Etiket: Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE)

  • Meclis’te ‘Suriye’de Alevi soykırımını durdurun’ çağrısı: İmzalar partilere sunuldu!-VİDEO

    Meclis’te ‘Suriye’de Alevi soykırımını durdurun’ çağrısı: İmzalar partilere sunuldu!-VİDEO

    PİRHA-Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan 606 kurumun desteğiyle yürütülen “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar TBMM’ye teslim edildi. Meclis’te düzenlenen basın toplantısında konuşan CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu ile DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de Aleviler başta olmak üzere azınlıklara yönelik hak ihlalleri ve kadınlara dönük şiddet iddialarına dikkat çekerek uluslararası topluma acil harekete geçme çağrısında bulundu.

    Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan 606 kurumun imzasıyla yürütülen “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne teslim edildi. Aralarında Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), SYKP, Suriye İnsan Hakları Topluluğu temsilcileriyle Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay’ın yer aldığı heyet, Meclis’te grubu bulan DEM Parti, CHP, Yeni Yol Grubu ile EMEP ve TİP milletvekilleriyle görüştü. Görüşmenin ardından basın toplantısı düzenlendi.
    “ÖZELLİKLE SURİYE’DE YAŞAYAN ALEVİLERE SOYKIRIM YAPILMIŞTIR”

    Basın toplantısında konuşan CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, Suriye’de rejim değişikliğinin ardından özellikle Alevilere yönelik ağır saldırılar yaşandığını ifade etti. Bu saldırıların zamanla Hristiyanlara, diğer azınlıklara ve laik Sünnilere kadar genişlediğini belirten Mullaoğlu, son dönemde kadınlara yönelik tecavüz, kadın kaçırma ve çocuk kaçırma olaylarının sürdüğünü söyledi.

    Sadece Alevi kimliği nedeniyle insanların işlerinden çıkarıldığını, emekli olanların ise emekli maaşlarının kesildiğini iddia eden Mullaoğlu, farklı siyasi partilerden ve çeşitli toplumsal kurumlardan temsilcilerin ortak bir insani duruş sergilemek amacıyla bir araya geldiklerini ifade etti.

    “72 MİLLETE BİR GÖZLE BAKAN BİR İTİKAT İNANCI MENSUPLARIYIZ”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise Aleviliğin 72 millete bir gözle bakan bir inanç olduğunu kaydederek, zulmün kimden geldiğine bakmaksızın her türlü baskının karşısında durduklarını dile getirdi. Esad döneminde yaşanan hak ihlallerini de hiçbir zaman savunmadıklarını belirten Fırat, kim olursa olsun zulmün karşısında olduklarını söyledi.

    “SURİYE’DE ALEVİLERİN YAŞAM HAKKINI VE HALKLARIN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME HAKKINI SAVUNUYORUZ”

    Konuşmasının devamında Celal Fırat, dünyanın farklı ülkelerinden bireyler ve kurumlar olarak Suriye’de yaşanan şiddet, baskı ve insan hakları ihlalleri karşısında sessiz kalmayı reddettiklerini belirtti.

    Suriye’de Alevilerin yaşam hakkının korunması, azınlıkların güvence altına alınması ve halkların kendi kaderini tayin etme hakkının savunulması amacıyla uluslararası bir imza kampanyası yürüttüklerini ifade eden Fırat, sivillere yönelik saldırıların durdurulmasını ve kadınlara karşı işlenen suçların soruşturulmasını talep ettiklerini söyledi.

    “ALEVİ, DÜRZİ VE HRİSTİYAN TOPLULUKLAR SİSTEMATİK ŞİDDETLE KARŞI KARŞIYA”

    Celal Fırat, bugün başta Aleviler, Dürziler ve Hristiyan topluluklar olmak üzere birçok halkın sistematik şiddet, zorla yerinden edilme ve etnik-dinsel temizlik uygulamalarıyla karşı karşıya kaldığını belirtti. Yaşananların tekçi ve köktendinci bir yönetim anlayışının sonucu olduğunu savunan Fırat, HTŞ ve diğer silahlı grupların işlediği iddia edilen insan hakları ihlallerine ilişkin uluslararası raporların her geçen gün arttığını söyledi.

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Uluslararası Af Örgütü, Human Rights Watch, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ve Suriye İnsan Hakları Ağı tarafından yayımlanan raporlara işaret eden Fırat, başta Aleviler olmak üzere seküler yaşam tarzını benimseyen birçok kişinin işlerinden uzaklaştırıldığını, mülksüzleştirildiğini ve ekonomik baskılarla karşı karşıya bırakıldığını söyledi.

    “ALEVİ KADINLARA YÖNELİK SALDIRILAR ARTIK SON DERECE TEHLİKELİ BİR BOYUTA ULAŞMIŞTIR”

    Konuşmasının önemli bir bölümünü kadınlara yönelik ihlallere ayıran Celal Fırat, 2025 yılı boyunca çok sayıda Alevi ve Kürt kadınının ağır insan hakları ihlallerine maruz kaldığını söyledi. Uluslararası kuruluşların raporlarında özellikle Alevi kadın ve kız çocuklarının kaçırılması, cinsiyete dayalı şiddete uğraması, zorla evlendirilmesi ve kimliklerinden koparılması riskinin giderek arttığının ortaya konulduğunu belirtti.

    Kadınların kaçırılmasının “İslam’ı seçti”, “gönüllü ayrıldı” ya da “Allah yolunda gitti” gibi söylemlerle meşrulaştırılmaya çalışıldığını ifade eden Fırat, bu şekilde kaçırma ve alıkoyma olaylarının görünmez hale getirildiğini söyledi.

    “BETÜL SÜLEYMAN ALUŞ VAKASI EN ÇARPICI ÖRNEKLERDEN BİRİDİR”

    Celal Fırat, 29 Nisan 2026 tarihinde kaçırıldığı belirtilen Betül Süleyman Aluş olayının bu sürecin en çarpıcı örneklerinden biri olduğunu söyledi. Ailesinden edinilen bilgilere göre Aluş’un Ceble’de HTŞ kontrolündeki ve Selefi-Vahhabi anlayışın dayatıldığı bir kız yurdu veya eğitim merkezinde tutulduğunun iddia edildiğini aktaran Fırat, genç kadının özgür iradesini kullanıp kullanamadığı ve ailesiyle iletişim kurup kuramadığı konusunda ciddi endişeler bulunduğunu ifade etti.

    Betül Süleyman Aluş ve benzer durumda bulunan kadınlar için sessiz kalmanın yalnızca bireysel bir özgürlük ihlaline göz yummak anlamına gelmediğini belirten Fırat, bunun aynı zamanda Alevi toplumuna yönelik sistematik baskı politikalarının yaygınlaşmasına zemin hazırladığını söyledi.

    “ULUSLARARASI RAPORLARDA BELGELENEN İHLALLER”

    Celal Fırat, Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu ile Human Rights Watch’un raporlarında kadınların kaçırılması, cinsel şiddete maruz bırakılması ve kötü muamelenin sistematik yöntemler olarak yer aldığını ifade etti.

