Etiket: tülay hatimoğlulları

  • AKD’nin 14. Olağan Genel Kurulu başladı: Aleviler Suriye’de soykırıma uğruyor-VİDEO

    AKD’nin 14. Olağan Genel Kurulu başladı: Aleviler Suriye’de soykırıma uğruyor-VİDEO

    PİRHA-Alevi Kültür Dernekleri’nin 14. Olağan Genel Kurulu başladı. Suriye’de yaşanan katliamı herkese duyurmaları gerektiğini belirten Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Suriye’de Alevi soykırımına sessiz kalan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bizim artık çizgimizin çok net olması lazım, biz dünün yezitleri ve bugünün yezitlerine dur demedikçe verilen mücadele eksik kalacaktır” diye konuştu.

    Alevi Kültür Dernekleri’nin (AKD) 14. Olağan Genel Kurulu, Ankara’da Neşet Ertaş Sanat ve Gösteri Merkezi’nde başladı. AKD’nin genel kurulunda Seher Şengünlü ve Hüseyin Gökçe başkan adayı oldu.

    Genel kurula DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ile DEM Parti Mardin Milletvekili Mithat Sancar, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu ve çok sayıda kişi katıldı.

    “SURİYE’DE YAŞANAN KATLİAMI LANETLİYORUZ”

    Alevi Kültür Derneği olarak Alevilerin sesi olmaya devam ettik bundan sonra da Alevilerin sesi olmaya devam edeceğiz diyerek sözlerine başlayan AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, “Bugün Alevilere yapılan katliamları, soykırımları unutursak kanımız kurusun. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin cemevleri ibadethanedir, cem ise ibadettir kararının ardından iktidar acele bir şekilde Alevi kurumlarını muhatap almadan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Dünyanın gözü önünde Aleviler Suriye’de soykırıma uğruyor, yaşanan katliamı lanetliyoruz. Kendisine Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı diyen kurum Suriye’de yaşanan katliamı lanetlemiyor, bu nedenle kendilerini tanımıyoruz ve reddediyoruz” dedi.

    “ALEVİLER OLARAK HİÇ KİMSENİN ARTIĞI DEĞİLİZ”

    Alevilerin tarih boyunca yaşadığı katliamlar yetmiyormuş gibi bugün de Suriye’de katledildiğini vurgulayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Suriye’de Alevilere yönelik bir tenkil politikası yürütülüyor. Alevileri katledip göçe zorlayarak onların yaşadıkları alanlara farklı halkların yerleştirilerek demografik yapının değiştirilmek istendiğini biliyoruz. Suriye’de yaşanan katliama seyirci kalındığının da farkındayız. Suriye geçici yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri arasındaki sekiz maddelik anlaşmanın altıncı maddesindeki vurgunun Alevileri olumsuz etkilediğini biliyorum ve aynı zamanda anlaşmanın zamanlamasının da eleştirildiğinin farkındayız. Bizler bu eleştirileri Suriye’deki özerk yönetime de ilettik. Suriye’deki özerk yönetim demokratik bir ülke yaratılması için çaba içerisindedir. Bizler Aleviler olarak hiç kimsenin artığı değiliz, biz Aleviyiz. Bizler zulüm karşısında dik durmayı bilenleriz yaşadığımız soykırım ve asimilasyon politikalarını durdurmak için bize yaşatılan zulmün karşısında dik ve onurlu bir şekilde durmaya devam edeceğiz” diye ifade etti.

    “SURİYE’DE KATLİAMA UĞRAYANLARIN SESİNE SES OLMAMIZ LAZIM”

    Suriye’de yaşanan katliamı herkese duyurmaları gerektiğini belirten Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Suriye’de Alevi soykırımına sessiz kalan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bizim artık çizgimizin çok net olması lazım, biz dünün yezitleri ve bugünün yezitlerine dur demedikçe verilen mücadele eksik kalacaktır. Bulunduğumuz her alanda hem insanlara Suriye’deki katliamı anlatmamız hem de Suriye’de katliama uğrayanların sesine ses olmamız lazım. İktidarın Suriye’de yaşanan katliama dur demesini bekliyoruz, Yayladağ sınır kapısının açılmasını istiyoruz. Hem soykırımla karşı karşıya hem de açlık ve susuzlukla mücadele ediyor. İnsani yardım koridorunun açılması gerekiyor. Aleviler her zaman barıştan yana oldu ve biz de onurlu ve toplumsal bir barıştan yanayız” diye belirtti.

    “BİRLİKTE MÜCADELE ETMEMİZ LAZIM”

    Suriye’de insanlık tarihinin en ağır soykırımlarından birisinin yaşandığını belirten PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Bütün gücümüzle faşizme, gericiliğe ve şeriata karşı birlikte mücadele etmemiz lazım. Eğer birlikte mücadele etmezsek ve geçmişi unutursak onlar yeni katliamlarla kendilerini hatırlatacaklar.”

    “KARDEŞLİĞİ VE DAYANIŞMAYI BU TOPRAKLARA ALEVİLER ÖĞRETECEK”

    Aleviler olarak tarih boyunca yaşadıkları bütün zulümlere rağmen ayakta kaldıklarını belirten CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, “Suriye meselesinin özü Türkiye’de şekillenmiştir. Suriye’de bugün yaşanan savaşın en büyük sorumlusu emperyalizm ve Türkiye devletidir. Bize düşen tek şey birlikte olmaktır, bize yaşanılan zulme karşı direnmiş bir toplumuz. Aleviler hiçbir zaman demokrasi mücadelesini kimlikler ve inançlar üzerinden yapmazlar. Aleviler 72 millete aynı nazarla bakıyorlarsa herkesin kardeşçe ve onurlu bir şekilde bir arada yaşamasını isterler. Siyasetin,  Alevilere öğreteceği bir şey yoktur çünkü siyaset Alevilere sadece gözyaşı, katliam ve zulüm öğretti ama eğer birileri bir şeyler öğrenecekse Alevi kültüründen öğreneceği çok şey var. Kardeşliği ve dayanışmayı bu topraklara Aleviler öğretecek” diye konuştu.

    Genel kurul konuşmalarla devam ediyor.

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti, CHP’yi ziyaret etti: Barış sürecinin, hiçbir şekilde heba edilmemesi çok kıymetli-VİDEO

    DEM Parti, CHP’yi ziyaret etti: Barış sürecinin, hiçbir şekilde heba edilmemesi çok kıymetli-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti İmralı Heyeti’nde yer alan Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile görüştü. Kürt sorununa karşı yapıcı bir tutum içinde olduklarını vurgulayan Özgür Özel, “Eğer 2013-2015 süreci olması gerektiği gibi yönetilseydi o günden bugüne akan gözyaşı ve kan akmayacaktı. O yüzden geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarmak gerekir. TBMM dışında oluşturulan zeminlerde bir çözüm arayışı doğru bir arayış olmaz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti’nde yer alan Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile görüştü. CHP Genel Merkezi’nde yapılan görüşmede DEM Parti heyeti, CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, Örgütlemeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ensar Aytekin tarafından karşılandı. Yapılan toplantı sonrası ortak açıklama yapıldı.

    “DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMÜN ZEMİNİNİN GÜÇLÜ BİR BİÇİMDE HAZIRLANMASI GEREKİYOR”

    Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine görüşmelere başladıklarını söyleyen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “1 Ekim’den bu yana sayın Bahçeli’nin de grup toplantılarında dile getirdiği; Kürt sorununun çözümüne dair ve PKK’nin silah bırakmasına dair çeşitli diyalog süreçleri mevcuttu. Bu diyalog süreçlerinde yepyeni bir sayfa açıldı. Bu sayfa İmralı’dan gelen çağrıyla birlikte açıldı. Barış ve Demokratik Toplum çağrısıyla birlikte yepyeni bir sayfa açıldı. Çağrının ana teması, Kürt sorununun çatışma ve şiddetten arındırılarak, yasal, siyasi ve demokratik bir zeminde çözümüne dair ipuçları veriyor. Bu çağrının muhatabı bir yandan sayın Öcalan’ın kendi örgütüdür, öte yandan Türkiye’deki bütün siyasal ve toplumsal dinamikler, iktidarı ve muhalefetiyle birlikte tüm siyasi partiler, aynı zamanda devletin kendisidir.

    Bu sürecin özellikle yasal ve hukuki zemine kavuşması için elbette kimi ortamların hazırlanması çok kıymetli ve önemli olacaktır. Sayın Özel ve heyetiyle birlikte bunları da istişare ettik. Parlamentonun süreçte üstleneceği rolün toplumsal barışa ne kadar büyük bir katkı sağlayacağının altını çizmek istiyorum. Bu çağrının karşılık bulmasının zeminin güçlendirilmesi bakımından bir çatışmasızlık sürecinin başlaması çok kıymetli olacak. Sayın Öcalan, PKK’ye kendini feshetmesiyle ilgili çağrı yaptı. PKK de olumlu yönde karşılık verdi. Koşulların hazırlanmasıyla birlikte, kendi kongrelerini toplayabilecekleri bir zeminin oluşmasıyla birlikte bu süreci başlatacaklarına dair bilgi vermişlerdi. Çatışmasızlık sürecinin özellikle altını çizmek istiyorum. Çünkü bu fesih sürecinin gerçekleşebilmesi, bu demokratik dönüşümün gerçekleşebilmesinin zeminin güçlü bir biçimde hazırlanması gerekiyor” diye konuştu.

    “BUNDAN SONRA PARLAMENTO ZEMİNİNDE ATILACAK ADIMLAR ÖNEMLİ”

    Çatışmasızlık sürecinin başlamasının önemli olduğunu vurgulayan Hatimoğulları, “Başta bu görüşmeler olmak üzere bundan sonra parlamento zemininde atılacak adımların önemi. Yani bu süreçte bir yasallığın başlaması çok önemli. Bahsini ettiğim görüşmeler bunun içindedir. Sürecinin gerçekleşebilmesi, bu demokratik dönüşümün gerçekleşebilmesinin zeminin güçlü bir biçimde hazırlanması gerekiyor. Ana muhalefet partisi başta olmak üzere diğer muhalefetin bu konuda bugüne kadar verdiği olumlu mesajlar çok kıymetli. Bu süreç çok önemli bir süreç. Barış sürecinin, bu girişimlerin hiçbir şekilde heba edilmemesi çok kıymetli. O nedenle herkesim tarafından bu sürecin sahiplenilmesi ve bu çorbada herkesin emeğinin ve tuzunun olması çok önemli. Bu anlamıyla elbette devlete ve iktidara çok önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir. Bugün CHP’nin bu görüşmemizde Kürt sorununun çözümünü içeren demokratikleşme paketi hazırlıkları ile ilgili bizleri bilgilendirdiler. Ben bu kıymetli çalışma ve hazırlık için yine kendilerine teşekkürlerimizi sunuyorum. Bu dönem, meclisin, siyasetin ve bütün demokratik zeminin inisiyatif alması gereken bir dönem” dedi.

