Etiket: turgutlu

  • Sanayi kuşatmasındaki Çepnidere tehdit altında: Alevi köyü diye mi böyle yapılıyor?-VİDEO

    Sanayi kuşatmasındaki Çepnidere tehdit altında: Alevi köyü diye mi böyle yapılıyor?-VİDEO

    PİRHA- Manisa Turgutlu’da OSB’nin kuşattığı Çepnidere köyünde evler ve mezarlar toprak yığınlarının altında kalma tehdidi altında. Köylüler, tarım arazilerinin yok edildiğini ve Çepnidere’nin boşaltılmak istendiğini belirterek, ‘Alevi köyü diye mi böyle yapılıyor?’ diye sordu.

    Manisa Turgutlu’ya bağlı Alevi köyü Çepnidere tarım ve hayvancılıkla uğraşırken, 2000’li yıllarda zehir saçan sanayi tesislerinin hedefi haline geldi. ‘Verimsiz arazi’ olduğu gerekçesiyle istimlak edilen ve arazileri ellerinden zorla alınan köylülerin neredeyse ekecekleri bahçeleri bile kalmamış. Verimsiz arazinin aksine topraklarının bölgenin en verimli arazileri olduğunu söyleyen Çepnidere köylüleri şimdi ise ekecek bir avuç bahçe bulmakta zorlanıyor.

    Kimyasal gübre, kemik külü, çimento, plastik ambalaj, seramik, tarım ilaçları, kurşun, saçma gibi sektörlerin köy civarındaki organize sanayi bölgesine gelmesiyle Çepnidere köyü adeta zehir kuşatması altında. Ağır kokunun yayıldığı köyde, filtre takılmadığı için havada uçuşan zehirli partiküller adeta köye yağıyor.

    TOPRAKLARI ALEL ACELE KARARLA VERİMSİZ İLAN EDİLDİ

    Çepnidere köyünün 1. derece sınıf tarım arazisi olan toprakları 2005 yılında kamunun alel acele kararı ile 5. ve 7. derece toprak sınıfına düşürülerek verimsiz toprak ilan edildi. Bu karar sonrasında Çepnidere köyünün toprakları sanayi kuruluşları tarafından ucuza alındı. Ardından köy, hızla genişleyen organize sanayi bölgesiyle çevrildi.

    ZEHİR SAÇAN FABRİKALARA ‘ÇED GEREKLİ! DEĞİL KARARI

    Bölgede kanser ve astım vakalarının artışı kamuoyuna yansımıştı. Geçtiğimiz yılda kurşun ürünleri, alüminyum, saçma ve av malzemeleri üretecek birkaç fabrikanın Çepnidere yakınında açılması için ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verilmişti. ÇED gerekli değildir kararı yargıya taşınmıştı.

    TARİHİ KALINTILARI DA SÖKÜP ATTILAR

    Köydeki mezarlıkların tahrip edildiğini aktaran yurttaşlar, bu durumun yalnızca tarım ve evleri değil, kültürel değerleri de tehdit ettiğini belirtiyor. Bölgede tarihi kalıntılar bulunduğu için Müze Müdürü ve jandarma tarafından inceleme yapılmış, ancak tespit edilen eserlerin korunması konusunda ilerleme kaydedilmediği ifade edildi. Kameramızı yansıyan ve kazı alanından çıkan tarihi kalıntı bir sütun ise tahrip edilelerek toprak yığını arasında bırakılmış. Köylüler, OSB’nin faaliyetlerinin hem kültürel mirası hem de yaşam alanlarını tehdit ettiğini söylüyor.

    EVLER VE MEZARLARLAR TEHLİKE ALTINDA

    Köy halkı, son yıllarda inşaat makinelerinin tarım alanlarına, mezarlarına ve evlerinin dibine kadar gelmesinden şikâyetçi. Her yağmur sonrası yollar çamurla kaplanırken, tarım ve hayvancılık faaliyetleri de ciddi şekilde etkileniyor.

    Ayrıca toprak yığının döküldüğü alan neredeyse mezarlık ile birleşmiş durumda. Organize sanayi bölgesinin toprak döküm alanının mezarlığa 3 metre kadar girdiği ve yığının devam etmesi durumunda kimi mezarlıkların toprak altında kalacağı öngörülüyor.

