Etiket: töb der

  • Failleri gizlenen Maraş Katliamı’nın üzerinden 42 yıl geçti

    Failleri gizlenen Maraş Katliamı’nın üzerinden 42 yıl geçti

    PİRHA- Maraş’ta 19 Aralık 1978’de başlayan katliam sonucu en az 111 kişi öldü, yüzlerce kişi ise yaralandı. Katliamın ardından Alevilerin yüzde 70’i kentten göç etmek zorunda kaldı. Failler hakkında henüz kapsamlı bir yargılama yapılmazken Kahramanmaraş Valiliği, 42. yıl anmalarına yasak getirdi.

    Maraş’taki gerici grupların 19 Aralık 1978’de Çiçek Sineması’na yerleştirdiği bir bomba katliama giden sürecin başlamasına neden oldu.

    Türkoğlu ilçesinden gelen bir grup faşist militan, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” ve “Müslüman Türkiye” sloganlarıyla kitleyi Cumhuriyet Halk Partisi ve TÖB-DER binalarına saldırttı.

    Bombanın patlamasından hemen sonra, Ülkücü Gençlik Derneği Maraş Şube Başkanı Mehmet Leblebici ve 2. Başkan Mustafa Kanlıdere’nin talimatlarıyla bombayı attığı iddia edilen Ökkeş Kenger Ankara’ya ÜGD’ye telefon ederek “yardım” talebinde bulundu.

    Ertesi gün Alevilerin oturduğu bir kıraathane bombalandı.

    21 Aralık’ta iki Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (Töb-Der) üyesi öğretmenler öldürüldü.

    22 Aralık’ta bu iki öğretmenin cenazesini taşıyanlara, gericiler “komünistlerin, Alevilerin cenaze namazı kılınmaz” diyerek saldırdı.

    Bağlarbaşı Camii İmamı Mustafa Yıldız, cuma vaazında şu cümleleri sarf etti:

    “Oruç tutmak namaz kılmakla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer Hacca gitmiş gibi sevap kazanır; bütün din kardeşlerimiz hükümete ve komünistlere, dinsizlere karşı ayaklanmalıdır; çevremizde bulunan Alevileri ve CHP’li Sünni imansızları temizleyeceğiz.”

    Kalabalık dağılıp cenazeler ortada kalırken; güvenlik güçlerinin müdahalesiyle karşılaşmayan saldırgan kitle kent çarşısına yürüyerek Alevilere ve CHP’lilere ait işyerlerini tahrip etti. Çatışmalarda 3 insan öldürüldü.

    22 Aralık gecesi faşistler, Sünni mahallelerinde Alevilerin silahlı saldırı yapacağı iddiasıyla propagandaya girişti.

    23 Aralık’ta Maraş’taki olaylar solcu ve Alevilere dönük bir kıyama dönüştü.

    23 Aralık sabahına Maraşlılar belediye hoparlöründen yapılan şu anonslarla uyandılar: “Alevi komünistler suya zehir kattılar”, “Aleviler Yörük Selim Mahallesi’nde din kardeşlerimizi katlediyor, yetişin ey Ümmet-i Muhammet”, “Allah’ını seven Müslümanlar Alevilere karşı din kardeşlerinin yardımına koşsun.”

    Bu anonslar katliamın da çağrısıydı. Aralıksız dört gün süren katliamda saldırganlar önceden işaretledikleri Alevi evlerine baltalar, satırlar, sopalar ve ateşli silahlarla saldırıya geçti. Yaşlı, genç, çocuk demeden toplu kıyıma başlandı. Hamile kadınların karınları deşildi. Kadınlar, eşleri ve çocuklarının gözleri önünde tecavüze uğradı. Katliam olurken ortada güvenlik güçleri ise yoktu.

    24 Aralık’ta sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ancak kentte hiçbir güvenlik gücü yoktu. Bu koşullarda 24 Aralık günü, faşistlerin çevre köy ve ilçelerden getirdiği silahlı grupların takviyesiyle, kıyam insanlık dışı boyutlar kazandı.

    111 KİŞİ ÖLDÜ FAKAT SORUMLULAR YARGILANMADI!

    25 Aralık akşamı tamamen yatışan saldırılarda, resmen saptanabilen resmi ölü sayısı 111’di. Katliamın ardından, binlerce Alevi Maraş’ı kaçarcasına terk etti. 210 ev ve 70 işyeri yakılıp yıkılmıştı.

    Hükümet aylarca direndiği sıkıyönetimi ilan etmek zorunda kaldı. Maraş Katliamı davası 1991 yılına kadar sürdü. Davanın 1 No’lu sanığı sonradan Şendiller soyadını alan ve milletvekili olan Ökkeş Kenger’di. Mahkum olanlar yıllar süren yargılamadan sonra indirimlerden yararlandı ve serbest kaldılar.

    Olayların yaşandığı tarihte iktidarda bulunan CHP’nin Genel Başkanı ve dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in arşivinde yer alan ve katliamdan sonra kendisine yakın kaynakların ulaştırdığı rapor, Maraş Katliamı’nda MİT’in parmağı olduğunu gösteriyordu. Ecevit’in arşivindeki 3 Ocak 1979 tarihli raporda, MHP-MİT ilişkileri ve Maraş Katliamı ile ilgili şu ayrıntılar yer alıyor:

    “CHP iktidarı devraldıktan sonra vuku bulan büyük olaylar (Malatya, Sivas ve Maraş) çıkacağına dair 1-2 ay evvelinden haber verilmediğinden yüzlerce vatandaşımızın can ve mal kaybına sebebiyet vermişlerdir. Önceden haber vermek bir tarafa, olayın yaratılmasında en etkin rolü oynamışlardır. Nitekim Maraş olayı MİT’ten…. müşterek planlamaları ile çıkartılmıştır. Türkeş, oraya ….’in tavassutuyla ….’u tayin ettirerek Güney bölgesini ele geçirmiş ve Maraş olaylarını tertip ettirmiştir, MİT olayın içinde olmasaydı Maraş’tan her türlü istihbaratı aylar evvel alır ve olayın zuhur etmesine meydan vermezdi.”

    Katliamdan bir ay sonra yazılan MİT raporunda; ülkücülerin, solcularla onları destekleyen Alevilere “bir ders vermeye” karar verdiği bildirildi. Raporda kararın, MHP il örgütü yöneticileriyle Ülkücü Gençlik Derneği üyeleri ve derneğin bir genel merkez yöneticisinin katıldığı toplantıda alındığı belirtildi. Başka bir MİT belgesinde ise bir sinemaya bomba atılması olayını ÜGD üyesi Ökkeş Kenger’in (Şendiller) düzenlediği, patlamanın ardından da solcular tarafından yapıldığı söylentisi yayıldığı raporda yer aldı. MİT, askeri de günlerce harekete geçmemekle suçladı.

    Maraş Katliamı’nı başlatan Çiçek Sineması’na bomba atılması olayının faili ve sonradan açılan davanın bir numaralı sanığı Ökkeş Şendiller ise, devlet televizyonu TRT’nin 12 Eylül’ü konu alan “Şahların Labirenti” adlı belgeselinin Maraş Katliamı’ndan bahsedilen bölümüne, dönemin ülkü ocakları başkanı, BBP’nin helikopter kazasında ölen Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte katılmış ve ikisi de “tanık” olarak adlandırılmıştı. İkili, Maraş Katliamı’nı, “Aralarında Hrant Dink’in de bulunduğu komünist militanların gerçekleştirdiği”ni iddia etme cüreti sergileyebilmişlerdi.

    Ökkeş Şendiller hâlâ katliamın sanığı değil, tanığı olarak belletilmeye çalışılarak, ülke sağının aklanması operasyonunda önemli bir figür olarak varlığını koruyor. Bugün ise Maraş Katliamı dosyası sessizce kapatılmış bulunuyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Eğitim Sen mitinginde binler buluştu-VİDEO

    Eğitim Sen mitinginde binler buluştu-VİDEO

    PİRHA – Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), ‘Haklarımız, geleceğimiz ve öğrencilerimizin eğitim hakkı’ talepleriyle Ankara’da miting yaptı. Yüksek katılımın olduğu mitingte ihraçlar, düşük ve güvencesiz çalışma koşulları, anadilde eğitim ve daha birçok konu gündeme getirildi.

