Etiket: toprak

  • DAD Mersin Şube Eş Başkanı Hüsniye Çelik: Toprağımıza, havamıza, suyumuza dokunmayın!-VİDEO

    DAD Mersin Şube Eş Başkanı Hüsniye Çelik: Toprağımıza, havamıza, suyumuza dokunmayın!-VİDEO

    PİRHA- DAD Mersin Şube Eş Başkanı Hüsniye Çelik, Varto’da yapılmak istenen JES’in ekosistemi yok edeceğini vurgulayarak, “Toprak, su, hava yaşamın en kutsal varlıklarıdır. Bunlara dokunmayın” dedi.

    Muş’un Varto ilçesinde Çallıdere köyü sınırları içerisinde başlatılacak ve 16 köyü etkileyecek Jeotermal Enerji Santraline (JES) Muş Valiliği onay verdi. Varto’da halkın tepkisine rağmen hayata geçirilmek istenen ve bölgede ekolojik yıkımın yanı sıra kültürel ve inanç merkezlerine de zarar verecek olan JES’i yapacak olan Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi’nin Mayıs ayında ilk sondaj çalışmasına başlayacağı bildirildi.

    Muş’un Varto ilçesinde 16 köyü kapsayan geniş bir alanda planlanan jeotermal kaynak arama ve santral projesine karşı tepkiler büyüyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şube Eş Başkanı Hüsniye Çelik, Varto’da yapılmak istenen JES’e ilişkin konuştu.

    “TÜM CANLILAR ETKİLENECEK”

    Varto’nun hem inançsal, hem kültürel, hem de ekolojik olarak çok farklı bir yer olduğunun altını çizen Çelik,  “Biz biliyoruz ki, yeraltı ve yerüstü kaynakları sömürüldüğünde bunun,mağduru sadece insanlar olmuyor. O bölgede yaşayan börtü böceğinden arısına, hayvanından  tüm canlı varlıkların hepsini etkiliyor” dedi.

    “JES EKOSİSTEM ZİNCİRİNİ KIRACAK”

    Hüsniye Çelik, bütün canlılar ekosistemin birer parçası olduğunu hatırlatarak, “Birinin halkası, bir zinciri kırıldığı zaman o ekosistemde yaşayan bütün canlılar aynı zararı görürler. Bu jeotermal tesisler veya yeraltı kaynaklarının sömürülmesi, bütün bu ekosistem zincirini kıracak, parçalayacak” uyarısında bulundu.

    “ORTAK MÜCADELE HATTINI GÜÇLENDİRELİM”

    Varto’da değil, dünyanın neresinde olursa olsun ekosistemi bozacak her türlü projeye karşı olduklarını vurgulayan Hüsniye Çelik, Munzur’da, Kazdağları’nda, Manisa’da, yani Türkiye’nin her yerinde yapılan bu ekosistemi bozacak bütün anlayışlara karşı bütün toplumun duyarlılık göstermesi, ortak eylemselliklerde, ortak mücadele hattının örülmesi gerektiğini söyledi.

    “DOKUNMAYIN”

    Alevi inancının merkezinde çar ana sırın (toprak, hava, su, ateş) olduğuna dikkat çeken Hüsniye Çelik, “Diyoruz ki toprak, su, hava yaşamın en kutsal varlıklarıdır. Bunlara dokunmayın. Bunlara dokunduğumuz zaman yaşamın özünü de sekteye uğratmış oluruz” şeklinde konuştu.

    PİRHA/MERSİN

     

  • DAÇE: Polipropilen tesisisi inşaatı derhal durdurulmalı!

    DAÇE: Polipropilen tesisisi inşaatı derhal durdurulmalı!

    PİRHA- Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DAÇE ), Erzin’de polipropilen tesisisi inşaatının hukuksuz bir şekilde başlatıldığına dikkat çekerek, derhal durdurulması çağrısında bulundu.

    Hatay’ın Erzin ilçesinde kurulmak istenen ve inşaatına başlanan Polipropilen Tesisindeki çalışmaların durdurulması için Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DAÇE) tesis önünde basın açıklaması yaptı.

