Etiket: tgs

  • İzmir’deki basın örgütleri: Gözaltındaki meslektaşlarımızı serbest bırakın- VİDEO

    İzmir’deki basın örgütleri: Gözaltındaki meslektaşlarımızı serbest bırakın- VİDEO

    PİRHA- İzmir’de gözaltına alınan gazetecilerin 4 gündür emniyette tutulmasına tepki gösteren basın örgütleri, meslektaşlarına destek mesajı göndererek serbest bırakılmaları çağrısında bulundu.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyonların ardından İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan protestolar devam ediyor. İzmir’de başlayan öğrenci yoğunluklu protestolar sonrası BirGün Gazetesi yazarı Barış İnce, foto muhabir Murat Kocabaş ve  gazeteci Yağız Barut gözaltına alınmıştı.

    Yağız Barut dün akşam ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılırken, İnce ve Kocabaş 4 günlük gözaltı süreci sonrasında bugün adliyeye sevk edildi.

    Cumhuriyet Meydanı’nda İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC), Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Basın Özgürlüğü ve Medya Araştırmaları Derneği (BAMAD), Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) ve Türkiye Foto Muhabirleri Derneği (TFMD) çağrısıyla düzenlenen eyleme İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay da katıldı.

    “GAZETECİLERDEN ELLERİNİ ÇEKİN”

    TGS İzmir Şube Başkanı Nil Kahramanoğlu,  basın özgürlüğünün ülke şartlarında ayaklar altında olduğunu kaydederek, “Bizler, ülkemiz, yaşadığımız bu karanlık tabloya teslim olmasın diye mücadele ediyoruz. Ancak tek başına bu hukuksuzluklara karşı çıkarılan ses, hükümete geri adım attırmayacaktır. Bu mücadelede bizi yalnız bırakmayın. Bizim özgürlüğümüz sizin özgürlüğündür. Bizim çıkardığımız ses toplumun duyulmayan sesidir. Bizim hapsedilmemiz ise gerçeklerin hapsedilmesi, haksızlığın, hukuksuzluğun kol gezmesidir. Birçoklarının hoşuna gitmiyor biliyoruz ama yazmaya, çekmeye, gerçekleri duyurmaya devam edeceğiz. Onlarca gazeteciyi hapsettiniz yıldırabildiniz mi? İnadına yapacağız bunu. İnadına bu haksızlıkları hukuksuzlukları duyuracağız. Gazetecilik suç değildir demeye devam edeceğiz. Çekin ellerinizi gazetecilerden” diye konuştu.

    “KAMERAMİ EMEĞİM ÇALINDI”

    Gözaltına alındıktan sonra bugün sabah saatlerinde serbest bırakılan gazeteci Yağız Barut, “Devleti temsil eden kurumlar kin ve öfkeyle yaklaşamaz insanlara. Emeğim ve kameram çalınmış oldu. Benim emeğimi geri verin. Uyguladığınız şiddeti kamuoyunun bilmeye hakkı var. Siz 18 yaşındaki genci linç ederken suç değil, benim çekince suç öyle mi?” diyerek yaşanan duruma tepki gösterdi.

    “HUKUKİ DAYANAĞI OLMAYAN GÖZALTILAR”

    İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay da, “Bu süreçte birçok haksızlık yapıldı ama bunlar arasında en ağırlarından birisi; işini yapmaya çalışan, olanı topluma aktarmaya çalışan gazetecileri hukuki dayanağa olmadan gözaltına almaktı. Gerçekten ülkemizde bunlar yaşandığı için çok üzgünüm. Bir daha asla böyle şeyler yaşanmamasını temenni ediyorum. Hiçbir zaman düşmanca taraf olmayan, halkın vicdanını ve demokrasi bilincinin gözlemcisi olan sahada asker gibi çalışan gazeteciler çok önemli. Görevlerini yapmaya devam etmeliler, biz de onların yanında olmamız lazım. Bu mücadele, büyük bir güce karşı yapılıyor. Dolayısıyla bize büyük birliktelikler lazım. Dirençli olmamız gerekiyor, kısa bir sürece sonuç alınmayabilir ama bırakılmayan mücadeleler gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İZMİR

  • MKG’den Müftüoğlu ve Gürbüz’e destek: Gerçekleri yazmayı sürdüreceğiz -VİDEO

    MKG’den Müftüoğlu ve Gürbüz’e destek: Gerçekleri yazmayı sürdüreceğiz -VİDEO

    PİRHA – Tutuklu DFG Eş Başkanı ve MA Editörü Dicle Müftüoğlu ile ETHA Editörü Nadiye Gürbüz’ün yargılandığı duruşmalara katılım çağrısı yapıldı. Bir açıklama yapan Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği, “Arkadaşlarımızın gazeteciliğinin tanığıyız. Tüm demokratik kamuoyuna, meslek örgütlerine ve gazetecilere, gazeteciliği, ifade özgürlüğünü, halkın haber alma hakkını savunmaya ve mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz” dedi.

    Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG); tutuklu Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eş Başkanı ve Mezopotamya Ajansı (MA) Editörü Dicle Müftüoğlu ile Etkin Haber Ajansı (ETHA) Editörü Nadiye Gürbüz’ün görülecek olan duruşmalarına ilişkin İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube binasında basın toplantısı gerçekleştirdi.

    Toplantının yapıldığı salona Kürtçe ve Türkçe, “Özgür Basın Susturulamaz” pankartı asıldı. Toplantıya özgür basın emekçilerinin yanı sıra DFG üyeleri, Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Türkiye Basın, Yayın, Gazetecilik, Grafik-Tasarım, Baskı ve Ambalaj Sanayi İşçileri Sendikası (Basın-İş), Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) İstanbul Şubesi ve çok sayıda emek, meslek örgütü temsilcisi katıldı.

    “GAZETECİLER HEDEF ALINIYOR, KATLEDİLİYOR”

    Basın metnini, Gazeteci Nezahat Doğan okudu. DFG Eş Başkanı Dicle Müftüoğlu ile ETHA Editörü Nadiye Gürbüz’ün mesleki faaliyetlerinden dolayı yargılandığını söyleyen Doğan, “Basını tekeli altına almak isteyen AKP-MHP iktidarı, hakikatin sesi olan özgür basına dönük baskılarını tutuklama, yasak ve engellemelerle sürdürüyor. Kendinden olmayanlara tahammülsüzlük ve ötekileştirmeyle yaklaşan iktidar, toplumu tek tipleştirmek, korku iklimini derinleştirmek, suçlarını gizlemek ve gerçeklerin topluma ulaşmasının önünü kesmek için gazetecilere dönük yargı tacizlerine her geçen gün bir yenisini ekliyor. Gazeteciler, hedef alınıyor ve katlediliyor, hukuka aykırı bir şekilde yargılanıyor, tutuklanıyor. Gazetecilere yönelik soruşturmalar, açılan davalar ve verilen cezalar sürerken, gazeteciler yalnızca mesleklerini yaptıkları için baskı ve yasaklarla karşı karşıya kalıyor” dedi.

    “NADİYE GÜRBÜZ HAKKINDA 22,5 YILA KADAR CEZA İSTENİYOR”

    İktidarın özgür basını susturma operasyonlarının odağında ise kadın gazetecilerin bulunduğunu belirten Doğan, şöyle devam etti:

    “Devlet tüm politikalarıyla saldırırken, kadın gazeteciler mesleklerinin onurunu savunmaya, sahada her türlü şiddete karşın halkın haber alma hakkını korumaya devam ediyor. İktidarın antidemokratik uygulamalarının bir yansıması olarak kadın gazeteciler hedefe koyularak susturulmaya, davalar yoluyla bastırılmaya çalışılıyor. Bu politikaların en önemli kanıtı gazeteci arkadaşlarımızın davalarıdır” sözlerini kullandı. ETHA editörü Nadiye Gürbüz’ün yarın (27 Şubat)İstanbul Adliyesi 25’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde duruşmasının görüleceğini dile getiren Doğan, “Hakkında çalıştığı gazete ve yaptığı haberler gerekçe gösterilerek 22 buçuk yıla kadar ceza isteniyor. Savcılık Nadire’nin, arkadaş görüşçüsü olarak kabul edildiği tutsaklara para yatırmasını, Atılım gazetesinde çalışıyor olmasını, Suruç Katliamı ile ilgili yaptığı haberleri ‘örgüt üyeliğine’ gerekçe yaptı. İkinci duruşmaya günler kala hazırlanan mütalaa sonrası yarın görülecek duruşmada karar çıkması bekleniyor.”

    “DİCLE’NİN GAZETECİLİĞİNİN TANIĞIYIZ!”

    Bir diğer duruşmanın ise Mezopotamya Ajansı (MA) Editörü Dicle Müftüoğlu‘nun olduğunu ifade eden Doğan, “Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yargılanan ve içi boş iddialar ile ‘örgütsel kılıfa’ büründürülerek tutsaklığı sürdürülen gazeteci Dicle Müftüoğlu’nun üçüncü duruşması. Tutuklu olarak yargılanan arkadaşımız Dicle, önceki iki duruşmasında hazır kararlarla mahkeme tarafından hapiste tutulmaya çalışılmış, yalnızca savcılık kanaatlerince cezalandırılmak istenmiştir. Adeta bir intikam iddianamesi hazırlanarak hukuksuz bir şekilde tutuklu bulunan arkadaşımız Dicle’nin gazeteciliğinin tanığıyız. 29 Şubat’ta Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan duruşmada, kadın gazeteciler olarak adil bir yargılamanın yapılmasını, gazeteci arkadaşımız Dicle’nin yeniden özgürlüğüne kavuşmasını talep ediyoruz” dedi.

    “MÜCADELEYI BÜYÜTMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Doğan, “Buradan yeniden ifade etmek istiyoruz, gazetecilik faaliyetleri tutuklama gerekçesi yapılamaz. Gazetecileri yaptığı haberleri gerekçe göstererek yargılayamazsınız. Bu köklü geleneğin devamcıları olarak sözümüzü söylemeye, görülmeyeni göstermeye, yazılmayanı yazmaya devam edeceğiz. İktidarın piyonu medya gruplarının hedef göstermelerine boyun eğmeyeceğiz. Özgürlüğü yaratmaya yönelik mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği olarak, baskı altında mesleğini yapmaya çalışan özgür basın çalışanlarının yanında ve dayanışma içinde olduğumuzun altını çiziyoruz. İktidarın gazetecilere gözdağı vermek amacıyla özgürlüğünden alıkoyduğu arkadaşlarımızın serbest bırakılması talebimizi yineliyoruz. Gazetecilik dün de suç değildi bugün de suç değildir. Özgür basın emekçileri olarak gazetecilerin gözaltı ve tutuklamalarla yıldırılamayacağını buradan yeniden ifade etmek istiyoruz. Tüm demokratik kamuoyuna, meslek örgütlerine ve gazetecilere, gazeteciliği, ifade özgürlüğünü, halkın haber alma hakkını savunmaya ve mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz” ifadelerine yer verdi.

    “GERÇEKLERİ YAZMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    ETHA editörü Nadiye Gürbüz ise “Dicle ile ben Dünya Basın Özgürlüğü gününde tutuklandık. Haksız, hukuksuz tutukluluğum sona erdi ama Dicle hala tutsak ediliyor. İddianamelerimize baktığımızda gayet politik ve sınıfsal olduğunu söyleyebiliriz. Sistemin görünmez kılındığı kesimlerin sesini duyurmaya çalışan faaliyet elbette iktidarı rahatsız etti. Bizim gazeteci olduğumuzu dün de bugün de kabul etmediler. Ama gazeteciliği en hakiki biçimde bizler yapıyoruz. Halkın sesi olmaya, kadınların, emekçilerin, Kürt halkının, bu ülkede ezilen tüm kesimlerin sesi olmaya çalışıyoruz. İddianamemde de Atılım gazetesi ve ETHA’nın yasa dışı ilan edilmeye çalışıldığını söyleyebilirim. Atılım’da, ETHA’da çalışıyor olmak ile suç isnadıyla karşı karşıya bırakıldım. Sosyalist basına dönük tam bir saldırganlık olduğunu, çalışamaz hale getirmek, bu kurumları kapatmak ve tasfiye etmek üzerine bir iddianame. Bu saldırılar son değil, yarın da devam edecek. Biz dün olduğu gibi gazetecilik faaliyetlerimizi kendi bakış açımızla sürdürmeye devam edeceğiz. Bugünkü açıklama da oldukça kıymetli, değerli” diye konuştu.

    “HEDEF SUSTURMAK!”

    TGS İstanbul Şube yöneticisi ve TGS Kadın ve LGBTİ+ Komisyonu üyesi Evrim Kepenek de “Nadiye ve Dicle uzun zamandır çalışan gazeteciler. Biz onların gazeteciliğine tanığız. Ama emin olun ki onları yargılamak isteyenler de gazeteciliklerine tanıklar. Gazeteci arkadaşlarımızın gazeteciliğine en azından şu anda İHD’nin kapısında bulunan polislerin tanık olduğuna eminiz. Bu davaları açıp üzerlerine gidiyorlarsa hedef susturmak. Keşke kadın gazetecileri susturmayı hedef koymak yerine şiddet uygulayan erkekleri cezalandırıp susturmayı tercih etselerdi. Dicle Müftüoğlu serbest bırakılsın” sözleriyle seslendi.

    “KADIN GAZETECİLER OLARAK HABERLERİMİZİ YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Yeniden söz alan Doğan, “Biz kadın gazeteciler hiçbir şekilde susturulamayız. Bunun için nasıl bir direnç olması gerekiyorsa burada olduğu gibi ortaklaşarak sürdürmeye devam edeceğiz. Sonuna kadar sesimizi duyurmaya, dayanışmaya ve bu mücadeleyi güçlendirmeyi, kadın gazeteciler olarak haberlerimizi yapmaya, sesi yükseltmeye devam edeceğiz. Gazeteci arkadaşlarımız serbest bırakılsın” dedi.

    DURUŞMALARA ÇAĞRI

    DİSK Basın-İş Disiplin Kurulu üyesi Diren Yurtsever de, gazetecilerin duruşmalarına katılma çağrısı yaparak “Yeri gelir arkadaşlarımızın sesi oluruz, yeri gelir arkadaşlarımızın kalemi oluruz. Ama zaten görüyoruz ki arkadaşlarımız cezaevinde de olsa yargı sopasıyla karşı karşıya da kalsa o kalemleri aslında hiçbir zaman yere bırakmadı, bırakmayacak”dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 6 gazeteci örgütünden çağrı: Dicle’nin yanındayız, dayanışmaya bekliyoruz

    6 gazeteci örgütünden çağrı: Dicle’nin yanındayız, dayanışmaya bekliyoruz

    PİRHA-Tutuklu Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eş Başkanı ve Mezopotamya Ajansı editörü Dicle Müftüoğlu’nun 18 Ocak’ta Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde duruşması görülecek. Basın meslek örgütleri, Müftüoğlu’nun duruşmasına katılım çağrısında bulunarak, “Free Press Unlimited tarafından ‘En Dirençli Gazeteci’ ödülüne layık görülen Dicle Müftüoğlu’nun bir an önce tahliye edilmesini talep ediyoruz” dediler.

    Ankara merkezli soruşturma kapsamında 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde tutuklanan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eş Başkanı ve Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Dicle Müftüoğlu hakkında açılan davanın ikinci duruşması, 18 Ocak’ta Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutsak olan Müftüoğlu, mesleki faaliyetleri gerekçe gösterilerek, “Örgüt üyesi olmak” ve “Örgüt kurmak ve yönetmek” iddialarıyla suçlanıyor.

    Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK Basın-İş), Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG), Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), DFG Eş Başkanı ve Mezopotamya Ajansı (MA) haber editörü Dicle Müftüoğlu’nun yarın Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek 2’nci duruşmasına ilişkin ortak yazılı açıklama yaptı.

    “GİZLİ TANIKLARIN İFADELERİ ÇÖKMÜŞTÜR”

    Müftüoğlu’nun 8 buçuk aydan fazla süredir tutuklu olduğu hatırlatılan açıklamada, “Dicle’nin yaptığı haberlerden tutalım, babasıyla birlikte İstanbul’da bir otelde kalışına kadar, absürt denebilecek iddialarla suçlanıyor. MASAK raporuyla ailesi ile dahi yaptığı para alışverişi suçmuş gibi gösteriliyor. Müftüoğlu’nun yurt dışı gezileri, meslektaşlarıyla yaptığı telefon görüşmelerinin yanı sıra sosyal yaşantısı dahi suç delili olarak iddianameye eklenmiş. Gizli tanık beyanlarıyla yapılan hukuksuzluk örtbas edilmeye, yaptığı gazetecilik faaliyetleri kriminalize edilmeye çalışılıyor. Gizli tanık daha önce Ankara’da tutuklanan 10 gazetecinin dosyasında dinlenmiş, kendisine yöneltilen bir soru üzerine devletle çalıştığını dile getirmişti. Yani devlet adına çalışan ajan niteliğinde birinden bahsediyoruz. Müftüoğlu’nun avukatlarının da dile getirdiği üzere, ya bu kişi polistir, ya da polis değilse zaten böyle bir görevlendirme biçimi yasaya uygun değildir. Yani kısacası iddianamede yer alan tüm iddialar ve tanıkların iftiraları çökmüştür” denildi.

    “DİCLE İLE DAYANIŞMAYA BEKLİYORUZ”

    Müftüoğlu’na yöneltilen suçlamaların cezaevinde tutulmasına yetecek türden olmadığı vurgulanan açıklamada şunlara yer verildi:

    “Kamuoyunda Dicle’nin tahliye edilmesi beklentisi yüksekti çünkü iddianamedeki suçlamalar bir kişiyi, hele bu tanınmış bir gazeteci ise hapiste tutmaya yetecek türden değildi. Ancak mahkeme, tanıkların dinlenmemesini gerekçe gösterdi ve Müftüoğlu’nu tahliye etmedi. Bu karar öyle apar topar alındı ki avukatların savunma yapmasına dahi müsaade edilmedi. Gözaltı ve tutuklama ve yedi aylık tutukluluktan sonra hukuksuzluk ilk duruşmada da katmerleşerek sürdü. Duruşmada Dicle kendisini savunmadı; hepimizi, daha doğrusu bir bütün olarak gazeteciliği savundu.

    “YARGILANAN DİCLE DEĞİL, GAZETECİLİK”

    Şimdi Dicle, 18 Ocak’ta ikinci kez hâkim karşısına çıkacak. İlk duruşmada Dicle Müftüoğlu’nun gazetecilik faaliyetleri dışında dosya kapsamında herhangi bir eylem ve faaliyetinin olmadığı açık bir şekilde görülmüştür. Burada yargılanan Dicle değil, gazeteciliktir. Açıktır ki, bu uzun tutukluluk artık bir tedbirin ötesine geçip cezalandırmaya dönüşmüştür. Aslında Dicle’ye reva görülen muamele, bir bütünen gazetecilere, özelde de Kürt gazetecilere yönelik yaklaşımı ve ülkede basın özgürlüğünün geldiği noktayı açıklar nitelikte. Bu nedenle bizler aşağıda imzası bulunan basın meslek örgütleri, geçtiğimiz yıl Hollanda merkezli Free Press Unlimited tarafından ‘En Dirençli Gazeteci’ ödülüne layık görülen Dicle Müftüoğlu’nun bir an önce tahliye edilmesini talep ediyoruz.

    18 Ocak’ta saat 11.50’de herkesi Diyarbakır Adliyesi’ne, Dicle ile dayanışmaya bekliyoruz. Unutmayalım ki, tıpkı Dicle gibi bizler de gazeteciliği savunuyoruz ve bir daha hiç kimsenin yaptığı haberler nedeniyle, düşünceleri nedeniyle bu muameleye maruz kalmamasını istiyoruz. Bir kez daha #ÖzgürBasınSusturulamaz diyor, #GazetecilereÖzgürlük talep ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • TGS ve Basın-İş başkanları: 10 Ocak, gazetecilerin artık mücadele edeceği bir gün

    TGS ve Basın-İş başkanları: 10 Ocak, gazetecilerin artık mücadele edeceği bir gün

    PİRHA- TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş ve DİSK Basın İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün henüz kutlanacak bir gün olmadığını, baskılara karşı mücadele günü olduğunu belirttiler. 

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Türkiye’de 1961 yılında gazetecilerin mücadelesi ile basın çalışanlarının haklarını yasal güvenceye alan 212 Sayılı Kanunun, 10 Ocak 1961 yılında Resmî gazetede yayınlanarak yasalaşması sonrası “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak kutlanmaya başlandı. Ancak yaşananlar ve yapılan uygulamalar nedeniyle 10 Ocak daha çok “çalışan gazeteciler” değil, “mücadele” günü olarak tanımlanıyor.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (Basın- İş) Sendikası Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin görüşlerini PİRHA ile paylaştılar.

    GÖKHAN DURMUŞ: 10 OCAK ARTIK GAZETECİLERİN KUTLAYACAĞI BİR GÜN DEĞİL

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, “Türkiye’de 10 Ocak uzun yıllardır işsizlikle, güvencesiz, sendikasız çalışma ile anılan bir gün oldu. 10 Ocak’ı bayram yapan 1961 yılındaki meslektaşlarımızın sendika öncülüğünde hakları için dik duruşları, bir araya gelen patronlara karşı ortak hareket etmeyi sürdürmeleri sonucunda kazanılan bir gündü. Ancak medyada sendikasızlaştırma, basın ve ifade özgürlüğü karşıtı politikalar nedeniyle artık gazetecilerin kutlayacak bir günü değil 10 Ocak” dedi.

    “DAYANIŞMA VE MÜCADELE ETMEKTEN BAŞKA SEÇENEĞİMİZ YOK”

    Durmuş şöyle devam etti:

    “Tüm sektörler içerisinde işsizliğin en yüksek olduğu, sendikalılık oranın Türkiye ortalamasının altında olduğu, gazetecilerin hemen her gün soruşturmaya, gözaltına, ifade vermeye mahkum bırakıldığı, tutuklandığı bir ortam da 10 Ocak gazeteciler için sıradan bir mücadele günü olmanın ötesine geçemiyor maalesef. Bu tabloyu değiştirmenin, gazeteciler için 10 Ocak’ı yeniden kutlanabilecek bir gün yapabilmenin formülü çok açık. Tıpkı 1961’de sendika öncülüğünde tüm meslektaşlarımız nasıl bir araya gelip 9 medya patronuna karşı direndiyse, haklarını almak için günlerce eylemler yaptıysa bizler için başka bir çözüm yok. Küçülen, itibarsızlaştırılan, bireyselleştirilen bu mesleğin ve hakların geri kazanılması için dayanışma ve mücadele etmekten başka seçeneğimiz yok.”

    TURGUT DEDEOĞLU: TÜRKİYE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE 190 ÜLKE ARASINDA 135. SIRADA

    DİSK Basın- İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu ise Türkiye’de uygulanan sansürün, hapis cezalarının, tutuklamaların utanç verici olduğunu belirterek, gerçek haberciliğin iktidarın işine gelmediğini söyledi.

    Dedeoğlu “Bu yıl da 10 Ocak’ı yaklaşık 37 gazetecinin cezaevinde tutuklu ve hükümlü olduğu, gazetecilere karşı uygulanan çeşitli sansür yasalarıyla, Türkiye’nin dünya basın özgürlüğü yönünde hangi sırada olduğunu baktığımızda gördüğümüz 190 ülke arasında 135. sırada oluşuyla karşılıyoruz. Bu, gazeteciler açısından utanç verici. Türkiye’de 97 bini aşkın basın sektöründe çalışan matbaa işçisi, gazeteci, editör gibi çeşitli çalışan işçi emekçi var. Bu 97 bin işçi ve emekçinin yaklaşık yüzde 11 civarında kesimi ancak sendikalı ve örgütlüler. Bunların da yaklaşık yarısına yakını, toplu sözleşmeden yararlanabiliyor. 10 Ocak’a şöyle bir baktığımız zaman o gün eminim ki onlarca gazetecinin duruşması olacak, hakim karşısına çıkıp gene savunmalarını vermeleri gerekecek” dedi.

    “TÜRKİYE’DE GERÇEK HABERCİLİK İKTİDARIN İŞİNE GELMİYOR”

    Özellikle Kürt gazetecilerin yaptıkları haberler nedeniyle baskı altına alınmaya çalışıldığını belirten Dedeoğlu, şunları kaydetti:

    “Gazeteciler yaptıkları haberlerle baskı altına alınmaya çalışılıyor. Bunun en büyük örneklerini Kürt gazeteciler yaşıyor. Özgür gazetecilik yapmaya çalışan gazetecilere karşı devletin almış olduğu tutumu gittikçe daha da ağırlaşan bir şekilde hissediyoruz. Kemal Kurkut’un vurulup öldürülmesini fotoğraflayan Abdurrahman Gök’ün aylarca suçsuz bir biçimde cezaevinde kalması, Dicle Fırat Gazetecileri Derneği Eş Başkanı Dicle Müftüoğlu’nun şu anda cezaevinde olması bize şunu gösteriyor ki, Türkiye’de gerçek habercilik, halka doğru söylemek, halktan yana habercilik yapmak iktidarın, egemen güçlerin işine gelmiyor. Biz gazeteciler olarak tabii yine doğruları yazmaya devam edeceğiz. Bu kadar baskıya, bu kadar sansüre rağmen gene haberlerimizi yazmaya devam edeceğiz.”

