Etiket: turabi kişin

  • DAD İzmir Şubesi, Dünya Ana Dili Günü paneli düzenliyor

    DAD İzmir Şubesi, Dünya Ana Dili Günü paneli düzenliyor

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, Dünya Ana Dili Günü dolayısıyla Gazeteci Yazar Turabi Kişin’in katılımıyla panel düzenleyecek.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nde, ‘Ana Dili İçin Buluşuyoruz’ başlığıyla panel düzenliyor.

    Moderatörlüğünü Semra Acar’ın yapacağı panele, Gazeteci Yazar Turabi Kişin panelist olarak katılacak.

    Çiğli ilçesinde bulunan DAD İzmir Şube binasında 23 Şubat Pazar günü gerçekleşecek panel saat 14.00’te başlayacak.

    PİRHA/İZMİR

     

  • PİRHA kurucularından Turabi Kişin’in babası Selim Kişin toprağa sırlandı-VİDEO

    PİRHA kurucularından Turabi Kişin’in babası Selim Kişin toprağa sırlandı-VİDEO

    PİRHA- Ajansımız PİRHA’nın eski haber müdürü Turabi Kişin’in Hakk’a yürüyen babası Selim Kişin, Bingöl’ün Cafran (Dallıtepe) Köyü’nde toprağa sırlandı.

    Pir Haber Ajansı’nın kurucularından, ajansımızın eski haber müdürü Turabi Kişin’in babası Selim Kişin gece saatlerinde Hakk’a yürüdü. Kişin hastalığı sebebiyle uzun süredir tedavi görüyordu.

    Selim Kişin, bugün saat 14.00’te Bingöl’ün Cafran (Dallıtepe) Köyü’nde çok sayıda kişinin katıldığı Hakk’a uğurlama erkanı sonrasında toprağa sırlandı. Kişin için taziyeler 3 gün boyunca Cafran Köyü’nde kabul edilecek.

    PİRHA/BİNGÖL

     

  • PİRHA’nın emektarı Turabi Kişin’in babası Selim Kişin Hakk’a yürüdü

    PİRHA’nın emektarı Turabi Kişin’in babası Selim Kişin Hakk’a yürüdü

    PİRHA- Pir Haber Ajansı’nın eski haber müdürü Turabi Kişin’in babası Selim Kişin gece saatlerinde Hakk’a yürüdü. Selim Kişin, bugün saat 14.00’te Bingöl’ün Cafran (Dallıtepe) Köyü’nde toprağa sırlanacak. 

    Pir Haber Ajansı’nın kurucularından, ajansın eski haber müdürü Turabi Kişin’in babası Selim Kişin gece saatlerinde Hakk’a yürüdü. Kişin hastalığı sebebiyle uzun süredir tedavi görüyordu.

    Selim Kişin, bugün saat 14.00’te Bingöl’ün Cafran (Dallıtepe) Köyü’nde toprağa sırlanacak.

    PİRHA/BİNGÖL

  • Kişin’in Kırmançki masal kitabı çıktı: Ana dilimde yazmak vicdani ve ahlaki bir sorumluluk

    Kişin’in Kırmançki masal kitabı çıktı: Ana dilimde yazmak vicdani ve ahlaki bir sorumluluk

    PİRHA- Turabi Kişin’in, “Waya Di Birayanê Pê Hawt Koyan” isimli Kırmancki masal derlemesi Vate Yayınları’ndan çıktı. Kırmancki dilinin yok olma tehlikesinin tekçi planın sonucu olduğunu vurgulayan Kişin, “Ana dilimde yazmak benim açımdan vicdani ve ahlaki bir sorumluluğun yanı sıra politik bir duruşun da ifadesi. Okuyucusu az biliyorum ama küçük de olsa bir etkileşim yarattığını biliyorum ve bu çok kıymetli” dedi. 

    UNESCO’ya göre Kırmancki (Zazaca) dili, yok olma tehlikesi altında olan diller arasında yer alıyor. 7 milyona yakın Kırmanc (Zaza) olduğu ve Kırmancki lehçesini konuşanların sayısının azaldı.

    Gazeteci-Yazar Turabi Kişin’in “Waya Di Birayanê Pê Hawt Koyan” isimli Ana dili Kırmancki (Zazaca) yazdığı masal derlemesi 13 Mart 2024 tarihinde Vate Yayınları’ndan çıktı.
    Kişin’in, ‘Ayrıyeten Ona da Selam Ederim’, Sır Olup Gitmek’ adlı iki öykü kitabı da bulunuyor.

    Turabi Kişin ile Kırmançki “Waya Di Birayanê Pê Hawt Koyan” kitabı üzerine konuştuk.

    “DİLLER BÜYÜK BİR BİRİKİMİN, TARİHSEL VE TOPLUMSAL EMEĞİN SONUCUNDA ORTAYA ÇIKAR”

    PİRHA: UNESCO’nun verilerine göre Kırmancki dili yok olma tehlikesi altında olan diller arasında yer alıyor. Daha geniş kesimlere ulaşma şansınız varken neden okuyucusu az olan bu dilde yazmayı seçtiniz?

    TURABİ KİŞİN: Sadece Kırmancki diliyle yazmıyorum. Türkçe de yazıyorum, hem de keyifle yazıyorum. Bana göre her dil tartışmasız güzeldir. Diller büyük bir birikimin, tarihsel ve toplumsal emeğin sonucunda ortaya çıkarlar. Sorun dillerde değil, sorun dillere yaklaşımdadır. Ana dilim Kırmancki öyle durup dururken yok olacak bir dil değil. Biliyoruz ki kökleri insanlık tarihinin en eski zamanlarına kadar uzanan bir dil ailesinin üyesi. Hata anne rolüne sahip bir dil olduğuna dair veriler de az değil. Yok olmuyor, yok edilmeye çalışılıyor. Özellikle 1925 tarihinde yürürlüğe konan ve hala güncelliğini koruyan inkarı ve imhayı esas alan Şark Islahat Planı’nın sonuçları bunlar. Rahat bırakılırsa 10 yıl içinde kendisini yeniden var edebilecek kabiliyette bir dil.

    Kırmancki’nin okuyucusu az olan bir dil haline getirilmesi de bu tekçi planın sonucu. Konuşanı, okuyanı, yazanı olsun istenmiyor. Anti demokratik ve insanlık dışı bir dayatma. Bu dayatmaya karşı durmak ise demokratik, insani ve ahlaki olandır. Ana dilimde yazmak benim açımdan vicdani ve ahlaki bir sorumluluğun yanı sıra politik bir duruşun da ifadesi. Okuyucusu az biliyorum ama küçük de olsa bir etkileşim yarattığını biliyorum ve bu çok kıymetli. Öte yandan kendi cephemden karınca kararınca kayıt altına alıyorum. Belki bazılarına olumlu anlamda örnek de olurum, bunların hepsi kıymetli.

    “VARACAĞINIZ HEDEF NERESİ OLURSA OLSUN, HAREKET NOKTANIZ DURDUĞUNUZ YERDİR”

    -Her üç kitabınızın da mekanı köyünüz Cafran. Neden kitaplarınızda mekan olarak köyünüzü tercih ediyorsunuz?

    Sadece Cafran demeyelim aslında Cafran’ın da içinde olduğu bölgeyi kapsıyor desek daha gerçekçi. Ama şimdilik kendi yerelimden yola koyulduğum ve evrensel olanla buluşmaya gayret ettiğim bir gerçek. Bunu kendi açımdan son derece doğru buluyorum. Varacağınız hedef neresi olursa olsun hareket noktanız durduğunuz yerdir. Bir başlangıç noktasıdır ve sonucu o belirler. “Taş yerinde ağırdır” der eskiler. Evrendeki varlığın durduğun yerdeki varlığın ile ölçülür. Durduğum yerin üzerinden kara bulutlar eksik olmadı, olmuyor. Bir karanlığa gömülmek isteniyor. Bu kara bulutların dağılması için çaba sarf etmeyeceksem ne anlamı kalır yazarlığın, ne anlamı kalır devrimciliğin, sosyalistliğin, demokratlığın ve evrenselliğin.

    “ÖYLE KOLAY PES EDİLECEK BİR DİL DEĞİL”

    -Bir yazar olarak Kürt edebiyatının gelişimi hakkında neler söylemek istersiniz?

    Her şeyden önce karamsar olmadığımı belirtmek isterim. Bu kadar ağır süreçler yaşamış ve hala yaşamakta olan bir dilden bahsediyoruz. Buna rağmen kudretli bir duruşu var diyebiliriz, bütün lehçeleriyle bu böyle. Derin bir sözlü edebiyatın yazılı edebiyata da yansımalarını görüyoruz. Dengbejlerin, destanların, folklorun, masalların, kelamın ve kılamların dili bu. Tarımın ve hayvancılığın dili bu. Bingöllülerin tanımlamasıyla şiirin dili bu. Alevilerin tanımlamasıyla Hızır’ın dili bu. Öyle kolay pes edecek bir dil değil bu. “Dil akar yatağını bulur.”

    “ANADİLDE HİZMET TALEBİNDE BULUNMALI”

    -Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Kırmancki dilinin geleceği için bundan sonraki süreçte neler yapılmalı? Edebiyat alanında nasıl eksiklikler görüyorsunuz?

    Hep söylerim; bir güç bir şeyi zorla elinizden almış ise onu durup dururken size geri vermez. Onu geri alacak güç sizin iradenizdir, çabanızdır. Geri almak için gösterdiğiniz kararlılıktır. Bu dile karşı sorumluluk duyan her birey başta günlük yaşantısında bu dili yaşatmak durumundadır. Çocuklarına öğretme gayreti içine girmelidir. Demokratik hak olarak belediyelerden, siyasi partilerden, eğitim, sağlık, hava yolları, TRT gibi kamu kuruluşlarından anadilde hizmet talebinde bulunmalı ve bunun için ulusal ve uluslararası hukuk zorlanmalıdır.
    Bu alana dair çaba sarf eden her bireyin emeği kıymetlidir, küçümsememek lazım. Şairi, edebiyatçısı, müzisyeni, dil eğitimi vereni, araştıranı, kayıt altına alanı, yayınlayanı tek kelimeyle dilimize can suyu veriyordur ve çabası yaşamsaldır. Edebiyat toplum tarafından değer gördükçe gelişir, dal budak salar.

    15 Mayıs 1932 tarihi, Celadet Alî Bedirxan öncülüğünde Şam kentinde Kürtçe Hawar dergisinin yayın hayatına başladığı tarih olarak bilinir. Hawar dergisi, Latin alfabesiyle yayınlanmış ilk Kürtçe dergi olarak tarihi öneme sahiptir. Derginin Kürt dili ve edebiyatının geliştirilmesine katkıları nedeniyle 15 Mayıs tarihi, Kürt Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır. Bu vesileyle yüzyıllardır sürdürülen baskı, asimilasyon, inkâr politikalarına karşı Kürt dilini, kültürünü, edebiyatını yaşatmak için emek veren, mücadele eden herkesi saygıyla selamlıyorum, Kürt Dil Bayramlarını kutluyorum.

    PİRHA/BİNGÖL

  • ‘Dilimiz Kırmancki tarihin en eski dillerindendir; çevremizle anadilimizle konuşalım’-VİDEO

    ‘Dilimiz Kırmancki tarihin en eski dillerindendir; çevremizle anadilimizle konuşalım’-VİDEO

    PİRHA-Devlet politikalarının Kırmancki dilinin yok edilmesi üzerine kurulu olduğunu söyleyen PİRHA Haber Müdürü Turabi Kişin, “Devlete, baskı politikalarına, asimilasyona rağmen aileden başlayan, topluma bir şekilde yayılan, aynı zamanda da kurumları, medyayı buna zorlayan bir yaklaşımın sahibi olmak gerekiyor. Parçalı da olsa dili konuşuyorsak zorlayalım” dedi. Kişin yakın çevreyle anadilinde konuşmak gerektiğinin de altını çizdi. 

    UNESCO’nun 2018’de yayınladığı raporda dünyada konuşulan 6 bin dilden 2 bin 500’ü tehdit altında. Türkiye’de ise konuşulan 15 dil tehlike altındayken 3 dil ise çoktan yok oldu.

    Ülkemizde 4 ile 6 milyon arasındaki kişinin ana dili olan Kırmançki yok olma tehlikesi altında olan diller arasında ve UNESCO bu dil için 30 yıl ömür biçiyor.

    Kırmançki dilinde yazılı eserler, görsel yayınlar, akademik çalışmalar da oldukça sınırlı olduğundan yeni nesillere dilin aktarılmasında önemli sorunlar yaşanıyor. Kırmançki dili ile ilgili çalışmalar yapılmış olsa da yine de istenilen düzeyde ne konuşuluyor ne de yazılıyor. Yapılan çalışmalar genelde sınırlı ve bölgesel kalmış durumda.

    Pir Haber Ajansı (PİRHA) Haber Müdürü Turabi Kişin ile Kırmancki edebiyatın durumunu, gençlerin Kırmancki edebiyatına ilgisini ve Kırmancki dilinin kurtulması için neler yapılması gerektiği konularına dair sohbet ettik.

    “HERKESİN KENDİ CEPHESİNDEN MÜCADELE YÜRÜTMESİ GEREKİR”

    PİRHA-Kırmancki yok olma tehlikesi altında olan diller arasında ve UNESCO bu dil için 30 yıl ömür biçiyor. Size göre Kırmancki edebiyatı şu an hangi seviyede?