    “TOPRAK YIĞINI EVİMİ YIKACAK, TOPRAĞA GÖMÜLECEĞİM”

    Evinin hemen yanına başına metrelerce yüksekilikte toprak yığını dökülen köy sakinlerinden Fahri Salman, yağmur sonrası gelişecek heyalanın evini tehdit ettiğini söyledi. Salman, “Organize müdürü bana önlemlerin alınacağını idareten bir kanal açılacağını söyledi. Bu kanal yolu pisletiyor ve bir işe yaramıyor. Yağan yağmur toprağı evime doğru sürüklüyor. Daha büyük bir yağmur yağsa bu kanal dolacak. Dolduğu zaman evim yıkılacak, canlı canlı toprağa gömüleceğim. Önlem alınmasını istedik. Halen önlem alınmıyor. Toprak dökmeye devam etmiyorlar. Ama toprak evimden 20 metre daha yüksek. Yetkililere gidiyoruz ama ilgilenen yok, kimse umursamıyor. Rüzgar olduğu zaman köy toz içinde kalıyor. Köyde neredeyse herkes kanser hastası oldu” diye konuştu.

    “50 METRELİK SAĞLIK BANDI BIRAKILMADI, BÖYLE Mİ SAĞLIK KORUNUYOR?”

    Çepnidere köyünden bir diğer yurttaş İsmail Ercan ise, binlerce dönüm organize sanayi arazisi olduğu halde toprak yığınının evlerin dibine yığılmasının bir art niyet taşıdığını ifa etti.

    İsmail Ercan, Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nda öngörülen esaslar ve kriterlere uygun olarak gerekli tedbirlerin alınmadığına ve 50 metre sağlık koruma bandı bırakılmadığına tepki göstererek, “Organize sanayinin binlerce dönüm boş duran yeri var. Biz burada mağdur oluyoruz. Birçok yer varken neden buraya yaptılar. 50 metre sağlık bandı var ve uygulanması gerekiyor. Ama o da köyün hemen dibi. Böyle mi sağlık korunuyor? Organizenin içindeki bazı fabrikalar, geceleri havaya bir şeyler salıyor. Kokudan duramıyoruz. Filtre takmıyorlar. Bunu kaç kere gündeme getirdik. Ama ilgilenen olmadı. Bizim arazilerimizi kamulaştırarak, aldılar. En az 10 bin dönüm arazimiz alındı. Organize köyün tamamını alacakmış” dedi.

    “ALEVİ KÖYÜ DİYE Mİ BÖYLE YAPILIYOR?”

    Ülker Özcan, toprak yığınlarının alt yapı boruları tıkadığı için kanalizasyon atıklarının toprak yüzeyine çıktığını ve hastalık saçtığını dile getirdi. Özcan, “Arazilerimize tütün ve buğday ekiyorduk. Topraklarımız ekmek teknemizdi. Maalesef devlet olarak karar alıp, dönümünü 150 bin liradan, istimlak ettiler. Mahkemeye verdik, 3-4 sene mahkemede uğraştık. O zaman parasıyla 300-400 bin lira para alanlar oldu. 60 dönüm yerimiz vardı, kardeşlerimden benim hisseme düşenle sadece emekli olabildim. Gelecek nesillere hiçbir şey kalmadı. Yerlerimize fabrikalar yaptılar. Satılan yerlere tonlarca toprak yığını yaptılar. Geçen yağmur yağdığında bu topraklar köyün yollarına aktı. Altyapı çalışmaz hale geldi. 2 yıldır, köyümüzün altyapısı yapılmıyor. Yerel yönetimleri de eleştiriyorum burada. 300 haneli köyün altyapısı olmadığı için yaşanılacak bir yer olmaktan çıktı. Buradan hastalık geliyor. Köyü kuşatma altına aldılar. Köyün 500 dönüm merası da Turgutlu mezarlığı olacak. Batı tarafımızda organize giderek yanaşıyor. Alevi köyü diye böyle yapılıyor?” diye sordu.

    Ersin ÖZGÜL/MANİSA

  • İbrahim Akın: Alevi köyü Çepnidere, ayrımcılık ile karşı karşıya mı kalıyor?-VİDEO

    İbrahim Akın: Alevi köyü Çepnidere, ayrımcılık ile karşı karşıya mı kalıyor?-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Milletvekili İbrahim Akın, Manisa Turgutlu’ya bağı Alevi köyü Çepnidere’deki organize sanayi işgalini yerinde inceleyerek, “Bölgede dolaşan söylentide ise ‘burada sadece cami ve mezarlık kalacak, köy buradan kalkacak’ diyorlar. Bu köy bir ayrımcılık ve kötülük ile karşı karşıya mı kalıyor?” diye sordu.

