Etiket: türk

  • ‘Türk, Sünni, kapitalist bir cumhuriyet inşa edildi; hala demokratikleşememe sancısı yaşıyoruz’-VİDEO

    ‘Türk, Sünni, kapitalist bir cumhuriyet inşa edildi; hala demokratikleşememe sancısı yaşıyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Tarihçi-Yazar Erdoğan Aydın CAN TV’de yayınlanan Bizim Gündem programına konuşarak, “Alevi toplumu bugün Siyasal İslamcılığın kurmuş olduğu hegemonyanın yarattığı dehşet karşısında adeta cumhuriyetin kuruluş konseptine, onun kurucu önderine güzellemeler yaparak kendini kandırma eğilimi sergiliyor. Oysa ögeler bize ne yazık ki böyle bir tabloyu doğrulamıyor” dedi.

    Cumhuriyet, halkın ülke yönetiminde egemen olduğu bir devlet şekli olarak tanımlanır. Erkin tek elde toplanmasına karşı olan cumhuriyet anlayışı, Anadolu’da Osmanlı’nın tasfiyesi ile şekillendi. Saltanatın kaldırılması ile cumhuriyet ilan edildi. 100 yıl geçti. Türkiye, geride kalan 100 yılda “tek dil, tek din, tek kimlik” ile yönetildi.

    100 yılda Aleviler, kırım, yok sayma ve asimilasyon uygulamalarıyla karşı karşıya kaldı. Alevi toplumu, kendi varlığını korumak için yoğun bir çaba harcıyor.

    CAN TV’de yayınlanan, Elif Sonzamancı’ın sunduğu Bizim Gündem programının konuklarından Tarihçi-Yazar Erdoğan Aydın, Aleviler ve Cumhuriyetin 100. yılına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “ALEVİLER OSMANLI’DAN KURTULMA UMUDUYLA CUMHURİYETÇİ GELECEKTEN YANA FAZLA UMUT ÜRETMEYE BAŞLADI”

    Cumhuriyetin yüzyıl önce, kendi kuruluş konseptinde de belirtildiği gibi Türkleştirmek, Müslümanlaştırmak ve muasırlaştırmak üzerinden kurulduğunu belirten Aydın, “Muasır kastedilen şeyin de aslında kapitalist bir düzen için gerekli yeniden üretim ilişkilerini sağlamaya yönelik olan bir durum. Çoğu zaman bu konuda da kafa karışıklığı olabiliyor. Muasırlaştırmak derken akla laiklik geliyor. Akla kadın hakları geliyor. Yüzyılın başına gittiğimizde bildiğiniz gibi bir milli mücadele söz konusuydu. O Milli Mücadele’de insanlar kendi kimliklerini saklama gereği duymadan, dönüşmeden, asimile olmadan rahatlıkla ifade ediyorlardı. Dolayısıyla çok kimlikli bir coğrafyada, çok inançlı bir coğrafyada yaşıyorduk. Milli Mücadele’nin ilk dönemi, birinci meclis dönemi yani 1923-24 arasındaki dönemde işlerin iyi gibi gittiğini, dolayısıyla geleceğe dair pekala herkesin kendi kimliğiyle eşit ve özgür olacağı bir hayal üzerinde bir mutabakat sağlamıştı. Hatta bu mutabakat içinde örneğin Aleviler artık Osmanlı’dan da kurtulma olasılıklarını dikkate alarak görece cumhuriyetçi, laik bir gelecekten yana daha fazla umut üretmeye başlamışlardı. Fakat bir müddet sonra görüldü ki özellikle Lozan’da Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası platformlarda kabul görmesinin akabinde görülmeye başlandı ki aslında işler özellikle Kürtlerin, Alevilerin, emekçilerin hayal ettiği gibi kurgulanmıyor. Ağır bir aldatma durumu söz konusu” dedi.

    “1924 ANAYASASI İLE BİRLİKTE ARTIK ALEVİLİK, KÜRTLÜK, ÇERKESLİK, EMEK, KADIN HAKLARI YOKTU”

    Aydın, 1921 ve 1924 anayasasıyla tekçiliğin başladığını belirterek şunları kaydetti:

    “Örneğin kongrelerinin birinci maddesinde gelecekten söz edilirken ırk ve inanç haklarını garanti eden cümleler kullanılırken Amasya protokollerinde benzeri ifadeler kullanılırken, Misak-ı Milli’de tarifi yapılırken Kürtlerin ve Türklerin yaşadığı topraklar diye ifade edilirken, giderek bu durumlarda değişmeler başladı. İlk değişim mecliste de temsil edilen dönemin sosyalistlerin, komünistlerin polisiye operasyonlar ile tasfiye edilmesi şeklinde gerçekleşti. Arkasından 1921 Anayasası’nın bir maddesinde değişiklik yapılarak o ana kadar olmayan bir şey Türkiye Devleti’nin dini İslam’dır maddesi eklendi. Oysa bu söz konusu madde eklenmezden önce o mecliste Sünni dindarlar, şeyhler falan da olmasına rağmen ortak mutabakat böyle bir şey değildi, ortak mutabakat egemenlik kayıtsız şartsız milletindir şeklindeydi. Ortak mutabakat seçimlerle vilayetlerin kendi belediye başkanlarını seçip kendilerini özgürce yönetmesiydi. 1924 Anayasası’nda birdenbire o ana kadar sürekli cümlelere biz Kürtler ve Türkler diye başlanırken birdenbire herkes Türk’tür denildi. Bunlar peş peşe geldi. Artık yeni cumhuriyette bir şeyler bir önceki dönem olan bir şeyler artık yoktu. Ne yoktu? Artık Alevilik yoktu. Artık Kürtlük yoktu. Artık Çerkeslik yoktu. Gayrimüslimler Lozan’da mecburen kabul edilmiş fakat bir müddet sonra diş sıkılan bir küçük topluğa dönüşmüşlerdi. Emek yoktu. kadın hakları şu aşamada yoktu.”

    “TEKKE VE ZAVİYELERİN KAPATILMASI İLE BEKTAŞİ DERGAHLARI KAPATILDI”

    Alevi toplumunun Osmanlı’dan kurtulma umudu ile cumhuriyetçi söylemler geliştirdiğine vurgu yapan Erdoğan Aydın, “Alevi toplumu bugün siyasal İslamcılığın kurmuş olduğu hegemonyanın yarattığı dehşet karşısında adeta cumhuriyetin kuruluş konseptine, onun kurucu önderine güzellemeler yaparak kendini kandırma eğilimi sergiliyor oysa ögeler bize ne yazık ki böyle bir tabloyu doğrulamıyor” dedi.

    Aydın, devamında şu ifadelere yer verdi:

    “1924’te çıkartılan köy kanunu, köyün tarifini cami ekseninde yapıyor ve eğer o ana kadar camisi olmayan köyler söz konusuysa 13. maddesi köyün meydanlık yerine mutlaka meydana bakacak şekilde bir cami inşasını zorunlu kılıyor. Bir müddet sonra Tekke ve Zaviyeler Yasası çıkacak. Yine bu söz konusu yasa Türkiye’nin ilerici kesimlerinde, sosyalist kesimlerinde, Alevi kesimlerinde genellikle şöyle okunmak istenir, ‘Bak işte gericiliğe karşı bir ilerici düzenleme’. Oysa tekke ve zaviyelerin kapatılma yasasının ayrıntılarını okumaya başladığımızda gördüğümüz tablo bize böyle demiyor. Türkiye çapında çok daha yaygın olan, ağırlıkla Bektaşilere ait olmak üzere dergahların kapatılması ve en ağır kapatılma operasyonuna tabi olanın da bugün Hacı Bektaş’taki Dergah olduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Adeta tekke ve zaviyelerin kapatılma yasası 1826 ikinci Mahmut’un yeniçeri teşkilatının tasfiyesi sonrasındaki Bektaşi tekkelerine yönelik operasyonu andıran bir şiddet ve kararlılıkla gerçekleşiyor. Söz konusu yasanın diline baktığımızda işte ilk kelime, ilk kavram olarak şeyhlikten söz etmesine rağmen dede, baba ve benzeri Aleviliğe özgü kavramların büyücü gibi kavramlarla, aşağılayıcı kavramlarla aynı anda aynı cümlenin içinde kullanıldığını görüyoruz ki bu söz konusu yasadan sonra çok net bir şekilde karşımıza çıkan gerçek, Aleviliğin, yasalarla Kürtlerin ötekileştirildiği bu topraklarda artık yasaklı bir inanç haline getirildiği gerçeğidir. Nitekim bu yasadan sonra Aleviler bırakın dergahlarını sabit bir yer olmamakla birlikte ocaklarını sürdürebilme imkanlarını, aynı zamanda cem yapamaz hale geleceklerdi veya inanç önderi diye gördükleri insanların eziyetlere uğradığını görecekler. Üstelik oluşturulan bürokrasi şöyle bir bürokrasi, iki ayaklı, bir ayağı geleneksel Osmanlıcı muhafazakar bir bürokrasi. Bir de bu modern, Kemalist, muasırlaşmacı her ikisi de Alevilere farklı gerekçelerle, biri büyücülükle, falcılıkla özdeşleştirerek, diğeri ise işte sapkınlıkla, mürtetlikle özdeşleştirerek ama ikisi de adeta Alevi toplumunun, Alevilerin kendilerini ifade etme imkanlarını ortadan kaldıracak.”

    “TÜRK, SÜNNİ, KAPİTALİST BİR CUMHURİYET İNŞA EDİLDİ”

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulması ile Sünniliğin desteklendiğini belirten Yazar Erdoğan Aydın, mevcut iktidarın da kurulan kapitalist cumhuriyet nedeniyle hala egemenliğini sürdürdüğünü söyledi.

    Aydın, Diyanet’in devletin tek inanç mekanı olarak kurulduğunu, Türkiye’nin hala demokratikleşememe sancısı yaşadığına dikkat çekti.

    Aydın şunları ifade etti:

    “Diyanet İşleri Başkanlığı kuruluyor. Diyanet İşleri Başkanlığı örneği şöyle tarif edilmiyor. Bu ülkede çoğunluk olan Sünni inanca sahip insanların kendi ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurumlar diye değil, devlet kurumu, devletin tek inanç mekanı olarak örgütleniyor. Alevilerin o günden bugüne nasıl azaltılmaya devam ettiğini de görüyoruz. Yani Aleviler nasıl azaltılıyor?
    1- Asimile edilerek,
    2-Kendilerini ifade etme özgüvenleri kırılarak, suçlu, sapkın gösterilerek, kendini gizlemek zorunda bırakılarak ve zamanla da duruma adapte olup olmak üzere.

    Özetle temel dini kurum Diyanet, temel inançsal çerçeve İslam, Sünni, Hanifilik, farklı inançların örgütlenme imkanları yok.

    Cumhuriyet öyle bir düzen kurdu ki, laikliği gerçek anlamda laiklik olmayan, sadece muasırlaşma, modernleşme ile sınırlı, öyle bir laiklik kurdu ki, örneğin Alevi inançlı yurttaşlarına, Hristiyan, Musevi inançlı yurttaşlarına öteki gözüyle baktı ve onları azaltmayı kendisine tıpkı Kürtlere yaptığı gibi, tıpkı emekçilere yaptığı gibi sol siyasetlere, sol aydınlara yaptığı gibi dolayısıyla Alevi’nin, Kürt’ün, sosyalistin adının geçmeyeceği, Türk, Sünni, kapitalist bir cumhuriyet inşa etti. Hala demokratikleşememe sancısı çekiyoruz. O nedenle bugün son 20 yılını cumhuriyeti bile reddeden ve Sünnilik konsepti üstünden yükselip egemen olmuş olan Siyasal İslamcılığın iktidarı ile karşı karşıyayız.”

    Programın tamamını buradan izleyebilirsiniz.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Prof. Dr. Aziz Yağan’dan İYİ Partili vekilin sözlerine tepki

    Prof. Dr. Aziz Yağan’dan İYİ Partili vekilin sözlerine tepki

    PİRHA-İYİ Parti İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun “Biz Türk’ün Müslüman olmayanına Türk demiyoruz, kemaliyle Türk demiyoruz. Müslüman olmayan Kürt’e niçin Kürt diyelim? Niçin insan diyelim?” sözlerine dair bir açıklama yapan Prof. Dr. Aziz Yağan, “Bu anlayışın vereceği zarara karşı Müslüman Türk olmayan toplumların daha fazla dikkatli olmasını gerektiriyor” dedi.

    Prof. Dr. Aziz Yağan, İYİ Parti İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun “Biz Türk’ün Müslüman olmayanına Türk demiyoruz, kemaliyle Türk demiyoruz. Müslüman olmayan Kürt’e niçin Kürt diyelim? Niçin insan diyelim?” sözlerine ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.

    Yağan, açıklamasında “Müslüman Türk olmayan topluma günümüze dek zarar veren bu anlayış ve tutumun bundan sonra vereceği olası her tür zarar ve hasara karşı Müslüman Türk olmayan toplumların daha fazla dikkatli olmasını gerektiriyor” ifadelerini kullandı.

    “MÜSLÜMAN VE TÜRK OLMAYANLAR HALA AYRIMCILIĞA UĞRUYOR”

    Yağan‘ın açıklaması şöyle:

    “İYİ Parti Milletvekili Ağıralioğlu, “Biz Müslüman olmayan Türk’e Türk ve insan demiyoruz” açıklamasını yapmış. Son zamanlarda değil on yıllardır biz Alevi Kürtlere saldırının nedeni bu anlayıştır. Tarihsel, dayanaklı ve haklı olmayan bu anlayış yüzünden hala Müslüman Türk olmayanlar ayrımcılığa uğruyor, zarar görüyor. Böyle diye diye Müslüman ve Türk olmayan bireyler tedirgin olabiliyor ya da özenerek aslını gizlemeye, inkara yöneliyor ve bu anlayışa kapılan bazı bireyler de kendi toplumunu Müslüman ve Türk yapmaya çalışıyor.

    Ben Müslüman ve Türk olmayan bir vatandaşım ve benim gibi milyonlarca insanımız var ve kökenimizden, inancımızdan gurur duyuyoruz. Müslüman ve Türk olma gereği duymadan da coğrafyamızda her tür toplumla dayanaşarak yaşamaya devam ediyoruz. Kimseye dini ve milliyeti benzerliği ya da farklılığına göre yaklaşmıyoruz. Müslüman Türkler de Alevi Kürtler kadar kıymetli, saygıdeğer ve değerli bir toplumdur; kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur, kıyas da yapılmamalıdır. Bu nedenle, Yavuz Ağıralioğlu Müslüman ve Türk olmayan toplumdan değil, asıl Müslüman Türk toplumundan özür dilemelidir ve özrü de Müslüman Türk toplumu talep etmelidir.

    “BU ANLAYIŞA KARŞI BİZİ KORUYACAK OLAN MÜSLÜMAN, TÜRK TOPLUMUDUR”

    Müslüman ve Türk olan ve olmayan toplum, Ağıralioğlu’nun bu açıklamasını okul çağındaki çocukları ile mutlaka paylaşmalı, yanlışlığına dikkat çekmeli, dini, milliyet, dil ve kültürel farklılıkların önemli bir zenginlik olduğunu ve korunması gerektiğini tartışmalıdır.

    Ağıralioğlu’nun anlayışını, insanlara yaklaşımındaki ölçütü eleştirmek, kınamak ve bu yaklaşıma geçit vermemek için yasal önlemlerin artırılması bizlerin değil Müslüman Türk toplumunun, sadece İYİ Parti’nin değil tüm partilerin, meclisin, İslami kuruluşların, sivil toplum kuruluşlarının vs. yapması gerekendir. Bizi bu anlayışa karşı koruyacak, güçlendirecek olan Müslüman Türk toplumudur. Müslüman Türk olmayan topluma günümüze dek zarar veren bu anlayış ve tutumun bundan sonra vereceği olası her tür zarar ve hasara karşı Müslüman Türk olmayan toplumların daha fazla dikkatli olmasını gerektiriyor.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Kayseri’de annesiyle Çerkesçe konuşan gence ırkçı söylem tepki çekti

    Kayseri’de annesiyle Çerkesçe konuşan gence ırkçı söylem tepki çekti

    PİRHA-Kayseri’de bir otobüsle seyahat ederken annesiyle Çerkesçe konuşan gence yolculardan biri “Bu ülke Türklerin ülkesi, Türk. Her şey Türk’tür, Çerkes değil” sözleriyle ırkçı saldırıda bulundu. Çerkes Dernekleri Federasyonu konuya ilişkin yaptığı paylaşımda “Anadilinde (Çerkesçe) konuştuğu için bir gencimize, kin ve nefret kusarak sözlü tacizde bulunan ırkçı faşisti şiddetle kınıyoruz” dedi. Gazeteci İnci Hekimoğlu da tepki gösterdi. 

    Kayseri’de bir genç, annesiyle bindiği otobüste Çerkesçe konuştuğu için otobüsteki bir kişinin ırkçı söylemlerine maruz kaldı.

    Annesiyle konuşan genci hedef alan kişi ayağa kalkarak, “Bu ülke Türklerin ülkesi, Türk! Her şey Türk’tür, Çerkes değil. Bu ülkede ikinci dil konuşulmaz; Kürt olsun, Çerkes olsun… Kim olursa olsun. Bu ülke Türk’tür” şeklinde bağırdı. Irkçı söylemde bulunan kişinin yanındaki bir başka kişi de “Çift dil konuşulduğunda ülke karışır” diyerek, şahsa destek verdiği görüldü. Irkçı söyleme maruz kalan yolcunun ise “Tamamdır abi, eyvallah” dediği duyuldu.

    “ANADİLLERİMİZİ KONUŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Görüntülerin ortaya çıkmasından sonra tepkiler de gelmeye başladı. Çerkes Dernekleri Federasyonu bir açıklama yaparken, “Kayseri’de toplu taşıma aracında (belediye otobüsü) annesi ile telefonda anadilinde (Çerkesçe) konuştuğu için bir gencimize, kin ve nefret kusarak sözlü tacizde bulunan ırkçı faşisti şiddetle kınıyoruz. Konu hakkındaki gelişmeleri ve süreci yakından takip edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Gazeteci İnci Hekimoğlu ise “Hiç hırlama! Çerkesce anadilimiz ve anadillerimizi konuşmaya devam edeceğiz!” paylaşımıyla duruma tepki gösterdi.

    (HABER MERKEZİ)
  • PSAKD’den Maraş açıklaması: AKP de Alevi düşmanlığının odağı halindedir

    PSAKD’den Maraş açıklaması: AKP de Alevi düşmanlığının odağı halindedir

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Maraş Katliamı’nın 43. Yıldönümü sebebiyle yaptığı yazılı açıklamada “Aradan geçen bunca zamana karşın hiç bir şey değişmemiş, tam tersi, bu 43 yılın 20 yılında iktidar olan AKP de Alevi düşmanlığının odağı halindedir” denildi.

    Maraş’ta Alevilere yönelik 19 Aralık 1978’de başlayıp 7 gün süren katliamın üzerinden 43 yıl geçti. Faşist saldırılarda en az 120 insan canice öldürüldü. Alevilere ait onlarca ev-işyeri yakılarak kullanılmaz hale getirildi. Olayın sorumluları ortaya çıkarılmadı ancak Alevi örgütlerinin yıllardır “Sorumlular yargılansın” talebi sürüyor.

    “MHP ÖNCÜLÜĞÜNDE YAPILDI”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, katliamın yıldönümünde bir kez daha asıl sorumlunun “devlet” olduğu vurgusunu yaptı. Yazılı yapılan açıklamada “Bundan tam 43 yıl önce, devlet Marşta Alevilere karşı suç işlemiştir” denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Tüm Alevi katliamlarında olduğu gibi o gün de camilerden anonslar yapılarak Aleviler hedef alınmıştır. Önceden hazırlanmış silahlar, baltalar, benzin bidonları katil sürüsüne dağıtılmış ve kentte Alevi katliamı başlatılmıştır. Bu katliam da tıpkı diğer Alevi katliamları gibi devletin gözetiminde gerçekleşmiş, şehirdeki kolluk kuvvetleri herhangi bir müdahalede bulunmamıştır. Maraş’ta yaşlı, genç, çocuk yüzlerce insan sadece Alevi oldukları için hunharca katledildi. Evler yakılırken canını kurtarmaya çalışan insanlar baltalarla öldürüldü.

    Tüm bunlar ve daha fazlası o dönemde, ‘Allah için savaşa’ diye slogan atan MHP öncülüğünde, devlet gözetiminde yapılmıştır.

    “ALEVİLERE BU KADAR KİN DUYMAK HANGİ AKLIN, İNANCIN ÜRÜNÜDÜR”

    Alevilere bu kadar düşman olmak, kin duymak hangi aklın ve inancın ürünüdür? Yıllarca komşuluk yaptığı insanları, çocukları vahşice katletmek hangi vicdana sığar? 90 yaşındaki bir kadını işkenceyle katletmek hangi ahlakın ifadesidir? Alevilere kin ve nefret duyanlar nasıl bir psikoloji içindesiniz? Biz biliyoruz ve onun için örgütleniyor, demokrasi, eşitlik, özgürlük ve laiklik mücadelesi veriyoruz.

    Aradan geçen bunca zamana karşın hiç bir şey değişmemiş tam tersi, bu 43 yılın 20 yılında iktidar olan AKP de Alevi düşmanlığının odağı halindedir. Çünkü herkesin Türk ve Sünni olduğunu iddia eden ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nı devletin merkezine alanlar huzurdan, adaletten, eşitlikten bahsedemezler.

    “AKP PİŞKİNLİĞİ”

    Bugün ülkede bir tek bakan, Alevi değilken, vali, rektör, ordu komutanı yokken Alevi güzellemesi yapılması tam da AKP pişkinliğidir. Tarih boyunca Alevileri katledenler, bugün dedelere maaş, cemevlerine ise ‘kültür merkezi’ gömleğini giydirerek Aleviliği katletme peşindeler. Bu vesileyle belirtelim ki, devletten maaş alan ya da alacak olan dedeler, Kerbela’da Ali Asker’i, Maraş’ta Ali Traş’ı, Madımak’ta Koray Kaya’yı katledenlerle el sıkışmış sayılacaktır.

    “FAŞİZM İKTİDARINI KORUMAK İÇİN HER DÖNEM ALEVİLERİ HEDEF ALMIŞTIR”

    Faşizm, iktidarını korumak için her dönemde Alevileri hedef almıştır. Çünkü tekçi, ırkçı ve siyasal İslamcıların korkulu rüyası 73 millete bir nazarla bakan Alevilerdir. Bu bağlamda Malatya, Maraş ve Çorum’da Alevi katliamları yaparak 12 Eylül faşist darbesini gerçekleştirmiştir.

    Milliyetçi ve siyasal İslam’ın ülkeyi getirdiği yer ortadadır. Kan, gözyaşı, açlık, sürgün ve yok saymaktır.

    Biz Aleviler, her türden tekçiliğe ve ırkçılığa karşı 73 millete bir nazarla bakmaya devam edeceğiz. Biz Aleviler, şeriata, yobazlığa ve her türlü gericiliğe karşı laikliği savunmaya devam edeceğiz. Başta Alevi katliamları olmak üzere hiçbir katliamı unutmadık, unutturmayacağız. 25 Aralık Cumartesi günü Maraş’ta olacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Kürt ve Alevilere yönelik ırkçı makaleleri hazırlayanlar hakkında ne tür işlemler yapıldı?’

    ‘Kürt ve Alevilere yönelik ırkçı makaleleri hazırlayanlar hakkında ne tür işlemler yapıldı?’

    PİRHA- Milletvekili Alican Önlü, Prof. Dr. İbrahim Yılmazçelik ile Doç. Dr. Sevim Erdem’in birlikte yazdıkları makalelerde, “Kürt” kelimesini “adi” olarak çevirmelerine ilişkin Meclis’e soru önergesi sundu. Önlü, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a “Kürtler ve Alevilere yönelik ırkçı ve ayrımcı ifadeler içeren kaç makale bugüne kadar tespit edilmiştir? Bu makaleleri hazırlayanlar hakkında ne tür işlemler yapılmıştır?” diye sordu.

    Dersim Milletvekili Alican Önlü, Fırat Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Prof. Dr. İbrahim Yılmazçelik ile Bitlis Eren Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Sevim Erdem’in nefret içerikli makalelerini Meclis gündemine taşıdı.

    Alican Önlü, her iki ismin birlikte yazdıkları “II. Abdülhamid Döneminde Dersim Sancağındaki İdari Yapı ve Ulaşım Ağı” başlıklı makalelerinde, 1892 tarihli Mamuretülaziz (Elazığ) vilayetine ait salnameden (yıllık) gerçekleştirdikleri doğrudan alıntıda “Kürt” kelimesinin “adi” olarak çevrildiğini belirtti. Önlü, konuya ilişkin hazırladığı önergenin, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanmasını talep etti.

    HDP’li Alican Önlü, “Bilindiği gibi bu tür ‘ırkçılık’ içeren ‘sözde çeviri’ hataları Kürtler ve Alevilere ilişkin yapılan araştırmalar ya da kaynak çevirilerinde sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Daha önceleri de farklı makalelerde ‘ensest’ gibi kelimeler ‘Kızılbaş’ olarak çevrilmiş ve kamuoyunun gündemine gelmişti. Yine 2018 yılında Eğitim Sen’in yaptığı incelemeler sonucu Milli Eğitim Bakanlığı’nın, 11-14 yaş arasındaki çocuklara şeriat ve cihat propagandası yapılan, Alevilere hakaretlerin yer aldığı ve günümüz yaşamının ‘cehennemlik’ sayıldığı bir kitap dağıttırdığı ortaya çıkmıştı. Çeviri konusunda uzmanların değerlendirmelerinde, İbrahim Yılmazçelik ve Sevim Erden’in birlikte yazdıkları makalenin kaynak gösterme noktasında tutarsızlıklar içerdiği ve bağlamdaki muğlaklıklar nedeniyle toplumsal infiallere yol açabileceği vurgusu yapılmıştır” ifadelerini de kullandı.

    Alican Önlü, konuya ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a şu soruları yöneltti:

    *“Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere Türk ve Sünni olmayan toplumlara ilişkin ırkçı ifadeler içeren araştırmaların denetimleri hangi kurul ve yapılar tarafından yapılmaktadır?

    *Kürtler ve Alevilere yönelik ırkçı ve ayrımcı ifadeler içeren kaç makale bugüne kadar tespit edilmiştir? Bu makaleleri hazırlayanlar hakkında ne tür işlemler yapılmıştır?

    *Bugüne kadar ırkçı ve ayrımcı ifadeler geçen kaç makale yayından kaldırılmıştır?

    *Kürtlere yönelik ırkçı ve ayrımcı ifadeler kullanan İbrahim Yılmazçelik ve Sevim Erden hakkında yürütülen bir soruşturma var mıdır? Varsa bu soruşturma hangi kapsam ve içerikle yürütülmektedir?”

    PİRHA/ANKARA

  • İsviçre’de Türklerin işyerlerine dolandırıcılık iddiasıyla polis baskını

    İsviçre’de Türklerin işyerlerine dolandırıcılık iddiasıyla polis baskını

    PİRHA- İsviçre polisi, Türklere ait iş yerlerine baskınlar düzenledi.

    İsviçre hükümetinin Covid-19 salgınından dolayı ekonomik sıkıntı içinde olan iş yerlerinin ayakta durabilmesi için sağladığı ucuz faizli ve kolay kredi edinme olanağını kötüye kullanan birçok Türk kökenli İsviçre vatandaşının işyerlerine baskın düzenledi.

    Birçok kantonda yapılan dolandırıcılıkla ilgili olarak en büyük vurgunun yapıldığı belirlenen Waadt Kantonu’nda bugün birçok kişi gözaltına alındı.

    İsviçre polisinin yayınladığı basın bülteninde gözaltıların, belgede sahtecilik, yanlış beyanda bulunma, kara para aklama, dolandırıcılık ve Covid-19 genelgesine muhalefet nedeniyle olduğu belirtildi.

    Milyonlarca İsviçre Frankı tutarında dolandırıcılık yapıldığını belirten yetkililer, bu paranın yaklaşık bir buçuk milyon frankının ise yurt dışına kaçırıldığını belirttiler.

    Yapılan dolandırıcılıkla ilgili soruşturma devam ediyor.

    Abidin ÇETİN/ ZÜRİH

  • AP, İstanbul Sözleşmesi’ni kabul etti

    AP, İstanbul Sözleşmesi’ni kabul etti

    Türkiye’de yandaş medyanın iptal edilmesi çağrısı yaptığı kadına yönelik şiddete karşı hazırlanan İstanbul Sözleşmesi, Avrupa Parlamentosu’nda 91 ‘hayır’a karşılık 500 ‘evet’ ile onaylandı.

    Fransa’nın Strazburg kentinde düzenlenen Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu’nda, İstanbul Sözleşmesi’nin onaylanmasına yönelik karar tasarısı, 91 hayır oyuna karşılık 500 evet oyu ile onaylandı.

    Slovakya, Letonya, Litvanya, Macaristan, Çekya, Bulgaristan ve İngiltere’nin söz konusu sözleşmeyi imzaladığı ancak onaylamadığı ifade edildi. Bu ülkelere, acil olarak İstanbul Sözleşmesi’ni onaylama çağrısı yapıldı ve Avrupa Birliği Komisyonu’na, kadına karşı şiddet ile mücadeleyi öncelik haline getirmeleri önerisinde bulunuldu.

    AB, 2014 yılında yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesini 2017 yılında imzalarken, AB genelinde 3 kadından birinin fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kaldığı belirtiliyor.

    11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için ‘İstanbul Sözleşmesi’ ismiyle anılan Kadına Yönelik Şiddet ve Aile Đçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesine dayanıyor ve her türlü şiddetin engellenebilmesi için eğitimin önemine vurgu yapıyor.

  • HDP Balıkesir eş başkan adayları: AKP-MHP zihniyetini gerileteceğiz-VİDEO

    HDP Balıkesir eş başkan adayları: AKP-MHP zihniyetini gerileteceğiz-VİDEO

    PİRHA- HDP Balıkesir Büyükşehir Belediye Eş Başkan adayları Yurdanur Güven ve Ali Kenanoğlu, yerel seçim çalışmaları kapsamında esnaf ve köy ziyaretlerine devam ediyor. Çevre Koruma Derneği ile temaslarda bulunan eş başkan adayları ilçe merkezleri ile Manyas, Kalebayır ve Balya köylerini ziyaret etti. Eş başkan adayı Kenanoğlu, “Kayyımların el koyduğu belediyeleri geri alıp AKP-MHP faşizmini gerileteceğiz” diye konuştu.

    Yerel seçimlere kısa bir zaman kala belediye başkan adaylarının seçim çalışmaları devam ediyor. Adaylar halk ile buluşup seçmenin sorunlarını dinliyor, çözüm önerilerini sunuyor. Alevi nüfusunun yoğun yaşadığı Balıkesir’de HDP’nin Balıkesir Büyüşehir Belediyesi Eş Başkan adayları Yurdanur Güven ve Ali Kenanoğlu’nun seçim çalışmaları ve halkla temasları sürüyor.

    Balıkesir’de ilçeleri gezip esnafları ziyaret eden ve köy köy dolaşan eş başkan adayları halkın sıkıntılarını dinleyip sorularını yanıtladı.

    Demokratik olmayan yol ve yöntemlerle halkın iradesinin gasp edildiğinin altını çizen Kenanoğlu, “Kayyımların el koyduğu belediyelerimizi geri alıp AKP-MHP zihniyetini geriletmek üzere bir siyaset belirledik” dedi. AKP hükümetinin ekonomik kriz, işsizlik gibi sorunları çözmeye dair iradesi ve niyetinin olmadığını dile getiren Kenanoğlu şöyle konuştu:

    “AKP-MHP ZİHNİYETİNİ GERİLETECEĞİZ”

    “31 Mart yerel seçimleri konusunda partimizin iki ana temel stratejisi var. Bunlardan bir tanesi kayyımların el koyduğu belediyelerimizi geri almak bir diğeri ise AKP-MHP zihniyetini batıda geriletmektir. Bizim konuşmalarımızı, bizim söylediklerimizi maalesef televizyon ve gazeteler vermiyor. Bundan kaynaklı olarak da herkes bizim için her şeyi söylüyor ancak biz kendimizi anlatma imkanına sahip olamıyoruz. Belediyelerimiz ile ilgili 7 gün 24 saat 365 gün müfettiş görevlendirdiler bütün belediyelerimizi didik didik geceli gündüzlü aradılar. Hiçbir şekilde yolsuzluk hırsızlık gibi hiçbir bilgi ve belgeye ulaşamadılar. Eğer ulaşmış olsaydılar bunu davulla zurnayla kendi televizyonlarında günlerce yayınlarlardı.”

    “EŞ BAŞKANLIK SİSTEMİ İLE KADIN SİYASETE ORTAK OLDU”

    “Kürt siyasi hareketinin başarısı kadını siyasete sokmaktır” diye konuşan eş başkan adayı Yurdanur Güven, eş başkanlık sistemi ile kadının siyasete yarı yarıya ortak olduğunun altını çizdi. Kadının her alanda olmakta birlikte özellikle seçim süreci boyunca kapı kapı dolaşarak çalışma yürüttüğünü ancak siyasi partilerin bir çoğunun yönetim kademesinde yer alamadı ifade eden Güven, “Bu doğuda çok iyi bir şekilde idare ediliyor ve hayata geçiriliyor. Ama batıda bir ayağı ne yazık ki boş durumda. Yüzde 50 kota ve eş başkanlık sistemi ile kadınlar her yerde siyasete yarı yarıya ortak oluyor. Başka partilerde bu oran çok düşük. Kadın toplumun birçok yerinde görünmüyor. Kadına ev işlerinde, öğretmenlikte ve hemşirelikte görev veriliyor ama diğer alanlarda yok sayılıyor. Kadınlar broşürleri alıp kapı kapı dolaşıyor. Birçok erkekten daha çok ev çalışması yapıyorlar. Yönetim kademesinde ise yer verilmiyor” diye belirtti.

    “HDP ALEVİLERE KENDİNİ İFADE  ETME KANALI AÇTI”

    Çeşitli siyaset ve zihniyetlerin suçlamaları ile yüz yüze kalan Alevi toplumunun kendini ifade etmeye ihtiyaç duyduğunu ve HDP’nin de bu ihtiyaca kanal açan partilerden bir olduğunu söyleyen HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu Üyesi Çilem Küçükkeleş ise insanların coğrafyalarında insanca yaşamak istediklerini ifade etti. AKP hükümetinin insan yaşamı, kültürü ve inancını değersiz kıldıran bir siyasetinin olduğunu vurgulayan Küçükkeleş şunları söyledi:

    “Bu toplumun en çok kadınları ezildi. Kadınlarına çok hakaret yapıldı. Biz de mecliste şunu göstermek istedik; bir Alevi kadını nasıl olur, ne söyler, nasıl davranır ve hayata nasıl bakar. Bu kadar ahlaksızlık ile suçlanan ama bu toplumun en ahlaklı insanları olarak bir şekilde kendimizi anlatmaya ihtiyacımız vardı. HDP’de bunun kanallarını açan partilerden biri. Son 4 yıldır AKP’ye kafa tuttuğumuz için anamızdan emdiğimiz süt burnumuzdan geldi. Direndik ve şunu söyledik; ‘bu coğrafyada insanlar yaşayacak ama insanca yaşayacak.’ Mesele Türk, Kürt, Alevi, Sünni meselesi değil. İnsanlığımızı bizden alıyorlar. Bizi hırsızlığa, yolsuzluğa ve düşmanlığa maruz bırakıyor. İnsan yaşamının en değersiz olduğu günlerden geçiyoruz. AKP süreci insanın yaşamını, kültürünü ve inancını değersiz kılan  bir siyaset. Bu toplumun elbet bir siyaseti var ama devletlere de bazen bir mesaj vermek lazım. HDP’ye oy vermesinin en büyük mesajı şudur; insanız, insanca yaşayacağız ve insanca yaşamakta kararlıyız.”

    PİRHA/BALIKESİR

     

  • Sabah Gazetesi sanatçı Ahmet Aslan’ı hedef gösterdi

    Sabah Gazetesi sanatçı Ahmet Aslan’ı hedef gösterdi

    İktidara yakınlığıyla bilinen Sabah’ın magazin eki, Müzisyen Ahmet Aslan’ı “Gücüne mi gitti Aslan’ım” ifadesiyle manşetine taşıyarak hedef gösterdi.

    Müzisyen Ahmet Aslan’ın, Sabah’ın magazin Yazarı Ömer Karahan’a yaptığı gazetecilik uyarısı kendisine hedef gösterme ve hakaret olarak geri döndü. “Türk” olmadığını söyleyen Aslan bir anda “Aslını inkar etmekle”, “Ülkesini reddetmekle”, “Faşizan tutum göstermekle” suçlandı.

    Sabah’ın magazin eki Günaydın’da yazan Ömer Karahan, hakkında “Turkish Kovboy” başlıklı bir “haber” yaptığı Müzisyen Ahmet Aslan’ın kendisine attığı mesajı köşesine taşıdı.

    Aslan’ın “Turkish ifadesi yanlış, doğru olabilmesi için kişinin Türk olması lazım. Bir şey yazarken bir gerçek üzerine kurmanız gerekmez mi?” şeklindeki uyarısına inanmak istemediğini söyleyen Karahan, Aslan’ın “Türk” kelimesinden rahatsızlık duyduğunu öne sürdü.

    Karahan, Aslan’a “Ülkenizi ret mi ettiniz?” diye sorduğunu, buna karşılık “Aslı astarı olmayan bilgilerle, kim tarafından haber yapıyorsunuz? Bravo, devam edin, başarılar” yanıtını aldığını belirtti.

    Sabah’ın magazin yazarı, Aslan’ın “faşizan tutum gösterdiğini”, “Nesimi, Aşık Mahzuni Şerif, Neşet Ertaş gibi ozanların bu tutumu görse kemiklerinin sızlayacağını” öne sürdü.

    (EVRENSEL)

  • Veli Saçılık: Adaylığım milletvekili koltuğuna değil, Demirtaş’ın hücre arkadaşlığınadır-VİDEO

    Veli Saçılık: Adaylığım milletvekili koltuğuna değil, Demirtaş’ın hücre arkadaşlığınadır-VİDEO

    PİRHA – KHK ile ihraç edilen Sosyolog Veli Saçılık, HDP’den milletvekili adayı olmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Saçılık, “Adaylığım milletvekili koltuğuna değil, Demirtaş’ın hücre arkadaşlığınadır” dedi.

    22 Kasım 2016’da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Ankara İl Müdürlüğü’nde çalışırken ihraç edilen Sosyolog Veli Saçılık, HDP’den milletvekili aday adayı olduğunu açıkladı. Aday adaylığına ilişkin PİRHA’ya konuşan Saçılık, “Bir Türk olarak Kürtlerin sorunlarına sahip çıkıyorum, bir Alevi olarak Türkiye’de Ermenilerin haklarına sahip çıkıyorum, bir sosyalist olarak işçi sınıfının emekçilerin yanındayım” ifadelerini kullandı.

    Saçılık PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    -Kendinizden biraz bahsetmek isterseniz ne söylemek istersiniz?

    Ben kendimi öncelikle kimlik olarak sosyalist olarak tanımlıyorum. Sonrasında kendim için devrimci demokrat diyebilirim. Etnik kimlik açısından da Türk ve Aleviyim. Bir Türk olarak Kürtlerin sorunlarına sahip çıkıyorum, bir Alevi olarak Türkiye’de Ermenilerin haklarına sahip çıkıyorum, bir sosyalist olarak işçi sınıfının emekçilerin yanındayım. Hiçbir kültürü yok saymadan bütün kültürlerin kardeşçe bir arada yaşayabileceklerini düşünüyorum. Ama HDP’de olmamın daha bir önemi var. HDP Afro Amerikan daha doğrusu Afrika kökenli siyahi, bir Ermeni, bir Süryani, bir Kürt, bir Alevi bir çok damladan insan geliyor. Biz bu güzel mozaiği, bu halkların kardeşliğini sağlayabilecek Çorumlu bir Alevi olarak diyorum ki HDP’nin kazanması demek Alevi halklarının kurtuluşunun ve kardeşçe bir arada yaşama isteğinin de yükseleceği zaman olacaktır. Bu anlamda Alevileri HDP’ye oy vermeye ve birlikte hareket etmeye çağırıyorum.

    “HDP BANA TEKLİFTE BULUNDU, BEN DE ADAY OLDUM”

    -Neden HDP’den aday oldunuz? HDP’den mi teklif geldi? Siz mi başvurdunuz?

    HDP’den aday oldum. HDP toplumun çeşitli kesimlerini demokratik bir biçimde birleştiren ve o renkleri yansıtan bir parti. Adı üzerinde Halkların Demokratik Partisi. Ayrıca dönemsel olarak da HDP’nin yanında durmak gerekiyor. Sebebi; eş başkanları, milletvekilleri ve birçok yöneticisi şu anda tutuklu bulunuyor. Resmen kapatılmakla karşı karşıya kalmış bir parti. Burada olmayı önemsedim çünkü burada olmak aynı zamanda mevcut Türkiye’deki AKP faşizmine karşı çıkmaktı. Sol siyasetin sesini yükseltmek demekti. Bir bütün olarak halkların bütün seslerini, bütün renklerini yansıtmak demekti. HDP bana teklifte bulundu ben de aday olacağımı söyledim. Çünkü bugün Demirtaş’ın yanında olmak demokrasinin yanında olmaktır. Adaylığım milletvekili koltuğuna değil, Demirtaş’ın hücre arkadaşlığınadır.

    “YAPACAĞIM İLK İŞ SOKAKTAKİ DİRENİŞİ ZİYARET ETMEK”

    -Milletvekili seçilirseniz yapmak isteyeceğiniz ilk şey nedir?

    7 Haziran ve 16 Nisan’da gördük ki sadece ve sadece sandık ve seçilmek meselesi tek başına bir şey değil, aynı zamanda sokakta örgütlenmek ve toplumsallığı yaymak önemliymiş. Çünkü sandıktaki irademiz de çalınabiliyor. Meclisteki insanlar tutuklanabiliyor, iradeleri yok sayılabiliyor. Bu anlamda benim yapacağım ilk şey; sokaktaki duruşumu meclisteki duruşumla birleştirmek olacaktır. Bu anlamdaki ilk hamlem sokaktaki direnişi ziyaret etmek, AKP’nin dediği gibi OHAL’den yararlanarak grevleri yasaklıyormuş. Grevlerin yanında olarak sokakla meclisteki duruşu örtüştürecek bir faaliyet içerisinde olmak isterim.

    -HDP’den milletvekili aday adayı olmanızla ilgili sosyal medyada çok yoğun tartışmalar yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Sosyal medyada tartışılıyor, medyada tartışılmıyor. Sebebi medya yok, AKP tarafından esir alınmış durumda. Dolaysıyla sosyal medyada tartışılıyor. Sosyal medyadaki ilgiyi ben önemsiyorum. Çok büyük bir destek alıyorum. Bir çok CHPli arkadaşımın da ‘senin yüzünden HDP’ye oy vermek zorunda kalıyoruz’ diyorlar. Tırnak içinde’ bana kızıyorlar. Onun yanında bazı böyle eleştiriler var. Parlamenterizm ve benzeri gibi milletvekilliği rahatlığı gibi eleştiriler geliyor. Ben bunu önemsemiyorum. Çünkü HDP ihale partisi değil, HDP çıkar partisi değil, HDP’den aday olmak tutuklanmaya aday olmak demek, katledilmeye aday olmak demektir, sokakta gaz yemeye aday olmak demektir, baskı görmeye aday olmak demektir. Bu anlamda bu tip suçlamaları veya eleştirileri gözönünde bulundurmuyorum.

    BUNCA ŞİDDET SONUCU SAĞLIK DURUMU NASIL?

    -Yüksel Caddesi’nde aylardır direndiniz. Bu süre zarfında defalarca polis şiddetine maruz kaldınız. Şu an sağlık durumunuz nedir?

    Sağ omzumun üstüne yatamıyorum. Çünkü bu kırık yanlış kaynadı. Onun dışında belimde çıkıklık var. Biraz uzun yürüdüğümde yürümekte sorun oluyor ve aşırı öksürme, akciğerler üzerinde problem devam ediyor. Yine ayak eklemlerimde, dizimde yoğun ağrılar var. Ayrıca taş dökülmesine sebep olacak kadar gaza maruz kaldım. İleride önüme çıkacak daha çok arızalar olacaktır. Yüksel caddesinde çok da zorlu bir süreç yaşadık. İyi bir kazanımla sonuçlandı. Ben kazanımı şöyle görüyorum; 2 arkadaşımızı katlettirmedik. Onları açlık grevinde öldürtmedik. Direnmek önemlidir. Direnerek topluma sesini duyurabilirsin, gösterebilirsin. Yüksel caddesi bunu başarmıştır. Umarım meclis gibi bir durum çıkarsa eğer aynı pratiği ben mecliste de sergileyebileceğimi düşünüyorum.

    “HDP’NİN BARAJ ALTINDA KALMASI, KAOS VE KATLİAM DEMEK”

    -24 Haziran’da sandığa gidip oy kullanacak seçmenlere buradan nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

    Sandığa gidince her şey değişecek diye düşünmemek gerekir. Sandık her şey değildir. Bir şeydir sadece bu bir şeyi iyi yapmak lazım. HDP açısından eğer HDP baraj altında kalırsa bugün cumhuriyetçi taraftan bakarsak cumhuriyetin sonu demek, eğer demokratik taraftan bakarsak demokratik haklarımızın bir daha geri dönmemesi demek. Bütün halkların geneli üzerinden bakarsak düşmanlaşma, kaos ve katliam demektir. Herkes sandığa giderken bunu düşünmelidir. Ve başka gruplarla CHP ile cepheleşerek, başkasıyla çatışarak değil, ekmeğimize, aşımıza göz koyan AKP’den ve onun yaratmak istediği sisteme karşı sandıkta bir duruş sergilenmelidir. Sandıkta da bu bitmeyecektir. Oylar çalınmaya kalkılacaktır, başka 7 Haziran gibi ortamlar oluşturulmaya çalışılacaktır. Kimse buna boyun eğmemelidir. Sokakta da gerektiğinde buna cevap verilmelidir. Oy atmaktan ziyade attığı oya sahip çıkan bir halk hayal ediyorum ben. Bunu daha önce yaptık yine yapabiliriz.  Ve birçok alanda da gösterdik. Türkiye halkları demokrasiye sahip çıkan insanlardır, özgürlüğünü seven insanlardır. Her ne kadar tahakküm altında tutulduysa da bunu başaracaktır.

    Umudu bir yerde aramak yerine umut olmayı başarabilmeliyiz. Ben umut olmak için buradayım. Herkes kendini umut yaratmak üzere kurmalı ayarlamalıdır. Biz umut olacağız başkalarından, bir yerlerden, içeriden, dışarıdan kurtarıcı beklemeyeceğiz, kurtuluşun kendi ellerimizde olduğunu mutlaka bileceğiz.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • TV10 eyleminin 69. haftasında: Hukuku kaybettiğimizde insanlığımızı kaybediyoruz – VİDEO

    TV10 eyleminin 69. haftasında: Hukuku kaybettiğimizde insanlığımızı kaybediyoruz – VİDEO

    PİRHA – OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile kapatıldıktan sonra TV10 çalışanlarının kanallarını geri almak için başlattığı eylem 69. haftasında da devam etti. TV10 Programcısı Medine Meral, “ TV10 OHAL’in ilanından sonra KHK ile kapatılan basın kuruluşlarından biriydi. Tam 69 haftadır burada TV10’nun neden kapatıldığını soruyoruz” dedi.

    Haberin Videosu 

    OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile kapatılan TV10’un emekçileri, 69. kez kanallarının açılması talebiyle buluştu. “Alevilerin sesi TV10 susturulamaz” şiarıyla Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen basın emekçilerinin eylemine bu hafta kayıp yakınları, insan hakları aktivistleri, hasta tutuklu yakınları, Dersim Araştırma Merkezi Yöneticisi Muzafer Kocaman ve TV10 izleyicileri destek verdi.

    “TAM 69 HAFTADIR NEDEN KAPATILDIĞIMIZI SORUYORUZ”

    Bu haftanın açılış konuşmasını yapan TV10 Programcısı Medine Meral, “Taleplerimiz değişmedi fakat taleplerimize yenileri eklendi. TV10 OHAL’in ilanından sonra KHK ile kapatılan basın kuruluşlarından biriydi. Tam 69 haftadır burada TV10’nun neden kapatıldığını soruyoruz” diye konuştu.

    Tv10’nun Alevilerin sesini duyuran bir kanal olduğunu dile getiren Meral, “Bütün Alevilerin birbirinden haberdar olmasını sağlayan bir kanal olduğundan kapatıldı. Bunun yanı sıra tarihsel belleğimizi yok etmek amacıyla kapatıldı” ifadelerini kullandı.

    “HERKESİN SÜNNİ VE TÜRK OLMASINI İSTEDİ EGEMENLER”

    Meral, “Bu topraklarda herkesin Sünni ve Türk olmasını istedi egemenler. İtirazımız Sünnileştirme ve Türkleştirme politikalarınaydı.  Bu hassasiyeti dile getiren Yönetim Kurulu Başkanımız Veli Büyükşahin, Programcımız Veli Haydar Güleç ve Kameraman Kemal Demir tutuklanıp hapse gönderildi. Gazetecilik yapan arkadaşlarımız bir an önce serbest bırakılsın. Ortada hukuk diye bir şey bırakılmadı. Demokratik bir hukuk devleti ve sistemi insana insanca yaşama imkanını sunar. Hukuku kaybettiğimiz zaman insanlığımızı kaybediyoruz” diye konuştu.

    TV10 Programcısı Medine Meral konuşmasına Şair Yannis RITSOS’un şu dizeleri ile son verdi:

    “Çocuğun gördüğü düştür barış.

    Ananın gördüğü düştür barış.

    Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış.

    Barış sımsıkı kenetlenmiş elleridir insanların

    Sıcacık bir emektir o, masanın üstünde dünyanın.

    Barış bir annenin gülümseyişinden başka bir şey değildir.

    Kardeşler, barış içinde ancak

    Derin derin soluk alır evren.

    Tüm evren, taşıyarak tüm düşlerini.

    Kardeşler uzatın ellerinizi.

    Barış bunlar işte.”

    “YAN YANA OLMALIYIZ”

    Meral’den sonra söz alan Dersim Araştırmalar Merkezi Yöneticisi Muzafer Kocaman ise, “Hiçbir gerekçe gösterilmeden bu ülkede insanlar cezaevine atılmıştır. Bunun için yan yana olmamız gerekiyor. Biz sustukça bize yönelimler çoğalacaktır. Yan yana olmalıyız” diye konuştu (HABER MERKEZİ)