PİRHA-Düzgün Baba Cemevi olarak kültürel ve inançsal olarak birçok faaliyet yürüttüklerini söyleyen Sinan Kırmızıçiçek, “2021 yılından beri Düzgün Baba Cemevine Nazımiye Kaymakamı Uğur Tutkan tarafından ağır idari ve mali para cezaları kesildi. En son geçen sene 30 bin TL idari para cezası tebliğ edildi.
Düzgün Baba Cemevi Başkanı Sinan Kırmızıçiçek, Nazımıye Kaymakamı Uğur Tutkan tarafından Düzgün Baba Cemevine verilen idari ve mali para cezalarına ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“DÜZGÜN BABA CEMEVİNE AĞIR İDARİ VE MALİ PARA CEZALARI KESİLDİ”
Düzgün Baba Cemevi olarak kültürel ve inançsal olarak birçok faaliyet yürüttüklerini söyleyen Sinan Kırmızıçiçek, “2021 yılından beri Düzgün Baba Cemevine Nazımiye Kaymakamı Uğur Tutkan tarafından ağır idari ve mali para cezaları kesildi. En son geçen sene 30 bin TL idari para cezası tebliğ edildi. Biz verilen bu cezayı Dernekler Masası ve hukukçularla konuştuğumuzda verilen cezanın hukuksuz verildiğini söylediler. Düzgün Baba’da yaptığımız cemde pirlere, analara, zakire, 12 hizmet ve o gün orada hizmet yürüten canlara inancımız gereği lokma vermişiz. Biz dernek olarak bu ödemeleri yaptığımız için 80-90 yaşındaki analarımız ve pirlerimizin de bulunduğu 30 kişilik isim listesini Nazımiye Kaymakamı SGK İl Müdürlüğü’ne göndererek bizim kayıt dışı işçi çalıştırdığımızı dolayısıyla SGK’nın bu konuda cezai yaptırım yapması gerektiğini söylüyor” diye belirtti.
“DÜZGÜN BABA CEMEVİNE TİCARETHANE GİBİ BAKILIYOR”
Düzgün Baba Cemevine bir ticarethane gibi bakıldığını ifade eden Kırmızçiçek, “Kaymakamlığın kurduğu komisyon bize binlerce liralık vergi cezaları kesiyor. Cemevimizin ısıtma sorunu var biz kendi imkânlarımızla, halkımızın yaptığı bağışlarla bir vatandaşımızdan 500 TL’ye bir soba aldık gider makbuzu da kestik ama Nazımiye Kaymakamı bize 3 bin TL para cezası verdi. Yaptığımız bir cemde niyaz yapmak için bir köylümüzden 600 TL’ye tereyağı aldık yaptığımız harcamanın gider makbuzu kesilmesine rağmen faturası yok diye 3 bin TL para cezası verildi, köylüde fatura ne gezer. Dernekler yönetmeliğinin ek 13. maddesinde dekont gider makbuzu yerine geçer deniliyor yani dernekler kanunu bunu açıkça belirtmiş ama sadece bu maddeden bize 18 bin TL para cezası verilmiş” dedi.
“ASLINDA CEZALANDIRILAN ALEVİLİKTİR”
2021 yılı nisan ayında Nazımiye Kaymakamı ile yaptıkları görüşmede cezaları durduracağını söylemesine rağmen Hızır ayında cezaları ilgili kurumlara tebliğ edip ayrıca Nazımiye Kaymakamı’nın 30 bin TL’de vergi cezası kestiğini söyleyen Kırmızıçiçek, “Hızır ayında Düzgün Baba Cemevine 60 bin TL idari ve mali para cezaları kesmiş. Biz bu hukuksuzluğu kabul etmiyoruz bizim inanç yerlerimiz ticarethane değil. Biz para cezalarıyla inancımızdan vazgeçmeyiz, bu konuyla alakalı Dersim Barosu ile görüşüp hukuki destek talep edip itiraz davamızı açtık. Düzgün Baba Cemevi şahsında aslında cezalandırılan Aleviliktir bin yıllardır baskı ve katliamlara uğramışız bugün yaşadığımız da bunun devamıdır” diye konuştu.