    “BİZ ÇÖZÜMSÜZLÜK SİYASETİNİN İNSANLARI DEĞİLİZ”

    Gruplarının halkın sorunlarını çözmek üzere halktan yetki istediğini belirterek konuşmasına başlayan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Halkın verdiği yetki de bu yöndedir. Çatışmalı bir süreç terk edilecekse, terör örgütü silahlarını bırakacaksa, kendisini lağvedecekse, artık hiçbir ana ağlamayacaksa, şehitler gelmeyecekse, Türk’ün ve Kürt’ün annesi ağlamayacaksa, kan duracaksa, yetimler olmayacaksa, milletin verdiği görev bu sürece katkı sağlamaktır. Zaten eğer milletvekili olup, milletten bu yetkiyi alıp da böyle bir sürece ne olursa olsun karşı olmak demek, akan kan ve gözyaşının devam etmesine, ‘benim bir çözümüm yok, ben orada yokum’ demektir. Biz bu siyasetin insanları değiliz” dedi.

    “SORUNUN ÇÖZÜMÜ İÇİN ZEMİN PARLAMENTODUR”

    Kürt sorununa karşı yapıcı bir tutum içinde olduklarını vurgulayan Özgür Özel, “Bu sorunun çözülmesi için gayret sarf edeceğiz. Zemin neresidir? Zemin parlamentodur. Bu konuda geçtiğimiz hafta grup toplantısında da sayın Numan Kurtulmuş’a inisiyatif alması noktasında bir çağrıda da bulunmuştum. Bunu da tekrar etmek isterim. Parlamentoda bu sorunla ilgili çalışmalar başladığında biz kendi görevimizi yerine getirmiş, milletin bize verdiği görevi yerine getirmiş bir biçimde orada olacağız. Bunu da önümüzdeki süreç içerisinde parlamentodaki muhataplarımızla da paylaşacağız. Bizim hedefimiz hem Kürtler hem Türkler hem Aleviler hem Sünniler… etnik kimliği ya da inancı ne olursa olsun herkes için tam demokrasi tam özgürlük ve herkesin kendisini eşit gördüğü bir toplum. Bunun için yapılması gereken yasal düzenlemelerin tamamının yapılması gerekiyor. Burada meseleyi ikiye ayırmak lazım. Bir eksik olan ve yapılması gereken yeni yasal düzenlemeler var. İkincisi mevcut yasaların adil ve demokratik uygulanması, kötüye kullanılmaması var. Bununla ilgili adımlar kararlılıkla atılması gerekiyor. Buradan kim karlı çıkacak? Buradan bir bütün olarak Türkiye karlı çıkacak. Bu işi bir siyasi partinin karına ya da zararına, siyasi ikbal hedeflerine, bir takım ufak hesaplara alet edersek hepimiz kaybederiz” diye ifade etti.

    “GEÇMİŞTE YAPILAN HATALARDAN DERS ÇIKARMAK GEREKİYOR”

    2013-2015 sürecinde muhalefetin dışlandığını söyleyen Özel, “Bugünle ilgili de baştan olumsuzlamak istemem ama görünen o ki ülkeyi yöneten iktidar partisi özellikle AKP, Cumhuriyet Halk Partisi’ni, muhalefeti dışlayarak ve onların görüşlerini değersizleştirerek yol alma niyetindeler. Buradan bir kez daha uyarıyorum ki kaybederiz, bütün Türkiye kaybeder. Eğer 2013-2015 süreci olması gerektiği gibi yönetilseydi o günden bugüne akan gözyaşı ve kan akmayacaktı. Bu kadar yuvaya ateş; evladın, eşin, annenin, babanın yüreğine ateş düşmeyecekti. O yüzden geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarmak gerekir. Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında oluşturulan zeminlerde bir çözüm arayışı doğru bir arayış olmaz. Bizim 7-8 başlık ve ana tema üzerinde çalıştığımız, çok sayıda kanunda ve 20’den fazla kısımda çalışmalarını yaptığımız bir demokratikleşme paketi var. Bu paketin hayata geçmesi durumunda Kürt sorununda da çok önemli bir ilerlemenin kaydedileceği, hele hele Türkiye’nin dünyadaki algısı, ekonomisine yapacağı katkılar, şu anda en gerilerde olduğumuz endekslerde bizi çok daha ileriye götürecek, Türkiye’yi demokratikleşme üzerinde yeniden bir kalkınma sürecine sokacak bir süreçten kimse mahrum kalmayacak. Ama bunlar reddedilir ve yapılmazsa sorunun çözümü mümkün olmayacak. Çünkü demokratikleşme içermeyen hiçbir çözüm kalıcı olmuyor. Ama Türkiye’de kimse bundan karlı çıkmayacak” diye konuştu.

    “DEMOKRASİ DIŞINDA BİR ÖNERİMİZ YOK”

    Sürece katkı sunmamayı doğru bir yaklaşım olarak görmediklerini belirten Özel, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Biz dışlanırsak, süreç baltalanırsa, bu sorun bu dönemde çözülmezse; Adalet ve Kalkınma Partisi, parti çıkarları için, kişisel çıkarları için bunu heba etmiş bir siyasi hareket olarak tarihin sayfalarındaki yerini alır. Türkiye de önüne bakar. Türkiye’nin önüne bakacağı süreci beklemek yerine bugün ortaya çıkabilecek bu süreci hep birlikte sahiplenmek gerekiyor. Bunun için 3 önerimiz var; Demokrasi, demokrasi, demokrasi. Bunun dışında bir önerimiz yoktur.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti: Suriye’deki Alevi katliamı durdurulmalıdır

    DEM Parti: Suriye’deki Alevi katliamı durdurulmalıdır

    PİRHA- Suriye’de Alevi halklarına yönelik saldırıları kınayan DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, “Uluslararası kamuoyunu yaşanan bu katliamlara karşı etkin bir tutum almaya ve Alevi halkıyla dayanışma içinde olmaya çağırıyoruz” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Suriye’deki Alevi katliamına dair yazılı açıklama yaptı.

    “ETKİN KATILIM SAĞLANMADI

    “Suriye’deki Alevi katliamı durdurulmalıdır; uluslararası kamuoyunu etkin bir tutum almaya çağırıyoruz” başlıklı açıklamada, şu ifadeler yer aldı:

    “Suriye’de iç savaşın başladığı 2011 yılından bu yana, ülkedeki tüm toplumsal kesimleri ve farklılıkları tanıyan kapsayıcı ve demokratik bir anayasal çözümü savunduk. ‘Farklılıkların tanınması, demokratik birliğin teminatıdır’ anlayışıyla hareket ettik. 8 Aralık 2024’te Esad rejiminin devrilmesinin ve HTŞ’nin Suriye’nin önemli bir kısmında denetimi ele geçirmesinin ardından kurulan Ahmed El Şara (Colani) yönetimi, bu ilk 3 aylık süreçte ısrarla Kürtleri, Alevileri, Dürzileri, kadınları ve ‘kendisinden’ olarak tanımlamadığı tüm toplumsal kesimleri dışlayan bir politika izledi. Geçici hükümetin belirlenmesi, ulusal diyalog konferansının düzenlenmesi ve anayasa hazırlık komitesinin oluşturulması gibi Suriye’nin geleceğine yön verecek tüm kritik aşamalarda halkların ve inançların temsilcileriyle ortaklaşılmadı, onların sürece etkin katılımı sağlanmadı. Bu dışlayıcı yaklaşımın, yıllardır barış ve huzur bekleyen Suriye’de yeni gerilim ve çatışmalara neden olacağına dair endişelerimizi defalarca dile getirdik.

    SALDIRILARA SON VERİN

    Son olarak Lazkiye ve Tartus’ta Arap Alevilerine yönelik gerçekleştirilen katliamlar, bu tekçi ve dışlayıcı anlayışın acı bir sonucudur. Yine Hama, Humus ve birçok köyde yoğunlaşan ve failinin HTŞ olduğu katliamlara tanık oluyoruz. Bu olağanüstü gelişme, 2011’den bu yana devam eden iç savaşın halen bitmemiş olduğunun da açık bir göstergesidir. Durum son derece ciddidir ve dünya kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşen tarihin en büyük Alevi katliamlarından birine seyirci kalınmaktadır. HTŞ yönetiminin Alevi halkına yönelik bu katliamlarını ve zorla yerinden etme politikalarını en güçlü şekilde kınıyoruz. HTŞ yönetimi, derhal bu saldırılara son vermeli ve Arap Alevilerinin meşru ve demokratik taleplerini tanımalıdır.

    ULUSLARARASI KAMUOYUNA ÇAĞRI

    Bu trajik gelişmeler bir kez daha göstermektedir ki Suriye’de kalıcı barışın ve toplumsal huzurun yolu, farklılıkların tanınmasından ve tüm halkların, inanç gruplarının eşit ve adil bir şekilde temsil edildiği adem-i merkeziyetçi bir yönetimin oluşturulmasından geçmektedir. Son 3 aydır tek taraflı yürütülen idari, hukuki ve siyasi girişimlere derhal son verilmeli, tüm kesimlerin uzlaşabileceği yeni bir diyalog ve inşa süreci başlatılmalıdır. Türkiye’deki iktidarı, HTŞ yönetimiyle kurduğu yakın ilişkiyi ve her türlü işbirliğini gözden geçirmeye, bu katliamları önlemek üzere yapıcı bir yaklaşım sergilemeye davet ediyoruz. Uluslararası kamuoyunu ise Lazkiye ve Tartus’ta yaşanan bu katliamlara karşı etkin bir tutum almaya ve Suriye’deki Alevi halkıyla dayanışma içinde olmaya çağırıyoruz.”

