Etiket: turgut dedeoğlu

  • TGS ve Basın-İş başkanları: 10 Ocak, gazetecilerin artık mücadele edeceği bir gün

    TGS ve Basın-İş başkanları: 10 Ocak, gazetecilerin artık mücadele edeceği bir gün

    PİRHA- TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş ve DİSK Basın İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün henüz kutlanacak bir gün olmadığını, baskılara karşı mücadele günü olduğunu belirttiler. 

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Türkiye’de 1961 yılında gazetecilerin mücadelesi ile basın çalışanlarının haklarını yasal güvenceye alan 212 Sayılı Kanunun, 10 Ocak 1961 yılında Resmî gazetede yayınlanarak yasalaşması sonrası “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak kutlanmaya başlandı. Ancak yaşananlar ve yapılan uygulamalar nedeniyle 10 Ocak daha çok “çalışan gazeteciler” değil, “mücadele” günü olarak tanımlanıyor.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (Basın- İş) Sendikası Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin görüşlerini PİRHA ile paylaştılar.

    GÖKHAN DURMUŞ: 10 OCAK ARTIK GAZETECİLERİN KUTLAYACAĞI BİR GÜN DEĞİL

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, “Türkiye’de 10 Ocak uzun yıllardır işsizlikle, güvencesiz, sendikasız çalışma ile anılan bir gün oldu. 10 Ocak’ı bayram yapan 1961 yılındaki meslektaşlarımızın sendika öncülüğünde hakları için dik duruşları, bir araya gelen patronlara karşı ortak hareket etmeyi sürdürmeleri sonucunda kazanılan bir gündü. Ancak medyada sendikasızlaştırma, basın ve ifade özgürlüğü karşıtı politikalar nedeniyle artık gazetecilerin kutlayacak bir günü değil 10 Ocak” dedi.

    “DAYANIŞMA VE MÜCADELE ETMEKTEN BAŞKA SEÇENEĞİMİZ YOK”

    Durmuş şöyle devam etti:

    “Tüm sektörler içerisinde işsizliğin en yüksek olduğu, sendikalılık oranın Türkiye ortalamasının altında olduğu, gazetecilerin hemen her gün soruşturmaya, gözaltına, ifade vermeye mahkum bırakıldığı, tutuklandığı bir ortam da 10 Ocak gazeteciler için sıradan bir mücadele günü olmanın ötesine geçemiyor maalesef. Bu tabloyu değiştirmenin, gazeteciler için 10 Ocak’ı yeniden kutlanabilecek bir gün yapabilmenin formülü çok açık. Tıpkı 1961’de sendika öncülüğünde tüm meslektaşlarımız nasıl bir araya gelip 9 medya patronuna karşı direndiyse, haklarını almak için günlerce eylemler yaptıysa bizler için başka bir çözüm yok. Küçülen, itibarsızlaştırılan, bireyselleştirilen bu mesleğin ve hakların geri kazanılması için dayanışma ve mücadele etmekten başka seçeneğimiz yok.”

    TURGUT DEDEOĞLU: TÜRKİYE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE 190 ÜLKE ARASINDA 135. SIRADA

    DİSK Basın- İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu ise Türkiye’de uygulanan sansürün, hapis cezalarının, tutuklamaların utanç verici olduğunu belirterek, gerçek haberciliğin iktidarın işine gelmediğini söyledi.

    Dedeoğlu “Bu yıl da 10 Ocak’ı yaklaşık 37 gazetecinin cezaevinde tutuklu ve hükümlü olduğu, gazetecilere karşı uygulanan çeşitli sansür yasalarıyla, Türkiye’nin dünya basın özgürlüğü yönünde hangi sırada olduğunu baktığımızda gördüğümüz 190 ülke arasında 135. sırada oluşuyla karşılıyoruz. Bu, gazeteciler açısından utanç verici. Türkiye’de 97 bini aşkın basın sektöründe çalışan matbaa işçisi, gazeteci, editör gibi çeşitli çalışan işçi emekçi var. Bu 97 bin işçi ve emekçinin yaklaşık yüzde 11 civarında kesimi ancak sendikalı ve örgütlüler. Bunların da yaklaşık yarısına yakını, toplu sözleşmeden yararlanabiliyor. 10 Ocak’a şöyle bir baktığımız zaman o gün eminim ki onlarca gazetecinin duruşması olacak, hakim karşısına çıkıp gene savunmalarını vermeleri gerekecek” dedi.