    Manisa Turgutlu’ya bağı Alevi köyü Çepnidere, tarım ve hayvancılıkla uğraşırken, 2000’li yıllarda zehir saçan sanayi tesislerinin hedefi haline geldi. ‘Verimsiz arazi’ olduğu gerekçesiyle istimlak edilen ve arazileri ellerinden zorla alınan köylülerin neredeyse ekecekleri bahçeleri bile kalmadı.

    DEM Parti Ekoloji, Tarım ve Hayvan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü İbrahim Akın,  organize sanayi bölgesinin kuşatması altında bulunan Çepnidere köyündeki ekolojik yıkımı yerinde inceledi.

    “BU ALEVİ KÖYÜ AYRIMCILIK İLE KARŞI KARŞIYA MI KALIYOR?”

    Çepnidere köyünün organize sanayi işgali altında olduğunu ifade eden İbrahim Akın, köyün üst tarafına yığılan toprak yığının ciddi riskler barındırıdığını vurgulayarak, “Yurttaşların talebi üzerine buraya gelmiş bulunuyoruz. Turgutlu’nun sanayi bölgesi diye ifade edilen ve bir Alevi köyü olan Çepnidere’nin organize sanayinin işgali altında olduğunu gördük. Buraya bir toprak yığını yapmışlar ve hemen yanındaki evler ise risk altında. Köylülerin sel tehlikesine rağmen bir kanal yaparak kendisini korumaya almış. Okul ve yaşam alanı ile iç içe olan bir yerde bunun yapılması tam bir vahşettir. Buradan sesleniyoruz; evlerin dibinde böyle bir toprak yığını olabilir mi? Siz olsanız kabul edebilir misiniz? Çepni köyünün yaşadığı bu vahşete sessiz mi kalacaksınız? Bu köy bir ayrımcılık ve kötülük ile karşı karşıya mı kalıyor?” diye sordu.

    “KÖYÜ BURADAN KALDIRMAK İSTİYORLAR”

    Çepnidere köylülerinin, “Burada sadece cami ve mezarlık kalacak, köy ortadan kalkacak” söylentileri ile karşı karşıya kaldığını ve şirketlerin köyü ortadan kaldırmayı hedeflediğini dile getiren İbrahim Akın, “Buradan Çevre ve Tarım Bakanlığı’na sesleniyoruz; burayı satın alan şirketler bu köyü buradan kaldırmak istiyorlar. Bölgede dolaşan söylentide  ise ‘burada sadece cami ve mezarlık kalacak, köy buradan kalkacak’ diyorlar. Niyetlerinin iyi olmadığına dair herkes aynı şeyi söylüyor. Bu ülkede kardeşçe bir arada yaşayacak isek hiçbir ayrım gözetmeden, insanların yaşamlarını riske sokmadan buranın sağlıklı hale getirilmesi gerekiyor. Sağlıklı yaşam hakkı herkesindir” diye konuştu.

    “BU KÖTÜLÜK KARŞISINDA SES ÇIKARMALARINI BEKLİYORUZ”

    İbrahim Akın, son olrak şunları vurguladı:

    “Çevre, Tarım ve Sağlık Bakanlığı’nı Çepnidere köyüne yapılan bu kötülük karşısında ses çıkarmalarını istiyoruz. Aynı zamanda yerel yönetimlerinde bu konuda duyarsız kalmalarını doğru bulmuyoruz. Bir an önce kendi yurttaşlarının ihtiyacına sahip çıkmaya ve çözüm üretme konusunda inisiyatif almaya bekliyoruz. Bunu kamuoyuna açıklamak, gündem yapmak bizim toplumsal, siyasal yurttaşlık görevimizdir. Bu vahşeti kabul etmemiz mümkün değil. Çepnidere halkıyla mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/MANİSA

  • Sanayi kuşatmasındaki Alevi köyü Çepnidere kanserle boğuşuyor-VİDEO

    Sanayi kuşatmasındaki Alevi köyü Çepnidere kanserle boğuşuyor-VİDEO

    PİRHA- Manisa Turgutlu’ya bağlı Çepnidere Köyü çevresini kuşatan sanayi kuruluşlarının sulara döktüğü atıklar ve saldığı zehirli gazlar sonucu birçok kişi kanser. Köydeki ölümlerin yüzde 90’ı kanser hastalığından. Köylüler, “Alevi köyü olduğumuz için kıllarını kıpırdatmıyorlar, zehir soluyoruz” diyerek duruma isyan ediyorlar.

