Etiket: türkan demir

  • DEM Parti Çankaya Belediyesi Adayları: Çankaya kirli siyasete sıkışmış!-VİDEO

    DEM Parti Çankaya Belediyesi Adayları: Çankaya kirli siyasete sıkışmış!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Çankaya Belediyesi Eş Başkan Adayları Türkan Demir ve Tanju Gündüzalp PİRHA’ya konuştu. Çankaya’nın sorunlarını vurgulayan Adaylar, çözüm önerilerini sıraladılar.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) 31 Mart Yerel Seçimlerine kısa bir zaman kalmışken seçim çalışmalarını yoğun bir tempoda sürdürüyor. Ankara’nın en kalabalık ilçelerinin başında gelen Çankaya, siyasi partiler için önem teşkil ediyor.
    DEM Parti Çankaya Belediyesi Eş Başkan Adayları Türkan Demir ve Tanju Gündüzalp, Çankaya bölgesinde yaşanan sorunlara ve yerel yönetim planlamalarına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ÇANKAYA TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK İLÇELERİNDEN BİRİ”

    Çankaya’nın Ankara’nın ve Türkiye’nin en büyük ilçelerinden biri olduğunun altını çizen Türkan Demir, “Çankaya da Ankara gibi kirli havasıyla, kirli suyuyla ve boş tarım arazileriyle ve pek çok buna dayalı sorunlarını konuşabileceğimiz bir alan. Gerçekten Ankara’nın havası çok kirli. Çankaya da trafiğin çok yoğun olduğu, aracın çok yoğun olduğu bir alan. Raylı sistemin hızlı bir şekilde etkili kullanılması gerekiyor. Araçların şehir merkezinden çekilmesi gerekiyor. Boşaltılmış ve yayalaştırılmış cadde, sokak, meydanların olması gerekiyor. Hızlı ve etkili bir ağaçlandırmanın yapılması gerekiyor. Suyuyla ilgili de biliyorsunuz suyu içemiyoruz, kullanamıyoruz. Suyun hızlıca musluktan içilebilir hale getirilmesi gerekiyor ve kent çeşmeleri öneriyoruz. Çankaya bölgesinde yüzde yüz ayrıştırılmış bir çöp sistemi kurulabilir” dedi.

    “İLÇEDE YAŞAYANLARIN FİKİRLERİNİ TOPLAYARAK İLERLEMEMİZ GEREKİYOR”

    Tanju Gündüzalp, “Çankaya; Türkiye’nin batıdaki birçok belediye gibi ranta, betona, kaldırımları dahil asfalta ve kirli siyasete sıkışmış bir yer” diyerek Çankaya’nın sorunlarına işaret etti.

    Gündüzalp, şu ifadeleri kullandı:

    “964 bin nüfuslu yer sanki tek bir parçaymış gibi, tek bir yaklaşımla yönetiliyor. Halbuki her bölgesinin, her semtinin farklı ihtiyaçları var. Belediyede esas yapılması gereken kentin, ilçenin yaşayanlarının fikirlerini toplayarak ilerlemek. Gencinden çocuğuna LGBTİ+’sından kadınına, engeli olanından yaş almışına, Çankaya’nın yaşayanlarının hepsinin kenti kullanma miktarları farklı. Tüm bu öncelikli grupların hepsini ayrı ayrı gözeterek ve onlarla birlikte, onlara danışarak, onların örgütlerine, derneklerine ya da kendi kuracakları mahalle meclislerine danışarak yol almamız gerekiyor. Dolayısıyla da bizim öncelikli olarak kentin yaşayanlarıyla birlikte yönetmek, birlikte paylaşmak ve ne yaptığımızı da şeffafça ifade etmek şeklinde bir yerel yönetim anlayışımız var.

    “NE YAPTIĞIMIZI ŞEFFAFÇA İFADE EDECEK BİR BELEDİYECİLİK ANLAYIŞIMIZ VAR”

    Yerel demokrasinin aslında kolu kanadı kırılmış olsa da önemli aparatlarından biri muhtarlıklardır. Muhtarlardan bilgi alarak değil, muhtarlar aracılığıyla mahallelerde, 123 mahallede sokak temsilcilerinden, mahalle meclisine oradan kent meclislerine, oradan da belediyede mutlaka bu konuyla ilgili kurulmuş sadece bir kişinin, bir genel başkan yardımcısının olmadığı beş on kişilik bir birimin baktığı, tüm mahallelerden gelen ihtiyaçları, istekleri, önce buranın yaşayanlarının mutluluğu ve kentin ezilen emekçilerini önceleyen, ilçenin daha az yatırım almış bölgelerini önceleyen bir belediyecilik çok önemli.”

    “MOR BAYRAKLI KADIN İŞLETMELER YAPACAĞIZ”

    Türkan Demir, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü yerel yönetim anlayışını benimsediklerini vurgulayarak, “Çankaya, uzun süredir erkekler tarafından yönetilen bir belediye. Birincisi; eş başkanlık sistemiyle, eşit temsiliyet ve kadın istihdamını önceleyerek, güçlendirilmiş Kadın Daire Başkanlığı ve LGBTİ Daire Başkanlığı kurmayı planlıyoruz. 29 ayrı daire başkanlığı var Çankaya’da ama sadece 9’unu kadınlar yönetiyor. Problem sadece bu da değil, 123 mahalleli Çankaya’da sadece 15 kreş mevcut. Bir tane sığınma evi mevcut. Dolayısıyla hem kadınlar hem LGBTİ’lerle ilgili sığınma evlerinin arttırılması gerekiyor. Bunun dışında canlı yayınlanmış belediye meclisi toplantıları önemli, yani şeffaflık. Bütün bütçesinin kentin bileşenlerinin bilgisine açılmış, ayrıntılı bilgilendirmeler yapılmış bir belediye anlayışı önceliyoruz. Bunun dışında mor bayraklı kadın işletmeleri öneriyoruz. Takas pazarlarını örgütlemek ve hep birlikte bunu yaşama geçirmek istiyoruz” diye konuştu.

    “SOKAĞI PAYLAŞTIĞIMIZ CANLILARIN HER TÜRLÜ İHTİYAÇLARINI BELEDİYELER KARŞILAMALI”

    Çankaya’nın sokak canlılarına dair de çok ciddi problemlerinin olduğunu belirten Demir, “Çankaya sokak canlılarına ilişkin sadece bir barınak aklıyla yaklaşıyor meseleye. Bunun çok büyük sıkıntı yarattığını düşünüyoruz. Birlikte hayatı, sokağı paylaştığımız canların da her türlü ihtiyacının belediyeler, yerel yönetimler tarafından giderilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çankaya aynı zamanda yoğun bir biçimde öğrencilerin yaşadığı bir şehir. Daha etkili bir ulaşım önerimiz var. Ulaşımın öğrenciler ve elli yaş üstü için de ücretsiz olmasını istiyoruz” diye ekledi.

    “HER MAHALLEDE YAŞAM SOKAKLARI OLUŞTURACAĞIZ”

    DEM Parti’nin Kürt illerinde büyük bir yerinden demokrasi deneyimi olduğunu ve yerel yönetimlerle ilgili deneyimlerini ve birikimini ‘Özgür Kentler’ kitapçığında bir araya getirdiğini belirten Tanju Gündüzalp, şunları kaydetti:

    “Su ve ulaşımı ucuzlaştırmak ya da ücretsizleştirmek ilk eylemlerimizden birisi olmak zorunda. Haricinde her mahallede bir yaya, yaşam sokağı oluşturmayı planlıyoruz. Yaşadığı yerin uzağına gidemeyen; yaş almışından okuldan çıkmış çocuğuna, ev emeği ile hayatını devam ettiren kadınından LGBTİ+’sına ve engeli olduğu için evinden çok uzaklaşamayanına hepsinin kullanabileceği her mahallede birer yayalaştırılmış yaşam sokağı gerekiyor. Ağaçlandırılmış, ışıklandırılmış, oturma ve oyun alanıyla gece gündüz, 24 saat yaşayan bir sokak.
    Önemli olan mahallenin insanlarının birbiriyle dayanışacağı, örgütleneceği mekanlar yapmak. Bunun için de gerekiyorsa her mahallede adım adım bir ya da iki parseli yıkıp orayı yeşil alana çevirip içine de bir tane yapı oturtup, açık alanda mahallelinin bir araya gelmesini önemsiyoruz. Buna boşaltma mimarlığı diyoruz.”

    “15 DAKİKALIK KENT PROJESİ, RANTLA KENTLERİ YÖNETMEYE ÇALIŞAN AKLA ÖRNEK OLACAK”

    Gündüzalp, ‘15 dakikalık kent’ projesi ile belirlenen bölgelerde, projenin örnek modellerini hayata geçirmek istedikleri belirterek şunları söyledi:

    “15 dakikalık kent; üç kilometre ya da on beş dakika içerisinde bir günlük ihtiyaçlarınızın hepsini karşılayabildiğiniz bir kent kurgusudur. Yani kamusal ihtiyaçlarınız, işiniz, sosyal faaliyetleriniz, eviniz, ulaşım, eğitim, sağlık hepsine ulaşabildiğiniz bir plan. Bu dünyanın birçok yerinde denenmeye ya da oturtulmaya çalışılıyor. Ama çok yeni bir konu, biz de bunun modelini üretmek istiyoruz. Bunu hemen tüm Çankaya’ya adapte etmek diye bir iddia gerçekçi olmaz ama bunu bir semtte, bir bölgede modelleyerek bir örnek yaratıp sadece rantla, sadece inşaatla kentleri yönetmeye çalışan akla karşı alternatif bir örnek üretmemiz gerekiyor.”

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

  • Türkan Demir: Depremden sonra cemeviyle tanıştım, çok mutluyum, evimde gibiyim -VİDEO

    Türkan Demir: Depremden sonra cemeviyle tanıştım, çok mutluyum, evimde gibiyim -VİDEO

    PİRHA- Depremzede Türkan Demir, deprem anı ve sonrasında yaşadıklarını anlatarak, “Daha düne kadar lüks bir hayatımız varken, çocuklarım kolejde okurken bugün böylesi şartlardayız. Cemevinde olan insanlar çok sıcak, evimde gibiyim. Antalya’ya geldiğimden beri bu sıcaklığı hiç kimsede ve hiçbir yerde yaşamadım. 2 gündür de geliyorum buraya, yapabildiğim ne varsa onu yapıyorum” dedi. 

    Malatya’da yaşanan depremden 2 çocuğu ile birlikte sağ kurtulan Türkan Demir, deprem anı ve sonrasında yaşadıklarını anlattı.

    Depremin hemen ardından gerekli yardımların gelmediğini belirten Demir, çok sayıda insanın bundan dolayı hayatını kaybettiğini, hala devletin birçok yere gerekli yardımları iletemediğini söyledi.

    Demir, Antalya’da cemevine gelip gitmeye başladığını ve bu durumun kendisine çok iyi hissettirdiğini de ifade etti.

    “ÇOCUĞUMU DEPREMZEDE OLDUĞU İÇİN OKULDA DIŞLADILAR”

    İlk depremi Malatya’da yaşadıklarını aktaran Demir, aslında Maraş’ta ikamet ettiğini söyleyerek, “Depremi Malatya’da yaşadık. Annemin cenazesine gitmiştik, depreme yakalandık. Her iki depremi de çok kötü bir şekilde geçirdik. Çocuklarımı zor kurtardım diyebilirim. Bütün ailem şu anda oradalar, çadırda zor  şartlarda. Ben buraya geleli 3 hafta oldu. Çocuklar hasta olmaya başlayınca ailem beni gönderdi. Buraya geldikten sonra psikolojimiz biraz düzeldi. Çocuklarımın hastalığı iyileşsin diye uğraştık. Bir de eğitim işi var. Çocuğumun biri 1. sınıfa gidiyor, diğeri 5. sınıfa gidiyor. Çocukları okula yazdırdım. Küçük kızımın okulundan çok memnunuz. Bebek gibi bakıyorlar, ona depremzede olduğunu hissettirmediler. Büyük kızımı bir ortaokula yazdırdık. Bütün sıkıntılar orada başladı. Burayla da tanışma vesilem öyle oldu diyebilirim. Bazı sıkıntılar oldu, çocuğumuzu sıkıştırdılar. ‘Sen depremzedesin, seni kabul etmiyoruz’ dediler” şeklinde konuştu.

    “DAHA DÜNE KADAR LÜKS BİR HAYATIMIZ VARDI”

    Depremin kendileri için bir dönüm noktası olduğunu ifade eden Demir, sözlerine şöyle devam etti:

    “Daha düne kadar lüks bir hayatımız varken, kolejde okurken bugün böyle şartlardayız. Kızımın ötelenmesi çok gücüme gitti. Her yeri açtım, çok zorluklarla geldim buraya ama bir okulda yaşanan sorun çözüme ulaşmayınca çaresiz kaldım. Burada 25 yaşında bir yeğenim var, onun yanında kalıyorum. Cemevinin karşısında ‘Deprem Dayanışma Merkezi’ yazıyordu. O gün bir de Milli Eğitim’e gittim, kontenjan olmadığını söylediler. Tamamen elim kolum bağlandı. Türk Eğitim-Sen başkanıyla konuştum, o yardımcı olmaya çalıştı. Cemevine bir gideyim belki yardım ederler dedim. Nurettin başkanımızın yanına geldim. Durumu anlattım, çocuğum konusunda çaresiz kaldım, dedim. Nurettin başkanım sağ olsun, bir iki saat içerisinde çocuğumu başka bir okula yerleştirdiler.

    “DEPREMDEN SONRA GÜNLERCE YARDIM GELMEDİ, 25 KİŞİ BİR BARAKADA KALDIK”

    Sonra gördüm ki bu cemevinde olan insanlar çok sıcak, evimde gibiyim. Antalya’ya geldiğimden beri bu sıcaklığı hiç kimsede ve hiçbir yerde yaşamadım. 2 gündür de geliyorum buraya, yapabildiğim ne varsa onu yapıyorum. Yemek dağıtmaktır, çaydır, bulaşıktır koşturmaya çalışıyorum. 7 gün deprem bölgesinde kaldım. 3 gün berbattı. 4 tane ağaç düşünün, üzerinde bir tane branda çocuklarımla orada kaldık. 3 gün hiç yardım gelmedi. 4. günden sonra giyim yardımı gelmeye başladı. O da özel firmaların, yeğenimin de dâhil olduğu arkadaşlarının topladığı yardımlar kamyonlarla geldi. Depremden 6 gün sonra bir çadır verildi. O çadırda da bir gün kalabildim. 3 komşumuz toplam 25 kişi bir çadırda kaldık. Toplanma merkezi adı altında olan illerin veya ilçelerin belli noktalarda kurulmuş olanları var. Genelde yardımlar hep oraya aktı ama benim gibi, benim ailem gibi kendi bahçesinde, barakasında olanlar daha geç çadır elde edebildi. Mesela ablam kronik astım hastası. Doktor çadırda kalamaz, konteynerde kalabilir demesine rağmen sıraya bile almadılar. Sırf ikametgâhları orada olmadığı için. Çocuğa ev tutmak için ikameti Antalya’ya aldırdılar.”

    “YARDIMLAR HERKESE EŞİT ŞEKİLDE VERİLMELİ”

    Depremde akrabalarını kaybettiğini kaydeden Türkan Demir, “Bir kere tek bir noktaya çalışılmasın, herkese eşit şekilde yardımlar verilsin. Erken yardım gelseydi çok insan kurtulurdu. Orada yaşayan insanların da yapabileceği hiçbir şey yok. Şu an insanlar bir iğneye bile muhtaçlar. Dün çok güzel bir hayatları varken bugün yok. Şu an hala insan insana yardım ediyor. Şu an hala devletin ulaşmadığı yerler var. Bundan sonra insanlar nasıl hayatlar kurarlar bilmiyorum. Kaç yıl sürer bilmiyorum. Ben Malatyalıyım, Doğanşehir’den. Şu an benim memleketim adına hiçbir şey kalmadı. Oradaki insanların hepsi de aynı durumdalar.  Yarının kime ne getireceğini hiçbirimiz bilemeyiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Ankara Kadın Platformu: Her türlü yasağa ve baskıya karşı isyandayız-VİDEO

    Ankara Kadın Platformu: Her türlü yasağa ve baskıya karşı isyandayız-VİDEO

    PİRHA- ‘25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ nedeniyle Ankara Kadın Platformu’nun çağrısı üzerine Sakarya Caddesi’nde bir araya gelen kadınlar, “Kadınlar bir taraftan katledilme politikalarıyla hedef alınırken, diğer bir yandan gözaltında çıplak arama işkencesi ve kaybedilme tehditti ile sindirilmek isteniyor. Her yeri bir isyan alanına çevirmeye, birlikte mücadeleye çağırıyoruz” dedi.

    Kadınlar Ankara’da ‘25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ nedeniyle Ankara Kadın Platformu’nun çağrısı üzerine Sakarya Caddesi’nde bir araya geldi.

    ‘Savaşa, yoksulluğa, erkek ve devlet şiddetine karşı birlikte mücadeleye’ yazılı pankart açan kadınlar, ‘İsyanımız bitmedi bitmeyecek’, ‘Erkek, devler şiddetine karşı her yerdeyiz’, ‘Şiddeti üreten devlet şiddeti yok edemez’ yazılı dövizler taşıdı. Eylemde sık sık ‘Deniz Poyraz ölümsüzdür’, ‘Jin Jiyan azadî’, ‘Yaşasın kadın dayanışması’, ‘Dünya yerinden oynar, kadınlar özgür olsa’, ‘Hükümet istifa’, ‘Sokakları da meydanları da terk etmiyoruz’ sloganları atıldı. Kadınlar, erkekler tarafından öldürülen kadınların isimlerini okuyarak, ‘isyan’ diye haykırdı.

    Eyleme çok sayıda kadının yanı sıra Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Filiz Kerestecioğlu, Serpil Kemalbay, Gülistan Kılıç Koçyiğit, Semra Güzel, Birleşik Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren ve Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan katıldı.

    Eylemde yapılan açıklamanın Türkçesini İlkay Ersuz Kürtçesini ise Türkan Demir okudu. Şiddetin her türlüsüne karşı kadınların isyanının büyüdüğüne dikkat çeken kadınlar, patriarkal ve kapitalist sistemin doğa ve insan üzerindeki sömürüsünün her geçen gün katmerleştiğini vurguladılar.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN VAZGEÇMİYORUZ”

    Ersuz, sözlerine; “Şiddetin her türlüsüne karşı, dünyanın dört bir yanından kadınların isyanı büyüyor. 2021 yılında, ‘İstanbul Sözleşmesi bizim ve asla vazgeçmiyoruz, sokaklarda uygulatacağız dedikten sonraki ilk 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nü, erkek ve devlet şiddeti karşısında birbirimiz için isyanı büyüterek karşılıyoruz” diyerek başladı.

    “ERKEKLER DEVLET ELİYLE CESARETLENDİRİLİYOR”

    Ekonomik krizle beraber kadın işsizliğinin de arttığını ifade eden Ersuz, savaşa değil kadınlara bütçe ayrılması gerektiğini belirtti. Ersuz şunları dile getirdi:

    “Kadınların eşit ve özgür bir yaşaması mücadele verenler ise iktidar bloğu tarafından terörist ilan ediliyoruz. Doların 13’e ulaştığı bir ülkede, kadınların yoksulluğuna yoksulluk eklenirken; cinsiyetçi iş bölümü ile kadınlar hem evde çalışmak zorunda hem de eve ek gelir getirmek için güvencesiz çalışma koşullarına itilmektedir. Evde, sokak ortasında, işyerinde katledilen veya devletin kolluk güçleri desteğiyle kaçırılan ve kaybedilmeye çalışılan kadınlara her gün bir yenisi daha ekleniyor. Neredeyse 2 yıla yakındır Gülistan Doku’dan haber alınamıyorken, Nadira ve Yeldana’nın katilleri korunmaya devam ediyor. Kürt illerinde savaş ve işgal politikalarının bir parçası olarak, İpek Er’in katili Musa Orhan devlet zırhı ile korunurken erkekler devlet eliyle cesaretlendiriliyor. İzmir’de devletin kontrgerilla örgütü SADAT ile ilişkili olan Orhan Gencer Deniz Poyraz’ı katletti. Kadınlar bir taraftan katledilme politikalarıyla hedef alınırken, diğer bir yandan gözaltında çıplak arama işkencesi ve kaybedilme tehditti ile sindirilmek isteniyor.”

    “KADIN DÜŞMANI TEKMİLİ BİRDEN TÜM ERKEKLİĞİN KARŞISINA DİKİLİYORUZ”

    Dünyada dinsel baskılarla kadınların bedenlerine ve yaşamlarına, LGBTİ+ların var oluşlarına yönelik saldırıların arttığını aktaran Ersuz sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Fetvalarla bizim yaşamımızı kuşatmaya çalışan Diyanet’in karşısına dikiliyoruz. Diyanet kapatılsın! Yaşamlarımıza saldıran kontrgerilla ittifakının karşısına dikiliyoruz: İttifakınız bozulacak, kadınlar yaşayacak. Kadın düşmanı tekmili birden tüm erkekliğin karşısına dikiliyoruz: Uykularınız kaçsın, erkek ve devlet şiddeti son bulacak! İstanbul Sözleşmesi’nin fesih kararına karşı isyandayız! Her türlü yasağa ve baskıya karşı isyandayız! Her gün erkek devlet şiddetiyle katledilen kadınlar için isyandayız! ‘Ev işi kadın işidir’ diyen ataerkiye karşı bakım hizmetlerinin toplumsallaştırılması için isyandayız!”

    “HER YERİ BİR İSYAN ALANINA ÇEVİRMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Binlerce yıllık erkek egemen sömürü düzenine karşı isyanda olduklarını ve birlikte mücadele etmenin önemli olduğunu söyleyen Ersuz; “Her türlü yasağa ve baskıya karşı isyandayız. Her gün erkek devlet şiddetiyle katledilen kadınlar için isyandayız. Birlikte mücadele ile sokaklarda meydanlarda, yeniden kuracağız cinsiyetsiz, eşit ve özgür bir ülkeyi. Birbirimiz için birlikte mücadele ediyoruz, etmeye devam edeceğiz ve bir kez daha 25 Kasım alanlarından erkek şiddetine, yoksulluğa, AKP-MHP ittifakına, kadın düşmanlığına karşı başta kadınlar olmak üzere tüm toplumu, her yeri bir isyan alanına çevirmeye, birlikte mücadeleye çağırıyoruz” dedi.

    Yapılan açıklamanın ardından eylem türküler, şarkılar ve zılgıtlar eşliğinde çekilen halaylarla son buldu.

    PİRHA/ANKARA

  • HDP Ankara İl Kadın meclisi: Devletin, siyasetçi kadınları hedef alması kabul edilemez

    HDP Ankara İl Kadın meclisi: Devletin, siyasetçi kadınları hedef alması kabul edilemez

    PİRHA – Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Kadın Meclisi adına açıklama yapan Türkan Demir  “Her gün işlenen kadın cinayetlerinin engellenmediği, kadınların katillerinin korunduğu, mahkemelerde erkeklerin iyi hal indirimleriyle serbest bırakıldığı bugünlerde, 12 gündür bulunamayan Gülistan Doku’yu bulmakla yükümlü olması gereken devletin, siyasetçi kadınları hedef alması kabul edilemez” dedi.

    HDP Ankara İl Kadın Meclisi, 18-19 Ocak tarihinde yapılacak merkezi kadın konferansı öncesi gözaltılara ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    “ALGI OPERASYONUDUR”

    Gözaltına alınan üyelerine ilişkin parti binasında yapılan açıklamaya Halkevleri ve Alınteri destek verdi. HDP İl Kadın Meclisi Sözcüsü Türkan Demir, üyelerinin 18-19 Ocak tarihinde yapılacak merkezi kadın konferansı öncesi gözaltına alındığını belirterek, gözaltılarla konferans çalışmalarının engellenmeye çalışıldığını söyledi. Demir, “Her gün işlenen kadın cinayetlerinin engellenmediği, kadınların katillerinin korunduğu, mahkemelerde erkeklerin iyi hal indirimleriyle serbest bırakıldığı bugünlerde, 12 gündür bulunamayan Gülistan Doku’yu bulmakla yükümlü olması gereken devletin, siyasetçi kadınları hedef alması kabul edilemez” dedi.

     ‘’BARIŞ KADINLARLA VE HAKLARLA GELECEK’’

    Demir, baskı, gözaltı ve sindirme politikalarını kabul etmediklerini belirterek, şunları söyledi:

    “Biz kadın iradesine yönelik saldırıları atanan kayyımlardan, eşbaşkanlık sisteminin hedef gösterilmesinden, İstanbul Sözleşmesi ve nafaka hakkının gasp edilmek istenmesinden biliyoruz. Kadın siyasetçilerimizin ev baskınlarıyla alınıp gayri meşru şekilde yansıtılması bir algı operasyonudur. Kabul edilemez. Demokratik siyaset alanını kullanan kadınlar barışta ısrar etmeye devam edeceklerdir. Bu topraklara barış kadınlarla ve halklarla gelecek.”

    PİRHA/ANKARA