Etiket: ttb merkez konseyi

  • Prof. Dr. Fincancı: Çalışmalardan geri durmamız söz konusu değil, hep beraber buradayız – VİDEO

    Prof. Dr. Fincancı: Çalışmalardan geri durmamız söz konusu değil, hep beraber buradayız – VİDEO

    PİRHA – Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, TTB Merkez Konseyi’nin mahkeme kararı ile görevden alınması ardından gelinen süreci anlattı. Fincancı, 40 yıldır TTB’de emek verdiğinin altını çizerek “Görevimizi bundan sonra da sürdüreceğiz. Buradayız ve çalışmaya da devam edeceğiz. Burada bir değişiklik olmayacak” diye belirtti.

     31. Asliye Ceza Mahkemesi, “amaç dışı faaliyet” gerekçesiyle Türk tabipleri Birliği Merkez Konseyi’nin yeniden belirlenmesi için 30 Kasım’da kararını açıkladı. Ancak mahkemenin gerekçeli kararı henüz TTB’ye ulaşmadı.

    TTB Merkez konseyi başkanı Şebnem Korur Fincancı, mahkeme kararı sonrasında nasıl yol alınacağı konusunu PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “BİZ BURADAYIZ VE ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, gerekçeli kararın kendilerine ulaşması sonrasında İstinaf yolunun açık olduğunu belirtti. Fincancı, mahkemeden çıkan karara karşılık TTB’deki görevlerinin başında olacaklarına vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Karar kesinleşene kadar biz çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Merkez konseyde olan arkadaşlarımız, Türk Tabipleri Birliği meslek örgütümüzün her biriminde görev yapan insanlardır. Kollarımızda, çalışma gruplarında 40 yıldır bu meslek örgütünün pek çok biriminde emek vermiş birisiyim. Dolayısıyla biz bu görevimizi zaten sürdürüyoruz, bundan sonra da sürdüreceğiz. Hakim bir yandan da yönetimin belirlenmesi için görevlendirmeyi yaptı. Geçici kuruldaki tabip odalarımızın başkanı 5 meslektaşımız, görevlendirme ile gelebilir. Ancak biz buradayız ve çalışmaya da devam edeceğiz. Burada bir değişiklik olmayacak. Yıllardır ne yapıyorsak onları yapmaya, meslek örgütünün, hekimlerin emeklerinin değersizleştirilmesine, mesleğin itibarsızlaştırılmasına karşı yürüttüğümüz mücadeleye, hem de toplumun sağlığı için yaptığımız çalışmalara devam etmekten geri durmamız söz konusu değil. O nedenle hep beraber buradayız.

    “BÖYLE ÇALIŞMA ORTAMI İSTEMİYORUZ!”

    Ayrıca sadece biz burada değiliz, tabii ki bu meslek örgütünün inanılmaz üretim yapan pek çok üyesi ile hep beraber buradayız. Emek ve demokrasi güçleri de yanımızda, birlikte mücadele ediyoruz. İki gün önce Şanlıurfa Eğitim Ve Araştırma Hastanesi polikliniklerdeki meslektaşlarımızı ziyaret ettik. Hem dayanışma duygularını ilettiler hem de çalışma koşullarının ağırlığı nedeniyle yanımızda olamadıklarını, duruşmaya gelemedikleri için üzüntülerini de ifade ettiler. Biz gittiğimizde saat 14:00’ü biraz geçmişti ve bir meslektaşımız 138. hastasına bakıyordu. Bu tabii ki utanç verici bir durum. Çünkü meslektaşımız bu kadar hastayla yeterince ilgilenemediği için üzüntü duyuyordu. Biz böyle bir çalışma ortamı istemediğimizi yıllardır söylüyoruz.”

    “TEHDİT NİTELİĞİNDE KARAR!”