    “TÜRKİYE’DE GERÇEK HABERCİLİK İKTİDARIN İŞİNE GELMİYOR”

    Özellikle Kürt gazetecilerin yaptıkları haberler nedeniyle baskı altına alınmaya çalışıldığını belirten Dedeoğlu, şunları kaydetti:

    “Gazeteciler yaptıkları haberlerle baskı altına alınmaya çalışılıyor. Bunun en büyük örneklerini Kürt gazeteciler yaşıyor. Özgür gazetecilik yapmaya çalışan gazetecilere karşı devletin almış olduğu tutumu gittikçe daha da ağırlaşan bir şekilde hissediyoruz. Kemal Kurkut’un vurulup öldürülmesini fotoğraflayan Abdurrahman Gök’ün aylarca suçsuz bir biçimde cezaevinde kalması, Dicle Fırat Gazetecileri Derneği Eş Başkanı Dicle Müftüoğlu’nun şu anda cezaevinde olması bize şunu gösteriyor ki, Türkiye’de gerçek habercilik, halka doğru söylemek, halktan yana habercilik yapmak iktidarın, egemen güçlerin işine gelmiyor. Biz gazeteciler olarak tabii yine doğruları yazmaya devam edeceğiz. Bu kadar baskıya, bu kadar sansüre rağmen gene haberlerimizi yazmaya devam edeceğiz.”

    “GAZETECİLERİN, HALKA DOĞRUYU VERMELERİ, SÖYLEMELERİ MECBURİDİR” 

    Sizler eğer sansüre ve otosansüre karşı çıkamıyorsanız zaten gazeteci kimliğinden sıyrılmışsınız demektir. Yapmış olduğunuz iş gazetecilikle tanımlanmayan başka bir kategoriye girmektedir. Bizler açısından baktığımızda gazetecilerin halka doğruyu vermeleri, doğruyu söylemeleri mecburidir. Halka yalan söylemek zaten suçtur. Biz iktidarın ya da sermayenin istediği tarzda haberler yapmaya devam etmeyeceğiz. Bizim derdimiz gerçek anlamda halkın bilgilendirilmesi, halkın doğru habere kavuşması, halkın özgürlüğü. Biz gazetecilik yapmaya devam edeceğiz. Şuna inanıyoruz ki 10 Ocak’lar uzunca zamandır bizler açısından kutlanacak günler değil. Biz cezaevindeki tutuklu meslektaşlarımıza 10 Ocak’ta dayanışma duygularımızı ve selamlarımızı iletiyoruz.”

    Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL 

  • Dedeoğlu ve Aykol’dan, tutuklu gazetecilerle dayanışma çağrısı-VİDEO

    Dedeoğlu ve Aykol’dan, tutuklu gazetecilerle dayanışma çağrısı-VİDEO

    PİRHA – Diyarbakır’da yaptıkları haberlerden dolayı “örgüt üyesi” olmakla suçlanan 15’i tutuklu 18 gazetecinin ilk duruşması başladı. Duruşma öncesi PİRHA’ya konuşan Disk Basın İş Bölge Temsilcisi Turgut Dedeoğlu ile Gazeteci Hüseyin Aykol, mesleğe sahip çıkmak için duruşmayı takibe gittiklerini belirterek, tutuklu gazetecilerle dayanışma çağrısı yaptı.

    Diyarbakır merkezli yürütülen bir soruşturma kapsamında 8 Haziran 2022’de gözaltına alınan ve 16 Haziran’da tutuklanan gazeteciler hakkında açılan davanın ilk duruşması bugün Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. 15’i tutuklu 18 gazeteci yargılanıyor. Gazeteci meslek örgütlerinin yanı sıra hukuk ve sivil toplum örgütleri de duruşmayı takip ediyor.