    Aralık 2024 sonrasında ve Mart 2025’te Alevilere yönelik saldırılarda 1.400’den fazla kişinin hayatını kaybettiğinin raporlara yansıdığını belirten Fırat, işkence vakaları ve sistematik mülk yıkımlarının da belgelendiğini söyledi. Temmuz 2025’te Süveyda’da Dürzi toplumuna yönelik saldırılarda 1.500’den fazla kişinin yaşamını yitirdiğini, Ocak 2026’da ise Halep’te Kürt yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar sonucunda yaklaşık 100 ila 150 bin sivilin yerinden edildiğini hatırlattı.

    Kadınların kaçırılması, cinsel şiddete maruz bırakılması ve kötü muamelenin sistematik saldırı yöntemleri arasında yer aldığını belirten Fırat, keyfi tutuklamalar, zorla kaybetmeler, işkence ve gözaltında ölümlerin de yaygın şekilde rapor edildiğini ifade etti.

    “ULUSLARARASI TOPLUMA VE KADIN ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRIDIR”

    Celal Fırat, Suriye’de yaşananların yalnızca bir güvenlik sorunu olmadığını, halkların var olma, inançlarını özgürce yaşama ve kendi geleceklerini belirleme mücadelesi olduğunu söyledi. Alevi, Dürzi, Hristiyan ve Kürt toplumlarına yönelik saldırıların ülkenin çoğulcu yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan baskı politikalarının parçası olduğunu belirtti.

    Fırat, Betül Süleyman Aluş ve benzer şekilde kaçırıldığı belirtilen tüm kadınların derhal özgürlüklerine kavuşturulmasını, Suriye’de başta Alevi kadınlar olmak üzere tüm kadınlara yönelik kaçırma, cinsel şiddet, zorla evlendirme ve ideolojik baskı uygulamalarının sona erdirilmesini istedi.

    HTŞ’ye bağlı silahlı grupların Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik işlediği iddia edilen suçların bağımsız uluslararası bir soruşturma komisyonu tarafından araştırılması, sivillere yönelik saldırılar ile etnik ve dinsel temizlik uygulamalarının durdurulması, insan hakları ihlallerinin bağımsız mekanizmalar tarafından izlenmesi ve sorumlular hakkında etkin yargı süreçlerinin işletilmesi çağrısında bulunan Fırat, halkların kendi kaderini tayin etme hakkına saygı gösterilmesi ve azınlıkların güvenliğinin güvence altına alınması gerektiğini belirtti.

    Uluslararası toplumu, insan hakları kuruluşlarını, kadın örgütlerini ve demokratik kurumları Suriye’de yaşanan insan hakları ihlallerine karşı sessiz kalmamaya davet eden Celal Fırat, kaçırılan kadınların özgürlüğüne kavuşturulması ve Suriye’de tüm halkların eşit, özgür ve güvenli yaşayabileceği demokratik bir gelecek için uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesi çağrısı yaptı.

    PİRHA/ANKARA

  • Amasya’daki Alevi köyleri tehdit altında: Alevi kurumları olarak maden projesine rızamız yoktur!

    Amasya’daki Alevi köyleri tehdit altında: Alevi kurumları olarak maden projesine rızamız yoktur!

    PİRHA- Amasya’daki Alevi köylerinin su havzaları ve inanç mekânlarını tehdit eden maden projesine tepki gösteren Alevi kurumları, “Bu durum, başta inanç özgürlüğü olmak üzere, yaşam hakkı ve sağlıklı çevrede yaşama hakkının da ihlali anlamına gelmektedir. İnanç mekânlarımızın, köylerimizin ve su kaynaklarımızın, sermaye odaklı projelere peşkeş çekilip tahrip edilmesine asla rızamız yoktur! Yaşam alanlarımızın ve inanç merkezlerimizin korunması için her türlü direnişi göstereceğiz!” dedi.

     

    Enerji Bakanlığı’na bağlı, Maden Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün, 25.03.2026 tarihinde yaptığı 317 nolu ihalesi kapsamında, Amasya Gümüşhacıköy’ün; İmirler, Aşağıovacık, Karaali, Kılıçaslan Köyleri ve Tekke Mahallesi’ni içeren, 4040 hektar alan, 4. Grup (altın, bakır, gümüş gibi kıymetli madenler) maden alanına ilişkin ihale yaptı.

    Konuya dair Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) yazılı açıklama yaptı.

    ZİYARETGAHLAR ETKİLENECEK

    Amasya’da Alevi köylerinin bulunduğu bölgelerde, köylerin su havzalarını, tarım arazilerini ve meralarını kapsayan alanlarda, maden işletmeciliği faaliyetlerinin planlandığı ve bu projelerin, Alevi inancının kutsal mekânları olan tekke ve ziyaret alanlarını da içine aldığı belirtilen açıklamada, şunları ifade edildi:

    “Yine; maden ihale alanının sınırına kadar dayandığı, Alevilerin kutsal mekânlarından olan, Niyaz Baba, İmir Dede ve Kötekli Baba türbeleri mevcuttur. Niyaz Baba Türbesi, yaklaşık 1800 rakımda bulunan, bölge halkı tarafından her yıl toplu anmaların yapıldığı, niyazların ve ibadetlerin gerçekleştirildiği bir inanç merkezidir. Eğer, maden faaliyeti gerçekleşirse türbeye ulaşım imkânı kalmayacaktır. Ayrıca; bölge halkının mezarlıkları maden alanının tam ortasında kalmış olup, Alevi Bektaşi edebiyatının önemli ozanı, Âşık Özlemi’nin mezarı da orada bulunmaktadır.”

    “İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ TEHDİT ALTINDA”

    Alevi-Bektaşi inancının; doğayı, suyu, toprağı ve tüm canlıları “can” bilerek korumayı esas aldığının vurgulandığı açıklamada,  “Su havzaları yalnızca çevresel yaşamın değil, aynı zamanda inançsal sürekliliğimizin de temelidir. Bu alanlara yönelik her türlü tahribat, yalnızca çevreye değil, Alevi toplumunun inanç değerlerine ve kültürel varlığına da doğrudan bir müdahaledir. Planlanan maden faaliyetlerinin; bölgedeki su kaynaklarını kirletme, doğal yaşamı geri dönülmez biçimde tahrip etme, tarım, hayvancılık ve arıcılık ile geçinen bölge halkını da sermayeye mahkûm etme girişimi olduğu açıktır. Ayrıca; maden sahasının, Alevi toplumunun ibadet ve ziyaret mekânlarını yok edeceği de açıktır. Bu durum, başta inanç özgürlüğü olmak üzere, yaşam hakkı ve sağlıklı çevrede yaşama hakkının da ihlali anlamına gelmektedir” denildi.