  • Tülay Hatimoğulları: Barış bir siyasi pazarlık konusu olamayacak kadar değerli ve önemlidir-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Barış bir siyasi pazarlık konusu olamayacak kadar değerli ve önemlidir-VİDEO

    PİRHA-Abdullah Öcalan’ın, barış çağrısıyla Türkiye’de ve Ortadoğu’da barışın ve demokrasinin kapılarını ardına kadar araladığını vurgulayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bu çağrı asrın barışı ve çözümün en güçlü zeminini sağlamıştır. Artık korkuların, kaygıların, sendromların değil, demokrasi, eşitlik, adalet ve özgürlük taleplerinin yaşamlarımızı belirleyeceği bir döneme girmeye yakınız” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Meclis’te kadın grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE DERHAL GERİ DÖNÜLMELİDİR”

    İktidarın kadınların sosyal ve siyasal haklarını, kazanımlarını güçlendirmek yerine 2025 yılını ‘aile yılı’ ilan etmesine tepki göstererek sözlerine başlayan Tülay Hatimoğulları, “Bu ilanın hemen ardından kadınların doğurup doğurmayacağına, kaç çocuk doğuracaklarına, bütün bunlara reisli aile modeliyle karar vermeye kalktılar. Bu amaçla nüfus politikaları kurulu ve aile enstitüsü kurdular. Bizler aileyi korumak ve güçlendirmek adı altında kadının emeğine, bedenine, sağlığına ve tüm yaşamına müdahale eden politikalara karşı derhal geri adım atılmasını istiyoruz. Gebeliği engelleyici yöntemleri, kürtajı, hatta sezeryanla doğumu dahi anormal gösteren politikaları asla kabul etmiyoruz. Kadın bedeninden ve sağlığından elini çek ey iktidar. Bedenimizden elinizi çekin. Erkek şiddetini önlemenin yol haritası çok açıktır. Öncelikle İstanbul Sözleşmesi’ne derhal geri dönülmelidir. 6284 sayılı kanunun her maddesi etkin bir şekilde hayata geçirilmelidir. Kadınlara dayatılan yoksulluk ve bütçelemede reva görülen sefalet anlayışından derhal vazgeçilmelidir” diye belirtti.

    “KAYYIM REJİMİNİ ASLA KABUL ETMEDİK, ETMEYECEĞİZ”

    Kayyımların kadınların iradesinin gaspı anlamına geldiğini söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Kadınların siyasette ve yerel yönetim mekanizmalarında dışlanması demektir. Yerelde yaşayan kadınların haklarına ve yaşamlarına ve yerel yönetim hizmeti almalarına müdahale demektir. Eş başkanlığa ve eşit temsiliyete, demokratik, ekolojik ve özgürlükçü yerel yönetim modelimize müdahale demektir. Biz kadınlar kadın kazanımlarına en büyük saldırı biçimlerinden biri olarak bu kayyım rejimini görüyoruz. Asla kabul etmedik, etmeyeceğiz. Kayyımlar gidecek, kadınlar ve halk kalacak, seçilmişler kalacak. 8 Mart’ta hep birlikte alanlarda, meydanlarda olacağız. Türkiye kadın hareketi, feministler, Kürt kadın hareketi ile el ele verip Türkiye’nin dört bir yanını mora boyayacağız. Bizler Kadın Meclisi’mizle, ‘Kadın Özgürlük Mücadelesiyle Barışı Örgütlüyoruz’ şiarıyla alanlarda ve meydanlarda olacağız” diye ifade etti.

    “HERKESİN EŞİT VE ADİL BİR YAŞAMI PAYLAŞACAĞI DEMOKRATİK BİR ZAMANDIR”

    Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat tarihli çağrısında yeni dönemin temel şifresinin demokratikleşme mücadelesi olduğunu söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Demokratikleşme mücadelesinin devrimci öznesi kadınlardır. Demokratikleşme devrimci olmanın, sosyalist olmanın ilk şartı kadın meselesine özgürlükçü yaklaşmaktır. Tarihin en derin sömürüsüne maruz bırakılan kadınlarla eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelemizi taçlandıracağız.’ Kadın özgürlük mücadelesinin yarattığı büyük umut ve kararlılığın altını çizen Sayın Abdullah Öcalan, tüm kadınlara en içten selam ve saygılarını gönderdi. 27 Şubat 2025 tarihinde bütün dünya tarihi bir ana tanıklık etti. Sayın Abdullah Öcalan, barış ve demokratik çağrısıyla Türkiye’de ve Ortadoğu’da barışın ve demokrasinin kapılarını ardına kadar araladı. Bu çağrı asrın barışı ve çözümün en güçlü zeminini sağlamıştır. Artık korkuların, kaygıların, sendromların değil, demokrasi, eşitlik, adalet ve özgürlük taleplerinin yaşamlarımızı belirleyeceği bir döneme girmeye yakınız. Bu dönem kimsenin birbirine üstünlük sağlayacağı bir dönem değildir. Herkesin eşit ve adil bir yaşamı paylaşacağı demokratik bir zamandır” dedi.

    “ÖCALAN’IN ÇAĞRISIYLA ORTADOĞU VE TÜRKİYE’DEKİ TÜM DİNAMİKLER KAZANACAK”

    Türkiye’nin önümüzdeki süreçte temel mücadele dinamiğinin demokrasi, adalet ve özgürlük olduğunu ifade eden Hatimoğulları, “Emin olun ki iktidar ve muhalefet ve toplum asrın çağrısını yerine getirdiği an sadece Kürt halkı değil, bütün Türkiye halkları ve inançları hep birlikte çok büyük kazanacak. Sayın Öcalan’ın çağrısıyla Ortadoğu ve Türkiye’deki tüm dinamikler kazanacak, Türkiye mutlaka ve mutlaka barışa kavuşacak. Sayın Öcalan’ın yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na dünyadan, bölgeden ve Türkiye’den tarihte eşine az rastlanan bir destek var. Şimdi bu sürecin toplamı bakımında adım atma sırası ve sorumluluk iktidar ve devlettedir. Her bir destek açıklaması bu ülkede yüzyıldır yanan ateşe su dökmektir. Ülkenin demokratikleşmesine eşsiz katkılar sunmak demektir. Ne mutlu demokratik çözümden yana olanlara ne mutlu barış için mücadele edenlere ne mutlu insanca ve demokratik yaşam diyenlere” diye konuştu.

    “TÜM HALKLAR KAZANACAK”

    Artık toplumun kendini özgürce ifade etme zamanı olduğunu dile getiren Hatimoğulları, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Biz de diyoruz ki yüz yıllık kapatılan ifade kanalları açılınca demokrasinin zemini güçlenir. Demokratikleşme bu ülkenin geleceğinin sigortasıdır. Demokratik uzlaşı ve özgür siyaset gelecek kuşaklara bırakacağımız en önemli ve en temel mirastır. Gelin yarınlarımızı hep birlikte kuralım diyoruz. Buradan Türk halkına seslenmek isterim. Bu gelişmelerin barışla ve çözümle nihayetlenmesi zannetmeyin ki sadece Kürt halkına yarayacak. Ama emin olun ki burada Kürt halkı kadar Türk halkı ve bu coğrafyada yaşayan diğer bütün halklar kazanacak. Bu bütün halkların ortak yaşam başarısının altına imza atmak olacak. Hepimiz eşit kendi dilimiz ve inancımızla özgür yaşayabileceğimiz bir düzenin inşası olarak okunmalıdır bu süreç. Demokrasi ve eşitlik halkların alınması hiçbir halkı bölmez. Her halkın birbirine karşı saygısını, sevgisini ve birlikteliğini büyütür.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hatimoğulları İngiltere’de konuştu: Alevilerin sesini dünyaya duyuralım-VİDEO

    Hatimoğulları İngiltere’de konuştu: Alevilerin sesini dünyaya duyuralım-VİDEO

    PİRHA-Avrupa Alevi örgütleri, İngiltere’de ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ konferansı gerçekleştirdi. Suriye’de yönetimin değişmesinin ardından Alevilere yönelik katliamların gerçekleştiğini vurgulayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Katledilen, yaşadıkları topraklardan göç ettirilmeye çalışılan Alevilerle gerek Türkiye’deki gerekse de Avrupa’daki Aleviler olarak dayanışma içerisinde olmak ve onların sesini bütün dünyaya duyurmak çok önemli” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Britanya Alevi Federasyonu (BAF) ve Britanya Demokratik Güç Birliği tarafından İngiltere Alevi Kültür Merkezi Cemevi’nde ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ konferansı düzenlendi.

    Konferansa DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Britanya Alevi Federasyonu Eşit Başkanı Müslüm Dalkılıç ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat konuşmacı olarak katıldı.

    Açılış konuşması yapan Enfield Alevi Kültür Merkezi başkanı Fatma Yıldırım Polat ve Britanya Demokratik Güçbirliği Temsilcisi Feyzullah Cinpolat, katılımcıları selmaladı.

    “HİÇ KİMSENİN BAŞINI EĞMEDİĞİ BİR BARIŞIN OLMASI HEPİMİZİN DİLEĞİ”

    Alevilerin barışı konuşmasının önemli olduğunu belirten Britanya Alevi Federasyonu Eşit Başkanı Müslüm Dalkılıç, “Suriye’de Alevilerin yaşadıkları ortadayken ve kendi topraklarımızda faşizan baskıcı sistemin açık bir şekilde karşısında olmak lazım. DEM Parti ve CHP belediyelerine kayyımlar atanıyor, yüzlerce devrimcilerin tutuklandığı bir süreçte Alevilerin bu süreçte sessiz kalması doğru değil. Bu nedenle Alevilerin barışı konuşması gerekiyor. Elbette barış çok önemli ama o barışın ilkeli ve hiç kimsenin başını eğmediği bir barışın olması hepimizin dileği” diye belirtti.

    “BARIŞA EN FAZLA İHTİYAÇ DUYDUĞUMUZ BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ”

    Barışın Alevilerin tarih boyunca inşa etmeye çalıştıkları bir olgu olduğunu vurgulayan Londra Cemevi Başkanı İbrahim Has, “Sevgi bizim dinimiz, 72 millete aynı nazarla bakarız diyen inancın başka bir amacı olması da imkânsız bir şey. Alevilerin kurmak istediği Rıza Şehri’de barışın her anlamda tesis edildiği bir ütopyadır. Barışa en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz” dedi.