PİRHA- Didim Cemevi yöneticileri, cemevlerinin ticarethane değil ibadethane olarak kabul edilmesi ve elektrik faturalarının devletçe ödenmesi için yargıya başvurdu. Dilekçede, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Bakırköy Adliyesi’nin kararlarına göre Alevilerin inanç merkezi olan cemevlerinin yasal statüsünün kabul edilmesi ve faturalarının devlet tarafından karşılanması istendi.
Cemevlerine ‘ticarethane tarifesi’ üzerinden gelen yüksek faturalar tepki çekerken, iktidarın cemevlerine yönelik ticarethane uygulamasının bir örneği olarak Didim Cemevine de 7 bin 186 TL elektrik faturası geldi. Didim Cemevi yöneticileri, elektrik şirketince ticarethane olarak nitelendirilen Cemevi’nin bu statüden çıkarılarak, ibadethane olarak kabul edilmesi için yargıya başvurdu.
Didim Cemevi yöneticileri, elektrik şirketince ticarethane olarak nitelendirilen cemevinin bu statüden çıkarılarak, ibadethane olarak kabul edilmesi için Didim Adliyesi’ne dilekçe verdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Bakırköy Adliyesi’nin kararlarına göre Alevilerin inanç merkezi olan cemevlerinin yasal statüsünün kabul edilmesi istendi.
“CEMEVLERİNDE TİCARET YAPMIYORUZ”
Son 20 günlük elektrik faturalarının 7 bin 186 lira olarak geldiğini hatırlatan Didim Cemevi Başkanı Hüseyin İlhan cemevlerinin ticarethane olmadığını, Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerinden elektrik faturası kesilmesinin yanlış olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:
“Yasal statüye kavuşmayan cemevlerimiz elektrik ve su faturalarını kendi imkanlarıyla ödüyor. Laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nde laikliğin işletilmesi gerekiyorsa devlet bütün inançlara eşit mesafede durmalıdır. Bütün inançların elektriği, suyu ödenecekse cemevinin suyu ve elektriği de ödenmeli. Devlet her inanca eşit mesafede durmalı. Cemevlerinin elektrik faturalarında ‘ticarethane’ yazılmasına karşıyız. cemevlerimizde herhangi bir ticaret yapmıyoruz, kar elde etmiyoruz. Anadolu insanımızın kültürünü, inançlarını yaşatıyoruz. Cemevleri ibadethanedir. Faturalardaki ticarethane ibaresinin kaldırılması için yasal hakkımız olan dilekçemizi Didim Adliyesi’ne verdik. Dilekçemizde AHİM ve Bakırköy Adliyesi’nin aldığı karar doğrultusunda elektrik faturalarımızın devlet tarafından ödenmesi talebini de ilettik.”
“FATURALARIMIZI ÖDEMEYECEĞİZ”
İlhan son olarak, “Eğer cemevleri inanç merkezi olarak görülüyorsa tüm inanç merkezleri gibi faturaları devlet tarafından ödenmelidir. Bu son faturamızı da ödedikten sonra Türkiye’deki tüm cemevleri olarak faturalarımızı ödemeyeceğiz. Elektriğimiz kesilirse soğukta oturup, mumla aydınlanacağız” diye konuştu.
PİRHA-HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, zorunlu din derslerinin sadece Alevilerin sorunu olmadığının altını çizerek, “Herhangi bir inanca yönelik baskı Türkiye’deki tüm demokrasi güçlerinin sorunudur. Zira bu sorun esasen demokrasi, özgürlük ve eşitlik sorununun ayrılmaz bir parçasıdır” dedi. Sancar zorunlu din dersi uygulamasının iktidarın tekçi ve baskıcı zihniyetinin açık bir yansıması olduğunu, Alevi inancının asimilasyonunda uygulanan bir yöntem olarak devreye sokulduğunu kaydetti.
HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, zorunlu din dersleri, cemevlerine gelen yüksek elektrik faturaları, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmaması, ittifaklarda Alevilerin yeri ve HDP milletvekillerine yönelik saldırılara dair PİRHA’ya konuştu.
“HERHANGİ BİR İNANCA YÖNELİK BASKI TÜRKİYE’DEKİ TÜM DEMOKRASİ GÜÇLERİNİN SORUNUDUR”
PİRHA: Alevilerin yıllardır mücadele ettiği zorunlu din derslerine ilişkin ne söylemek istersiniz?
MİTHAT SANCAR: Türkiye’de Alevi inancına yönelik çok ciddi kısıtlamalar ve baskılar olduğunu biliyoruz. Alevilerin inancının tanınması talebi de yıllardır bir mücadelenin konusudur. Özellikle 12 Eylül’den sonra sistematik hale gelen bazı uygulamalar var. Bunların başında da zorunlu din dersleri geliyor. Zorunlu din derslerinin hangi amaçla ve içerikle verileceği konusu da uzunca bir dönem tartışıldı. Bu uygulama önce Türkiye mahkemelerine, daha sonra AİHM’ye taşındı. AİHM din derslerinin zorunlu olmasının Sözleşme’nin (AİHS) eğitim hakkını düzenleyen ek protokolünü ihlal ettiğine, ailelerin dini ve felsefi inançlarını açıklamak zorunda bırakılmadıkları bir muafiyet sisteminin hayata geçirilmesine hükmetti. İktidar, bu hukuk dışı uygulamaya son vermek şöyle dursun, aksine, bunu yaygınlaştırmak istiyor. Fakat olması gereken, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılarak seçmeli hale getirilmesidir. Dünyanın bir çok ülkesinde de bu dersler seçmeli ders statüsündedir, çünkü demokratik bir hukuk devleti, tüm inançlara eşit yaklaşmakla mükelleftir. Aleviler çok uzun yıllardır bu ülkede yok sayıldıklarını, kendi inançlarına yönelik ciddi bir baskı uygulandığını ve bunun kabul edilemez olduğunu söylüyor. Bu uğurda mücadele veriyor. Biz de Alevilerin haklı mücadelesini ve taleplerini sonuna kadar destekliyoruz. Bizim en temel ilkelerimizden biri inanç özgürlüğü ve inançların eşitliğidir. Zorunlu din dersi uygulaması iktidarın tekçi ve baskıcı zihniyetinin açık bir yansımasıdır; Alevi inancının asimilasyonunda uygulanan bir yöntem olarak devreye sokulmuştur.
-Zorunlu din dersleri yalnızca Alevilerin sorunu mu?
Bu elbette sadece Alevilerin sorunu olamaz, herhangi bir inanca yönelik baskı Türkiye’deki tüm demokrasi güçlerinin sorunudur. Zira bu sorun esasen demokrasi, özgürlük ve eşitlik sorununun ayrılmaz bir parçasıdır. Nasıl ki HDP’ye yönelik baskılar sadece HDP’yi değil Türkiye’de demokrasiyi bir bütün olarak hedefine alıyorsa, bir inanca yönelik haksızlık, ayrımcılık, adaletsizlik sadece o inanç grubunu değil tüm inanç gruplarını ilgilendiren “inanç özgürlüğü”nü hedef alıyor. Bu bir zihniyet ve bu zihniyete dayalı sistem sorunudur. Bugün Alevilere yönelik ayrımcı uygulamalar, başka inançlara karşı da yürütülüyor. O yüzden bunun sadece Alevilerin meselesi gibi görülmesi büyük bir yanlış olur; bu mesele Türkiye’de demokrasi, özgürlük ve eşitlik meselesidir. O nedenle de söz konusu taleplere bütün kesimlerin sahip çıkması gerekiyor. Meseleyi sadece Alevilerin itirazı olarak görmek hem büyük bir haksızlıktır hem de ciddi bir yanılgı oluşturur. Bu yaklaşımın en önemli sorunu her kesimin taleplerini sadece kendi kitlesiyle sınırlı tutmasıdır ki bu ciddi bir tuzaktır. Bizim yapmamız gereken bütün ezilenlerin, mağdurların ve ötekileştirilenlerin birlikte mücadelesini hak, özgürlük ve eşitlik temelinde yürütmek ve sahiplenmektir.