    “GAZETECİLERİN, HALKA DOĞRUYU VERMELERİ, SÖYLEMELERİ MECBURİDİR” 

    Sizler eğer sansüre ve otosansüre karşı çıkamıyorsanız zaten gazeteci kimliğinden sıyrılmışsınız demektir. Yapmış olduğunuz iş gazetecilikle tanımlanmayan başka bir kategoriye girmektedir. Bizler açısından baktığımızda gazetecilerin halka doğruyu vermeleri, doğruyu söylemeleri mecburidir. Halka yalan söylemek zaten suçtur. Biz iktidarın ya da sermayenin istediği tarzda haberler yapmaya devam etmeyeceğiz. Bizim derdimiz gerçek anlamda halkın bilgilendirilmesi, halkın doğru habere kavuşması, halkın özgürlüğü. Biz gazetecilik yapmaya devam edeceğiz. Şuna inanıyoruz ki 10 Ocak’lar uzunca zamandır bizler açısından kutlanacak günler değil. Biz cezaevindeki tutuklu meslektaşlarımıza 10 Ocak’ta dayanışma duygularımızı ve selamlarımızı iletiyoruz.”

    Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL 

  • Gazeteciler, Dezenformasyon Yasası’na karşı AYM önünde eylemde!-VİDEO

    Gazeteciler, Dezenformasyon Yasası’na karşı AYM önünde eylemde!-VİDEO

    PİRHA – Anayasa Mahkemesi, kamuoyunda “Sansür Yasası” olarak adlandırılan, Dezenformasyon Yasasını bugün görüşmeye alıyor. Gazeteciler, “Bu yasa 85 milyonun haber alma hakkını ihlal ediyor” diyerek AYM önünde nöbet eylemi yapıyor.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçuyla hapis cezası getiren madde için yapılan iptal başvurusunu bugün değerlendirmeye alacak.

    Basın mensupları da “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçuyla hapis cezası getiren madde için AYM önünde eyleme başladı. Sansüre ve keyfi tutuklamalara karşı nöbet tutan gazetecilere, siyasetçiler, meslek örgütü temsilcileri de destek verdi. “Gazetecilik yapıyoruz. Sansür yasasına hayır. Biz gazeteciyiz” dövizleri açan gazeteciler, basın özgürlüğü olmadan toplumda adaletin olamayacağına da dikkat çekti.

    Sansüre karşı AYM önünde buluşan gazeteciler ve meslek örgütleri konuya dair de açıklama yaptı.

    Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Kenan Şener, yaptığı konuşma esnasında Anayasa kitapçığını göstererek, “Burası kumpas davalarından bu yana adalet arayışını sürdüren herkesin adalet kürsüsü olmuştur. Bugün AYM’den tüm ülkeyi rahatlatacak karar bekliyoruz” dedi.

    Türkiye Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç ise “AYM’den çıkacak karar adaletin ne kadar önemli olduğunu gösterecektir. Bu yasanın iptali için buradan sessiz bir çığlık atıyoruz. Bu duvarın arkasındaki yüksek yargıçlar, bu çığlığı duyuyor mu?” diye sordu.

    Avrupa Gazeteciler Derneği Türkiye Temsilcisi Doğan Tılıç da “Karar ne olursa olsun ne bizi susturabilecekler, ne bizim için iyi birşey yapabilecekler. Gazeteciler her zaman sözlerini söyleyecek yolu bulurlar. Ama mahkeme vereceği kararla bir utancı silmiş olacaklardır” şeklinde konuştu.

    Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan ise, yasanın hukuki karşılığı olmadığını belirterek “Hukuki öngörünürlükten uzak ve belirsizlikler içeren bir yasa. Bu yasa basına yönelik sansür yasasıdır ve gazetecilere gözdağı yasasıdır. Demokratik toplum için bu yasadan hemen uzaklaşılmalıdır” diye konuştu.

    Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Kıvanç El, yaptığı konuşmada yasanın derhal iptal edilmesi gerektiğini belirterek “Bu yasa 85 milyonun hakkı için iptal edilmelidir” dedi.

    Dezenformasyon yasası gerekçe gösterilerek tutuklanan ve hafta başında tahliye edilen gazeteci Tolga Şardan da eyleme katıldı. Şardan yaptığı açıklamada “Ben son olmayı umuyordum ancak bu sabah da bir gazeteci arkadaşımız gözaltına alınmış. AYM’nin eminim bugün alacağı karar Türkiye’nin istikametinin ne yönde olacağına dair de bir gösterge olacaktır. Gelecek kuşaklara, henüz daha akademik eğitim yapan gazeteci adaylarının da önlerinin açık olması için bir zemin oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. AYM eğer bugün iptal kararı alırsa biz zaten meslek örgütleri ve gerçek gazeteciler olarak gazetecilik mesleğinin çok daha ileri gitmesini sağlayacağız. Toplumun doğru haber alma hakkı var. İçeriden aldığımız ilk bilgiler raportörün biraz daha iyimser olduğu yönünde. Ümit ediyorum mesleğimiz açısından iyi bir zemin olur” şeklinde ifade etti.

    Gazeteciler saat 14:00’e kadar eyleme devam edecek.

    PİRHA/ANKARA

  • TGS: Gazetecilerin Cumartesi Anneleri’nin serbest bırakılmasını talep ediyoruz

    TGS: Gazetecilerin Cumartesi Anneleri’nin serbest bırakılmasını talep ediyoruz

    PİRHA- TGS İstanbul Şubesi Cumartesi Anneleri’nin eylemine ilişkin gözlem raporunu yayınladı. Raporda, ” Basın mensuplarının annelerin gözaltına alındığı anı çekmesi, buna tanıklık etmesi yaklaşık 200 Kalkanlı polisçe kesin şekilde imkânsız hale getirildi. Bu uygulamanıza bir an önce son vermenizi ve gazetecilerin Cumartesi Annelerinin eylemlerini izlemesinin serbest bırakılmasını talep ediyoruz.” ifadelerine yer verildi. 

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) İstanbul Şubesi Cumartesi Anneleri eyleminin 968. Haftasına ilişkin gözlem raporunu yayınladı. Raporda basına mensuplarının görevini yapmasının engellenmesine dair şu değerlendirmelere yer verildi:

    “Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için 1995’ten bu yana İstanbul Galatasaray Meydanı’nda barışçıl biçimde bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, 25 Ağustos 2018’deki 700. hafta buluşmasından bu yana engelleniyor, kayıp yakınlarının meydana çıkmasına, basın açıklamasını okumasına izin verilmiyor.

    “BASIN MENSUPLARINA YÖNELİK ENGELLEMNİN TEK KAYNAĞI KOLLUK GÜÇLERİ DEĞİL”

    Her hafta açıklama yapmak üzere meydana gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları ile onlara destek veren hak savunucuları polis tarafından kalkanlarla çevrilip gözaltına alınırken olayı takip eden basın mensupları da engelleniyor ve polisin sözlü ya da fiziki şiddetine uğruyor. Basın mensuplarına yönelik engellemelerin tek kaynağı kolluk güçleri değil. Son haftalarda Galatasaray Meydanı ile eylemin sıkıştırıldığı İstiklal Caddesi’nde restoran ya da mağazası bulunan bazı işyerleri de gazetecilere yönelik düşmanca tavır sergiliyor. Görüntü alabilmek için mağazalarına giren basın mensuplarını engelliyor, mekânın dışına atıyor ve bunu yaparken polisten aldıkları güçle hareket ediyorlar. Dolayısıyla tüm süreç boyunca gazetecilerin haber yapma, halkın da haber alma hakkı ihlal ediliyor.

    200 KALKANLI POLİSLE BASININ GÖRÜNTÜ ALMASI ENGELLENDİ

    14 Ekim Cumartesi günü polis, Ağa Camisi’nden, Oda Kule binasının olduğu alanı Cumartesi Annelerinin eylem saati olan 12:00’den en az bir saat önce neredeyse ablukaya aldı. Üç gözaltı otobüsü, abluka içinde kalan kısımdaki her sokak basında birkaç düzine polis yerlerini almışlardı. Saat 12:00’de caddeden geçiş herkese kapatıldı. Polis meydanin her iki tarafında ikişerli sıra halinde ellerindeki kalkanlarla konuşlandı. Böylece basının Cumartesi Anneleri ve avukatlarının gözaltına alınmaları tamamen engellenmiş oldu. Basın mensuplarının annelerin gözaltına alındığı anı çekmesi, buna tanıklık etmesi yaklaşık 200 Kalkanlı polisçe kesin şekilde imkânsız hale getirildi.

    “CUMARTESİ ANNELERİ EYLEMİNİN ÖZNESİ BİZ DEĞİLİZ”

    Biz gazeteciler İstanbul Valiliği ve İçişleri Bakanlığı’na sesleniyoruz: Cumartesi Annelerinin eyleminin öznesi biz değiliz. Orada kayıplarını arayan anneler, babalar, eşler. Orantısız şiddet kullanmanız, ya da gelen emre göre “hafifçe ittirerek” biz gazetecileri engellemeniz haber alma özgürlüğünü engellemiş olmanız gerçeğini değiştirmiyor. Sorun gazetecilerin tanıklığının, halkın haber alma özgürlüğünün engellenmesidir. Bu uygulamanıza bir an önce son vermenizi ve gazetecilerin Cumartesi Annelerinin eylemlerini izlemesinin serbest bırakılmasını talep ediyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sputnik Türkiye grevi 53. gününde: Gerekirse 1 sene de devam ettiririz – VİDEO

    Sputnik Türkiye grevi 53. gününde: Gerekirse 1 sene de devam ettiririz – VİDEO

    PİRHA-TGS ile Sputnik Türkiye arasında sürdürülen toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşmaya varılamaması üzerine başlatılan grev 53. günde devam ederken, grevde olan gazeteciler “Bugün 53. gün 100 değil 200 gün de burada dururuz. Gerekirse 1 sene de devam ettiririz” dedi.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Rossiya Segodnya Uluslararası Haber Ajansı (Sputnik) Türkiye işvereni ile sürdürdüğü Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine grev kararını ajansın İstanbul ve Ankara’daki bürolarına asmıştı. Bunun üzerine Sputnik Türkiye’de çalışan 24 TGS üyesi 7 Ağustos’ta işten çıkarılmıştı.

    Sputnik Türkiye’de başlayan grev 53. gününde devam ederken Sputnik Türkiye ofisinin bulunduğu Süzer Plazanın önünde “Kahvaltını kap, greve güç ver” çağrısıyla pazar kahvaltısı gerçekleştirildi. Ardından 53. günde gelen grev çadırının açılışı yapıldı.

    Açılış sonrasında işyerine gelen Sputnik Hafta sonu programcısı Erdal Kaplanseren ise grev kırıcılığı yaptığı gerekçesiyle plazaya girerken grev yapan basın emekçileri tarafından alkış ve ıslıklarla tepki gördü.

    Sputnik Türkiye’de işten çıkartılan Arda Acaröz ve Günce Nur İnce ise yaşadıkları süreci PİRHA‘ya anlattı.

    “NE KADAR KALICI OLDUĞUMUZU BİLSİNLER İSTİYORUZ”

    7 Ağustos’ta işten atıldıklarını belirten Arda Acaröz, aldıkları maaşların yetersiz gelmeye başladığını, yöneticilerle yetersiz maaş konusunda konuştuklarında ise yöneticilerin hiçbir şey yapamayacaklarını dile getirdiklerini söyledi. Acaröz, bunun üzerine sendikalaşma süreçlerini başlattıklarını da ifade etti. “TGS ile beraber burada yol yürüyoruz” diyen Acaröz, “Biz basın açıklamamızı yaptığımızda aşağıda kimlerin olduğunu bilmiyorlardı. Ancak yukarıdan baktıkları zaman görebildiler. Ve bunun üzerine de herkes işten çıkarıldı. Toplamda 24 gazeteciyiz. Biz İstanbul Süzer Plaza önündeyiz” dedi. 53. günde yapmış oldukları grevin kahvaltıyla devam ettiğini de söyleyen Acaröz, “Herkese sesleniyoruz. Biz buradayız. Daha 53. günde biz burada kendi çadırımızı kurmayı planladık. Ne kadar kalıcı olduğumuzu onlar bilsinler istiyoruz” diye konuştu.

    “BİZ MİKROFON UZATIRKEN ŞU AN BİZE MİKROFON UZATILIYOR”

    Acaröz, “Bugün 53. gün 100 değil 200 gün de burada dururuz. Gerekirse 1 sene de devam ettiririz” diyerek şunları söyledi:
    “Sokak röportajları yaparken ekonomiden, ev kiralarından bahsediyorduk. Anayasa, hukuk, insan hakları diyorduk. Şimdi onların hepsinin tam tersi bize işlenmiş oldu. Yani biz mikrofon uzatırken şu an gerçekten bize mikrofon uzatılıyor. Çünkü biz ekonomik sebepler yaşamaya başladık. Bugün bize yarın bir başkasına gerçekleşecek durum bunlar. O yüzden insanların desteği çok önemli.”

    “YUKARIDA YAPMADIĞIMIZ KADAR AŞAĞIDA GAZETECİLİK YAPTIK”

    Hedeflerinin Sputnik’i Sputnik yapan ekibin bir an önce masaya davet edilmesi, yapılan usulsüzlüklerin geç de olsa giderilmesi olduğunu dile getiren spiker-editör Günce Nur İnce ise şunları ifade etti:
    “Tek başımıza baş edemeyeceğimiz şeyler olduğunu anlayınca uzun süren bir örgütlenmeye çalışma sürecimiz oldu. Her şeyiyle hukuka uygun olarak grev kararımızı aldık. Fakat 2 hafta sonra usulsüz bir şekilde hepimizi birde odalara toplayıp tek tek işten çıkarıldığımızı gördük. Çok ciddi bir kamuoyu oluşturduk. Yukarıda yapmadığımız kadar aşağıda gazetecilik yaptık. İşe dönüş davalarımız açıldı onlar görülecek.”

    “53. GÜNÜNDE ÇADIR KURAN BİR GREVDEN KORKACAKSINIZ”

    Sputnik Türkiye ofisinin bulunduğu Süzer Plaza önüne grev çadırı kuruldu. Sputnik Türkiye emekçileri grev çadırının açılışında kurdele kesti. TGS Sputnik İşyeri Temsilcisi Nejdet Eksilmez grev çadırı açılışında şunları söyledi:

    “Bugün Türkiye’nin en önemli açılışını yapıyoruz. Süzer Plaza önünde hak mücadelesinin kapısı olacak bir evi açıyoruz. 53. gününde çadır kuran bir grevden korkacaksınız. Mücadeleden vazgeçmeyeceğiz sonuna kadar devam ettireceğiz.”

    Dilan ŞİMŞEK-Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    Türkiye Gazeteciler Sendikası, Sputnik’te grev kararını astı

  • Türkiye Gazeteciler Sendikası, Sputnik’te grev kararını astı

    Türkiye Gazeteciler Sendikası, Sputnik’te grev kararını astı

    PİRHA- TGS ile Sputnik Türkiye arasında sürdürülen toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşmaya varılamaması üzerine grev kararı asıldı.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Rossiya Segodnya Uluslararası Haber Ajansı (Sputnik) Türkiye işvereni ile sürdürdüğü toplu iş sözleşmesi (TİS) görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine grev kararını ajansın İstanbul ve Ankara’daki bürolarını astı.

    Grev kararına ilişkin Sputnik’in Ankara bürosunda yapılan açıklamada konuşan TGS Genel Sekreteri İlkay Akkaya, işveren tarafının uzlaşmadan uzak tavır takındığını, 20 kişiyi işten atmakla tehdit ettiğini belirtti.

    Sputnik işverenin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 51, 52 ve 53. Maddelerini ihlal ettiğini belirten Akkaya şunları söyledi:

    “Çalışanların sendika hakkına saygı göstermeyerek anayasamızı çiğneyebileceğini düşünenler büyük bir yanılgı içerisindedir. Çalışanların sendikaya üye olmaları da toplu iş sözleşmesi imzalamaları da anayasal güvence altındadır. Bugün Ankara’dan İstanbul’dan sesleniyoruz; sendika hakkımıza saygı gösterin, suç işlemeyin. Bir an önce, yıllardır büyük bir fedakârlık gösteren çalışanlarınızın taleplerine kulak verin. Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 100’ün üzerinde, asgari ücrete son bir yıl içinde yüzde 107 zam geldi, kamu işçilerine 6 ay için yapılan zam oranı yüzde 10’ü geçti. Üyelerimizin haklı taleplerini karşılayın ve bu süreci grev uygulamasına başlamadan önce bitirin. Yeniden çalışma barışını sağlayın ve üyelerimizi geçim kaygısından uzaklaştırın. Bugün sadece grev kararını asıyoruz ancak taleplerimize kısa sürede olumlu bir yanıt verilmediği takdirde fiili grev uygulamasına gecikmeden başlayacağımızı tüm kamuoyuna ilan ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Tutuklu 15 gazetecinin ilk duruşması yarın; ‘Gazeteciler fiilen cezalandırılıyor’

    Tutuklu 15 gazetecinin ilk duruşması yarın; ‘Gazeteciler fiilen cezalandırılıyor’

    PİRHA- TGS Başkanı Gökhan Durmuş “örgüt üyeliği” iddiası ile tutuklanan ve 13 aydır hakim karşısına çıkarılmayan gazeteciler için, “Gazetecileri yıldırmak üzere ceza çektiriliyor. Diyarbakır’da bunun en uçuk örneklerinden biri görülüyor” dedi. DİSK Basın İş Başkanı Faruk Eren ise “Kürt gazeteciler için bu baskı çok daha ağır, çok daha yoğun. Sistematik bir baskı ve bu baskı bölgede daha ağır yaşanıyor” dedi.

    Haziran 2022’de tutuklanan 15 gazetecinin ilk duruşması, 11 Temmuz’da Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    Tutuklu gazeteciler hakkında Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Başkanı Gökhan Durmuş ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu(DİSK) Basın İş Başkanı Faruk Eren PİRHA‘ya konuştu.

    Gökhan Durmuş, “Geçtiğimiz yıl haziran ayında gözaltına alınmıştı meslektaşlarımız ve 15’i tutuklandı. 13 aydır özgürlüklerinden mahrum bir şekilde cezaevlerinde tutuluyorlar. Diyarbakır’daki meslektaşlarımızın tutuklu olduğu dosyada çok önemli iki sorun var. Biri iddianamenin 9 ay sonra hazırlanması, bir diğeri de cezanın fiilen çektiriliyor olması. Hızla hazırlanıp suçlu ya da değil şeklinde karar verilmesi gereken dosya, meslektaşlarımızın 13 aydır hakim karşısına çıkmayı beklemesiyle sonuçlandı” dedi.

    “GAZETECİLERİ YILDIRMAK İÇİN CEZA ÇEKTİRİLİYOR”

    Gazetecilere ceza çektirildiğini belirten Durmuş, konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi:

    “Peşinen gazetecilere ceza çektiren bir sistem var. Sadece Diyarbakır’daki meslektaşlarımız değil diğer gazetecilerin de gazetecilik faaliyeti dışında bir şey yapmadığı ortadayken hakim karşısına çıkmaları geciktiriliyor. Gazetecileri yıldırmak üzere ceza çektiriliyor. Diyarbakır’da bunun en uçuk örneklerinden biri görülüyor. Hakim karşısına çıktıklarında serbest bırakılacakları bilindiği için bu kadar uzun süre hakim karşısına çıkmaları engellendi. 11 Temmuz’da hakim karşısına çıkacaklar ve çok büyük bir ihtimalle tamamı serbest bırakılacaklar. Çünkü ortada bir suç yok. Bu kadar uzun süre tutuklu şekilde cezaevinde tutulan meslektaşlarımızın özgürlüklerine kavuşacaklarını düşünüyorum.

    “BASIN ÖRGÜTLERİNİ DAVET EDİYORUM”

    Ben de davayı izlemek için Diyarbakır’a gideceğim. Sizin aracılığınızla bütün basın örgütlerini ve tüm halkı davayı takip etmeye, oradaki haksızlıkları görmeye, haber alma özgürlüğüne sahip çıkmaya, davet ediyorum. Türkiyede tutuklanan bütün gazeteciler terör örgütüyle ilişkilendirilerek tutuklanıyor. Türkiye Anayasa’ının ‘basın hürdür ve sansürlenmez’ diye bir yasası var. Dolasıyla Türkiye hukukunda gazetecilik suç olmadığı için terör örgütüyle ilişkilendirilerek gazeteciler içeri atılmaya çalışılıyor. Serbest bırakılacakları bilindiği için uzun süre gazetecileri hakim karşısına çıkarmayarak, yıldırmaya çalışıyorlar. Bu saldırılar yeni değil. AKP iktidarı boyunca kademeli olarak düşen ve yükselen saldırılar bunlar. Bu açmazdan çıkmanın yolu gazetecilerin kendi arasındaki dayanışmayı güçlendirmesiyle olacak. Ötekileştirmeden benden değil demeden bu mesleği korumak üzere gazetecilerin dayanışmayı güçlendirmesiyle mümkün olacak. Basın meslek örgütlerinin de birbirlerini rakip görmeden dayanışmaları gerekiyor, basın ve ifade özgürlüğünü Türkiye’de bu şekilde tesis edebileceğimizi düşünüyorum.”

    “HABERLER VE GAZETECİLİK YARGILANIYOR”

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu(DİSK) Basın İş Başkanı Faruk Eren de, 13 aydır hakim karşısına çıkarılmayan meslektaşları hakkında konuştu.

    Eren “Diyarbakır’da olacağız, davaya destek vereceğiz. Vahim bir olay. Türkiye’de gazeteciler uzun yıllardır büyük baskı altında ama özellikle Kürt gazeteciler için bu baskı çok daha ağır, çok daha yoğun. Sistematik bir baskı ve bu baskı bölgede daha ağır yaşanıyor. Bölgede yaşanan baskınların kamuoyu tarafından bilinmesi istenmiyor. Bu yüzden de meslektaşlarımızı tutukladılar. Boş bir iddianame sadece haberler ve gazetecilik yargılanıyor. Bu baskıları hep birlikte dayanışarak aşacağız” şeklinde konuştu.

    Dilan ŞİMŞEK/ İSTANBUL

     

  • TGS: Basına yönelik cumartesi şiddetinden vazgeçin

    TGS: Basına yönelik cumartesi şiddetinden vazgeçin

    PİRHA – Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 951. Haftası’nda haber takibi yapan gazeteciler darp edilerek yere düşürülmüş, kalkanlarla sıkıştırılmıştı. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) İstanbul Şubesi, haber takibi yapan gazetecilerin darp edilmesiyle ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Basına yönelik cumartesi şiddetinden vazgeçin” denildi.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) İstanbul Şubesi, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 17 Haziran Cumartesi günü buluşmasında haber takibi yapan gazetecilerin darp edilmesiyle ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamada “Görev başındaki basın mensupları üzerindeki baskıya ve uygulanan şiddete son verin” denildi.

    “GÖREV BAŞINDAKİ BASIN MENSUPLARI ÜZERİNDEKİ BASKIYA VE UYGULANAN ŞİDDETE SON VERİN”

    “Basına yönelik cumartesi şiddetinden vazgeçin” denilen açıklamanın tamamı şöyle:

    “Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için 1995’ten itibaren İstanbul Galatasaray Meydanı’nda barışçıl biçimde bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, 25 Ağustos 2018’deki 700. hafta buluşmasından bu yana engelleniyor, kayıp yakınlarının meydanda basın açıklaması okumasına izin verilmiyor.

    “Her hafta açıklama yapmak üzere meydana gelen hak savunucuları polis tarafından kalkanlarla çevrilip gözaltına alınırken onları takip eden basın mensupları da şiddete uğruyor, gazetecilerin işlerini yapması engelleniyor. Son birkaç ayda kolluk şiddetinin dozu giderek artarken halkın haber alma hakkı da ihlal ediliyor.

    “Bugün (17 Haziran 2023) yani Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 951. Haftasında Mezopotamya Ajansı’ndan bir meslektaşımız darp edilerek yere düşürüldü, kadın meslektaşlarımız kalkanlarla sıkıştırıldı ve tartaklandı, hak savunucularının gözaltına alınması sonrası polis çemberinin içinde basın açıklamasını okuyan HDP Eş Genel Başkanı ve milletvekili Pervin Buldan’a yaklaşmalarına izin verilmedi. Pervin Buldan polis çemberi dışında ikinci kez açıklama yaparken polis amirleri ‘Basını uzaklaştırın’ diye emir verince, Buldan’ı dinlemeye çalışan basın mensupları kalkanlarla iki halka halinde çembere alındı. Bu çemberin içinde kalan basın mensuplarının hakarete uğradığı, kalkanlarla itilip kakıldığı görüldü.

    “Önceki haftalarda görüntü almasını engellemek için koluna vurulan, uzaklaştırmak için darp edilen, telefonu kırılan meslektaşlarımız var.

    “Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şubesi olarak valiliğe ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü yetkililerine basın mensuplarının düşmanları olmadığını hatırlatmak isteriz. Basın mensupları görevleri gereği olanı biteni haberleştirmekle yükümlüdür ve işlerini gerektiği gibi yapmaları yasalarla koruma altındadır. Görev başındaki basın mensupları üzerindeki baskıya ve uygulanan şiddete son verin.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Cezaevindeki gazetecilerle dayanışmayı büyütelim’-VİDEO

    ‘Cezaevindeki gazetecilerle dayanışmayı büyütelim’-VİDEO

    PİRHA-DFG Yönetim Kurulu Üyesi Kadri Esen ve Avukat Resul Temur, cezaevinde bulunan gazetecilerin iddianamelerinin aylar geçmiş olmasına karşın hazırlanmadığına dikkat çekerek, gazetecilerle dayanışmanın büyütülmesi çağrısında bulundular.