    “HER TÜRLÜ DİRENİŞİ GÖSTERECEĞİZ”

    Yetkililere çağrıda bulunan Alevi kurumları, “Amasya’daki ve benzer Alevi yaşam alanlarındaki maden projeleri derhal durdurulmalı, su havzaları ve kutsal mekânlar koruma altına alınmalı, bu alanlara yönelik tüm tehditler ortadan kaldırılmalıdır. Unutulmamalıdır ki; suya, toprağa ve inanca yapılan müdahale, yaşamın kendisine yönelmiş bir tehdittir. İnanç mekânlarımızın, köylerimizin ve su kaynaklarımızın, sermaye odaklı projelere peşkeş çekilip tahrip edilmesine asla rızamız yoktur! Yaşam alanlarımızın ve inanç merkezlerimizin korunması için her türlü direnişi göstereceğiz! Bölge halkının yanındayız!”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi kurumlarından Milli Eğitim Bakanlığı’na “Ramazan Ayı Genelgesi” tepkisi!

    Alevi kurumlarından Milli Eğitim Bakanlığı’na “Ramazan Ayı Genelgesi” tepkisi!

    PİRHA-Milli Eğitim Bakanlığı’nın 11 Şubat’ta valiliklere gönderdiği ve okul öncesi, ilkokul, ortaokul öğrencilerinin katılması istendiği “Ramazan Ayı Genelgesi”ne tepki gösteren Alevi kurumları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda açıkça ifade edilen laikliğin sadece kağıt üstünde yazılan bir ilke olarak kaldığının ve uygulamada hiçbir karşılığının olmadığının bir kez daha gösterdiğini vurgulayarak, “Laik, bilimsel, kamusal ve eşit yurttaşlık temelli eğitim hakkımızdan, asla vazgeçmeyeceğiz, susmayacağız, kabul etmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Milli Eğitim Bakanlığı’nın 11 Şubat’ta valiliklere gönderdiği ve okul öncesi, ilkokul, ortaokul öğrencilerinin katılması istendiği “Ramazan Ayı Genelgesi”ne tepki gösterdi.

    Gönderilen genelgenin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda açıkça ifade edilen laiklikliğin sadece kağıt üstünde yazılan bir ilke olarak kaldığının ve uygulamada hiçbir karşılığının olmadığının bir kez daha gösterdiği vurgulanan açıklamada, “Çünkü genelge açık bir biçimde, laikliğe aykırıdır ve aynı zamanda da mevcut yazılı ve evrensel hukuka göre de, Anayasa suçudur” denildi.

    “DEVLETİN GÖREVİ, TOPLUMUN TÜM KESİMLERİNE EŞİT MESAFEDE DURMAK”

    Genelgenin, pedagojik bir düzenleme değil; kamusal eğitimi siyasal iktidarın dini-ideolojik anlayışı doğrultusunda biçimlendirmeyi amaçlayan bilinçli ve planlı bir müdahale olduğunu dile getiren Alevi kurumları, açıklamanın devamında şunları belirtti:

    “Bu uygulama, başta Alevi çocukları olmak üzere; farklı inanç gruplarını, inançsızları ve tüm çoğul toplumsal yapıyı yok sayan, tekçi ve Sünni-İslam merkezli bir anlayışın devlet eliyle dayatılmasıdır. Bu bir eğitim politikası değil; açık bir asimilasyon ve kimlik silme girişimidir.

    “Okullarda Ramazan şenlikleri, iftar programları, ortak iftar sofraları, davul çalma, topluca camilere gitme, okulları Ramazan ayına uygun bir biçimde süsleme” gibi faaliyetleri içeren bu genelge, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı müfredata dayandırılmaktadır. Bu da, bizim bu müfredata niçin karşı çıktığımızı daha anlaşılır kılmaktadır.

    Devletin görevi, toplumun tüm kesimlerine eşit mesafede durmak, hiçbir inancı ya da mezhebi diğerine üstün kılmamaktır. Oysa; bu genelge ile; okullar, yani kamusal ve tarafsız olması gereken alanlar, dini referanslarla yeniden düzenlenmekte, çocukların zihinleri belirli bir inanç kalıbına göre şekillendirilmeye çalışılmaktadır.”

    “BU, BİR İNANÇ MESELESİ DEĞİL; HAK, HUKUK VE ÖZGÜRLÜK MESELESİDİR”

    Alevi toplumunun yüzyıllardır inkâr, dışlanma ve asimilasyon politikalarına maruz bırakıldığının altını çizen Alevi kurumları, “Zorunlu din dersleriyle, tekçi müfredatla, Cemevlerinin yok sayılmasıyla ve şimdi de bu tür genelgelerle, çocuklarımız sistematik biçimde kimliklerinden koparılmak istenmektedir. Bugün yapılan şey, geçmişte uygulanan politikaların daha kurumsal ve daha pervasızca devamıdır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın genelgesi, sadece Alevileri değil, bu ülkede laik ve demokratik bir yaşamı savunan herkesi hedef almaktadır. Bu, bir inanç meselesi değil; hak, hukuk ve özgürlük meselesidir” dedi.

    “ÇOCUKLARIMIZI SİYASAL-DİNİ PROJELERE TESLİM ETMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Kamusal eğitim alanı olmadığına dikkat çekilen açıklamanın devamında, “Dini propaganda alanı değildir. Siyasal iktidarın ideolojik arka bahçesi değildir. Tek bir inancın topluma dayatılacağı bir alan hiç değildir. Biz Alevi kurumları olarak; bu dayatmayı tanımıyoruz, kabul etmiyoruz ve meşru görmüyoruz. Bu genelgenin de, bu genelgeye zemin hazırlayan, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı ile yayınlanan müfredatın da derhal iptal edilmesini istiyoruz. Bu alanda hukuki, toplumsal ve demokratik tüm mücadele yollarını sonuna kadar kullanacağımızı, buradan ilan ediyoruz. Unutulmasın ki; laiklik, bir lütuf değil, toplumsal mücadelelerle kazanılmış bir haktır. Kimsenin bu hakkı gasp etmesine, çocuklarımızı siyasal-dini projelere teslim etmesine izin vermeyeceğiz” denildi.

    “İNANÇ TEMELİNDE AYRIM YAPILMASINA ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Alevi kurumlarının ortak açıklamasında, şunlara işaret edildi:

    “* Eğitim politikaları, çoğulcu, eşitlikçi ve bilimsel bir temelde yeniden düzenlenmelidir.

    * Hiçbir çocuk, inancı ya da kimliği nedeniyle baskı altına alınmamalı, dışlanmamalı ve asimile edilmemelidir.

    * Laik, demokratik, bilimsel, eşit, parasız ve anadilinde eğitim, her çocuğun hakkıdır.

    Bu hak, siyasilerin ve hükümetlerin ideolojik emellerine kurban edilemez. Bu ülkenin çocukları arasında, inanç temelinde ayrım yapılmasına asla izin vermeyeceğiz. Laik, bilimsel, kamusal ve eşit yurttaşlık temelli eğitim hakkımızdan, asla vazgeçmeyeceğiz. Susmayacağız ! Kabul etmeyeceğiz ! Boyun eğmeyeceğiz !