“CEMEVLERİNİN İBADETHANE OLARAK TANINMAMASI ALEVİ İNANCINA YÖNELİK BİR AYRIMCILIKTIR”
-Cemevlerini ticarethane statüsünde gören bir iktidarla karşı karşıyayız. Son dönemde cemevlerine 30 bin, 50 bin lira gibi elektrik faturaları geliyor. Alevilerin cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi talebine yönelik çalışmalarınız var mı?
Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması gerektiğini parti programımızda da konuşmalarımızda da ifade ediyoruz. Alevilerin talepleri bizim kendi taleplerimizdir. Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması talebi sadece Alevilerle sınırlı bir talep olarak görülmemelidir; bu talep inançların eşitliği ve özgürlüğü içerisinde değerlendirilmelidir. Cemevlerinin ibadethane olarak tanınmaması, Alevi inancına yönelik çok açık bir ayrımcılıktır. Bunun en somut yansımasını elektrik zamlarından sonra çarpıcı bir şekilde yaşıyoruz. Cemevlerine 30 bin, 40 bin hatta 70 bin liraya varan faturalar gönderiliyor. Bu faturaların ödenmemesi veya ödenememesi demek, cemevlerinin faaliyetlerini durdurması demektir.
Bunun anlamı, bir inancın ibadet kurumunun fiilen kapatılmasıdır. Bu, Alevi inancına yönelik bir zulümdür. O yüzden cemevlerinin bir an önce ibadethane olarak tanınması gerekiyor. Utanç verici olan bir diğer husus ise gelen elektrik faturalarında cemevlerinin ticarethane statüsünde değerlendirilmiş ve buna tarifelendirilmiş olmasıdır. Camiler, mescitler, kiliseler, sinagoglar birer ibadethane sayıldıkları için onlara elektrik faturası gelmiyor. Fakat cemevleri bir ev olarak bile kabul etmeyip ticarethane olarak değerlendirildiği için en yüksek tarifeden faturalandırılmış. Bu sadece parasal bir mesele değildir, bu inanca yönelik ağır bir ayrımcılık, büyük bir baskıdır. Bunun önüne geçmek için faturalarda yeni bir düzenleme yapmak yetmez, yapılması gereken cemevlerinin derhal ibadethane olarak tanınmasıdır.
“DEMOKRASİ İTTİFAKINI ORTAK MÜCADELE HATTI OLARAK İNŞA ETMEK İSTİYORUZ”
-İttifaklara ilişkin ne söylemek istersiniz? Alevi toplumunun 3. yoldaki yeri nedir? Nasıl bir mekanizmayla Alevi kurumlarıyla ilişkileniyorsunuz?
