Etiket: türk mühendis ve mimar odaları birliği

  • İzmir’deki emek ve meslek örgütlerinden tarikat ve cemaat tepkisi-VİDEO

    İzmir’deki emek ve meslek örgütlerinden tarikat ve cemaat tepkisi-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de emek ve meslek örgütleri, cemaat ve tarikat yurtlarında yaşanan ölüm ve cinsel istismarlara tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Dört bir yanı kaçak, izinsiz ve denetimsiz cemaat ve tarikat yurtlarıyla dolu ülkemizde; bir çocuğumuzun, bir gencimizin daha intihar etmesine, tacize uğramasına, öldürülmesine tahammülümüz kalmadı!” denildi. 

    İzmir’de bulunan emek ve meslek örgütleri, cemaat ve tarikat yurtlarında yaşanan ölüm ve cinsel istismarlarına tepki amaçlı basın açıklaması yaptı.

    Eğitim-Sen İzmir 1 Nolu Şube’de gerçekleşen ve ‘Gerici Toplum İnşa Etme Anlayışı Çocuklarımızı Öldürüyor’ pankartının asıldığı açıklamaya Devrimci İşçi Sendikası, Kamu Emekçileri Sendikası, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, İzmir Tabip Odası ve İzmir Barosu temsilcileri katıldı.

    Kurumlar adına açıklamayı okuyan KESK İzmir Platformu Dönem Sözcüsü Veysel Beyazadam, daha önce birçok tarikat yurdunda yaşanan, ölümler, cinsel istismarlar konusunda sesiz kalan, “bir kereden bir şey olmaz” diyen zihniyetin politik uygulamalarına yeter diyerek, cemaat, tarikat ve vakıf yurtlarının derhal kamulaştırılması çağrısında bulundu.

    “CEMAATLER, SIRTINI İKTİDARA DAYAMIŞ DURUMDA”

    Cemaat ve tarikatları ülkenin içine sokulduğu sosyal, ekonomik, siyasal krizleri  fırsat bilerek ve sırtını iktidara dayayarak  giderek güçlenmeye çalıştığına vurguda bulunan Beyazadam, “Kamusal ve Laik eğitim anlayışından hızla uzaklaşan iktidarın, gerici toplum inşa etme politikaların sonucunda cemaatlerin ve tarikatların eğitim üzerindeki ağırlığı giderek artmıştır. Geçilmeyen köprülere, uçulmayan hava alanlarına milyarlar harcayan iktidar, eğitime, öğrencilerin barınma burs gibi gereksinimlerine yeterli yatırımı yapmamış, çaresiz vatandaşlar için tarikat ve cemaatler zorunlu adres durumuna sokulmuştur” dedi.

    “BİRÇOK YURTTA YAŞANANLAR TOPLUM HAFIZASINDA YERİNİ KORUYOR”

    Beyazadam, geçtiğimiz günlerde ailesinin baskısıyla kaldığı cemaat yurdunda yaşadığı baskıları ve gelecek kaygısını anlatıp yaşamına son veren Enes Kara’yı hatırlatarak, “Ne acı ki Enes ilk değildi. Ülkenin her tarafı bir kısmı  izinli ama çoğunluğu kaçak ve izinsiz cemaat ve tarikat yurtları ile dolu. Aladağ’ da, Karaman’da, Kaimder’de, Alimder’de ve daha birçok yurtta yaşanan acı olaylar toplum hafızasında yerini korurken, Enes Kara’nın haberi hepimizin yüreğini burktu. Kamusal ve laik eğitim anlayışından hızla uzaklaşan iktidarın gerici toplum inşa etme politikaları sonucunda gençler, bu yurtlarda intihar ediyor, tacize uğruyor ve öldürülüyor. Türgev, Tügva, Ensar, Semerkand, ve İlim Yayma Cemiyetleri gibi vakıflara ait beş yüzün üzerinde yurt bulunurken, izinsiz ve kaçak yurt sayıları on binlerle anılmaktadır” ifadelerini kullandı.