    TURABİ KİŞİN : Bütün diller bir şekilde binlerce, on binlerce yılın birikimi, emeği, kültürü, yaşamı üzerine şekillenirler. Bu manada dil, bir toplumun aynı zamanda kimliğini, kültürünü, inancını oluşturur. Dil, bir toplumun kendisini var etme araçlarından biridir. Dil toplumlar açısından çok önemlidir. Kırmancki de Kürtlerin önemli bir kesimi açısından kullanılan bir dil ve böylesi bir tarihe sahiptir ve günümüzde yok olmakla yüz yüze olan yok olma sancıları yaşayan bir dildir.

    Devletin politikaları bu dilin varlığının yok olmakla yüz yüze oluşunda büyük bir rol oynuyor. Buna karşı bir demokratik, toplumsal mücadele yürütüp dilin varlığını sürdürmek gerekiyor. Bu konuda eğitim dili olması noktasındaki çalışmaları, çabaları, talepleri devletin elbette ki görmesi ve bu asimilasyoncu politikadan vazgeçmesi gerekir. Kurmanci az da olsa varlığını sürdürebiliyor. Kısmen eğitim dili de olması söz konusu. Ama Kırmancki dilinin böyle bir şansı yok. Dolayısıyla geldiğimiz noktada yok olmakla yüz yüze olan bir dil. Bunun için bu politikalara rağmen herkesin kendi cephesinden bir şekilde buna karşı bir mücadele yürütmesi gerekir diye düşünüyorum.

    “GENÇLERİN DİLE DUYARLILIĞI İSTEDİĞİMİZ DÜZEYDE DEĞİL”

    -Yeni kuşak Kırmancki alanındaki eserlere önem veriyor mu?

    Gençlerin dile karşı duyarlılığı istediğimiz düzeyde değil. Bir dilin ilgi toplayabilmesi için ya da gençlerin bir dile dönük kendilerini tutabilmeleri için o dilin bir şekilde bir gelecek vaat etmesi lazım. Bazılarında evet bir çaba var, dili öğrenen gençlerimiz de vardır ama derler ya bir gülle bahar gelmez. Bu bir toplumsal meseledir. Ama dil dediğim gibi, yaşamla bağlantılı olan bir şeydir. Kökleri toprağa, kökleri yaşamın toprağına derinlemesine sızmak zorundadır. O yaşamın rüzgarını, güneşini, suyunu, havasını, doğasını almadığı müddetçe güçlü olmaz diye düşünüyorum.

    “ARKADAŞLARIMIZ BİREYSEL ÇABALARIYLA TOPLUMA ULAŞABİLİYOR”

    – Kırmancki yazarlar dilin önemini halka yeterince anlatabiliyorlar mı?

    Bu alanda edebiyat yapan, bu alanda yayıncılık yapan, bu bu alanda kitap ve benzeri, dergi ve benzeri çıkaran arkadaşlarımızın çabası, topluma yine kendi bireysel çabalarıyla ulaşıyor. Yani bir devlet, belediye imkanı, Kültür Bakanlığı desteği yok. Tam tersine yayınlayacak yayınevi bulamıyorlar. Yayınladıktan sonra bunu satabilecekleri kitapçıları bulamıyorlar. Çünkü Kürtçe deyince tehlike, ateşten gömlek demektir. Dolayısıyla bu alanda çalışma yürütmek maddi, fiziksel risk almak demektir. Ortaya çıkardığın ürünün elinde kalması demektir. Bu konuda çaba sarf eden arkadaşlarımızın çalışmalarını topluma, gençlere yansıtma çabaları elbette var ama bu imkanlarla çok mümkün gözükmüyor. Yani onları aşan bir durumdur. Bunlar biraz güçlü politikalarla, organizasyonlarla gelişebilecek bir şeydir.

    “VAR OLAN KURUMLAR BÜYÜK BASKILAR ALTINDA”

    – Sizce siyasi kurumlar kültür-sanat faaliyetlerinde Kırmancki’ye yeterince yer veriyorlar mı?

    Dillerin kendini var edebilmesi için öncelikle Türkiye’deki devlet politikalarının gözden geçirilmesi gerekiyor. Devletin Cumhuriyet kurulduğundan bu yana geliştirdiği politikalar daraltan politikalardır. Var olan kurumlar zaten büyük sıkıntılar içerisinde büyük baskılar altında. Bu anlamda yeterince sahip çıktıklarını söyleyemeyiz. Ama söylerken de durumu tespit ederek söylemek gerekiyor. Kısmi de olsa var olan basın-yayın araçları vb. buralarda bu dilin varlığını sürdürebilmek için çaba sahibi olmak, belediyeleri buna zorlamak, yaşamın kendisini buna zorlamak gerekiyor. Kırmancki alanında çaba sarf eden arkadaşlarımızın geliştirdiği şu çaba çok kıymetli. Saha çalışması yaparak yaşlılardan, kadınlardan, pirlerden dile dair masal, öykü, yaşanmışlıklar vs. gibi bilgileri ana dilde kayıt altına almak. Bunlar aynı zamanda bizden önceki kuşaklar da yaşamını yitirdiğinde dil de kesintiye uğrayacaksa en azından bu elimizdeki kayıtlarla geriye dönüp bazı şeyleri yeniden açığa çıkarma imkanı doğuruyor bize. Kurumlarımızın da bu anlamda her türlü çabayı sarf etmesinde fayda var. Aksi takdirde dilimiz 30-40 yıl içinde varlığını sona erdirecek.

    “YAKIN ÇEVREMİZLE ANA DİLDE KONUŞARAK BAŞLAMALIYIZ”

    -Dilin kurtuluşu için acil olarak neler yapılmalı?

    Toplumlar kendi sorunlarının çözümünü devletten beklerse bu oturup seyretmemizi getirir. Bu da dilin varlığını sürdürmesini getirmez. Devlet politikası biliyoruz ki bu dilin yok olması üzerine kurulu. Mesela ben kendi köyüme gittiğimde herkes benimle Türkçe konuşuyor ama ben onlarla ısrarla Kırmancki konuşuyorum. Onlar benimle Türkçe konuştuğunda ben onları ayıplıyorum. Onlara ‘Türkçe’nizi harcamayın, başka yerde kullanırsınız; benimle Kırmancki konuşun, anadilde konuşun’ diyorum. Ve bu giderek bir kabule dönüştü. Kendi yakın çevremizle ana dilimizde konuşabiliriz. Öncelikle buradan başlar diye düşünüyorum. İkincisi ise dilimizi küçümsememek lazım. Dilimiz tarihin en eski, en kıymetli, en birikimli dillerindendir. Yeryüzünde var olan her dil kıymetlidir. Her dil bir renktir, toplumsal derinliktir. Bir dilin yok olması bütün bu bahsettiğim özelliklerin de yok olması anlamına gelir. Onun için devlete, baskı politikalarına, asimilasyona rağmen aileden başlayan, topluma bir şekilde yayılan, aynı zamanda da kurumları, medyayı buna zorlayan bir yaklaşımın sahibi olmak gerekiyor. Parçalı da olsa dili konuşuyorsak zorlayalım.

    Devrim FINDIK / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -‘Kırmancki’nin gelişip, hak ettiği yere gelmesi için eğitim dili olması gerekiyor’-VİDEO
    -‘Türkçe daha üst bir kültürü temsil ediyor algısı yaratılarak Kırmancki köşeye atılmaya çalışıldı’-VİDEO
    -Yazar Munzuroğlu: Evimize, düğünümüze ve cemimize Kırmancki’yi geri getirmeliyiz-VİDEO
    -‘Bir dilin kurtulması sadece devletten beklenilerek yapılabilecek bir şey değil’-VİDEO
    -‘Kırmancki’nin altyapısını oluşturarak kurslar, okullar açılmalı; duyarlılık olmalı’-VİDEO
    -Fintoz Dikme: Biz vazgeçersek başkaları bizim dilimiz için hiçbir şey yapmaz-VİDEO
    -İsmet Konak: Her evi dilimiz için direniş alanına çevirmemiz lazım-VİDEO

  • Turabi Kişin: Bu ülkede basın bayramı havasını hiç yaşamadık- VİDEO

    Turabi Kişin: Bu ülkede basın bayramı havasını hiç yaşamadık- VİDEO

     PİRHA- Gazeteci Turabi Kişin, 24 Temmuz Basın Bayramı hakkında görüşlerini PİRHA’ya anlattı. Kişin “Biz Türkiye’de cumhuriyet tarihi boyunca basının özgürlük içinde gazetecilik yapmadığını, bunu üstünden de bir bayram geliştirmediğini biliyoruz” dedi.

    24 Temmuz Basın Bayramı veya bir diğer deyişle Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü hakkında konuşan Pir Haber Ajansı (PİRHA) Haber Müdürü Turabi Kişin Her zaman mevcut iktidarların toplum üzerinde bir politikaları varsa, güç hedeflerini, rant hedeflerini gerçekleştirmek için gazetecileri kendilerine benzeştirmek için uğraşırlar. Bir de Türkiye’nin temel sorunlarında; örneğin Kürt, Alevi sorunu gibi konularda devletin tekçi aklını egemen kılmak, asimilasyoncu politikalarını rahat harekete geçirebilmek için öncelikle basına dönük hamleler gerçekleştirirler” dedi.

    “YANDAŞ DEĞİLSEN DOĞRUDAN HEDEFSİN” 

    Gerçeği topluma yansıtan bir gazetecilik varsa yer yer katliamlara, gazetecilerin sokak ortasında katledilmesine giden bir noktaya dönüştüğünü ifaden eden Kişin, şunları söyledi:

    Günümüzde Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) döneminde, 90’lı yıllarda olduğu kadar sokak ortasında katledilen gazeteciler olmasa da eğer muhalif bir gazetecilik yapıyorsa devletin hedefidir. AKP iktidarı döneminde basın özgürlüğü konusunda 180 ülke içinde Türkiye 160. sıradadır. Hızla en sonuncu ülke olma durumuna yönelik bir ilerleme mevcuttur. Eğer havuz medyasına dahil değilsen, yandaş değilsen doğrudan hedefsin. Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü olarak bugünü değerlendiriyorsak basın kuruluşları başta olmak üzere cemiyetler, tüm medya gruplarının, tüm medya çalışanlarının herhangi bir haksızlık karşısında ortak hareket etmeye ve sesimizi yükseltmeye ihtiyaç var

    Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL 

  • Demokratik Alevi Dernekleri’nden PİRHA’ya ziyaret- VİDEO

    Demokratik Alevi Dernekleri’nden PİRHA’ya ziyaret- VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) eş başkanları ve üyeleri ajansımızı ziyaret ederek bu zor süreçte tüm baskılara ve zorluklara rağmen yayın yapan PİRHA çalışanlarına teşekkür etti.

    DAD eş başkanları Selda Güneş, Musa Kulu, DAD üyelerinden Bülent Felekoğlu ve HDP eski Mersin Milletvekili Çilem Küçükkeleş Pir Haber Ajansı’nı ziyaret etti.

    DAD Eş Başkanı Selda Güneş, “Yayınlarınızda yol adına yürüttüğünüz hakikat anlayışını yürekten destekliyor ve tebrik ediyoruz. Zulmü iliklerimize kadar hissettiğimiz bu dönemde hakikatten yana tavır almak ve cümle kurmak cesaret istiyor. Her biriniz bu süreçte çok cesaretli bir duruş sergiliyorsunuz. Hızır yardımcınız olsun. Kendi adımıza ve yol adına çok teşekkür ediyoruz” dedi.

    “SİSTEMİN BASKILARINI ALEVİLER MİSLİ İLE YAŞIYOR”

    “Sistemin baskılarını biz Aleviler olarak misli ile yaşıyoruz” diyen Güneş, “Dersim’de sürdürülen orman yangınları ve Ovacık’ta teberik olarak kabul ettiğimiz bir suyun pazarlama unsuruna dönüşmesi gibi sıkıntılarımız var. Bu konularda desteğinizi istemeye geldik” diye konuştu.

    DAD Eş Başkanı Musa Kulu ise, “Geçmişi, kültürü ve tarihi çok güzel olan bir toplumu, inancı var etmek, yaşatmak, gelecek nesillere taşımak için çok onurlu ve meşaketli bir iş yaptığınızı biliyoruz. Gelecekte belki de saygı ile anılacak bir işlevi yerine getiriyorsunuz. Dünyadaki en farklı en özgün ve insanlığın başlangıcından bugüne olan ve varlığını sürdüren Kızılbaş Alevi inancı olarak ocaklara, ziyaretgahlara ve evrene seyir etmiş. Bunun dışında başka bir yere secde etmeyen esas olarak insanı kendisine rehber edinen adalet anlayışı ile hukuk anlayışı ile evrene karşı sorumlu olduğunu ve everenin bir parçası olduğunu gösteren bir inanca sahibiz” dedi.

    “BİZ SORUNLARIMIZI DAR DİDAR İLE ÇÖZMÜŞÜZDÜR”

    “Bizler hem adalet duygusu hem insan olma duygusu hem de barışçıl olmamız nedeni ile kendi sorunlarımızı dar didar ile çözmüşüzdür” diyen Kulu, “Yıllardır bu inanca sahip mensuplar olarak bu inancı yaşatılması ve geleceğe taşınması için basın alanında her çabanın çok önemli ve çok değerli olduğunu düşünüyoruz. Bu anlamda bu kurum yaptığı hizmet ile en büyük katkıyı sunmaktadır” ifadelerini kullandı.

    “BASIN YAYIN ORGANLARINI DEVRE DIŞI BIRAKIYORLAR”

    Kulu’dan sonra söz alan DAD üyelerinde Bülent Felekoğlu, “PİRHA’yı belki de varlık sebebini görmek için en temelde görmek gerekiyor. PİRHA bizi görünür kıldığı için hak razı olsun” diye konuştu.

    PİRHA Haber Müdürü Turabi Kişin, “Türkiye’nin özelikle birkaç yıldır içinde bulunduğu koşulları hepimiz biliyoruz. Bütün toplumsal kesimlerin üzerinde olan baskı, sindirme politikaları basın üzerinde de çok yoğun bir şekilde kendisini gösteriyor. Şu anda cezaevinde 160’ın üzerinde gazeteci var, binlerce gazeteci işsiz, birçok gazete, televizyon kapatılmış durumda. Çeşitli şekillerde demokratik muhalefet yürüten kesimlerin sesini yansıtmak isteyen basın yayın organlarını çeşitli yöntemlerle devre dışı bırakıyorlar. Devre dışı bırakmakla kalınmıyor gözaltılar yapılarak hapse atılıyor. ‘Tek ses, tek dil’ diyen tekçi zihniyet, tekçi bir basın ve Türkiye yaratmak istiyor. Hepimiz biliyoruz ki Türkiye böyle bir Türkiye değil. Türkiye çoğulcu bir yapıya sahiptir. Çok farklı etnik yapıların, inançların, sosyal, toplumsal kesimlerin var olduğu ve doğanın çeşitliğine benzer toplumsal bir çeşitlilik içerisindeyiz. Bu toplumsal kesimlerin kendisini var etmek için verdiği mücadele devam ediyor. Alevi toplumu açısından da bizim açımızdan da bu böyle.

    Ajans olarak Türkiye’deki çoğulcu yapının demokratik bir yapı olarak kendisini var etmesi ülkenin ve Alevi toplumunun yararına olduğunu belirten Kişin, “Kendi gücümüz oranında karınca kararınca basın alanında bir şeyler yapmaya çaba sarf ediyoruz. Demin belirttiğimiz o baskı koşullarına ve imkanlarımızın sınırlı olmasına rağmen birkaç arkadaşın bir araya gelerek yapmaya çalıştığı bir hizmettir. Sizlerin de gelip bize moral vermesi gerçekten çok önemli” diye konuştu.

    “BİZLER YOLU YÜRÜRKEN İŞİ ÖĞRENMEYE ÇALIŞIYORUZ”

    Bir toplumunun kendini ifade etme araçları yeni yeni TV10, Yol TV ve Pir Haber Ajansı gibi benzer araçlarla ortaya çıktığına vurgu yapan Kişin şunları kaydetti:

    “Bizler yolu yürürken bu işi öğrenmeye çalışıyoruz. Eksiklerimiz çok biliyoruz. Ama bunun tamamlanması içinde sadece burada çalışan arkadaşların çabası ile değil, biz istiyoruz ki bütün bu konuda derdi olan Alevilerin, kurumların, pirlerin, kurum başkanlarının, dedelerin ve anaların yani herkesin bunu kendisine dert edinip bir yerde tutması kendi haberini, kendi sesini bu alanda yansıtmasını istiyoruz. Bu konuda bizler de sizlerin katkılarınızı bekliyoruz.”

    “TAMAMEN KEYFİ BİR DURUM”

    Cezaevinde olan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10 Programcısı ve Yayın Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç ve Kameraman Kemal Demir’in durumuna ilişkin konuşan Kişin şunları kaydetti:

    “3 arkadaşımız cezaevinde bulunmakta. Kemal Demir 9 aydır içeride ve bir defa mahkemesi yapıldı. Veli Haydar Güleç ile Veli Büyükşahin’nin halen mahkemesi yapılmamış. Sekiz ayı aşkın süredir cezaevindedirler. Ne ile yargılandıklarını halen bilmiyoruz. İlk ifadelerinde sorulan 2010 ve 2011 yıllarında her ikisinin seçim çalışmalarında, HDP çalışmalarında yer aldığı, parti meclis üyesi olmaları ve o dönem ki siyaset akademisinin kurulması ile ilgili bir şey. O süreçte tüm bunlar yasal bir durumdu. Bu durumdan dolayı bir suçlama söz konusu. Ancak hapsedilmeleri, 8-9 ay boyunca iddianamenin çıkmamasını gerektirecek bir durum değil. Tamamen keyfi bir durum. Halen mahkemeye bile götürülmediler arkadaşlarımız. Biz şöyle düşünüyoruz. Bu arkadaşlarımız TV10 çalışmalarında aktif rol alan ve ekran önünde olan arkadaşlarımızdı. Alevi toplumunda kendi çabaları doğrultusunda öncülük yapan arkadaşlarımızdı. Bu anlamda darbe süreci ile birlikte nasıl ki televizyonlar kapatıldı nasıl ki basına yönelik baskılar geliştiyse bu arkadaşlara dönükte böyle bir süreç başlatıldı. Belki de Galatasaray Meydanındaki TV10 direnişi ile ilgili bir gaz dağıydı. Çünkü oradaki konuşmaların tamamı TV10’dan doğru Alevi toplumundan doğru sorumluğu olan Veli Büyükşahin yapıyordu. Basın alanında bu mevcut rejime karşı Galatasaray Meydanında söz söyleme pozisyonuna gelmişti. Orada Türkiye’nin genel durumuna ilişkin yaşananlara ilişkin, cezaevlerindeki durumlara ilişkin ve cezaevindeki gazetecilere ilişkin her hafta söz söyleme durumundaydı. Dolayısı ile birazda bunun önünü kesmeye yönelik olduğunu düşünüyoruz.”

    “GAZETELERİN BOMBALANDIĞI SÜREÇTEN GEÇTİK”

    PİRHA Haber Müdürü Turabi Kişin son olarak şunları kaydetti:

    “Biz TV10 kapatıldığında da şunu söyledik. Su akar yatağını bulur. Kimse demokratik mücadelenin önünü kesemez. Geçmişte 12 Eylül faşizmi kesmek istedi. Tansu Çiller, Mehmet Ağarlar kesmek istedi, onlardan önce ve sonra gelen iktidarlarda kesmek istediler. Generaller gazeteleri eline alıp ekranlarda bu gazeteler deyip ertesi gün gazetelerin kapatıldığını biliyoruz. Gazetelerin bombalandığı süreçlerden de geçtik ama insanlık tarihinde de dünya tarihinde de demokrasinin önüne geçilecek bir durum söz konusu değil. Mutlaka toplumsal direniş muhalefet kendi yolunu buluyor. Bir şekilde yeni yeni araçlar ve yeni yeni ilişkiler bularak açığa çıkarıyor. Alevi toplumu açısından da TV10 kapatıldı ama Alevi toplumunun basın alanındaki akışı devam ediyor.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ayşenur Zarakolu 2018 Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri sahiplerini buldu-VİDEO

    Ayşenur Zarakolu 2018 Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri sahiplerini buldu-VİDEO

    PİRHA – Ayşenur Zarakolu 2018 Düşünce ve İfade Özgürlüğü ödülleri ‘Barış’ temasıyla sahiplerine verildi. 

    Ayşenur Zarakolu 2018 Düşünce ve İfade Özgürlüğü ödülleri sahiplerini buldu. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen ödül törenine Barış Anneleri, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel, avukat Eren Keskin, oyuncu Nur Sürer, Pir Haber Ajansı’ndan Turabi Kişin,  CHP Milletvekili Zeynep Altıok, HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya ve çok sayıda kişi katıldı.

    Ödül töreni hayatını kaybeden insan hakları savunucuları için bir dakikalık saygı duruşu alkışlar eşliğinde başladı.  Daha sonra Ayşenur Zarakolu için hazırlanan sinevizyon gösterildi.

    “EN ÇOK YASAKLANAN SÖZCÜK BARIŞ”

    Ödül töreninde konuşan İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, düşünce ve ifade özgürlüğünün en çok ihlal edilen bir alan olduğunu ve barış sözcüğünün de en çok yasaklanan sözcük olduğunu söyledi. Yoleri, bunun  için bu seneki ödülün adına düşünce ifade özgürlüğü ve barış ödülü denildiğini kaydetti.

    “ÇOCUKLAR ÖLMESİN DEMEYE DEVAM EDECEĞİM”

    “Çocuklar ölmesin” sözüyle tanınan öğretmen Ayşe Çelik ödül aldı.  Ödülünü oyuncu Nur Sürer’in elinden alan Çelik “Çocuklar ölmesin demenin sonucu buraya varmış.  Erken doğum yaptım.  Çok sevdiğim mesleğimden oldum. Yaşadığım yerden ayrılmak zorunda kaldım.  Sözlerimin arkasındayım. Dili, rengi ne olursa olsun çocuklar ölmesin.  Demeye devam edeceğim.

    “BARIŞ DEMEK KURŞUNUN KENDİNE DÖNMESİ DEMEK”

    İkinci ödül ise HDP’nin cezaevinde bulunan cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş aldı. Salonda zılgıtlar yükselirken ödül alanların kısa geçmişleri okundu. Demirtaş adına ödülü Barış Anneleri aldı. Kürtçe yapılan konuşmada şunlar belirtildi: “Türkiye’de barış demek çok zor bir durum. Barış demek kurşunun kendisine dönmesi demek.  Barış mücadelesi çok zor bir mücadelede.  Bu mücadeleyi yürütenlerden anlıyoruz. Barış ödülünü veren kişilere teşekkür  ediyoruz. Selahattin ve diğer tutsaklara selamlarımızı söylüyoruz.

    Cezaevinde bulunan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu adına ödülü Özlem aldı. Hamzaoğlu’nun mesajı okundu. Mesajda “Ben yüreğindeki insanlık sıcaklığını söndürmemek için doğruyu savunan bir insanım” denildi.

    “GÖRÜLMEYENİ GÖSTERMEYE DUYULMAYANI DUYURMAYA KARARLIYIZ”

    Gazeteciler adına ödülü alan Cumhuriyet Gazetesi Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, “Cezaevlerinde düşünce ve ifade özgürlüğünü kullandığı için gazeteciler, öğrenciler, milletvekilleri, akademisyenler var. Onların moralleri iyi. Çünkü  biliyorlar ki haklılar.  Kazanacağız. Cumhuriyet Gazetesi çalışanları olarak görülmeyeni göstermeye duyulmayanı duyurmaya kararlıyız. Bedeli ne olursa olsun” dedi.

    Tutuklu avukatlar adına Sezin Uçar’a ödül verildi. Uçar adına ödülü alan avukat Gülhan Kaya şunları söyledi: “Bir taraftan savumanlık  yapıyoruz bir taraftan sanık oluyoruz. Bu ödülü bütün tutuklu avukatlar adına alıyorum.”

     İnsan Hakları Derneği (İHD) Bitlis Şubesi eski yöneticisi Hasan Ceylan adına ödülünü alan Maşallah Ceylan, “Hasan Ceylan dışarıda olsaydı Silopi ve Cizre’de bodrumlarda katledilenler adına alırdı bu ödülü” ifadelerini kullandı.

    “HAKİKATİ YAZMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Özgür gündem adına Sadiye Eser ödülü Pir Haber Ajansı Haber Müdürü Turabi Kişin’in elinden aldı. Eser, “Bütün alanlarda hak ihlali olmakla beraber en çok baskıya özgür basın maruz kaldı. Ape Musa’nın bıraktığı kalemi devralan gazeteciler olarak hakikati yazmaktan vazgeçmeyeceğiz” şeklinde konuştu.

    Boğaziçili öğrenciler tutuklu arkadaşlarının ismi yazılan tşörtleri giyerek ödülleri arkadaşlarının adına aldılar. (HABER MERKEZİ)

     

  • Eylemlerini sonlandıran TV10 çalışanları: Televizyonu alamadık ama haksızlığı deşifre ettik – VİDEO

    Eylemlerini sonlandıran TV10 çalışanları: Televizyonu alamadık ama haksızlığı deşifre ettik – VİDEO

    PİRHA – Önce televizyonları karartılan ardından da lokmalarla kurdukları kanallarının tüm eşyalarına el koyulan TV10 çalışanları 82 haftadır yağmur çamur, sıcak soğuk demeden, kimi zaman 3 kişi ile bile olsa eylemlerini sürdürdü. TV10 çalışanları eylemlerini lokmalarını dağıtıp mücadele çağrısı yaparak sonlandırdı.

    Her hafta cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda buluşan TV10 çalışanlarının eylemi bugün sonlandı. Yeniden ve son defa lokmaları ile Galatasaray Meydanı’na gelen TV10 çalışanları ve onları destekleyenler  ‘Alevilerin sesi susturulamaz’ dedi.

    Eyleme Munzur Çevre Derneği üyeleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Esenler Şubesi üyesi Sezgin Kartal, Hubyar Sultan Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, 25. Dönem HDP Mersin Milletvekili Çilem Küçükkeleş, Alevi Kültür Derneği Sultangazi Cemevi Başkanı Zeynel Odabaş, insan hakları aktivisti Nimet Tanrıkulu, Hubyar dedelerinden Erdoğan Sezer, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği eski yöneticisi Gülizar Taşbilek, Cumartesi insanları, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile çok sayıda insan destek verdi. Tutuklanan TV10 kameramanı Kemal Demir’in eşi de 8 aylık bebeği ile eyleme geldi.

    “TV10 TOPLUMSAL DAYANIŞMANIN EN İYİ ÖRNEĞİ”

    TV10 çalışanları adına basın açıklamasını TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin okudu. Kişin, 82 haftadır bu meydanlarda seslerini yükselttiklerini söyleyerek, “Darbe girişimini ‘Allah’ın lütfu’ olarak değerlendiren mevcut iktidar muhalif olan, eşit yurttaşlık ve demokratik haklar temelinde mücadele yürüten tüm toplumsal kesimleri susturmayı, elde ettiği kazanımları gasp etmeyi esas aldı. Alevi toplumunun, toplumsal dayanışmanın en iyi örneklerinden biri olan lokma kültürüyle kurduğu TV10 da bu saldırı dalgasından nasibini aldı” dedi.

    Tüm başvuru ve girişimlere rağmen şu ana kadar hangi gerekçeyle kapatıldıklarını bilmediklerini aktaran Kişin, hukuki sürecin işletilmemesi ve hiçbir mahkemenin sorumluluğu üstlenmemesine tepki gösterdi.

    TUTUKLU GAZETECİLER

    Televizyonun kapatılmasının yanı sıra TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Yayın Kurulu üyesi Velihaydar Güleç ile kameraman Kemal Demir’in asılsız iddialarla gözaltına alınarak tutuklandığını da hatırlatan Kişin, “Basın kuruluşlarının tespitlerine göre şu anda cezaevlerinde 170’i aşkın gazeteci bulunmaktadır. Toplumun haber alma hakkı, basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü açısından dünyada bunun bir başka örneği yok. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün bir hafta önce yayınladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre, Türkiye 2018’de bir önceki yıla göre iki basamak gerileyerek 180 ülke arasında 157’nci sırada yer aldı” ifadelerini kullandı.

    82. HAFTADIR NEDEN BURADAYDIK?

    Kişin, 82 hafta önce çalışanlar olarak bu protesto eylemini neden gerçekleştirdiklerini şöyle sıraladı:

    • Biz Alevi gazeteciler olarak düşünce ve ifade özgürlüğüne, toplumun haber alma hakkına dönük bu haksız uygulamaya sessiz kalmanın doğru olmayacağını düşündük. İsterdik ki kapatılan diğer radyo, televizyon, gazete, internet siteleri ve ajanslar hatta basın sendika ve örgütleri de yanımızda yer alıp bu mücadeleyi yürütebilseydi. Bizler bu meydanda 82 haftadır o meslektaşlarımız adına da söz söylüyoruz.
    • 30’u aşkın çalışanı ve çok sayıda programcısı olan televizyonumuz bir gece ansızın karartılınca hepimiz kendimizi işsizler ordusu içinde bulduk. Sosyal ve Sağlık güvencemiz elimizden alındı. Gasp edilen bu ve benzer haklarımız karşısında sessiz kalamazdık.
    • Bizler de Aleviydik ve TV10 toplumumuz için olduğu gibi bizim için de asimilasyonla yüzyüze olan inancımızı öğrenmek açısından bir okul gibiydi. Okulumuzun kapatılmasına sessiz kalamazdık.
    • OHAL rejimi adı altında her sabah bir KHK ile uyanır olduk. Bu kararnamelerle toplumsal yaşam zehirlenirken bizim gibi on binlerce insan işinden oldu. İnsanların işinin elinden alındığı, hapsedildiği, can güvenliğinin olmadığı ve çareyi yurt dışına gitmekte bulduğu bir Türkiye’den hoşnut olamazdık.

    “ALEVİ GAZETECİLER ÜZERİNE DÜŞENİ YAPACAK”

    Tüm bu ve benzer nedenlerle bu meydanda olduklarını ifade eden Kişin, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Belki televizyonumuzu geri alamadık ama kötü olan, yanlış olan, haksız olan birçok şeyi bu meydanda deşifre ettik. Bizi yalnız bırakmayan Alevi toplumu ve örgütleri ülkenin gidişatına dair bu meydanda sözünü söyledi. Sivil Toplum örgütleri, basın örgütleri, çevreciler, cumartesi anneleri, siyasi partiler ve tek tek bireyler de bu meydanda sözünü söyledi.
    Bir haksızlığa dikkat çekmek, Alevi toplumunun sesinin kısılamayacağını haykırmak, basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıların son bulmasını istemek için bu meydanda olduk. Bu eylemle murad ettiğimizi önemli oranda başardığımıza inanıyoruz.
    Gazete binalarının bombalandığı, gazetecilerin ensesinden vurulduğu bir geçmişi geride bıraktı Özgür Basın. İnanıyoruz ki bu karanlık günleri de geride bırakacaktır. Su akıp yatağını bulacaktır. Biz Alevi gazeteciler de bu yatağın içinde üzerimize düşen rolü oynayacağız.”

    Kişin son olarak eyleme 82. haftadır katılıp destek veren herkese teşekkür ederek, cezaevindeki Veli Büyükşahin, Velihaydar Güleç ile Kemal Demir şahsında cezaevlerindeki tüm gazeteciler ve tutuklanan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği üyelerini selamladı.

    “DİRENİŞ GELENEĞİ KALO BELADAN GELİYOR”

    Açıklamanın ardından eski TV10 çalışanı İsmail Yıldırım da söz aldı. Yıldırım, Alevi basın mücadelesinin son bulmayacağını söyleyerek, tutuklanan Veli Haydar Güleç, Kemal Demir ve Veli Büyükşahin’in onurları olduğunu belirtti ve mücadeleye devam edecelerini vurguladı.

    Ardından TV10 pprogramcısı Ali Şeker de bu direnişin kalu beladan geldiğini, hiçbir düzene teslim olmadıklarını söyledi. Son sözünü ise Seyit Rıza’nın, “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu, ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun” sözleriyle sonlandırdı.

    “TV10 ALEVİLERİN LOKMALARIYLA KURULDU”

    Şeker’in ardından Alevi Kültür Derneği Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynel Odabaş konuştu.

    82 haftadır hak ve hakikatin sesini susturan bu düzene karşı Alevilerin burada direndiklerini söyleyen Odabaş, “TV10 belki ekranlarda karartabilirsiniz ama hiç bir zaman Alevilerin helal lokmalarıyla kurulan, emekçilerini işsiz bırakarak, çalışanlarını tutuklayan zihniyet bunu bilmelidir ki bizleri tutsak alsanız da bizleri zindana atsanız da yüreğimizdeki sesi susturamazsınız” dedi. Odabaş, KHK ile kapatılan TV10’nun Can Tv ve Yol Tv’de can bulacağını söyledi.

    Konuşmaların ardından Hubyar Ocağı’ndan Erdoğan Sezer’in gülbengiyle lokmalar dağıtıldı. (HABER MERKEZİ)

  • Tv10’un 80. eyleminde cezaevindeki Tv10 emekçilerinin gönderdiği mektup okundu-VİDEO

    Tv10’un 80. eyleminde cezaevindeki Tv10 emekçilerinin gönderdiği mektup okundu-VİDEO

    PİRHA – KHK ile kapatılan kanallarını geri almak için TV10 çalışanlarının başlattıkları eyleme 80. haftasında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Esenler Şubesi destek verdi. Eylemde tutuklu bulunan TV10 yöneticileri ve çalışanlarının gönderdiği mektup okundu. Mektupta, “Alevilerin kendi emekleri ile kurdukları TV10’ da hem Alevilerin hem de tüm ötekilerin sorunlarını tartışıp çözüm üretmeye çalıştık. Ancak bugün KHK ile bu ülkenin tüm sesleri ve renkleri ortadan kaldırılmıştır” denildi.

    OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile kapatılan kanallarını geri almak için TV10 çalışanları eylemlerinin 80. Haftasında İstanbul Taksim Galatasaray Lisesi önünde bir araya geldi. “Alevilerin Sesi TV10 Susturulamaz” pankartı açılarak ‘Alevilerin sesi Susturulamaz’ sloganı atıldı. Bu haftaki eyleme PSAKD Esenler Şubesi, Cumartesi İnsanları, Hasta Tutsak Yakınları, Armutlu Cemevi Üyeleri, Sultan Gazi Cemevi Üyeleri ve Munzur Çevre Derneği destek verdi.

    KHK ile kapatılan kanalımızı geri almak, basın üzerindeki baskıların son bulması ve tutuklu gazetecilerin bırakılması için tam 80 haftadır buradayız” diyen TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin, “Geçtiğimiz aylar hiçbir gerekçe gösterilmeden sadece Alevi haberciliği yapan TV10 Genel Yayın Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10 Yönetim Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç ve Kemal Demir halen cezaevinde tutuklu bulunmaktalar.

    “170’İN ÜZERİNDE GAZETECİ CEZAEVİNDE”

    Türkiye’de basın üzerindeki baskılara dikkat çeken Kişin, ”Bugün 170’in üzerinde gazeteci cezaevinde. Geçtiğimiz günlerde Özgürlükçü Demokrasi Gazetesinden dört arkadaşımız daha tutuklanarak cezaevine götürüldü. Ve dün Etkin Haber Ajansı’nın dört çalışanı gözaltına alındı. Kuvvetli ihtimal bu arkadaşların da cezaevine konulacağı yönündedir” diye konuştu.

    “BU BİR YÖNETEMEME HALİDİR”

    Mevcut iktidarın ve havuz medyasının muhalif tüm kesimleri hedef aldığını belirten Kişin, “Bu karanlık süreçte geçecektir. Bugün sadece basına yönelik değil her alanda baskı var. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği üyeleri dair herkesi tutuklayıp cezaevlerine yolluyorlar. Bu yönetememe halidir. Çünkü bir iktidar yönetemeyince o ülkede tutuklamalar ve cezaevleri artıyor. Bir yerde yönetememe durumu var ise orada cezaevlerindeki gazeteci sayısı artıyor. Bu nedenle 80 haftadır buradayız. Hiç bir gazeteci bu gün bu ülkede kendini güvende hissedemiyor. Bu da toplumun haber alma hakkına müdahaledir” ifadelerini kullandı.

    “SU AKAR YATAĞINI BULUR”

    Ne kadar baskı kurarlarsa kursunlar ve ne yaparlarsa yapsınlar su akar yatağını bulur diyen TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin, “Tüm baskılara tüm bu kısıtlamalara karşın 1 Mayıs İşçi Bayramında tüm ezilenleri, ötekileştirilenleri ifade eden yeni bir Alevi kanalı Can TV yayın hayatına başlayacaktır. Siz kendi uydularınızda yer vermezseniz, kendi yasalarınız içinde toplumun yayın haklarını ellerinden alırsanız, başka uydularda başka ülkelerde yayın yapmanın yollarını açmış olursunuz” dedi. Kişin Ayrıca bir başka Alevi kanalı olan Yol TV’nin de haziran ayından itibaren yayına başlayacağını söyledi.

    “BEDEL ÖDEDİK HALENDE ÖDÜYORUZ”

    TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin son olarak içerde tutuklu bulunan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10 Yayın Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç ve TV10 Kameramanı Kemal Demir’in ortak gönderdiği mektubu özetleyerek okudu.

    Mektupta “Yaklaşık iki buçuk aydır sizlerden ve birlikte başlattığımız TV10 dayanışma eyleminde uzak kaldık. Elimizde olmayan nedenlerle şuan Silivri Cezaevinde tutuklu bulunmaktayız. Tutuklanmamızın sebebi bundan 6 yıl önce yapılmış bir soruşturma dosyasıdır. Bu dosya 6 yıl önce Fetöcüler tarafından hazırlanmış. Bu dosyayı hazırlayanlar büyük ihtimalle terörden cezaevindedir. Ancak bizler yaptıklarımızdan pişman değiliz. Çünkü bizler bu ülkenin sorunlarının çözülmesi için siyasetin içindeydik. Siyasete inandık. Çünkü sorunların çözüm adresi siyasettir. 100 yıldır çözülmemiş sorunlardan dolayı bedel ödedik ve halada ödüyoruz. Bu ülkeyi bugüne kadar yöneten iktidarların hırslarını, sorunlarını ve inkarcı politikalarının bedelini bu toplum ödemiştir. Alevilerin kendi emekleri ile kurdukları TV10’da hem Alevilerin hem de tüm ötekilerin sorunlarını tartışıp çözüm üretmeye çalıştık. Ancak bugün KHK ile bu ülkenin tüm sesleri ve renkleri ortadan kaldırılmıştır denilerek TV10 eylemi ve katılımcıları selamlandı.”

    “ALEVİLER ÜZERİNDE BİR KORKU İKLİMİ YARATILMAK İSTENİYOR”

    Son olarak söz alan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Esenler Şubesi Üyesi Sezgin Kartal ise, “TV10 yöneticilerinin ve çalışanlarını tutuklanması Alevilere yönelik yapılmış bir saldırıdır. Ve geçtiğimiz hafta da PSAKD yönetici ve üyeleri tutuklandı. Tüm bu saldırılar Alevi toplumunda yaratılmak istenen bir korku iklimidir. Alevi toplumu ve bu ülkede yaşayan diğer toplumlar bu acıları sadece AKP iktidarında yaşamadı. Yüzyıllardır bu toplum acılara alışkındır. Kendisini acılar ile var etti. Çünkü zulüm hiçbir zaman kendisini yok etmedi. Buna karşı da Alevi toplumu direnişini hiçbir zaman eksik etmedi” diye konuştu.

    “BİZ ACIYA VE CEZAEVLERİNE ALIŞKINIZ”

    Bugün bizlere bu acıları yaşatanlar, bu ülkenin cezaevlerine tıkayanlar, sokaklarda, meydanlarda yaz kış nöbet tutmamızı sağlayan iktidarları zor günlerin beklediğini söyleyebiliriz” diyen PSAKD Esenler Şubesi Üyesi Sezgin Kartal son olarak şunları kaydetti:

    “Biz acıya, ölüme ve cezaevlerine alışkınız. Ama siz o soğuk duvarlara alışkın değilsiniz. Asıl zor günler sizin için gelecek. Size bu zor günleri yaşatacak olanlar ise ülkenin dört bir tarafında direnen halklar olacak. Zulümden kurtulmak ona karşı direnenlerin yan yana gelmesi ile olacaktır. Demokrasiyi iktidarda yer alanlar getirmeyecek. Demokrasiyi bugün bu küçük alanda yan yana gelen onlarca, yüzlerce kişi ve umudu büyütenler getirecek.”

    Cemile Karakaş TV10 eyleminin 80. haftası olması nedeniyle eylem alanına lokma getirdi. Lokmaya Cumartesi Annesi Selvi Gülmez Ana dua vererek pay ettikten sonra eylem son buldu. (HABER MERKEZİ)

  • Turabi Kişin ve Nilgün Mete Artı TV’de, TV10’u ve PİRHA’yı anlatacaklar-VİDEO

    Turabi Kişin ve Nilgün Mete Artı TV’de, TV10’u ve PİRHA’yı anlatacaklar-VİDEO

    PİRHA-  Kapatılan Tv10’un eski Haber Müdürü Turabi Kişin ile PİRHA Editörü Nilgün Mete, 13 Nisan Cuma günü saat 20.00’de Artı TV’de Erdal Doğan’ın hazırlayıp sunduğu Hukuk ve Vicdan programının konuğu olacaklar. Programda, TV10’un kapatılmaya karşı verdiği mücadele ve Pir Haber Ajansı (PİRHA) konuşulacak. 

    Artı TV’de Erdal Doğan’ın hazırlayıp sunduğu Hukuk ve Vicdan programının bu haftaki konukları KHK ile kapatılan Tv10’un eski Haber Müdürü Turabi Kişin ile PİRHA Editörü Nilgün Mete.

    Kanun Hükmünde Kararnamelerin basın üzerindeki etkilerini anlatan Kişin ve Mete, TV10’un oturma eylemini, Alevi Haber Haber Ajansı PİRHA’yı anlattılar.

    Hukuk ve Vicdan programı, 13 Nisan Cuma günü saat 20.00’de Artı TV’de yayında olacak.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • TV10 çalışanları 79. eylemini yaptı: Aleviler üzerindeki sistematik baskı son bulsun-VİDEO

    TV10 çalışanları 79. eylemini yaptı: Aleviler üzerindeki sistematik baskı son bulsun-VİDEO

    PİRHA – KHK ile hukuksuz bir şekilde kapatılan kanallarını geri almak için TV10 çalışanları başlatıkları eylemin 79. haftasında Taksim Galatasaray Lisesi önünde biraraya  geldi. Burada bir konuşma yapan TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin, “Bir ülkede basında ifade özgürlüğü yoksa orada demokrasiden, insan haklarından bahsedilemez” dedi.

    OHAL’in ardın çıkarılan KHK ile kapatılan kanallarını geri almak için TV10 çalışanları başlattıkları eylemin 79. haftasında Taksim Galatasaray Lisesi önünde biraraya geldiler. “Alevilerin Sesi TV10 Susturulamaz” pankartı açılarak “Özgür basın susturulamaz” sloganları atıldı.

    KHK ile kapatılan TV10’nun geri alınması için başlatılan eylemin 79. haftasında olduğunu söyleyen Kişin, “Haftalardır bu meydanda Alevilerin Sesi TV10’nun kapatılmasını protesto ediyoruz. Basın üzerindeki baskıların son bulması, demokratik, çoğulcu her rengin kendisini ifade edebileceği bir ortamın oluşması için eylemlerimizi sürdürdük” dedi.

    “Bir ülkede basında ifade özgürlüğü yoksa orada demokrasiden, insan haklarından bahsedilemez” diyen Kişin, “Geçen haftalarda Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi ve Gün Matbaa’ya yapılan baskıyı dile getirdik. Bu baskınlarda 27 kişi gözaltına alınarak doğrudan mahkemeye sevk edildikten sonra 22’sinin tutuklanarak cezaevine gönderildiğini” söyledi.

    “GAZETECİLERİN EVLERİNE BASKINLAR YAPILIYOR”

    Türkiye’de cezaevindeki gazeteci sayısının 172 kişiye yükseldiğini söyleyen Kişin, geride bıraktığımız haftada gazete çalışanlarının evlerine baskın yapılarak gözaltına alındığını ve bunların da muhtemelen tutuklanacağını söyledi.

    Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi’nin bir geleneği temsil ettiğini vurgulayan Kişin, “Bir geleneği sürdüren bu gazetelerin binaları bombalandı, gazeteciler failli meçhul cinayetlerle katledildi. Bu gazetelerin bombalanmasının tek nedeni ise bölgede Kürt halkına yönelik saldırıları, failli meçhul cinayetleri, köy boşaltmaları ve hukuksuzlukları dile getirmesidir” diye konuştu.

    “GAZETECİLER DEMOKRASİ MÜCADELESİNDE HAK ETTİKLERİ YERİ ALACAK”

    9o’lı yıllardaki baskıların özgür basın geleneğinin sürdürülmesine engel olamadığının altını çizen Kişin, “Bugünün koşulları da geride kalır, bu gazeteciler yine Türkiye basın tarihinde, demokrasi mücadelesinde hak ettikleri yeri alarak gerçeklerin açığa çıkmasında rol oynayacaklardır” ifadelerini kullandı.

    ” TV10 ALEVİLERİN SORUNLARINI DİLE GETİRİYORDU”

    TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Yayın Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç ve kameraman Kemal Demir’in üç ay önce gözaltına alınıp tutuklandıklarını ve hala bir iddianame olmadığını söyleyen Kişin, tutuklanan arkadaşlarının, Alevilerin sorunlarını dile getiren gazeteciler olduğunu söyledi.

    Kişin, Tv10 Çukurova temsilcisi Diren Keser’in de aynı gerekçelerle 2, 5 yıl ceza aldığını söyleyerek, biran önce arkadaşlarının serbest bırakılmasını istedi.

    “ALEVİLER ÜSTÜNDE SİSTEMATİK BİR BASKI VAR”

    Geçtiğimiz haftada 16 PSAKD Erzincan üyesinin tutuklandığını hatırlatan TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin, Aleviler üzerinde sistematik bir baskının her geçen gün kendisini gösterdiğini söyledi.

    TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin son olarak Alevileri asimile etmek için yapılan çalışma ve politikalara değinerek şunları ifade etti:

    “Ankara’da Alevilerin devşirme dedelerini bir araya getirip Alevilere karşı asimilasyon çarkını derinleştirmeye çalışan toplantıları biliyoruz. Bugünlerde piyasaya sürülen bu kişilerin Alevilikle hiçbir ilgisi yok. Çünkü Aleviler Sünnileşemiyorlarsa bari Şiileşsinler adı altında çıkarılan kitapçıkları ve erkannameleri biliyoruz. Alevi toplumu bunlara karşı  duyarlılık içindeler ve görüyorlar.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

     

  • TV10 eyleminde konuşan Demir: Dayak atan değil, hizmet eden devlet istiyoruz – VİDEO

    TV10 eyleminde konuşan Demir: Dayak atan değil, hizmet eden devlet istiyoruz – VİDEO

    PİRHA – TV10 eylemi’nin 78. haftasında basın üzerinde artan baskılara dikkat çekilerek, “Halkına eziyet eden bir devlet değil hizmet eden bir devlet istiyoruz” denildi. 

    OHAL koşullarında KHK ile kapatılan TV10 çalışanlarının başlatmış olduğu eylemin 78’ncisi Galatasaray Meydanı’nda yapıldı. Eylemde ‘Alevilerin Sesi Susturulamaz’ pankartı açılarak tutuklanan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Yayın kurulu üyesi ve Programcısı Veli Haydar Güleç ile kameraman Kemal Demir’in fotoğrafları taşındı. Öte yandan ‘Özgür basın susturulamaz’ sloganları da atıldı. 78. Haftada eyleme, CHP 19. Dönem Milletvekili Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis, Divriği Kültür Derneği Başkanı Cafer Yıldız, Devrimci Parti Genel Başkanı Musa Piroğlu, Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Savunucular, Munzur Çevre Derneği Yöneticileri, Özgür Gazeteciler İnsiyatifi Sözcüsü Hakkı Boltan, Dersim Araştırmaları Merkezi yöneticileri, Alevi Aktivist Servet Demir ve önceki gün kayyum atanan Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi çalışanları destek verdi.

    “BASINA BASKILAR ARTARAK DEVAM EDECEK”

    Eylemde ilk konuşmayı TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin yaptı. Kişin, basın üzerindeki baskıların boyut kazandığını belirterek, Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi ve Gün Matbaa’ya kayyumun atanmasını eleştirdi. Bu hafta kapatılan Özgürlükçü Demokrasi gazetesi ve Gün Matbaa çalışanlarından 24 kişinin daha gözaltına alınmasıyla tutuklu ve hükümlü gazeteci sayısının 170’e çıktığını belirten Kişin, “Basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlama konusunda Türkiye’nin dünyada birinciliği kimseye kaptırmaya niyeti yok” dedi. Turabi Kişin, meclisten geçen internet yasalarıyla birlikte gelecek günlerde basın üzerindeki baskıların daha da artacağını söyledi.

    Turabi Kişin, üç aydır tutuklanan, TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10 Programcısı Veli Haydar Güleç ve Kameraman Kemal Demir’in serbest bırakılmasını istedi. Kişin ayrıca Tv10 Çukurova Temsilcisi Diren Keser’in de yaptığı haberlerden dolayı geçen günlerde 2 yıl 4 ay ceza aldığını belirti.

    “YAPILANLAR BİR ZULÜMDÜR”

    Kişin’den sonra CHP 19. Dönem Milletvekili Ziya Halis konuştu. Halis, Türkiye’de özgürlükler konusunda ciddi tehlikelerin yaşandığını ifade ederek, Bu yaşanan kötü dönemlerden Alevi hareketinde de nasibini aldığını belirtti.

    Baskıları yapanların bu yaptıkları yanlışlardan dönmesi gerektiği çağrısını yapan Halis, “Yaptıkları bir zulümdür. Tabi ki sadece Alevi basınına değil AKP iktidarına muhalif olan herkesin susturulduğu bir dönem yaşıyoruz” şeklinde konuştu.

    “AKP YARGI YOLUYLA HESAP VERECEK”

    Bu dönemlerin gelip geçeceğini söyleyen Ziya Halis, bu baskıları yapanlardan yargı yoluyla hesap sorulacağını kaydetti.

    Halis “AKP iktidarının kendisini ayakta tutmak adına raydan çıktığını, gözünü karartarak özgürlük ve demokrasiyi çiğnediği çok nettir” dedi.

    CHP 19. Dönem Milletvekili Ziya Halis, son olarak, mücadele çağrısı yaparak mutlaka kazanacaklarını söyledi.

    “TV10, TARİHSEL KÜLTÜRE  IŞIK TUTAN BİR SÖZCÜLÜKTÜ”

    Ardından söz alan Özgür Gazeteciler İnsiyatifi Sözcüsü Hakkı Boltan, basın ve yayın kurumlarının özgürce faaliyetlerini yürütmesinin önünün açılması gerektiğini kaydetti. Boltan, 170 Gazetecinin cezaevide olduğunu söyledi.

    TV10 faaliyetlerini yakından takip ettiklerini söyleyen Boltan, “Özellikle kültürel varlığımız açısından TV10’nun yeri tartışılmazdır. Tv10 tarihsel kültüre ve inanca ışık tutan bir  sözcülüktür. Alevilerin kültürünü yansıtan bu televizyonun kapatılması büyük bir tahammülsüzlük ve haksızlıktır” dedi.

    Boltan, sözlerini şöyle devam ettirdi:

    “Basın yayına saldırı içinde olan iktidarların ne kadar kısa ömürlü olduklarını bu ülke de çok gördük. Geçmişte olduğu gibi bugün de ömrü uzun olmayacaktır. Yeter ki bizler bir araya gelerek dayanışmayı ve mücadeleyi örelim” diye konuştu.

    “TV10’NUN KAPATILMASI BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE BİR DARBEDİR”

    “İktidarın, haksızlığa uğrayan bir toplumun sorunlarını dile getiren TV10’nu kapatmasını bir suç olarak değerlendiriyorum” diyen Alevi Aktivist Servet Demir, “bu basın özgürlüğüne bir darbedir”dedi.

    TV10 çalışanlarının tutuklanmasını kınayan Demir, TV10 çalışanları başta olmak üzere tutuklu gazetecilerin biran önce serbest bırakılmasını istedi.

    TV10’nun suçu ne? diye soran Demir, “Anadolu topraklarında Şeyh Bedreddinleri, Köroğlullarını, Veysel Babayı, Pir Sultan’ı, Seyit Rıza’yı ve Alevi toplumun sorunlarını dile getiren bir televizyonu karartmanın gerekçesi ancak tahammülsüzlük ve renklere düşmanlıktır” dedi.

    Demir, Erzincan’da Alevi yöneticilerinin tutuklanmasına da tepki göstererek, Alevi örgütlerine yönelik baskılar, TV10 ve YOL TV’nin kapatılması bu baskıların bir örneği olduğunu söyledi.

    Aşık Veysel’in “Dava insanlık davasıdır” sözlerini hatırlatan Servet Demir, herkesi mücadeleye çağırdı.

    “HAKKINA HİZMET EDEN BİR DEVLET İSTİYORUZ”

    Devletin bir geleneğinin olduğunu ve bu geleneğin Türkiye’de ne yazık ki bir türlü bozulmadığını söyleyen Demir, “Vatandaşına eziyeti, dayak atmayı, hapislerde yatırmayı, aydınlarını çürütmeyi bir meziyet olarak görüyor. Bu bir meziyet değil bir insanlık suçudur. Bu gelenekten vazgeçmeye davet ediyorum. Halkına eziyet değil hizmet eden bir devlet istiyoruz” dedi.

    Eylem ‘Özgür Basın Susturulamaz’ sloganlarıyla son buldu. (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

     

     

     

  • Hakikat arayışının 77. haftasında: Basın üzerindeki baskıların son bulsun – VİDEO

    Hakikat arayışının 77. haftasında: Basın üzerindeki baskıların son bulsun – VİDEO

    PİRHA – TV10 çalışanlarının başlatmış olduğu eylem 77. haftasında Galatasaray Meydanı’nda gerçekleşti. Eylemde konuşan TV10 haber müdürü Turabi Kişin, tutuklanan yöneticilerinin serbest bırakılmasını ve basın üzerinde artan baskının son bulmasını istedi. 

    15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan 668 Sayılı KHK ile birçok televizyon, radyo ve gazete kapatılmıştı. 668 sayılı KHK ile kapatılan televizyonlar arasında bulunan Alevilerin sesi TV10 da 4 Ekim 2016’da mühürlendi. TV10 çalışanları kanallarına geri almak ve basın üzerinde gittikçe artan baskılara dikkat çekmek için İstanbul Galatasaray Meydanı’nda eylem başlattı.

    TV10 çalışanlarının başlattığı eylem 77. haftasında Galatasaray Meydanı’nda devam etti. ‘Özgür basın susturulamaz’ sloganalanlarının atıldığı eyleme Cumartesi Anneleri, İnsan hakları savunucuları, Munzur Çevre Derneği ve çok sayıda yurttaş destek verdi.

    “BASIN ÜZERİNDEKİ BASKILAR SON BULSUN”

    TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin yaptığı konuşmada 77 haftadır Galatasaray Meydanı’nda olduklarını kaydetti. Kişin, eylemin amacının Alevilerin sesini yansıtan TV10’nun geri almak ve basın üzerindeki baskıların son bulması talebiyle oturduklarını belirtti.

    “Düşünce ve ifade özgürlüğünün olmadığı bir ülkede insan haklarından bahsedilmez” diyen Kişin, basın üzerinden git gide baskının arttığını belirterek, tutuklanan TV10 çalışnalaırının idanamelerinin bile hazır olmadığını vurguladı. Kişin, TV10 Genel Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10 Programcısı Veli Haydar Güleç ve Kameraman Kemal Demir’in serbest bırakılmasını istedi.

    “ALEVİ OLDUKLARI İÇİN TUTUKLANDILAR”

    Bir hafta önce gözaltına alınan vedün çıkarıldıklaı mahkeme sonucu tutuklanan Erzincan PSAKD yöneticilerinin önceki gün tutuklanmasını da tepki gösteren Kişin, 17 kişinin tutuklanmasının sebebi Alevi olmaları ve Alevi mücadelesine yer almalarıdır” dedi.

    Baskıların sistematik olarak devam ettiğini belirten Kişin, TV10’nun kapatılmasının sebebinin baskıları görünür kılmasından kaynaklandığını söyledi.

    BASIN TEK SES…

    Türkiye’de basının tek ses olduğunu ifade eden TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin, çıkarılan yeni internet yasalarıyla da seslerinin tümünü baskı altına almayı hedeflediğini vurguladı. ,

    Kişin, son olarak Galatasaray Meydanı’nda mücadeleye devam edeceklerini söyledi.

    Eylem ‘Özgür basın susturulamaz,’ ‘Alevilerin sesi susturulamaz’ sloganlarıyla son buldu. (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

  • Musa Piroğlu: Bir ülkede medya yoksa haksızlığın ve kötülüğün önü açılmış demektir – VİDEO

    Musa Piroğlu: Bir ülkede medya yoksa haksızlığın ve kötülüğün önü açılmış demektir – VİDEO

    PİRHA – OHAL koşullarında KHK ile kapatılan TV10 çalışanlarının başlatmış olduğu eylem 76. haftasında Galatasaray Meydanı’nda devam etti. Eylemde konuşan Devrimci Parti Genel Başkanı Musa Piroğlu, “TV10 kapatılarak Alevilere yapılan baskıyı, zulmü görmemizi ve duymamızı engellemeye çalıştılar” dedi. Piroğlu, özgür basın ile dayanışma çağrısında bulundu. 

    ‘Alevilerin sesi susturulamaz’ pankartının açıldığı TV10 eylemi, 76. haftasında Galatasaray Meydanı’nda devam etti. Eylemde sık sık ‘Alevilerin Sesi Susturulamaz, ‘Özgür Basın Susturulamaz’ sloganları atıldı. 76. haftasında devam eden eyleme Munzur Çevre Derneği yöneticileri, Devrimci Parti Başkanı Musa Piroğlu, Barış Bloku’u yöneticileri, Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Savunucuları ve çok sayıda yurttaş destek verdi.

    “BASIN ÜZERİNDEKİ BASKILAR SON BULSUN”

    Eylemde ilk konuşmayı KHK ile kapatılan TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin yaptı. Kişin, OHAL koşullarında KHK ile onlarca televizyon, radyo, gazete kapatıldığını belirtti. Kişin, OHAL ile basın üzerinde artan baskının son bulması için TV10 eylemini sürdürdüklerini söyledi.

    Tutuklanan TV10 çalışanları Kemal Demir, TV10 Yayın Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç ve TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin’in iddanamelerinin bile hala olmadığını belirten Kişin, tutuklanan TV1O çalışanları nezdinde tüm basın çalışanlarının serbest bırakılmasını istedi.

    Öte yandan TV10 Çukurova Temsilcisi Diren Keser’e yazdığı haberler ve yaptığı paylaşımlardan dolayı 2 yıl 4 ay hapis cezası veildiğini belirten Kişin, basın üzerindeki baskıların son bulmasını istedi.

    12 Mart Gazi Katliamı ve Halepçe Katliamında yaşamını yitirenleri anan Kişin, katliamı gerçekleştirenleri de kınadı.

    “MEDYA YOKSA HAKSIZLIĞIN VE KÖTÜLÜĞÜN ÖNÜ AÇILIYORDUR”

    Kişin’in ardından eyleme destek vermek amacıyla gelen Devrimci Parti Genel Başkanı Musa Piroğlu, “eğer bir ülkede gazeteler kapatılıyor, gazeteciler tutuklanıyor ve medyanın sesi kısılmak isteniyorsa bilin ki haksızlığın ve kötülüğün önü açılıyordur” ifadelerini kullandı.

    Gazetelerin ve televizyonların kapatıldığını, kadınların, işçilerin ve Alevilerin sesinin kısılmak istendiğini söyleyen Piroğlu, “Ülkenin bütün renkleri baskı altına alınıyorsa özgürlükte tutuklanıyordur ve bu ülkedeki herkesin sesi kısılıyordur” dedi.

    Gerçeği duymamız için televizyon ve gazeteleri kapattıklarını söyleyen Piroğlu, “Gözlerimizi kör, kulağımızı sağır etmek için bunu yaptılar” dedi.

    “ALEVİLERE YAPILAN BASKIYI GÖRMEMİZİ ENGELLEMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Ülkeyi OHAL ile yönetenlerin OHAL ile öğretmenleri işten attıklarını belirten Piroğlu, “Akademisyenleri üniversiteden attılar. Kadın cinayetlerinin duyulmasını engellemeye çalıştılar. Çocuklara yapılan saldırıları gözmezden geldiler. Grevleri yasakladılar. Alevilere yapılan baskıyı, zulmü görmemizi ve duymamızı engellemeye çalıştılar” dedi.

    Dayanışmanın büyümesi gerektiğini savunan Piroğlu, Demokrasiye sahip çıkılması gerektiğini aksi taktirde daha karanlık günlerin onları beklediğini vurguladı.

    Tv10 çalışanlarının, gazetecilerin, akademisyenlerin ve tutuklu siyasetçilerin serbest bırakılmasını isteyen Piroğlu, OHAL’e son verilmesi gerektiğini vurgulayarak dayanışma çağrısında bulundu. (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi çalıştayında ‘Alevi Medya Platformu’ kurulması önerildi-VİDEO

    Alevi çalıştayında ‘Alevi Medya Platformu’ kurulması önerildi-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde Balıkesir Edremit’te bir araya gelen Alevilerin yaptığı program taslağı çalıştayı üçüncü gününde Aleviler ve Basın Yayın (Peyik) program taslağı açıklandı. Taslak raporda, önümüzdeki gelecek 30-40 yıllık süreçte, Alevi-Bektaşi örgütlerinin medya alanındaki çalışması nasıl olması gerektiğine dair öneriler sunuldu.

    Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde Balıkesir Edremit’te bir araya gelen Alevilerin yaptığı çalıştay üçüncü gününde de devam ediyor.

    Çalıştayın ilk gününde (9 Mart) 12 farklı odada farklı konular tartışıldı. Bu konular üzerinde hazırlanan program taslak rapor halinde sunuluyor.

    Aleviler ve Basın Yayın (Peyik) odasında Aydın Deniz, Ahmet Koçak, Turabi Kişin, Fuat Ateş, Haydar Aygören, Recai Aksu, Nilgün Mete Muslu, Hüseyin Kelleci, İsmail Yıldırım tarafından yapılan toplantının program taslak raporu Aydın Deniz tarafından sunuldu.

    Deniz, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun en zayıf olduğu alanlardan birisinin medya olduğunu söyledi. Deniz, “Mevcut iktidar, kendisi gibi düşünmeyen, kendisinden yana olmayan medya kurumlarını OHAL bahanesiyle kapattı. Bilindiği üzere sistem bir topluma müdahale etmek istediğinde ilk yaptığı işlerden biri onun kendisini ifade edebileceği araçları ortadan kaldırdı” dedi.

    “ALEVİLERİN SESLERİNİ DUYARACAK KANALLAR KALMADI”

    OHAL sürecinde basına saldırıda Alevilerin de nasibini aldığını dile getiren Deniz sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İktidar, kendi siyasi görüşüne karşı olan tüm muhalefeti etkisiz hale getirmek için bütün olanaklarını kullanıyor. Televizyon kanalları, radyolar, gazeteler, dergiler ve internet siteleri kapatıldı. Geri kalan ana akım medya kontrol altına alınarak, hep birden hükümetin ağzı ile konuşmaya zorlandı.15 Temmuz darbe girişimin ardından Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) aralarında Yol TV, TV10, İMC TV ve Hayatın Sesi TV’nin de bulunduğu birçok radyo ve TV kanalını kapattı. OHAL rejimi ile kapatılan bu kanalların bazılarında Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun kültürel, inançsal değerlerine yönelik yayınlar yapılıyordu. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu bugüne kadar ne yazık ki, bu kanalların dışında sesini duyuracak bir mecra bulamamıştı. Şimdi bu kanalların kapanmasıyla sesini duyuracak hiçbir olanağı kalmadı.”

    Mevcut iktidarın ve geleneksel devlet anlayışının asimilasyon politikalarına karşı direnmek için medya araçlarına ihtiyacı olduğuna dikkat çeken Deniz, bu nedenle gazete, dergi, TV, radyo vb. medya araçlarının acilen örgütlenmesine ihtiyaç var. Bu aynı zamanda Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancının kendi değerlerinin ısrarlı savunucusu olması anlamına da gelecektir. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun medya alanındaki zayıflığı ortadayken maalesef elle tutulur bir basın-yayın politikasının olmadığı da bir gerçek” dedi.

    “İNKAR EDELİN DİLLER, İNANÇLAR VE HALKLAR ALEVİDİR”

    Deniz, Alevi inancının özgünlükleri esas alınarak dikkat edilmesi gereken temel ölçüleri şöyle sıraladı:

    • Bu anlamda Alevi basın yayın çalışmalarında yer alan biz gazetecilerin önceliği Yol’a hizmet ise o zaman Yol’a doğru başlamamız lazım. Bir anlamda kültürel, ideolojik, düşünsel, felsefi, vicdani ve ahlaki olarak Yol’a girmemiz, yolu yaşamamız gerekir. Çünkü başkalarının gösterdiği yoldan yürürseniz, kendi istediğiniz yere değil, onların istediği yere varırsınız.
    • Toplumumuzun tarihsel gerçekliğine baktığımızda çoğulcudur. Her rengin, her inancın, her dilin, her etnik yapının bir arada yaşamasına açık bir toplumdur. Demokratik karakterini buradan alır. Tekçiliği reddeder. İnkarı, asimilasyonu reddeder. Asgari düzeyde de olsa bu karakteri benimsememiş bir gazeteci ya da yayın kuruluşu Alevi toplumunun gazetecisi olarak kabul görmemelidir.
    • Toplumumuz barışçıldır. Tarih boyunca kendi kendisine yeten ve kendi emeğini esas alan bir toplum olarak savaşlara, talanlara, sömürü politikalarına karşı durarak varlığını sürdürmüştür. Alevi gazeteciliği toplumumuzun bu özelliğini görmek ve bunu doğru içselleştirmek durumundadır. Aksi durumda resmi ideolojilerin kalemşoru olmaktan kurtulamaz.
    • Türkiye’nin etnik ve inanç temeli sorunları demokratik yöntemlerle çözülmediği müddetçe Türkiye’deki hiçbir soruna çözüm üretilemiyor ve kangren yaygınlaşıyor. İnancımızın demokratik barışçıl karakteri gereği bu sorunların demokratik yöntemlerle çözümünden yana bir yayıncılık yapmayı gerektirir. Aksi takdirde ırkçı, inkarcı ve asimilasyoncu politikalara hizmet etmekten kendimizi kurtaramayız.
    • İnancımızın karakteri gereği her türlü iktidar özentisi ve hastalığından uzak, saygın ve mütevazı bir yayıncılık esas alınmalıdır.
    • Ana akım medyayı esas alan bir gazetecilik onun kötü bir karikatürü olmaktan kendisini kurtaramaz. Gücü şaşaalı teknikte, popüler kültür ve kişilerde arayan ‘Alevi gazeteciliğinin’ büyük paralara rağmen tutmadığını geride bıraktığımız tarih bize gösterdi. Bize ait olmayanı bize aitmiş gibi göstermenin de sonuç vermediğini gördük. O halde bize ait olana yönelmek, onu görünür kılmak, ondan utanmamak, tam tersine onur duymak gerekir.
    • İnancımızın en değerli özelliklerinden biri de kendi dışındaki varlıklara saygılı olması, onlarla birlikte yaşamayı bilmesidir. Varlığını diğerinin varlığına borçlu bulmasıdır. Önce evrendeki tüm varlıklar için dua ettikten sonra kendisi için dua eden bir felsefenin yayıncılığını yapacaksak; çevre, çocuk, kadın bizim için Alevidir. İnkar edilen diller, inançlar ve halklar bizim için Alevidir. Emek mücadelesi Alevidir. Bu ve benzeri kesimleri ilgilendiren bütün sorunlar yayın politikamızın merkezinde yer almalıdır.

    “ALEVİ MEDYA PLATFORMU”

    Tüm demokratik kurumların kaynaklarını birleştirecek ortak ve tek bir medya çalışmasının esas alınması gerektiğini vurgulayan Deniz, bunun için bir ‘Alevi Medya Platformu’ şeklinde bir çalışma yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

    Deniz, basın yayın, belgesel, sinema vb. alanlarda inancın ihtiyaçlarına hizmet vermeye çalışan tek tek bireylerin ve kurumların teşvik edilip çalışmaları sahiplenmesi gerektiğini vurguladı.

    Deniz sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Gençlerin ve kadınların medya çalışmalarına katılmaları teşvik edilmeli, katkıları mutlaka alınmalıdır.

    Demokratik örgütlerimiz için mali kaynak yaratmak ise taliplerin gücünü seferber etmek demektir.

    Demokratik örgütler, devlet, belediye ya da Alevi işadamlarının(!) desteğine, modern deyişle ‘sponsorluğuna’ dayanarak istikrarlı ve sürekli bir medya çalışması yapamaz. Yapılacak tüm bağışlar, alınacak karşılıksız yardımlar her hangi bir siyasi yük ya da kısıtlama taşımaları kaydıyla, ancak taliplerin kuruş kuruş biriktirdiği kaynaklara ek olabilir.

    Örgütler yayınlar ve medya için taliplerin ihtiyaçlarını yanıtlarken onların katkılarını almayı başarmalıdır. Bu, tüm örgütlerin somut, günlük çalışmasının bir parçası haline gelmelidir. Abone kampanyaları, yayın satışına yönelik toplantılar, imza günleri, film gösterileri, vb. örgütlerin düzenli çalışması haline gelmelidir.

    Demokratik örgütlerde, taliplerin kuruş kuruş biriktirdiği fonların çarçur edilmemesi gerekir.

    YAYINLARIN YÖNETİMLERİDE BAĞIMSIZLIK

    Alevi-Bektaşi-Kızılbaş örgütlerinin kendi yönetim kurullarından bağımsız çalışan yayın yönetim ya da editörlük kurulları olmalıdır.

    Yönetim kurulları, yayınların hedeflerini ve çalışmalarının en genel çerçevesini çizmeli, yıllık bütçelerini hazırlamalıdır.

    Alevi-Bektaşi-Kızılbaş örgütlerinin yönetim kurulları, yayın yöneticilerini, editörlük kurullarını demokratik yöntemlerle seçmeli ve atamalıdır.”

    ALEVİ MEDYASINDA ESAS ALINMASI GEREKENLER

    Deniz, Alevi medyasında esas alınması gereken noktaları ise şöyle sıraladı:

    “Tek bir görüşün değil, her konuda en iyi ifade eden, katkı yapanların yayınlara katkı yapması amaçlanmalı, çoğulculuk esas alınmalıdır. Sansürcülük, görüşleri bastırmak ya da müdahale etmek söz konusu olmamalıdır.

    Türkiye’de yayınlar ve yayıncılar üzerinde süregiden baskıların ölçeğini dikkate almak zorunludur. Bu anlamda devletin sansürüne karşı mücadele de Alevi-Bektaşi-Kızılbaş örgütlerinin en önemli çalışma alanlarından biri olmalıdır.

    İntihal – Bilgi hırsızlığına yer yok: Nefeslerde şah beyti okunduğunda niyaz eden toplum, bilgiyi-sanatı-emeği yok sayar hale geldi! Emeğe saygının gereği olarak, medyamızda bilgilerin kaynağını göstermek, çalışma yapan canları ve geçmişte yapılan katkıları saygıyla anmak demektir. Bu modern çalışma tarzı bizim ortak platform yayınlarımızda layıkıyla uygulanmalıdır.

    Kullanılacak dil: Kullanacağımız dilimiz yol dili, Alevi dili olmalıdır.

    Telif Hakkı: Yayınlara katkı yapanlara mutlaka “Telif Hakkı” ödenmelidir. Kimseyle rekabet etmiyoruz, etimiz-budumuz kadar bir ödeme de olsa “Kul Hakkı”nı, rızalığı esası alan Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun medyası bu ölçüyü esas almalıdır.”

    “DÜŞÜNCEDE, MEDYADA DEMOKRASİ”

    Deniz medya üzerine önerilerini de anlattı:

    “Alevi-Bektaşi-Kızılbaş demokratik kurumları bu yayın organlarını yeniden güçlü bir şekilde hayata geçirmelidir. Avrupa ve Türkiye koşulları değerlendirilmelidir.

    Hali hazırda yayın yapan yerel radyolarla iletişime geçilmeli, Alevi kurumlarının ve Alevi toplumunun sorunları üzerine programlar yapılması teşvik edilmelidir.

    ABF ve bileşenleri ve diğer Alevi kurumları bu çalışmalara fon (mali) destek sunmalı, olanaklar yaratmalı.

    ABF, kısa dönemde kendi çalışmalarını anlatan bülten çıkartabilir.

    Alevi haber ajansı, TV, Radyo, Dergi, Gazeteleri vb,, yayın organlarını beslemesi açısından önemlidir. Her Alevi-Bektaşi-Kızılbaş Derneği şubeleri doğal muhabir görevleri yaparak, Alevi haber ajansını beslemeli sesini ajans aracılığı ile kamuoyuna duyurmalıdır.

    Sosyal medya, Facebook, Twitter, Instagram, Periscope, YouTubo, WhatsApp, gibi sosyal medya mecralarını doğru kullanımını teşvik etmek için bir ekip oluşturulmalı, profesyoneller tarafından eğitilmeli. Web siteleri işlevsiz, sitelerin işlevli hale getirilmelidir.”

    ALEVİ GAZETECİLERE ÖZGÜRLÜK

    Deniz son olarak tutuklu Alevi gazeteciler Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç ve Kemal Demir olmak üzere tüm tutuklu basın emekçilerinin bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını istedi. (HABER MERKEZİ)

  • TV10 eylemi 74. haftasında: Susturulmak istenen türkülerimiz, inancımız, dilimizdir-VİDEO

    TV10 eylemi 74. haftasında: Susturulmak istenen türkülerimiz, inancımız, dilimizdir-VİDEO

    PİRHA- TV10 emekçileri 74. haftada da Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek tutuklu TV10 çalışanlarının serbest bırakılmalarını istedi. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Eyüp Şubesi Alibeyköy Cemevi’nin de destek verdiği eylemde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne de vurgu yapıldı.

    TV10 emekçilerinin başlattığı eylem 74. haftada da devam etti. Eyleme bu hafta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Eyüp Şubesi Alibeyköy Cemevi destek verdi.

    “Alevilerin sesi TV10 susturulamaz” pankartının açıldığı eylemde tutuklu bulunan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Yayın Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç ve kameraman Kemal Demir’in resimleri taşındı. Eylemde sık sık “Alevilerin sesi susturulamaz”, “Gazetecilik suç değildir” sloganları atıldı.

    “EVRENSEL BASIN İLKELERİ AYAKLAR ALTINA ALINDI”

    Açılış konuşmasını yapan TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin, 74 haftadır TV10’un tekrar açılması, basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıların son bulması için seslerini duyurmaya çalıştıklarını kaydetti. “Bir ülkede gazetecilik toplumsal barışa hizmet ediyorsa gazeteciliktir. Toplumsal barışa hizmet etmiyorsa orada gazetecilik ve gazeteciler kirlenmiş demektir” diyen Kişin, Türkiye’de ahlak ve evrensel basın ilkelerinin ayaklar altına alındığını vurguladı. Demokratik bir duruş olarak gazetecilik yapmak isteyenlere bütün yolların kapandığını ve gazetecilik yapma koşullarının ortadan kaldırıldığını vurgulayan Kişin, tüm bunlara rağmen hala gazetecilik yapmak isteyenlerin ise ya hapsedilerek cezaevlerine konduğunu ya da bu işi yapamaz durumda bırakıldıklarını ekledi.

    “MAHKEMELERİ HALA BELLİ DEĞİL”

    Aylardır cezaevinde tutulan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Yayın Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç ve kameraman Kemal Demir’in Alevi gazeteciliği yaptıklarına dikkat çeken Kişin, tutuklanma gerekçelerinin de gazetecilik yapmaları olduğunu ve mahkemelerinin hala belli olmadığını belirtti.

    “MART AYI HAYATIN YENİDEN KURULMASI DEMEKTİR”

    Konuşmasında Mart ayının önemine vurgu yapan Kişin, sözlerini şöyle sürürdü: “Mart ayı baharın başlangıcı, doğanın yeniden uyanması, hayatın yeniden kurulması demektir. Her 8 Mart’ta Türkiye ve dünyada kadınlar hayatın yeniden kurulması için, yeni bir yaşam kadının renginin egemen olduğu, kadının yaşam içerisindeki gücünün açığa çıkması için çaba harcadığı bir döneme tekabül ediyor. Bu anlamda direnen kadınlar başta olmak üzere tüm kadınların Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü buradan kutluyorum.”

    “FETÖ İLE MÜCADELE ADI ALTINDA MUHALİFLERE SAVAŞ AÇILDI”

    Kişin’in arkasından söz alan PSAKD Eyüp Şubesi Alibeyköy Cemevi Sekreteri Nebahat Bektaş, AKP iktidarının istediği gibi bir toplum yaratmak için iktidara geldiği ilk günden beri yoğun bir çaba içerisinde olduğunu ifade ederek, “Bu çabasına ulaşmada OHAL sürecinin, KHK’ların verdiği fırsatları ve yetkileri kullanarak yoluna devam ediyor. İktidarın yaratmak istediği tek tip toplum modelinin dışında kalanlara tahammülü olmadığı gibi farklı düşünen, farklı inanan, farklı dilde konuşan, farklı etnik kökenlerden gelen bireylere, farklı duruş sergileyen muhalif kesim ve kişilere, demokratik kurumlara uyguladığı baskı ve sindirme politikası 2 yıldır hız kesmeden devam etmektedir. OHAL ve KHK süreciyle beraber tüm muhalifler FETÖ yapılanmasıyla aynı kapsama alınmış, FETÖ ile mücadele adı altında tüm muhalif kesimlere adeta savaş açılmıştır” dedi.

    “SİNMİŞ BİR TOPLUM YARATILMAK İSTENİYOR”

    İktidarın keyfi tutum ve politikalarıyla TV10 başta olmak üzere İMC TV, HAYAT TV, YOL TV; YÖN RADYO, ÖZGÜR RADYO gibi pek çok televizyon kanalı, radyo ve gazetenin kapatıldığını hatırlatan Bektaş, susmuş, sinmiş, iletişim ve haber alma hakkı elinden alınmış bir toplumun yaratılmak istendiğine vurgu yaptı.

    “SUSTURULMAK İSTENEN İNANCIMIZ, DİLİMİZDİR”

    Bektaş, konuşmasına şöyle devam etti: “2 yıldır kapatılan, ekranı karartılan, sesi susturulan TV10 başta olmak üzere kapatılmış TV’ler, radyolar ve gazetelerimiz üzerinden aslında susturulan bizleriz. Susturulmak istenen türkülerimiz, deyişlerimiz, inancımız, dilimizdir. TV10 ve diğer TV-radyolar-gazeteler, OHAL’le kapatılmasını anlamak ve izah etmek mümkün değildir. Bunlar asimilasyoncu-baskıcı politikaların aslında dışa vurumudur. Tüm baskıcı-asimilasyoncu-sindirimci politikaları kınıyoruz.”

    “BASIN EMEKÇİLERİ SERBEST BIRAKILSIN”

    “Aleviler olarak, hak ve hakikatin sesi olan TV10 ve TV10 emekçilerinin mücadelesini kendi mücadelemiz olarak kabul ediyoruz. Ezilenden, mazlumdan, haktan, emekten yana olan duruşumuzu TV10 için aynı şekilde sergiliyoruz. Mücadele ve hak arayışlarında elimizden gelen tüm katkıyı sunacağımızı belirtmek istiyoruz” diyen Bektaş, toplumsal barış ve kardeşliğin sağlanması, demokrasinin yerleşmesi için TV10 çalışanları Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç ve Kemal Demir gibi basın emekçilerinin serbest bırakılmasını, OHAL sürecinin ve KHK’lerin biran önce sona ermesini diledi. (HABER MERKEZİ)

     

  • TV10 eyleminin 73. haftası: Bu iktidar sözünü yitirmiş-VİDEO

    TV10 eyleminin 73. haftası: Bu iktidar sözünü yitirmiş-VİDEO

    PİRHA – KHK ile haksız, hukuksuz bir şekilde kapatılan kanallarını geri almak için başlattıkları eylemin 73. haftasında konuşan HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, “Tv10 Neden kapatıldı? Ahmet Şık, Akın Atalay ve diğer gazeteci arkadaşlarımız neden içeride? Çünkü sözden daha güçlü bir şey yok ve bu iktidar artık sözünü yitirmiş.  Sadece baskı ve şiddetle yönetmeye çalışıyor” dedi.