    Mahkemede dava halen devam ederken ve mahkemenin bilirkişi heyeti çevreciler lehine karar vermişken Polipropilen Tesisi firması hukuku dinlemeden inşaata başlattığına vurgu yapılan açıklamada, yapılması planlanan tesisin canlıların yaşam alanlarını olumsuz etkilyeceğine işaret edildi.

    Hammaddesi ve teknolojisi ithal olacak olan Erzin Polipropilen Tesisinin ekonomiyi de kötü etkileyceğinin belirtildiği açıklamada, şunlar dile getirildi:

    Dünyayı iklim ve gıda krizi beklerken tarım alanlarının, su kaynaklarının yanıbaşına kimyasal tesis yapmak bilimsel ve hukuki değildir. Ekonomik,sosyal ve çevresel olarak bölgemize  zara verecek ,Erzin  polipropilen tesisi; “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir ve Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ödevi olan  Anayasanın 56 maddesine “ aykırıdır.Erzin ve Doğu Akdeniz  Halkı  olarak Polipropilen tesisinin  bölgemizde yapılmasına karşıyız. Yaşam alanlarımıza ve sağlığımıza zarar verecek olan bu projenin yapılmasını istemiyoruz.Erzin halkı zehir solumak istemiyor. Yetkililer Erzin ve Doğu Akdeniz halkınının taleplerini yerine getirerek ve hukuksuz olarak devam eden inşaatı ve projeyi derhal durdurmalıdır.

    Bizler tesisin yapılmaması için yasal ve demokratik hakkımızı sonuna kadar kullanacağız. Yaşam hakkımızı ve çocuklarımızın geleceğini korumak için herkesi mücadeleye davet ediyoruz.”

    PİRHA/HATAY

  • ‘Maro rût, vergo weşan kî mara eno pers kerdene’

    ‘Maro rût, vergo weşan kî mara eno pers kerdene’

    PİRHA- Dünya’da, insan eliyle rant uğruna geri dönülmez tahribatlar oluşturulurken, Kapitalizmin artan vahşiliği canlı-cansız bütün yaşamı yok ediyor. Dağa, toprağa, suya, ağaca, kurda, kuşa niyaz olup ikrar veren bir inanç olan Aleviliğe dair Seyit Sabun Ocağı’ndan Mehmet Seyitalioğlu, “Maro rût, vergo weşan kî mara eno pers kerdene’ sözüne vurgu yaparak, Aleviliğin doğayla ilişkisini aktardı.

    Dünyanın pek çok yerinde uzun yıllardır devam eden ekolojik yıkım her geçen gün geri dönülmez tahribatlara yol açıyor. Kapitalizmin artan vahşiliği canlı-cansız bütün yaşamını hedef alıyor.

    Her ne kadar dünyada ve Türkiye’de 5 Haziran Dünya Çevre Günü mücadele ve farkındalık gününe dönüşmüş durumda.

    İstanbul’da Şırnak’a, Mersin’den Rize’ye, Muğla’dan Dersim’e orman yangınlarından ağaçların kesimine, Hidroelektrik Santrallerinden maden ve mermer ocaklarına bir bütün rant uğruna tahrip edilip, doğada geriye dönüşü mümkün olmayan yıkımlar ortaya çıkıyor.

    Türkiye’de özellikle kadınlar başta olmak üzere rant, talan ve yıkıma karşı doğasını, deresini, suyunu, ağacını, toprağını, ormanını koruyanlarda direniş ve mücadeleyi yükseltiyor.

    Bazen elinde bastonla, bazen bir ağacın üzerinde, bazen derenin başında bazen de elinde bir tırmıkla yanan ağaçları kurtarmaya çalışan yurttaşlar yılın 365 günü doğaya ve yaşama sahip çıkmaya devam ediyor.

    Alevi toplumu da her ne kadar mücadelenin ve direnişlerin merkezinde yer almasa da kutsalları olan Munzur Gözelerini, Dersim’de yakılan ormanlarını, doğanın bir parçası olan başta dağ keçileri olmak üzere yaban hayvanlarını korumak için seslerini yükselttiler.

    Alevilikte doğanın yeri oldukça önemli. Dağa, toprağa, suya, ağaca, kurda, kuşa niyaz olup ikrar veren bir inanç olan Aleviliğe dair Seyit Sabun Ocağı’ndan Mehmet Seyitalioğlu PİRHA’ya konuştu.