    Manisa Turgutlu’ya bağı Alevi köyü Çepnidere tarım ve hayvancılıkla uğraşırken, 2000’li yıllarda zehir saçan sanayi tesislerinin hedefi haline geldi. ‘Verimsiz arazi’ olduğu gerekçesiyle istimlak edilen ve arazileri ellerinden zorla alınan köylülerin neredeyse ekecekleri bahçeleri bile kalmamış. Verimsiz arazinin aksine topraklarının bölgenin en verimli arazileri olduğunu söyleyen Çepnidere köylüleri şimdi ise ekecek bir avuç bahçe bulmakta zorlanıyor.

    Kimyasal gübre, kemik külü, çimento, plastik ambalaj, seramik, tarım ilaçları gibi sektörlerin köy civarındaki organize sanayi bölgesine gelmesiyle Çepnidere köyü adeta zehir kuşatması altında. Ağır kokunun yayıldığı köyde, filtre takılmadığı için havada uçuşan zehirli partiküller adeta kar örtüsü gibi köyü kaplamış durumda.

    ÇEPNİDERE KÖYLÜLERİ SESLERİNİ DUYURAMIYOR

    Fabrikaların kiminin bacasından, kiminin çatısından sürekli zehirli dumanlar yükseliyor. Köy civarındaki Nif Çayı’na atılan veya boşaltılan kimyasal atıklar yüzünden bitki örtüsü ve hayvanlar zarar görmüş durumda. Zehirli atıkların aktığı Nif Çayı’nın suyu ile bahçelerini sulamak zorunda kalan köylüler havadan yetmezmiş gibi topraktan da zehir yemeye başlamış. Organize sanayi bölgesinin adeta köyü kuşatma altına almasıyla köyde kanser ve astım gibi hastalıklar en üst düzeye çıkmış durumda.

    Köyde bulunan birçok yaşlı, kanser hastalığına yakalanmış durumda ve 70 yaşını göremiyor. Gençler ise hem tarım yapacak arazinin olmayışı hem de kanser vakalarının artması nedeniyle köyü terk ederek büyük şehirlere göç etmiş. Gidecek başka toprakları olmayan ve maneviyatları bu köyde olan yaşlılar ise adeta ölümü bekler durumda. Onca eylem, yol kapatma, dilekçe ve çağrılara rağmen seslerini duyuramayan Çepnidere köylüleri çözüm bekliyor.

    “ARSALAR ZORLA İSTİMLAKLA ELİMİZDEN ALINDI”

    Köy sakinlerinden Rıza Karayel, devlet tarafından ‘işlenmez arazi’ olarak gösterilen verimli arazilerinin istimlak ile ellerinden alındığını söyleyerek, “Kendimizi bildik bileli çiftçilik, hayvancılıkla uğraşan bir bölgeydik. 20 sene önce arazilerimiz kırsal işlenmez arazi olarak gösterilmiş. Aksine toprağımız çok bereketliydi, üzüm bağlarıydı. Manisa Büyükşehir Belediyesi de işlenmez arazi diyerek sanayi bu tarafa yönlendirdi. Satmak istemedik ama zorla istimlak ile araziler elimizden alındı. Kurulan sanayilerle hastalık yayıldı. Köyde 70 yaşını gören yok. Gençler köyü terk etmeye başladı. Ağaçlarımız dahi kurumaya başladı. Fabrikalar filtreler takmıyor. Gübre, kemik tozu, seramik, plastik ambalaj gibi fabrikalar var” dedi.

    “ALEVİ KÖYÜ DİYE KILLARINI KIPIRDATMADILAR”

    Köylerindeki ekolojik tahribata karşı tüm çabalarının Alevi köyü olmalarından kaynaklı görülmediğini ifade eden Karayel, “Köy resmen abluka altında. Temiz hava alamıyoruz. 70 yaşını görebileceğimizi umut etmiyoruz. Eskiden yaşlılar 100 yaşını görürdü. Ölümlerin büyük sebebi ise kanser hastalığından kaynaklı. Valiliğe, kaymakamlığa, sanayi odasına verdiğimiz dilekçeler cevapsız kaldı. Ankara yolunu dahi kapattık ama engel olamadık. Alevi köyü olduğumuzu bildikleri için kıllarını dahi kıpırdatmadılar, destek olmadılar. Verimli arazilerimiz vardı, ekmeğimizi kazanıyorduk. Sonuç olarak köyümüz boşaltıldı” şeklinde konuştu.