    Duruşmayı takibe gelen DİSK Basın İş Bölge Temsilcisi Turgut Dedeoğlu ile Gazeteci Hüseyin Aykol duruşma öncesi PİRHA‘ya konuştu.

    “MESLEĞİMİZE SAHİP ÇIKMAK İÇİN BURADAYIZ”

    Gazeteci Turgut Dedeoğlu, bugün 730 sayfa bir iddianameyle karşılaştıklarını belirterek, “Arkadaşlarımız 13 aydır ceza evindeler bu iddianamede de şunu gördük sanıktan delile gitme. Bu Türkiye’de gazeteciler üzerinde de uygulanan bir yöntem. Önce sanık yaratılıyor ardından delil toplanıyor. Dünyanın bütün ülkelerinde gazetecilere yönelik bu tür suçlamalar baskılar var” dedi.

    Türkiye’nin en fazla cezaevinde gazeteci olan ülkelerden biri olduğunu, mesleklerine sahip çıkmak için duruşmayı takip etmeye geldiklerini söyleyen Dedeoğlu şöyle devam etti:

    “Her seçim döneminde bunu yaşıyoruz. Her seçim döneminde iktidar özellikle muhalif gazeteciler üzerinde baskıları yoğunlaştırıyor. Buna alışmamak gerekiyor. Bütün gazetecilerin birlik olması gerekiyor. Çünkü bugün burada yargılanan gazeteciler değil, meslek. Mesleğimize sahip çıkmamız gerekiyor. Hepimiz burada dayanışma göstererek gazeteciliğin onuruna sahip çıkmamız gerekiyor. Ankara’da da duruşmaya çıkan arkadaşlarımız çıkıp kendilerini değil, gazeteciliği savundular. Burada da arkadaşlarımız aynısını yapacaklar, mesleklerini savunacaklar. Buradaki en büyük sorunumuz ulusal medyanın muhalif gazeteciliği, Kürt gazetecileri, özgür basını görmemeleri. Biz yaşasın sınıf dayanışması diyoruz. Mesleğimize sahip çıkmak için buradayız.”

    “HALKIMIZ BİZİMLE DAHA ÇOK DAYANIŞMALI”

    Duruşma öncesi konuşan Gazeteci Hüseyin Aykol ise “Evet bir dayanışma var. Gazeteci örgütleri aramızda. Yeterli mi? Yetersiz bence. Başta halkımız olmak üzere bu tarz davalara daha çok ilgi göstermek lazım, çünkü biz gazeteciler onların dertlerini, sorunlarını dile getiriyoruz. Bizi sustururlarsa, sizi susturmuş oluyorlar. Halkımızın bizimle daha çok dayanışmalarını istiyoruz. Susma sustukça sıra size gelecek” dedi.

    PİRHA/DİYARBAKIR

    İLGİLİ HABERLER

    > Diyarbakır’da tutuklu gazetecilerin duruşması başladı

  • Gazeteci Hayri Demir, haberleri nedeniyle yargılanıyor, karar duruşması 4 Ekim’de- VİDEO

    Gazeteci Hayri Demir, haberleri nedeniyle yargılanıyor, karar duruşması 4 Ekim’de- VİDEO

    PİRHA – DİSK Basın İş, Gazeteci Hayri Demir’in 4 Ekim’de görülecek karar duruşması öncesinde açıklama yaparak dayanışma çağrısında bulundu. Basın İş Genel Sekreteri Özge Yurttaş, yaptığı açıklamada “Tartışmalı bir şekilde elde edilen Hayri arkadaşımıza ait çalışmalar üzerinden akıl dışı suçlamalarla bir dava süreci yürütüldü” dedi.

    Gazeteci Hayri Demir hakkında, Suriye’de yaptığı haberler gerekçe gösterilerek, ‘basın yoluyla örgüt propagandası’ ve ‘örgüt üyeliği’ iddiasıyla 32 yıla kadar hapis istemiyle açılan davanın karar duruşması 4 Ekim’de yapılacak. Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek davaya ilişkin Ankara Disk Basın-İş Temsilciliği’nde açıklama yapıldı.

    Basın İş Genel Sekreteri Özge Yurttaş, Basın İş Bölge Temsilcisi Turgut Dedeoğlu ve Gazeteci Hayri Demir’in katıldığı basın açıklamasına çok sayıda gazeteci de destek verdi.

    “AKIL DIŞI SUÇLAMALARLA BİR DAVA SÜRECİ YÜRÜTÜLDÜ”

    Basın İş adına açıklama yapan Özge Yurttaş, siyasal iktidarın, gazetecilik mesleği üzerindeki baskılarına dikkat çekti. Yurttaş, “Biz her ne kadar ‘gazetecilik suç değildir’ desek de polisler, gözaltına alınan gazetecilerin kameralarını suç aleti olarak teşhir ediyorlar” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “Savcılar ise yapılan haberleri suç sayıyor, mahkemeler yargılıyor ve mahkum ediyor. İktidar sadece kendi cenahında üzerine düşeni yapsınlar istiyor. Hayri Demir bir gazeteci olarak nerede haber varsa orada çalışıyor. Engellemelere, gözaltılara ve hakkında açılan davalara rağmen halkın haber alma hakkına erişebilmesi için haber vermeye uğraşıyor. Hepimizin de bildiği gibi son derece tartışmalı bir şekilde elde edilen Hayri arkadaşımıza ait çalışmalar üzerinden aslında akıl dışı suçlamalarla bir dava süreci yürütüldü. Meslektaşımız, Suriye’de yaptığı haberler nedeniyle ‘basın yoluyla örgüt propagandası’ ve’ örgüt üyeliği’ iddiasıyla 32 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.”

    “DİLERİZ BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN YAŞATILDIĞI BİR KARAR ÇIKAR”

    Özge Yurttaş, “Gazetecilik suç değildir. Her ne kadar suç gibi gösterilmeye çalışsalar da zaman bizi haklı çıkaracak” diyerek Hayri Demir ile dayanışmak için şunları söyledi:

    “Bu ülkede gazeteciler çok bedel ödedi, ödemeye de devam ediyor. Biliyoruz ki tek başına gazetecilerin mücadelesiyle değil, haber alma hakkına sahip çıkan herkesin mücadelesi ile biz gazetecilere yönelik baskılara, halkın haber alma hakkına yönelik saldırılara ve basın özgürlüğünü sınırlandırmaya yönelik davranışlara son verebileceğiz. O yüzden hakikati öğrenme ihtiyacı duyan, bu ülkede olup bitenlerden haberdar olmak isteyen tüm yurttaşları da yargılanan gazetecilerle, başta Hayri arkadaşımız olmak üzere hapishanelerde olan meslektaşlarımızla, yargılanan gazetecilerle dayanışma içinde olmaya, dayanışmaya çağırıyoruz. Bugün buradan bir kez daha söyleyelim; biz gazetecilik mesleğini yürüttüğü için yargılanan, akıl dışı biçimde suçlamaların hedefi olan meslektaşımız Hayri’nin duruşma günü de yanında olmaya devam edeceğiz. Dileriz bu davadan basın özgürlüğünün yaşatıldığı bir karar çıkar.”

    “BU BİR KUMPAS DAVASI”

    Gazeteci Hayri Demir ise yaptığı konuşmada Türkiye’de gazeteci yargılamalarının olağan hale geldiğini ifade etti. Demir, evinden çalınan arşivler sonucunda bir iddianame oluşturulmaya çalışıldığını ifade ederek şunları söyledi:

    “Her ne kadar biz gazeteciler haberin öznesi konusu olmasak da, ülke Türkiye olunca sık sık haberin konusu da olabiliyoruz. Aslında bu bir kumpas davası. Bu dosyaya teşkil eden deliller, evime hırsızlık maskesi ile girilip çalınan arşivimden oluşturuldu. Ki bu arşiv tamamen gazetecilik faaliyetleri kapsamında çekmiş olduğum fotoğraf ve haberlerdi. Evden çalınan ve bugüne kadar o hırsızlıkla ilgili başvurduğum suç duyurusu dahi sonuçlandırılmayan olay 6 ay sonrasında emniyette çıktı. Ve o arşivle birlikte 5 yıl öncesinde bir dava açıldı. Bu aşamaya kadar dosyaya herhangi yeni bir şey de girmedi sadece evden çalınan arşivdeki fotoğraf ve haberler gerekçe gösterilerek ceza verilmek isteniyor.
    Burada sadece yargılanan ben değilim. Salt Eylül ayında 61 gazeteci arkadaşımız 280 yıldan 680 yıla kadar hapis istemi ile yargılandı. Sadece bu yıl içerisinde 8 gazeteci 27 yıl hapis cezası ile hakim karşısına çıktı. Tüm bunlar aslında gazeteciliğin Türkiye’de ne kadar baskı altında olduğunu iktidarın gazeteciliği ne kadar illegalize edip adliye koridorlarına sıkıştırdığının göstergesidir. Tabi bu baskılar bizi mesleğimizi yapmaktan geri tutmayacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • DİSK Basın-İş Bölge Temsilcisi Dedeoğlu: Polisin görev yaptığı alan kamusaldır; özel hayat olmaz-VİDEO

    DİSK Basın-İş Bölge Temsilcisi Dedeoğlu: Polisin görev yaptığı alan kamusaldır; özel hayat olmaz-VİDEO

    PİRHA- Danıştay 10. Dairesi’nin, kamusal alanda görüntü ve ses alınmasını engelleyen Emniyet genelgesini iptal etmesine ilişkin konuşan DİSK Basın-İş Bölge Temsilcisi Turgut Dedeoğlu, “Polisler iptal kararını tanımıyorlar. Çünkü bu bir keyfiyet. Baskıcı bir rejim var ve bunu bir araç olarak kullanıyor. O eylemin yapılmasını istemediği gibi çekilmesini de görüntülenmesini de istemiyor” dedi.

    Emniyet Genel Müdürlüğü, Genel Müdür Mehmet Aktaş’ın imzasıyla 27 Nisan’da valilikler aracılığıyla ‘Türkiye genelinde ses ve görüntü alınması’ başlıklı bir genelge yayınladı. Yayınlanan genelgede, polisleri kaydeden kişilerin engellenmesi ve haklarında adli işlem yapılması gerektiği ifade edilmişti. Karara gerekçe olarak da ‘özel hayatın gizliliğinin ihlali’ gösterilerek ses ve görüntü kaydı alınmasının, ‘kolluk personelinin görevini yapmasını engellediği’ iddia edilmişti.

    Danıştay 10. Dairesi, kamusal alanda görüntü ve ses alınmasını engelleyen Emniyet genelgesi oy çokluğuyla iptal etti. Kararda, genelgenin haberleşme ve basın hürriyetini kısıtladığı vurgulanırken temel hak ve hürriyetlerin sadece kanunla sınırlandırılabileceği aktarıldı.

    DİSK Basın-İş Bölge Temsilcisi Turgut Dedeoğlu, Danıştay’ın vermiş olduğu kararı ve iptal kararı verilmesine rağmen gazetecilerin hala genelge gerekçe gösterilerek engellenmesini PİRHA’ya değerlendirdi. Bu durumun tamamen keyfi bir uygulama olduğunu vurgulayan Dedeoğlu, basın emekçilerinin baskı ve engellemeler karşısında örgütlenmesinin büyük önem arz ettiğini belirtti.

    “KAMUSAL ALANLARDA ‘ÖZEL HAYAT’ DİYE BİR ŞEY OLMAZ”

    Söz konusu genelgeye karşı yürütülen hukuk sürecini anlatan Dedeoğlu şu bilgileri aktardı:

    “Danıştay 10. Dairesi ilk aşamada yürütmeyi durdurma kararı aldı. Emniyet Genel Müdürlüğü bu kararın üzerine bir savunma hazırlayıp sundu. Savunmada dediler ki, ‘Biz bu genelgeyi toplumsal düzeni sağlamak için ve polisler açısından da özel hayatın gizliliği ilkesi olduğundan dolayı çıkardık.’ Danıştay’da buna karşılık verdiği kararda, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün kendini Meclis yerine koyarak kanun çıkardığını ve bunu yapamayacağını belirtti. Çünkü kanunların çıkacağı tek yer Meclis’tir. Bu genelge gösterilerek kısıtlamalar yapılması Anayasaya aykırıdır, dedi. İkinci iptal gerekçesi de, temel hak ve hürriyetler ancak kanunlarla sınırlandırılabilir, dedi. Meclis’ten çıkan kanunlarla sınırlandırılabilir, diyor. Yani Danıştay, bu genelgeyle kimin çekim yapıp yapmayacağına karar veremezsiniz, çekim yapanları engelleyemezsiniz diyor. Emniyet Genel Müdürlüğü bunun üzerine tekrar ‘özel hayatın gizliliği ihlal ediliyor’ gerekçesiyle itiraz etti. Ancak bu özel hayata girmiyor zaten. Çünkü kamusal alanda, kamuya açık alanda yapılan her şey özel hayata girmez. Polis bir kamu görevlisidir ve kamu görevini yaparken, mesela gözaltına alırken, işkence yaparken çekiliyor. Bunlar onun özel hayatı değildir. Kamusal alanlarda özel hayat diye bir şey olmaz.”

    “BU GENELGE FAŞİST BİR DEVLETİN UYGULAMASIDIR”

    Birçok ülkede ‘Yurttaş gazeteciliği’ diye bir alan olduğunu ve yurttaş gazeteciliğinde, insanların toplumu bilgilendirmek adına ellerinde bulunan telefonları ya da fotoğraf makineleri ile görüntü alabildiğini vurgulayan Dedeoğlu şunları dile getirdi:

    “Kamuya açık alanlarda bunları yapabilirler ve bunların asla bir sakıncası yoktur. Anayasanın ilgili maddesinde de şöyle diyor; ‘Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama veya yayma hakkına sahiptir. Resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber yapmak veya vermek serbestliğini de kapsar.’ Anayasa, istediğiniz yerde istediğiniz şekilde haber amaçlı ya da bir düşünceyi ifade etme amaçlı görüntü alabilirsiniz diyor. Kamuda bulunanların sizi engelleme gibi bir durumu söz konusu olamaz. Çünkü bu anayasal bir haktır, diyor. Bizim 12 Eylül faşist darbesinin Anayasası bunu söylüyor. Ancak şu ana baktığımızda bu çok ilerici kalıyor. Çünkü bu genelge faşist darbenin Anayasasına göre çok geride. Bu genelge faşist bir devletin uygulamasıdır.”

    “TAMAMEN KEYFİ BİR UYGULAMA SÖZ KONUSU”

    Polisin hala eylemlerde, etkinliklerde bu genelgeyi gerekçe göstererek basını engellemeye çalıştığını söyleyen Dedeoğlu, bunun tamamen keyfi bir uygulama olduğunu belirtti. Dedeoğlu, “Valinin almış olduğu bir karar Anayasalardan, yasadan üstün değildir. Kararnameler kanunlardan hele de Anayasadan üstün olamaz. Ama siz bunu polisin yüzüne de söyleseniz, oradaki tüm güvenlik güçlerinin yüzüne de söyleseniz onlar anlamamazlıktan geliyorlar. Diyorlar ki, ‘Bizi ilgilendirmiyor, Valiliğin böyle bir kararı var. Biz bunu uygulamakla yükümlüyüz’ ya da diyor ki, basın kartını göster. Gösteriyorsun, IFJ’den uluslararası kartımız var diyorsun -ki bu kart bütün dünyada tanınıyor- ancak hayır Cumhurbaşkanlığı’nın vermiş olduğu turkuaz basın kartını tanırız diyorlar” cümlelerini kurdu.