    “SURİYE’DE KATLEDİLEN ALEVİLERİN SESİNİ BÜTÜN DÜNYAYA DUYURMAK ÇOK ÖNEMLİ”

    Alevilerle barışı konuşmanın önemine değinerek sözlerine başlayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Aleviler yaşadığımız coğrafyada büyük acılar yaşadı. Yanı başımızda bulunan Suriye’de yönetimin değişmesinin ardından Alevilere yönelik katliamlar gerçekleşiyor. Suriye topraklarında sıkıştırılan siyasal İslam çizgisi tarafından katledilen, yaşadıkları topraklardan göç ettirilmeye çalışılan Alevilerle gerek Türkiye’deki gerekse de Avrupa’daki Aleviler olarak dayanışma içerisinde olmak ve onların sesini bütün dünyaya duyurmak çok önemli” diye konuştu.

    PİRHA/İNGİLTERE

  • Hatimoğulları “İradeye Saygı Yürüyüşü”nde: Seçmene saygı duyun

    Hatimoğulları “İradeye Saygı Yürüyüşü”nde: Seçmene saygı duyun

    PİRHA- “İradeye Saygı Yürüyüşü”nde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Seçmene ve sandıktan çıkana saygı duyun” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yönetimindeki Hakkari Belediyesi’ne 3 Haziran’da kayyum atanmasına karşı başlatılan “İradeye Saygı Yürüyüşü” 8’inci gününde devam ediyor. Yarın yürüyüşün finali Hakkari’de gerçekleşecek.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da yürüyüşe katıldı. Zap Vadisi’nde devam eden yürüyüşte konuşan Hatimoğulları, “Kayyuma karşı başlattığımız bu yürüyüşte irademize, seçme seçilme hakkımıza, yasaya, anayasaya saygı talep ediyoruz. Ne yazık ki kayyımcı zihniyet bunu tanımıyor ve kayyım atıyorlar. Siyasi darbe gerçekleştiren bu anlayışa karşı her yerde eylemlerimiz devam ediyor. Türkiye ve Kurdistan’ın dört bir yanından irademize saygı için yürüyoruz. Seçmene ve sandıktan çıkana saygı duyun ve meclisin eş başkanlarını seçmesini tanıyın” dedi.

    Yürüyüşçüler daha sonra yeniden yola koyuldu.

    (MA)

  • Hatimoğulları: AKP, Kürtlere diz çöktüremediği için Kobane kumpas davalarını uydurdu-VİDEO

    Hatimoğulları: AKP, Kürtlere diz çöktüremediği için Kobane kumpas davalarını uydurdu-VİDEO

    PİRHA- HDP’li eski milletvekilleri Hüda Kaya, Garo Paylan, Serpil Kemalbay, Fatma Kurtulan ve Pero Dündar’ın yargılandığı ikinci Kobane davasında ilk duruşma başladı. Duruşma öncesi adliye önünde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, iktidarın Kürt halkına diz çöktüremediği için kumpas davaları uydurduğunu söyledi.

    Kobane eylemleri gerekçe gösterilerek HDP’li 5 siyasetçi hakkında açılan ikinci Kobane davasının ilk duruşması Sincan Adliyesi’nde başladı.

    Daha önce milletvekili oldukları için isimleri olduğu halde o aşamada yargılanamayan HDP’li Hüda Kaya, Garo Paylan, Serpil Kemalbay, Fatma Kurtulan ve Pero Dündar’ın yargılandığı davanın duruşması öncesi DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları basın açıklaması yaptı.

    “AİHM KARARLARI UYGULANSIN”

    Davanın ilk etabında başta eski HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş olmak üzere çok sayıda siyasetçiye ağır hapis cezaları verildiğini hatırlatan Hatimoğulları, “Dün olduğu gibi bugün de taleplerimizi sıralamaktan asla geri adım atmayacağız. Kobanî Kumpas Davası bir kumpas davasıdır. Kobane Kumpas Davası, AKP ve Saray’ın koltuk değneğine dönüşmüş olan ve Saray’da yazılan iddianamelerle yol alan yargının sonuçlarıdır. Bunu asla kabul etmiyoruz. Bugün AİHM’in kararları ortadadır. AİHM’in Demirtaş için vermiş olduğu karar, bu davada yargılanan bütün arkadaşlarımızı bağlayan bir karardır. Türkiye AİHS’e taraf bir ülke olarak AİHM kararlarını harfiyen yerine getirmelidir. AİHM kararları der ki Türkiye’de yargı taraflı davranmıştır, yargı hukuka göre değil siyasi saiklerle davranmış ve bu kararları vermiştir. Bu kararlar yok hükmündedir ve Kobane Kumpas Davasında yargılananlar derhal serbest bırakılmalıdır demektedir. Biz AİHM kararlarının uygulanmasını talep ediyoruz” dedi.

    Hatimoğulları açıklamasına şöyle devam etti:

    “Kobane Kumpas Davasının esas hikayesinin başlama noktasını herkes biliyor. Kobane IŞİD’e karşı en güçlü mücadelenin yürütüldüğü yerdir. Kobane’yi bütün dünya IŞİD’e karşı verilen onurlu mücadeleyle tanımıştır. IŞİD, o dönemde Irak’tan Türkiye sınırlarına kadar Levant bölgesinin tamamında bir İslam devleti kurmak amacıyla Müslümanlar da dahil olmak üzere herkesi katletmiş bir örgüttür. Bu katliamcı örgüte, bu kadınlara yönelik düşmanca politika yürüten tecavüzcü ve katliamcı örgüte karşı Kobane halkı, Kürt halkı güçlü bir direniş sergilemiştir.

    Bu direniş bütün Türkiye ve Dünya’da büyük büyük bir takdirle karşılanmıştır. Ama ne var ki AKP, HDP’nin siyaseten elini bükemediği için, Kürt halkına diz çöktüremediği için Kobane Kumpas Davasını tezgahlamıştır. Bu tezgahı asla kabul etmiyoruz. Kobane Direnişi onurlu bir direniştir. Kobane Direnişine sadece HDP’liler sahip çıkmamıştır; Türkiye’de demokrasiden yana olan, IŞİD zihniyetine karşı olan herkes Kobane’nin direnişini takdirle karşılamıştır. Dünya kamuoyu için de öyledir.”

    İDDİANAMEDE NE VAR?

    Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, siyasetçiler hakkında 38’er kez ağırlaştırılmış müebbet ile 19 bin 680’er yıl hapis cezası isteniyor. İddianame, 22 Mayıs’ta Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. 298 sayfalık iddianame iki bölümden oluşuyor. 183 sayfalık ilk bölümde, “maktul ve mağdurların isimleri” ile iddialar yer alıyor, ikinci bölümde ise, davaya gerekçe yapılan Kobane eylemlerine dair detaylar yer alıyor.

    Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 108 siyasetçinin yargılandığı davanın karar duruşması 16 Mayıs’ta görülmüştü. Ankara 22’inci Ağır Ceza Mahkemesi, 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı davada ceza yağdırmış, Mahkeme Selahattin Demirtaş’a 42 yıl, Figen Yüksekdağ’a 30 yıl 3 ay ceza, 24 kişi hakkında da toplam 407 yıl 7 ay hapis cezası vermişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hatimoğulları: İktidar Alevilere diz çöktüremeyecek-VİDEO

    Hatimoğulları: İktidar Alevilere diz çöktüremeyecek-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında konuştu. Hatimoğulları, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ile Düzgün Baba Cemevi Başkanı Sinan Kırmızıçiçek’e cezaların yağdırıldığını hatırlatarak, “Ceza politikaları Alevilere diz çöktürmedi, şimdiden sonra da diz çöktürmeyecektir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.
    Grup toplantısına Hatay Deprem Dayanışması, Suruç Aileleri, Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi’nin (SYKP) Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz ile Tüm Emekliler Sendikası üyeleri katıldı.

    “DERSİM HALKINDAN ÖZÜR DİLENMELİDİR”

    Toplantıya katılanları selamlayan Hatimoğulları, idam edilmelerinin üzerinde 52 yıl geçen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı bir kez daha andığını ve onları hiçbir zaman unutmadıklarını söyledi. Hatimoğulları, ayrıca Dersim Katliamı’nın yıl dönümüne ilişkin ise “Dersim başta olmak üzere insanlığa karşı gerçekleştirilmiş tüm katliamlarla yüzleşilmelidir. Bu çatı altında hakikatleri araştırma, yüzleşme komisyonları oluşturulmalıdır. Dersim halkından özür dilenmelidir” dedi.

    “İKTİDAR, ALEVİLERE DİZ ÇÖKTÜREMEYECEK” 

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ile Düzgün Baba Cemevi Başkanı Sinan Kırmızıçiçek’e cezaların yağdırıldığını hatırlatan Hatimoğulları, şunları söyledi:

    “İktidarın Alevi inancı üzerindeki tekçi anlayışına, dayatmacı anlayışına hayır diyenler, asimilasyon politikasına her fırsatta karşı koyanlar, Alevilere dönük ‘biz devletin Alevisi değiliz, kendi Alevi inancımızı özgürce bu topraklarda yaşamak istiyoruz’ diyenlere ne yazık ki böyle cezalarla karşılık verilmektedir. Ceza politikaları Alevilere diz çöktürmedi, şimdiden sonra da diz çöktürmeyecektir. Bizler DEM Parti olarak Alevi canlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Dün olduğu gibi bugün de Alevi canlarımızla yan yana, iç içe ortak mücadele içinde olacağımızı bir kez daha buradan belirtiyorum.”

    “TÜM İNANÇLARA ÖZGÜRLÜK”

    İnançların özgür biçimde yaşandığı bir coğrafya için mücadele ettiklerini dile getiren Hatimoğulları, “Bir an şu son 10 günü düşünerek gözlerimizi kapatıp şu hayali kurabiliriz. Ezanın, çanın, hazanın ve buhur tütsüsünün birbirine karıştığı bir coğrafyada bizler huzur içinde her birimiz kendi rengiyle ötekinin ötekine karışmadığı, insanların birbirlerini inançlarından ve dillerinden dolayı yargılamadığı ve bunun sorun olmadığını bilerek bu hayali yaşamak güzel değil midir? İşte bu hayali gerçekleştirmek zor değil diyoruz DEM Parti olarak” dedi.