    Okullar; bilim yuvası, sanat ve kültür yuvası olmaktan hızla uzaklaşmakta, cemaat ve tarikatların kontrolüne terk edilmektedir. Buna izin vermeyeceğiz ! Karanlığa teslim olmayacağız !”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi kurumlarından tepki: Aleviler için Cemevi bir “Kültür Merkezi” değil, ibadethanedir!

    Alevi kurumlarından tepki: Aleviler için Cemevi bir “Kültür Merkezi” değil, ibadethanedir!

    PİRHA- Cemevi AKP tarafından spor tesisi ve kreşle aynı ketegoriye konmasına tepki gösteren Alevi kurumları, “Bu yönetmelik, Alevi toplumunun yıllardır dile getirdiği taleplere bir çözüm değil; aksine, inkâr siyasetinin yeni bir ilanıdır!” dedi.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yeni bir yönetmelik hazırlayarak, imar planlarında cemevi yapılarının statüsünü kültürel tesis olarak belirledi. Resmi Gazete’de yayımlanan “Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”te cemevinin “kültürel tesis” olarak belirlenmesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan da etkisi olduğunu belirtildi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) yayınlanan yönetmelikte cemevinin imar mevzuatında “Kültürel Tesis Alanı” başlığı altında tanımlanmasına tepki gösterdi. 

    “BU DÜZENLEMEYİ REDDEDİYORUZ”

    “Bu yönetmelik, Alevi toplumunun yıllardır dile getirdiği taleplere bir çözüm değil; aksine, inkâr siyasetinin yeni bir ilanıdır!” diyen Alevi kurumları, yaptıkları açıklamada şunları dile getirdi:

    “Cemevlerinin, imar mevzuatında “Kültürel Tesis Alanı” başlığı altında tanımlanması; AKP ve Saray’ın, Alevi inancını yok etmeye çalıştığının ve Cemevlerini ibadethane olarak tanımlamadığının en net göstergesidir !

    Aleviler için Cemevi bir “Kültür Merkezi” değil, İbadethanedir!

    Bu konu ne yönetmeliklerle, ne de kelime değişikliği ile çözülebilir. Cemevlerini; cami, kilise ve havranın karşısına eşit bir ibadet yeri olarak koymaktan bilinçli biçimde kaçınan bu düzenleme, eşit yurttaşlık ilkesini açıkça ihlal etmektedir. Devlet, bir yandan “Alevilerle Açılım” söylemini dolaşıma sokarken; Cemevlerinin sorununu çözeceğiz diyerek Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken, diğer yandan Alevilerin ibadethanesini yasalarda açıkça belirtmekten kaçmaktadır. Bu da, bir kez daha göstermiştir ki, AKP Hükümeti ve Saray’ın derdi, Alevilerin taleplerini yerine getirmek değil; inancımızı yok saymaktır. Kurulan bu yapının, işlevsiz olduğu ve kuruluş amacının da inancımızın asimilasyonuna hizmet ettiği tescillenmiştir. Bu ikiyüzlü yaklaşım saklanamaz ve kabul edilemez.

    Alevi Kurumları olarak açıkça ifade ediyoruz: Cemevlerinin statüsü, yönetmeliklerle değil; inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık temelinde, Anayasa’ya ibadethane olarak eklenmelidir. Alevi İnancı, bu ülkenin asli inançlarından biridir ve bu gerçek, er ya da geç, hukuken de kabul edilmek zorundadır. Bu düzenlemeyi reddediyoruz. Alevi toplumunun iradesini yok sayan, inancımızı tanımayan hiçbir “düzenleme” bizim açımızdan meşru değildir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi kurumları: Özer’den özür bekliyoruz!

    Alevi kurumları: Özer’den özür bekliyoruz!

    PİRHA- Alevi kurumları, ortak bir açıklama yaparak, yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in, “Türkler ve Kürtler olarak 1514 Çaldıran’da birlikte mücadele ettik” sözlerine tepki gösterdi.

    Halk TV’de yayınlanan Rota programına konuk olan ‘Kent Uzlaşısı’ gerekçe gösterilerek tutuklanıp, yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in, “Türkler ve Kürtler olarak 1514 Çaldıran’da birlikte mücadele ettik” sözleri, gündem oldu.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Federasyonu (AFA), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD), Özer’in sözlerinin sosyal medyada yayılması sonrası açıklama yaptı. “Alevi toplumunun hafızasında derin bir yara açmıştır” denilen açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Çaldıran gibi Alevilerin topluca katledildiği bir felaketi “kardeşlik” örneği gibi sunmak; tarihsel acıları yok saymak, katliamları meşrulaştırmak ve Alevi toplumunun onurunu zedelemektir. Yavuz Sultan Selim döneminde yaşanan Alevi katliamlarını başarı hikâyesine dönüştüren bu yaklaşım, barışa hizmet etmediği gibi toplumsal yaraları daha da kanatmaktadır. Barış sürecine Çaldıran’ı referans göstermek; hem Alevilerin acısını tazeler, hem de Türkiye’de barışın yalnızca Türk ve Kürt kimlikleri arasında kurulacağı şeklinde dar ve dışlayıcı bir bakış açısını dayatır.

    Çaldıran katliamı, bu coğrafyada yüzyıllardır süren hak ihlallerinin en karanlık sayfalarından biridir. Böyle bir trajedinin “örnek”, “kardeşlik” ya da “barış” başlığıyla anılması kabul edilemez, asla da meşru görülemez. Bu saygısızlığı reddediyoruz. Ahmet Özer’i ve benzer açıklamalar yapan herkesi en sert şekilde kınıyoruz. Üstelik Ahmet Özer, 2014 yılında katıldığı bir panelde Çaldıran sonrasındaki Alevi katliamlarını bizzat anlatmış, bu acılarla yüzleşilmesi gerektiğini söylemiştir.

    Bugün aynı olayı Türk-Kürt kardeşliğinin temeli gibi sunması ise hem çelişki hem de akademik ve siyasi sorumluluğuna yakışmayan bir tutumdur. Bu tür açıklamalar, toplumsal barışın önünü açmak yerine kapatmaktadır. Çünkü başkalarının acısı yokmuş gibi davranarak barış kurulamaz. Gerçek ve onurlu barış; inkârla değil, yüzleşmeyle, adaletle ve eşit yurttaşlıkla mümkündür.

    Alevi toplumu adına Alevi kurumları olarak Ahmet Özer’den şimdi açık ve net talebimizdir:

    Alevilerden derhal özür dilemelidir.