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) verilerine göre, 87 gazeteci 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü cezaevinde karşılıyor. Diyarbakır’da 16 Haziran 2022’de tutuklanan 16 gazeteci ile Ankara’da 29 Ekim 2022’de tutuklanan 9 gazeteci de 10 Ocak’ı cezaevinde karşılayan gazetecilerden.

    DFG Yönetim Kurulu Üyesi Kadri Esen ve Avukat Resul Temur 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne dair PİRHA’ya konuştu.

    DFG Yönetim Kurulu Üyesi Kadri Esen, gazteci arkadaşlarının tutuklanmasının üzerinden yedi ay geçmesine rağmen herhangi bir iddianamenin olmadığını belirterek, “Kürt gazetecilere yönelik yapılan operasyonun amacı belli olduğu için belli bir yargılama yapılmadan da
    Kürt gazetecileri cezalandırılabiliyor” dedi.

    “ARKADAŞLARIMIZA SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    İddianamenin hazırlanmamış olmasını “Bir senaryo hazırlanıyor” diyerek açıklayan Esen,  Türkiye’deki basın örgütlerinin ve gazetecilerin tutuklu gazetecileri sahiplenmesini önemli gördüklerini ancak yeterli olmadığının altını çizdi.

    Gazeteclerin cezaevinde de sorun yaşamaya devam ettiklierini ifade eden Esen, “Çalışma arkadaşları onlara gidip ziyaret edemiyorlar. Bu cezaevleri yönetimleri tarafından yasaklanmış. Gazete, kitap gibi materyallere ulaşmada da problem yaşıyorlar. Özellikle de Kürtçe yayınlar kendilerine verilmiyor. Ama şartlar ne olursa olsun gazetecilik yapan kişiler olarak arkadaşlarımıza sahip çıkacağız ve arkadaşlarımızın bıraktığı gazetecilik çalışmalarını olduğu gibi devam ettireceğiz. Kimsenin kaygısı olmasın” şeklinde konuştu.

    “GAZETECİLERE YÖNELİK KEYFİ TUTUKLAMA!”

    Avukat Resul Temur da, savcılık makamı ile yaptıkları görüşmelerde dosyaya ilişkin eksikliklerin bulunduğu cevabını aldıklarını aktararak, “Bir dosyada eksiklikler iddianameyi oluşturmayacak düzeydeyse o dosyadan tutuklama kararınında çıkmaması gerekir. Bu kadar uzun süre iddianamenin hazırlanmaması sadece delil arayışı ile ilgili bir durum değildir elbette. Türkiye’de yargısal mekanizmaların sadece devlet odaklı hareket etmesi ve bunun karşılığında elde ettikleri her türlü denetimden yoksun olma imtiyazı da keyfi hareket alanlarını genişletmektedir. Denetimsiz kalan yargı mekanizması gazetecilere yönelik keyfi tutuklamalarla yargılama yapılmadan cezalandırmayı esas alacak şekilde hareket etmektedir” diye konuştu.

    “TÜM GAZETECİLERİN MORAL VE MOTİVASYONLARI YÜKSEK”

    Avukat Temur, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu keyfi tutum karşısında meslek örgütlerinin çoğu tutuklanan gazeteciler ile dayanmışma içerisinde olmuş ve gazeteciliği savunmuştur. Tutuklanan gazeteciler ve onlarla dayanışan meslek örgütlerinin maalesef diğer sivil toplum kuruluşlarından yeterli desteği alamadıklarını düşünüyorum. Sivil toplum kuruluşlarının toplumla arasındaki en büyük köprünün basın çalışanları olduğunu kabul etmek gerekiyor. Basın özgürlüğüne sahip çıkmayan sivil toplum kurumlarının toplumsal karşılıklarını da yitirmeye başladıklarını düşünüyorum.

    Hem Diyarbakır’da hemde Ankara’da tutuklu bulunan tüm gazeteciler moral ve motivasyonlarını sürekli olarak canlı tutmaktadırlar. Cezaevindeki koşullarda bile etraflarındaki oda, koğuş ve hücrelerden haber toplayıp bulundukları cezaevlerinin sesi haline geliyorlar. Cezaevinde istedikleri gazete, dergi ve kitaba ulaşamamaktadırlar, görüşçüleri engellenmekte, mektupları bazen verilmemekte ve bazende geciktirilerek verilmektedir. Tüm bu baskılara rağmen her biri görüşmeyi bitirirken soran ve dayanışan tüm herkese selamlarını iletmektedir.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • DİB’ten İran’daki idamlara tepki: Demokratik protesto suç değildir, cezalandırılamaz-VİDEO

    DİB’ten İran’daki idamlara tepki: Demokratik protesto suç değildir, cezalandırılamaz-VİDEO

    PİRHA-Demokrasi İçin Birlik (DİB), İran’daki idamların durdurulması talebiyle İstanbul Cağaloğlu’ndaki İran Konsolosluğu önünde basın açıklaması yaptı. DİB, “İran yargı makamlarının verdiği ölüm cezalarına ve bugüne kadar iki İran yurttaşının idam edilmiş olmasını insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görüyoruz. Demokratik protesto suç değildir ve cezalandırılamaz. Cezalar, yasaklar kaldırılmalı, idam cezaları derhal durdurulmalıdır” dedi.

    Demokrasi İçin Birlik’in (DİB) çağrısıyla bir araya gelen Savaşa Karşı Hayat Konferansı Hazırlık Komisyonu, 18 Aralık günü 76 kurumun imzaladığı deklarasyonla İran’daki idamların durdurulmasını istemişti. Türkiye’nin dört bir yanından akademisyenler, sanatçılar, aydınlar, demokratik kurum ve partilerinin başkanları, hukukçular, belediye başkanları ve aktivistler bu çağrıya yanıt verdi.

    DİB, çağrı ve imzaları İran yetkililerine teslim etmek amacıyla İstanbul Cağaloğlu’nda bulunan İran Konsolosluğu önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, Emek Partisi (EMEP) GYK üyesi Levent Tüzel, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Sözcüler Kurulu Üyesi Perihan Koca  ile Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş da katıldı. Polis, konsolosluğun önünde açıklama yapılmasına izin vermezken, açıklama konsolosluğun karşısındaki sokakta yapıldı.

    “SAVAŞ OPERASYONLARI SON BULSUN”

    İran’daki idamların son bulmasını isteyen EMEP GYK üyesi Levent Tüzel, şunları söyledi:

    “Üç buçuk ayı geride bırakan İran halklarının Hamaney rejimine, onun halklara dayattığı yoksulluk, yolsuzluk, baskı ve yasaklara karşı bir isyanı, ayaklanması söz konusu. Kıvılcımı çakan uygun kıyafeti giymediği için ahlak polisi tarafından katledilen Mahsa Amini’nin öldürülmesi oldu. Amini’nin öldürülmesinden sonra İran’daki bütün kadınlar, gençler, aydınlar, emekçiler ayağa kalktılar. “Yeter artık” dediler. İran İslam Cumhuriyeti bayrağı altında diktatörlük ve otoriter bir rejim yürütenlere karşı İran’ın her yerinde ayağa kalktılar. İran İslam rejiminin ulusal güvenlik söylemiyle uyguladığı yoksulluk ve yolsuzluğun son bulması için yürütülen direnişe dönük açık polis rejimi uygulamalarını kınıyoruz. Yaşam hakkı her şeyin üzerindedir. İnsan hakları idam cezasını kabul etmiyor. İran’daki idamlar durdurulsun. Tüm dünyada ve ülkemizde savaş siyaseti, savaş operasyonları, insan hakları ihlalleri, işkenceler, idam uygulamaları son bulsun.”

    “İDAMLARI DURDURUN”

    DİB adına basın açıklamasını ise Ayşenur Devecioğlu okudu. Açıklamada, “İran İslam Cumhuriyeti yetkililerine çağrımızdır. İdamları durdurun! Mahsa Amani’nin öldürülmesi sonrası İran halkına, kadınlara, demokratik protesto gösterilerine katılanlara rejim güçleri tarafından uygulanan şiddet kabul edilemez. İran yargı makamlarının verdiği ölüm cezalarına ve bugüne kadar iki İran yurttaşlarının idam edilmiş olmasını insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görüyoruz. Demokratik protesto suç değildir ve cezalandırılamaz. Cezalar, yasaklar kaldırılmalı, idam cezaları derhal durdurulmalıdır” ifadelerine yer verildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • TGC-TGS-DİSK Basın İş’ten, gözaltı tepkisi: Gazetecilik suç değil!

    TGC-TGS-DİSK Basın İş’ten, gözaltı tepkisi: Gazetecilik suç değil!

    PİRHA-Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası ve DİSK Basın İş Sendikası Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Urfa ve Van’da ev baskınlarında JINNEWS ve Mezopotamya çalışanı 11 gazetecinin gözaltına tepki gösterdi. Yapılan yazılı açıklamada, “Gazeteciliği suç olarak görmekten vazgeçmeyen iktidarın uzun süredir basın üzerinde sürdürdüğü baskının son örneği, seçime giderken 11 gazetecinin gözaltına alınması olmuştur” denildi.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında, Mezopotamya Ajansı (MA) ve Jinnews çalışanı 11 gazeteci evlerine yapılan operasyonlarla gözaltına alındı. MA’nın Ankara bürosuna da baskın yapan polis haber üretimi yapılan çok sayıda materyale de el koydu.

    Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası ve DİSK Basın İş Sendikası Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Urfa ve Van’da ev baskınlarında JINNEWS ve Mezopotamya çalışanı 11 gazetecinin gözaltına alınmasıyla ilgili yazılı açıklama yaptı.

    “GÖZALTINA ALINAN GAZETECİLER BİR AN ÖNCE SERBEST BIRAKILSIN”

    Yapılan açıklamada şunlar dile getirildi:

    “JİNNEWS ve Mezopotamya Ajansı’nın İstanbul, Ankara, Diyarbakır, Urfa ve Van’daki yazı işleri müdürü ve muhabirleri olmak üzere 11 kişi evleri basılarak gözaltına alınmıştır. Meslektaşlarımızın gözaltına alınırken darp edildikleri ve ters kelepçe uygulandığı kamuoyuna yansımıştır. Biz gazetecilik meslek örgütleri olarak seçime gidilirken meslektaşlarımıza yönelik bu operasyonları, yurttaşın haber alma ve gerçeği ulaşma hakkına yeni bir saldırı olarak görüyoruz. Gazetecilik suç değildir. Seçime giderken gazetecilerin görev yapmasının önündeki engellerin kaldırılması, kamuoyunun şeffaf bir biçimde oluşabilmesi için gereklidir. Gözaltına alınan gazetecilerin bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz. Seçime gazetecileri gözaltına alarak gidilmemelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci meslek örgütlerinden gözaltı tepkisi: Gazetecileri susturamazsınız

    Gazeteci meslek örgütlerinden gözaltı tepkisi: Gazetecileri susturamazsınız

    Gazetecilerin gözaltına alınmasına tepki gösteren meslek örgütleri, “Gazetecileri susturamazsınız. Bu baskı ve sindirme politikaları amacına ulaşamayacaktır” dedi. 

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gazetecilere yönelik yürütülen soruşturma kapsamında Ankara, İstanbul, Van, Diyarbakır, Urfa, Mersin ve Mardin’de birçok eve sabah saatlerinde eş zamanlı baskın düzenlendi. Baskınlarda Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA muhabirleri Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Zemo Ağgöz, Berivan Altan, Hakan Yalçın, Emrullah Acar ve Ceylan Şahinli ile JINNEWS muhabirleri Derya Ren, Habibe Eren ve Öznur Değer gözaltına alındı. Kısıtlılık kararı bulunan dosya kapsamında, farklı kentlerde gözaltına alınan gazetecilerin Ankara’ya götürüleceği öğrenildi. Gözaltı sayısının artabileceği belirtildi.

    Gazeteci meslek örgütleri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında bu sabah gazetecilere yönelik gözaltı operasyonuna tepki gösterdi.

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği: Derneğimizin üyeleri olan Mezopotamya Ajansı ve Jinnews muhabirleri sabah saatlerinde evlerine yapılan baskınla gözaltına alındı. MA Ankara bürosu da operasyon kapsamında basıldı. Gazetecileri susturmaya yönelik bu operasyonu kınıyoruz. Özgür basın bu saldırılarla yılmayacak.

    DİSK Basın-İş: Aralarında üyelerimizin de olduğu çok sayıda JINNEWS ve Mezopotamya Ajansı çalışanları bu sabah ev baskınıyla gözaltına alındı. Şu ana kadar en az 7 gazeteci gözaltında. Süreci takip ediyoruz. Gazetecilik suç değildir, arkadaşlarımızı derhal serbest bırakın!

    Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP): Bu sabah saatlerinde Ankara merkezli yürütülen bir soruşturma kapsamında yapılan ev baskınlarında JINNEWS ve MA muhabirleri gözaltına alındı. Basına dönük sindirme politikaları her koldan gazetecileri baskı altına almaya çalışıyor. Dün de söyledik bugün de söylüyoruz: Gazetecileri susturamazsınız. Bu baskı ve sindirme politikaları amacına ulaşamayacaktır. Gerçekleri yazmaktan vazgeçmeyeceğiz. Gazeteciler üzerinden elinizi çekin. Yasalarınız ve tutuklamalarınız kadın gazetecilere geri adım attırmayacak.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası: Sansür yasasının yürürlüğe girdiği günlerde çok sayıda gazeteci evleri basılarak, şafak operasyonlarıyla gözaltına alındı. Büroları da aranan meslektaşlarımıza avukat kısıtlaması getirildi. Bu uygulamalarla gazeteciliği krimlinalize edemeyeceksiniz!

    (HABER MERKEZİ)

  • Basın meslek örgütlerinden, ‘Dezenformasyon Yasası’na karşı Meclis’te açıklama

    Basın meslek örgütlerinden, ‘Dezenformasyon Yasası’na karşı Meclis’te açıklama

    PİRHA- Basın meslek örgütleri, “Dezenformasyon yasası”na karşı açıklama yaptı. Açıklamada, “Yasa teklifi ifade özgürlüğünün önünde tarihimizin en büyük engeli olarak dikilecek” denilerek, yasanın geri çekilmesini istedi.

    Meclis Genel Kurul’unda bugün “Dezenformasyon yasası” görüşülecek. Genel kurul öncesinde basın meslek örgütleri HDP, CHP, DEVAPARTİ’li milletvekillerin katılımıyla Meclis’te açıklama yaptı. Açıklamaya Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Diplomasi Muhabirleri Derneği, Ekonomi Muhabirleri Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, Haber-Sen, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Parlamento Muhabirleri Derneği, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ve Disk Basın İş temsilcileri katıldı. Gazeteciler ve milletvekilleri yasayı siyah maske takarak, protesto etti.

    Gazeteci meslek örgütleri adına açıklamayı Parlamento Muhabirleri Derneği Başkanı Kemal Aktaş okudu. Aktaş, itirazlarını şöyle sıraladı:

    “Yasa teklifi ifade özgürlüğünün önünde tarihimizin en büyük engeli olarak dikilecek. 29’uncu madde ile ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak’ gibi bir yeni suç tanımı oluşacak. Muğlak ve ucu açık ifadelerle hangi savcının, hangi yanlış bilgiyi yayanlarla ilgili harekete geçeceği bilinemeyecek. Sosyal medyada eleştirel paylaşımlar, ‘dezenformasyon’ olarak suçlanabilecek. Yalan haberi yapanın yanı sıra yayan ifadesi getirilerek demokrasiyi ve ifade özgürlüğü ilkesini temelinden sarsıp çökertecek pek çok uygulamayla karşı karşıya kalınacak.

    YEREL GAZETELER AĞIR DARBE ALINACAK!

    İnternet siteleri Basın İlan Kurumu havuzuna dahil edilirken, yeni kaynak yaratılmadığı için, ilan pastasından alınan pay iyice küçülecek. Resmi ilan yayınlama hakkına sahip 953 gazetenin yaklaşık 30’u yaygın, geri kalanı yerel gazetedir. Resmi ilan yayın hakkı bekleyen gazeteleri de hesaba kattığımızda yaklaşık 1000 gazete için gelirlerini önemli ölçüde kaybetme riski oluşacak.

    BASIN KARTI DA ELLERİNDEN ALINACAK

    İktidarlar tarafından tehlikeli görünen sosyal medya paylaşımları ağır cezaya maruz kalacak. Kapalı anlık mesajlaşma uygulamaları, görüşmelere ilişkin bilgileri BTK’ya verecek. Teklifin bir nebze olumlu sayılabilecek yanı, internet basınında çalışan meslektaşlarımıza gazeteci statüsü kazandırması ve bu yolla basın kartı alma yolunun açılması. Bu duruma karşın belli şartlarda internet basınına yönelik ağır yaptırımlar da öngörülmekte. Teslim ve muhafaza yükümlülüğünü yerine getirmeyen internet sitesine, 1 milyar liraya kadar ceza verilebilecek. ‘Haber Sitesi’ vasfını yitiren internet sitelerinde çalışan gazetecilerin kişisel hakkı olan basın kartı da ellerinden alınacak.

    Kişisel hakların korunması önemli ancak bu haliyle internet siteleri için kaotik bir süreç yaşanabilecek. Yazılı medyada dava açmak için tanınan ‘yayın tarihinden itibaren 4 aylık süre’, internet basınında yayın tarihinden itibaren değil ‘şikâyet tarihinden itibaren’ başlatılacak. Yani her gün yüzlerce haber yayınlayan bir internet sitesi yasanın ardından yıllar boyunca, binlerce haberiyle ilgili dava edilebilecek.

    Gazetecilerin basın kartı taşımasının hiçbir anlamı kalmayacak, dernek ve vakıf yöneticilerinin, pek çok kamu çalışanının basın kartı almasının önü açılacak. Basın kartı komisyonu maddelerinin yasa teklifinin içine konulmasıyla meslek örgütlerinin bu mevzuatı idari yargıya taşımasının önüne geçiliyor, yasal zırh kuşanılıyor. Kimin basın kartı alıp kimin alamayacağına karar verecek 9 kişilik komisyonda gazetecileri temsil edebilecek sadece 2 temsilci bulunabilecek, 5 üyeyi doğrudan başkanlık belirleyecek.

    Resmi ilanların adil bir şekilde gazetelere dağıtılması amacıyla kurulan ve fikir ve içerik farkı gözetmeksizin aracılık hizmeti yapmakla yükümlü Basın İlan Kurumu gazetelere ve internet haber sitelerine hem para hem ceza veren bir kurum olarak büyük yetkilerle donatılacak. Basın İlan Kurumu tıpkı televizyon ve radyolar üzerinde kılıcını sallayan RTÜK gibi yazılı ve dijital medyanın ‘eli silahlı polisi’ haline gelecek.

    Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) sosyal medya ve Whatsapp gibi haberleşme programlarını çok sıkı denetim ve ceza tehdidi altına alacak. Kullanım bilgilerini vermek ya da suç işlediği öne sürülen hesaplarla ilgili işlem yapmak gibi ağır yükümlülükleri kabul etmeyen sosyal medya şirketlerine 30 milyon TL ceza ve kapatmayla eş anlamlı sayılabilecek düzeyde yüzde 95 bant daraltması cezaları söz konusu olacak. BTK sosyal medya şirketlerinin küresel cirolarının yüzde 3’ü kadar ceza kesebilecek. Hangi sosyal medya devi küresel cirosunun yüzde 3’ünü ceza olarak Türkiye’ye öder? Maddeyle sosyal medya şirketleri üzerinde baskı kurularak düşünce ve ifade özgürlüğü alanının kontrol edilmesi amaçlanmaktadır.

    İtirazlarımızı Meclis’te dile getirirken ‘Tartışmalı bu maddeleri, muğlaklıktan uzak olacak şekilde yeniden düzenleyelim, bunlar bizde büyük kaygı uyandırıyor’ dedik, dinlemediler. Mesleki itirazlarımıza karşı adeta cezalandırıldık. Mesleki düzenleme yapma amacıyla kurulan kurumlar birer ceza kurumuna dönüştürülürken şimdiden nokta atışı başlatılan cezalar yaygınlaştırılacak.

    Yaklaşan seçimler öncesinde devlet kurumlarının, halkın tüm haber kaynaklarını bir ahtapot gibi sararak, isterse sıkıştırıp boğacağı isterse gevşetebileceği bir yasal düzenlemeye HAYIR denilmelidir. Biz gazeteciler topluma karşı sorumluluğumuz gereği bir kez daha hem yasa yapıcıları hem kamuoyunu uyarıyoruz. Bu yasa bu haliyle uygulanırsa ülkemizde basın, ifade ve haberleşme özgürlüğü kalmayacak. Bu sansürü kabul etmeyeceğiz; okurlarımızla, sektörle, meslektaşlarımızla ve basın-ifade özgürlüğünden yana olan halkımızla bu mücadeleyi büyüteceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Tutuklu gazeteciler için dayanışma çağrısı!

    Tutuklu gazeteciler için dayanışma çağrısı!

    Diyarbakır’da 3 aydır tutuklu bulunan 16 Kürt gazeteciye kitap ve mektup gönderileceğini aktaran meslektaşları, kampanyaya destek ve dayanışmayı büyütme çağrısı yaptı.  

    Diyarbakır’da 8 Haziran’da yapılan ev baskınlarında 20’si gazeteci 22 kişi gözaltına alındı. 16 Haziran’da adliyeye sevk edilen JINNEWS Müdürü Safiye Alağaş, Xwebûn Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali Ertaş, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan, Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Aziz Oruç ile gazeteciler Zeynel Abidin Bulut, Ömer Çelik, Mazlum Doğan Güler, İbrahim Koyuncu, Neşe Toprak, Elif Üngür, Abdurrahman Öncü, Suat Doğuhan, Remziye Temel, Ramazan Geciken, Lezgin Akdeniz ve Mehmet Şahin, “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklandı. Gazeteciler Gülşen Koçuk, Esmer Tunç, Mehmet Yalçın, Kadir Bayram ile Feynaz Koçuk ve İhsan Ergülen adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

    5 KENTTE EYLEM

    Gazetecilere yöneltilen iddiaya, yaptıkları haber ve sundukları televizyon programları gerekçe gösterildi. Gazetecilerin tutuklanmasının üzerinden 3 ay geçmesine rağmen henüz iddianame hazırlanmadı. Tutukluluğun 3’üncü ayında Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP), DFG ve basın örgütleri öncülüğünde 5 kentte bir dizi eylem düzenlenecek. Diyarbakır, Van, Mersin, Ankara ve İstanbul’da gazetecilerle dayanışmak üzere kitap ve mektup gönderilecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘İktidar seçime sadece kendi sesinin aktarıldığı bir medya ile gitmek istiyor’

    ‘İktidar seçime sadece kendi sesinin aktarıldığı bir medya ile gitmek istiyor’

    PİRHA- Sahada haber takibi yapan gazetecilere yönelik polislerin engellemesi, saldırısı ve baskısı artıyor. Gazeteci meslek örgütü temsilcileri, “Gazeteciler özellikle sahada çalışırken çok ciddi zorluklar yaşıyorlar. İktidar kendi gerçekliğini gizlemek için sokakta dile getirilen eleştirileri, hakları, talepleri saldırılarla bastırmak ve bu durumun kayıt altına alınmasını da önlemek istiyor” dedi.

    Sahada haber takibi yapan gazetecilere yönelik polislerin engellemesi, saldırısı ve baskısı her geçen gün artarak devam ediyor.

    Son birkaç gün içerisinde yaşanan dört olayda gazeteciler, polis tarafından keyfi biçimde engellenerek taciz ve tehdide maruz kaldı.

    Van’da haber takibi yapmak isteyen gazetecilere polis silah çekerken, Ankara’da adliyedeki basın odasını basan polisler gazetecilerin haber yapmaması için tehdit etti. İstanbul’da ise Beykoz’daki yıkımları görüntülemek isteyen gazeteciler polisler tarafından darp edilirken, bir kadın gazeteci polis tarafından fiziki tacize uğradı.

    Gazetecilerin yaşadıkları saldırılara ilişkin PİRHA’ya konuşan meslek örgütü temsilcileri, duruma tepki göstererek dayanışmanın önemine vurgu yaptı.

    “GAZETECİLER ENGELLENİYORDU AMA ARTIK BU DURUM ŞİDDET BOYUTUNA ULAŞTI”

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eş Başkanı Dicle Müftüoğlu, polisin son dönemde gazetecilere yönelik saldırılarında ciddi bir artış olduğunu ifade ederek, “Neredeyse her gün bir kentten gazetecilere yönelik bir saldırı, taciz, engelleme olayı duyuyoruz. Özellikle toplumsal eylemlerde gazetecilerin görüntü almasını, haber yapmasını engelleme durumu son birkaç yıldır yaşanıyordu ancak bu artık gitgide şiddet boyutuna ulaştı. Gazeteciler ne yazık ki darp ediliyor, gözaltına alınıyor, tehdide, hakarete maruz kalıyorlar” dedi.

    Son olarak Van’da silah çekmeye kadar işin boyutu uzadığını vurgulayan Müftüoğlu, saldırıların kabul edilemez olduğunu söyledi.

