Etiket: TMOOB

  • TMMOB: Kamu emekçileri üzerindeki siyasi baskı politikalarına derhal son verilsin!

    TMMOB: Kamu emekçileri üzerindeki siyasi baskı politikalarına derhal son verilsin!

    PİRHA-TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, KHK ile işinden atılan emekçilerin bir an önce işlerine geri dönmesi gerektiğini belirterek, “Özellikle kayyumlar tarafından yönetilen belediyelerde kamu emekçileri üzerindeki baskılar sona ermelidir” dedi.

    TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz tarafından, OHAL Kanun Hükmünde Kararnameleri ile kamudaki görevinden haksız-hukuksuz biçimde ihraç edilenlerin işlerine geri dönmesi ve kayyımlar eliyle yönetilen belediyelerde kamu emekçileri üzerindeki baskıların sona ermesi için bir basın açıklaması yapıldı.

    OHAL KOMİSYONU ÇALIŞMIYOR

    2016 yılında ilan edilen Olağanüstü Hal döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle kamudaki görevlerinden haksız-hukuksuz biçimde ihraç edilen yurttaşların ve üyelerin yaşadıkları mağduriyetin devam ettiğini söyleyen Koramaz, “Haklarında hiçbir mahkeme kararı olmaksızın, herhangi bir idari soruşturmaya tabi tutulmaksızın bir gecede tüm yaşamları karartılan ihraçlar, aradan geçen bunca süre içinde kendilerini savunabilecekleri bir mahkeme önüne bile çıkamadılar. 2017 yılı başında kurulan Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu, süreci uzatmaktan, mağdurların hukuka erişimini engellemekten başka bir işe yaramamaktadır” dedi.

    “KAMU GÖREVİNDEN ÇIKARILMA TEHDİDİYLE BASKIYA UĞRAMAKTADIR”

    Başlangıçta bir yıllık görev süresiyle kurulan OHAL komisyonun, 4 yılı aşkın zamandır kendisine yapılan 126 bin 300 dosya hakkındaki işlemlerini tamamlayamadığını vurgulayan Koramaz şöyle devam etti:

    “Çalışma hızı giderek düşen ve bazı dosyaların incelenmesini özellikle sona bırakan Komisyon, 2020 yılı içinde sadece 14 bin 10 dosya hakkında karar vermiştir. Komisyon’da halen 14 bin 320 dosya bekletilmektedir. 2021 yılının ilk 4 ayında yapılan işlemlere ilişkin herhangi bir duyuru ve rapor yayınlanmamıştır. 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye 2018 yılından eklenen geçici 35. Madde ile kamu görevinden çıkarma yetkisi OHAL Dönemi sonrasında da idare tarafından hukuksuz biçimde kullanılmaya devam etmiştir. Bu madde nedeniyle kamu kurumlarında görev yapan tüm emekçiler, halen ihraç edilme korkusuyla yüz yüze bulunmaktadır. Özellikle kayyum atanan Belediyelerdeki kamu emekçileri, bu maddeyle sindirilmek istenmekte, kamu görevinden çıkarılma tehdidiyle baskıya uğramaktadır.”

    “SİYASİ NEDENLERLE CEZALAR VERİLİYOR”

    Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki belediyelerde birçok üye ve meslektaşlarının OHAL döneminde yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler ile hukuksuz bir şekilde görevlerinden ihraç edildiğini dile getiren Koramaz şunları kaydetti:

    “Daha sonrasında seçilmiş belediye başkanlarının görevlerinden alınmasıyla kayyumların atandığı bu belediyelerin hemen hepsindeki yönetici pozisyonlara liyakatsiz idareciler getirilmiştir. Üyelerimiz, bu liyakatsiz ve partizan idareciler tarafından hedef alınarak, meşruluğu tartışılan disiplin kurullarında, asılsız ve hukuk dışı soruşturmalara maruz bırakılmıştır. Belediyelerde çalışan pek çok personel tamamen siyasal nedenlerle kademe durdurma, maaş kesme, açığa alma ya da görevden ihraç gibi idari cezalara maruz kalmaktadır.”

