PİRHA – Alevi Babası Feridun Özkan, Hasan Öztürk ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Trakya Bektaşileri’nin yaşadığı bölgelere yapılan camilerin asimilasyon politikasını derinleştirdiğini vurguladılar. Aydın Deniz, bölgenin son zamanlarda Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle kuşatma altında olduğuna dikkat çekerek “Burada yaşayan babalarımıza ‘Hiçbir şey istemiyoruz sadece IBAN verin sizi maaşa bağlayalım’ gibi teklifleri oldu. Babalarımız bu konuda dik durdular, asla kabul etmediler” dedi.
Edirne’nin Uzunköprü ilçesi Yeniköy Alevi Babası Feridun Özkan, Hasan Öztürk (Ozan Berraki) ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Trakya Bektaşileri’nin yaşadığı bölgelere yapılan camileri ve asimilasyon politikalarını PİRHA’ya değerlendirdiler.
“GENÇLER CEMLERE GELEMİYOR”
Edirne’nin Uzunköprü ilçesi Yeniköy Alevi Babası Feridun Özkan, ekonominin yetersiz olmasından kaynaklı gençlerin yurt dışına göç ettiğini ve cemlere gelemediklerini belirtti. Özkan, gençlerin cemlere gelmediğini, yaşlılarla cem yaptıklarını da kaydederek, “Eskiden herkes gelir cemevinde dertlerini konuşur, sıkıntılarını giderirdi. Ama şimdi maalesef azaldı. Bu gidişle de biz sahip çıkmazsak yok olacak gibi duruyor. Yok olmaması için elimizden gelen gayreti göstermeye uğraşıyoruz” dedi.
“VALİ, ‘DEVLETTEN HİZMET İSTİYORSANIZ ÖNCE CAMİ İSTEYECEKSİNİZ’ DEMİŞTİ”
Hasan Öztürk (Ozan Berraki) ise 1950’li yıllardan sonra Demokrat Parti ile birlikte iktidara gelenlerin bölgede hızla Sünnileştirme/İslamlaştırma politikası uyguladıklarını dile getirdi. Öztürk, Dersim’den Kırklareli’ne 1980’li yıllarda gelen Valinin, Alevi Bektaşi köylerine ‘Devletten hizmet istiyorsanız önce cami isteyeceksiniz’ dediğini de hatırlatarak, “Yani Alevilere, Müslüman olun dediler” diye ekledi.
Öztürk devamında şöyle konuştu:
“Aleviler, bu ülkenin, bu toplumun en sağlam yapı taşlarından birisidir. Bizler yalnızca bir partiden muhalefet bekliyoruz. Bütün gerilemeyi getiren bir iktidar varken, iktidarla uğraşmak, iktidara bir şey söylemek zor olduğu için abalıyı döverek düzeleceğini sanıyoruz. Oysa halk, bir partiden, bir zümreden bunu bekleyeceğine asıl bu insanca sürecek olan sistemin sahibi olması gerektiğini anlasa mücadele edecek.”
“BİRÇOK BEKTAŞİ KÖYLÜSÜ, CAMİYE GİTMESE DE YOLUNDAN UZAKLAŞMIŞ DURUMDA”
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, ise Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Bektaşilerin olduğu tüm köylerde cami yapımıyla Alevileri, Bektaşileri, inançlarından uzaklaştırma çabasının oluştuğunu vurguladı.
Deniz, “Bunun da aslında şu an meyvesi alınmış durumda. Birçok köy Bektaşiliğini unutmuş ya da Yolundan uzaklaşmış. Camiye gitmeseler bile kendi inançlarından tamamen uzaklaşmışlar” dedi.
Deniz, duyarlı olup Yoluna sahip çıkan Babaların, kendi evlerinde muhabbetlerini devam ettirdiklerini ancak ekonomik yetersizliklerden kaynaklı muhabbet evlerini çoğaltamadıklarını da ekleyerek “Caminin olup olmaması çok önemli değil. Orada kendi inançlarını sürdürme konusunda mekanları olduğunda bunu yapıyorlar. Olmadığında da mesela okullarda da cem yaptık biz. Bu tamamen işin hem ekonomik kısmından kaynaklanıyor hem de devletin asimilasyon politikasının sonucudur” diye konuştu.
“BABALARDAN IBAN İSTEYİP MAAŞ TEKLİF ETTİLER”
Bölgenin son zamanlarda Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle kuşatma altında olduğuna işaret eden Aydın Deniz, şunları kaydetti:
“Etkinlikler yaparak çeşitli Whatsapp grupları açarak bizimkileri kendi içlerine dahil etme gibi durumlar yaşanıyor. Hatta Topçu Baba etkinliklerine sponsor olmak istediler. Yine burada yaşayan babalarımıza ‘Hiçbir şey istemiyoruz sadece IBAN verin sizi maaşa bağlayalım’ gibi teklifleri oldu. Buradaki babalar bu konuda dik durdu. Kesinlikle kabul etmedi. Yani Cumhuriyetin başından beri yapılan asimilasyon politikası şiddetle artarak devam ediyor. Camiler yapıldı ama şu an fiili olarak bir kuşatma projesi var. Hem Kırklareli hem de Edirne Valiliğini kullanarak bunları yapıyorlar. Buna karşı direnen Bektaşilerimiz var ama devletle işbirliğinde olan ve kendine Alevi kurumuyuz diyen, devletin amacına hizmet eden kurumlar da var.”
PİRHA- Pir Seyfettin Elaldı, Alevi öğretisinin temeli olan ‘Varlığın Birliği’ konusunu değerlendirerek “Her varlık, her oluş, tanrının bir sıfatıdır. İşte bu temelde insan kıbledir. Alevilerin insanı kıble edinmesinin sebebi Hakk’ın, insanın özü içerisinde saklı olduğunun inancından dolayıdır. Bu nedenle cemal cemale ibadet aslında direkt Hakk’a olan ibadettir” dedi.
Baba Mansur Ocağı Pirlerinden Seyfettin Elaldı, Alevi öğretisinin temellerinden ‘Varlığın Birliği’ konusunda bilgi verdi. Her varlık, nesne ve oluşun, tanrının bir sıfatı olduğunu, tüm varlıkların da bütünlük içerisinde “Bir” olduğunu ifade eden Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ söyleminin ‘Vahdet-i Vücut’ ve ‘Vahdet-i Mevcut’ başlıkları ile bağlantılı olduğunu belirtti.
“VAHDEDİ MEVCUDİYET, HAKK OLMAKTIR”
Pir Seyfettin Elaldı, varlıkların, doğada elementler olarak bulunduğunu ve Alevi inancının ise bunu “18 bin alem” diye tariflediğini söyledi. Elaldı, değerlendirmesinde, evrendeki her varlıkta Hakk’ın özüne de ulaşılabileceğini ifade ederek şu yorumda bulundu:
“Varlığın Birliği, bir diğer tanımlama ile Vahdeti Vücut olarak tanımlanır. Alevi inancında, günümüz çağdaş toplumu tarafından ‘Varlığın Birliği’ olarak tanımlanırken tarih sürecinde ise Vahdedi Vücut olarak bilinir. Tarihte, özellikle Ortaçağ döneminde ya da daha sonraki Osmanlı-Selçuklu dönemindeki tanımlamalarda ‘Vahdeti Vücut’ olarak adlandırılır. ‘Vahdet’ kelime olarak Arapça’da ‘Birlik’ demektir. ‘Vücut’ ise oluşum demektir. Yani ikisini bir araya getirirsek birliğin oluşumu yani Hakk ile olan birliğin oluşumudur. Bu nedenden dolayı insan en güzel şekilde yaratılmış ise bu Hakk ile Hakk olmanın birliği içerisindeki oluşundandır. Kainatta her nesnede Hakk’ın sıfatı vardır.
Mesela biz de şunu söylerler: ‘Hakkın 90 bin kelamı 18 bin alemde mevcuttur’. ’18 bin alem’ dediğimiz, kainattaki varlıkların değişik görünümüdür. 18 bin alemin içerisinde 6 bini nebattan, 6 bini hayvanat, diğer 6 bini ise insandan mevcuttur. Yani diyebilirim ki çevremizdeki her oluşumun üçte biri insanda mevcuttur. Bu nedenden dolayı Alevi inancı der ki ‘İnsan Hakk’tır, birdir’. Yani Hakkın bir özüdür ve bir parçasıdır. O nedenden dolayı gayri bir varlık olarak görmüyor. Beden içerisinde can, canın içerisinde de cemal vardır.