    “İKTİDAR HER KESİME SALDIRIYOR VE BUNUN KAYIT ALTINA ALINMASINI İSTEMİYOR”

    Gazetecilere mesleklerini yaptırmamaya yönelik bir tutum söz konusu olduğunun altını çizen ve saldırıya maruz kalana gazetecilerin derneklerine yaptıkları başvurularda ciddi bir artış olduğunu söyleyen Müftüoğlu, “Gazeteciler özellikle sahada çalışırken çok ciddi zorluklar yaşıyorlar. İktidar kendi gerçekliğini gizlemek için sokakta dile getirilen eleştirileri, hakları, talepleri saldırılarla bastırmak istiyor, engellemek istiyor. Bu durumun kayıt altına alınmasını da önlemek istiyor ve bundan dolayı da gazetecilere yönelik bir engelleme yaşanıyor” diye konuştu.

    “TÜM BUNLARA RAĞMEN DİRENEN GAZETECİLER VAR”

    2016 yılındaki OHAL’le birlikte baskının her geçen gün arttığını ifade eden Müftüoğlu, “Tüm bunlara rağmen direnen gazeteciler var. Bir şekilde kendilerine alternatif mecralar yaratıp, düşüncelerini söylemeye çalışan, ülkedeki gerçeklikleri kamuoyuna, dünyaya yansıtmaya çalışan gazeteciler var. İktidar bu duruma da tahammül edemiyor ve tamamen susturmaya yönelik hamleler yapıyor. Yaşanan saldırılarda bu hamlelerin bir parçası” ifadelerini kullandı.

    “İKTİDARIN KOLTUĞU SALLANIRKEN GAZETECİLERİ HEDEFLEDİĞİ GÖRÜLÜYOR”

    Gazetecilerin tutuklandığını, yaptıkları haberlerle ilgili haklarında soruşturmalar, davalar açıldığını anımsatan Müftüoğlu, şunları aktardı:

    “En son Diyarbakır’da 20’si gazeteci 22 kişi gözaltına alındı. Ve bu kişilerden 16’sı tutuklandı. 3 aya yaklaştık ve hala iddianameleri hazır değil. Ne ile suçlandıklarını bilmiyoruz ama hakimlik ve savcılık soruşturmalarında gördük ki, yaptıkları gazetecilik faaliyetlerinden dolayı yargılanıyorlar. İktidarın koltuğu sallanırken gazetecileri hedeflediği görülüyor. Seçimlere yaklaştıkça şiddetin ve şiddetin varacağı boyutun daha da artacağını düşünüyorum.

    Gazeteciler sorgusuz sualsiz ortak bir tepki ortaya koymalı. Bu tür durumlara karşı biz dernek olarak ortak bir tavır geliştirme konusunda çalışmalar yapıyoruz. Gazetecilerin örgütlenmesini, dayanışmasını sağlamaya çalışıyoruz. Ancak bu bizimle sınırlı bir durum değil. Tüm meslek örgütleri aynı ölçüde tepki vermeli. Amasız fakatsız bir araya gelmeliyiz. Van’da yaşanan olaya karşı İstanbul’da bugün gazeteciler sokağa çıkmıyorsa, bu bir eksikliktir. Mücadeleyi büyütmeye ihtiyacımız var. Halkın da haber alma hakkını savunması gerekiyor. Bu doğrultuda gazetecileri desteklemeliler.”

    “İKTİDAR SEÇİME GİDERSE SADECE KENDİ SESİNİN AKTARILDIĞI BİR MEDYA İLE GİTMEK İSTİYOR”

    DİSK Basın İş Genel Başkanı Faruk Eren ise, neredeyse her toplumsal olayda gazetecilerin hedef haline geldiğini belirterek, şunları kaydetti:

    “İş artık gazeteciye silah çekmeye, hatta kaybetmekle tehdit etmeye kadar vardı. Bunun birçok nedeni var. Türkiye’de cezasızlık, hukuksuzluk, yöneticililerin keyfi olarak  tutumları ve önüne geleni terörist olarak, suçlu olarak  nitelendirmek bir kural haline geldi. Seçime giderken de bu baskıların daha çok artmasından da endişe ediyorum. Çünkü güvenlik güçleri sokakta uyguladığı şiddetin kamuoyu tarafından görülmesini istemiyor. Bunun için gazetecileri son olaylarda olduğu gibi hedef haline getiriyor. İktidar seçime giderse sadece kendi sesinin aktarıldığı bir medya ile gitmek istiyor. Bunun için de kendisinden olmayan, kendisine biat etmeyen her medya organına ve gazeteciye baskı uygulamayı sürdürüyor.

    “SORUN DEMOKRASİ SORUNUDUR, HALKIN HABER ALMA HAKKINA SAHİP ÇIKMASI GEREKİYOR”

    Bizim meslek örgütleri olarak elimizden geleni yapıyoruz. Bu duruma karşı mahkemelere gidiyoruz veya sokak gösterileri düzenliyoruz vs. Ama bu sorun sadece gazetecilerin sorunu değil. Bu sorun bir demokrasi sorunu. Halkın haber alma hakkını sağlayacak olan gazetecilerdir. Gazeteciler Türkiye’de bu kadar büyük bir  baskıya rağmen büyük bir cesaretle görevlerini yapmaya devam ediyorlar. Önemli olan halkın kendi haber alma hakkına sahip çıkmasıdır. Yani toplumun demokrasiye, basın ve ifade özgürlüğüne sahip çıkması gerekiyor. Yoksa gazeteciler, meslek örgütleri zaten elinden geleni yapıyor. Önemli olan toplumun ve demokrasi güçlerinin buna birlikte itiraz edip, demokrasinin kalitesini yükseltmeye çalışmasıdır.”

    “TÜRKİYE’DE YAŞANANLAR, OLUP BİTENLER HALKTAN GİZLENMEK İSTENİYOR”

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, son bir haftaya bile bakıldığında Türkiye’de önümüzdeki süreçte gazetecilere yönelik baskıların artacağının işaretlerinin görüldüğünü söyledi.

    Türkiye’nin bir seçim sürecine girdiğini ve iktidarın toplumdan bazı gerçekleri gizlemek istediğine değinen Durmuş, “Bu nedenle de gazeteciler engelleniyor. Son birkaç günde İstanbul’da Beykoz’da yıkım sırasında gazetecilerin saldırıya uğraması, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde gazetecilerin saldırıya uğraması, Van’da haber takibi yapan gazetecilerin saldırıya uğraması gibi olaylar yaşadık. Buralarda gazetecilerin haber izlemesi engellenmek istendi. Orada yaşananların kamuoyuna aktarılmasının önüne geçilmek istendi. Türkiye’de yaşananlar, olup bitenler halktan gizlenmek isteniyor. Halkın haber almasının önüne geçilmek isteniyor” ifadelerini kullandı.

    “GAZETECİLER ALANDA BİRLİKTE HAREKET EDİP SALDIRILARI PÜSKÜRTMELİ”

    Tüm bu saldırılara karşı gazetecilerin iki yol izleyebileceğini söyleyen Durmuş, şunları katardı:

    “Birincisi özellikle alanda çalışan gazetecilerin dayanışma içerisinde olması, birlikte hareket etmesi, polisin herhangi bir gazeteciye yönelik müdahalesinde diğer meslektaşlarının da onunla dayanışma göstermesi ve o saldırıyı püskürtmesi gerekiyor. Biz gazeteciler olarak alanda dayanıştığımız oranda saldırılarda azalacaktır diye düşünüyorum.

    İkincisi ise Türkiye’deki gazetecilerin meslek örgütleri, sendikaları, cemiyetleri, dernekleri onların toplu bir şekilde bu saldırılara karşı ses yükseltmesi gerekiyor. Biz sendika olarak meslektaşlarımıza yönelik bir saldırı gerçekleştiğinde, bir müdahale olduğunda buna karşı açıklamalar, eylemler yapıyoruz, suç duyurularında bulunuyoruz ama tek başına bir sendikanın çözebileceği bir sorun değil. Gazetecilerin yan yana gelip dayanışması ile birlikte, meslek örgütlerinin birlikteliğiyle hareket etmesi ve haber takibi sırasında saldırıya uğrayan gazetecilerle güçlü bir dayanışma gösterilmesi gerekiyor.”

    “SALDIRILARI YAPAN KAMU GÖREVLİLERİ HAKLARINDA İŞLEM YAPILMALI”

    Bu saldırı talimatlarını veren kamu görevlilerinin görevlerinden el çektirilmeleri gerektiğini vurgulayan Durmuş son olarak, “Bunun için bir girişimde bulunulması gerekiyor. Çünkü gazeteci topluma haber ulaştırmak dışında bir şey yapmıyor. Dolayısıyla orada o talimatları veren emniyet müdürlerinin, polis amirlerinin her kimse görevden el çektirilmesi gerekiyor, yargılanmaları gerekiyor. Toplumun haber alma hakkını engelliyorlar. Sadece gazeteciyi darp etmiyorlar. Buradan sizin aracılığınızla İçişleri Bakanlığı’na da seslenmek istiyorum, son bir haftada gazetecilere yönelik yapılan saldırılarda bulunan kamu görevlilerinin derhal görevden alınması ve haklarında soruşturma başlatılması gerekiyor” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU-Berivan KELEŞ/ANKARA

  • ‘Darp ve tehditlere karşı hakikati savunmaya devam edeceğiz’

    ‘Darp ve tehditlere karşı hakikati savunmaya devam edeceğiz’

    PİRHA-Van’da polisin silah çekerek ölümle tehdit ettiği gazeteciler, engelleme ve tehdidin gün boyu sürdüğünü belirtti. Gazeteciler, tüm engellemelere rağmen işlerinin başında olup yazmaya devam edeceklerini söyledi. 

    Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki gün Van’da gerçekleştirdiği 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingi sonrası yürüyüşe geçen kitleyi takip eden gazeteciler, polisler tarafından darp edildi, silah çekilerek ölümle tehdit edildi. Polisler, kitleyi takip eden gazetecilerden Mesut Bağcı’ı yere yatırarak, darp etti ve kamerasını kırdı.

    Kendisini TEM Şube’den olarak tanıtan bir sivil polis ise, Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Berivan Kutlu ile JİNNEWS muhabiri Zelal Tunç’a “Seni vururum, kimse seni bulamaz” şeklinde ölüm tehdidinde bulundu. Aynı polis, JİNNEWS muhabiri Elfazi Toral’a da silah çekerek ölümle tehdit etti. Yürüyüşe müdahale sırasında çekim yapan gazetecilerin görüntü almasını engelleyen polis, kameralarına zarar vermeye çalıştı.

    Ölümle tehdit edilen Tunç ile Kutlu, yaşanan şiddetin boyutunu Mezopotamya Haber Ajansı’ndan Cengiz Özbasar’a anlattı.

    Miting sonrası yürüyüşe geçen kitleyi takip ettiklerini ifade eden Tunç, “Yürüyüşü takip ettiğimiz sırada kırmızı tişörtlü polis, sürekli biz gazetecilerin etrafında dolanıyordu. En son bu polis yanıma gelerek “Seni öldürürüm kimse akıbetini bulmaz” diyerek beni tehdit etti. Polisin darp ve tehdidine karşı gazeteci arkadaşım Elfazi Toral ve kitle tepki gösterince elini silahına atarak bize doğrultu” bilgisini paylaştı.

    “ÖLECEĞİMİZİ BİLSEK DE YAZMAYI SÜRDÜRECEĞİZ”

    Polis tehdidinin sıradan bir olay olmadığı, gittikleri her basın açıklamasında polis engellemesi ve saldırısıyla karşı karşıya kaldıklarını kaydeden Tunç, “Tabi bu saldırlar bugünle başlayan saldırlar değil. Daha önce özgür basının gazete binaları bombalandı, gazeteciler katledildi ve bugünde onlarca arkadaşımız cezaevinde. Cezaevinde tutulan gazeteci arkadaşlarımızın iddianamesine baktığımızda da haklarındaki tek suçlama haber yapmak. Aslında ortada suçta yok. Çünkü tek işleri gazetecilik faaliyetlerini sürdürmek” diye belirtti.

    İnkar edilen bir halk gerçekliğini, taleplerini yazdıklarını ifade eden Tunç, “Devletin görmek istemediği her hakikati açığa çıkaracağız. Bu verdiğimiz söz doğrultusunda her ne olursa olsun, öleceğimizi bilsek de yazmayı sürdüreceğiz” dedi. Tunç, özgür basına ve diğer gazetecilere dönük saldırılara karşı tüm kamuoyunun duyarlılık göstermesi çağrısında bulundu.

    “TÜM SALDIRILARA KARŞI GERÇEKLERİ VE HAKİKATİ YAZMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Yürüyüşe geçen kitleyi takip ettiğini ve Tunç’a ölüm tehdidinde bulunan aynı polisin kendisine de öldürmekle tehdit ettiğini ifade eden Berivan Kutlu, “Yürüyüş esnasında bir anda polis gençleri gözaltına almaya ve şiddet göstermeye başladı. Kameralarımızın bunu çekiyor olması polisleri rahatsız etmeye başladı. Dolayısıyla bize engel olmaya çalıştılar. Kaç kez gelip kameralarımızı yere indirmeye çalıştılar. ‘Çekmeyin’ diyerek bizleri tartaklamaya başladılar. Tabi polisler gençleri gözaltına almaya başlayınca bizler çekmeye devam ettik ve polisler kırmızı tişörtlü polis gelip ‘seni vururum, seni kimse bulamaz’ dedi. O an haber takibindeyiz ve dolayısıyla tehdidi fazla anlayamadık. Daha sonra biz ajansa döndüğümüzde ölümle tehdit edildiğimiz anladık” diye belirtti.