     “16 MAYIS’TA TARİHİ BİR KARAR ÇIKACAK”

    AİHM kararlarına göre Gezi Davası tutukluları Osman Kavala ve arkadaşları serbest bırakılması gerektiğini ifade eden Hatimoğulları devamında şunları dile getirdi:

    “Önceki dava içinde şimdi söyleyeceğim şey geçerlidir. Türkiye’nin kendi anayasası gerçek anlamda uygulanıyor olsaydı şu anda Kobanê kumpas davasından tutuklu bulunan bütün arkadaşlarımız serbest bırakılmalıydı. 16 Mayıs’a bırakıldı. Kobanê kumpas davasının karar duruşması. Kobanê kumpas davası adı üstünde bir kumpas davasıdır. HDP’nin attığı bir twit üzerinden onlarca arkadaşımız başta Eş Başkanlarımız yöneticilerimiz seçilmişlerimiz olmak üzere onlarca arkadaşımız haksız ve hukuksuz bir şekilde halen tutukludur.  Sevgili Gültan Kışanak en çarpıcı ve bariz örnek. Tutuk süresi bittiği halde üzerinden neredeyse bir yıl geçmiş olmasına rağmen hala tutuklu. Bu da yargının keyfiyetini ve taraf tuttuğunu bir kez daha bizlere göstermektedir. Bizler buradan 16 Mayıs’ta Sincan’da görülecek olan karar duruşmasına tüm kesimleri davet ediyoruz. Bu bir tarihi karar olacaktır. Bu tarihi karara hep birlikte tanıklık etmek istiyoruz. Gezi ve Kobanê davası yargının turnusol kâğıdı olacaktır.”

    (HABER MERKEZİ) 
  • Hatimoğulları: Hatay’da korku filmi izler gibiydik; AFAD deprem altında kalmıştır -VİDEO

    Hatimoğulları: Hatay’da korku filmi izler gibiydik; AFAD deprem altında kalmıştır -VİDEO

    PİRHA- HDP Hatay Milletvekili Tülay Hatimoğulları depremin ardından Hatay’da yaşadıklarına ve tanık olduklarına dair, “AFAD hiçbir konuda hazırlıklı değilmiş bunu gördük. AFAD’da diğer tüm devlet kurumları gibi bu depremin altında kalmıştır. Ölen insanların sayısı belirsiz. Enkaz altında hala binlerce insan var. İktidar bir seferberlik ilan etmesi gerekirken halkın ölmesini bekledi, izledi” dedi.

    Maraş merkezli yaşanan depremlerin ardından bölgede hala birçok sorun yaşanıyor.

    HDP Hatay Milletvekili Tülay Hatimoğulları, depremin hemen ardından Hatay’a geldiğini ve üzerinden 6 gün geçmesine rağmen halkın yaşadığı birçok sorunun çözülmediğini anlattı.

    “BİR KORKU FİLMİ İZLER GİBİYDİK”

    PİRHA mikrofonuna yaşadıklarını ve tanık olduklarını aktaran Hatimoğulları şunları dile getirdi:

    “Çok büyük bir acı, çok büyük bir yıkım, çok büyük kayıplarımız var. Tüm Türkiye halklarına geçmiş olsun diyorum. Bir kent olduğu gibi ortadan kalktı, yıkıldı. Biz depremin olduğu andan hemen sonra yola çıktık ve bu bölgeye geldik. Biz geldik ama devlet yoktu. Yol boyu trafiğin keşmekeşliği vardı. İnsanların ailelerine ulaşma çabaları vardı. Enkaz altında kalanları aileleri kurtarmaya çalıştı. Burada gördüklerimiz anlatılabilir bir tablo değil. Gerçekten bir korku filmi izler gibiydik.

    “AFAD HİÇBİR KONUDA HAZIRLIKLI DEĞİLMİŞ BUNU GÖRDÜK”

    Buraya hiçbir şekilde depremin hemen ardından gerekli müdahaleler yapılmadı. Adeta merkezi hükümet yokmuş gibi davrandı. AFAD’ın emek veren gönüllülerine teşekkür ediyoruz ama kurumsal olarak asla teşekkür etmiyoruz. Çünkü AFAD bu ülkeyi yanıltmıştır. AFAD hiçbir konuda hazırlıklı değilmiş bunu gördük. En ufak bir depremin bile altından kalkamayacak bir kurum olduğunu gördük. AFAD’da diğer tüm devlet kurumları gibi bu depremin altında kalmıştır. Ölen insanların sayısı belirsiz. Enkaz altında hala binlerce insan var. İktidar bir seferberlik ilan etmesi gerekirken halkın ölmesini bekledi, izledi.

    “HERKES ‘BİZİM SUÇUMUZ NE, BİZ NEDEN ÖLÜME TERK EDİLDİK, YALNIZ BIRAKILDIK?’ DİYE SORUYOR”

    Buradaki yurttaşlar da bunu dile getiriyorlar. Hepsi bu durumdan acı duyuyor. Herkes ‘Bizim suçumuz ne, biz neden ölüme terk edildik, yalnız bırakıldık?’ diye soruyor. Devlet görevini yapmadı. Şehir dışından gelen yardımları sınırlarda beklettiler, bölgeye sokmadılar. İnsanlar saatlerce havaalanlarında bekletilmişler. Buradaki AFAD’lılarla konuştuk. Ellerinde tek bir kürek bile yoktu. Neden bu halde geldiniz, diye sorduk. Onlara demişler ki, ‘Yurt dışından gelenlerin ekipmanlarını kullanacaksınız.’ Buraya geldiklerinde AFAD’lıları ne bi karşılayan ne bir yönlendiren ne de bir organize eden yapı olmamış. Birçok ekibe su dahi vermemişler. Böyle bir arama kurtarma tarama çalışması olur mu? Kaçıncı yüzyıldayız? Buna inanmak, bu durumu kabullenmek mümkün değil. AKP iktidarı bu işin altında kalmıştır. İktidar depremle ilgili hiçbir önlem almadı ve halkı ölüme terk etti.”

    Diren KESER/HATAY

  • Hatimoğulları: Gerçek çözüm için ilk önce Alevi katliamlarıyla yüzleşilmelidir-VİDEO

    Hatimoğulları: Gerçek çözüm için ilk önce Alevi katliamlarıyla yüzleşilmelidir-VİDEO

    PİRHA- AKP İktidarının, Cemevlerine ibadethane yerine ‘kültür merkezi’ statüsü vererek ‘Alevi Açılımı’ yapmayı planladığı iddialarını PİRHA’ya değerlendiren HDP Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları, “İktidar seçime yatırım yapmaya çalışıyor. Tarih boyunca yaşanmış olan Alevi katliamlarını ben hiçbir Alevinin unutacağını düşünmüyorum. Aleviler bu tuzağa asla düşmemeli ve taviz vermemelidir” dedi.

    AKP iktidarının görevlendirdiği kimi isimlerin cemevlerini dolaşarak “talepler raporu” hazırlaması ve ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “58 ilde 1585 cemevini ziyaret ettik” sözü yeni tartışmalara da zemin hazırladı.

    Erdoğan’ın konuşmasındaki tek cümle hükümete yakınlığıyla bilinen Abdülkadir Selvi tarafından köşesine taşındı. Selvi, hükümetin üç madde üzerinde bir çalışma yaptığını yazarak, “Cemevlerinin ibadethane sayılması talepleri söz konusu. Ama kabinedeki eğilim cemevlerinin ‘Kültür Merkezi’ statüsüne kavuşturulması yönünde” dedi. Selvi ayrıca, dedelere maaş bağlanması, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanmasının düşünüldüğünü de belirtti.

    HDP Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, iktidarı Alevi sorununu çözme konusunda samimi bulmadığını, gerçek bir çözüm için öncelikle tarihte yaşanan Alevi katliamlarıyla yüzleşilmesi gerektiğini ve Alevilerden özür dilenmesi gerektiğini vurguladı. Hatimoğlulları, her mezhebin, dinin ve farklı inançların bu ülkede özgürce yaşamasının tek koşulunun, eşit yurttaşlık haklarına sahip olmaktan geçtiğini de aktardı.

    “HALA ALEVİLERİN EVLERİ İŞARETLENİYOR BU ÜLKEDE”

    Yapılmak istenenlerin açık bir şekilde seçim yatırımı olduğunu ifade eden Hatimoğlulları şunları dile getirdi:

    “AKP’nin oylarının eridiğini herkes biliyor. Aynı zamanda kendileri de çok sık anket yapan bir partidir. Hem kendilerinin yaptırdığı anketler de hem de tarafsız olarak yapılan anketlerde AKP’nin oylarında çok ciddi bir erime olduğu görülüyor. 2002’de AKP iktidara geldiğinde iki temel açılımdan bahsetti. Biri Kürt açılımı, diğeri Alevi açılımı. Alevi açılımına gelecek olursak, daha kısa bir süre önce kolluk kuvvetleri İstanbul’da bir cemevine postalları ile girdi. Hala Alevilerin evleri işaretleniyor bu ülkede. Tarih boyunca yaşanmış olan Alevi katliamlarını ben hiçbir Alevinin unutacağını düşünmüyorum. Eğer sahici bir çözüm arayışı varsa, 3 torba çimento ya da elektrik, su faturası ödenmesi ya da dedelere maaş bağlanması meselesi değil. Burada bir zihniyetin, bir mantalitenin değişime ihtiyacı var. Günümüz koşullarında AKP iktidarı döneminde siyasal İslamın dozu daha da arttı ve İslam-Türk sentezi olarak değişiklik gösterdi. Böylesi koşullarda Alevileri daha çok ötekileştirdiler, Alevileri daha çok dışladılar. Mesela bu kamu çalışanları ile ilgili yapılan mülakatlar da Alevi olanları kadrolara almadılar. Çok yakın bir zamana kadar hükümetin çeşitli kademelerinde görev yapanlar, Cumhurbaşkanı başta olmak üzere hükümetin temsilcileri cemevine cümbüş evi diyorlardı. Şimdi ne değişti de birden böylesi bir açılımdan bahsediyorlar?”