Kimisi ‘Can’ tanımlamasını farklı bir boyutta anlatırken kimisi ise ‘Can’ı sadece ‘Ruh’ olarak tarifler. İşte o ruhun alternatifi yoktur. Her nesnenin zıttı vardır ancak ruhun alternatifine bir cümle bulamazsınız. Bu nedenle can, yani ruh kavramı Alevilerin inancına göre Hakkın özünün ta kendisidir. Evrendeki her varlığın bir miskali insan vücudunda mevcuttur. Bu nedenden dolayı insan evrendeki tanrının bir küçük modelidir. Ama tanrının ta kendisi midir bu konuda Aleviler arasında da farklı görüşler mevcut. Bir kesim der ki ‘Tanrının özüdür’ diğer bir kesim ise ‘Hayır sadece sıfatıdır’ der. Bu bir çatışma hali değildir ancak bunu genelde son dönemlerde sosyolojik bilimlerin gelişmesi ile tanrının maddesel olarak ele alınması söz konusudur. Şimdi tam da bu noktada, devriye yaşanırken de tanrının özünden, Hakk’ın insana bağışladığı bu Vahdedi Birliği’nin başka şeylere yansıması; yani diyelim ki siz devriye yaşıyorsanız bitki ya da ağaç olursunuz. Alevi inancında işte bu Vahdet-i Vücudun en son aşaması Vahdedi Mevcudiyettir. Vahdedi mevcudiyet Hakk olmaktır.”
“HER OLUŞ, TANRININ BİR SIFATIDIR”
Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ kavramına Alevi inancının her aşamasında rastlanabileceğine vurgu yaptı. Ulu ozanların, Vahdeti Mevcudiyet konusuna özel bir ilgi gösterdiklerini belirten Seyfettin Elaldı, “Vahdeti Mevcudiyette ‘sen, ben’ yoktur. Hatta ‘biz’ de yoktur. ‘O’ vardır” diyerek şöyle devam etti:
“Vahdeti Vücudun aşamasına gelebilmek için kişi önce kendine bir yol belirlemeli. Yolda kendisini eğittikten sonra da bir marifet basamağından geçer. O basamaktan geçtikten sonra kendi özünüzü bulmaya çalışırsınız. Alevilik’te şu söylenir ‘Hakk, insanı var etti, ondan sonra da kendini sır alemi içerisinde sır eyledi’. Aslında o bir tür saklanma değildir, bedenin içerisine girmiştir. Bedenin içerisinde siz Hakk’ı göremezseniz o, sizin için her zaman sır kalır. Ama bedeniniz içerisindeki Hakk’ın cemalini görebilirseniz ona o zaman ermenin yollarına gidebilirsiniz. Yoksa o sizin için her zaman sır aleminde kalır.
Bazı mitolojik anlatımlarda derler ki ‘Peygamber Musa, tanrı ile görüşmeye giderken arada bir perde ile görüştü’. Halbuki Hakk’ın cemalini her dönemde görebiliriz. Yeter ki can gözünüz açık olsun, arada perdede olmaz. Hakk kendini gizleyen, saklayan, görünmesinden korkan bir var değildir.
Her varlık ve nesne, her oluş, tanrının bir sıfatıdır. İşte bu temelde insan kıbledir. Alevilerin insanı kıble edilmesinin sebebi Hakk’ın, insanın kendi özünün içerisinde saklı olduğu inancından dolayıdır. Bu nedenden dolayı cemal cemale ibadet aslında direkt Hakk’a olan ibadettir. Kişinin kendisi, yani beden bir tür emanettir. Eğer emanet olmasaydı insan Hakk ile Hakk olduğu zaman beden çürüyüp kokmazdı.
Reya Heq kapısına vardığımız zaman artık Hak ile Hakk olmanın bir aşamasını yaşarız. İşte bu temelde miraç da bu anlamdadır. Miracın Vahdedi Vücut ile ilgisi vardır. Bu konuyla ilgili Kaygusuz Abdal şunu söyler:
‘Evvel benem ahir benem
Canlara can olan benem
Azıp yolda kalmışlara
Hazır medet eden benem
Halk içinde dirlik düzen
Dört kitabı doğru yazan
Ak üstüne kara dizen
Ol yazdığı Kur’an benem’
Yani buradaki tanrının, insanın kendi cemali içerisinde de aynı özellikleri taşıdığını ve aynı yapıda insan bedeninde var olduğunu söyler. Yani insanın her aşamada Hakk ile Hakk olduğu, Vahdedi Vücut olduğu dörtlüklerde ifade edilir.
Mesela bütün dinlerdeki tanrının kendi başına değil de kimi aracılar, yani melekleri kullanırken bile yine insandan yansımıştır. Alevilerin bu konudaki söylemlerinden birisi de şudur: ‘Cebrail topraktır. Nefes müminin ağzıdır. İsrafil yeldir. Mikail sudur. Azrail ise ateştir. Ve bunların hepsi insanda mevcuttur’ diye bir tanımlama yapılmaktadır.
Kaygusuz Abdal ve Yunus Emre gibi isimler de Vahdet-i Vücudu, yani Varlığın Birliği kavramını çok iyi şekilde işlemişlerdir.”
Kainattaki canlı-cansız tüm varlıkların bütünlüğüne işaret eden Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ konusunu verdiği şu örneklerle detaylandırdı:
“Trakya bölgesindeki Trak toplumu, pek bilinmezler ancak Alevi toplumunun bir parçasıdırlar ve ayçiçeğini kutsal sayarlar. Tanıdığım bir Trak, insanoğlunun, ayçiçeği gibi olduğunu bana söylemişti. Nedenini sorduğumda, ‘Ayçiçeği sabahleyin güneşe bakar ve onunla birlikte döner. Ne zamanki çekirdekle dolar, artık başını eğer ve bir daha kalkmaz. İnsan da böyledir’ demişti.
Aleviler turna kuşunu boşuna mı kutsal sayarlar? Çünkü turna tek eşlidir. Eşi öldüğü zaman ya intihar eder ya da bir daha eş kabul etmez. Gökte dönerken eşi aşağıda ise dönerek gelir ve iner. Başlarını birbirine geçirerek niyaz olurlar. Yani doğadaki her varlık da Vahdeti Vücudun bir aynası olmasının özelliğidir.
İnsanın dünyadan çekilip Hakk ile Hakk olma zamanından en son aşamasına Vahdedi Mevcudiyet diyoruz. Vahdedi Vücut bittiği zaman Vahdedi Mevcudiyet başlar. Yani ‘Varlığın bütünlüğü’ anlamındadır. Nasıl ki Varlığın Birliği var ise aynı zamanda varlığın bütünlüğü de vardır. Mevcudiyet dediğimiz kavram odur.
Ozanların konuya dair şu sözü var:
‘Daha Allah ile Cihan yok iken
Biz ani var edip ilan eyledik
Hakk’a hiçbir layık mekan yok iken
Hanemize aldık, mihman eyledik
Kendisinin ismi henüz yok idi
İsmi şöyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
Şekil verip tıpkı insan Eyledik’
Alevi öğretisinin Varlığın Birliği kavramındaki temel dörtlük işte burada yatar.”
ALEVİ İNANCINDA ÇAR ANASIRIN ÖNEMİ
Pir Seyfettin Elaldı son olarak Alevi inancında ‘Çar Anasır’ ve ‘Şeş Cihet’ kavramlarına vurgu yaptı. Söz konusu öğretilerin Varlığın Birliği’ni tarif ettiğini söyleyen Elaldı, şunları kaydetti:
“Okunacak en büyük insan kitaptır. Çar Anasır ve Şeş Cihet, Alevi öğretisinin temel öğretilerindendir. ‘Yolumuz Çar Anasır, Şeş Cihed üzerinde kurulmuştur’ denilip sıralama yapılırdı. İnsan bedeninde 5’in kutsal olmasının temel özelliklerinden birisi de budur. Toprak, hava, ateş ve su haricinde beşincisi de Hakk’ın özüdür. Bundan dolayı Alevilerde kainatın Çar Anasır üzerinde kurulduğu söylenir.
Alevilerin sabah kalkıp, elini güneşe açıp dua etmesinin sebebi budur. Ocaktaki ateşi kutsal saymasındaki sebep budur. Diz çöküp elini alnına vererek suyu içmesinin sebebi budur. ‘Senden geldik, sana dönüyoruz. Topraktan gelip toprağa dönüyoruz, Hakk ile Hakk olup toprağına kabul eyle. Anadan geldik anaya dönüyoruz’ denmesinin sebebi budur. Hızır ise yeldir. Yani her yerde hazır ve nazırdır. Aleviler çok eski tarihten beri Çar Anasırı kutsal sayarlar. Cemlerimizde de bunu uygularız. Önce semaya döneriz. Bu da Varlığın Birliği’ni ifade eden bir özelliktir. Bundan dolayı Varlığın Birliği Alevi inancının temel öğretilerinden biridir.”
PİRHA-Kırklareli Kofçaz’da bulunan Topçu Baba Türbesini (Dergahı) ziyaret eden HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Hünkar Hacı Bektaş‘ın dediği gibi varlık, birlik, dirlik aşkına gelin canlar bir olalım, iri olalım, diri olalım. Demokratik Türkiye’de buluşalım. Eşit yurttaşlık, hakikat, adalet, bağlamında buluşalım” diye konuştu.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Kırklareli’nin Kofçaz ilçesinde bulunan Topçu Baba Türbesini ziyaret etti.
Beraberindeki heyet ile türbe ziyareti gerçekleştiren Bülbül, burada yaptığı konuşmada, “Horasan’dan beri himmet, hikmet, adalet, eşitlik, yol, erkân, varlık, birlik aşkına yürüyüp gelen ve Kırklareli’nde, kırkların elinde kırklar aşkına hizmet, yürüten erenlerden Topçu Baba Dergahındayız. Dergâha himmet ve hizmetlerine niyaz olduk” dedi.
“EŞİT YURTTAŞLIK, HAKİKAT VE ADALET BAĞLAMINDA BULUŞALIM”
“Yabancılaşmayı, birbirini aşk ile tanıyamamayı, birbirine hesaplı bakmayı ortadan kaldırmamız lazım. Yunus’un dediği gibi gelin tanış olalım, işi kolay kılalım. Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz” diyen Bülbül şöyle devam etti:
“Hem de şu anda Türkiye’nin ve Ortadoğu‘nun Kerbela‘ya dönüştürüldüğü; Yezitlerin hükümdar olduğu bir dönemde Hüseyin’i eşmek, Zeynep’i eşmek ve Trakya‘dan Dersim’e, Kars’tan Tokat’a, Amasya’dan Antalya’ya erenlerin, canların ve insanlığın buluştuğu her yerde eşitliği özgürlüğü adaleti sağlayabilmek için Topçu Baba gibi ve Topçu Baba’ya müptela olmuş canların aşkı gibi pürü pak, berrak bir bakış açısı, bir dil, bir birliktelik yaratmak ve Hünkar Hacı Bektaş‘ın dediği gibi varlık, birlik, dirlik aşkına gelin canlar bir olalım, iri olalım, diri olalım. Demokratik Türkiye’de buluşalım. Eşit yurttaşlık, hakikat, adalet, bağlamında buluşalım. Trakya Topçu Baba’dan gül cemalinize aşkı niyaz ile.”
Trakya’da yoğun kar yağışı ve tipi nedeniyle 50’ye yakın köy yolu ulaşıma kapandı.
Trakya’da kar yağışı ve tipi etkili oluyor. Trakya genelinde etkisini sürdüren yoğun kar yağışı ve tipi nedeniyle 50’ye yakın köy yolunda ulaşım sağlanamıyor. Ekipler, yolları ulaşıma açabilmek için kar küreme ve tuzlama çalışmalarını sürdürüyor.
Edirne’nin kent merkezinde henüz etkili olmayan kar yağışı, güney ilçelerinde etkisini sürdürüyor.
Altıntaş köyü, Sazlıdere, Çamlıca-Gökçetepe, Akçeşme-Boztepe arası köy yollarının ulaşıma kapandığı bildirildi.
Keşan’daki yoğun kar yağışı nedeniyle ilçede bugün eğitime ara verildi.
Meteorolojik verilere göre hava sıcaklığının sıfır derece ölçüldüğü kentte, kar yağışının aralıklarla yarına kadar etkili olması bekleniyor.
KIRKLARELİ
Kırklareli’nde yoğun kar nedeniyle 46 köy yolunda ulaşım sağlanamıyor.
Kar yağışı, Bulgaristan’a ulaşımın sağlandığı Dereköy Sınır Kapısı yolu ile Kofçaz ve Demirköy ilçelerinde yoğun şekilde etkili oluyor. Kar kalınlığı ise Dereköy Sınır Kapısında 15, Kofçaz ilçesinde 20, Demirköy’ün Mahyatepe mevkisinde ise 30 santimetreye ulaştı.
Kar yağışı nedeniyle 46 köy yolunun ulaşıma kapandığı belirtildi.
Meteoroloji Müdürlüğünden alınan bilgiye göre ise hava sıcaklığının sıfırın altında 3 derece olduğu bölgede, kar yağışının yarın akşam saatlerine kadar etkili olması bekleniyor.
PİRHA-Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Trakya, Kocaeli ve Kütahya bölgelerine ziyaretlerde bulundu. Buralarda Alevilerin ciddi sıkıntılar yaşadığını aktaran Fırat, bu bölgelere sahip çıkılması gerektiğini kaydetti.
Alevi Dernekler Federasyonu’nun (ADFE) yeni genel başkanı Celal Fırat, göreve gelir gelmez çalışmaya başladı.
Fırat, Trakya’da Topçu Baba Dergahı, Kütahya Gediz’de bulunan Karadonlu Can Baba Türbesi, Kocaeli’de bulunan Derince İmam Hüseyin Cem ve Kültür Evi ile yine Kocaeli’de bulunan Darıca Anadolu Kültür ve Görgü Cemevi’ne ziyaretlerde bulundu.
Fırat, ADFE’ye üye olmak isteyen dernekler ve cemevleri olduğunu, ziyaretlerini de bu minvalde yaptığını belirterek, izlenimlerini aktardı. Trakya bölgesinde Topçu Baba Dergahı’nı ve Bektaşi babalarını ziyaret ettiklerini söyleyen Fırat, oradaki Alevi Bektaşilerin ekonomik olarak ciddi şekilde problem yaşadıklarını kaydetti.
“KURUMLAR BU BÖLGELERİ SAHİPLENMELİ”
Kütahya ve Kocaeli’nde birkaç tane cemevini ziyaret eden Fırat, “Kütahya Gediz’de Karadonlu Can Baba’nın köyünü ziyaret ettik. Büyük bir köy, 4 tane cemevi 2 tane cami var. Toplumun bir bölümü cemevine gidiyor, bir bölümü de camiye gidiyor. Cemler, muhabbetler yapıyorlar. Aileler çocuklarının farklı yerlere gittiğinden dem vurdular” dedi. Alevi kurumlarının bu tür bölgeleri sahiplenmesi gerektiğine vurgu yapan Fırat, Alevilerin alternatifini oluşturmak isteyen bir yapının olduğunu belirtti.
Munzur Üniversitesi’nde bulunan birkaç akademisyenin ocaklar üzerinden yaptığı çalışmaları hatırlatan Fırat, Alevi kurumlarının altının boşaltılmaya çalışıldığını ve yeni bir Alevi örgütlenmesi yaratılmaya çalışıldığını vurguladı. Fırat, bu çabalarını boşa çıkartacaklarını ekledi.
ALEVİ KURUMLARI 22 ARALIK’TA MARAŞ’TA OLACAK
Alevi Vakıflar Federasyonu, Alevi Dernekler Federasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri’nin genel başkanları olarak geçtiğimiz günlerde Ankara’da bir toplantı yaptıklarını söyleyen Fırat, hangi koşullar içerisinde beraber yol yürüyebileceklerini konuştuklarını belirtti. Toplantıda 22 Aralık’da tüm Alevi kurumları olarak Maraş Katliamını lanetlemek için Maraş’ta olacakları kararını aldıklarını aktardı.
Fırat, ADFE olarak Dersim’e bir ziyaret gerçekleştirmeyi planladıklarını da dile getirdi.
PİRHA – Çerkezköy-Kapaklı arasında tamamı orman alanlarına yapılması planlanan termik santral ve ÇED’e ilişkin yapılan ‘Halkın katılım toplantısı’ halka kapatılarak, toplantıya sadece şirket yöneticileri alındı.
Haberin Videosu
Tekirdağ’a bağlı Çerkezköy-Kapaklı arasında yer alan Trakya topraklarının su ve nefes kaynağı Kuzey Ormanlarını zehirleyecek olan termik santral ve ÇED’e ilişkin bugün saat 10.00’da Çerkezköy Ticaret Sanayi Odası önünde yapılan “Halkın katılımı toplantısı’na” halkın katılımı şirket ve kolluk kuvvetleri tarafından engellendi. Polis ve halk arasında arbede yaşandı.
Trakya’ya yapılması planlanan ve Kuzey ormanlarını zehirleyecek olan termik santrale ve ÇED’e yönelik bugün yapılan ‘Halkın katılım toplantısında’ kapılar zor kullanılarak halka kapatıldı. Arka kapıdan ise sadece şirket yöneticileri içeri alındı. Projeye karşı açılan davanın avukatları, STK temsilcileri ve bölge halkının imzasıyla toplantıya halkın alınmadığını belgeleyen tutanak tutuldu.
Çerkezköy’de yapılmak istenen termik santral kent merkezine 13 dakika uzakta. Yapılırsa 40 yılda 5 bin 600 kişinin hava kirliliği nedeniyle erken ölümüne neden olacak. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Araştırmacı -Yazar Süleyman Zaman, Alevi Bektaşi ozanlarından olan Derviş Kemal’in düşüncesini ve dizelerini ‘Derviş Kemal Özcan, yaşamı, şiirleri ve şiirlerinden örneklerle dünya görüşü ’ kitabında ele aldı. Zaman, “Derviş Kemal’i öğrenmek ve dizlerinin ne anlama geldiğini bilmek isteyenlere önerimdir” dedi.
Haberin Videosu
Araştırmacı-Yazar Süleyman Zaman, Alevi Bektaşi Ozanlarından Derviş Kemal’in düşüncelerini ve dizelerini işlediği ‘Derviş Kemal Özcan, yaşamı, şiirleri ve şiirlerinden örneklerle dünya görüşü ’ adlı kitabını Pir Haber Ajansı’na değerlendirdi.
“MAHSUNİ’NİN ŞİİRLERİ BENİ ALEVİLİĞE ÇEKTİ”
Alevilikle ilk tanışmasının ozanları incelemeye başlamakla olduğunu belirten Zaman, “İlk kitabım Mahsuni Şerif ile ilgilidir. İkinci kitabım Mahsuni Felsefesi’dir. Mahsun’in şiirlerini incelediğimde o şiirler, o dizeler beni Aleviliğin içine çekti. Daha sonra Muhlis Akarsu’yu, Aşık Daimi’yi, Yedi Ulu Ozanı ve Alevi Bektaşi ozanlarını inceleyerek ‘Dört Kapı Kırk Makam’ kitabını yazdım” dedi.
İstanbul’da Şahkulu Dergahı’nda ders verdiğini ve ‘Alevilik Temel Eğitim Dersleri’ diye 2 cilt kitabının olduğunu dile getiren Zaman, “Son olarak ‘Derviş Kemal Ozan yaşamı, şiirleri ve şiirlerinden örneklerle dünya görüşü,’ kitabımı çıkardım” diye konuştu.
Zaman, “Derviş Kemal çok önemli bir Bektaşi ozanıdır. Kendisi 1930’larda Balkanlardan Trakya’ya gelmiş. Daha 1 yaşındayken Edirne Uzunköprü’ye gelip çocukluğunu orada geçirmiş. Babası tütün toplama işlerinde çalışmış. Ve çok zor koşullarda yaşamış. 1955’ten itibaren yani 15 yaşlarında şiirler yazmaya başlamış. Ozanlarımızdan Feyzullah Çınar, Derviş Kemal’i keşfetmiş onun şiirlerini okumuş. Feyzullah Çınar’ın ve Derviş Kemal’in şiirlerini dinlediğimde beni bu şiirlerin dizeleri çekti” diye konuştu.
“DERVİŞ KEMAL ÖZCAN’I TANIMAK İSTEYENLERE ÖNERİMDİR”
Derviş Kemal’in şiirlerinden, dizelerinden hareket ile neler düşündüğünü ve Alevi Bektaşiliğe katkılarına yönelik ‘Derviş Kemal Özcan, yaşamı, şiirleri ve şiirlerinden örneklerle dünya görüşü ’ kitabını yazdığını belirten Araştırmacı-Yazar Süleyman Zaman, “Onun toplumsal algısını, Alevi Bektaşiliğe bakışını, nefeslerini ve dizelerini ‘Derviş Kemal Özcan, yaşamı, şiirleri ve şiirlerinden örneklerle dünya görüşü’ kitabımda ele aldım. Derviş Kemal’i öğrenmek ve dizlerinin ne anlama geldiğini bilmek isteyenlere önerimdir. (HABER MERKEZİ)