    Basına yönelik şiddetin her geçen gün arttığını ancak tüm saldırılara karşı gerçekleri ve hakikati yazmaya devam edeceklerine vurgu yapan Kutlu, “Çok sayıda arkadaşımız şu an gazetecilik faaliyetleri nedeni ile cezaevlerinde tutuluyor. Çünkü bizler, devletin her hak ihlalini tüm gerçekliği ile yansıtıyoruz. Bu kadar saldırının temel nedeni bu. Bizlere yapılan şiddeti de biz gelip haberleştiriyoruz. Dolayısıyla tüm saldırılara karşı bizler işimizi yapmaya devam edeceğiz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Basın meslek örgütleri ‘sansür yasasına’ karşı İstanbul’da bir araya geldi-VİDEO

    Basın meslek örgütleri ‘sansür yasasına’ karşı İstanbul’da bir araya geldi-VİDEO

    PİRHA-Basın meslek örgütleri, “Sansür yasası” olarak nitelendirdikleri internet medyası ve sosyal medyaya yeni yaptırımlar öngören kanun teklifine karşı İstanbul Şişhane’de bir araya gelerek, açıklama yaptı. DİSK Basın İş Genel Sekreteri Özge Yurttaş, “Daha fazla sansür, daha fazla baskı uygulamaları karşısında sessiz kalmamak için buradayız. Özgür bir ülke için özgür basın şart. Özgür basın için örgütlü bir basın ve örgütlü bir toplum şart” diye konuştu.

    “Sansür yasası” olarak nitelendirilen internet medyası ve sosyal medyaya yeni yaptırımlar öngören kanun teklifine karşı basın meslek örgütleri İstanbul Şişhane’de bir araya gelerek açıklama yaptı. Birçok gazetecinin de katıldığı açıklamada DİSK Basın-İş Genel Sekreteri Özge Yurttaş, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş ile Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) İstanbul Temsilcisi Uğur Güç konuşma yaptı.

    “ÖZGÜR BİR ÜLKE İÇİN ÖZGÜR BASIN ŞART”

    İlk olarak söz alan DİSK Basın İş Genel Sekreteri Özge Yurttaş şunları söyledi:

    “Kalemimize, basın özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne sahip çıkmaya devam edeceğiz. Hakikatin, gerçeğin gücü hiçbir şeyle örtülemeyecek kadar etkilidir. Sadece çıplak sesimiz, sadece kalemimiz, sadece kameramız kalsa bile yazmaya, anlatmaya, kayıt altına almaya ve insanlara hakikati ulaştırmaya devam edeceğiz. Umarız bundan sonra halkın haber alma hakkına yönelik ve basın özgürlüğüne yönelik her türlü saldırı karşısında ortak bir şekilde elimizden gelenin en iyisiyle var gücümüzle karşı koyabildiğimiz bir uzun döneminde ilk adımı olsun. Tutuklanan meslektaşlarımızın serbest kaldığı, uydurma gerekçelerle gözaltına alınan haklarında dava açılan meslektaşlarımızın artık adliyelerde ya da hapishanelerde değil, görevlerinin başlarında olduğu yarınlar için buradayız. Daha fazla sansür, daha fazla baskı uygulamaları karşısında sessiz kalmamak için buradayız. Bugün burada mütevazi buluşma yarın Türkiye’nin farklı yerlerinde ve Ankara’da gerçekleşecek itirazlar yasayı meclisten geçse de geçmese de işlemeyecek hale getirecek bir iradeye ve kararlığa dönüşecek. Özgür bir ülke için özgür basın şart. Özgür basın için örgütlü bir basın ve örgütlü bir toplum şart.”

    “BU KANUN TASARISI BİZİM TASARIMIZ DEĞİLDİR”

    TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş ise şöyle konuştu:

    “3 haftadır Türkiye’nin, gazetecilerin, gündeminde bu yasa tasarısı var. Başından beri itiraz ediyoruz çünkü bu yasa tasarısı meslek örgütlerine sorulmadan, bürokratlar, siyasetçiler tarafından hazırlanmıştır. Bu yasa tasarısıyla Türkiye’de habercilik yok edilmek istenmektedir. Basın özgürlüğünün son zerrecikleri ortadan kaldırılmak istenmektedir. İnternet medyasında çalışanlara basın kartı vereceğiz, internet medyasında çalışanlar resmi ilan da alacaklar gibi süslemelerle RTÜK gibi Basın İlan Kurumu’nun da bir sansür ve ceza mekanizmasına dönüştürüldüğü gizlenmek istenmektedir. Bu yasa tasarısıyla gazetecilerin zaten ulaşmakta zorlandığı basın kartı tamamen bürokratlar tarafından verilecek bir karta dönüşecektir. Halkı yanıltıcı bilgiyi halka yaymak suçlaması gibi sübjektif değerlendirmelerle gazetecilere yeni cezaların yolu açılmaktadır. Daha geçtiğimiz hafta bu yasa kanunlaşmadan Diyarbakır’da 16 meslektaşımız tutuklandı, suç delili olarak kameralar, fotoğraf makineleri, yaptıkları haberler gösterildi. 2 gün önce Ordu’da haber kaynağını açıklamayan bir internet sitesinin bilgisayarlarına el konuldu. Daha yasa gelmeden gazetecilik fiilen engellenmeye başladı.

    Biz basın meslek örgütleri olarak bu yasanın tamamen geri çekilmesini ve Türkiye’de ihtiyaç duyulan basın ve dezenformasyon konusundaki kanunu basın meslek örgütlerinin hazırlaması gerektiğini düşünüyoruz. Meclis’te, komisyonlarda yapılan görüşmelerde bunların hepsini ifade ettik ama kulakları sağır, gözleri görmüyor. Hiçbir önerimiz bu tekliflerin içerisinde düzeltilmedi, itirazımız buna. Bu kanun bu tasarı bizim tasarımız değildir, basın kanunu değildir çünkü içerisinde gazeteci yoktur. Buna karşı mücadelemizi karalılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Bugün Türkiye’nin çeşitli illerinde bu yasa tasarısına karşı mücadele ateşini başlattık. Bundan sonra da bu yasanın geri çekilene kadar meslek örgütleri olarak aynı kararlılıkla mücadelemizi sürdüreceğiz ve bu yasayı geri çektireceğiz.”

    “BİZ CEZAEVİNDEN KORKMUYORUZ”

    ÇGD İstanbul Temsilcisi Uğur Güç de “Yasa tasarısını haber aldığımızda önce Dijital Mecralar Komisyonu’nda sakıncalarımızı ve itirazlarımızı dile getirdik. Sonra Adalet Komisyonu’nda itirazlarımızı dile getirdik raporlaştırıp sunduk. Fakat bu yasa içerisinde hiçbiri dikkate alınmadan yasa çıkartılmaya çalışılıyor. Perşembenin gelişi çarşambadan belli olduğu için önce Diyarbakır’da 22 arkadaşımızı gözaltına aldılar. Bunlardan 16’sı tutuklandı. Daha şimdiden gazetecileri hapsetmeye başladılar. Seçim öncesinde gündeme getirilen basın yasası önce ‘gazetecilere basın kartı vereceğiz’, ‘internet çalışanlarına basın kartı vereceğiz’ denilerek havuç gösteriliyor ancak ardındaki sopayı saklıyorlar. Bu şekilde düzenlenen yasa tasarısı basın tarihinin en ağır sansürlerinden birisidir. Bu tamamen sansür yasasıdır. Bundan başka hiçbir gerekçeyle bu maddeler açıklanamaz. Dezenformasyonu zaten iktidarın kendisi yapıyor. Enflasyon yüzde 150 oldu desek bizi cezaevine atacaklar. Yarın benzine zam geldi desek bizi cezaevine atacaklar. Biz cezaevinden korkmuyoruz. Zaten tutuklanıyoruz, zaten yargılanıyoruz ama gerçekleri yazmaya devam ediyoruz. Bu şekilde yasalaşırsa sosyal medyada sıradan vatandaşların bile hapislere atılacağı günler bizi bekliyor demektir. İktidarın kurguladığı geleceği biz gerçekleri yazarak deleceğiz. Gerçekleri yazmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Daha fazla gazeteciyi hapse yollayacak teklif geri çekilsin’-VİDEO

    ‘Daha fazla gazeteciyi hapse yollayacak teklif geri çekilsin’-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de bir araya gelen gazeteciler, Mecliste görüşülmesi beklenen ‘Sansür Yasası’na karşı açıklama yaparak, ‘Basın Kanunu’nun basın meslek örgütlerine sorulmadan hazırlandığını, içinde gazetecileri ve haberi koruyacak bir madde bulunmadığına işaret etti. Teklifin geri çekilmesini isteyen gazeteciler, teklifin yasallaşması halinde daha fazla gazetecinin cezaevine gireceğine dikkat çekti.

    Gazeteciler bu hafta Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek medyaya sansür getirecek, ‘dezenformasyon yasası’ olarak bilinen yasaya karşı tüm ülkede bugün sokaklara çıkıyor.

    Gazetecilik meslek örgütleri, basına ve sosyal medyaya yeni yaptırımlar öngören kanun teklifine karşı ülke genelinde eylem kararı aldılar. TBMM Genel Kurulu’nda bu hafta görüşülmesi beklenen kanun teklifi; bugün yurt genelinde, yarın da Ankara’da Meclis önünde, meslek örgütlerinin görüşlerini açıklayan toplantılar düzenleyecekler.

    Mersin’de de basın meslek örgütleri ve gazeteciler Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde basın açıklaması yaptı.

    “GAZETECİLERİ KORUYACAK, HABERİ KORUYACAK BİR MADDE BULUNMUYOR”

    Mersin Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kaya Tepe‘nin okuduğu açıklamada, ‘Basın Kanunu’nun basın meslek örgütlerine sorulmadan hazırlandığına dikkat çekerek, “İçinde gazetecileri koruyacak, haberi koruyacak bir madde bulunmuyor. Tam tersine hapis cezaları, kapatmalar, sansür ve internet medyasına ağır denetimler geliyor” dedi.

    Kamuoyunda ‘‘dezenformasyon yasası’’ adıyla anılan düzenleme pek çok basın kuruluşu tarafından “susturma, korkutma, hapsetme” yasası olarak adlandırıldığına işaret eden Tepe, yasanın geri çekilmesini ve tekrardan basın örgütlerinin de katılımıyla bir düzenlemenin yapılmasını istedi.

    “’DEZENFORMASYONLA MÜCADELE’ADI ALTINDA, GAZETECİLİK MAHKÛM EDİLECEK”

    Tepe, devamında şunları ifade etti:

    “Bu yasa basın ve ifade özgürlüğünü tamamen yok edecek. Çünkü; “Dezenformasyonla mücadele” adı altında, sadece gazeteciler değil tüm sosyal medya kullanıcıları denetim altına alınacak. “Dezenformasyonla mücadele” adı altında, haber kaynağını açıklamayan gazeteciye hapis cezası verilecek. “Dezenformasyonla mücadele” adı altında, gazetecilik mahkûm edilecek. Hangi haberin “yalan”, hangi haberin “doğru” olduğuna muğlak düzenleme doğrultusunda karar verilecek.”

    “SANSÜR, HAPİS CEZASI DEĞİL DEMOKRASİ VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ İSTİYORUZ”

    Birden fazla kanunda değişiklik yapılması Türk Ceza Kanunu’na dezenformasyonun suç olarak tarif edilmesi sonucunda artık basın kuruluşları ve gazeteciler yeni bir suç tanımından da yargılanabileceğinin altını çizen Tepe, “Muğlak tanımlarla bir korku ortamı yaratılması basın özgürlüğü adına doğru değil. Kanun bu şekilde yasalaşırsa basın kuruluşlarının haberleriyle ilgili bir de dezenformasyon suçu bakımından soruşturma açılacağını ve gazetecilerin bu suçtan dolayı da yargılanacağı günleri görmemiz pek uzun sürmeyecektir. Sosyal Medya ve Dezenformasyon Yasa Tasarısı’na karşı çıkan basın meslek örgütleri tüm yurttaşların haberleşme özgürlüğüne engel olacak, tutuklu gazeteci sayısını artıracak bu girişimden vazgeçilmesini istiyor. Gazetecilerin katılımı olmadan Basın Kanunu yapılmasını kabul etmiyor, sansür, hapis cezası değil demokrasi ve basın özgürlüğü istiyoruz” dedi.

    PİRHA/MERSİN