    “BİZ DE AKREDİTASYON, GAZETECİLERİ ENGELLEMEK AMAÇLI KULLANILIYOR”

    Meslek örgütleri, sendikalar, dernekler olarak basın kartını devletin vermesine karşı olduklarını kaydeden Dedeoğlu sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Basın kartını gazetecilerin bağlı oldukları kuruluşlar vermelidir. Amerika’da, İngiltere’de bütün Avrupa ülkelerinde basın kartları devlet tarafından değil, gazeteci örgütleri, kuruluşları tarafından dağıtılıyor, veriliyor. Örneğin akreditasyon kolaylaştırmak demektir. Yani gazetecinin işini kolaylaştırmak için kullanılır aslında ama biz de akreditasyon engellemek amaçlı kullanılıyor. Cumhurbaşkanlığı’ndan onaylı turkuaz basın kartınız da olabilir ama akreditasyonunuz yoksa bu kartlarınız bile geçerli değil. Akreditasyon alamazsanız Saray’da hiçbir haberi takip edemezsiniz.”

    “BU TÜR GENELGELER BASKI İÇİN BİR ARAÇ OLARAK KULLANIYOR”

    Yaşanan engelleme ve baskıların nasıl aşılacağına da değinen Dedeoğlu, basın emekçilerinin örgütlenmesinin büyük önem arz ettiğini aktararak; “Siz istediğiniz kadar dava açın, istediğiniz kadar Danıştay’ın kararını yanınızda taşıyın, çerçeveletip boynunuza asın, hatta pankart yapın ama polisler bunu tanımıyorlar. Çünkü bu bir keyfiyet. Baskıcı bir rejim var ve bunu bir araç olarak kullanıyor. O eylemin yapılmasını istemediği gibi çekilmesini de görüntülenmesini de istemiyor. Bunun karşısında yapılabilecek tek mantıklı şey bu tür eylemler de avukat varsa eğer o avukat aracılığıyla o polisler hakkında tutanak tutmaktır. İlerde açılacak olan davalarda bu zabıt altına alınmış olur ve bu polislerin karşılarına çıkar. Kimsenin tek başına yapabileceği bir şey yok. Çünkü çok fazla da iddialaştığınızda ya da bu hukuksuzluğa direnmeye çalıştığınızda polis sizi de gözaltına alıyor. En son örneğini Emrullah arkadaşımız yaşadı. Urfa’da adalet arayan bir ailenin haberlerini yaptı. Defalarca polis tarafından uyarı aldı. Haber yapmaması istendi. Ama o inatla gazetecilik yapmaya devam etti ve gözaltına alındı. Hukuksuz bir şekilde günlerce gözaltında tutuldu ve daha sonra serbest bıraktılar. Böyle bir düzen içinde yapabileceğiniz pek bir şey yok çünkü bu ülkede adalet yok” dedi.

    “BU DÜZEN BÖYLE GİTMEZ”

    Sendika olarak, polisin engelleme ve baskılarına karşı tutanak tutup suç duyurusunda bulunduklarını ancak soruşturma açılabilmesi için valilik ya da amirlerinin izni gerektiğini, bu izninde verilmediği bilgisini veren Dedeoğlu son olarak, “Ama bu düzen böyle gidecek değil. Biraz daha demokratik bir topluma doğru evrilirse eğer süreç bunların hesabı sorulur. Bunlar karşılarına çıkar. Gazetecilerin yapabilecekleri en önemli şey örgütlü olmak. Gazeteciler, toplumsal olayları takip ederken ya da haber yaparken birbirleriyle dayanışma halinde olurlarsa, her tür olay karşısında kenetlenirlerse polisin çok yapabileceği bir şey kalmaz. Bu tür faşist uygulamalara karşı, bu tür keyfi uygulamalarına karşı örgütlü olursanız ancak bu sorunları çözebilirsiniz” ifadelerini kullandı.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA