların yakın dönemlerine kadar sürmüştür.

    Bu öykülerin mitolojik açıdan gerekçelerini bilim insanları açıklamaktadır. Bir takım doğa afetlerine karşı “Tanrıların gazabından” kurtulmak için genç insanların kurban edildiği tarihi tapınaklara halen Anadolu’da rastlanmaktadır. Maalesef bu tip “insan kurban edilmesi” anlayışı şeriatçı-yobaz çevrelerin bir kısmında zaman zaman görülmektedir.

    İbrahim peygamber zamanında, İsmail’in yerine “koç”un kurban edilmesiyle, insan kurban etme geleneği kaldırılmış, insanlık tarihi açısından çok önemli olan “insan kurban edilmesine” son verilmiştir.”

    “ALEVİLİKTE ‘KURBAN’ LOKMADIR”

    “Alevilikte kurban algısı” başlığını da irdeleyen Dede Musa Kazım Engin, şöyle devam etti:

    “Aleviler esas olarak kurbanı “Yol’a kurban olmak ve yol uğrunda gerekirse boynunu vurdurmak” olarak algılarlar. Alevilerde ise ‘kurban’ dendiği zaman asıl kurban “nefsini tığlamaktır”. Çünkü Alevilerde dualarda “canım kurban tenim tercüman” diyerek ikrar verip ikrarında durmaktır, ilim ve irfanla olgunlaşıp erenler yolunda el ele, el hakka insani kâmil mertebesine erip, o meydana gelmektir.

    Canım erenlere kurban,

    Serim meydanda meydanda,

    İkrarım ezelden verdi,

    Canım meydanda meydanda,

     

    Gerçek olan olur gani,

    Gani olan olur veli,

    Nesimi’yim yüzün beni,

    Derim meydanda meydanda.

    Alevi inancının temeli “ikrar” vermektir ve ahdine/ikrarına sadık olmaktır. Yani “Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” anlayışı ile ikrarına sadık, sözünden dönmeyen, ahde vefalı ve yolu uğruna canını seve seve verecek kâmil insanı yaratmak Aleviliğin temel anlayışıdır.

    Alevilikte hak yemeden, hak yedirmeden insanca mutlu yaşamak “Dünya’da cennet” için mücadele etmek, insanlık yoluna hizmet etmek en büyük kurbandır. Alevi Yol uluları bu yolda, kaç baş koç veya deve kurban kestikleri ile değil, gerektiğinde insanca yaşama uğruna, bu Yol’a kendi başını ‘kurban’ verdikleri için anılır.

    Amaç canlara işi, aşı yaşamı, kan akıtmadan her şeyi paylaşmayı, birbirine ‘kurban olmayı’ sevmeyi öğretmektir. Alevilerin birbirine tüm canlara ve Hakk’a vereceği en büyük kurban sevgidir. Alevilikte “kurban” lokmadır.

    Bunların tümü aslında ikrara yöneliktir ve ahde vefayı simgelerler. Aleviler keyfi olarak cana kıymazlar, geçmişte Ahiler “Can olan hiçbir şeye kıyılamaz” diyerek kendi cemaatlerine “avcıları” almamışlardır.

    Yetmiş deve ile Kâbe’den gelsem

    Amentü okusam abdestim alsam

    Ulu camilerde beş vaktim kılsam

    Mürşide varmadan yoktur çaresi.

    Arafat’ta kurban kessem yedirsem

    Hac kurbanın kabul oldu dedirsem

    Pir aşkına su doldursam su versem

    Mürşide varmadan yoktur çaresi.

    (Kul Himmet)

    Bugün Alevi-Bektaşiler artık kanlı görüntülerden uzakta özellikle şehirlerde, mahallesindeki yoksul kişilere maddi katkı yaparak, olanakları bulunmayan kişilerin çocuklarına eğitim katkısı ve bursu vererek lokmalarını “kansız” ve en yararlı bir şekilde yapabilirler.

    Bu konuda dedeler/pir ve anaların gerçekleri halka anlatmasında fayda vardır. Kurban Bayramı vesilesi ile de dede/pir ve analara, halkımızın aydınlatılması konusunda büyük görevler düşmektedir. Bu konuda gerekli bilgi, kendi tarihimizde, nefeslerimizde, deyişlerimizde, Yol önderlerimizin sözlerinde ve davranışlarında mevcuttur.

    Kinimizi, kibrimizi kurban ederek Yol’a ikrar vererek, her anı ve her günü kardeşçe paylaşarak bayram edebiliriz.

    Gelmişiz cananın asitanına

    Sıtk ile sarıldık dost damenine

    Canla baş koymuşuz aşk meydanına

    Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez!

    “İbreti Baba”

    Ramazan ve Kurban Bayramlarında cem yapılması da Yol ve erkânına aykırıdır ve Cem Vakfı’nın Aleviliğe soktuğu bir virüstür.

    Boz atlı Hızır hepimizin yoldaşı olsun.

    Aşk ile!”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Kurban Bayramı’nın zerre kadar Alevilikle bağdaşır yanı yoktur’-VİDEO

    ‘Kurban Bayramı’nın zerre kadar Alevilikle bağdaşır yanı yoktur’-VİDEO

    PİRHA-Yazar Ali Yıldırım, kurban kesmenin Aleviliğin ruhuna aykırı olduğunu söyleyerek, hayvan kesip, kan akıtmanın tamamen İslam’a dair bir düşünce tarzı olduğuna işaret etti. Yıldırım, “Bizde esas ve ilkesel olan bu dünyayı cennet kılmaktır. Bu dünyayı cennet kılmak için de aslında şu yaşadığımız dünyada bütün canlıların yaşama hakkını savunmalıyız” yorumunda bulundu.

    Yazar Ali Yıldırım, ‘Alevilikte kurban ve Kurban Bayramı’ değerlendirmesinin ikinci bölümünde ‘Canlı hakkı’ konusuna işaret etti. Yıldırım, kurban ve Aleviliğin bir araya getirilmesinin mümkün olmayacağını söyleyerek günümüzde yapılan kurban ritüelinin tamamen İslam’a dair bir düşünce tarzı olduğunu vurguladı.

    “ALEVİLİĞE DAİR DEĞİL”

    Yazar Ali Yıldırım, bir ibadet biçimi olarak kurbanı tanımlamanın asla söz konusu olamayacağını belirterek şu hususlara dikkat çekti:

    “Kurban kesip ibadet etmek Aleviliğin ruhuna da aykırı olur. Yani bizi arındıracak, Yahudilerin ‘Günah Keçisi’ diye bir şeyi vardır, ortaya bir keçi koyarlar, herkes günahlarını, yapıp ettiğini onun üstüne atar, sonra da o günah keçisini bir çölde bırakırlar. Böylece günahlarından arınırlar! Alevilik’te böyle bir arınma yok. Alevilikte bütün yapıp ettiğiniz yanlışların hesabını toplumun önünde bu dünyada vereceksiniz. İnsanlara karşı hesap vereceksiniz. Sizi yargılayacak bir başka zaman da ahiret zamanı, hiç tanımadığınız etmediğiniz bir yargı yetkisi ile gerçekleşen bir yargılama zamanı söz konusu değil. Burada, şu zamanda bu zamanın insanları ile o haksızlıkları yaptığınız yerde vererek arınabilirsiniz. O yüzden Alevilik yılda bir kez bütün canlara böyle bir sorgudan, görgüden geçirerek arındırma işlemi yapar. Siz bunu bir tarafa bırakarak ‘Hayvan keserek, kan akıtarak bu günahlardan kurtulurum. Yaptığım haksızlık, hukuksuzluklardan sonra da ahirete gider defterimi açıp ‘bak kurban da kesmiştim’ derim o da beni tartar’ falan diye düşünüyorsanız yandınız. Bu Aleviliğe dair bir şey değil. Tamamen İslam’a dair bir düşünce tarzıdır. Ve bu dünyadaki haksızlıklarınızın üzerini örtme yaklaşımının bir ürünüdür.”

    “KİTABIMIZIN BİRİNCİ MADDESİ DOĞA HAKKI OLMALIDIR”

    Yazar Ali Yıldırım, Aleviliğin cana kıymaktan öte cana tüm canlıların yaşam hakkını koruyan bir inanç sistemi olduğunu da söyledi. “Kitabımızın 1. maddesi doğa hakkı olmalıdır” diyen Yıldırım, şunları söyledi:

    “Bizde önemli, esas ve ilkesel olan bu dünyayı Cennet kılmaktır. Bu dünyayı Cennet kılmak için de aslında şu yaşadığımız dünyada bütün canlıların yaşama hakkını savunmalıyız.

    Bizim kitabımızın 1. Maddesi doğa hakkı olmalıdır. İkinci maddesi ise bütün canlıların yaşama hakkı. Biz, ‘İnsan merkezli bir inancız, yoluz’ derken şunu ifade etmeye çalışıyoruz; ‘İnsanın üzerinde, onu kendi iradesi ile şekillendiren bir bilgisayar programı halinde iradesiz hale getiren her şeyi tasarlayıp yapan eden üstün bir güç yoktur’ anlamında diyoruz. Yoksa buyurulduğu gibi ‘İnsan, eşref-i mahlukattır, yani bütün varlıkların en üst, en olgunudur. O yüzden de yeryüzünde ne varsa hovardaca istediği gibi kullanabilir’ anlamında değil. Sen hangi hakla yeryüzünü, doğayı kendi keyfinin hizmetine sunabiliyorsun ki? Tevrat’ta da öyle diyor; ‘Yeryüzünü yarattım hadi insanlar, istediğiniz gibi tüketin’. Böyle bir dünya, böyle bir yaklaşım bizim yolumuzda söz konusu olamaz. O yüzden bütün canlıların eşit yaşama hakkını gözetiyor isek kendi yanlışlarımız için bir başka canlıyı kurban ederek bundan kurtulacağınızı düşünmemiz çok saflık olur. Şunu söyleyebiliriz; Aleviler de tabii ki hayvan kesip et yiyorlar. Bir lokma olarak bunu da paylaşıyorlar. Bunlar Aleviliğin vazgeçilmezleri olmasa da Alevi geleneğinin içerisinde olan durumlar. Bunu reddedemeyiz. Ama bunu bir kurban ibadeti, topluca bir kıyım haline getirmek ve bir de bunu ‘kan bayramı’ haline getirip kutlamasını yapmanın zerre kadar Alevilikle bağdaşır yanı yoktur. ‘Hayvanları keselim sonra da Sırat köprüsünde sırtına binip öbür tarafa geçelim’ bizim işimiz olmasa gerek.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İlgili Haberler

    ‘Alevi neden ve hangi gerekçe ile kurban kesecek?’-VİDEO

  • ‘Alevi neden ve hangi gerekçe ile kurban kesecek?’-VİDEO

    ‘Alevi neden ve hangi gerekçe ile kurban kesecek?’-VİDEO

    PİRHA-Yazar Ali Yıldırım, ‘Alevi inancında Kurban Bayramı’ tartışmalarına değinerek “Kurban, tamamen Tanrı ile İbrahim arasında bir mesele. Kevser Suresi’nde ise Muhammed ile Allah arasında bir konu var. Yani bu seni beni ilgilendiren bir durum değil. Tevsircilerin büyük bir bölümü de Hacc’a gidenler dışındaki insanların kurban kesemeyeceğini söylüyor. Peki Aleviler, kestiği kurbanı neye dayandırıyorlar?” diye sordu.

    İnsanlık tarihinde tanrılara adanan ‘kurban geleneği’ birçok medeniyette yer bulmuş. Tanrılardan af dileme, tanrılara lütufta bulunma amacıyla sunulan kan akıtma geleneği günümüzde de dünya nüfusunun önemli bir bölümünde karşılık buluyor.

    Alevi coğrafyasında ise konu sebebiyle bir ayrışım söz konusu. Yol yürütücülerinin büyük bir kısmı “Alevilikte kanlı kurban olmaz” dese de, bazı kurumlar ve yörelerde ‘kurban cemi’ gibi adlarla kurbanlar kesiliyor.

    İslam dünyasından kimi öncü isimler de Kur’an’da kurban kesmenin zorunlu olmadığına işaret ediyor. Peki, kan akıtmanın böylesine gelenekselleşip ‘bayram’ adı altında kutlanmasında nasıl bir arka plan var? Yazar Ali Yıldırım ile konuştuk. Alevilik üzerine araştırmalarıyla tanınan Yıldırım, ayrıca İlahiyat mezunu.

    Kurban geleneğinin ilk nasıl çıktığı hakkında bilgi veren Yazar Ali Yıldırım kutsal görülen kitaplardan Tevrat’a işaret ederek şu aktarımı yaptı:

    “Kurban, Tevrat’ta, insanın Tanrı ile kendi arasında ilişki kurma biçimlerinden biri olarak Tek Tanrılı dinler öncesi gündeme geldiği zaman ‘ben veriyorum sen de bana ver’ gibi, tanrıyı memnun etme amacı ile gerçekleştirilen bir edim olarak görülüyordu. Yani Tanrının hırsını gidermek, Tanrıyı, kutsalı memnun etmek… Bir anlamda da onun olumsuz anlamda yapacağı fiilleri engellemek ve olumlu anlamda da kendisine iyi davranılmasını beklemek. Burada tamamı ile insan tipli bir Tanrı algısı vardı. ‘Tanrıya hediye verirsek, Tanrıyı memnun edersek o da bize iyi davranır’ düşüncesiyle kutsal ile böyle bir ilişki söz konusu olmuş. Tek Tanrılı zamana geldiğimizde bunun biraz form değiştirerek aynı şekilde devam ettiğini görüyoruz.

    TANRIYA SUNULAN İLK KURBAN

    Kurbanı ilk olarak Tevrat’ta görüyoruz. Tevrat’ta Habil ile Kabil meselesi bunu ilk olarak karşımıza çıkarıyor. Habil hayvan yetiştiricisi, Kabil ise tarımla uğraşıyor. Aralarında bir çatışma çıkıyor. Nedeni ise; Adem ile Havva cennetten kovulduktan sonra insanlık nasıl çoğalıyor; Adem ile Havva birleşiyor ve bir kız ile bir de oğlan doğuyor. Aradan geçen 9 ay sonrasında yeniden bir kız ve bir oğlanın dünyaya geldiğini anlatıyorlar. Kardeş evliliği olmasın diye ilk ve ikinci doğumdan gelenler çapraz evlendirilmiş. Kabil’in yanında doğan kız çok güzelmiş ve Kabil, bu kızı Habil’e vermek istememiş. Kavga da buradan çıkıyor. Bunun üstüne, ‘gidip bu meseleyi tanrıya soralım’ diyorlar.

    Habil en besili koçunu kurban olarak götürüyor, Kabil ise bir deste ekibini… Tanrı Habil’in koçunu kabul ediyor. Tanrıya kurban yakılarak sunuluyor ve kokusu gökyüzüne, Tanrıya ulaşıyor. Bunun üzerine Kabil çok kızıyor ve Habil’i öldürüyor. Bu da ilk cinayet olarak anlatılır. Kurbanın da ilk varlığı buradan anlatılır.

    İkincisi, belki Alevileri de farkında olmayarak etkileyen durum; İbrahim’in, oğlunu kurban etmesi olayıdır. İbrahim ile Sara çok yaşlı insanlar ve çocukları olmuyor. Sara 90 yaşını aşmış ve İbrahim Peygamberin de 150 yaş civarında olduğu söyleniyor. ‘Çocuğumuz olmadı’ diye üzüntü içerisindeler. Tanrı da ‘Size bir çocuk vereceğim’ diyor. ‘Bu yaşta nasıl bizim çocuğumuz olacak?’ diyorlar. Sonuçta Tanrı bunlara bir erkek çocuk veriyor. Bu oğlana ‘İshak’ adını veriyorlar. Çocuğu çok seviyorlar ve neredeyse Tanrıyı düşünmez oluyorlar. Tanrı da bu durumu çok kıskanıyor. Ve Tanrı şöyle diyor ‘Ey İbrahim, oğlunu bana kurban edeceksin’. İbrahim’in yapacak bir şeyi yok. Çocuğunu alıyor ve yakmalık kurban sunumu için odunları yığıp İshak’ı üzerine koyuyor. Tam kurban edeceği sırada Tanrı ‘Tamam, beni daha çok sevdiğini anladım’ diyor. Tam o esnada çalıların arasından bir koç geliyor. Tüm bunların hepsi Tevrat’ın yaratılış bölümünde anlatılıyor.”

    KUR’AN’DA GEÇEN KURBANIN İSMİ YOK!

    Yazar Ali Yıldırım, Tevrat’ta geçen kurban tarihçesine benzer bir anlatımın da Kur’an’da göründüğüne işaret etti. Yıldırım, geçmişte insan ile Tanrı arasında yaşandığı söylenen iletişimin günümüzde nasıl okunduğuna ise şu sözlerle işaret etti:

    “Bu kez bir rüya vesilesi ile İbrahim kalkıyor ve oğluna ‘Tanrı dedi ki oğlunu bana kurban et’ diyor. Dikkat ederseniz burada isim geçmiyor. İslam ve Aleviler sanıyorlar ki İsmail’i kurban edecekti ama Kur’an’a baktığınız zaman bir isim geçmiyor.

    Aynı şekilde tam kurban erecekken Tanrı ‘Tamam’ diyor. Birinde benden korktuğunu, birinde de beni sevdiğini anladım’ diyor.

    Geçtiğimiz aylarda Bartın’da bir baba tanrının kendisini rüyasında göründüğünü ve 16 yaşındaki oğlunu kurban etmesini istediğini söyledi. Ve o baba oğlunu boynundan kesip kurban etti. Öldü diye bırakmıştı. Sonra karakola teslim olarak oğlunu kurban ettiğini söylemişti. Çocuğu ağır yaralı olarak buldular. O kişi sonra psikoloğa gönderildi ve şu anda adam öldürmeye teşebbüsten yargılanıyor.”

    Kur’an da iki bölümde ‘kurban’ geçiyor. Bir tanesi Kevser süresi. Orada Mekkeliler Muhammed’e diyorlar ki ‘Bunun çoluğu çocuğu olmuyor. Bunun suyu kesildi’ Onun üstüne Muhammed Peygamber çok üzülüyor Ve Tanrı diyor ki ‘Sana Kevser’i, en büyük varidatı verdik. Onların laflarını boş ver. Sen namaz kıl, kurban kes’ diyor.

    Hac Suresinde de kurban meselesi var. Orada da hacıların kurban kesmesini buyuruyor.

    Tevrat’ta da Kur’an’da da kurban, esas olarak kişisel bir şey. Yani İbrahim’in korkusunu test etmek için… Yani Tevrat’ın Tanrısı, ‘İbrahim, benden korkuyor mu korkmuyor mu?’ durumunu test etmek için, kişisel olarak ilişki halinde oğlunu kurban etmesini istiyor. Kur’an’da da bu kez aynı şekilde ‘Acaba beni seviyor mu sevgisini benimle paylaşıyor mu?’ diye özel bir şey var. Burada üçüncü kişilere ne oluyor? Tamamen Tanrı ile İbrahim arasında bir mesele bu. İbrahim de Tanrıdan korktuğunu ve sevdiğini gösteriyor.

    Kevser Suresinde ise Muhammed ile Allah arasında bir konu var. Yani bu seni beni ilgilendiren bir durum değil. O anlamı ile tevsircilerin büyük bir bölümü, ‘Kurban Bayramı’ diye bir bayramın olmadığını, kurbanın Hacc’a gidenler dışında insanların olamayacağını söylüyorlar. Buradan Alevilere geldiğimiz zaman, Aleviler kendilerinin kestiği kurbanı neye dayandırıyorlar?

    ALEVİLER NEDEN KURBAN KESMEKTE? 

    Yazar Ali Yıldırım, Kur’an ile Alevi toplumu arasında bir bütünlüğün olmadığına işaret ederek kurban geleneğinin Alevilikte bir temele dayanmadığını da ifade etti. “Aleviler neden kurban keser” sorusunu yönelten Yıldırım’ın ilgili açıklamaları şöyle:

    “Tanrı, İbrahim’e dedi ki ‘Oğlunu kurban et’. Peki Aleviler, kurban kesmeyi düşünen canlar, size kim ne söyledi de kurban kesiyorsunuz? Yani sizin Tanrı ile herhangi bir muhabbetiniz mi var? Birilerinin ‘Şunu yap, bunu yap, şunu test edelim’ diyerek sizden herhangi bir beklentisi olan var mı da kurban kesmeyi düşünüyorsunuz.

    Peki bir Alevi neden ve hangi gerekçe ile kurban kesecek? Eğer ‘Günahlarımızdan arınmak, Tanrıya yaklaşmak için’ kurban keseceğinizi düşünüyorsanız; çünkü ‘Kurban’ Arapça kökenli ‘Yakınlaşmak’ anlamına gelen bir sözcük. Tanrıya yakınlaşmak; günahlarınızdan arınarak yakınlaşmak için kurban kesmeyi düşünüyorsanız bir başka canlıyı kurban ederek kendi kefaretinizi ödetebileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Ağzı var dili yok bir başka canlıyı siz nasıl kurban edebiliyorsunuz? Çünkü gücünüz yettiği için. İbrahim, sevdiğini oğlunu kurban etmeye niyetleniyor, peki siz ne yapıyorsunuz? Pazardan paranızla kurban alıyorsunuz ve zavallı bir hayvanı paranızla, aranızda hiçbir sevgi ilişkisi olmadan onu ‘Tanrıya yakın olayım’ diye kurban etmeyi düşünüyorsunuz. Böyle bir yaklaşım, böyle bir ibadet tarzı olabilir mi? Sizin kurbanlık ile aranızda bir sevgi bağı mı oluştu? Sadece para bağı var. Yani güç var.

    Hiçbir canlıyı, bir başka canlının kurban ederek kefaretinden, günahlarından arındırması mümkün değil. Ayrıca günahtan arınmak ne? Yapıp ettiklerinizin hesabını, ahirete gittiğiniz zaman Sırat köprüsünde o koçun üzerine binerek mi affettireceksiniz? Kendinizi öyle mi kurtaracaksınız? Madem gücü gücüne yetene ise, madem bu para ile oluyorsa o zaman seni de kurban edebilirler. Nitekim tarihte de edilmiştir. O zaman bu kurbanı, bir başka canlıyı, kendi Tanrı yakınlaşması, kefaret ödeme, günahtan arındırma gibi gerekçelerle kurban etmenin hiçbir mantıklı ve inançsal açıklaması söz konusu olamaz.”

    (Yazı dizisinin devamı 20 Temmuz Salı yayınlanacak)

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İlgili Haberler

    ‘Kurban Bayramı’nın zerre kadar Alevilikle bağdaşır yanı yoktur’-VİDEO

  • Ali Yıldırım: Kurban ve sünnet Tevrat kaynaklıdır ve Alevilerle ilgisi yoktur

    Ali Yıldırım: Kurban ve sünnet Tevrat kaynaklıdır ve Alevilerle ilgisi yoktur

    PİRHA – Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım “Kurban ve Sünnet” başlıklı yazısında “Bu iki inanç ve gelenek tamamen Tevrat kaynaklıdır ve Alevilerle uzaktan yakından bir ilgisi bulunmamaktadır.” diyerek “Alevilere ne oluyor?” sorusunu yöneltti.

    Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım “Kurban ve Sünnet” başlıklı yazısında Kurban Bayramı ve Sünnet geleneğinin Tevrat kaynaklı olduğunu ifade ederek “Alevilere ne oluyor?” sorusunu yöneltti.

    Yazar Yıldırım, kaleme aldığı yazısında “İki inancın kökeninde de kulun tanrıya bağlılığı ve ondan korkması vardır. Tanrı bunu peygamber İbrahim’den penisin uç derisini ve oğlunu keserek kanıtlamasını ve somutlamasını ister.” diyerek yazısında şu ifadelere yer verdi:

    “Her şeyi bilen tanrı, İbrahim’den bunu neden istiyor? Cevabı Tevrat’ın Genesis/Yaratılış bölümünde veriliyor:

    TEVRAT BÖLÜM 17

    Sünnet: Antlaşma Simgesi

    1- Avram doksan dokuz yaşındayken rab ona görünerek, ‘Ben her şeye gücü yeten tanrıyım’ dedi. ‘Benim yolumda yürü, kusursuz ol.

    2- Seninle yaptığım antlaşmayı sürdürecek, soyunu alabildiğine çoğaltacağım.

    4- Seninle yaptığım antlaşma şudur’ dedi, ‘Birçok ulusun babası olacaksın.

    5- Artık adın Avram (Yüce baba) değil, İbrahim (İbranice Avraham, Çokların babası ) olacak. Çünkü seni birçok ulusun babası yapacağım.

    8- Bir yabancı olarak yaşadığın toprakları, bütün Kenan ülkesini sonsuza dek mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna vereceğim. Onların tanrısı olacağım.

    10- Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek.’

    23- İbrahim evindeki bütün erkekleri, oğlu İsmail’i, evinde doğanların, satın aldığı uşakların hepsini, tanrının kendisine buyurduğu gibi o gün sünnet ettirdi.

    24- İbrahim sünnet olduğunda doksan dokuz yaşındaydı.

    Tevrat sünnetin ne şekilde yapılacağı bilgisine yer vermiyor. Demek ki daha önceden bilinen, uygulanan bir yöntem olmalı?

    Tanrı İbrahim’e mülk ve iktidar veriyor, bunun karşılığında da bağlılık işareti olarak tüm erkeklerin penisinin uç derisini istiyor.

    Erkekler açısından biraz acılı bir anlaşma ama insan iktidar için her türlü iktidardan vazgeçmeye hazır bir canlı değil mi?

    Burada bir parantez açarak Biyolog Profesör Ali Demirsoy’un ülkemizde iktidarsızlığın ve erken boşalmanın sünnetten kaynaklandığına yönelik bilimsel görüşünü belirtmek isterim.

    KURBAN

    Benden korktuğunu göstermek istiyorsan oğlunu kurban et

    Sünnet gibi kurbanın kökeni de Tevrat-Yaratılış bölümünde gerekçelendiriliyor.

    Tanrı anlaşma yaptığı, mülkler verdiği İbrahim’in kendisinden korkup korkmadığını sınamak istiyor. Bunun için ihtiyar yaşında sahip olduğu oğlu İsmail’i Moriya dağında yakmasını talep ediyor.

    Bölüm 22 İbrahim’in Denenmesi

    1- Daha sonra Tanrı İbrahim’i denedi. ‘İbrahim!’ diye seslendi. İbrahim, ‘Buradayım!’ dedi.

    2- Tanrı, ‘İshak’ı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git’ dedi. ‘Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun.’

    9- Tanrının kendisine belirttiği yere varınca İbrahim bir sunak yaptı, üzerine odun dizdi. Oğlu İshak’ı bağlayıp sunaktaki odunların üzerine yatırdı.

    10- Onu boğazlamak için uzanıp bıçağı aldı.

    11- Ama rabbin meleği göklerden, ‘İbrahim, İbrahim!’ diye seslendi. İbrahim, ‘İşte buradayım!’ diye karşılık verdi.

    12- Melek, ‘Çocuğa dokunma’ dedi, ‘Ona hiçbir şey yapma. Şimdi tanrıdan korktuğunu anladım, biricik oğlunu benden esirgemedin.’

    13- İbrahim çevresine bakınca, boynuzları sık çalılara takılmış bir koç gördü. Gidip koçu getirdi. Oğlunun yerine onu yakmalık sunu olarak sundu.

    İbrahim peygamber tanrıdan korktuğunu gösteriyor. Tam oğlunu kesecekken tanrı ikna oluyor. Oğlu yerine çalıların arasında dolaşan koçu kesip yakıyor, kurban ediyor. Kurbanın kökenine dair anlatı böyle.

    Görülüyor ki kurban tamamen tanrı ile İbrahim arasındaki bir güvensizliğe son vermek için yapılan bir pratik. Tanrı bunu peygamberi İbrahim dışındaki diğer kullarından talep etmiyor.

    Burada ne tanrının isteğinin makul olup olmadığını ne de İbrahim’in aklı başında bir baba gibi davranıp davranmadığını söz konusu etmeyeceğim. Ama İbrahim peygamberin bu sevgili oğlu İsmail’i karısının korkusundan anası Hacer ile birlikte çöle attığını da akılda tutmakta yarar var.

    Görüldüğü gibi Tevrat kaynaklı olan sünnet ve kurban mal mülk iktidar ve Allahtan korkma gerekçelerine dayanır ve Alevi inanç ve erkanıyla ne tarihsel olarak ne de anlayış itibariyle en küçük bir ilişkisi bulunmamaktadır.”

    PİRHA/ANKARA