    Biz Aleviler, inancımız gereği onurlu barışın ve adaletin yanındayız. Bu topraklarda yaşayan her mazlum halkın acısı bizim de acımızdır. Türkiye Cumhuriyeti, laik ve demokratik bir hukuk devleti olana; bütün halklara ve inançlara eşit yaklaşana dek mücadelemizi sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi kurumlarından ‘Cemevi Külliyesi’ne tepki: İnancımızdan elinizi çekin’

    Alevi kurumlarından ‘Cemevi Külliyesi’ne tepki: İnancımızdan elinizi çekin’

    PİRHA- MHP tarafından 11 Ekim’de Hacı Bektaş’ta açılması planlanan “Cemevi Külliyesi”ne tepki gösteren Alevi kurumları, “Bugün, Alevi katliamların sorumluluğunu taşımayan, yüzleşmek istemeyen, Alevilerin katillerini kahraman gibi gösteren bir siyasi geleneğin,  “Cemevi Külliyesi Açıyoruz” demesi; Alevi toplumunun vicdanında bir samimiyet ifadesi değil, aksine, Alevileri dizayn etme girişimidir” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Federasyonu (AFA), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD), MHP tarafından yaptırılan ve 11 Ekim’de Hacıbektaş’ta açılacağı duyrulan “Cemevi Külliyesi”ne dair açıklama yayınladı.

    “İNANCIMIZDAN ELİNİZİ ÇEKİN!”

    Yapılan açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Son günlerde, kamuoyunda sıkça dillendirilen Alevi açılımı söylemlerinin bir nişanesi olarak gösterilen ve MHP tarafından yaptırılan “Cemevi Külliyesi” açılışının, 11 Ekim’de Hacıbektaş’ta yapılacağı duyurulmuştur.

    Alevi toplumu, bu yapıya rızalık göstermeyecektir. “Külliye” kavramının, Alevi inanç geleneğinde yeri yoktur. Alevilerin Cemevleri ve Dergahları vardır. Buranın bir asimilasyon merkezi olacağı, zaten isminden de bellidir. Söz konusu siyasi parti,  Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi Katliamları’nın sorumlusu ve katillerinin koruyucusu olarak, Alevi toplumunun hafızasında yer etmiştir. Bu katliamlarda , Alevilerin canı, malı ve inancı hedef alınmış, aynı zamanda, toplumların bir arada yaşamasını engellemeye yönelik, çok derin yaralar açılmıştır.

    Bugün, o katliamların sorumluluğunu taşımayan, yüzleşmek istemeyen, Alevilerin katillerini kahraman gibi gösteren bir siyasi geleneğin,  “Cemevi Külliyesi Açıyoruz” demesi; Alevi toplumunun vicdanında bir samimiyet ifadesi değil, aksine, Alevileri dizayn etme girişimidir.

    Aleviler ile barış istiyorsanız, Alevi inancına yönelik sistematik asimilasyon politikalarına son verin!

    -Alevi köylerine cami yapımına devam edilerek,

    -Zorunlu ve seçmeli din derslerinde Sünni inancı dayatılarak,

    -Anaokulu çağındaki çocuklara bile din eğitimi verilerek,

    -Laik Demokratik bir Hukuk Devleti olma ilkesi ortadan kaldırılarak,

    -Ülke, üstü kapalı bir şeriat düzenine yönlendirilerek,

    -Diyanet’in, Medeni Kanun’a müdahalesine izin verilerek,

    -Alevilere karşı nefret söylemlerine karşı sessiz kalınarak,

    -Ülke, adeta açık bir cezaevine dönüştürülerek,

    hiçbir açılımdan, ya da barıştan söz edilemez ! Samimi ve gerçek bir açılım, tüm halklara ve inançlara yönelik hak ihlallerinin ortadan kaldırılmasıyla olur. Alevilerin birlik olmaya yönelik hiçbir itirazı olamaz. Çünkü Alevi inancı, tüm milletlere aynı nazarla bakmayı gerektirir. Ancak, gerçek bir toplumsal barış, tüm eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olacaktır. İnancımızdan Elinizi Çekin !”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Alevi kurumlarından ortak açıklama: Yalçın Çakmak’ın yanındayız!

    Alevi kurumlarından ortak açıklama: Yalçın Çakmak’ın yanındayız!

    PİRHA- Alevi kurumları, Doç. Dr. Yalçın Çakmak’ın “Kırklar Meclisi”ne dair yaptığı paylaşımın hedef gösterilmesi sonrası Rektörlük tarafından inceleme başlatılmasına tepki göstererek, “Şu iyi bilinsin ki biz Aleviler, Sayın Yalçın Çakmak’a bu nedenle yöneltilecek her uygulamayı Alevi inancına yönelik bir saldırı olarak kabul ediyor ve sonuçlarını bu gözle takip edeceğimizi ilan ediyoruz!” dediler.

    Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Yalçın Çakmak’ın, Alevi inancının mitsel anlatımlarından en önemlisi olan “Kırklar Meclisi”ne dair geçtiğimiz yıl yaptığı paylaşımın hedef gösterilmesi sonrası Rektörlük tarafından inceleme başlatıldı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Federasyonu (AFA), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD), Doç. Dr. Yalçın Çakmak hakkında inceleme başlatılmasına tepki gösterdi.

    “DOÇ. DR. YALÇIN ÇAKMAK’A YÖNELİK SALDIRILAR VE SORUŞTURMALAR ALEVİ İNANCINA YÖNELİKTİR”

    Alevi kurumları tarafından yapılan açıklamada şunlar dile getirildi:

    “Zahiri aklınızla Bâtıni inancımızı yargılayamazsınız! Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Sayın Doç. Dr. Yalçın Çakmak’ın, inancımızın mihenk taşını oluşturan “Kırklar Meclisi” konulu paylaşımı üzerine kendisi hakkında Rektörlük tarafından inceleme başlatılmıştır.

    Söz konusu paylaşımda, Alevi inancının Cem ibadetinin başlangıcı olduğuna inandığımız Kırklar Cemi’ne ithafen “Kırklar, Muhammed peygambere şöyle seslendiler: Git peygamberliğini ümmetine yap. Aramızda peygambere yer yok.” ifadelerini başka bir inanca karşı yapılmış bir saygısızlık gibi görmek, Alevi inancındaki “Cem’e makam ve mertebe ile girilmez; herkes yalnızca candır.” öğretisini yok saymaktır. Bu öğretiyi Peygambere yönelik bir saygısızlık olarak yorumlamak ise Alevi inancına yönelik bir saldırıdır.

    Öğretide, peygamberin Bâtıni ruhu anlayarak kendisinin de aynı hale büründüğü anlatılır. Peygamberin göstermediği benliği, günümüz zahirilerinin göstermesi; akıl ve gönül süzgecinden geçirmeyenlerin işidir.

    Sayın Doç. Dr. Yalçın Çakmak’a yönelik saldırılar ve soruşturmalar, aslında şahsına değil, Alevi inancına yöneliktir. Bu durum, hiçbir makam ve mevki ile girilmeyecek Cem ibadetimizin eşitlik düsturuna yapılan bir saldırıdır. Hiç kimse ve hiçbir makam, inancı kendi tekelinde göremez; kendi zahiri aklıyla bizi mahkûm edemez!

    Cem ibadetimize yönelik, tarihten bugüne gelen saldırılara bir yenisinin daha eklenmesine asla izin vermeyiz! Alevi inancını, söylencelerini, kültürünü; hâsılı dolaylı olarak bütün Alevileri hedef göstermeye kapı açan bu durum, Alevilere yönelik nefret söylemlerinin de önünü açacaktır. Asıl bu şekilde hedef gösterenler, halkı kin ve nefrete yönlendirmektedir.

    Bazı haber sitelerinin ve sosyal medya trollerinin hedef göstermesiyle, Munzur Üniversitesi Rektörlüğü’nün akademik kimliğe yönelik bu saldırılara prim vererek inceleme başlatması, akademik etikle bağdaşmamaktadır. Rektörün bu tutumunu iyi niyetli bulmuyor ve kendisine yönelik inceleme talep ediyoruz !

    Bu nedenle, Alevilik açısından önemli bir merkez olan Dersim’de, Alevilik çalışmaları yürüten bir akademisyenin, basın ve CİMER yoluyla hedef gösterilmesinin ardından herhangi bir izaha gerek duyulmadan incelemeye muhatap kılınmasını kınıyor, Rektörü istifaya davet ediyoruz! Şu iyi bilinsin ki biz Aleviler, Sayın Yalçın Çakmak’a bu nedenle yöneltilecek her uygulamayı Alevi inancına yönelik bir saldırı olarak kabul ediyor ve sonuçlarını bu gözle takip edeceğimizi ilan ediyoruz!”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ADFE’den muhalif medyaya Suriye tepkisi: Toplumumuz kurumlarına ve Alevi medyasına güvenmelidir

    ADFE’den muhalif medyaya Suriye tepkisi: Toplumumuz kurumlarına ve Alevi medyasına güvenmelidir

    PİRHA- Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Suriye’de Alevilere soykırım uygulandığını belirterek, bazı muhalif medya organlarının gerçeği yansıtmayan ‘dezenformasyon’ haberlerine tepki gösterdi. ADFE, “Alevi halkının, inançlarına ve yaşam biçimlerine yönelik sistematik saldırılar karşısında korunmak ve kendi kimliğini savunmak için başvurabileceği her türlü meşru savunma biçimi, aynı zamanda tüm insan hakları çerçevesinde meşrudur. Toplumumuzun bir parçası olan her birey, doğruyu öğrenmek ve yanlış bilgilere karşı durmak için Alevi kurumlarına ve Alevi medyasına güvenmelidir” açıklamasında bulundu.

    Suriye’nin kuzeybatısında bulunan Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta Alevilerin hedef alındığı saldırıların son iki günde tırmanışa geçti. Çoğunluğu sivil olmak üzere 300’den fazla kişinin hayatını kaybettiği ve yüzlercesinin de HTŞ tarafından bilinmeyen merkezlerde alıkonulduğu belirtiliyor.

    Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), konuya ilişkin ‘Suriye’de Aleviler Katlediliyor’ başlığıyla yayımlanan açıklamada Alevilerin inançlarından kaynaklı soykırıma tabi tutulduğunu belirtti. Bazı muhalif medya organlarının Alevilere yönelik katliam saldırı haberlerini ‘Esad yanlıları’ şeklinde servis etmesini ‘dezenformasyon’ olduğunu dile getiren Türkiye Alevi Federasyonu, “Bizler, Türkiye Alevi Federasyonu olarak, hem bu katliamın hem de buna ilişkin yürütülen manipülasyonların ve yanıltıcı haberlerin karşısında duruyor, halkımızı bu konuda daha dikkatli ve duyarlı olmaya çağırıyoruz” dedi.

    MUHALİF MEDYA ORGANLARINA ‘DEZENFORMASYON’ TEPKİSİ

    Yaşanılanın bir soykırım olduğunu vurgulayan Türkiye Alevi Federasyonu, “Suriye’de, Alevi köylerinde yaşanan olaylar, sadece bir çatışma değil, bir soykırımdır. Alevi halkı, ne yazık ki, sadece inançları ve kimlikleri nedeniyle hedef alınmış, masum insanlar hayatını kaybetmiştir. Ancak, bu insanlık dramı, bazı medya organları tarafından çarpıtılmakta, Aleviler bir şekilde Esad yanlısı, rejim destekçisi olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu tür suçlamalar, yalnızca gerçeği saptırmakla kalmaz, aynı zamanda Alevi halkının acısını daha da derinleştiren bir manipülasyona dönüşmektedir. Son günlerde, Suriye’de gerçekleşen ve Alevi toplumunu hedef alan vahşi katliamla ilgili olarak, çeşitli medya organlarında ve özellikle bazı muhalif medya organlarında yapılan açıklamalar, gerçeği saptırmaya yönelik dezenformasyon içerikleri taşımaktadır. Bizler, Türkiye Alevi Federasyonu olarak, hem bu katliamın hem de buna ilişkin yürütülen manipülasyonların ve yanıltıcı haberlerin karşısında duruyor, halkımızı bu konuda daha dikkatli ve duyarlı olmaya çağırıyoruz” dedi.

    “ALEVİLERİN KENDİNİ SAVUNMASI MEŞRU BİR HAKTIR”

    Alevi halkının kendisine karşı yönelen baskılar karşısında öz savunma geliştirmesinin sadece doğal bir hak, aynı zamanda bir zorunluluk olduğunu ifade eden Türkiye Alevi Federasyonu, “Alevi halkı, her zaman barışı, kardeşliği ve insan haklarını savunmuş, hiçbir zaman bir baskı aracı olarak kullanılmaya izin vermemiştir. Aleviler, tarih boyunca her türlü zulme, baskıya ve ayrımcılığa karşı mücadele etmiştir. Bu, Suriye’deki savaşın da bir parçasıydı. Alevi toplumunun her zaman barışçıl, hoşgörülü ve insan haklarına saygılı bir duruş sergileyen bir kimliği olduğunu hatırlatıyoruz. Bu kimlik, herhangi bir savaş veya çatışma ortamında da aynen geçerlidir. Bu noktada, Alevi halkının kendisine karşı yönelen baskılar karşısında öz savunma geliştirmesi, sadece doğal bir hak, aynı zamanda bir zorunluluktur. Alevi halkının, inançlarına ve yaşam biçimlerine yönelik sistematik saldırılar karşısında korunmak ve kendi kimliğini savunmak için başvurabileceği her türlü meşru savunma biçimi, aynı zamanda tüm insan hakları çerçevesinde meşrudur. Alevi halkının tarihsel olarak maruz kaldığı baskılar ve saldırılar, bizlere bu tür öz savunmanın ne kadar hayati olduğunu göstermektedir. Bu hak, inancımızın, kimliğimizin ve varlığımızın korunması için gerekli ve kaçınılmaz bir adımdır” diye belirtti.

    “TOPLUMUMUZ ALEVİ KURUMLARINA VE ALEVİ MEDYASINA GÜVENMELİDİR”

    Türkiye Alevi Federasyonu‘nun açıklamasının devamında şunlar kaydedildi:

    Bu nedenle, Alevi halkını Esad yanlısı göstermek, hem gerçekle bağdaşmaz hem de halkımıza karşı büyük bir haksızlıktır. Gerçek şu ki, Alevi halkı, her türlü baskıyı ve zulmü, devletler arası çatışmalar ve iktidar kavgaları üzerinden bir kenara koyarak, sadece kendi inançları ve kimlikleriyle var olma mücadelesi vermektedir. Bizi başka bir kimlikle tanımlamaya çalışan her türlü dezenformasyon, sadece halkımızın acısını büyütmekte ve daha büyük bir kaosa yol açmaktadır.

    Federasyon olarak, değerli halkımıza sesleniyoruz: Her türlü yanlış bilgiye karşı dikkatli olalım. Gerçeklerin peşinden gitmek, sadece Alevi kurumları ve Alevi medyasından alınan bilgilerle mümkündür. Bugün, Alevi halkının sesi ve yüzü, yalnızca kendi kurumsal yapıları ve kendi medyasıdır. Alevi kurumları, bizlerin haklarını savunmak ve doğruyu halka duyurmak için yıllardır var gücüyle çalışmaktadır.

    Toplumumuzun bir parçası olan her birey, doğruyu öğrenmek ve yanlış bilgilere karşı durmak için Alevi kurumlarına ve Alevi medyasına güvenmelidir. Bizi asıl bizden başkası doğru temsil edemez. Bu süreçte, sağduyulu olmalı, toplumu yanıltan haberlere karşı duyarlı kalmalıyız. Bizler, Alevi halkı olarak, barışın, eşitliğin ve adaletin savunucusuyuz. Suriye’deki katliamı ve tüm zulmü lanetliyor, hayatını kaybeden kardeşlerimize saygıyla anıyoruz. Halkımızı, hiçbir zaman yalnız bırakmadık, bırakmayacağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ADFE’den uluslararası kamuoyuna çağrı: Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara karşı harekete geçin!

    ADFE’den uluslararası kamuoyuna çağrı: Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara karşı harekete geçin!

    PİRHA- Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Suriye’de Alevilere ve etnisitelere yönelik saldırıları kınayarak, cihatçı gruplar ve destekçilerinin farklı inanç ve etnik kimlikleri yok etmeyi hedeflediğini belirtti. ADFE, uluslararası kamuoyuna saldırılara karşı harekete geçme çağrısında bulundu.

    Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) Suriye’de saldırı altında olan Aleviler ile birlikte diğer etnisiteler ve inançlara yönelik yazılı açıklama yaptı.

    Suriye’deki tehdidin sadece Alevi toplumuna değil Hristiyanlara, Kürtlere, Dürzilere, cihatçı olmayan Sunni gruplara ve bölgede yaşayan tüm halklara yönelik olduğuna işaret eden ADFE, sosyal medyada üzerinden bazı hesapların Suriye’deki olayları manipüle ederek bu saldırıları bir mezhep çatışmasına dönüştürme çabası içerisinde olduğunu kaydetti.

    ADFE, Suriye’de kalıcı barışın ve halkların güvenliğinin sağlanabilmesinin bölgedeki tüm halkların eşit yurttaşlık haklarına sahip olacağı demokratik bir yönetim modeli ile mümkün olacağını ifade etti.

    “ALEVİLERE YÖNELİK SALDIRILARI KINIYORUZ”

    Türkiye Alevi Federasyonu’nun açıklaması şöyle:

    “Türkiye Alevi Federasyonu olarak, Suriye’de Alevilere yönelik sistematik saldırıları büyük bir öfke ve endişeyle kınıyoruz. Bu saldırılar sadece Alevi toplumuna değil, insanlık değerlerine, inanç özgürlüğüne ve bir toplumun tarihsel varlığına karşı açık bir savaş ilanıdır.

    Milyonlarca Alevi’nin yaşadığı ülkemizdeki siyasi iradenin, Suriye’deki Alevilere yönelik zulme sessiz kalması kabul edilemez. Bu sessizlik, bölgedeki saldırganların cesaret bulmasına ve Alevi toplumunun daha büyük tehditlerle karşı karşıya kalmasına yol açmaktadır.

    MEDYANIN DİLİ VE YANILTICI SÖYLEMLER

    Türkiye’deki medya organlarında, Suriye’deki Alevilere “Nusayri” denmesi, yaşanan baskıların ve saldırıların Alevi kamuoyunda yeterince anlaşılamamasına neden olmaktadır. Bu yanlış nitelemeler, Türkiye’deki Alevi toplumunu yanıltmakta ve dayanışma göstermesini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle Alevi kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi ve Suriye’de yaşayan Alevilerin maruz kaldığı tehditlerin açıkça ifade edilmesi elzemdir.

    SOSYAL MEDYA MANİPÜLASYONLARI 

    Ayrıca, sosyal medyada on binlerce takipçiye sahip bazı hesapların, Suriye’deki olayları manipüle etmesi ve bu saldırıları bir mezhep çatışmasına dönüştürme çabasını üzülerek görmekteyiz. Bu hesaplar, oluşturdukları korku iklimiyle toplumsal barışı tehdit etmekte ve halklar arasında düşmanlık tohumları ekmeye çalışmaktadır. Bu grupları teşhir ediyor, halklarımızı bu manipülasyonlara karşı dikkatli olmaya davet ediyoruz.

    SADECE ALEVİLER DEĞİL TÜM HALKLAR TEHLİKEDE

    Suriye’deki tehdit sadece Alevi toplumuna değil, Hristiyanlara, Kürtlere, Dürzilere, cihatçı olmayan Sunni gruplara ve bölgede yaşayan tüm halklara yöneliktir. Cihatçı gruplar ve destekçileri, farklı inanç ve etnik kimlikleri yok etmeyi hedeflemektedir. Bu nedenle Suriye için tek çözüm; demokratik, laik ve herkesin eşit haklara sahip olduğu bir cumhuriyettir.

    “ULUSLARARASI KURUMLARI HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Türkiye Alevi Federasyonu olarak, Arap Alevi toplumu ile koordineli bir şekilde çalışıyoruz. Suriye’deki kardeşlerimizin haklarını savunmak için gerek ulusal gerek uluslararası platformlarda girişimlerimizi sürdürüyoruz. İnsan hakları kuruluşları, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi gibi tüm uluslararası kurumları bu saldırılara karşı harekete geçmeye çağırıyoruz.

    Suriye’de kalıcı barışın ve halkların güvenliğinin sağlanabilmesi için, bölgedeki tüm halkların eşit yurttaşlık haklarına sahip olacağı demokratik bir yönetim modeli benimsenmelidir. Laiklik ilkesi, din ve mezhep temelinde ayrımcılığın önüne geçecek, halkların bir arada barış içinde yaşayabileceği bir zemin sağlayacaktır.

    Suriye’deki Alevi kardeşlerimize buradan sesleniyoruz: Yalnız değilsiniz! Türkiye’deki Aleviler olarak her zaman yanınızdayız ve yanınızda olmaya devam edeceğiz.

    Türkiye Alevi Federasyonu olarak, Alevi toplumunun inançlarını, değerlerini ve yaşam hakkını savunmaya kararlıyız. Bu mücadelemiz, sadece Aleviler için değil, tüm insanlık değerleri içindir.

    Suriye’deki Aleviler birliğin, kardeşliğin ışığında yol alacak ve asla yalnızlığa mahkum olmayacak!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi kurumlarından ortak açıklama: Suriye’de katliam var, herkesi duyarlı olmaya çağırıyoruz

    Alevi kurumlarından ortak açıklama: Suriye’de katliam var, herkesi duyarlı olmaya çağırıyoruz

    PİRHA- Alevi kurumları ortak bir açıklama yaparak Suriye’de yaşanan katliama tepki gösterdi. Suriye’de insanlık suçu işlendiği belirtilen açıklamada, “Şeriatçı, selefi, ırkçı çeteler başta Aleviler olmak üzere, Kürt, Ezidi, Süryani, Dürzi Hıristiyan ayrımı yapmadan katlediyor. Hızını alamayan şeriatçı, selefi, ırkçı gruplar sosyal medyada HTŞ’yi Samandağ’ına sokarak ülkemizdeki Alevileri de katletmekten bahsetmektedirler” denildi.

    Suriye’de ordu ile Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki cihatçı grupların çatışmaları 27 Kasım’dan bu yana devam ediyor. Halep’e giren silahlı grupların kentin büyük bir bölümünü kontrol ettiği ileri sürülüyor.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Derneği (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) konuya ilişkin ortak açıklama yayınlarken Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konudaki tavrını ve rolünü de değerlendirdi.

    “SURİYE’DE İNSANLIK SUÇU İŞLENİYOR”

    Suriye’de insanlık suçu işlendiğinin altını çizen Alevi kurumları, “Suriye iç savaşında sağlanan ateşkes sonucunda cihatçı selefi örgütler İdlib bölgesine sıkışmışlardı. Bir yılı aşkın bir süredir İsrail tarafından Filistin halkına yönelik yapılan katliamlar karşısında bu selefi /ırkçı çeteler sessiz kaldılar. Ne zamanki İsrail ile Lübnan hükümeti arasında sağlanan ateşkes süreci başlayınca bu güçler Suriye Hükümetine ve bölge halkına karşı savaşı başlattılar. ABD ve bölgedeki işbirlikçileri tarafından Eğitilen-donatılan, beslenip palazlandırılan şeriatçı, selefi, ırkçı çeteler başta Aleviler olmak üzere, Kürt, Ezidi, Süryani, Dürzi, Hristiyan ayrımı yapmadan katlediyor” dedi.

    “İDLİP’TEN YOLA ÇIKAN KONVOYLAR ALEVİLERİ VE KÜRTLERİ İŞKENCELERLE KATLETMEKTE”

    İdlip’ten yola çıkan konvoyların Halep merkezine doğru sert ve katliamcı bir tarzda ilerlerken bu güzergâh üzerinde yaşayan Alevileri ve Kürtleri işkencelerle katletmekte olduğunu belirten kurumlar, açıklamalarında şunları ekledi:

    “Suriye ile başlatılması düşünülen görüşmelerden olumlu sonuç alamayan siyasi iktidar ne yazık ki uzun bir süredir kontrol altında tuttuğu ve desteklediği ÖSO / SMO güçlerini serbest bırakarak Suriye denkleminden karlı çıkmanın hesaplarını yapmaktadır. Bölgede çok sayıda Şeriatçı/ selefi örgütler bulunmaktadır. Bu örgütlerle birlikte, Heyeti Tahrir Şam (HTŞ), (Nusra, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) öncülüğünde başlatılan saldırılar El Kaide ile ilişkili tecrübeli Uygur Türklerinden oluşan Türkistan İslam Partisi’nin eklenmesiyle daha da katliamcı bir hale geldi. Türkistan İslam partisi ve Özgür Suriye Ordusunun (ÖSO) askeri konvoylarında Türk Bayraklarının oluşu ve Suriye ordusunun mevzilerine obüs atışlarının olması ülkemizin bu konudaki tavrını ve rolünü açığa çıkarmaktadır. İdlip’ten yola çıkan konvoylar Halep merkezine doğru sert ve katliamcı bir tarzda ilerlerken bu güzergâh üzerinde yaşayan Alevileri ve Kürtleri işkencelerle katletmekte, Sosyal medyada yayınlamaktadırlar. Hızını alamayan şeriatçı, selefi, ırkçı gruplar sosyal medyada HTŞ’yi Samandağ’ına sokarak ülkemizdeki Alevileri de katletmekten bahsetmektedirler.”

    “TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLAN ALEVİLERİN VE KÜRTLERİN AKRABA VE AŞİRETLERİNİN BİR YARISI SURİYE SINIRLARI İÇERİSİNDE YAŞAMAKTA”

    Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Alevilerin ve Kürtlerin akraba ve aşiretlerinin bir yarısı Suriye sınırları içerisinde yaşamakta olduğunu dolayısıyla planlamalar yapılırken bu hassasiyetin göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Alevi kurumları, şunları ekledi:

    “Siyasi iktidarın ve devletimizin tüm birimlerinin unutmaması gereken en önemli konu şudur: Tüm emperyalist devletlerin bölge ile ilgili planları olabilir, çıkarları yerine gelmeyince veya elde edince arkalarına bakmadan çekip gidebilirler. Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle bir şansı ve olanağı yoktur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Alevilerin ve Kürtlerin akraba ve aşiretlerinin bir yarısı Suriye sınırları içerisinde yaşamaktadır. Dolayısıyla devletimiz bölge ile ilgili planlamalar yaparken bu hassasiyeti göz önünde bulundurmalıdır.”

    “SAVAŞ, İNSANLIK SUÇUDUR”

    Suriye topraklarının ilhak edildiğini belirten Alevi kurumları, Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi ikinci aşamasına geçmiş göründüğünün altını çizdi.

    Kurumlar açıklamada, “Peki savaş karşıtları, barış yanlıları, halkların özgürlüğü ve kardeşliğinden yana olanlar, insan hakları savunucuları bizler bu duruma daha ne kadar seyirci kalacağız. Yanı başımızda insanlık ölüyor. Suriye’de ve Ortadoğu’da İlhak, işgal, talan ve katliam var. Eğitilip donatılan Şeriatçı, Selefi, Irkçı çeteler kardeşlerimizi katlediyor. Savaş, ölüm demek, göç demek, yoksulluk ve çürümeye neden olan bir yıkım demektir. Savaş cinayet, savaş tecavüz, savaş yetim kalan çocuk demektir. Savaş, insanlık suçudur… Tüm siyasi Partileri, Emek ve Meslek Örgütlerimizi ve Demokratik Kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyoruz! Bozatlı Hızır darda zorda kalan cümle canların carına yetişsin…” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA