PİRHA- Tunceli Merkez Cemevi’nde yapılacak Hızır Cemi’nin gününün değiştirilmesine ve pirlerin cem erkânına katılmaları yönünde aranmasına tepki gösteren Dersim Pirler Meclisi, bunun Alevi yol ve erkânına açık bir müdahale olduğunu belirterek, “Devlet inanca yön vermez, cem rızalıkla yürütülür” dedi.
Tunceli Merkez Cemevi’nde 12 Şubat Perşembe düzenlenecek Hızır ceminin , idari baskıyla 11 Şubat Çarşamba gününe alınması tepki çekti.
Dersim Pirler Meclisi, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada , Alevi yol ve erkânına açık müdahaleler yapıldığını belirtilerek Tunceli Valiliği’nin inanç alanına müdahale ettiğini belirtti.
Açıklamada, düşkünlüğü yol erkânı ve pirler tarafından verilmiş, ancak düşkünlüğü kaldırılmamış olan Ali Ekber Yurt’a yönelik tepkiler nedeniyle bazı pirlerin cemlere katılmama iradesi gösterdiği hatırlatıldı. Buna rağmen Tunceli Valiliği’nin pirleri arayarak cem erkânına katılmalarını istemesi, inanç alanına doğrudan bir müdahale olarak nitelendirildi.
“CEM, TALİMATLA, İDARİ BASKIYLA YÜRÜTÜLECEK BİR İBADET DEĞİLDİR”
Dersim Pirler Meclisi açıklamasında, “Bu girişim, cemlerin rızalık, yol ve pir iradesiyle değil; devletin idari gücü kullanılarak yönlendirilmek istendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Oysa Alevi inancında, düşkünlüğü yolca sabit olan bir kişinin rızalık sağlanmadan cem erkânına dâhil edilmesi mümkün değildir. Cem, talimatla, idari baskıyla ya da valilik gölgesinde yürütülecek bir ibadet değildir.” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, Perşembe akşamı yapılması gereken Hızır Cem’inin hangi gerekçeyle Çarşamba gününe çekildiği sorulurken, “Devlet, Cuma namazları öncesinde valilikler aracılığıyla imamları ya da yurttaşları arayıp namaza çağırmakta mıdır? Devletin Sünni ibadet pratiğine bu şekilde müdahale etmediği ortadayken, Alevi cemlerine yönelik bu tutum açıkça eşitsiz, ayrımcı ve inanç içi erkânı hiçe sayan bir yaklaşımdır.” denildi.
“DEVLET İNANCA YÖN VERMEZ”
Dersim Pirler Meclisi, düşkünlüğü yolca sabit olan kişilerin devlet eliyle meşrulaştırılmasının, Alevi yolunun özüne, erkânın onuruna ve Dersim halkının inançsal iradesine ağır bir müdahale olduğunu vurguladı.
Açıklama, “Cemler siyasal ya da idari vesayetle değil, rızalıkla yürütülür. Alevi yolu rızalık yoludur. Cem, valilik gölgesinde olmaz. Devlet inanca yön vermez.” sözleriyle son buldu.
PİRHA-Tunceli Valiliği tarafından, Dersim’in Ovacık ilçesinin Zeranik (Yeşilyazı) köyünün karşısında yer alan Munzur Dağları’na yamaç paraşütü alanı yapılıyor. Birçok köyün su kaynakları çalışma yapılan bölgeden sağlanıyor.
Tunceli Valiliği tarafından, Dersim’in Ovacık ilçesinin Zeranik (Yeşilyazı) köyünün karşısında yer alan Munzur Dağları’na yamaç paraşütü alanı yapılıyor.
Yeşilyazı, Ziyaret, Ada ve Pardi köylerinin su kaynakları, iş makineleriyle yol yapılan Munzur Dağları’ndan sağlanıyor.
PİRHA-Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nın karşısında yer alan halk pazarı esnafı, Tunceli Valiliği tarafından Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ndeki pazar alanına taşınmak istenmesine tepkili. Halk pazarının Sihenk’e taşınmasını istemediklerini vurgulayan halk pazarı esnafı, “Biz Atatürk Mahallesi’ne gitmek istemiyoruz. Buranın düzenlenip bize verilmesini istiyoruz” dedi.
Dersim kent merkezinin en işlek yerinde, Seyit Rıza Meydanı’nın tam karşısında yer alan halk pazarı esnafı, Tunceli Valiliği tarafından Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ndeki pazar alanına taşınmak isteniyor.
Halk pazarı esnafı ise taşınmak istemediklerini belirterek PİRHA’ya konuştu.
Esnaf, kendi olanaklarıyla yaptığı derme çatma stant ve dükkanlarda hizmet veriyor. Bu durumdan hem pazar esnafı hem de halk şikayetçi. Seslerini belediye, valilik ve diğer resmi makamlara duyuramayan, sorunları ve çileleri bitmeyen esnaf sonunda isyan etti.
“ATATÜRK MAHALLESİ’NE GİTMEK İSTEMİYORUZ”
Tunceli Valiliği’nin kendilerini Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne gönderirse orada iş yapamayacaklarını söyleyen Bülent Yüksel, “Biz yıllarca burada emek verdik, biz ayakta kalmaya çalışıyoruz. Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne gidersek boşuna gidip, geliriz. Orada barınabileceğimizi zannetmiyorum” dedi.
Halk pazarının Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne taşınmasını istemediğini ifade eden Fadime Naz, “Şuanki yerimiz iyi Seyit Rıza Meydanı’nın karşısındayız insanlar geliyor ama Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne gittiğimizde bu kadar insan gelmeyecek. O yüzden Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne gitmeyi istemiyoruz” diye belirtti.
Halk pazarında 5 yıldır çalıştığını ve başka bir yere gitmek istemediğini belirten Zübeyde Döleç, “Burada ayaklarımın üzerinde durmak ve çocuklarımı okutmak için çalışıyorum. Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne gittiğim zaman buradaki gibi satış yapamayacağım. Bizim isteğimiz çarşıda bize bir yer verilsin. Vali, “Hiçbir şekilde direnmeyeceksiniz” diyor. Neden direnmemize hiçbir şekilde izin verilmiyor? Neden hep boyun eğmek zorundayız. Boyun eğmek istemiyoruz” diye ifade etti.
“SORUNLARIMIZ ÇÖZÜLSÜN”
63 yaşında olduğunu ve romatizma hastası olmasına rağmen geçinemediği için pazarda çalıştığını vurgulayan Şükriye Altun, “Burada duruyorum ki ekmek kazanayım. Bizi Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne götürmek istiyorlar ama orada hiç kimse yok. Ben şimdi oraya niye gideyim? Bari o zaman kapatsın halk pazarını. Herkes gitsin, açlıktan ölsün” şeklinde konuştu.
Dersim’in turizm kenti olmasından dolayı herkesin Seyit Rıza Meydanı’na geldiğini söyleyen Hülya Aydoğdu, “Bizim Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne gitmemiz bizim sorunlarımız için bir çözüm değil. Geçici değil de kalıcı şeyler yapılması lazım. Ovacık’ta kalıcı yerler yapılıp sezonluk kira veriliyor. Bize de aynı şekilde sezonluk kira verilen yerler yapılsın. Biz de yazları açalım, kışları kapatalım. Biz kiramızı da vergimizi de vermeye hazırız. Ama ne burası bizim için bir çözüm, ne de Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne gitmemiz bizim için bir çözüm” dedi.
Herkesin geldiği bir yerden işlevi olmayan bir yere gitmelerini istemelerine tepki gösteren Songül Yıldırım, “Biz herkesin gelebileceği uygun bir yerde olmak isteriz. Bizim burada olmamızla buranın düzeni bozulmuyor. Biz buraya renk katıyoruz. Bizi yerimizden oynatmak görsel olarak buraları kurtarmaz ama maddi olarak bizi çökertir. Buradan başka bir yere gitme taraftarı değilim. Eski günlerde olduğu gibi onun bunun cebine muhtaç olmak istemiyorum. Olduğumuz yerde bırakın bizi” diye belirtti.
“PAZARI KALDIRIRLARSA OTURMA EYLEMİ YAPARIZ”
Halk pazarının Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne taşınmasını istemediğini dile getiren Gülsüm Yıldırım, “Bizi niye kaldırıyorlar? Bizim ekmeğimiz burada çıkıyor. Bizi gönderecekleri yerde iş olmuyor ki zaten. Arkadaşlarımız biz orada 5-6 günde bir defa bir şalvar satıyoruz diyor. Eğer pazarı kaldırırlarsa biz de o zaman oturma eylemi yaparız” diye konuştu.
Halk pazarının uzun zamandır çok ciddi problemlerinin olduğunu ifade eden Fatma Bul, “Problemlerimiz bugüne kadar hiç çözülmedi. Tunceli Valiliği, halk pazarını Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne taşımaya çalışıyor. Biz bunu kesinlikle istemiyoruz. Çünkü bizim ürünlerimiz turistlere yönelik ve ben bu ürünleri Sihenk (Atatürk) Mahallesi’nde satamam. Biz Sihenk (Atatürk) Mahallesi’ne gitmek istemiyoruz. Buranın düzenlenip bize verilmesini istiyoruz” dedi.
Hiç kimsenin pazar yerinden gitmek istemediğini vurgulayan Nadide Yallı, konuşmasının devamında şunları ifade etti:
“Sihenk (Atatürk) Mahallesi koşullar olarak çok uygun bir yer değil, ulaşım sorunları var. Bizim talebimiz aslında bizi buradan götürmeleri değil burayı daha kullanılabilir bir hale getirmeleri. Çünkü yazın çok sıcak, kışın çok soğuk. Biz bunların çözümü noktasında başvurularımızı yaptık, görüşmeler istedik ama buradan kaldırılmayı da kesinlikle istemiyoruz. Seyit Rıza Meydanı’nın karşısında olmamız nedeniyle insanlar meydanı gezerken pazara da uğruyor. Kimse orada bir pazar var, pazarı da gezelim diye gelmiyor. O yüzden hiçbirimiz gitmek istemiyoruz.”
PİRHA-Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi idari birimlerinin Munzur Üniversitesi yerleşkesi içerisine ayrı bir kurum olarak yerleşmesinin üniversitelerin özerkliği ilkesine aykırı bir durum olduğunu ifade eden Dersim Baro Başkanı Doğukan Kudat, “Dersim Barosu olarak çok ciddi kaygılarımız var. Munzur Üniversitesi yerleşkesi içerisine girecek bir Tunceli Adliyesi’nden dolayı burada tahakküm kurma hadisesi gündeme gelebilir” dedi.
Munzur Üniversitesi kampüsünde yer alan ve öğrenciler ile akademisyenler tarafından yoğun biçimde kullanılan kütüphane binasının, “depreme hazırlık” gerekçesiyle adliye ve valilik birimlerine geçici olarak tahsis edileceği açıklandı.
Dersim Baro Başkanı Doğukan Kudat, Munzur Üniversitesi kampüsünde yer alan kütüphane binasının adliye ve valilik birimlerine tahsis edilmesine tepki gösterdi.
“ŞEFFAF OLMAYAN BİR SÜREÇ YÜRÜTÜLEREK ÜNİVERSİTEYE SÖZ KONUSU İDARİ BİRİMLERİN YERLEŞTİRİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ”
Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi idari birimlerinin Munzur Üniversitesi yerleşkesi içerisine ayrı bir kurum olarak yerleşmesinin üniversitelerin özerkliği ilkesine aykırı bir durum olduğunu belirten Doğukan Kudat, “Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi’nin hangi idari usullerle Munzur Üniversitesi yerleşkesi içerisine yerleştirildiği tarafımızca bilinmemektedir. Bunun da doğrudan kamuoyuyla bir bilgi paylaşımı yoluna gidilmesi gerekirken kapalı kapılar ardından, şeffaf olmayan bir süreç yürütülerek üniversiteye söz konusu idari birimlerin yerleştirilmesini kabul etmiyoruz. Üniversiteler bilim ve sanat yerleridir. Özellikle Anayasa’nın 27. maddesinde bilim ve sanat hürriyeti başlıklı maddesinde bu durum ayrıntılı olarak açıklanmıştır. İnsanların özgürce kendi eğitimlerini ve öğretimlerini sürdürdükleri bir yere Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi’nin bu yerleşke içerisine yerleşmesiyle ilgili kanun maddesi de haliyle ihlal edilecektir” dedi.
“ÖĞRENCİLERİN, ÖZGÜRLÜK ALANLARI KISITLANACAK”
Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi idari birimlerinin Munzur Üniversitesi’ne taşınması ile üniversitede öğrencilerin özgür yaşam alanlarının sekteye uğrayacağını vurgulayan Doğukan Kudat, “Güvenlik gerekçesiyle yüksek korunaklı yerler olan adliyeler ve valilikler bu bakımdan öğrencilerin özgürlük alanını kısıtlayıcı güvenlik tedbirleri alınacak ve bu da öğrencilerin doğrudan yaşam alanlarına ağır bir müdahale teşkil edebilecektir. Ayrıca adalete erişim noktasında çok ciddi problemler yaşanacağını düşünüyoruz. Şehir merkezinden uzakta bir mesafede olması ve ulaşım imkanlarının kısıtlı olmasından dolayı çok güçlük çıkaracaktır. Gerekli altyapılar oluşturuldu mu bunlardan da habersiziz. Dersim Barosu olarak çok ciddi kaygılarımız var. Munzur Üniversitesi yerleşkesi içerisine girecek bir Tunceli Adliyesi’nden dolayı burada tahakküm kurma hadisesi gündeme gelebilir. Daha önce avukatların adliye içerisine araçlarıyla birlikte girişleri engellenmişti. Munzur Üniversitesi’nde de benzer uygulamalarla karşılaşabiliriz. Bu durum da avukatları gerçekten de yoracak uygulamalar olacaktır” diye belirtti.
“DERSİM BAROSU OLARAK HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATACAĞIZ”
Munzur Üniversitesi yerleşkesinin Tunceli Valiliği ve Tunceli Adliyesi’ne tahsis edilmesinin kabul edilebilir bir durum olmadığını dile getiren Kudat, “Tunceli Adliyesi’nde en fazla mesaiyi harcayacak olan avukatlar olacak olmasına rağmen Dersim Barosu’nun bu sürece dahil edilmemesi çok dikkat çekici bir durum. Sosyal ve kültürel yapı kapsamında özellikle Dersim bölgesinde adliyenin farklı bir yerde yapılmasını isterdik. Bir bilim yerinde adliye yerleşkesinin olması kabul edilebilir bir durum değil. Adalete erişim hakkı bu bakımdan kısıtlanmakta. Bir an evvel bu karardan dönülmesini istiyoruz, dönülmemesi halinde ise Dersim Barosu olarak hukuki süreç başlatacağımızı ifade ediyoruz” diye konuştu.
PİRHA-Munzur Üniversitesi kampüsünde yer alan kütüphane binasının adliye ve valilik birimlerine geçici olarak tahsis edilmesine tepkiler sürüyor. DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Hümeyra Tusun Yeğin, “Üniversiteye adliyenin taşınması bilim ve eğitim alanı olan üniversitenin özelliğine de bir anlamda müdahale şeklidir. Bu yüzden adliyenin üniversitenin içerisine taşınmasını doğru bulmuyoruz” derken, EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin ise, “Üniversitede adliye gibi güvenliğin üst seviyede olduğu kurumlar öğrencilerin yaşam alanlarına yakın olması ayrı bir tedirginlik ve kaygı yaratacaktır” diye konuştu.
Munzur Üniversitesi kampüsünde yer alan ve öğrenciler ile akademisyenler tarafından yoğun biçimde kullanılan kütüphane binasının, “depreme hazırlık” gerekçesiyle adliye ve valilik birimlerine geçici olarak tahsis edileceği açıklandı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim İl Eş Başkanı Hümeyra Tusun Yeğin ve Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, Munzur Üniversitesi kampüsünde yer alan kütüphane binasının adliye ve valilik birimlerine geçici olarak tahsis edilmesine tepki gösterdi.