    Haberin videosu yükleniyor

    Eğitim Sen üyesi binlerce emekçi, ‘Haklarımız, geleceğimiz ve öğrencilerimizin eğitim hakkı için 23 Kasım’da Ankara’ya’ sloganıyla Tandoğan Meydanı’nda buluştu.

    Birçok ilden katılımın olduğu miting yoğun güvenlik önlemleri altında saat 13’te başladı.

    ‘Tekrar geri döneceğiz, zamlara hayır, anadilde eğitim haktır’ pankartlarının taşındığı mitingte Türkiye’nin Suriye’de sürdürdüğü operasyon da sloganlarla kınandı.

    Mitinge siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinden de yoğun destek gelirken lise ve üniversiteli öğrenciler de ‘Parasız eğitim istiyoruz’ pankartı ile meydanda yerini aldı.

    “BASKILARA İNAT ANKARA’DAYIZ”

    Programın açılış konuşmasını yapan Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, “Selam olsun 111 yıllık mücadele tarihini Encümen-i Muallimin’ den TÖS’ten, TÖB DER’ den Eğitim Sen’e inatla, umutla, inançla sürdürenlere” diyerek şöyle devam etti:

    “Selam olsun haklarına, bugününe, geleceğine sahip çıkanlara. Selam olsun biz çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakacağız sesini örgütlemekten bir an olsun vazgeçmeyenlere. Selam olsun savaş çığırtkanlarına inat ‘Çocuğun gördüğü düştür barış, ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış’ çığlığını yükseltenlere.

    Biz 80 darbesinde katledilen, ihraç edilen, tutuklanan sürgün edilen arkadaşlarımızı unutmadık, unutmayacağız. 80 darbecilerinin Öğretmenler Günü olarak dayattıkları gün ancak ve ancak mücadele günü olacaktır bizim için…

    80 darbecilerinin ruhu yaşıyor. Ama hiçbir zaman unutulmasın ki bizim yaşadığımız toprakların tarihi baskının, hukuksuzluğun, adaletsizliğin tarihi olduğu gibi direnişin ve umudu örgütlemenin de tarihidir aynı zamanda… Bu yüzden memleketin her yerinde dimdik ayaktayız. Bu yüzden valiliğin, iktidarın tüm engellemelerine, baskılarına inat bugün Ankara’dayız.

    Biz Eğitim Senliler, biz KESK’liler ihraçların %96’ sının yaşandığı arkadaşlarını yalnız bırakan, sırtını dönen yandaş sendikalara inat tüm arkadaşlarımız mesleklerine geri dönünceye kadar umudu, dayanışmayı, mücadeleyi ilmek ilmek örme kararlılığımızı haykırmak için bugün Ankara’dayız.

    Güvencesizliğin, mobbingin yaşatıldığı eşlerinden, çocuklarından kilometrelerce uzakta çalışmak zorunda bırakılan tüm sözleşmeli arkadaşlarımız için buradayız. Kamuda, özelde, rehabilitasyon merkezlerinde ücretli, güvencesiz çalışmak zorunda bırakılan, ataması yapılmadığı için başka işlerde çalışırken iş cinayetlerinde veya geleceğe dair umudu kalmadığı için intiharlarla kaybettiğimiz ataması yapılmayan arkadaşlarımız için bugün buradayız.

    Ataması yapılmayan meslektaşlarımızın umutları, okulsuz, öğretmensiz bırakılan öğrencilerimizin hayalleri ‘maliyet’ meselesi yapılamaz. 700 bini aşan ve artık toplumsal bir sorun haline gelen ataması yapılmayan arkadaşlarımızın umutlarına umut olmak için bugün Ankara’dayız.

    3600 ek gösterge hakkımız, en temel kamusal emeklilik hakkımızdır, seçim malzemesi yapılamaz. 3600 ek göstergeyi tüm eğitim ve bilim emekçileri, tüm kamu emekçileri için birlikte kazanacağız demek için bugün Ankara’dayız.

    Ülkenin vergi gelirinin %70’inden fazlasını patronlar değil, biz bu ülkenin emekçileri ödüyoruz. Artan oranlı vergi dilimine son demek için, az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınsın diye haykırmak için bugün Ankara’dayız.

    Kadrolu, sözleşmeli, ücretli ayrıştırmasını reddediyoruz. Tüm arkadaşlarımızın kadrolu atanması, eşit haklara sahip olması mücadelesi için bugün Ankara’dayız.

    “ÇOCUKLARIMIZA ONURLU BİR GELECEK BIRAKACAĞIZ. YA SİZ”

    Öğrencilerimiz, çocuklarımız… En çok ama en çok bu topraklarda geçmişten bugüne onlar içindir mücadelemiz… Biz en yüksek sesle öğrencilerimiz için attık sloganlarımızı en gür sesimizle… Haykırdık ülkenin her yerinde sokaklarda… ‘Biz çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakacağız. Ya Siz?’ diye…

    Gerici, ırkçı, piyasacı, cinsiyetçi müfredat ile, kütüphanelerimizin, laboratuvarlarımızın, sanat atölyelerimizin, spor salonlarımızın olmadığı okullarda zorunlu mescit uygulamaları ile, zorunlu imam hatipleştirme politikalarıyla, 80 darbecilerinin dayattığı zorunlu din dersleri ile birlikte seçmeli adı altında din derslerini de fiilen zorunlu hale getirmeleriyle laik eğitim, bilimsel eğitim yok edildi. Ensar’lar da tacizler, tecavüzlerle, Aladağ’ larda çığlık çığlığa yanarak öğrencilerimizin, çocuklarımızın hayallerini, yaşamlarını kaybettiğine tanıklık ettik. Aladağ yanmaya devam ediyor, unutturmayacağız.  Öğrencilerimizin bilimsel eğitim hakkı için bugün Ankara’dayız.”

    “ANADİLİNDE EĞİTİMİ SAVUNMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    “Bu toprakların dilleri… En büyük zenginliğimiz… Bizi biz yapan en temel değerimiz… Anadilinde eğitimi savunmaktan bir an olsun vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Tüm öğrencilerimizin anadilinde eğitim hakkı en temel haktır sesini yükseltmek için bugün Ankara’dayız.

    Ve velilerimiz… Çocuklarının eğitim hakkı için yıllardır mücadele eden, okulları mücadele alanlarına dönüştüren, çocuklarını karanlığa, sermayeye, cemaatlere teslim etmeyen, aydınlığı, umudu örgütleyen velilerimiz… Bugün burada aydınlık yarınları birlikte örgütlemek için Ankara’dayız.”

    “KAYYIM YENİ REJİMİN DE İFLASIDIR”

    Mitingte konuşma yapan bir diğer isim ise Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik oldu.

    Bozgeyik, eğitim alanında özelleştirme ve güvencesiz çalışmanın arttığına işaret ederek şunları söyledi:

    “Türk-İslam sentezci, gerici, ırkçı, asimilasyon politikaları hız kazandı. Kürtlerin, Alevilerin talepleri yok sayılıyor. Faşizan baskılarla toplumu nefes alamaz hale getirmek istediklerini biliyoruz. OHAL, yaşamımızın her hücresine müdahale etmenin aracı haline geldi. 130 bin kamu emekçisi sorgusuzca işten atıldı. Çalışma, seyahat, ifade özgürlüğümüz ortadan kaldırıldı. Bir anayasasızlık süreci inşa edilerek Kürde, Alevi’ye, kadınlara, emekçilere, barış isteyen herkese düşman hukuku uygulandı. Yani bir tür tek adam rejimi inşa edildi.

    31 Mart seçimlerinden sonra yeniden devreye konulan kayyımlar bir tür yönetememe krizidir. Kayyımlar şiddettir. Kayyımlar sadece belediye binalarının ele geçirilmesi olarak görülmemelidir. Kürt halkının siyasi iradesinin yok sayılmasıdır. Esasında yeni rejimin de iflasıdır.”

    Miting, Grup Giz’in ezgileri eşliğinde halaylarla son buldu.

    PİRHA / ANKARA