    “EMEK DÜŞMANLIĞI YAPILIYOR”

    Başta kayyumla yönetilen belediyeler olmak üzere kamu kurumlarında çalışan emekçiler üzerindeki haksız ve hukuksuz baskılara derhal son verilmesi gerektiğini aktaran Koramaz,  “Halka hizmet etmek için görev yapan kamu emekçilerini siyasi gerekçelerle sindirmeye çalışmak, emek düşmanlığı olduğu kadar, halk düşmanlığı anlamına da gelmektedir. Emekçilerin haklarına sahip çıkmak, üyelerimizin çıkarlarını korumak için tüm demokratik ve hukuki yolları sonuna kadar kullanacağımızın bilinmesini isteriz. Yıllardır devam eden adaletsizliğin giderilmesi için OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kapatılmalı, haksız-hukuksuz biçimde kamu görevinden ihraç edilen herkes işlerine geri dönmeli, kamu emekçileri üzerindeki siyasi baskı ve yıldırma politikalarına derhal son verilmelidir” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Mimarlardan temiz su içme hakkını engelleyen belediye meclis üyeleri hakkında suç duyurusu

    Mimarlardan temiz su içme hakkını engelleyen belediye meclis üyeleri hakkında suç duyurusu

    PİRHA – TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Ankaralıların temiz su içme hakkını engelleyen belediye meclis üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

    TMMOB Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nde, AKP’li ve MHP’li meclis üyelerinin oylarıyla, 13 ilçede asbestli ve eski boruların değiştirilmesi ile Tatlar Arıtma Tesisinin iyileştirilmesi için ASKİ’nin 360 milyon TL kredi kullanma talebinin reddedilmesini yargıya taşıyor.

    “ANKARALILARIN TEMİZ SUYA ULAŞMA HAKKI AKP VE MHP’Lİ MECLİS ÜYELERİ TARAFINDAN ENGELLENİYOR”

    Konuyla ilgili açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Tezcan Karakuş Candan “İnsan sağlığı açısından hayati önem taşıyan temiz su hakkı için Gökçek döneminden bu yana mücadele ediyoruz. Temiz su içmek Ankaralıların ve tüm insanlığın hakkı. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nde temiz su sağlamak adına, asbestli boruların değiştirilmesi için kredi alınmasına onay vermeyen belediye meclis üyeleri anayasal suç işlemişlerdir, haklarında suç duyurusunda bulunduk” dedi.

    “CİDDİ SAĞLIK SORUNLARI YAŞANABİLİR”

    Mevcut su arıtma sisteminin yenilenmesinin hayati önem taşıdığını bununda bilimsel raporlarla ortaya konulduğunu belirten Candan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Arıtma tesisinin yetersiz kalması nedeniyle Ankara Çayı ve Sakarya Nehri’nin sulama kaynağı olarak yetersiz kalması durumunda sağlıklı gıdaya erişmekte mümkün olmayacaktır. Ankaralıların temiz su içme hakkını ve sağlıklı çevrede yaşama hakkını gasp eden meclis üyeleri görevlerini kötüye kullanmaktadır. Kentin altyapısı o kentte yaşayan herkes içindir. Gökçek döneminde temiz suya erişilmesi için yatırım yapmak yerine milyarlar Ankapark gibi hukuksuz bir projeye yatırıldı. Asbestli boruların değişmesini istemeyen meclis üyeleri Gökçek’in yolundan mı gidiyorlar? Süreci yakından takip ediyoruz. Ankara halkının hakkını gasp edenler metal yorgunluğu teşhisiyle görevden el çektirildiler. Mücadelesi ile metal yorgunluğu teşhisini koydurtan odamızın gözleri üzerinizdedir. ’’

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Mimarlardan çifte hukuk zaferi: Sinpaş ve Alacaatlı planları iptal edildi

    Mimarlardan çifte hukuk zaferi: Sinpaş ve Alacaatlı planları iptal edildi

    PİRHA- TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Ankara’da Sinpaş ve Alacaatlı planlarının iptal edilmesini değerlendirdi. Candan, yapılması gerekenin betonlaşma değil, doğa ile uyumlu yaşam ve kentleşme politikaları olduğunun altını çizdi. 

    Ankara 11. İdare Mahkemesi İmrahor Vadisi yamaçlarına yapılan ve Sinpaş Altın Oran projesinin iptaline karar verdi. Ankara 15. İdare Mahkemesi de Alacaatlı Mahallesinde yapılan Kentsel Dönüşüm Gelişim Proje Alanı (KDGPA) projesini iptal etti.

    Konuyu değerlendiren TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan,  verdikleri mücadele sonucunda çifte hukuk zaferi elde ettiklerini söyledi. Candan, Bu kararlar kentleşme politikalarının da kamu yararı olmadığını ve bu kazanımlarının önemli olduğunu ifade etti.

    “MİMARLARDAN ÇİFTE HUKUK ZAFERİ SİNPAŞ VE ALACAATLI PLANLARI İPTAL EDİLDİ”

    Yargı kararlarını değerlendiren Candan, şunları kaydetti:

    ‘’Bu kararlar kentleşme politikalarının da kamu yararı olmadığının ve bu konuda Mimarlar Odası Ankara Şubesi mücadelesinin haklılığını ortaya koyan önemli kazanımlardır. Ankara 11. İdare Mahkemesi verdiği iptal kararıyla, İmrahor Vadisi yamaçlarına yapılan ve Sinpaş Altın Oran’ı kurtarma planını suya düşürmüştür. Öte yandan Ankara 15. İdare Mahkemesi, Alacaatlı’da, kentsel dönüşüm ve gelişim alanı niteliği taşımayan, parsele özel ve yoğunluk arttırıcı nitelik taşıyan ve kamu yararına aykırı imar planı değişikliklerine ilişkin meclis kararını iptal etmiştir. Yargı kentin sistematiği bozan, vadileri yapılaşmaya açan rant odaklı planlama anlayışlarının yanlışlığını bir kez daha iptal kararlarıyla ortaya koymuştur.”

    “BETONLAŞMA DEĞİL, DOĞA İLE UYUMLU KENTLEŞME”

    Yapılması gereken, betonlaşma değil, doğa ile uyumlu yaşam ve kentleşme politikaları olduğunu söyleyen Candan, “Ankara akıl dışı projelerle vadiler yok edildi edilmeye devam ediyor. Ekosistem bozuluyor, kentler betonlaşıyor, doğal yaşam alanları ve su havzaları yok oluyor. Sonrada biz bozulan doğanın dengesinden sonra ortaya çıkan korona virüsle mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Yargı İmrahor Vadisi’nin bilim ve tekniği gözeten iptal kararıyla hepimiz için yaşam kaynağı olduğunu ortaya koymuştur. Artık yapılması gereken, betonlaşma değil, doğa ile uyumlu yaşam ve kentleşme politikalarıdır.  Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak, Ankara’nın değerlerinin korunmasına ve potansiyelinin açığa çıkartılarak yaşanabilir bir başkent olmasına yönelik mücadelemiz devam edecek” dedi.

    “KAMU YARARINI SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Candan, Ankara 15. İdare Mahkemesinin Alacaatlı’da ki iptal kararına ilişkin ise, “Mahkeme, dava konusu isleme konu taşınmazlara çevresindeki taşınmazlardan yüksek yapı yoğunluğu (Emsal: 2.00) verilerek ayrıcalıklı haklar tanındığı sonucuna varıldığından, dava konusu işlemin bu yönüyle imar mevzuatına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı olduğunu belirterek dava konusu işlemi iptal etmiştir. Yargı kararları bir kez daha haklılığımızı ortaya koymuştur. Pandemi süreci ile kentleşme politikalarının ve halk sağlığını temel almayan yapılaşma sürecinin yanlışlığını bir kez daha ortaya çıktı ve korona virüs yüksek yoğunluklu yapılaşmaların olduğu kentleri seçti.  Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak, rant odaklı planlama anlayışına karşı kamu yararını savunmaya devam edeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ziraat Mühendisleri Odası: Bilim insanlarının önündeki engeller kaldırılmalı

    Ziraat Mühendisleri Odası: Bilim insanlarının önündeki engeller kaldırılmalı

    PİRHA – TMOOB Ziraat Mühendisleri Odası, gündeme ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “YÖK kapatılmalı, üniversitelerimiz özerk olmalı, rektörler seçimle gelmeli, bilimin ve bilim insanlarının önündeki tüm baskı ve engeller kaldırılmalıdır” denildi.

    Ziraat Mühendisleri Odası, sürece ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Üniversiteler, ülkenin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünü yetiştirmek, toplum sorunlarını çözümleyebilmek ve bilime katkı sağlamak için araştırma yoluyla bilgiler üretir. “Evrensel üniversite kültüründe, bilimsel değerler, insani değerler ve etik değerler her zaman birlikte yaşatılmalıdır. Üniversite kültüründe yer alan bilimsellik, bilgiye değer verme, bilgi üretimi için fedakârlık gibi bilimsel/akademik değerler üniversiteleri “bilim yuvasına” dönüştürür. Üniversiteler, ülkenin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünü yetiştirirken ve topluma yönelik hizmetler sunarken, hizmet sunan ve sunulan kişileri değerli görmek ve bunların kişiliğine saygı duymak gibi insani değerleri kaybetmemelidir. Üniversite kültürü, üniversiteyi çalıştıran bireyler tarafından paylaşılan değerler, beklentiler ve kurallar sistemini ifade ettiğinden, bu kültürün temelini kişisel özerklik, yapı, destek, kimlik, performans, ödül, çatışma toleransı ve risk toleransı oluşturur. Sonuçta, üniversite kültürü, kuruma bir kimlik duygusu kazandırır. Bu kimlik, “Biz buyuz, bunu yapıyoruz, varlık nedenimiz bu” anlamını içerir, içermelidir.

    “YÖK KALDIRILMALI, ÜNİVERSİTELER ÖZERK OLMALIDIR”

    12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası 1982 Anayasası ile kurulan ve üniversitelerimizin özerkliğini tümüyle ortadan kaldıran Yükseköğrenim Kurulu (YÖK), aradan geçen 38 yılda üniversitelerin üzerindeki baskıcı yapısını sürdürmeye devam etmektedir. Özgür ve bilimsel düşüncenin yuvası olması gereken üniversitelerimizde , YÖK ile birlikte, “evrensel üniversite kültürü” yok sayılmış, araştırmaya, sorgulamaya, tartışmaya yer vermeyen ezberci bir eğitim/öğretim egemen kılınmıştır.  Gelinen noktada bilim “meta”, üniversite “ticarethane”, öğrenci “müşteri” konumuna sürüklenmiştir.

    “YÖK İLE BİRLİKTE, “EVRENSEL ÜNİVERSİTE KÜLTÜRÜ” YOK EDİLMİŞTİR,

    YÖK kurulmadan önceki yıllarda rektörler yönetime seçimle gelirken, YÖK kurulduğunda seçimler kalkmış, 1992`den sonra seçim ve atamanın bir arada olduğu sistem yürürlüğe konulmuştur. 2016 yılında 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL kapsamındaki KHK ile seçimler tekrar ortadan kaldırılmış, rektörler Cumhurbaşkanı`nca atama yöntemiyle göreve getirilmiştir. Atama ile üniversiteyi yöneten rektörlerin liyakati, özgür bilimsel araştırmalara karşı olumsuz tavırları, antidemokratik uygulamaları, KHK ile ihraçlar aşamasındaki tutumları, eş, dost, akraba ve siyasi kayırmacı çalışan ve yönetici atamaları, rant odaklı işlem ve tasarrufları sürekli kamuoyunun gündemindedir.

    “REKTÖRLER SEÇİMLE BELİRLENMELİDİR”

    Bu yanlış sistemin baskıcı uygulamalarından üniversitelerimizde özgürce bilim yapmak isteyen pek çok öğretim üyesi ve öğrenciler olumsuz etkilenmektedir. Olumsuz sürece ilişkin son örnek, Denizli Pamuk kale Üniversitesi`nde yaşanmıştır. Oda`mız olayın tarafları ile görüşerek medyadaki haberlere dayalı olmaksızın konuyu değerlendirmiştir.

    Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) “Bitki Genetiği ve Tarımsal Biyoteknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi”nin (BİYOM), “Yerli Tohum ve Bitki Üretim Merkezi”nde; uzun yıllardır Tarım ve Orman Bakanlığı, Avrupa Birliği (AB) ve TÜBİTAK destekli; BİYOM Yönetmeliği`nde belirtilen amaçlar doğrultusunda yerli tohum, hibrit sebze çeşitleri, doku kültürü, bitki sağlığı, genetik mühendisliği, model geliştirme, biyoteknolojik ıslah ve diğer araştırma projeleri uygulanmakta ve merkeze bağlı arazide yeni çeşitler üretimi yapılmaktadır.

    Üniversite yönetiminin BİYOM arazisindeki proje alanının bir kısmına botanik bahçesi ve öğrenci sosyal faaliyet alanı/kafeterya yapma kararı alması ve iş makineleri ile kenarından olsa da araziye girmesi üzerine, merkeze ait üretim alanının tahrip olacağı ve tohum projesi kapsamındaki ürünlerin zarar göreceği gerekçesiyle bu karara karşı çıkan iki öğretim üyesine karşı, 24 Mart 2020 tarihinde, medyaya yansıyan baskı ve şiddete dayalı süreç yaşanmıştır.

    Yakın dönemde eşini üniversiteye atama konusu ile kamuoyu gündemine gelen Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Rektörü Hüseyin Bağ`ın, kamuoyuna da yansıyan, “Arazinin boş ekilmemiş yerinden botanik bahçesinin ve planladığımız başka projelerin pis su tahliye borusunu geçirmek için 80-100 cm derinliğinde kanal açtık, boruyu döşetip kapatacağız, daha sonra üzerine istedikleri her şeyi ekip dikebilirler. Bu çalışmada kesinlikle bahsi geçen tohum projesini aksatacak bir durum olmamıştır” ifadeleri, rektör talimatıyla bilim insanlarına zor kullanılması gerçeğini ve yanlışını değiştiremez.

    “BİLİM İNSANLARININ DARP EDİLMESİNİ KINIYORUZ”

    Kendileri ile görüştüğümüz odamız üyesi olmayan meslektaşlarımız Prof. Dr. Ali Ramazan Alan ve Prof. Dr. Fevziye Çelebi Toprak, yaşanan şiddet olayına karşı yargı yoluna başvuracaklarını belirtmişlerdir. Meslektaşlarımız bilim insanlarının üniversitenin özel güvenlikleri tarafından zor kullanılarak darp edilmesini şiddetle kınıyoruz.

    İçinde bulunduğumuz dönemde YÖK`ün üstlendiği misyon dikkate alındığında, “YÖK” uygulamaları ile “Özgür Demokratik Üniversite” kavramlarının bir araya gelmesi olanaksızdır. Yine de mevcut sistemde halen sorumlu kurum olan YÖK`ün acilen bu konu ile ilgili inceleme başlatmasını talep ediyoruz.

    “BAĞIMSIZ VE DEMOKRATİK ÜNİVERSİTELER İSTİYORUZ”

    Pamukkale Üniversitesi rektörü ile aynı üniversitede görev yapan iki öğretim üyesi arasında yaşanan ve basına “profesörler savaşı” olarak yansıyan bu ve benzeri sorunların temelinde iktidarın üniversiteleri siyasallaştırma çabası yatmaktadır. YÖK`e bağlı birçok üniversitede siyasallaşma ile birlikte yaşanan kültürel yozlaşmanın, son yıllarda hızlı bir artış gösterdiğine hep birlikte şahit olmaktayız. Üniversitelerin sayısındaki anlamsız artış, üniversite rektörlerinin seçim yerine atamayla belirlenmesi, rektörlerin siyasi iktidara hesap verir duruma gelmesi, idari ve akademik kadrolarda siyasetin egemen olmaya başlaması, üniversitelerde birçok çatışmayı da beraberinde getirmektedir. Bu çatışmalar üniversitelerde aidiyet duygusunun gelişmesini önlemektedir. Öğretim üyeleri, idari personel ve öğrenciler bazen “Biz buyuz, bunu yapıyoruz, varlık nedenimiz bu” diyememektedirler. Bilim yuvalarında yaşanan yozlaşmanın gerçek nedenleri bir an önce irdelemeli ve çözüm yolları ortaya konulmalıdır. Çözümün ön koşulu ise, mevcut iktidarın üniversiteler üzerinden elini çekmesi, atanmış rektörlerin baskıcı uygulamalardan derhal vazgeçmesidir.

    İdari, mali, bilimsel yönden özerk, bağımsız ve demokratik üniversitelerimizde öğretim üyelerinin ve öğrencilerin tüm söz ve karar süreçlerine katıldığı, katılımcı, paylaşımcı, hukuka saygılı bir Üniversite sistemi özlemiyle.”

    PİRHA/ANKARA

  • Dikmen Vadisi’nin son kalan yeşil alanına Ağaoğlu inşaat tehdidi

    Dikmen Vadisi’nin son kalan yeşil alanına Ağaoğlu inşaat tehdidi

    PİRHA-TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Dikmen Vadisi 5. Etapta, kentsel dönüşüm çerçevesinde parsel parsel yüksek yoğunluklu yapılaşmalar başladığını duyurdu. Açıklamada, “Vadi yamaçlarında yüksek yoğunluklu yapılaşma ile vadi beton duvarlarla çevrilerek doğal akışı engellenecektir” denildi. 

    TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Ankara’nın yeşil alanlarının beton duvarlarla çevrilmesine ilişkin açıklama yaptı.

    Açıklamada, şunları kaydedildi:

    “Dikmen Vadisi 5. Etapta, kentsel dönüşüm çerçevesinde parsel parsel yüksek yoğunluklu yapılaşmalar başladı. Ankara’nın nefes koridoru ve kılcal damarlarından birisi olan Dikmen Vadisi’nin son kalan yeşil alanı da yapılaşma tehdidi ile karşı karşıya. İnşaat izni verilen birçok parsel Ağaoğlu İnşaat tarafından yapılmaya başladı.

    “RUHSATLARIN İPTALİ YARGI YOLUNDA”

    Ağaoğlu İnşaat İstanbul’dan sonra şimdi de Ankara’nın rantını parselleyen ve yaşam alanlarımızı yok eden inşaatlar sistematiği ile nefes koridorlarımızı tıkayacak. Ruhsatların iptalini yargıya taşıyacağız.

    “DİKMEN VADİSİNİN SON ETABI AĞAOĞLU İNŞAATA PARSELLENMİŞ”

    ‘Dikmen Vadisi’nin son etabı Ankara’nın son kalan yeşil alanlarından, vadi yamaçlarında yüksek yoğunluklu yapılaşma ile vadi beton duvarlarla çevrelenerek, doğal akışı engellenecektir. Dikmen Vadisi’ne Ağaoğlu Park Vadi tabelasının asılması, Dikmen Meslek ve Teknik Lisesi’nin lojmanlarına yıkım kararının gelmesi, öğretmenlerin lojmandan çıkartılması yönünde tebligatlar yapılması, okul lojmanlarının parsellerinin Ağaoğlu’na verildiği bilgileri gösteriyor. Dikmen Vadisi’nin son kalan yeşiline de hançer vurulacak ve belli ki Dikmen Vadisi’nin son etabı Ağaoğlu İnşaat’a parsellenmiş.

    “KORONAVİRÜS DOĞAYI TALANIN BİR SONUCU DEĞİL Mİ?”

    Dünya ve ülkemiz Covid-19 salgını ile mücadele ederken, rant virüsleri hiçbir yerde ve hiçbir koşulda durmuyor. Bugün dünyamızın mücadele ettiği koronavirüs, doğal alanlarımızın, nefes koridorlarınızın, ekolojik eşiklerimizin parçalanmasının ve doğayı talanın bir sonucu değil midir?

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

  • TMMOB Malatya İl Koordinasyon Kurulu: Deprem eğitimi ders olarak okutulmalı-VİDEO

    TMMOB Malatya İl Koordinasyon Kurulu: Deprem eğitimi ders olarak okutulmalı-VİDEO

    PİRHA – TMMOB Malatya İl Koordinasyon Kurulu bir açıklama yaparak, “Afet öncesi, sırası ve sonrası yapılması gerekenlerle ilgili örgün eğitim müfredatına ana okulundan lise bitimine kadar en önemli ders olarak konmalı” dedi.

    Haberin videosu

    Türk Makina Mühendisleri Odası (TMMOB) Malatya İl Koordinasyonu açıklama yaparak doğal affette yapılması gerekenlerin örgün eğitimde verilmesi gerektiğini kaydetti.

    Açıklamada, afet öncesi, sırası ve sonrası yapılması gerekenlerle ilgili örgün eğitim müfredatına ana okulundan lise bitimine kadar en önemli ders olarak konması gerektiği kaydedildi.

    “KURUM VE KURULUŞLAR DAHA ÖNCE YAŞADIĞIMIZ AFETLERDEN DERS ÇIKARMADIK”

    Koordinasyonun Doğanyol ve Pütürge’de incelemelerde bulunduğu, kırsal alanda yapılan incelemelerde yardımların ulaşmadığı, bütün yardım araçlarının ve basının Doğanyol ve Pütürge merkeze odaklandığı kaydedilen açıklamada, “Bu afetin bilançosu henüz çıkarılamadı. Kurum, kuruluş ve bireyler olarak ;Afet öncesi, sırası ve sonrası yine ne yapacağımızı bilemedik. Kamu kurum ve kuruluşları daha önce yaşadığımız afetlerden yeterince ders çıkarıp özeleştiri yapıp eksik ve yanlışlarını gidermedi. Afetlerle ilgili ulusal politikamız; örtbas edip biran önce kamuoyuna unutturmak oldu, kurum ve kuruluşlar bu politikadan bir an önce vazgeçmeli” denildi.

    Afet öncesi, sırası ve sonrası eğitimlerinin ve planlamaların neresindeyiz? sorusunun sorulduğu açıklamada, bu sorunun cevabını kamu kurumları olarak son yaşanan deprem pratiğinden de yola çıkarak eğitimde ders olarak verilmesi gerektiği belirtildi.

    PİRHA/MALATYA