    “SUYUMUZ ZEHİRLENDİ, BAHÇELERİMİZDEN ZEHİR YİYORUZ”

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Çepnidere Şube Başkanı Hamza Karayel ise köydeki ölümlerin yüzde 90’ının kanser kaynaklı olduğuna işaret etti.

    Köylerindeki Nif Çayı’na zehirli fabrika atıkları bırakıldığını ve bu su ile bahçelerini sulamak zorunda kaldıklarını dile getiren Karayel, ‘Yediğimiz ürünler de zehirli’ diyerek şunları söyledi:

    “İstimlak adı altında köye temiz sanayi olarak girdiler. Temizliği de kalmadı. Sanayinin getirdiği tozdan, kirlilikten, artıktan köy halkının çoğu hastalandı. 70 yaşında çok nadir bulunuyor. Diğer köylerde 100 yaşına kadar yaşayan insanlar var. Arazilerimiz hep tütündü ve kota getirildi. Kotadan kaynaklı köylü kazanamayınca tütün ekmeyi bıraktı. Düşük fiyata arazilerimiz istimlak edildi ve köylü teslim oldu. Sanayinin kirlilik getireceğini kimse tahmin etmiyordu. Ölümlerin yüzde 90’ı kanser hastalığından. Bunun sebebi de hava kirliliği, toz, sanayi atıkları. Artık çaremiz kalmadı. Fabrika bacalarındaki filtreler gece açılıyor. Yakınımızda Gediz nehri, Nif Çayı var, siyah mikrop akıyor. Tarım yapamaz duruma geldik. Bahçelerimiz bu kirli su ile sulanıyor. Yediğimiz ürünler bile zehirli. Bu zehirli duman ve suyun denetim altına alınması lazım.”

    “KÖY HAPİS DURUMDA, GENÇLER KÖYÜ TERKETTİ”

    İki büyük organize sanayi içerisinde köylerinin hapis kaldığını söyleyen Mutlu Karayel, genç nüfusun köyü terk etmek zorunda kaldığına işaret ederek, “Köy adeta kirli hava soluyor. Ağır bir koku var. Arazilerimiz elimizden alınınca genç nüfus fabrikalarda çalışmaya başladı. Sıkıntılarımız büyük. Köyü örgütlenmeyi çalıştık ama fabrikaların önüne geçemedik. Bir şey yapamaz hale geldik. Biraz da duyarsız kaldık. Geri çekilmek zorunda kaldık. Dumanlı fabrikalar ve kirli hava salan fabrikaların kontrol altına alınması lazım. Köy iki organize sanayi arasında hapis kalmış durumda. Biz burada üvey evlat gibiyiz. Siyasiler ancak oy zamanı bu köye gelir, ama sorunu ile asla muhatap olmazlar” ifadelerini kullandı.

    “HASTALIKTAN KÖY BOŞALIYOR”

    Çepnidere köyünden Ali Karayel de köylerinin boşalmak üzere olduğunu kaydederek, “İmzalar topladık, yürüyüşler yaptık. Hatta Ankara yolunu kapattık. Ama müdahale edildi. Yine de bu fabrikaların buraya girmesini engelleyemedik. Araziler devlet tarafından köylülerden alınarak istimlak edildi. Fabrika yapılacağını bilmiyorduk, yoksa asla arsalarımızı vermezdik. Şimdi köyün her tarafı sanayi oldu. Hastalıktan kaynaklı birkaç seneye köy boşalacak. Bir türlü baş edemedik” diye konuştu.

    Ersin ÖZGÜL-Rohat EMEKÇİ/İZMİR

  • Çepni Alevi kadınların Ana Fatma sevgisi: O, ocağımızda, ayda, semahımızdadır-VİDEO

    Çepni Alevi kadınların Ana Fatma sevgisi: O, ocağımızda, ayda, semahımızdadır-VİDEO

    PİRHA- Manisa Turgutlu’ya bağlı Çepnidere köyünde yaşayan Çepni Alevi kadınlar Ana Fatma’ya ilişkin duygularını anlattı. Ana Fatma için, ‘ayın nuru’ ifadesini kullanan kadınlar, yaşamlarının bir çok alanında Ana Fatma ismini kullandıklarını ve aya yüzlerini dönerek kendisi için dua ettiklerini belirterek, “Çınar yaprağı, incir yaprağı beş yapraktır ve ona Ana Fatma’nın eli derler. Üstüne basmayız. Ayrıca cemlerimizde Ana Fatma için semah döneriz” dediler.