“ÜNİVERSİTENİN YAPISINA BİR MÜDAHALE”
Üniversitelerin özgün ve özerk yerler olduğunu belirten DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Hümeyra Tusun Yeğin, “Üniversiteye adliyenin taşınması bilim ve eğitim alanı olan üniversitenin özelliğine de bir anlamda müdahale şeklidir. Bu yüzden adliyenin üniversitenin içerisine taşınmasını doğru bulmuyoruz. Zaten Munzur Üniversitesi güvenliğin çok yoğun olduğu bir yer. Bununla birlikte daha fazla resmi bir giriş çıkış olacak. Yine aynı zamanda adliyeye insanlar tek araçla ulaşabiliyorlardı şimdi bir ulaşım sorunu da olacak. Ayrıca üniversitelerin kendine has bir dokusu vardır. Bu aynı zamanda farklı güvenlik sorunlarını da açığa çıkarır. Yani olası bir güvenlik sorunu yaşandığında hani bunun sorumluluğunu kim alacak? Bunu öğrencilerin ve eğitim veren hocaların kabul ettiği bir şey olduğunu düşünmüyorum. Onların görüşleri ve fikri alındı mı bunu bilmiyoruz. Ama genel anlamda üniversitenin yapısına bir müdahale olacağını düşünüyorum” dedi.
“ADLİYENİN, ÜNİVERSİTEYE TAŞINMASI TEDİRGİNLİK VE KAYGI YARATACAKTIR”
Adliye ve valilik binasının üniversiteye taşınmasına tepki gösteren EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, şunları dile getirdi:
“Munzur Üniversitesi Senatosu’nun açıklamasına göre adliye ile valili binasının üniversite ile bir bağı olmayacak, girişi ve çıkışı olacak diye bir söylem var ama asıl mesele depremin üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen adliye ve valilik binalarının çürük olduğunu söylüyorlar. Çürük yapıların şimdiye kadar neden boşaltılmadığı ya da şimdiye kadar çürük olan binaların neden güçlendirilmediğini tartışmak gerekiyor. Ama aynı zamanda üniversitede adliye gibi güvenliğin üst seviyede olduğu kurumların olması öğrencilerin yaşam alanlarına yakın olması ayrı bir tedirginlik ve kaygı yaratacaktır.
Üniversite, tek başına bir senatonun aldığı kararla verilen kararları yerine getirmemesi lazım. Bu üniversitenin farklı bileşenleri var. Üniversitede öğrenciler, üniversite personeli ve akademisyenler var. Eğer bir karar alınacaksa üniversitenin bütün bileşenlerinin temsilcileriyle yan yana gelip kararı beraber almak lazım. Burada gördüğümüz kadarıyla kendi bildiklerini okuyan, hiçbir şekilde diğer bileşenleri bu işin içerisine katmayan, zaten sıkışık olan bir kampüste olan bölümleri bile yerinden taşıyarak adliye gibi güvenlik meselesini ortaya koyan güvenlik ve mahremiyeti ortadan kaldıracak bir kurumun gelmesini doğru bulmuyoruz. Bir an önce bu kararın değiştirilmesini istiyoruz.”
PİRHA- Menemen Dersimliler Derneği Başkanı Gamze Yentür, Alevilerin kutsal mekanlarından olan Munzur Gözeleri’nin giriş bölümüne mescit açılmasını asimilasyon politikalarının bir parçası olarak değerlendirerek, “Çerağlarımızı uyandırdığımız, dualarımızı ettiğimiz kutsal bir yer. Dolayısıyla bir ziyaretgahın yanına her ne olursa olsun farklı bir inanç için yer yapılmış olması bizi rahatsız etti” dedi.
Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı, nüfusun tamamı Alevi olan Ziyaret Köyü’nde bulunan ve Alevi toplumu tarafından kutsal sayılan Munzur Gözeleri’nin girişine Tunceli Valiliği tarafından mescit açılması kararı, yurttaşlar ve Alevi kamuoyu tarafından tepkiyle karşılandı.
Alevilerin kutsallarından olan Munzur Gözeleri’ne dönük müdahalenin kabul edilemez olduğunu söyleyen Menemen Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Avukat Gamze Yentür, Dersim halkına danışılmadan oldu bittiye getirilen bu uygulamanın asimilasyonun bir parçası olacağını belirtti.
“DAHA ÖNCEDE MESİRE ALANI OLARAK KULLANILMAYA BAŞLADI”
Gamze Yentür, Munzur Gözeleri’nin birkaç yıl öncesinde de mesire alanı olarak kullanılmaya başlandığını söyleyerek, bunun için kamuoyu oluşturma çalışmaları yürüttüklerini belirtti. Çalışmaların yeterli olmadığını anımsatan Yentür, şu anda da farklı inançtan insanların gelip çeşitli ihtiyaçlarını gidermek için mescit açıldığını ifade etti.
Munzur Gözleri’nin sadece doğa güzelliklerini barındıran bir yer olmadığını hatırlatan Yentür, “Bu bölge, Munzur Gözeleri, Munzur Baba bizim için, Dersim Alevileri için aynı zamanda bir ziyaretgah alanı. Çerağlarımızı uyandırdığımız, dualarımızı ettiğimiz bizim için kutsal bir yer. Dolayısıyla bir ziyaretgahın yanına her ne olursa olsun farklı bir inanç için yer yapılmış olması bizi rahatsız etti. Eğer ki burası klasik bir doğa güzelliğinin olmuş olduğu bir yer olsaydı nitekim ki gelen insanların ihtiyaçları farklı şekilde de karşılanabilirdi. Bu anlamıyla buna dikkat edilmesi gerekiyor” dedi.
“KABUL EDİLEBİLİR DEĞİL”
Munzur Gözelerine mescidin açılmasının ciddi tepki çektiğine işaret eden Yentür, buna tepki göstermelerinin sebeplerinden biri de sık sık Dersim’e yönelik devreye konulan asimilasyon politikaları olduğunu ifade etti. Karakol ve cemevlerine bağlanan korsan hopörlerlerden ezan okutulmasını hatırlatan Yentür, “Bölge olarak uzun süredir bu tür asimilasyon politikaları ile karşı karşıyayız. Yüzde doksan dokuzu Alevi olan bir bölge, ocakların merkezi olan bir bölgede farklı bir inanç biçimlerine dair olan yerlerin yaptırılmaya çalışılması açıkçası bizim açımızdan çok kabul edilebilir değil. Zaten fazlaca gelen bu turistler hem bölgenin kirletilmesine, doğal güzelliklerin yok edilmesi noktasında da çok ciddi bir soruna dönmeye başladılar. Bunun sistemle, altyapının kaldırabileceği şekilde aynı zamanda da mevcut doğal güzelliklerin de zarar görmeyeceği biçime getirilmesi ve sınırlandırılması gerekiyor. Dünya’da bunun çok örneği var. İnsan baskısının azaltılması, kontrollü bir şekilde yapılması lazım. Bu kontrollü bir şekilde yapılmadığında da bu tür tartışmaları beraberinde getiriyor” diye konuştu.
PİRHA-Munzur Gözeleri’nde açılan mescite tepkiler sürerken Tunceli Valisi Şefik Aygöl Dersim’deki dedeleri ve cemevlerini çağırarak toplantı yaptı. Toplantıya katılan dedeler toplantıda Ovacık AKP Ovacık İlçe Başkanı Hüseyin Yıldız’ın olmasına tepki göstererek toplantıdan ayrıldı.
Munzur Gözeleri’nin giriş bölümüne mescit açılması, Alevi toplumunda tepkilere neden oldu. Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Ziyaret köyündeki Alevilerin kutsallarından olan Munzur Gözeleri’ne dönük müdahaleye tepkiler sürerken Tunceli Valisi Şefik Aygöl Dersim’deki dedeleri ve cemevlerini çağırarak 112 Acil binasında toplantı yaptı. Toplantıya Ovacık AKP Ovacık İlçe Başkanı Hüseyin Yıldız, Zafer Partisini Dersim’de kuranlardan Hıdır Bulut, Geyiksuyu Cemevi dedesi Aziz Polat, Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt, Corovan köyü Cemevi dedesi Ahmet Fethi Erdoğan, Alevi Araştırma Merkezi Müdürü Aziz Atlı katıldı.
Toplantıya katılan diğer dedeler ise toplantıda AKP Ovacık İlçe Başkanı Hüseyin Yıldız’ın olmasına tepki göstererek toplantıdan ayrıldı.
Ayrıca toplantıda Tunceli Valisi Şefik Aygöl’ün Munzur Gözeleri’nde açılan mescite tepki göstermek için yapılacak açıklamaya da katılım sağlanmaması için çağrı yaptığı iddia edildi.
TOPLANTIYI TERK ETTİ
Konuyla ilgili ulaştığımız Pir Hasan Öztürk ise, toplantıya çağrıldığını ancak konunun Munzur Gözeleri’ne yapılan mescit olduğunu orada öğrendiğini aktardı.
Görüşme başlamadan toplantıyı protesto ederek ayrıldığını ifade eden Pir Hasan Öztürk, “Valiliğin yapacağı toplantı için beni de aradılar ama konuyla ilgili bilgim yoktu. Oraya gittiğimde toplantının konusunun Munzur Gözeleri ziyaretine yapılan mescit olduğunu öğrendim. Kutsal yerlere mescit yapılacaksa ben bu toplantıda bulunmam dedim ve protesto ederek toplantı başlamadan ayrıldım” diye konuştu.
PİRHA- Mameki Fest ve alternatif Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri ile Alevi sürekleri için manevi ağırlığı olan Dersim ve Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın hedef alındığını kaydeden DAD Genel Merkezi, “Bu bir tesadüf değil aksine merkezi devlet aklının yürürlüğe koyduğu bir planlamadır” diye belirtti. DAD, asimilasyoncu aklın ‘alternatif’ etkinliklerine tutum alınması çağrısında bulunarak, 16-17-18 Ağustos’ta Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri’nde olacaklarını bildirdi.
Tunceli Valiliği ve Fırat Kalkınma Ajansı tarafından 15-17 Ağustos 2025 tarihlerinde Dersim’de gerçekleştirilecek olan Mameki Fest’e Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi tarafından tepki gösterildi.
‘Kayyumcu Akıl İş Başında!’ yapılan yazılı açıklamada, “Kayyumcu akıl ise gasp anlayışı üzerine kurulu bir tahakküm organı olması itibariyle tam tersine asimilasyon, çarpıtma ve dejenere etme maksadıyla festival veya etkinlik yapar. Dolayısıyla anti festival ve anti etkinlik denilebilecek bir durum çıkar ortaya. Bunu kabul etmemiz ise mümkün değildir” denildi.
DAD açıklamasında ayrıca Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nca 12-13 Ağustos’ta düzenlenecek alternatif/korsan Hacı Bektaş Veli anma etkinlikleri ile 15-17 Ağustos tarihinde Dersim’de düzenlencek Mameki Fest’in merkezi asimilasyoncu devlet aklıyla planlandığa vurgu yapılarak, bu etkniliklere karşı tavır alınması çağrısına bulundu.
Bu dayatmacı yaklaşımdan bir an önce vazgeçilmesi çağrısında bulunan DAD Genel Merkezi ayrıca 16-17-18 Ağustos’ta Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri’nde olacaklarını bildirdi.
“KAYYUMCU AKLININ ASİMİLASYONCU, ÇARPITMA FESTİVALİNİ KABUL ETMİYORUZ”
DAD Genel Merkezi’nin açıklamsında şunlar kaydedildi:
“Kayyumcu Akıl İş Başında!
Kayyum rejimi toplumun siyasal iradesini gasp eden bir konumda olduğu gibi, aynı zamanda kültürel, ekonomik ve sosyal tüm değerlerine karşıda aynı misyonu oynamaktadır.
Bu misyon doğrultusunda kayyum niteliği ile kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi kurumları tarafından uzun yıllardır düzenlenen Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinliklerini iki yıldır boşa çıkarmaya çalışmakta ve alternatif oluşturma çabasına girmektedir.
Aynı doğrultuda bir gelenek olarak ısrarla her sene düzenlenen Munzur Festivaline karşı, Dersim Belediyesine atanan kayyum da bu sene “Mameki Fest” adı altında bir festival düzenleyeceğini duyurdu.
Festival ve etkinlikler toplumsal olanın kültürel değerlerinin yaşatılması ve korunması amacıyla yapılır. Dolayısıyla demokratik kurumların yaptığı festival ve etkinlikler tam olarak bu manaya erişmiş olmasada önemli bir kültürel direniş geleneği oluşturmuştur.
Kayyumcu akıl ise gasp anlayışı üzerine kurulu bir tahakküm organı olması itibariyle tam tersine asimilasyon, çarpıtma ve dejenere etme maksadıyla festival veya etkinlik yapar. Dolayısıyla anti festival ve anti etkinlik denilebilecek bir durum çıkar ortaya. Bunu kabul etmemiz ise mümkün değildir!
“DERSİM VE HACI BEKTAŞ VELİ DERGAHI HEDEFTE!”
Raa/Rêya Heq Alevi sürekleri için manevi ağırlığı büyük olan iki mekanın, Dersim ve Hacı Bektaş Veli dergahının, aynı dönemde benzer yöntemlerle hedef haline getirilmesinin arkasında ki asimilasyoncu aklı tanıyoruz! Bu bir tesadüf değil aksine merkezi devlet aklının yürürlüğe koyduğu bir planlamadır!
“16-17-18 AĞUSTOS’TA HACIBEKTAŞ’TA OLACAĞIZ”
Demokratik Alevi Dernekleri olarak; vu dayatmacı yaklaşımdan bir an önce vazgeçilmelidir diyoruz!
Toplumumuzun asimilasyoncu aklın “alternatif” olarak tertiplediği bu etkinliklere karşı tutum alması gerektiğini ve başta Alevi kurumları olmak üzere tüm demokratik kurumların birlik felsefesinde daha güçlü buluşmasının bir ihtiyaç olduğunu belirtiyoruz.
16-17-18 Ağustos’ta Hacı Bektaş Veli Anma Törenlerinde olacağız.
İnancımızdan, dilimizden, kültürümüzden, kutsal mekanlarımızdan ve doğamızdan elinizi çekin!
Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”
PİRHA-Tunceli Valiliği’nin, 15-16-17 Ağustos’ta yapacağı Mameki Fest’e tepki gösteren Dersim Dernekleri Federasyonu, “Munzur’un sesini bastırmaya çalışan, kültürümüzü pazara dönüştürmeye çalışan bu ticarileşmiş festivallere karşı durulmalıdır!” dedi.
Tunceli Valiliği, 15-16-17 Ağustos’ta Mameki Fest düzenleyecek. Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), yapılacak festivale tepki göstererek yazılı açıklama yaptı.
Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin yıllardır Dersim’in kadim ruhunun, doğa savunusunun ve halk iradesinin meydandaki güçlü sesi olduğu belirtilen açıklamada, “Doğama, dilime, inancıma dokunma!” diyen Dersim halkı, Munzur’un serin sularında yalnızca şenlik yapmaz; direnir, sahip çıkar, yaşatır. Şimdi ise, bu direnişin hemen yanına, aynı tarihe başka bir festival konuyor: Mameki Fest. Renkli sahneler, satış stantları, eğlence vaatleri… Ancak bu vitrinin ardında, Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin politik, toplumsal ve inanç temelli ruhunu etkisizleştirme niyeti gizlidir. Bu tür ticarileşmiş etkinliklerle, Dersim halkı kendi tarihinden, inancından ve direniş geleneğinden uzaklaştırılmak istenmektedir. Kutsal suyun kıyısına kurulan ticaret çadırı, bu coğrafyanın ahengini bozar; halkın hafızasını pazar gürültüsüne karıştırır. Munzur’un kadim çağrısı, satış megafonlarının sesinde boğulur. Alevi inancında, doğaya ve hakikate hizmet etmeyen hiçbir eğlence “eğlence” değildir. Bu yüzden çağrımız nettir: Dersim halkı, tarihine, inancına ve direniş geleneğine sahip çıkmalıdır! Munzur’un sesini bastırmaya çalışan, kültürümüzü pazara dönüştürmeye çalışan bu ticarileşmiş festivallere karşı durmalıdır!” denildi.
PİRHA-23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde konaklama sorununun devam ettiğini belirten DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, “Biz festival tertip komitesi olarak yaklaşık 15 gün önce Tunceli Valiliği’ne gerekli müracaatımızı yapmıştık ancak yurt konusundaki sorun maalesef halen devam ediyor. Biz mağduriyet yaşanmaması ve insanların dışarıda kalmaması için yurtların açılmasını talep ediyoruz” dedi.
Bu yıl “Dersim Yaşamdır; Doğama, İrademe, Dilime, İnancıma Dokunma” şiarıyla düzenlenen 23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali başladı.