    “ALEVİ SORUNU ÇÖZÜLECEKSE, İLK ÖNCE ALEVİ KATLİAMLARIYLA YÜZLEŞİLMELİDİR”

    ‘Bu bir açılım değil, bu kelimenin tam anlamıyla seçim rüşveti dağıtmaktır’ diyen Hatimoğlulları sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Şayet gerçekten açılım yapılacaksa, Alevi sorunu çözülecekse bu konuda yapılması gerekenler çok net bellidir. Bir kere tarihsel bir yüzleşmeye ihtiyaç var. Başta Meclis olmak üzere orada oluşturulacak hakikatleri araştırma komisyonları tarihle yüzleşmeyi sağlamalıdır. Ve Alevi katliamlarından dolayı Alevilerden özür dilenmesi gerekir. Bugün Dersim Katliamı’ndan tutunda Çorum, Maraş, Sivas, Gazi Katliamlarına kadar bir dizi katliam yaşanmış. Bunlar yine en bilinenleri. Bu coğrafyada Alevilere çok ciddi katliamlar yaşatıldı, bunu bir elektrik – su faturasıyla, dedelere maaş bağlamayla telafi edeceğini zanneden anlayış ve bunu kabul edecek olan anlayış bu sorunu çözemez. Aynı zamanda Alevi cephesinden de konuşmak gerekir. Bunu kabul eden anlayış, Türkiye’de gerçek anlamda Alevi sorununun çözülmesi, çözüme kavuşturulması konusuna hizmet etmiş olmaz. AKP Kürt sorununun çözümü noktasında bir adım atamıyor. Çünkü ittifak ortağı MHP. Milliyetçi bir parti. Aynı zamanda AKP’nin içindeki dinamikler de sorunun çözülmesi noktasında bir adım atılmasını engelliyor. Bu durumda baktılar ki elimizde ne kaldı? O halde Alevilere dönük açılımlardan ilerleyelim de Alevilerin sempatisini kazanalım. Birkaç dedeyi, birkaç cemevini kendime bağlayayım ve buradan seçime yatırım yapmış olayım diyorlar.”

    “ALEVİLER, BÖYLESİ BİR TUZAĞA DÜŞMEMELİ VE ASLA TAVİZ VERMEMELİDİR”

    Alevi halkının AKP’nin bu oyununa kesinlikle gelmemesi gerektiğini vurgulayan Hatimoğlulları; “Bu AKP iktidarının kendi fikri. Peki Aleviler tarafından bu olaya nasıl bakmamız gerekiyor? Hiçbir Alevinin, hiçbir Alevi kurumunun, hiçbir dedenin, hiçbir cemevinin böylesi bir tuzağa düşmemesi gerekiyor. Kurmayı hayal ettikleri, 2023 vizyonu diye tanımladıkları yeni Türkiye’de, Alevilerin tarih boyunca yaşamış olduğu katliamların daha beteri ile karşı karşıya kalabiliriz. Böylesi bir tehlike ile uzlaşmak, böylesi bir tehlike ile anlaşıp onu iktidara yeniden taşımak konusunda Alevilerin rol ve misyon oynaması tarihsel olarak asla kabul edilebilir bir şey değil. Alevi toplumuna bu konuda ben sonsuz bir güven duyuyorum. Yani Aleviler bu tuzağa asla düşmez. Tarih boyunca yaşadıkları katliamları, ötekileştirmeleri, yok sayılmaları hiçbir zaman unutmadılar, unutmazlar da. Fakat buradan sizler aracılığıyla, buna meyil edecek varsa kişiler, kurumlar buradan onlara çağrı yapmak istiyoruz. Sakın ha sakın böyle bir rüşvet teklifine hiçbir kurum, hiçbir cemevi, hiçbir Alevi, hiçbir dede asla taviz vermemelidir. Bunu elinin tersiyle itmelidir. Aleviler satılık değildir. Bu iktidar Alevileri satın alamaz, satın alamamalıdır. Bu ülkede demokrasiyi tesis etmek, farklı halkların ve inançların bir arada yaşamasının garantisi, başta Kürt halkı ve Alevi halkı olmak üzere bu ülkenin aydınları, demokratları ve bu ülkede demokrasinin tesis edilmesini isteyen tüm güçlerdir. O bakımdan da burada Alevilere çok önemli bir misyon düşmektedir. Biz bu çizgiyi hiçbir zaman kabul etmez ve desteklememeliyiz. Bu çizgiyi kabul edecek olan varsa bir dede, bir cemevi, bir Alevi kurumu bütün Alevi toplumunun buna karşı en sert tavrı alması kanaatindeyim. Buradan en sert tavrı alma konusunda da ben çağrımızı yenilemek istiyorum” şeklinde konuştu.

    “ÖZGÜRCE YAŞAMANIN TEK KOŞULU, EŞİT YURTTAŞLIK HAKKININ SAĞLANMASIDIR”

    İktidarın bir yandan Alevi açılımından bahsetmesinin bir yandan da cemevlerine kültür statüsü vermesinin tezatlık teşkil ettiğini söyleyen Hatimoğlulları son olarak şunları aktardı:

    “İktidar Alevilerin inanç merkezini kabul etmeyerek onları aslında asimile etmeyi hedefliyor. Kültür merkezi adı altında yapmaya çalışıyor bunu. Bu teklifi kabul etmek gerçekten Alevi inancından vazgeçmek anlamına gelir. Asla kabul edilebilir bir şey değil, çok tehlikelidir. Bugün biz buna karşı çıkıyoruz. Bu ülkede inanç özgürlüğü olmalıdır ve her inancın kendi yaşamını idame ettirecek bir dayanışma kurulmalıdır. Bununla birlikte bizler Diyanet İşleri Başkanlığı’na bu kadar büyük bir bütçe ayrılması inanılır gibi değil. Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı’na10 bakanlığın toplam bütçesi kadar bütçe ayrılıyor ve artık her yerde Diyanet İşleri Başkanı’nı görüyoruz. Her yerde konuşuyor. Adli yıl açılışında resmi bir katılım sağlayarak konuşma yaptı. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Sonuç itibarıyla gerçekten bizim ihtiyacımız olan az önce söylediğim gibi bir yüzleşmedir. Anayasal anlamda bir açılım yapılıp, eşit yurttaşlık sağlanmalı. Her halktan, her dilden, her inançtan insanımız eşit ve özgür yaşamalıdır. Bugün Alevilere rüşvet bağlamında cemevlerini kültür merkezi haline getirelim ve elektrik – su faturalarını ödeyelim, orada çalışanlara maaş ödeyelim demek Alevileri egemenlikleri altına almak ve Alevileri asimile etmek, inançlarından uzaklaştırmak demektir. Hiçbir Alevi bu teklifi kabul etmemelidir.”

    Melis CİDDİOĞLU-Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Taleplerimiz yerine getirilsin; dedelere maaş istemiyoruz, para ile inanç yapılmaz’
    2- ‘Cemevlerinin statüsü tartışılırken dergahımızın elektriğini kesmek samimiyetsizliktir!’
    3- ‘Diyanete ‘hayır’ diyeceğimize ‘bize de pay verin’ demek Alevice değildir!
    4- AABK Eşit Başkanlarından iktidara cevap: Haddinizi bilin, oturun oturduğunuz yere!
    5- Alevilerden statü tepkisi gelmeye devam ediyor: Bu vaatler asimilasyon politikalarında yeni bir aşama
    6- Aleviler sosyal medyadan hükümete tepki gösterdi: Cemevi bizim ibadethanemizdir!
    7- Alevilerden statü tepkisi: AKP, Aleviler için böl, parçala, yönet taktiği uyguluyor
    8- ‘Hükümetle onurlarını pazarlık konusu yapanlar kendilerine ‘Alevi’ demesinler’
    9- AKP hükümeti cemevine ‘ibadethane’ yerine ‘kültür merkezi’ statüsü verecek iddiası

  • Hatimoğlulları: Kendini ‘sivil polisiz’ diye tanıtan silahlı 2 kişi kapıma dayandı -VİDEO

    Hatimoğlulları: Kendini ‘sivil polisiz’ diye tanıtan silahlı 2 kişi kapıma dayandı -VİDEO

    PİRHA-HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları, geçtiğimiz Cuma günü kendilerini polis olarak tanıtan silahlı iki sivilin evinin kapısını zorladığını açıkladı. “Kendini sivil polisiz diye tanıtan kişilerce evimin kapısı zorlandı” diyen Hatimoğulları, Savcılığın olaya dair şikayet başvurusunu almak istemediğini, emniyetten ise 5 gündür resmi bir açıklama yapılmadığını ifade etti.

    video eklenecek…

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları kendisine yönelik saldırı girişimine ilişkin HDP Genel Merkezinde basın toplantısı yaptı. Gerçekleştirilen basın toplantısına Eş Genel Başkan Yardımcıları, milletvekilleri ve yöneticiler katıldı.

    Hatimoğulları yaşadıklarını anlatırken, Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede de yaşanan olayın vahametine dikkat çekti.

    “KENDİSİNİ POLİS OLARAK TANITAN İKİ SİLAHLI KİŞİ KAPIMA DAYANDI”

    Hatimoğulları sürekli kamuoyuyla paylaştıkları ihlalleri ve polis kimliğiyle kaçırma girişimlerini bu ülkenin bir vekili olarak kendisinin de yaşadığını belirterek şunları dile getirdi:

    “Bugüne kadar bu ülkede insan hakları ihlallerini buradan çokça ifade ettik. Türkiye’nin dört bir yanında insan hakları ihlalleri, insan yaşamına kast eden davranışlar, polis kimliği göstererek gençlerin kaçırılması, işkence yapılması ve ajanlaştırma faaliyetleri son zamanlarda sıklıkla yaşadığımız meselelerdi. Bunlardan bir benzerini bu ülkenin bir vekili olarak ben yaşadım. Geçtiğimiz Cuma günü, kendini “sivil polisiz” diye tanıtan iki kişi kapımın zilini zorlayarak ve ısrarla evin içine girmeye çalışarak bir baskı oluşturdular.

    Zil çalınmasıyla birlikte mercekten baktım ve kapıyı açmadım. Onlar bizim içeride olduğumuzu biliyorlardı, takip de vardı. Israrla “biz sivil polisiz” diyerek ve kapıyı zorlayarak zile basmaya devam ettiler. Ben de “milletvekiliyim, evime bu şekilde ne bir polis ne de başkası girebilir” dedim. Kapıyı açmayacağımı, neyle karşılaşacağımı bilmediğimi, emniyete haber vereceğimi söyledim. Israrla polisiz demeye devam ettiler. Bu durum birkaç dakika devam etti. Bu sırada ben partili arkadaşlarıma ulaştım, emniyete haber verdik.”