    TV10 eyleminin 73. haftasında da Galatasaray Meydanı’nda “Alevilerin sesi TV10 susturulamaz”, “Özgür basın susturulamaz”, “TV10 kapatılmasına Alevi halkı olarak rızamız yoktur”, “TV10 Alevilerin vicdanıdır, susturulamaz” dövizleri ile tutuklanan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10 Programcısı Veli Haydar Güleç ve kameraman Kemal Demir’in fotoğrafları taşındı.

    Bu haftanın açılış konuşmasını yapan TV10  Haber Müdürü Turabi Kişin, “Tam 73 haftadır Galatasaray meydanındayız. Tek suçu Alevi gazeteciliği yapmak olan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10 Yayın Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç ve TV10 Kameramanı Kemal Demir’in derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Aynı şekilde tek suçu gazetecilik olan, gerçekleri yazan ve düşüncelerinden dolayı tutuklu bulunan yüz elliyi aşkın gazetecinin serbest bırakılmasını istiyoruz. Burada yaptığımız eylemle aynı zamanda OHAL sürecinde hiçbir gerekçe gösterilmeden haksız yere kapatılan çok sayıda televizyonun, radyonun ve gazetenin, cezaevlerindeki gazetecilerin yaşadığı haksızlığı da protesto ediyor ve doğru bulmuyoruz” diye konuştu.

    “ILICAK VE ALTAN KARDEŞLER GAZETECİ”

    Gazeteci Nazlı Ilıcak ve Altan kardeşler’in geçen hafta ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmasına da değinen Kişin: Yayıncılık politikalarına, düşüncelerine katılmayabiliriz. Hatta uzun süre yazdıkları yazılarla, yayın politikalarıyla bu iktidarın değirmenine su taşıdıklarını da biliyoruz. Fakat tüm bunlar bu insanların gazeteci olduğunu söylememize, haklarını savunmamıza engel değil. Düşüncelerini basın yoluyla ifade etmenin ve gazetecilik yapmanın dışında bir şey yapmadılar. Böylesine ağır bir cezayı hak etmedikleri gibi cezaevinde kalmalarını gerektirecek bir durumları yok” dedi.

    “AKAN KANIN DURMASI İÇİN MÜCADELE VERİYORDU”

    Geçtiğimiz günler tutuklanan 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can bu hükümetin bu toplumun ve bu devletin akil insanlarından olduğunu hatırlatan Kişin, “Celalettin Can Türkiye’deki sorunların, akan kanın durması için mücadele yürüten ve devletinde Akil İnsan diye kanaat getirdiği isimlerden biriydi. Ancak düşüncelerinden dolayı geçen hafta tutuklanıp cezaevine konuldu” değerlendirmesinde bulundu.

    “SİYASALLAŞMIŞ BİR YARGIDA ADALETİ ARAMAK KOLAY DEĞİL”

    Kişin’den sonra söz alan HDP Milletvekili Kerestecioğlu, “Bu kadar siyasallaşmış bir yargının içerisinde ve kimsenin yargıya güvenmediği bu süreçte adaleti aramak hiç kolay değil. Tv10 Neden kapatıldı? Ahmet Şık, Akın Atalay ve diğer gazeteci arkadaşlarımız neden içeride? Çünkü sözden daha güçlü bir şey yok ve bu iktidar artık sözünü yitirmiş. Sadece baskı ve şiddetle yönetmeye çalışıyor” dedi.

    “İKTİDAR YOLSUZLUKLARI ÖRTÜYOR”

    Bugün interneti dahi yasaklamaya kalktıklarına dikkat çeken HDP Milletvekili Kerestecioğlu, “TV10, İmc ve benzeri birçok kanallarımız gerçeği yansıttıkları için ve bir şeyleri ortaya çıkarmaya çalıştıkları için kapatıldılar. Bugün ise bu iktidar yolsuzlukları örtüyorlar, kadın cinayetlerini örtüyorlar, çocuk istismarlarını örtüyorlar ve bütün bunların üzerine kocaman bir yalan örtüsü örtüyorlar. Sözümüz bu kadar güçlü olduğu için, sözümüz insanlara gerçekleri anlattığı için her yerde kısılmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

    “BU YAŞIMIZA MÜCADELE EDEREK GELDİK”

    Gerçekler kolaylıkla gizlenmez diyen HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu son olarak şunları ifade etti:

    Biz bu yaşımıza bu meydanlarda oturarak ve mücadele ederek geldik. Celalettin Can gibi saçlarımızı ağartarak buralara geldik. Bizim sözümüz güçlüdür. Bu sözümüzü söylemeye devam edeceğiz.  Ben eminim ki bu kadar sessizliğin içinde sesimiz birçok eve ve birçok insanın kalbine ulaşıyor. Tüm bunlar bu iktidarı değiştirmeye ve dönüştürmeye yetecektir. Biz güzel özgür bir geleceği özgür yayınlarımız ve gazetecilerimiz ile birlikte kuracağız” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • TV10 çalışanları: Gazetecilik devletler arası ilişkilere alet edilmemeli-VİDEO

    TV10 çalışanları: Gazetecilik devletler arası ilişkilere alet edilmemeli-VİDEO

    PİRHA –  OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile kapatılan TV10’un çalışanları, eylemlerinin 72. haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. TV10 çalışanları, kanallarının geri açılması ve tutuklanan arkadaşlarının serbest bırakılmasını istedi. 

    TV10 eyleminin 72. haftasında da Galatasaray Meydanı’nda “Alevilerin sesi TV10 susturulamaz” pankartı açıldı ve tutuklanan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10 Programcısı Veli Haydar Güleç ve kameraman Kemal Demir’in fotoğrafları taşındı.

    Eylemde konuşan KHK ile kapatılan TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin, tutuklanan TV10 çalışanlarının durumuna dikkat çekti. Kişin, “TV10 çalışanlarından tutuklanan Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç ve Kemal Demir’in iddianameleri hala hazırlanmadı” dedi.

    TV10 çalışanlarının yersiz gerekçelerle hapishanede tutulduğunun altını çizen Kişin, “Bu arkadaşlarımız şahsında cezaevinde bulunan 150’yi aşkın gazetecinin serbest bırakılmasını diliyorum. Tabi bu ülkede gazetecilik yapmak öyle kolay bir iş değil. Bir ülkenin durumunu anlamak istiyorsanız orada gazetecilere ayna tutmanız gerekiyor. Gazeteciler eğer özgürce haber yapma durumunda değillerse, gazetecilik yapamıyorlarsa orada antidemokratik uygulamalar vardır” ifadelerini kullandı.

    “TOPLUMUN HABER ALMA HAKKI VAR”

    “Topumun haber alma hakkı” diye bir hak olduğunu kaydeden Kişin, gazetecilerin bu hakkı savunmak için var olduklarını kaydetti. “Gazeteci iktidarın güç odaklarının borazancılığını yapmaz, bunun için yoktur” diyen Kişin, tutuklu Mezopotamya Ajansı muhabiri Nedim Türfent’in 9 yıl ceza aldığına ve iddianamesinde “rahatsız edici haber yaptığı” ibaresinin bulunduğuna dikkat çekti.

    “150 GAZETECİNİN ARKASINDA TOPLUMUN VİCDANI VAR”

    Bir yıllık tutukluluğunun ardından dün tahliye edilen gazeteci Deniz Yücel’in bu ülkenin fotoğrafını gösterdiğini belirten Kişin, “Hakkında ‘tutukluluğun devamına’ kararı olmasına rağmen serbest bırakıldı. Neden bırakıldı? Alman Die Welt gazetesinin çalışanı olduğu ve arkasında Alman devleti olduğu için. Bir gazeteci böyle oyunlara böyle ilişkilere alet edilmemelidir, bu aynı zamanda gazetecilerin onurunu incitmektedir. Deniz Yücel belki arkasında Alman devleti var diye bırakıldı ama 150 gazetecinin arkasında devletler, güç odakları yok. Onlar bu ülkenin gazetecisi aynı zamanda onurudur. Onların arkasında bir devletin olmasına gerek yok onların arkasında bu toplumun vicdanı var” ifadesini kullandı.

    “XIZIR CEMLERİNDE MİLYONLARCA ALEVİ ‘BARIŞ’ DEDİ”

    Hızır ayının önemine değinen Kişin, “Geride bıraktığımız Perşembe akşamı Türkiye’deki bütün cemevlerinde, Alevi inanç merkezlerinde, ziyaretlerin başında yapılan Xızır cemi ve muhabbetlerinde milyonlarca Alevi barış dedi. Akan kanın durmasını istedi, demokratik bir yaşam talebinde bulundu. Baskıcı, ötekileştiren zihniyetten vazgeçilmesini talep etti” şeklinde konuştu.

    Alevilerde üçler, beşler, yediler, kırklar gibi kimi kavramların kimi rakamların özel anlamı olduğunu söyleyen Kişin, “72’de bizim için 72 millete aynı nazarda bakmak anlamına gelir. Aynı zamanda çoğulculuğu, aynı zamanda demokratik toplumu aynı zamanda insan hak ve özgürlükleri savunmayı, 72 milletin birlikte yaşamasını, kavga etmeden, başkasının hakkına, rızkına, saygısızlık etmeden yaşamayı arzulamaktır. Bu kültür bu coğrafyada Kal’u Bela’dan beri vardır. Bu kültürün önünün kesilmesi, yaşam bulmasının engellenmesi bu günkü anti demokratik ortama zemin hazırladı” diye konuştu.

    Toplumun böyle bir demokratik kültür üzerinde yeşermesi gerektiğini, doğru olanın da bu olduğunu kaydeden Kişin, 73. haftada da Galatasaray Meydanında olacaklarını söyledi.  Konuşmaların ardından Waweyli Grubu deyişler söyledi. (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Zulme karşı mücadele veren herkes birer Hızır’dır’-VİDEO

    ‘Zulme karşı mücadele veren herkes birer Hızır’dır’-VİDEO

    PİRHA – OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile kapatılan TV10’un çalışanlarının kanallarını geri almak için başlattığı eylem 70. haftasında da devam etti. Eylemde konuşan TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin, ‘Bugün bu karanlığa, zulme ve zorbalığa karşı mücadele veren herkes bizim için birer Hızır’dır. Tüm bu zulüm ve zorbalığa karşı susanlar ise dilsiz şeytandır” dedi.

    HABERİN VİDEOSU 

    OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile kapatılan TV10’un emekçileri, 70. kez kanallarının açılması talebiyle buluştu. “Alevilerin sesi TV10 susturulamaz” şiarıyla Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen basın emekçilerinin eylemine bu hafta kayıp yakınları, insan hakları aktivistleri, hasta tutuklu yakınları, Grup Waweyli ve TV10 izleyicileri destek verdi.

    “TEK SUÇLARI GAZETECİLİK YAPMALARIYDI”

    Bu haftanın açılış konuşmasını yapan TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin, “Yaklaşık bir ay önce TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, TV10 Programcısı ve Yöneticisi Veli Haydar Güleç ve TV10 Kameramanı Kemal Demir gözaltına alınarak Silivri Cezaevine götürüldü. Bu arkadaşlarımızın gazetecilik, televizyonculuk ve habercilik dışında herhangi bir suçu yoktur. Tek suçları duyarlı davranmaları ve Alevilere ilişkin sorunları TV10’da dile getirip yayınlamalarıdır. Ve bugün bu arkadaşlarımız gibi 150’ye aşkın gazeteci arkadaşımız cezaevindedir” diye konuştu.

    “GAZETECİLERİN GÖREVİ GERÇEĞİ ORTAYA ÇIKARMAKTIR”

    Mevcut baskıcı iktidar dönemi ve OHAL süreci boyunca baskıların devam edeceğini belirten Kişin, “Bir ülkede gazeteciler gözaltına alınıp ifade özgürlüğü suç sayılıyorsa o ülkede insan haklarından ve demokrasiden söz edilemez. Gazetecilerin görevi gerçeği açığa çıkarıp, topluma göstermektedir. Bu arkadaşlarımızın yaptığı da budur” ifadelerini kullandı.

    “HIZIR DARDA OLANIN İMDADINA YETİŞENDİR”

    Kişin, “Alevi toplumu için Şubat ayı Hızır ayıdır. İnancımıza göre Hızır bereketi, baharı, özgürlüğü, aydınlığı, yeni yaşamı ve doğanın canlanmasını ifade eder. Hızır bir anlamda darda, zorda ve sıkıntı içinde olanın darına ve imdadına yetişendir. Hızır dışımızda aramayalım. Hızır ben, sen ve birbirinin darına yetişendir. Dolayısı ile Hızır olmak bu zor süreçte önemlidir. Emeği, yaşamı ve geleceği gasp edilenin yanında olmak, maddi ve manevi destek olmak Hızır’ın ete kemiğe bürünme halidir” şeklinde konuştu.

    “ALEVİ İNANCINDA SAVAŞ CEHENNEM DEMEKTİR”

    “Bugün bu karanlığa, zulme ve zorbalığa karşı mücadele veren herkes bizim için birer Hızır’dır ancak zulme ve zorbalığa karşı susanlar ise dilsiz şeytandır” diyen TV10 Haber Müdürü Turabi Kişin son olarak şunları ifade etti:

    “Alevi inancında savaş cehennem demektir. Cehennem başkasının toprağına yaşamına, kültürüne, diline ve inancına saldırıdır. Cennet ise vicdanlı, ahlaklı olmaktır. Cehennemi ve cenneti bu dünyanın dışında aramıyoruz.”

    OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile kapatılan ve sonra TMSF’ye devredilerek satılan kanallarını geri almak için başlattıkları eylemin 70. haftasında Hubyar Ocağı Dedesi Hüseyin Kelleci lokma duası verdi. Lokma duasının ardından Grup Waweli deyişler seslendirdi. Dağıtılan lokmaların ardından eylem son buldu.  (HABER MERKEZİ)