    Şebnem Korur Fincancı, mahkemenin vermiş olduğu kararın emek ve demokrasi güçlerine yönelik bir tür tehdit niteliğinde olduğunun altını çizdi. Fincancı, AKP-MHP hükümetinin diğer iktidarlara kıyasla çok daha baskıcı olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Bu karara şaşırmak iyidir. Çünkü şaşırdığınız durumda alışmıyorsunuz demektir. Bu yapılan hukuksuzluğa karşı da mücadeleyi sürdüreceğiniz anlamına gelir. O yüzden tabii ki herkes şaşırmalı. Ancak biz bu kapasiteye sahip olduklarını da biliyoruz. Bu denli baskı uygulayabileceklerini de biliyoruz. Bugüne kadar görevden alma ile ilgili girişimler oldu, pek çok yargılama girişimiyle karşı karşıya kaldık ama Türkiye’de yargı hiç bu kadar araçsallaştırılmamıştı. Yargı, bu kadar iktidarın dedikleri üzerinden yürüyen kararlarla karşımıza çıkmamıştı. Dolayısıyla bu dönemin geçmiş dönemlerden farklı olduğunu söylemek mümkün. Kuvvetler ayrılığı ilkemiz vardı, bunları çoktan teslim ettik. Dolayısıyla bu karar şaşırtıcı değil. Bu karar, Türk Tabipleri Birliği’ne yönelik bir karar değil aslında. Onların, ne karar verirlerse versinler bizi mücadeleden geri döndüremeyeceklerini bildiklerine adım gibi eminim. Aslında bu karar Türkiye’de emek ve demokrasi güçlerine parmak sallama, tehdit niteliğindedir. Bu tehdidi, mücadele ile karşılık vererek tabii ki bertaraf edebiliriz. O yüzden tüm toplumu, TTB ile birlikte mücadeleye çağırıyorum.”

    “HALK SAĞLIĞI KONUSUNDA MÜCADELEDEN GERİ DURMAYACAĞIZ”

    Prof. Dr. Fincancı, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın. “Hekim hakları ve saygınlığı için verilecek mücadelenin yeri sendikalar değil, asıl, tabip odaları olmalıdır. Tabip odalarının amacı ise, sadece Hekim hakları ve Hekim saygınlığını korumak olmalıdır. Bütün hekim arkadaşlarımı, amacı sadece hekim hakları ve saygınlığını korumak olması gereken tabip odalarını desteklemeye davet ediyorum” şeklindeki açıklamalarına da cevap verdi. TTB Merkez Konsey Başkanı Fincancı, Bakan Koca’ya cevaben şunları söyledi:

    “Özlük hakları mücadelesi tabii ki de sendikalar üzerinden yürür. Aslında kendisi bu konuda bilgi sahibi olsa gerek! Bu bir dil sürçmesi mi bilemem ama tabii ki sendikalarda mücadele edecekler, ancak TTB de mesleğimizin geliştirilmesi, değerlerimizin güçlendirilmesi ve korunması için mücadeleye devam edecek. Ama bizim tek görevimiz bu değil; ‘amaç dışı faaliyet’ diye tanımladıkları şey bizim halk sağlığıyla, yani toplumun sağlığını koruma ile ilgili yaptığımız çalışmalardır. Çünkü bundan rahatsızlık duyuyorlar. Bunu nereden biliyoruz; bundan 12 yıl önce TTB’nin 6023 sayılı yasasında değişiklik yaparak bu ilgili cümleyi çıkartmaya teşebbüs ettiler ama Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi bozdu ve tekrar bize toplum sağlığını koruma görevini teslim etti. Dolayısıyla biz evet meslektaşlarımızın hakları için mücadele ettiğimiz gibi bunu tek başımıza yapmıyoruz, emek örgütleri, meslektaşlarımızın sendikalarıyla bunları yapmaya çalışıyoruz. Ama biz toplumun sağlığını da korumaya çalışıyoruz. Bu toplumun sağlığını bozan her türlü etken; buna nükleer girişimleri, maden sahalarında yapılan kirletmeler, temiz içme suyuna erişimimizi engelleyen zehirli atıklar ya da enkazların uygun şekilde kaldırılmamasını nedeniyle hava kirliliği ile zehirli maddelere toplumu maruz bırakan uygulamalar da dahil bunlara karşı da elbette mücadele etmekten de geri durmayacağız.

    Unutulmaması gereken bir yan daha var; Türk Tabipleri Birliği’nde temsili görevlerde kimin olduğunun hiçbir önemi yoktur. Biz aslında tüm üyeleri ile birlikte çalışmalar yürüten bir meslek örgütüyüz. Bugün burada ben görev üstlendim ama yarın başka bir meslektaşım temsil edecektir. Biz gene asıl olarak o üretilenleri çoğaltmak için çaba sarf etmekten de geri durmayacağız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • TTB’den hekimlere mektup: Şimdi özerkliğimize sahip çıkma zamanıdır!

    TTB’den hekimlere mektup: Şimdi özerkliğimize sahip çıkma zamanıdır!

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, hekimlere yönelik mektup kaleme alarak “Şimdi meslek örgütümüze, değerlerimize ve haklarımıza sahip çıkma zamanı!” çağrısını yaptı. Mektupta, “Merkez Konseyi olarak örgütümüzün özerkliğini hiçbir muktedire devretmeyeceğiz” denildi. 

    31. Asliye Ceza Mahkemesi’nin “amaç dışı faaliyet” gerekçesiyle TTB Merkez Konseyi üyelerini görevden almasının ardından yeni yönetimin oluşturulması için süreç de işliyor. Mahkeme kararıyla birlikte 1 ay içerisinde 11 kişilik yeni konsey üyelerinin belirlenmesi için süre tanınmıştı.

    “DEMOKRASİ MÜCADELESİ DE HEDEF ALINMAKTA”

    Gelişmelerin ardından TTB Merkez Konseyi, hekimlere yönelik mektup kaleme aldı. Siyasal iktidarın, ülkedeki tüm demokratik örgütleri hedef aldığı belirtilen yazıda şu ifadelere yer verildi:

    “Değerli meslektaşımız,

    30 Kasım 2023 tarihinde görülen davamız, hekimlerin bilimsel-etik özerkliğini ve örgütlenme özgürlüğünü yok sayan; hukuksal zeminden yoksun, kabul edilemez bir kararla sonuçlandı. Davada, Merkez Konseyi’nin ne dediği, ne yaptığı ve neden yargılandığı söylenmediği gibi hiçbir somut belge de ortaya konulmadı. Yargılanan Merkez Konseyi idi, ancak hiçbir Merkez Konseyi üyesi dinlenmedi. Söylemediklerimiz yargılandı, sözlerimiz dinlenmeden karar verildi.

    Dünya Tabipleri Birliği’nin (DTB) vurguladığı gibi; hekimlik, hastalarının iyiliğine adanmışlık, yüksek ahlaki standartlar, belli bir bilgi beceri bütünü ve yüksek derecede bağımsızlıkla karakterize bir iştir. “Giderlerse gitsinler” diyenlere inat korkmadan hakikati dile getiren TTB’nin yargı ile baskı altına alınmaya çalışılması, tam da mesleğimizin olmazsa olmazı bu bağımsızlığımızı hedeflemiştir. Üyeleri tarafından seçilmiş TTB Merkez Konseyi’nin bu şekilde görevden alınması kararı, yalnızca TTB’yi değil; ülkemizin demokratik örgütlerini ve demokrasi mücadelesini de hedef almaktadır.

    DTB hekimi, biyolojik olduğu kadar toplumsal kökenli hastalık ve rahatsızlıkları da tedavi eden olarak tanımlamıştır. Tam da bu sorumlulukla hekimler Sağlık Bakanlığı’nın atıl ve sessiz kalmasına karşın depremde ilk “hazırız” diyenler olmuş; deprem bölgelerine kendi imkanlarıyla akmıştır. Kendi yakınları enkaz altındayken hastanelere koşmuş, yıkılmış ASM’lerinin önüne çadır kurup hastalarına ulaşmaya çalışmış, aşı dolaplarındaki aşıları nasıl korurum diye çırpınmıştır.

    “HEKİMLİĞİN, ZORLUĞUNUN VE ONURUNUN FARKINDAYIZ”

    Çökmüş sağlık sistemini Şubat 2023 depremlerinde bir kez daha gördük. Hekimlerin, yurttaşların yalnızlığını hep birlikte gördük, görüyoruz. Deprem bölgesinde bir tarafta haftalarca sessiz kalanlar, bir şey yapmayanlar vardı; bir tarafta da dayanışma ve fedakarlıkla çalışan bizler… Yalnızca birbirimizin dayanışmasına sığınabildik. Yapılamaz denilen yerlerde yapılan, dayanıksız denilen hastanelerde çalıştırılmaya zorlanan onlarca hekim arkadaşımızın cenazesini enkazlardan aldık. Halen cenazelerine ulaşamadığımız hekim arkadaşlarımızı arıyoruz. Hekimlik mirasını kendisi için yol gösterici olarak gören TTB, iktidarların hoşuna gitmese de bilimsel ve toplumsal yaklaşımdan asla vazgeçmeyecek, bu tutumları gösteren her bir hekimin yanında olacak, haklarını koruyacaktır. Bize bilimsel, etik ve toplumsal sorumluklar veren hekimliğin, zorluğunun ve onurunun farkındayız.

    İktidar pandemide yürüttüğü yanlış sağlık politikaları nedeniyle fazladan ölümler yaşanmadı dememizi; COVID-19 nedeniyle ölen hekimlerin iş kazası nedeniyle ölmediğini söylememizi; “Sağlıkta şiddet olağandır” dememizi; “Bilim var liyakatsizlik yok, hekimler de geleceğini burada görüyor” dememizi istiyor. Kendileri de özel hastaneler zinciri sahibi olan iktidardakilerin bizden istediği, ranta açılan sağlık sisteminin tümden satılmasına sessiz kalmamızdır. Asıl amacın “yalnızca susmamız değil; onların istediklerini de söylememiz” olduğunun farkındayız. Ölümcül boyuta sıçrayan sağlıkta şiddete karşı; ciro baskısı, şirket kurdurma zorlamasıyla özel hastanelerdeki çalışma koşullarına karşı; tıbbın şarlatanlarına karşı; tek hedefi ucuz işgücü olan niteliksiz tıp fakültelerinin açılmasına karşı sessiz kalmayacak, mücadeleden geri durmayacağız. COVID-19 pandemisi, sağlıkta şiddet ve depremle ilgili gerçekleri bilimsel ve şeffaf olarak paylaşmalarını istemeye; çekinmeden açıklamaya devam edeceğiz.

    “ÖRGÜTÜMÜZÜN ÖZERKLİĞİNİ HİÇBİR MUKTEDİRE DEVRETMEYECEĞİZ”

    Bugün toplumun ve hekimlerin önüne çıkan yol ayırımı mesleki özerklik ve iktidarların çıkarlarına teslim olma arasındadır; liyakat ve haksızlık arasındadır; bilim ve yobazlık arasındadır; demokratik bir toplumla despotizm arasındadır. Onlar için aslolan kimin yargılandığı ve ne söylediği değil; hekimlerin susması, örgütümüzün özerkliğinin elinden alınması, onların ihtiyaç duyduklarını söylemesi, çıkarları için çalışan bir yer olmasıdır.

    Türk Tabipleri Birliği hekimlerin ve toplumun verdiği sorumluluğu ancak onların devralacağı mücadele kültürünün bilincindedir. Buna sahip çıkacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz. Merkez Konseyi olarak örgütümüzün özerkliğini hiçbir muktedire devretmeyeceğiz. Toplumu güçlü kılan, aynı şeyleri söyleten zorbalıklar değil, kimsenin zorba olmasına izin vermeyen ortak değerlerdir. Bunları savunması için “seçtiği” iç denetim aygıtlarıdır. Bu örgütlü kötülükle ancak ve ancak hep birlikte baş edebileceğimizi unutmamalıyız. Şimdi örgütümüze ve hekimlik değerlerimize, özerkliğimize, seçme hakkımıza, amasız-fakatsız-veyasız sahip çıkma zamanıdır. Her türlü hukuk dışılığa, baskıya ve zorbalığa karşı, hiç aralıksız çalışmamızı sağlayan dayanışma, destek ve inancınıza bir kez daha teşekkür ediyoruz. Bizleri susturacağını zannedenlere bir not: “Umudumuza, inancımıza ve dayanışmamıza bir kez daha yenileceksiniz.”

    PİRHA/ANKARA