    “TARİKAT, CEMAAT VE VAKIF YURTLARI DERHAL KAMULAŞTIRILMALI”

    Cemaat ve tarikatların eğitimin herhangi bir aşamasına, herhangi bir biçimde dahil olmasının engellenmesi ve mevcut cemaat, tarikat ve vakıf yurtlarının derhal kamulaştırılması çağrısında bulunan Beyazadam, şöyle konuştu:

    “Dört bir yanı kaçak, izinsiz ve denetimsiz cemaat ve tarikat yurtlarıyla dolu olan ülkede, bir çocuğu ve gencin daha intihar etmesine, tacize uğramasına, öldürülmesine tahammülümüz kalmadı! Okul öncesinden yüksek öğretime kadar her aşamada eğitim ücretsiz, nitelikli ve laik bir kamusal hizmet olarak sunulmalıdır. Öğrencilerin eğitim, öğretim ve barınma ihtiyaçları kamusal kaynaklar tarafından karşılanmalıdır Cemaat ve tarikatların eğitimin herhangi bir aşamasına, herhangi bir biçimde dahil olması engellenmelidir. Mevcut cemaat, tarikat ve vakıf yurtları derhal kamulaştırılmalıdır. Okullardaki dinselleştirme politikalarına son verilmeli, müfredattaki tüm dinci-gerici unsurlar kaldırılarak, eğitim-öğretim bilimsel ve laik temelde şekillendirilmelidir. Daha önce birçok tarikat yurdunda yaşanan, ölümler, cinsel istismarlar konusunda sesiz kalan, “bir kereden bir şey olmaz” diyen zihniyetin çocuklarımızın hayatını yok eden gerici politik uygulamalarına artık yeter. Bu ölüm ve istismarları kanıksamayacağız, susmayacağız. Kamusal, laik, demokratik, eşit, bilimsel, anadilinde yürütülen ve cins ayrımcı olmayan bir eğitimin inşa edilmesi için mücadeleye devam edeceğiz.”

    PİRHA/İZMİR

  • TMMOB: İş kazaları, meslek hastalıkları kader değildir

    TMMOB: İş kazaları, meslek hastalıkları kader değildir

    PİRHA – Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından “İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü” nedeniyle iş kazalara dikkat çekmek amacıyla basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, “İş kazaları, meslek hastalıkları ‘kader’ değildir. İş kazalarının, meslek hastalıklarının ‘işin doğal bir sonucu’ olarak görülmesi, yeni iş cinayetlerine davetiye çıkarmaktadır” denildi.

    “EMEKÇİLERİ SAYGIYLA ANIYORUZ”

    TMMOB Malatya İl Binasında İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Erdal Yavaş tarafından yapılan açıklamada: “Bundan tam 28 yıl önce, 3 Mart 1992 tarihinde, Zonguldak Kozlu Kömür Ocağında meydana gelen grizu patlamasında 263 emekçi hayatını kaybetti. TMMOB, ülkemizdeki iş cinayetlerine dikkat çekebilmek, işçi sağlığının ve iş güvenliğinin önemini vurgulamak için 3 Mart tarihini, “İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü” olarak ilan etmiştir. Kozlu’dan günümüze iş cinayetlerinde hayatını kaybeden emekçileri saygıyla anıyoruz” denildi.

    “ARTIK HABER NİTELİĞİ TAŞIMIYOR”

    Aradan geçen yıllar içerisinde emekçilerin iş cinayetinde hayatını kaybetmeye devam ettiğini söyleyen Yavaş, “İş yerlerinde insanlar ölüyor; işverenler ve devlet ölümleri seyrediyor. Önlem almayan işverenlere yaptırım uygulanmıyor, işyerleri yıllardır, işçi sağlığı, iş güvenliği yönünden denetlenmediği gibi, ölümlü iş kazalarının olduğu işyerlerinde, iş kazalarını incelemek üzere bile iş müfettişi görevlendirmiyor. Her gün en az 5 işçinin işyerlerinde iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesi artık haber niteliği bile taşımıyor. Hükümet yetkililerinin iş cinayetleri ile ilgisi başsağlığı dilemenin ötesine geçmiyor” dedi.