    Alevilerin matem ayı olarak bilinen Muharrem ayı 6 Ağustos’ta Masum-u Pak orucuyla başladı. 6-7-8 Ağustos olmak üzere üç gün sürdü. Bugün (9 Ağustos) ise 12 gün sürecek Muharrem Orucu başladı. Oruç sonrası 21 Ağustos’ta aşure paylaştırılacak. Muharrem Orucu öncesi Masum -u Paklar Orucu olarak 3 gün yapılan ibadetin bir günü yöreden yöreye farklılık göstermekle birlikte Ana Fatma Orucu olarak tutuluyor.

    Kadınları temsilen bir gün de mazlumların anası olarak ifade bulan Ana Fatma orucu tutulur. Bu oruç ise üç günlük Masum-u paklar orucunun ardından bir gün tutulur. Aynı zamanda 12 imamlara atfen, 12 gün süren Matem orucunu karşılamak niyetiyle de tutulur. Bu orucu genellikle kadınlar tutar.

    Çepni Alevi kadınlar içinde büyük önem arz eden Ana Fatma orucunu anlatan kadınlar günlük yaptıkları işlerden ibadete ve semaha kadar Ana Fatma’nın kendileri için kutsal olduğuna işaret etti. Kadınlar ayrıca Çepni Alevilere özgü olarak cem ibadetinde Ana Fatma semahı ve figürleri olduğunu kaydettiler.

    “OCAĞI YAKARKEN, İŞ YAPARKEN ANA FATMA’NIN İSMİNİ ANARIZ”

    Çepni Alevi kadınlardan Şerife Karayel günlük rutin işlerinden ibadetlerine kadar Ana Fatma’nın yaşamlarının her alanında kendisini var ettiğine değinerek, “Köyde bir iş tutarken Ana Fatma’ın adı ile dua ederiz. ‘Fatma Ana’nın eli olsun, şifaları bizi bulsun; onun gördüğü katliamları, acıları görmeyelim’ deriz. Ocağı yakarken elimiz Fatma Ana’nın eli olsun diye okuruz. Onun hayrına lokmalar yaparız. Mesela üç defa pişirdiğimiz pişinin yağından sac ayağına üç defa dökeriz ve üç defa Fatma Ana’nın eli olsun deriz” diye konuştu.

    “AYA BAKTIĞIMDA ANA FATMA’YI GÖRÜRÜM”

    Karayel, sabah erkenden ve gece geç saatlerde çocukları görmeden Ana Fatma’ya dualar ettiğini kaydediyor. Kareyel, “Fatma Ana’ya karşı elimi açarım bütün duaları hep okurum. Çocuklarıma dert vermesin, zorluk görmeyelim; Fatma Ana’nın elleri üzerimizde olsun derim. Aya baktığımda onu Fatma Ana’ya benzetirim, nur derim” diyerek duygularını ifade ediyor.

    “ÜÇ BACI ANA FATMA SEMAHI DÖNERİZ”

    Çepni Alevilere özgün olarak Ana Fatma semahı olduğunu söyleyen Karayel, üç kadının bu semahı döndüğünü ifade ederek, “Cemlerimizde üç bacı yaparız. Fatma Ana’nın semahı dediğimizde üç bacı kalkarız semahı döneriz. Biz annemizden otantik olarak ne gördüysek aynı onu sürdürürüz. Onlar bizim cem semahımızdır, hizmet semahımızdır. Hiç arkamızı geri dönmeden geri geri çarkımızı döneriz” diye belirtiyor.

    “ÇINAR’IN, İNCİR’İN YAPRAĞI FATMA ANA’NIN ELİDİR, BASMAYIZ”

    Karayel çınar ve incir ağacının beşli olan yapraklarının kendileri için Ana Fatma’nın eli olarak göründüğüne dikkat çekerek bu yapraklara basmaktan kaçındıklarını dile getirdi. Karayel şöyle devam etti:

    “Çınar ve incir ağacının yaprağı beş yapraktır. Biz Fatma Ana’nın elleri deriz, ona benzetiriz. Nerede görsem onun alır bir kenara koyarım ya da üstüne basmam etrafından dolanırım. Annemizden, nenemizden öyle duyduk. Çınar yaprağı, incir yaprağı aynı Fatma Ana’nın eli derler. Biz de onu bilerek ve saygı duyarak dikkat ederiz.”

    “ANA FATMA ORUCUNU İNANÇLA TUTUYORUZ”

    Bir diğer Çepni Alevilerden Fadime Karabıyık ise mana dünyasındaki Ana Fatma’yı, “O bizim her şeyimiz bütün kalbimizle Fatma’ya inandık. Fatma Ananın çektiği ıztırapları bizde çekmeyelim deriz. Evlatlarını doğramışlar, çok üzülmüş perişan olmuş. Ben de ekmek yaptığımda Fatma Ana’nın eli olsun derim. Her sene 12 gün oruç tutulur, aşure kaynatılır. 12 yıl sonrasında kurban keseriz. Ana Fatma orucunu inançla tutuyoruz. Ana Fatma’nın güzel ahlağı ile onun yolundan, yürümeye çalışırız” diye tanımlıyor.

    “GÜÇLÜ KADINA ‘ANA FATMA GİBİ’ DERLER”

    Fadime Karabıyık da Şerife Karayel gibi Çepni Alevilerde Ana Fatma semahı olduğuna işaret ederek, 3 kadının bu hizmeti gördüğünü aktardı.

    Karabıyık, “Bizde Fatma Ana semahı derler. Üç bacı çıkar; biri gözcünün yanına, biri dedenin yanına diğeri de kapı kulunun yanına oturur. Başımız dönmeden zakirimizin deyişleri ile o anda kendimizden geçeriz. Bizde böylesi güçlü kadınlara, ‘Fatma Ana gibi bir kadınsın’ derler. Bize de öyle olmak yaraşıyor” ifadelerini kullandı.

    Ersin ÖZGÜL- Rohat EMEKÇİ/ MANİSA

  • Hakka yürüyen Bektaş Piroğlu Dede cemevine getirildi

    Hakka yürüyen Bektaş Piroğlu Dede cemevine getirildi

    PİRHA – Önceki gün Hakka yürüyen Bektaş Piroğlu Dede’nin Hakka yürüme erkanı gerçekleşecek. Erkan öncesinde Manisa’nın Turgutlu İlçesine bağlı Çepnidere Köyü’nde rızalık alınarak sırlanmak üzere Saruhanlı’ya bağlı Dilek Kasabası’na doğru yola çıkacak. 

    Önceki gün Manisa Turgutlu’ya bağlı Çepnidere köyünde cemevinde aşure lokması öncesi yaptığı konuşma sırasında kalp krizi geçirerek Hakka yürüyen Bektaş Piroğlu Dede, bugün Hakka uğurlanacak..

    Piroğlu Dede, hastaneden Çepnidere Cemevi’ne getirildi. Burada rızalık alınıp Hakka uğurlama erkanı yapıldıktan sonra Manisa’nın Saruhanlı İlçesine bağlı Dilek Kasabası’nda toprağa sırlanacak.

    MANİSA/PİRHA

  • Ömrünü Alevi Yol’una adamıştı; Dede Piroğlu Hakka uğurlanıyor

    Ömrünü Alevi Yol’una adamıştı; Dede Piroğlu Hakka uğurlanıyor

    PİRHA- Musa-ı Kazım Ocağı evladı Pir Bektaş Piroğlu’nun Hakka yürümesinin ardından Hakka uğurlama erkanı bugün yapılıyor. Piroğlu, Manisa Saruhanlı’ya bağlı Dilek Kasabasında toprağa sırlanacak.

    Musa-ı Kazım Ocağı evladı Pir Bektaş Piroğlu’nun Hakka yürümesinin ardından Hakka uğurlama erkanı yapılıyor.

    79 yaşındaki Dede Bektaş Piroğlu, Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı Çepnidere köyünde cemevinde önceki gün verilen aşure lokması sırasında konuşma yaparken kalp krizi geçirdi. Cemevinde bulunan doktorun  müdahale etmesinin ardından hastaneye götürülen Piroğlu, kurtarılamayarak Hakka yürüdü.

    Bektaş Piroğlu Dede için Hakka uğurlama erkanı yapılıyor. Piroğlu, bu sabah saat 08.00 sıralarında Turgutlu Devlet Hastanesi’nden alınarak Çepnidere köyü cemevine getirildi. Vasiyeti üzerine Hakka uğurlama erkanı İstanbul Okmeydanı Cemevi Dedesi, Baba Mansur Ocağı mensubu Eren Yıldırım tarafından yürütülecek.
    Gani Pekşen ise Piri uğurlarken hak nefeslerini seslendirecek. Piroğlu, daha sonra Manisa’nın Dilek Kasabasında toprağa sırlanacak.