    “SAVCILAR ŞİKAYET DİLEKÇEMİZİ ALMADI, NÖBETÇİ SAVCI NÖBETÇİ OLDUĞUNU İNKAR ETTİ”

    Kapısının zorlanmasının altındaki kastın resmi kurumlarca açıklanmasını beklediğini ifade eden Hatimoğulları sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Onlar merdivenden inip gittiler, Esat Dörtyol’a doğru yürüyerek uzaklaştılar. Bu, münferit bir olay değildir. Bir milletvekilinin kapısı bu şekilde zorlamalarının, ısrarla vekil olduğumu söylememe rağmen neden geldiklerini açıklamayarak ısrarla kapıyı zorlamalarının altında yatan kasıtları ve resmi kurumlarca yapılacak açıklamaları bekliyoruz.

    Bununla ilgili emniyete, savcılığa gerekli başvuruları yaptık. TBMM Başkanlığına başvuruda bulunduk. Dün karşılaştığımız ilginç bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Avukatım savcılığa gidiyor, suç duyurusunda bulunmak için yaklaşık 7-8 savcı dolaşıyor. Savcılar dilekçeyi almama konusunda direnç gösteriyor. Nöbetçi savcı “ben nöbetçi savcı değilim” diyerek dilekçeyi almamaya çalışıyor. Avukatım savcılık çizelgesini getirip önüne koyduktan sonra dilekçeyi almak zorunda kalıyor.

    Emniyet ile yapılan görüşmelerde eğer resmi bir gelişse bildirilsin dedik. Emniyet “evet, şüpheli bir durum söz konusu” dedi. Hala bize bu şüpheli durumun ne olduğuna dair bilgi vermediler. Deliller karartılmadan kameraların izlenmesini istedik ama yapılmış resmi bir açıklama yok. Olayın üzerinden 5 gün geçiyor, bir milletvekilinin kapısı silahlı iki kişi tarafından zorlanıyor ama şikayetlerimizi hemen yapmamıza rağmen tatmin edici bir açıklama yapılmamış olması büyür bir kaygı uyandırmıştır.”

    “YETKİLİLER GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRMELİDİR”

    ‘Bu baskılar bize geri attıramayacak’ diyen Hatimoğulları son olarak; “Hangi amaçla kim nasıl geldiyse, kafasında neyi planlıyorsa, bu kurguda HDP’ye ve HDP’lilere dönük bir baskı kurmayı amaçlıyorsa yanılıyor. Vekil olarak dokunulmazlığımız var ama bu ülkenin milletvekilinin evine böyle hoyratça giriliyorsa ve Ankara’nın en işlek caddesinde bu olay açığa çıkarılamıyorsa bu şaibeleri artırır. Bu kadar sokak kamerasının olduğu yerde bunlar açığa çıkarılmıyorsa bu şüpheleri artırmaktadır. Bu baskılar bize geri attırmayacak. Gözdağı verenler, ülkeyi kaotik ortama sürüklemeye çalışanlar bilsin ki buna izin vermeyeceğiz. HDP bu anlamda bedel ödemiştir. Bu geleneğin temsilcileri olarak da sade bir yurttaş olarak da hiçbir şekilde bu baskıları ve hukuksuzluğu kabul etmediğimizi, hukuksal ve demokratik mücadelemizi sürdüreceğimizi ifade ediyorum. Bir an önce yetkililer görevlerini yerine getirmeli, tatmin edici açıklamada bulunmalıdır” şeklinde konuştu.

    “BU MÜNFERİT BİR OLAY DEĞİL”

    Hatimoğullarının ardından söz alan Ümit Dede ise şunları aktardı;

    Sizler de takip ediyorsunuz; bu münferit bir olay değil. İlk kez milletvekilimizin başına gelen bir olay değil, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kaçırmalar, tehdit, şantajlar ve kaybettirmeler olağan hale getirilmeye çalışılıyor. Sadece bir yılda MYK Üyemiz Serhat Aktemur, Diyarbakır’da gündüz ortasında kaçırılıp ıssız bir alanda darp edilip tehdit edilmiş ve serbest bırakılmıştır. Yine PM Üyemiz Celalettin Yalçın İstanbul’un göbeğinde kaçırılmış ve ıssız bir alana götürülerek feci şekilde darp edilmiş, telefonu ve parası gasp edilmiş, çırılçıplak bir şekilde otoyolu kenarına bırakılmıştır. Sincan İlçe Eşbaşkanımız Fatma Kılıçarslan, gündüz vakti Ankara Ostim’de kaçırılmaya çalışıldı. Duyarlı vatandaşların müdahale etmesine rağmen kendilerinin polis olduğunu iddia eden kişiler Fatma arkadaşımızı zorla kaçırmaya çalıştı, tehdit ettikten sonra serbest bıraktı.

    Tülay vekilimizin yaşadığı bu olay ilk değil ama önemli bir husus var. Bu kaçırma olayını gerçekleştirenler ne kadar pervasız ve korkusuz olduklarını Ankara’da bir milletvekilinin evine silahlı giderek gösterdiler. Bu ülkenin başkentinde milletvekilinin evine gidebiliyorsa, silahlı olarak kapısı zorlanıyorsa bu ülkede hiçbir vatandaşın hukuki ve can güvenliği yoktur. Celalettin Yalçın, kendisini tehdit edenlerin “seni bırakınca açıklama yapacak ve suç duyurusunda bulunacaksın ancak bizi soruşturacak kimse yok, kimse bizi tanımaz, bizi kimse bulamaz” dediklerini söyledi. Biraz önce vekilimiz, avukatının Ankara Adliyesinde yaşadıklarını anlattı. Celalettin arkadaşımızı kaçıranların söylediği demek ki bir gerçeklik ifade ediyor. Bu kişileri soruşturacak kimse yok mu eğer öyle ise ya İçişleri, Adalet Bakanlığı dahil olmak üzere kolluk ve adli teşkilat bunları araştıramayacak kadar bu yapının arkasındaki güçten korkuyorlar ya da bizzat ülkenin İçişleri Bakanı tarafından polisin haberdar olduğu başkaca bir yapılanmaya gidilmiş.

    5 gün önce Ankara’nın göbeğinde yaşanan bu olayda ne milletvekilimize ne de avukatına bir bilgi verilmiş değil. Bir cezasızlık ve soruşturmamazlık durumu söz konusu. Elbette bu yöntemler bizi haklı yolumuzdan vazgeçirmeyecek. Elbette biz kararlılıkla bugün değil yarın da 10 yıl sonra da olsa hukuk mücadelemizi kararlılıkla yürütecek ve bu hukuk dışı yöntemleri uygulayan gaspçıların, katil kılığına bürünmüş olanların tespit edilmesini sağlayacağız. Hak ettikleri cezayı almalarını sağlayacağız. Bugün için de tüm duyarlı toplumsal kesimleri bu konuda sessiz kalmamaya, bu konunun üzerine kararlılıkla gitmeye davet ediyoruz. Bu ülkenin başkentinde TBMM’nin üyesi olan bir arkadaşımızın can ve hukuki güvenliği yoksa bu ülkede hiçbir vatandaşın can güvenliği yoktur. Hukukun üstünlüğünü savunan tüm vatandaşların bu yasa dışı olayı açığa çıkarması gerekir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hatimoğulları, Ahmet Atakan cinayetinin soruşturulmasını Adalet Bakanı’na sordu

    Hatimoğulları, Ahmet Atakan cinayetinin soruşturulmasını Adalet Bakanı’na sordu

    PİRHA- Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Ahmet Atakan cinayetinin soruşturulmasının yıllarca tamamlanmaması ve davasının açılmaması nedeniyle Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e “Gezi direnişinde öldürülenlerin dava süreçleri cezasızlık politikasına işaret etmektedir. Adaleti sağlamak ve bu cezasızlık politikasına son vermek üzere tarafınızca adım atılacak mıdır?” diye sordu.

    10 Eylül 2013’de, Hatay Armutlu’da Haziran direnişinde öldürülen Abdullah Cömert için ve ODTÜ’deki eylemlere destek vermek ve adalet istemek üzere yapılan eylemler sırasında Ahmet Atakan hayatını kaybetti. Ahmet’in öldürülmesinden sonra polisler Hatay Valisi’ne ve Adalet Bakanı’na kadar farklı açıklamalarda bulundu. Ahmet Atakan cinayetinin soruşturulmasının yıllarca tamamlanmaması ve davasının açılmaması nedeniyle Adalet Bakanlığına verilen soru önergeleri yanıtlanmamış, halen ölümünün aydınlatılması için somut bir adım atılmadı.

    “POLİS SALDIRISI SONUCU HAYATINI KAYBEDENLERİN DAVALARI CEZASIZLIKLA SONUÇLANDI”

    Konuyu Meclis gündemine taşıyan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Gezi direnişinin ardından birçok kişi eyleme katıldığı için yargılandı ancak polis saldırısı sonucu hayatını kaybedenlerin davaları ise cezasızlıkla sonuçlandığını belirtti.

    Haziran direnişi boyunca öldürülen sekiz kişiyle ilgili açılan davalarda para cezası, beraat, iyi hal indirimleri uygulandığını ve Ahmet Atakan’ın ölümüyle ilgili davanın dahi açılmadığını ifade eden Tülay Hatimoğulları, “Oysa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından görevlendirilen teknik bilirkişinin hazırladığı 29 Kasım 2018 tarihli raporda, olay yerinden elde edilen üç gaz kapsülü üzerindeki kanın Ahmet Atakan’a ait olduğunun belirlendiği açığa çıkmıştır. Elde edilen yeni delilin ardından Savcılık, Hatay İl Emniyet Müdürlüğü’nde görevli altı polis memuru hakkında soruşturma başlatılması için Hatay Valiliği’ne başvuruda bulunmuş ancak Hatay Valiliği, “kan izlerinin kapsüllere nasıl sirayet ettiği yönünde aydınlatıcı bilgilere ulaşılamadığı ve kapsüller üzerinde herhangi bir parmak izine rastlanmaması”nı gerekçe gösterip delil yetersizliği iddiasıyla soruşturma izni vermemiştir” diye belirtti.

    “ADALETİ SAĞLAMAK ÜZERE TARAFINIZCA ADIM ATILACAK MIDIR?”

    Tülay Hatimoğulları, Ahmet Atakan cinayetinin soruşturulmasının yıllarca tamamlanmaması ve davasının açılmaması nedeniyle Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e şu soruları sordu:

    “1. Savcılığın delil olarak kabul edip polisler hakkında Hatay Valiliği’ne soruşturma talebinde bulunmasının ardından, Hatay Valiliği’nin yetersiz delil gerekçesiyle soruşturmaya izin vermeyerek davayı kapatmaya çalışmasının gerekçesi nedir?

    1. Ağır cezalık suçlarda Valilik iznine ihtiyaç mı vardır? İdare yargılama makamı gibi nasıl çalışabilir?
    2. Daha önce Jandarma Kriminal’in ‘Ne lekesi olduğu belirlenemedi’ raporuna rağmen o lekenin Ahmet Atakan’ın kanı olduğu belgelenmiştir. Jandarma Kriminal tarafından delillerin karartılma ihtimali söz konusu mudur?
    3. Söz konusu raporu hazırlayan Jandarma Krimanal personeli/personelleri hakkında soruşturma açılacak mıdır? Sorumlular hakkında işlem yapılacak mıdır?
    4. Üzerinde Ahmet Atakan’ın kanı olduğu kanıtlanmış olan gaz kapsülleri hangi polis/polisler tarafından ateşlenmiştir?
    5. Şüpheli polis memurları ve sorumlu idari amirleri hakkında soruşturma açılarak olayın aydınlatılabilmesi için Bakanlığınızca ön açıcı adımlar atılacak mıdır?
    6. Ahmet Atakan’ın öldürüldüğü gün görevli personeller hakkında Bakanlığınız herhangi bir işlem başlatmış mıdır?
    7. Soruşturmaların tamamlanarak davanın açılabilmesini hızlandırmak üzere Bakanlığınızca sorumluluk alınacak mıdır?
    8. Ahmet Atakan’ın ölümüne dair neden halen dava açılmadığı hakkında tarafınıza iletmiş olduğum soru önergelerine neden cevap verilmemiştir?
    9. Gezi direnişinde öldürülenlerin dava süreçleri cezasızlık politikasına işaret etmektedir. Adaleti sağlamak ve bu cezasızlık politikasına son vermek üzere tarafınızca adım atılacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Çıkan yangınların, bazı bölgelerin maden sahası olarak ilan edilmesiyle ilişkisi var mıdır?’

    ‘Çıkan yangınların, bazı bölgelerin maden sahası olarak ilan edilmesiyle ilişkisi var mıdır?’

    PİRHA- HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Hatay’da yaşanan orman yangınlarını Meclis’in gündemine getirerek, “Çıkan yangınların, son dönemde Türkiye’de bazı bölgelerin maden sahası olarak ilan edilmesiyle ilişkisi var mıdır? 12 Ekim’de yapılması planlanan krom maden projesi için ÇED toplantısı duyurusu yapılan bölgede yangının çıkması tesadüf müdür?” diye sordu.

    Hatay’ın Belen ilçesinde 9 Ekim’de ormanlık alanda başlayan yangını Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Meclis gündemine taşıdı.

    Hatimoğulları, yangılarla ilgili Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin cevaplaması istemiyle şu soruları sordu:

    “-Kontrol altına alındığı bilgisi paylaşılan yangın, Orman Genel Müdürlüğü internet sitesinde neden ‘devam ediyor’ olarak gözükmektedir? Yangın neden halen söndürülememiştir?

    -Yangının çıkış nedeni belirlenebilmiş midir? Yangının çıkış nedeni titizlikle araştırılacak mıdır?

    -Gözaltına alınan şüpheliler hakkındaki süreç hangi aşamadadır? Soruşturma süreci şeffaf ve hızlı bir şekilde yürütülecek midir? Soruşturma sonucu şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?

    -Bölgede yaşanan yangınlarda net olarak ne kadar büyüklükte alan zarar görmüştür? Kaç tane ve hangi cins ağaç-bitki yanmıştır? Zarar gören tüm canlılar için tespit çalışması yapılacak mıdır?

    -Evleri, işyerleri, bahçeleri, araçları vs. yanan yurttaşların zararları karşılanacak mıdır?

    -Yangın bölgesinde yaşayan yurttaşlar için alınan önlemler nelerdir?

    -Yangınlarda oluşan maddi ve manevi kayıpları önlemek üzere kentsel yerleşimlere açılan alanlar ile orman alanları arasında koruma bandları oluşturmak üzere çalışmalarınız olacak mıdır?

    -Yangın sonrasında bölgedeki ekosistemi yeniden canlandırabilmek için çalışmalarınız var mıdır? Varsa nelerdir?

    -Çıkan yangınların, son dönemde Türkiye’de bazı bölgelerin maden sahası olarak ilan edilmesiyle ilişkisi var mıdır? 12 Ekim’de yapılması planlanan krom maden projesi için ÇED toplantısı duyurusu yapılan bölgede yangının çıkması tesadüf müdür?

    -Yangın alanları ve çevresinde hangi maden ruhsatları vardır?”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • HDP’li Hatimoğulları’ndan Alevilere çağrı: Asılsız haberlere itibar etmeyin

    HDP’li Hatimoğulları’ndan Alevilere çağrı: Asılsız haberlere itibar etmeyin

    HDP’li Tülay Hatimoğulları, Hatay’da koronavirüse dair sosyal medyada çıkan asılsız haberlere tepki gösterdi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Hatay’da koronavirüse (Covid-19) ilişkin sosyal medyada çıkan asılsız haberlere tepki gösterdi.

    Yazılı bir açıklama yapan Hatimoğulları, sosyal medyada yayılan “Hatay’ın Defne, Samandağ ve Arsuz ilçelerinde Alevilerin nüfusunu azaltmak için gizli örgütler devlet izniyle virüs bulaşmış kişiler Hatay’ın ilçelerine göndermeye başladı.

    Milletvekillerimiz gizli yayılan haberi Mecliste konuşulmak üzere acilen toplantıya çağırıldı… Şu an hastaneler dolmak üzere ve virüs birçok Alevi vatandaşımıza bulaştı…” başlıklı haberin doğru olmadığını belirtti.

    Hatimoğulları, “Düzenin bugüne kadar Alevilere dönük uyguladığı ayrımcı, ötekileştirici, asimilasyoncu politikalar ve yakın tarihimizde maruz kaldığı katliamlar nedeniyle bu tür gerçek olmayan haberler Alevi toplumunda ciddi tedirginlik yaratmaktadır. Bu haber Arap Alevileri tedirgin etmiştir. Bu sebeple ben ve birçok Alevi milletvekili aranmakta, yurttaşlar tarafından ‘haberin doğruluk payı var mıdır?’ diye sorulmaktadır. Arap Alevi ve tüm halklarımız şunu iyi bilmelidir ki; halklara karşı gerçekleşecek saldırıların biçimi ne olursa olsun hep beraber ortak akıl ve duyguyla mücadele edeceğiz. Sosyal medyadaki bu provakatif yaklaşımlara itibar etmemeliyiz. Bu haberi yayan sosyal medya hesabı açığa çıkarılmalıdır. Alevi toplumunu tedirgin edenler yargılanmalıdır.”

  • Hatimoğulları’ndan MEB’e: Arapça neden ‘Yabancı Dil’ olarak kabul edilmiştir?

    Hatimoğulları’ndan MEB’e: Arapça neden ‘Yabancı Dil’ olarak kabul edilmiştir?

    PİRHA- HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Arapça’nın yabancı dil olarak seçmeli ders kapsamına alınmasını Meclis gündemine taşıdı. Hatimoğulları, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a “Arapça dili neden ‘Yabancı Dil’ olarak kabul edilmiştir?” diye sordu. 

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullara gönderilen yazı dikkatleri çekti. Bu yazıya göre müfredatta ‘Yabancı Dil’ kapsamında seçmeli ders olarak yer alan Arapça’nın okul müdürlüklerinin imkan ve şartları kapsamında, kendileri tarafından hazırlanıp  Bakanlıkça onaylanacak öğretim programları doğrultusunda okutulabileceği belirtiliyor.

    Ortaokul 5, 6, 7 ve 8. sınıfların müfredatında ‘Yaşayan Diller, Lehçeler’ ve ‘Yabancı Dil’ olarak seçmeli dersler yer alıyor. Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından “2020-2021 Eğitim Öğretim Yılında Okutulacak Seçmeli Dersler” başlığı altında Bakan Yardımcısı Mustafa Safran imzası ile 18 Aralık 2019 tarihinde gönderilen yazıda ifade edildiği şekliyle; ülkemizde var olan yaşayan diller ve lehçeleri gelecek kuşaklara aktarabilmek ve bu alanda toplumun da ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla 2012-2013 eğitim öğretim yılından seçmeli olarak uygulanmaya başlanan…” olarak anlatılmaktadır. ‘
    Yabancı Dil’ kapsamında  yer alan Arapça dersinin; okul müdürlüklerinin imkan ve şartlarında , kendileri tarafından hazırlanıp Bakanlıkça onaylanacak öğretim programları doğrultusunda okutulabileceği belirtiliyor.

    Konuyu “18 Aralık Dünya Arapça Günü” vesilesi ile; HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a ilettiği soru önergesi ile Meclise taşıdı.

    Hatimoğulları, Bakan Selçuk’a şu soruları yöneltti:

    1. Arapça dili neden ‘Yabancı Dil’ olarak kabul edilmiştir? Türkiyeli ve anadili Arapça olan
    yurttaşlar ‘yabancı’ olarak mı görülmektedir?

    2. Tam da Dünya Arapça Günü’nde okullara, 2020-2021 eğitim öğretim yılı için gönderilen
    yazıda Arapça’nın ‘yabancı dil’ statüsü ile müfredatta yer bulması kötü bir tesadüftür.
    Yıllardır müfredatta yabancı dil seçmeli dersi olarak sunulan Arapça dilinin ülkemizde
    yaşayan diller olarak görülmesi için Bakanlığınız tarafından çalışmalar yapılacak mıdır?

    3. “Yabancı Dil’ kapsamında yer alan Arapça dersinin; okul müdürlüklerinin imkan ve şartları
    kapsamında, kendileri tarafından hazırlanıp Bakanlıkça onaylanacak öğretim programları
    doğrultusunda okutulabilecek olması”, bahsedilen “imkan ve şartlar” olmadığı takdirde
    çocuklar tarafından dersin seçilemeyeceği anlamına gelmektedir. Bu da müfredatın
    müdürlükler nezdinde uygulanırlığının keyfiliğine neden olabilir. Buna engel olacak
    çalışmalarınız var mıdır?

    4. Türkiye’de yaşayan halkların anadilinde eğitim alabilmeleri için Bakanlığınız tarafından çalışmalar yapılacak mıdır?

    (HABER MERKEZİ)