Biz, kongre kararımız doğrultusunda en geniş demokrasi ittifakını hedeflediğimizi belirtiyoruz. Bu demokrasi ittifakını öncelikle bir mücadele ortaklığı olarak tanımlıyoruz. Bu ortaklığı sadece seçimlere endeksli bir mesele olarak da görmüyoruz. Örneğin bu günlerde sömürüye ve insanlık dışı çalışma koşullarına karşı emekçilerin protestoları, direnişleri, iş bırakma eylemleri arttı. İttifakımızın en önemli parçalarından biri elbette emekçiler olacaktır. Temel hedeflerimizden biri emekçilerin haklarına kavuşması için yürütülen mücadeleye destek vermektir. Tıpkı emek mücadelesi gibi inançlara yönelik baskıları ve ayrımcılıkları da sözünü ettiğim ortak mücadelenin konusu olarak görüyoruz. Bu baskılar, hak gaspları ve ayrımcılıklar ancak ortak mücadele ile aşılabilir.
O yüzden biz demokrasi ittifakını ortak mücadele hattı olarak inşa etmek istiyoruz. Amacımız böyle bir ittifakın, mümkün olan en geniş kesimleri kapsamasıdır. Bunun için hem sol-sosyalist parti ve yapılar hem Kürdi partiler hem de inanç grupları için bir yol açma mücadelesi veriyoruz. Alevi dünyasıyla buluşmalar düzenliyoruz ama bu buluşmaları artırmak ve derinleştirmek istiyoruz. Bunu yaparken de Alevilerin örgütlendiği kurumlarla bire bir ilişki kurmayı amaçlıyoruz. Bunun yanı sıra kurumların da ötesinde Alevi toplumuyla doğrudan iletişim içinde ve sürekli diyalog halinde olmayı hedefliyoruz. Demokrasi ittifakı kurulacaksa Aleviler bunun en güçlü parçasından biri olmalı ve bu ittifakta tüm ağırlığıyla yer almalıdır. Kürtlerin demokrasi ittifakındaki yerleri ve önemi, Aleviler için de geçerlidir.
-HDP’ye yönelik baskı ve saldırılarla birlikte milletvekillerine de çeşitli saldırılar oluyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Partimize yönelik saldırıların çok kapsamlı olduğunu ve her alanda yürütüldüğünü söylüyoruz. Bu saldırılar milletvekillerimize de yöneliyor. Semra Güzel meselesine dair gerekli açıklamaları yaptık. Esas mesele bu fotoğrafların yıllarca tutulup şimdi servis edilmesidir. Bunun belli bir amacı olduğu ortadadır ve bize yönelik baskı kampanyasının bir parçası olarak kumpas biçiminde gündeme getirilmiştir. Elbette orada benimsemediğimiz fotoğraflar da var; HDP’nin silahla bir araya gelmesi bizim anlayışımıza uygun değildir. Ancak bu fotoğrafların ne zaman çekildiğini ve bunun altındaki gerçekliği yok saydığınızda asıl meseleyi kaçırırsınız. Bu fotoğraflar çözüm süreci döneminde çekilmişti ve o dönem Türkiye’de silahların susması için başlatılan çok önemli bir girişim mevcuttu. Devletin bizzat bilgisi dâhilinde ailelerin PKK mensubu çocukları veya yakınlarıyla buluşmaları için çadırlar kurulmuştu. On binlerce insan PKK’de yer alan yakınlarıyla bir araya geldi. Bunun şimdi gündeme getirilmesinin amacı PKK üzerinden HDP’ye yönelik saldırıları yoğunlaştırmak ve demokratik siyaseti tasfiye etmektir. Her türlü yola başvurarak HDP’ye yönelik saldırıları sürdürmek ve bizi etkisiz hale getirmek istiyorlar ama bunu başaramayacaklar.
Çünkü biz yolumuzdan dönmeyeceğiz; bu yol eşitlik, özgürlük, barış ve demokrasi yoludur. Biz Türkiye’de silahların susması, büyük barışın kurulması, toplum kesimleri arasındaki düşmanlıkların sona erdirilmesi için mücadele ediyoruz. Büyük barıştan kastettiğim, öncelikle Kürt sorununda demokratik çözüm ve Kürt sorununda çatışmaların nihai olarak sona ermesidir. Ama bu kavram bunun ötesini hedefler. Büyük barış, Türkiye’deki toplum kesimlerinin eşit ve özgür yaşayabileceği ortak bir yaşamı inşa etme programıdır. Oya Ersoy arkadaşımız hakkında, yaptığı bir konuşma nedeniyle İslam’a hakaret ettiği iddia edilerek bir algı yaratıldı. Konuşmanın tümüne baktığınızda Oya Ersoy’un böyle bir niyeti olmadığı görülür. HDP’nin en önemli ilkeleri arasında inançlara eşitlik ve özgürlük yer alıyor, bunun vazgeçilmez şartı da her türlü inanca saygıdır. İnançlara saygı bizim bütün politikalarımızın temelindeki ilkelerin yansımasıdır. İnançlara baskı ve ayrımcılık yapan bir iktidarın HDP’ye bu açıdan saldırmasının inandırıcılığı yoktur. HDP’nin bu konudaki duruşu nettir. Dini, siyasi istismar aracı olarak kullanan bu iktidarın bize yönelik manipülasyon çabalarının sonuç vermesi mümkün değil.
PİRHA-Cemevlerine “ticarethane tarifesi” üzerinden gelen yüksek faturalara tepki gösteren Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat, cemevine, “ticaret yeri” muamelesinin yapılması inkarcılığın, zulmün zirvesi olduğunu vurguladı.
Cemevlerine ibadethane statüsü verilmemesinin bir sonucu olan faturalar, zamların ardından katlandı.
İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Cemevi’ne gelen 30 bin 60 TL’lik faturanın ardından, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’na da 11 bin 615 liralık elektrik faturası geldi. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat duruma tepki gösterdi.
“KARŞI MAHALLEYİ BİLİYORUZ PEKİ BİZİM MAHALLEDEKİLER NE YAPIYOR?”
Cemevine, “ticaret yeri” muamelesi yapılması inkarcılığın, zulmün zirvesi olduğunu vurgulayan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat, “Tekrar söylüyorum, karşı mahalleyi biliyoruz. İnkarcı, asimilasyoncu, zalim. Peki ait olduğumuzu düşündüğümüz bizim mahallenin sosyal demokratları, Atatürkçüleri, Kemalistleri, Laikçileri, Cumhuriyetçileri ve bu toplumsal kesimlerin sözcüsü konumunda olduğunu düşündüğümüz basın mensupları, televizyonları. Alevilere yönelik bu kadar saldırı, inkar, asimilasyon politikaları devam ederken, televizyon kanallarında birkaç cümle kullanarak konuyu geçiştiren, Alevi kurumlarına söz hakkı vermeyenleri nereye konumlandıracağız? Bizim mahallenin çocukları bugüne kadar Alevileri sadece oy potansiyeli, siyasi malzeme ve destekçi olarak gördüler. Metropollerdeki cemevlerinin birçoğunun anahtarı belediyelerin ellerinde. Belediye tarafından atanan bir kayyım tarafından yönetiliyor. Bir erkan yürütülecekse izin almak zorundasınız” ifadelerini kullandı.
“SORUN BİZİM MAHALLENİN ÇOCUKLARI”
Devlet Alevilere, ‘verdiğimiz kadarıyla yetinin’ derken bizim mahallenin çocukları ise, ‘biz sizin yerinize konuşuruz, sizi temsil ederiz, bununla idare edin’ dediğini ifade eden Mat, “Mevzu bahis konunun özeti budur. Unutulmasın; Anadolu’da Alevi inanç ve kültürü yok olursa, o zaman şeriat rejimi tam anlamıyla hükmünü ilan eder. Bizim mahallenin çocukları da kuzu kuzu gider biat ederler. Olan her zamanki gibi yine Alevilere olacak. Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi katliamları. Maalesef ateş düştüğü yeri yakmaya devam edecek. Sorun bizim mahallenin çocukları” diye konuştu.