Festivale katılmak için gelen yüzlerce kişi ise boş olan öğrenci yurtlarının açılmamasından dolayı barınma sorunu yaşıyor. Dersim Dernekleri federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, barınma sorununa ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“YILLARDIR YAŞADIĞIMIZ KONAKLAMA SORUNU YİNE ÇÖZÜLMEDİ”
Munzur Kültür ve Doğa Festivali yapmalarındaki amaçlarının tüm Dersimlileri yılda bir kez de olsa yan yana getirmek istediklerini vurgulayan Ali Rıza Bilir, “Her yıl çok sayıda insanımız bulunduğu yerden Dersim’e akın akın geliyor. Bu senede yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasal krize rağmen halen insanlar akın akın gelmeye devam ediyorlar. Her yıl yaşadığımız konaklama sorunu bu yıl yine aynı şekilde devam ediyor. Sorunların çözümü için yetkililer bir adım atmıyor. Biz festival tertip komitesi olarak yaklaşık 15 gün önce Tunceli Valiliği’ne gerekli müracaatımızı yapmıştık ancak yurt konusundaki sorun maalesef halen devam ediyor. Bu durum kentimiz için son derece kötü bir durum. Çok sayıda insan festival için Dersim’e geldi ancak henüz konaklama yeri bulmuş değiller. Yurtlarla ilgili yaptığımız müracaat İl Gençlik Spor Müdürlüğü tarafından yurtların öğrencilerin daha iyi öğrenim yapabilmesi için bir tadilatın yapılacağını gerekçesiyle yurtların açılmayacağına dair resmi bir yazı tarafımıza tebliğ edildi” dedi.
“YURTLARIN AÇILMASINI TALEP EDİYORUZ”
Dersim coğrafyasını görmek ve festival için gelen insanların barınma sorununun çözülmemesinden dolayı endişe içerisinde olduğunu vurgulayan Bilir, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“4 gün boyunca festivalin etkinliklerinin ses sistemini kurmak için dışarıdan getirdiğimiz 4 işçi arkadaşımız barınma yeri olmadığı için maalesef dışarıda kaldı. Yine başka yerlerde gelen öğrenciler, aileler, dernek yöneticileri konaklama sorunu çözülemediği için endişe içerisinde. Yetkililerle yeniden bir görüştük ancak bize bunun mümkün olmadığını söylediler. Ama biz mağduriyet yaşanmaması ve insanların dışarıda kalmaması için yurtların açılmasını talep ediyoruz.”
PİRHA-Tunceli Valiliği, Muharrem Oruçları’nın 8. gününde Dersim’deki Yolkonak Cemevi’nde oruç açma yemeği düzenledi, daha sonra cem yürütüldü. Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, “Lokma rızalık ile olur. Matemin içinde cem olmaz, bu orada bulunan pirlerin işgüzarlığıdır. Gönülleri birlemek sadece yası matemde olmamalı, hayat felsefemiz olmalı” diyerek tepki gösterdi.
Kerbela’da, 10 Ekim 680’de Hz. Hüseyin ile birlikte susuz bırakılarak katledilen 72 kişi için tutulan Muharrem Orucu’nun (Yası Kerbela) 9. günü.
Aleviler evlerinde ve cemevlerinde Muharrem Orucu’nu açarken, AKP hükümeti de Alevilerin itirazlarına rağmen Valilikler aracılığıyla iftar (oruç açma) yemekleri düzenliyor.
Tunceli Valiliği, Muharrem Oruçları’nın 8. gününde Dersim’deki Yolkonak Cemevi’nde oruç açma yemeği düzenledi, daha sonra ise cem yürütüldü.
Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu, Tunceli Valiliği tarafından verilen oruç açma yemeğine tepki gösterdi.
“GÖNÜLLERİ BİRLEMEK SADECE YASI MATEMDE OLMAMALI”
‘Tunceli Valisi Şefik Aygöl, cebinden vermiş ise lokması kabul olsun ancak Tunceli Valiliği ödemiş ise doğru değil’ diyen İnanç Dolu, “Lokma rızalık ile olur. Yası matemin içinde cem olmaz, bu yapılan oradaki pirlerin işgüzarlığıdır. Gönülleri birlemek sadece yası matemde olmamalı, hayat felsefemiz olmalı. Bu ülkede yaşayan Alevilere yası matemden sonra aşurelerini yapmaları için yasal bir izin verilirse ve anayasa ile güvence altına alınırsa gönülleri birlemek adına bir adım kabul edilir” dedi.
PİRHA- Dersim Dernekleri Federasyonu Kadın Meclisi’nin kültür merkezinde yapacağı kadın kurultayına Tunceli Valiliği “Kültür merkezinin kamu kurumu olduğu” gerekçesiyle izin vermedi.
Tunceli Valiliği, Dersim Dernekleri Federasyonu Kadın Meclisi’nin 3 Mayıs Cumartesi günü yapacağı 1. Kadın Kurultayı için talep ettiği Erdal Güntaş Kültür Merkezi’ni “Kamu kurumu olduğu” gerekçesiyle kullanmalarına izin vermedi.
Dersim Dernekleri Federasyonu Kadın Meclisi konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “Kamu kurumları halkındır, halkın alın teri ve emeğiyle buralar yapılmaktadır. Halkın kullanımına açık olmalıdır” denilerek verilen kararı eleştirdi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“3 Mayıs 2025 günü Erdal Güntaş Kültür Merkezi’nde yapacağımız birinci kadın kurultayımız valilik tarafından kültür merkezinin kamu kurumu olduğu ve burada kurultay yapamayacağımız bize 28 Nisan’da bildirilmiştir. Geçtiğimiz hafta dilekçemizin durumunu defalarca kez sormamıza rağmen kurultaya az süre kala bize olumsuz yanıt verilmiştir. Yapılan kültür merkezi, hemşerimiz Güntaş ailesinin katkıları ile yapılmıştır. Ancak gelinen noktada bize kültür merkezinin kapıları kapatılmıştır. Bu yapılan ilk olmadığı gibi son da olmayacaktır. Bizler ezelden beri bu engelleme ve yasaklarla karşılaşıyoruz tıpkı Munzur Festivali’nde olduğu gibi. Festivalimiz nasıl engellenemediyse kadın kurultayımız da engellenemeyecek, onun gibi büyüyecek ve gelişecek. Bizler gerek bölgemiz gerekse ülke bağlamında kadınların yaşadığı sorunları dile getirmekten ve bunlarla mücadele etmekten asla geri adım atmayacağız. Şiddetin her türlüsüne, sömürüye, kültürel yozlaşmaya karşı alanlarda olamaya devam edeceğiz. Kamu kurumları halkındır, halkın alın teri ve emeğiyle buralar yapılmaktadır. Halkın kullanımına açık olmalıdır. Kurultayımızı yapma kararlığımız ilk günkü gibi devam etmektedir. 3 Mayıs günü saat 11.00’de kurultayımızı Grand Şaroğlu Hotel’de yapacağız. Dersimli kadınları kurultayımızı sahiplenmeye ve kurultaya katılmaya davet ediyoruz.”
PİRHA-Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Tunceli Valiliği’nin iş birliğiyle yürütülen çalışmalar kapsamında Dersim’de 16 tane cemevine yardım yapıldığı açıklandı. Yardımın yapıldığı Ovacık’taki cemevlerinden olan Tatuşağı Köyü Cemevi, Koyungölü Cemevi ve Yeşilyazı Cemevi’nin yöneticileri “Devlet camilere yardım yapıyorsa cemevlerine de yardım yapmalı” görüşünü savunuyor. Bu görüş Alevi toplumunda kabul edilmese de bazı cemevleri yöneticileri yardımlara ‘hayır’ demiyor.
AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın uygulamaları tepki çekmeye devam ediyor.
Türkiye genelinde örgütlü cemevlerinin çoğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na mesafeli dururken, yardınlarını reddederken, bazı bağımsız ve örgütlü cemevlerinin yardımları kabul ettikleri ortaya çıktı.
Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Tunceli Valiliği’nin iş birliğiyle yürütülen çalışmalar kapsamında toplamda 8.704.266.00 TL harcanarak Geyiksuyu Cem ve Kültür Evi ve Burmageçit Köyü Cemevi, Kırklar Cemevi, San Saltık Türbesi Cemevi, Elmalık Mahallesi Cemevi, Şeyh Çoban Baba Cemevi, Kıl köyü Düzgünbaba Cemevi, Seyyid Derviş Abbas Dergahı Cemevi, Yeniköy Cemevi, Büklü Dede Cemevi, Pindigeli İmam Hüseyin Dede Cemevi, Derviş Gülabi Cemevi, Elgazi Köyü Cemevi, Yeşilyazı Köyü Cemevi, Tatuşağı Köyü Cemevi ve Koyungölü Köyü Cemevi’nin talepleri karşılandığı iddia edildi.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yardımda bulunduğunu açıkladığı Tatuşağı Köyü Cemevi Başkanı Sabri Aksu’ya, Koyungölü Cemevi Başkanı İmam İnal’a ve Yeşilyazı köyü Muhtarı Kurtuluş Demirdöğen’e yardımları neden kabul ettiklerini sorduk.
Alevi federasyonların ve konfederasyonların Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan masa, sandalye, parke taşı gibi yardımlar alınmaması için çağrılar yapsa da kırsalda birçok cemevi bu çağrılara uymayarak yardımları kabul ediyor.
“DEVLET, CEMEVLERİNİ İBADETHANE OLARAK KABUL ETMESİ GEREKİYOR”
Tatuşağı Köyü Cemevi Başkanı Sabri Aksu, “Parke taşlarını, 100 metre sundurma ve cemevinin etrafındaki taş örme işini yaptılar. 10 tane masa, 100 tane sandalye ve morg verdiler, bizden herhangi bir şey istemediler. Hepimiz bu devlette yaşayıp vergi veriyoruz, devletin de cemevlerine ufak tefek yardım etmesi gibi doğal bir şey yok. Yardımı kabul etmeyen olabilir, zorunlu bir şey değil sonuçta. Ama biz yardım ettiler diye cemevlerini onların istediği gibi kullanacak halimiz olmaz tabi ki. Cami nasıl ibadethane olarak kabul ediliyorsa devletin cemevlerini de ibadethane olarak kabul etmesi gerekiyor” diye belirtti.
Tunceli Valiliği’ne 6 ay önce cemevlerinin morg ihtiyacını ilettiklerini ancak halen taleplerinin karşılanmadığını ifade eden Koyungölü Cemevi Başkanı İmam İnal, “Biz bu sene Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ya da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’na bağlanmayı düşündük ama daha sonra bağımsız kalma düşüncesi ortaya çıktı. Cemevi yöneticileri ve üyeleriyle bir araya gelip yaptığımız toplantıda devletten cemevine ilişkin hiçbir yardım alınmaması üzerine konuştuk. Çünkü bugün devlet yardım ettiği zaman ileride Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanacaksınız derler denildi. Temmuz ayında Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan gelen müsteşar Ovacık’ta cemevlerinin başkanlarıyla cemevlerinin taleplerini görüşmek için toplantı yaptı ancak biz gitmedik” dedi.
“CEMEVİMİZE HOCA GÖNDERİRLERSE BİZ ONA MÜSADE ETMEYİZ”
Yeşilyazı Köyü Muhtarı Kurtuluş Demirdöğen ise konuşmasında şunları dile getirdi:
“Bizim köyümüzdeki cemevi inşaat halinde olduğu için fayans, kapı, boyama, mutfak dolapları gibi birçok eksiğimizi giderdiler. Bu ülkede biz de yaşıyoruz, camilere ödenek ayrılıyor, o yüzden cemevlerine de yardım yapılması gerekiyor. Köyde, şimdi cemevine yardım ediyorlar ama daha sonra cemevimize hoca gönderirler diye bir tartışma yaşandı ama biz ona müsaade etmeyiz dedik. Ancak bizim kendi dedelerimize maaş verilirse biz onu kabul ederiz ama onun dışında cemevimize önerecekleri dedeyi veya hocayı kabul etmeyiz.”
PİRHA-2019 yılında yapımı tamamlanan Dersim-Pertek Karayolu’nun heyelanlı bölgeye yapılmasından dolayı yolun 20. kilometresinde yolda çökme meydan geldi, yurttaşlar tedirgin ve mağdur.
2019 yılında yapımı tamamlanan 35 km’lik Dersim-Pertek Karayolu’nun 20. kilometresinde her yağmur yağdığında yolun sular altında kalması ve yakın zamanda yolun çökmesi nedeniyle yurttaşlar hem tedirgin hem de mağduriyet yaşıyor.
Yerel kaynaklardan elde edilen bilgilere göre; bir şahsın yolun kendi arazinden geçirmek için yolun yapılması gereken yerden değil de heyelanlı bölge olan yerden yapılması nedeniyle yıllardır çalışma yapılıyor ancak soruna çözüm bulunamadı.
“TUNCELİ VALİLİĞİ GÜVENLİ YOLCULUK YAPILACAĞINI SÖYLEMİŞTİ ANCAK YURTTAŞLAR TEDİRGİN”
Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel ise konuya ilişkin 17 Ekim 2019 tarihinde yaptığı açıklamada, “35 km’lik Tunceli-Pertek Yolu Karayolu tamamlandı. Vatandaşlarımız daha huzurlu, daha güvenli ve daha kaliteli yolculuk yapacaklar. Allah razı olsun. Bu güzel, kaliteli yol Tunceli’mize ve ülkemize hayırlı olsun” sözlerini kullanmıştı.
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Zeynel Kete, hükümetin Munzur Üniversitesi’nde yapmayı planladığı “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” eleştirerek, “Dersim’de yapılması istenen hem inanç olarak, hem politik olarak, hem gençliğe yönelik olarak, Dersim’deki Ra Heq toplumunun anlamsızlaştırılmasını esas almışlardır” dedi. Kete bunun çok yoğun bir kültürel asimilasyon politikası olduğunu sözlerine ekledi.
AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Zeynel Kete, yapılacak sempozyumu PİRHA’ya değerlendirdi.
“TÜRKÇÜLÜK VE TURANCILIK HORASAN’I TÜRKLEŞTİREN BİR TEZDİR”
Zeynel Kete, sempozyumların kültürel soykırıma hizmet ettiğini anlamak ve bu sempozyumlarda kimlerin görev aldığını bilmek açısından, kurucu kodlara gitmek gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Gerçekten de kavram ve kuramların anlamını yitirdiği bir dönemde yaşıyoruz. Theodor W. Adorno’nun (Alman Felsefeci) belirlediği gibi günümüzün en büyük sorunu, anlam yitimi. Bir kavramın, bir değerin anlamı yitirildiği zaman tarihsel kök de uzaklaşır. Çok rahatlıkla bir yabancı yönetim, o topluma hakim olabiliyor. Son dönemlerde Dersim’de Munzur üniversitesi, Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı ve Dersim’deki halihazırdaki cemevi ve bunun arkasında Diyanet bir sempozyum yapıyor. Horasan’la ilgili bir sempozyum. Aslında bu sempozyumların, ötekilerine yönelik yapılan sempozyumların nasıl bir kültürel soykırıma hizmet ettiğini, bu sempozyumlarda kimlerin görev aldığını bilmek açısından biraz daha geriye gitmek lazım. O kurucu kodlara gitmek lazım. Çünkü Osmanlı’nın son yıllarında daha doğrusu Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının Osmanlı ve İttihat ve Terakki arasındaki ilişkiyi ve ötekilerine karşı bakış açılarını biraz daha açığa çıkarmak lazım. Osmanlı’nın son dönemlerinde özellikle Osmanlı subayları, “aydınları” diyebileceğimiz daha sonra Cumhuriyetin de kurucuları durumuna gelen birçok kesimin Alman emperyalistleriyle ciddi bir ilişki içerisinde olan bir İttihat Terakki anlayışı vardır. Bu dönemde aynı zamanda Türkçülük ve Turancılığın da fikrinin çok yoğun olduğu bir dönemdir. Ziya Gökalp, Halide Edip Adıvar, Ömer Seyfettin bu dönemin çeşitli dergilerinde edebi yazılar, hikayeler, makaleler yazarlar. Bu tezi geliştirdiler. Turancılık tezinin temeli Türklerin ana yurdu Orta Asya’dadır, Horasan’dır. Merkezi bir Türk tarih tezine dayanan, Horasan’ı da Türkleştiren bir tezdir. İttihat ve Terakki döneminden beri gelen bir tezdir. Nihayetinde bu Türkçü ve Turancı tez kendisini biraz daha böyle ütopik, Ergenekoncu, kızıl elmacı zihniyet olarak kendisine göründü. Bir coğrafya üzerinden hakimiyet kurma, bir coğrafyayı ele geçirme ve o coğrafyaya bir kimlik biçme durumu söz konusuydu.
“KÜRTLER, ALEVİLER VE RA HEQ TOPLUMUNUN VARLIĞI, KÜLTÜRÜ YATSINDI”
Nihayetinde Cumhuriyet’in kurucu kadroları da Osman son döneminde yetişmiş çoğu asker kökenli ve İttihat ve Terakkici bir zihniyetin taşıyıcılarıdır. Doğal olarak bu ilk kurucular İttihat Terakki’de almış oldukları toplum modelini, ötekine bakışı, kadına bakışı, doğaya bakışı, topluma bakışını da alıp buraya entegre ettiler. Ve bunun en somut belgesiyse daha sonra 1924 Anayasasıyla egemen ulus olmanın hukuk metnini oluşturdular. Cumhuriyet’in ulus devlet anlayışı ya da devletin ulus yaratma politikaları Cumhuriyet’in merkezileşmesi ve toplumsal ilişkiler devletin aygıtları üzerine çok yoğun bir şekilde görünür olmaya başladı. Özellikle okullar, camiler, hastaneler, kışlalar, hapishaneler, kültür merkezleri, açılan ocaklar, Türk yurdu dergileri benzeri kurumlar üzerinden bu tek dil, tek din, tek mezhep, tek kültür, teklik üzerinde ulus model tanrılaştırıldı. Kültürel ve fiziki soykırım söz konusuydu çünkü ötekiler bu anayasayı kabul etmedikleri zaman doğal olarak kendi hakikatlerinden gelen, doğal olan kendi varlıklarını, birliklerini, dirliklerini devam ettirme süreci başlıyordu ve bu sürece hayır diyen, demokratik haklarını en iyi şekilde, 21 Anayasasına verilen sözlerin yerine getirilmesiyle ilgili talepkârlıklar meydana geldiğinde topluma yönelik planlı programlı katliamlar süreci başladı. En yoğun olarak Kürtler, Aleviler ve Ra Heq toplumunun varlığı, kültürü yatsındı, kabul edilmedi. Toplumun kültür ve geleneğinin hepsi götürülüp Orta Asya ve Horasan’a dayandırıldı.”
“ORTAK AMAÇ RA HEQ TOPLUMUNUN VAROLUŞUNU YOK ETMEKTİR”
Özellikle seksenli dönemlerde Dersim’de yaşayan Kürt Alevilerini Türkleştirme, Alevileri ise Sünnileştirme anlayışının güçlü bir anlayış olduğunu belirten Kete, “Eğer asimilasyon had safhadaysa ve bugün Dersim’de Diyanet, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Dersim’deki cemevi, sempozyumlarla Dersim’e yöneliyorsa hala şu vardır: Dersim’de o öze dönüşün devriye halinde olduğunu biliyor. Hakikatin orada tekrar bir daha ayağa kalkacağını biliyor, hakikat kaybedildiği yerden aranıyor” dedi.
“DERSİM’DE GENÇLİĞE YÖNELİK ÖZEL YÖNTEMLERLE ÇÖKTÜRME PLANI SÖZ KONUSU”
Zeynel Kete ayrıca Dersim’de gençliğe yönelik çok özel yöntemlerle çökertme planı söz konusu olduğunu belirterek “Yani gençlik toplumdan koparılıyor, kendi tarihsel kültüründen koparılıyor. Adına özgürlük denilen sosyolojik olarak çürüme, psikolojik olarak çökme durumu söz konusudur. Böyle olunca da toplumu anlamsızlığa itiyor. Toplum anlamsızlığa itildiği zaman ise bu toplumun bitişi demektir. Doğal olarak Dersim’de yapılması istenen hem inanç olarak, hem politik olarak, hem gençliğe yönelik olarak, Dersim’deki Ra Heq toplumunun anlamsızlaştırılmasını esas almışlardır.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yapan kişinin, devletin ideolojik aygıtlarının ortak amacı Ra Heq toplumunun varoluşunu yok etmektir, tarihsel dinamiklerini ortadan kaldırmaktır” ifadelerini kullandı.
“DERSİM’E YÖNELİK ÇOK CİDDİ BİR KÜLTÜREL SOYKIRIM SÖZ KONUSU”
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Dersim’deki cemevinin el ele vererek Dersim’deki Ra Heq inancını ve hakikatini tüketme planı içinde olduğunun altını çizen Zeynel Kete, “Alevi inancının örgütlüğü ocak sistemidir. Ocak sistemi ise özgür, özerk yaşamın formudur. Devlet dışı kalmış rıza toplumunun formudur. Şimdi bu form kendine yaşam alanı bulduğunda bu defa yabancı yönetime karşı direnişini de geliştirir. Sorunları kendi içinde var eder. Kadın özgürlükçü bir sistemdir. Doğal olarak da cinsiyetçi bu eril epistemoloji, böyle bir sistemden ileride kendisine zarar gelebileceğinin bilincindedir. Ocak sistemi demopolitik bir sistemdir. Demopolitik demek demokrasi, politik ve etik. Bu çerçevede düşünüldüğünde Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girdiğimizde Ra heq coğrafyasına, Alevi süreklerine yönelik ama özelde de Kürt Alevilerine veya Ra Heq Alevilerinin serçeşmesi olan Dersim’e yönelik çok ciddi bir kültürel soykırım söz konusudur. Dersim’deki üniversite, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Dersim’deki cemevi el ele vererek Dersim’deki Ra Heq inancını ve hakikatini tüketme planıdır” diye konuştu.
“KÜLTÜREL ASİMİLASYON POLİTİKASIDIR”
Dersim’de yoğun bir kültürel asimilasyon politikası olduğunu vurgulayan Kete şöyle devam etti:
“Bu resmi ideoloji, bu İttihat ve Terakki’nin modern mantığı 1915’te Ermenileri sürme konusunda Enver ve Talat Paşa’nın bir Harput ziyareti var ve Enver ve Talat Paşa Harput’u ziyaret ederken o dönemin postnişiyle de görüşmeler yapılıyor. Arguvan’ın Mineyik (Kuyudere) köyünde kırkın üzerinde ocak mensubuyla bir meclis oluşturuluyor, dedeler kurultayı yapılıyor. O dönemde de aynı mantık, bu kurultay sempozyumlarının tarihsel arka planı vardır. Benzeri yine Dersim’de yapıldı. Dersim’de bir dedeler meclisi kendini ilan etti. Ve o dedeler meclisindekilerin hemen hemen çoğu daha önce Ali Ekber Yurt’un yanındaydı. Büyük bir kesimi çeşitli dönemlerde Kerbela’ya götürülüp getirilmiş, resmi ideolojiyle ilişki halindedir.
Hatta Mart 2025 yılında da Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde bir sempozyum yapma çalışmaları vardır. Bu yıl Dersim’de meydana gelen festivalde Horasan konusunu özellikle son 5-6 yıl içerisinde adaletli bilim insanları Dersim ve Horasan arasındaki ilişkiyi incelediler. Masa başı değil, alana gidip Mezopotamya’daki kültürel, arkeolojik, etimolojik öğeleri, oradaki klan, kabile ve aşiret yapısını, dil bilimsel olarak da orada kullanılan lehçelerin etimolojik olarak çözümlemesini yaptıklarında şununla karşılaştılar; Evet, Dersim’den Horasan’a gidişler vardır. Bunu belgeler ile ispatladılar. Tekrar geri dönüşler de olmuştur ama Dersim’den oraya gidişler vardır. Çünkü Dersim’deki mevcut aşiret yapısının aynısını bir benzeri Horasan’da da vardır ve bu akademi konusudur ama bu konuda netleşildi. Dersim’den oraya gidişler olmuştur bu bir şekilde netleşti. Kısacası bu çok yoğun bir kültürel asimilasyon politikasıdır.”
PİRHA- Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, 16-17 Ekim’de Munzur Üniversitesi’nde yapılacak olan “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli” sempozyumuna tepki gösterdi. Özcan, “Dersim’de böyle bir çalışmanın yapılması Dersim’in Alevi inancı için bir kale olmasından dolayı. Dersim Aleviler için çok önemli bir coğrafya. Munzur Üniversitesi bu tavrıyla geçmişten beri eleştirilen Tunceli Cemevi’nin mirasını devralacak gibi görünüyor” dedi.
AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.
Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, yapılacak sempozyumun amacını PİRHA‘ya değerlendirdi.
Yapılacak sempozyumun Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın inisiyatifinde olan bir çalışma olmadığını belirten Mesut Özcan, “İktidarın Alevilere yönelik bir politikası. Dersim’de böyle bir çalışmanın yapılması Dersim’in Alevi inancı için bir kale olmasından dolayı” dedi.
Geçmişten beri devletin Alevilere ilgi duyduğu zaman ilk uğradığı yerin Dersim olduğuna dikkat çeken Özcan, “Devletin inançlardan elini çekmesi gerekiyor, toplum kendi inancını kendi istediği gibi yaşamalı. Dersim sadece Dersim değildir. Dersim Aleviler için çok önemli bir coğrafya. Bu çalışmanın Munzur Üniversitesi üzerinden yapılması da aslında çok ilginç bir şey değil. Munzur Üniversitesi bu tavrıyla geçmişten beri eleştirilen Tunceli Cemevi’nin mirasını devralacak gibi görünüyor. Munzur Üniversitesi Dersim’in inancı, kültürü ve dili için bilimsel çalışmalar yapmalı” şeklinde konuştu.
“Horasan’dan geldik” denilerek Aleviliğin Türklüğe bağlanmaya çalışıldığını vurgulayan Özcan, “Biraz daha geriye giderek İslamiyet’le bağdaştırması bilime uymayan bir durum. Yapılacak sempozyumda üniversitedeki salonların isimlerine Dersim’de kutsal mekânların adının verilmesi ve bunun bildiride de belirtilmesi bir politikanın amacı. Ana Fatma, Munzur Baba salonu gibi isimlerin verilmesi Alevilere şirin gözükme ve Alevilere değer verdiğini gösterme çabası. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden Munzur Üniversitesi’nin çabası beklenen bir şey ve gelecekte bu durum daha da artacaktır” ifadelerini kullandı.
Alevi kurumlarının sadece adlarıyla var olduklarını ve pratikte yaptıkları kayda değer bir şey olmadığını dile getiren Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, şöyle devam etti:
“Alevi kurumları bir enstitü gibi çalışması gerekiyor çünkü geçmişlerine dair bir arşivleri, müzeleri ve referans gösterecekleri kayıtları yok. Biz Alevilerin en büyük kusuru sadece konuşuyoruz ve düşüncelerimizi aktarıyoruz. Ancak şu anda Alevilerin karşısında olan kurumlar ciddi bir arşiv oluşturuyor ve bunun üzerine düşüncelerini oturtuyorlar. Alevi kurumlarının bir an önce bir enstitüye dönüşmeleri ve arşiv oluşturmaları gerekiyor. Cemevlerinde sadece bağlama ve semah kurslarının verilmesi yetersiz yeni kuşaklara Alevi inancı ile ilgili kurslar verilmeli. Milyonlarca Aleviden söz ediyoruz ancak Alevilerin akademik bir dergisi yok. Alternatif bir şey yaratmamız lazım. Aleviler sürekli konuşup, eleştiriyor ama yerine ne koyacağız.”
PİRHA- EMEP Dersim İl Örgütü, Tunceli Valisi’nin MOTOFEST kapsamında Dersim-Ovacık yolunu kapatmasına tepki gösterdi. Açıklamada, “‘Anadolu’nun Horasın’ı Tunceli’ olarak niteledikleri Dersim’de yapılan bu festival Munzur ve Pülümür Vadileri üzerindeki insan baskısını artırma ve doğaya zarar verme dışında herhangi bir şeye yaramayacaktır” denildi.
Tunceli Valiliği kentte Kemerbel Polis Kontrol Noktası’ndan Hozat yol ayrımına kadar olan Munzur Vadisi’ndeki güzergâhı MOTOFEST (motosiklet festivali) etkinliği nedeniyle bugün 09.00-18.00 saatleri arasında trafiğe kapattı. Vali Bülent Tekbıyıkoğlu’nun bu kararına Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü yaptığı yazılı açıklama ile tepki gösterdi.
“VALİ ÖZEL TUTKUSU İÇİN ANAYASAL HAKKI YOK SAYIYOR”
Valiliğin MOTOFEST kapsamında Dersim- Ovacık Karayolunun bir kısmını trafiğe kapatmasına tepki gösterilen açıklamada, “Bir süredir, ‘motora tutkun Vali’ olarak kendisinden söz ettirmeye çalışan Vali Tekbıyıkoğlu, bu seferde kendi özel tutkusunun festivalini kentimize taşıdı! Bu özel tutkusu için de onlarca kilometrelik yol, trafiğin en yoğun olduğu bu zamanda kapatıldı, insanların seyahat hakkı engellendi! Seyahat hakkı, kişinin bir yerden bir yere istediği şekilde gidebilmesi, serbestçe dolaşabilmesi olarak tanımlanan temel insan haklarından biridir. Aynı zamanda, birinci kuşak haklardan biri olan seyahat hakkı, devlete bir şey yapmama, kişinin alanına müdahalede bulunmama ödevi yükleyen haklardandır. Anayasa’nın 23. Maddesi ‘Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir’ der. Anayasayla güvence altına alınmış temel bir hak ve özgürlük idari bir kararla kısıtlanamaz. Tunceli Valisi, Anayasayla güvenceye alınmış hakkı ‘kendi özel tutkusu’ için yok sayıp, kısıtlayarak Valilik kararıyla engelleyebilmektedir, bu açıkça suçtur” denildi.
‘SUÇLU VALİ VE SPONSORLARDIR’
“Kenti turizme kazandırma” hevesiyle hiçbir alt yapı düzenlemesi yapılmadan düzenlenen festivalin halkın kültürüyle, kimliğiyle uyuşmadığının ifade edildiği açıklamada, “‘Anadolu’nun Horasın’ı Tunceli’ olarak niteledikleri Dersim’de yapılan bu festival Munzur ve Pülümür Vadileri üzerindeki insan baskısını artırma ve doğaya zarar verme dışında herhangi bir şeye yaramayacaktır. Bir kez daha ifade ediyoruz; Bu festivalin ortaya çıkaracağı bütün sorunların müsebbibi Tunceli Valiliği ve bu festivale sponsor olarak bu suça ortak olanlardır” diye belirtildi.
PİRHA-Hakkari Belediyesi’ne kayyım atamasının ardından Tunceli Valiliği, yapılması planlanan eylem ve etkinliklerin 7 gün süreyle yasaklandığı duyurdu.
Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasının ardından Tunceli Valiliği, kent genelinde 4 Haziran’dan itibaren geçerli olmak üzere 7 gün süreyle açık alanlarda toplanma, yürüyüş ve basın açıklaması gibi eylemlerin yasaklandığını duyurdu.
“TOPLANTI, YÜRÜYÜŞ, MİTİNG, OTURMA EYLEMİ VE PROTESTO YASAKLANMIŞTIR”
Tunceli Valiliğinden yapılan açıklamada şöyle denildi.
“Mezkur kanun hükümleri çerçevesinde Valilik ve Kaymakamlık makamının uygun göreceği etkinlikler dışında Tunceli il sınırları içerisinde meydan, cadde, sokak, yol, park gibi umuma açık alanlarda; basın açıklaması, toplantı ve gösteri yürüyüşü, miting, açık yer toplantısı, protesto eylemi, oturma eylemi, anma, açlık grevi, stand açmak, imza kampanyası, konser, şenlik, el ilanı bildiri, broşür dağıtmak, afiş, poster açmak, meşale yakma ve taşıma, sinevizyon gösterimi vb. tüm eylem ve etkinliklerin 04.06.2024 günü saat 00.01 ile 10.06.2024 günü saat 23.59’a kadar yedi (7) gün süreyle yasaklanmıştır.”
PİRHA-Dersim Belediyesi ve Munzur Özgür Öğrenci Derneği tarafından yapılacak Kasım Taşdoğan konseri Tunceli Valiliği tarafından yasaklandı.
Dersim Belediyesi ve Munzur Özgür Öğrenci Derneği ortaklığında yapılacak Kasım Taşdoğan konseri Tunceli Valiliği tarafından yasaklandı.
“KONSERİMİZ VALİLİK TARAFINDAN YASAKLANDI”
Munzur Özgür Öğrenci Derneği tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Bugün saat 17.00’de Mameki Parkı’nda yapacağımız Kasım Taşdoğan halk konserimizin Kobane Davası’nda çıkan sonuçlar neticesinde Tunceli Valiliği’nin yaptığı açıklamada yer alan ve Dersim’de 4 gün boyunca sürecek olan eylem, etkinlik yasağından kaynaklı olamayacağını üzülerek siz değerli Dersim halkına ve değerli arkadaşlarımıza bildiriyoruz” denildi.