    SGK VERİLERİ

    İş kazasında hayatını kaybeden işçilerle ilgili verileri açıklayan Yavaş, şunları kaydetti:

    “Ülkemizde iş kazası ve meslek hastalıklarına ilişkin istatistikler SGK tarafından tutularak kamuoyu ile paylaşılmaktadır. En son 2017 yılına ilişkin veriler açıklanmıştır. 2020 yılı Mart ayına gelinmiş olmasına rağmen 2018 ve 2019 yıllarına ait veriler kamuoyu ile paylaşılmamıştır. SGK tarafından 2017 yılına kadar açıklanan istatistiklere göre; 2012 yılında 74.871 kazada 744 emekçi; 2013 yılında 191.389 kazada 1.360 emekçi; 2014 yılında 221.336 kazada 1.626 emekçi; 2015 yılında 241.547 kazada 1.252 emekçi; 2016 yılında 286.068 kazada 1.405 emekçi; 2017 yılında 359.766 kazada 1.636 emekçi hayatını kaybetmiştir.”

    ÖLÜM ORANLARI ARTTI

    İş kazalarında ölüm oranının arttığını belirten Yavaş, “İş cinayetlerinde hayatını kaybetti. 2017 yılında bir önceki yıla göre iş kazası sayısı %25 oranında, iş kazaları sonucu ölüm % 16 oranında artmıştır. 2017 yılına kadar açıklanan rakamların seyrine baktığımızda henüz açıklanmamış 2018 ve 2019 verileri korku uyandırmaktadır. Bu verilerin SGK tarafından açıklanamamasının sebebi nedir? Ülkemizde emekçilerinin hayatlarının önleyici çalışmalardan daha ucuz olduğu kamuoyundan gizlenmek mi istenmektedir? Bir kez daha Sosyal Güvenlik Kurumu’nu göreve, emekçilerin hayatını ilgilendiren bu bilgileri kamuoyu ile paylaşmaya davet ediyoruz! 2012 yılında, “iş sağlığı güvenliğinde devrim” söylemleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı Güvenliği Kanunu çıkartıldı. 2012 yılından bu yana iş kazaları ve ölümlerde azalma bir yana, hem kaza sayısı hem de ölümler arttı. 6331 sayılı İş Sağlığı Güvenliği Yasası’nda ” işyerlerinde iş sağlığı güvenliğinin sağlanması işveren yükümlülüğündedir” denilmesine rağmen, uygulamada iş sağlığı güvenliği hizmetleri hem piyasalaştırıldı hem de sorumluluk iş güvenliği uzmanlarının omzuna yüklendi. Her kazadan sonra mutlaka iş güvenliği uzmanları gözaltına alındı, hatta tutuklandı. Oysa 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 8. Maddesinde de belirtildiği üzere, iş güvenliği uzmanlığı hizmeti “İşverene iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili konularda rehberlik ve danışmanlık yapmak”; yine Kanunun 6. Maddesi gerekçesinde belirtildiği üzere de işverene “profesyonel yardım” kapsamındadır. Bu hükümlere rağmen ikincil mevzuatta iş güvenliği uzmanının görev kapsamını rehberlik dışında değerlendiren hükümler değiştirilmelidir. İş güvenliği uzmanları işverenin yapmadığı veya yapamadığı çalışmaların takipçisi ve sorumlusu olmamalıdır.” dedi.

    “EKONOMİK YAŞAM İYİLEŞTİRİLMELİDİR”

    Yavaş açıklamalarının devamında; “Bu anlayışla, iş güvenliği uzmanları ve meslektaşlarımızın iş yeri kaynaklı kazalara meslek ve hastalıklarına yakalanmadığını, etkilenmediğini düşünmek, kamuoyuna böyle yansımasına sebep olmak akıl dışıdır. İşverenin ihmali, devletin üzerine düşeni yapmaması nedeniyle, uzmanlar ve meslektaşlarımız da tüm emekçilerle aynı kaderi paylaşmaktadır. Sadece bu yıl basına yansıyan haberlerde meslektaşlarımızın yüksekten düşme, elektrik çarpması, yük altında kalma, iş makinesi altına kalma, mekanik arızalar sebebiyle yaşamlarını kaybettiklerini, sakat kaldıklarını görmekteyiz. Bu nedenle, çalışma yaşamı düzenleyen yasa yalnızca 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’ndan ibaret sayılmamalıdır. Çalışma yaşamı, başta 4857 sayılı İş Kanunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu olmak üzere birçok yasa ile biçimlendirilmektedir. 2003 yılında yürürlüğe konulan 4857 sayılı yasa ile çalışma yaşamı tamamen esnekleştirilmiş, işlerin alt işveren/taşerona yaptırılması olağan çalışma biçimi olmuştur. 4857 Sayılı İş Kanunu’nda yer alan “telafi çalışması”, “denkleştirme”, “çağrı üzerine çalışma”, “kısmi süreli çalışma”, “asıl işveren-alt işveren ilişkisi” başta olmak üzere kuralsız çalışma koşulları olduğu sürece işçi sağlığı ve iş güvenliği alanındaki düzenlemeler bir anlam ifade etmeyecektir. “İstihdam büroları” ile de iş ilişkileri tamamen “bırakın yapsınlar” “bırakın geçsinler” anlayışına dönülmüş, tüm bunların sonucunda örgütsüzlük artmıştır. İş cinayetlerinin artmasında 4857 sayılı yasa ile getirilen esnek çalışma biçimlerinin önemli bir payı olmuştur. Dolayısı ile asıl üzerinde durulması gereken mevzuat bu olmalıdır. İş kazaları, meslek hastalıkları ‘kader’ değildir. İş kazalarını, meslek hastalıklarını ‘işin doğal bir sonucu’ olarak görülmesi, yeni iş cinayetlerine davetiye çıkarmaktadır. İş güvencesi ile işçi sağlığı ve iş güvenliğinin birbirini tamamladığı gerçeğinden hareketle, tüm çalışanlar insana yakışır ‘norm ve standartta’ bir sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmalıdır. Sigortasız ve sendikasız çalıştırma önlenmeli, kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınmalıdır. Sendikalaşmanın önündeki engeller kaldırılmalı, çalışanların sosyal ve ekonomik yaşamları iyileştirilmelidir.” dedi.

    Mehmet YALMAN/MALATYA 

  • ‘Doğalgaz denetimleri yeterli değil’

    ‘Doğalgaz denetimleri yeterli değil’

    PİRHA- Malatya’da yaşanan doğalgaz patlamasıyla ilgili açıklama yapan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Malatya İl Temsilciliği denetim ve kontrollere önem verilmesi gerektiğini kaydetti. 

    7 Mart 2019 tarihinde Malatya Yeşilyurt ilçesine bağlı İnönü Mahallesi Çamlıbel Sokak’ta bulunan bir apartmanın 3’üncü katında sabah 07.00 sıralarında yaşanan doğalgaz patlaması meydana geldi. 3 kişinin yaralandığı patlamada 1 kişi de hayatını kaybetti. Patlama ile ilgili Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Malatya İl Temsilciği bir basın toplantısı düzenledi. Basın metnini TMMOB Malatya İl Temsilciği Başkanı Erdal Yavaş okudu.

    Kazanın üzücü olduğunu dile getiren Yavaş, “Bu tür kazaların bir daha yaşanmaması açısından üzerinde önemle durulması gereken bir olaydır” dedi. Yavaş, şunları kaydetti:

    “İHMALLE DOĞALGAZI GÜVENLİ YAKIT OLMAKTAN ÇIKARIYOR”

    “Doğalgaz, teknolojisi gelişmiş, dağıtım şebekesinin nasıl döşeneceği, bina içi tesisatlarının nasıl ve kimler tarafından yapılacağı, doğal gaz hattı geçen bölgelerde kazıların nasıl yapılacağı uluslararası standartlarda tarif edilmiş, bu şartlar ülkemizdeki teknik ve idari şartnamelere de yansıtılmıştır. Dolayısıyla, doğalgaz dağıtımını üstlenen firmalardan, dönüşüm tesisatlarını gerçekleştiren yetkili mühendislik firmalarının, bunların bünyesinde çalışan teknisyenlerin, doğal gaz kullanıcılarının, doğal gaz tesisatlarının bulunduğu sokaklarda kazı yapacak olan su, elektrik ve telefon dağıtım kurumlarının uyması gereken kurallar bellidir ve herhangi bir yanlış anlaşılmaya meydan vermeyecek kadar nettir. Bu kurallara uyulduğu sürece doğal gaz son derece güvenli bir yakıttır. Ancak yeterli ve kalifiye teknik eleman çalıştırmamak, yapılan her tür imalatı yeterli denetimlere tabi tutmamak gibi ihmaller doğalgazı güvenli bir yakıt olmaktan çıkarıp, kent içinde her an patlamaya hazır bombalar yığını haline getirebilir.

    İlimizdeki patlama mahallinde yapılan incelemelerde tahminen sızan doğalgazın evin salon, koridor ve mutfakta birikmesi sonucu patlama koşulları oluşmuş ve muhtemelen elektrik bağlantılarından meydana gelen ark sonucunda öncelikle salonda yangın meydana gelmiş ve kısa süre içerisinde mutfakta da patlamaya neden olmuştur. Bu patlama sonucunda mutfağın balkon dış mahalline açılan kapı ve duvarın dışa doğru yıkılması sonucunda gazın tahliye olduğu kanaatindeyiz. Bu olay sonucunda bir kişi hayatını kaybetmiş, üç kişide de yanıktan kaynaklanan yaralanma meydana gelmiştir.

    “DENETİMLER YETERLİ DEĞİL”

    Özellikle denetim ve eğitim konularında alınması gerekli önlemler olduğu görüşündeyiz. Bu önlemler direk ekonomi ile ilgili olmakla birlikte bu durumda insanların can ve mal güvenliği söz konusudur. Doğalgaz tesisatı, güvenlik açısından kontrollerin/denetimlerin her aşamada yapılmasını gerektirir. Ancak, tesisata gaz verilene kadar denetimlerin yapıldığı, gaz açıldıktan sonra yapılan denetimlerin yeterli olmadığı kanaatindeyiz.

    Doğalgaz kullanılan ortamlarda zehirlenmelerin asıl nedeni tam yanmanın sağlanamamasından dolayı ortaya çıkan karbon monoksit gazıdır. Doğalgaz kimyasal özellikleri bakımından zehirli değildir. Ancak havadan hafif bir gaz olduğundan tesisatta meydana gelen bir kaçak sonrası kapalı alanlarda üst kısımlarda birikir. Çok miktarda birikme yapması ortamdaki oksijeni azaltıp zehirlenmelere ve patlamalara sebep olabilmektedir. Bu sebeple doğalgaz kullanımında alınacak bazı basit tedbirlerle kazaların, can kayıplarının önüne geçmemiz mümkün olabilir.

    ALINACAK BAZI TEDBİRLER

    Doğalgaz tesisatlarına kesinlikle müdahale edilmemeli, yetkisiz kişi ve kuruluşlara tamir ve bakım gibi işlemler yaptırılmamalıdır.

    Gaz açma işlemi gerçekleştirildikten sonra tesisatlara yeni bir cihaz bağlanması halinde, kesinlikle gaz dağıtım firmasına haber verilmelidir.

    Pencere veya duvarlara monte edilen, ortama taze hava girmesini ve herhangi bir gaz kaçağı durumunda da gazın dışarıya tahliye edilmesini sağlayan menfezler asla iptal edilmemeli ve üzeri kapatılmamalıdır.

    Kombi, şofben gibi cihazların her yıl kış mevsimine girmeden yetkili servisler aracılığıyla bakımı yaptırılmalıdır.

    Gaz kaçağı riskini ortadan kaldırmak için ocak ve kombilerdeki eskimiş, paslanmış veya ömrünü tamamlamış bağlantı refleksler mutlaka yenilenmelidir.

    Lodoslu havalarda baca çekişi olumsuz yönde etkileneceğinden gaz sızıntısına karşı dikkatli olunmalı, bacalı cihazın bulunduğu odadaki menfezlerin açık olması sağlanmalıdır.

    Cihaz baca bağlantı fleksleri yıpranmamış, delinmemiş olmalı. Flekslerin baca girişleri ile arasındaki boşluk sıcaklığa dayanıklı malzeme ile sızdırmaz hale getirilmelidir.

    Bacanın çekmemesi durumunda cihazların çalışmasını engelleyen emniyet sistemi her bacalı cihazda mutlaka olmalı, cihazlarda bu sistem devre dışı bırakılmamalıdır.

    Bacalı cihazların olduğu mahal yatak odası ve banyo olmamalı, bu cihazların olduğu mahallerde yatılmamalıdır.

    Odamız bu vesileyle başta doğalgaz dağıtım şirketinin dağıtım ve servis hatlarını kontrol eden firmalar olmak üzere; doğalgaz konusunda çalışan tüm kesimleri, yerel yönetimleri ve kullanıcıları bir daha bu tür kazaların yaşanmaması için, doğal gazla ilgili güvenlik mevzuatlarına harfiyen uymaya, üzerlerine düşen sorumlulukları titizlikle yerine getirmeye davet etmektedir.

    MEHMET YALMAN/MALATYA