    Seyitalioğlu, “evrende her şey, her şeyin bilincini taşır. Ben çar anasırın bilincini, çar anasır benim bilincimi taşır. Hava, su, ateş ve toprak yalan nedir bilmez. Bu gerçeğe biz tanığız. Hava, su, ateş ve toprak Hakk’ın çocuklarıdır. Bunlar doğada nedensellik meydana getirirler” dedi.

    “DOĞADA BİLGİ OLAYIN KENDİSİNE DEĞİL, SEBEPLERİNE İLİŞKİNDİR”

    “Bütün VAR’lar çar ana sırın eseridir” diyen Seyitalioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İnsan; çevresinin, yaşamın ve hayatın tanığıdır. Cemreler sırayla önce havaya, sonra suya ve daha sonra toprağa düşer. Suyu içer, havayı solar ve toprağı işler ve ısıyı damıtarak var olurlar. Doğada bilgi olayın kendisine değil, sebeplerine ilişkindir. Bir hükme varılması, yani bilginin tamamı ise onun içindedir. Tohum ağaca yol açıyorsa, tohum ağacın içindedir. Ağaç tohum değildir. Yeniden tohum verecek niteliğe dönüşe bilir. Doğada hiçbir şey kendi başına var olmayacağına göre ‘şey’ yok olduğu ‘şey’in içindedir. Bu durum akılla kavrana bilinir.

    Doğa zahir-batın bağımlılığı biçiminde açıklanır. Sonuç zahirdir, zahir her zaman somuttur. Var olanları duyularımızla algılarız. Bilince taşırız. Bu durum nesnel gerçeği anlatan felsefi kavramdır. Batın ve zahir felsefede madde ne yaratıla bilinir, ne de yok edilir. Tomurcuk batın, çiçek zahir. Yumurta batın, kuş zahirdir. Sonsuz çeşitlilikten hareketle değişmezlik anlayışını yıkar.”

    ‘MARO RÛT, VERGO WEŞAN KÎ MARA ENO PERS KERDENE’

    Dersimli yaşlı teyzenin ‘Maro rût, vergo weşan kî mara eno pers kerdene’ (dağdaki aç kurt, çıplak yılan da bizden sorulur) sözünün Raya Hêqî Alevi inancının tümel düsturu olduğunun altını çizen Seyitalioğlu, “Her dönemin eren ve evliyaları yola hizmet ederken doğa ile baş başa kaldıkça ‘Doğa aklı’ ve ‘insan aklı’ nesnel süreçte önsüz olandan sonsuz olana doğa yasaları ile kendilerini ifade ederler ve yaşamın bir bütünün kutsarlar” diye konuştu.

    Diren KESER/MERSİN

  • Baharın müjdeleyicisi ilk cemre bugün havaya düştü

    Baharın müjdeleyicisi ilk cemre bugün havaya düştü

    PİRHA – Baharın müjdeleyicisi ilk cemre bugün (19-20 Şubat) havaya düştü. Halk arasında cemrenin düşmesiyle birlikte Hıdırellez ve Newroz kutlamaları başlamaktadır.

    Baharın müjdeleyicisi olan ilk cemre 19-20 Şubat’ta havaya, ikinci cemre 26-27 Şubat’ta suya ve üçüncü cemre 5-6 Mart’ta toprağa düşer. Cemre 7 gün arayla havaya, suya ve toprağa düşer böylece havalar ısınmaya başlar.

    Cemrelerin düşüşü coğrafyamızda zorlu geçen kış koşullarının geride kaldığına, baharla birlikte doğanın yeniden uyanacağına ve bereketli günlerin yakın olduğuna işaret eder.

    Toplum doğayla ilişkilerinde bin yılların tecrübesi sonucu doğanın hareketlerini izlemiş ve sonuçlar elde etmiştir. Cemreler süreci de bu sonuçlardan biridir.

    Buna göre; ilk cemre, havaya düştükten sonra havanın artık kış sertliğinden çıkıp bahar sıcaklığına ilk adım atılır. Bir hafta arayla suya düşen cemreyle birlikte donmuş suların, erimeye başlayan kar sularının hareketi başlar. Üçüncü hafta ise toprağın ısınması, uyanıp harekete geçmesi anlamına gelen cemre ile bahar iyiden iyiye kendisini hissettirir.

    Halk arasında cemrenin düşmesiyle birlikte Hawtemal, Newroz ve Hıdırellez bayramları sürecine girilmiş olur.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ceren Kazancı: Şifa; insan, bitki ve toprağın rızalığıyla var oldu – VİDEO

    Ceren Kazancı: Şifa; insan, bitki ve toprağın rızalığıyla var oldu – VİDEO

    PİRHA- Mersin’de Hayat Ağacı Kadın Kooperatifi tarafından ‘Mersin, şifa kültürü ve şifalı otlar’ başlıklı etkinlik gerçekleştirdi. Etkinlikte konuşan Ceren Kazancı, bitki, toprak ve insan arasındaki rızalık ilişkisiyle yaşamın devam edeceğine dikkat çekti.

    Haberin Videosu

    Hayat Ağacı Kadın Kooperatifi Mersin, Yenişehir Kent Konseyi binasında, şifacılar Ceren Kazancı ve Soner Oruç’un katılımıyla ‘Mersin, şifa kültürü ve şifalı otlar’ konulu etkinlik düzenledi.

    Kadınların yoğun olarak katılım gösterdiği etkinlikte doğada var olan bitkilerin, insan yaşamındaki yerine dikkat çekildi. Konuşmacılardan şifacı biyolog Soner Oruç, Anadolu’nun her bir köşesinde şifacılara rastlanacağını ifade ederek, özellikle kadınların şifa kaynaklarını kullanmada ve sonraki nesillere taşımada önemli bir role sahip olduklarını belirtti.

    “BİTKİLER İNSAN YAŞAMINDA ÖNEMLİDİR”

    Şifacı Kimyager Ceren Kazancı da, Türkiye’de yetişen şifalı ve hoş kokulu bitkileri ve bunlardan  kolaylıkla elde edilebilen ürünlerin tanıtılması ve kullanımının yaygınlaştırılması için eğitim çalışmaları düzenlediklerini belirterek, “Mersin tabiatı zengin bir coğrafya. Bitkiler, insan yaşamında önemli bir yere sahip. Bitkileri tanıyan, şifaya dönüştüren ve günümüze aktaran kadınlardır. İnsan, bitki ve toprağın rızasıyla ve birbirini tanımasıyla şifaya dönüşüyor” dedi.

    Etkinlik katılımcıların soruları ve deneyimlerini paylaşmasıyla son buldu.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Kentte tükenmeyi bırakıp köyde üretmeyi seçen Dersimli gençler – VİDEO

    Kentte tükenmeyi bırakıp köyde üretmeyi seçen Dersimli gençler – VİDEO

    PİRHA- “Toprakla olmak, temiz hava almak, okumak, kendi sesimizi duymak, kendimizi hissetmek güzel.” Bu sözler yıllarca şehrin karmaşasında yaşamaya ve çalışmaya dayanamayarak, Dersim’de edindikleri toprakları işleyen, ekip biçen iki genç Dersimliye ait.

    Dersim’de faaliyette bulunan tarım kooperatifleri gençlerin özledikleri hayat için de bir destek kapısı şimdi. Ersin Dargın ve Özkan Ulucan da o gençlerden ikisi. Üniversite okuyup tutunmaya çalıştıkları şehirleri, doğada yaşama özlemiyle terk edip Dersim’e dönüyorlar. Dersim Ovacık’ta kurulan kooperatifin desteği ile Çiçekli yolu üzerinde bulunan 80 dönümlük araziye nohut eken gençler hayatlarındaki bu dönüşümü ve toprakla bütünleşme hallerini anlattılar.

    Ersin Dargın ve Özkan Ulucan, büyük şehirlerde üniversite okuduktan sonra çeşitli işlerde yaşamlarını sürdürdüler. Bir gün toprağa geri dönmek ve kapitalist tüketim tarzından uzaklaşmak için dahil oldukları bu üretimin bir parçasılar artık.

    Kurdukları iki çadır ve meşe ağaçlarından yaptıkları barakada konaklama ihtiyaçlarını sağlayan bu iki genç sabahın beşinde işe koyuluyor. Ekildikten 2 ay sonra hasat veren nohutları bir haftadan fazladır toplamaya çalışan gençler öğlen saatine kadar hiç durmadan çalışıyor. Sıcağın en yakıcı olduğu öğlen saatlerinde yemek ihtiyaçlarını karşılayıp dinleniyorlar. Ardından da yeniden 4’den sonra başladıkları nohut toplama işleri hava kararana kadar devam ediyor. Akşam her gün domuz ve ayı nöbeti tutarken, ateşin başında iki köpeği ile birlikte toprakla uyumlu bir şekilde yaşamlarını sürdüren gençlerin hayatlarındaki ilk deneyimleri bu.

    Sıkıntıları da yok değil. Elektrik ve su olmadığı için ihtiyaçlarının çoğunluğunu merkezde bulunan arkadaşlarından temin etmeye çalışıyorlar. Tüm bu zorluklara rağmen üretimin içinden olmaktan oldukça memnunlar.

    KOOPERATİFİN DESTEĞİ İLE 80 DÖNÜM ARAZİYE NOHUT EKTİLER

    Kocaeli Üniversitesi mezunu Ersin Dargın 12 sene sonra Dersim’e gelmiş. İstanbul ve Kocaeli gibi büyük kentlerde pek çok farklı iş sahalarında çalışmış.

    “Oradaki işler sürekli bir rahatsızlık veriyordu bana. Birilerinin ücretli elemanı olmak istemedim” diyen Dargın hayatına Dersim’de toprakla uğraşarak geçirmeye karar vermiş.

    Kooperatifin mazot, tohum ve traktör ücretlerini karşılamasının ardından buldukları 80 dönümlük bir araziye nohut ekmeye karar vermişler. Dargın, “Burada bizim işimizi kolaylaştıran kooperatifin desteği oldu. Kooperatifin mazot ve tohum desteği vermesiyle böyle bir üretime daha hızlı atılmamıza yardımcı oldu.” diyor.

    10 Mayıs’ta ektikleri hasat zamanı ise geldi. Dargın, “Yaklaşık bir aydır geceli gündüzlü nöbet tutuyoruz. Çevre köylerden inekleri bırakıyorlar, tarlalara geliyor. Gündüzleri onları bırakmamaya çalışıyoruz. Geceleri de ormanın içinde olduğunda kaynaklı domuz çok, ayı var. Gece de onları bekliyoruz. Domuzları öldürmüyoruz çünkü onlar bizim dostlarımız. Havaya ateş ediyoruz. İki köpeğimiz var, domuzlara karşı onlar bizi uyarıyor. Tarlaya sokmamaya çalışıyoruz domuzları ama arazi büyük. Bazen engel olamıyoruz.” diye yaşadığı zorlukları anlatıyor.

    TOPRAKLA BÜTÜNLEŞMEK..

    Yaklaşık bir haftadır da tarlayı arkadaşı ile birlikte toplayan Dargın, yağmurun az yağmasından dolayı mahsulün az olacağını söylüyor.

    Yeniden toprakla bütünleşmekten dolayı kendini iyi hissettiğini söyleyen Dargın sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Toprağa dönmek güzel. İnsanın tekrar kendi doğasına dönmesi, üretimin içerisinde olması, onun en başından sonuna kadar emek sürecine dair ortaya bir şey çıkarmak gerçekten hoş bir duygudur.”

    Önümüzdeki yıllarda da ürün çeşitliliğini artırmayı planladıklarını söyleyen Dargın, “Dersim topraklarında hangi ürünler yetişir, bunlar üzerine bakarız.

    Tarımla çok haşır neşir olan bir durumumuz yoktu. Zorluklarımız; ürünün ne zaman ekilir acemiliğimiz oldu. Önümüzdeki yıllarda eminim ki çok daha tecrübeli bir üretim yapabileceğimizi düşünüyoruz.” ifadelerini kullanıyor.

    Yaklaşık bir aydın bütün günleri burada geçiyor. Susuzluk ise en büyük sorun.

    Dargın sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Bir tane çeşmemiz vardı, şu an neredeyse kurumaya başladı. Yanımıza kitaplarımızı da aldık. Boş zamanlarımızda kitap okuyorduk. Ama şu an toplamaya başladığımızdan kaynaklı yoruluyoruz. Daha çok nohutların kurumadan kaldırılması için çaba harcıyoruz.”

    Dargın, çalışma saatlerini, emek sürecini, planlamasını düzenlediğin ve zamanını kendine ayırdığın böyle bir üretim tarzını herkesin yapmasına gerektiğini düşünüyor.

    Dokuz Eylül Üniversitesi Sinema bölümü mezunu Özkan Ulucan da, okul bittikten sonra dizi ve sinema setlerinde çalışmaya başlamış.

    Kendisi de Dersimli olan Özkan Ulucan, bir süre mevsimindeki otları toplayarak geçimlerini sağladıktan sonra kooperatifin katkısı ile toprakla uğraşmaya başladıklarını söylüyor.

    Ulucan toprakla buluşma sürecini şöyle anlatıyor:

    “Ara ara Dersim’e gelip gidiyordum. Sonuçta bu coğrafyada yaşadım, toprakla yakın bir ilişkim vardı. İstanbul bana çok ağır geliyordu. Trafiği, havası. ‘Kırlarda yaşasak’ diye düşünüyorduk. Geçen sene ben geldim Ovacık’a. Nohut ve fasulye işçiliği yapacaktım, olmadı. Tekrar İstanbul’a gittim. Uzun zamandır ekonomik kriz var, orada tutunmak zor. Alternatif, devrimci sinema önemliydi. Sinema sektöründe çalıştığımızda paramızı almadığımız oluyordu. Popüler kültür içerisinde alırsın paranı belki ama diğer şekilde para yok. Geçen sene Ersin ile bu coğrafyaya gelip sonuçta kooperatif var burada düşündük. Ekim yapıp bu üretime katkı sunarak emeğimizi ortaya koyup çalışmak istedik. Baharda geldik. Daha tarla ekilmeden doğadan gulik, ışkın, mantar toplayarak geçindik. Ardından çevremizdeki dostlardan birisi 80 dönümlük tarla verdi. Başka bir dostumuz da traktör verdi karşılık olmadan. Biz de 80 dönüm nohut ektik. Bu sene iklim iyi gitmediği için istediğimiz verimi alamadık. Bizim için bir adımdı. Bu coğrafyaya gelip kooperatif ile birlikte nohut ekmek ve kendi geçimizi sağlamak ayrıca kooperatif kültürünün sadece bu coğrafyanın değil bölgede ve Türkiye’de yerleşmesi için emek harcamak isteriz.”

    “KENDİ SESİMİZİ DUYMAK, KENDİMİZİ HİSSETMEK GÜZEL”

    Ulucan, daha sonraki süreçte domates, biber, nohut ve başka şeyler de ekip biçmek istiyor.

    Buraya doğayla iç içe olmak için geldiklerini de vurgulayan Ulucan sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Eğer ürettiğimiz ürünler bize, insanlığa karşılıksız dönmüyorsa bu bir zorunluluktur. Sonuçta İstanbul’da da belli bir sistemde çalışıyoruz ama burada insani koşullar ve erdemli duruş yönü var. Yine zoru var. Zorun olduğu her yerde mecburen üreteceksek mecburen tüketeceksen, bu zorunluluktan çıkmıyorsak yine buraya geldik ayakta kalmak için gece gündüz çalışıyoruz.

    Toprakla olmak, temiz hava almak, okumak, kendi sesimizi duymak, kendimizi hissetmek güzel. Çok farklılığını göremedim. Ne yapılabilir; belki biraz daha alanları doldurmak gerekiyor. Birlikte üretmek gerekiyor. Bir kişinin kurtuluşu halkın kurtuluşu değil. Bizim amacımız; halkla birlikte üretmek halkla birlikte tüketmek.

    Sadece satılmak üzerine bir düzen yok olmadıktan sonra çok karşılığı olmaz. Belli yerlerde farklı çözümlere gidebilir ama şimdilik elimizden geleni yapıyoruz. İleriki süreçte üretimi çeşitlendirip daha iyi bir şekilde konumlanacağız.”

    Sevim KAHRAMAN/Hüseyin YAŞAR

    DERSİM