    Türkiye’nin pek yerinden Alevi dedeleri, kurum temsilcileri, Alevi yurttaşlar Piroğlu’nu Hakka uğurlamak için Çepnidere köyüne gitti.

    BEKTAŞ PİROĞLU KİMDİR?

    Bektaş Piroğlu Dede, Musa-i Kazım Ocağı evlatlarından. Çepni Alevilerinden olan Piroğlu 1938 yılında Antep’in Nizip ilçesine bağlı Köseler köyünde doğdu. Babası ise Ali Dede. Piroğlu, 1960 yılından beri dedelik yapıyordu. Türkiye’de, Balkanlarda, Avrupa’da Alevilerin bulunduğu her yerde inanca hizmet etti. Batı Anadolu olmak üzere bazı yörelerde yaşayan Türkmen, Çepni Alevilerin post dedesi ve Alevi Bektaşi İnanç Kurulu üyesi. Piroğlu 79 yaşındaydı.

    PİRHA/MANİSA

  • Kalp krizi geçiren Bektaş Piroğlu Dede Hakka yürüdü-VİDEO

    Kalp krizi geçiren Bektaş Piroğlu Dede Hakka yürüdü-VİDEO

    PİRHA- Çepni Dedesi Bektaş Piroğlu, Manisa’da Çepnidere köyünde cemevinde verilen aşure lokması sırasında yaptığı konuşma sırasında kalp krizi geçirdi. Hastaneye kaldırılan Piroğlu Hakka yürüdü.

    Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı Çepnidere köyünde cemevinde verilen aşure lokması sırasında bir konuşma yapan 79 yaşındaki Dede Bektaş Piroğlu kalp krizi geçirdi.

    İlk anda bulunduğu yerde doktorlar müdahale ettikten sonra Piroğlu hastaneye kaldırıldı. Piroğlu, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

    AKŞAM CEM TUTULACAKTI

    Çepnidere köyünde 12 gün tutulan matem orucunun ardından bugün aşure lokması veriliyordu. Lokma sonrası ise Çepni Dedesi Bektaş Piroğlu’nun yürüteceği cem tutulacaktı.

    Piroğlu, aşure lokması dolayısıyla yaptığı konuşmada, “Biz Kerbela’dan bugüne İmam Hüseyinlerin yasını çekiyoruz. İmam Hüseyin ‘Ben ölürsem beni mezara dik koyun’ demiştir. Onun için bizim ilkelerimiz, Hacı Bektaş Veli’nin, Pir Sultan Abdal’ın, Nesimi’nin, ustalarımızın nasihatı vardır; 72 millete bir nazarla bakılsın.” dedi.

    Dede Piroğlu, tansiyonunun düştüğünü söyleyip özür dileyerek konuşmasını yarıda kesmek zorunda kaldı.

    Piroğlu’na bulunduğu yerde doktor müdahale ederken, kalp krizi geçirdiği anlaşıldı. Piroğlu daha sonra ise acilen hastaneye kaldırıldı. Piroğlu tüm müdahaleye rağmen kurtarılamadı.

    Dede Bektaş Piroğlu’nun Hakka yürüdüğü haberini alan canlar ise feryat etti.

    MANİSA’DA TOPRAĞA SIRLANACAK

    Bu arada, Bektaş Piroğlu Dede, 2 Ekim Salı günü Manisa’nın Dilek Kasabasında toprağa sırlanacak. Vasiyeti üzerine Hakka uğurlama erkanı ise İstanbul Okmeydanı Cemevi Dedesi, Baba Mansur Ocağı mensubu Eren Yıldırım tarafından yürütülecek.

    BEKTAŞ PİROĞLU KİMDİR?

    Bektaş Piroğlu Dede, Musa-i Kazım Ocağı evlatlarından. Çepni Alevilerinden olan Piroğlu 1938 yılında Antep’in Nizip ilçesine bağlı Köseler köyünde doğdu. Babası ise Ali Dede. Piroğlu, 1960 yılından beri dedelik yapıyordu. Türkiye’de, Balkanlarda, Avrupa’da Alevilerin bulunduğu her yerde inanca hizmet etti. Batı Anadolu olmak üzere bazı yörelerde yaşayan Türkmen, Çepni Alevilerin post dedesi ve Alevi Bektaşi İnanç Kurulu üyesi. Piroğlu 79 yaşındaydı.

    PİRHA/MANİSA