Etiket: Türkiye İnsan Hakları Vakfı

  • İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’nde Dersim’de açıklama yapıldı-VİDEO

    İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’nde Dersim’de açıklama yapıldı-VİDEO

    PİRHA-İHD Dersim Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’nde açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Toplum üzerinde baskı ve kontrolünü her geçen gün daha da arttıran siyasal iktidarın icraatları sonucunda tüm ülke adeta işkence mekânı haline gelmiştir” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İşkence Görenlerle Dayanışma Günü dolayısıyla Sanat Sokağı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Basın metnini İHD Dersim Şube Eş Başkanı Özgür Ateş okudu. Açıklamada “İşkencesiz bir dünya mümkün” pankartı açıldı.

    Açıklamaya yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Dersim Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, Hozat Belediye Başkanı Aydın Kaya ile Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri katıldı.

    “TÜM ÜLKE İŞKENCE MEKÂNI HALİNE GELDİ”

    Hiçbir istisnai durumun işkencenin uygulanması için gerekçe gösterilemeyeceğini belirten Özgür Ateş, “Açık ve net belirlemeye karşın işkence, hâlen dünyanın pek çok ülkesinde devletler tarafından toplumlara karşı insanlık dışı bir cezalandırma ve yıldırma aracı olarak giderek artan bir şekilde kullanılıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında tesis edildiği biçimiyle küresel insan hakları rejimini ayakta tutan siyasi iradenin hızla çözüldüğü koşullarda, başta Ortadoğu olmak üzere, dünyanın bir çok bölgesinde yaşanan insani kriz ve savaşlar, bu çözülme sürecinin varacağı/vardığı noktayı göstermektedir. Maalesef ülkemizde de işkence ve diğer kötü muamele sadece askeri darbeler döneminde değil tüm cumhuriyet tarihi boyunca sistematik bir devlet pratiği olarak varlığını korumuştur. Ancak günümüzde, insan hakları ve demokrasi değerlerini hem bir referans hem de denge ve denetleme sistemi olmaktan çıkaran, yarattığı kuralsızlık, keyfilik ve belirsizlik rejimi ile toplum üzerinde baskı ve kontrolünü her geçen gün daha da arttıran siyasal iktidarın icraatları sonucunda tüm ülke adeta işkence mekânı haline gelmiştir” diye konuştu.

    “İŞKENCEYE İLİŞKİN İDDİALAR TARAFSIZ BİR ŞEKİLDE SORUŞTURULMALI”

    Ateş, teleplerini ise şu şekilde sıraladı:

    -Cezasızlık politikalarına derhal son verilmelidir.
    -Her düzeyde yetkililer işkenceyi ve işkenceciyi öven, teşvik eden söylemlerden vazgeçilmeli.
    -Uluslararası mekanizmaların tavsiyeleri doğrultusunda işkence uygulamaları kamuya açık bir şekilde kesin olarak kınanmalıdır.
    -Gözaltı koşullarında usul güvenceleri eksiksiz olarak uygulanmalıdır.
    -Gözaltı süreleri kısaltılmalıdır.
    -Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) kaldırılmalı, BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye ek Protokol (OPCAT) ve BM Paris Prensiplerine uygun, tümüyle bağımsız yeni bir Ulusal Önleme Mekanizması (UÖM) oluşturulmalıdır. -İşkencenin belgelenmesi ve raporlandırılması, bir BM belgesi olan İstanbul Protokolü ilkelerine göre yapılmalıdır.
    -İşkenceye ilişkin iddialar İstanbul Protokolü ışığında hızlı, etkin, tarafsız bir şekilde soruşturulmalı
    -Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulları’nı yürütme erkine doğrudan bağımlı kılan, adeta bir mahkeme gibi hareket ederek yargı yetkisi kullanmasına yol açan tüm düzenlemeler iptal edilmelidir.

    Açıklama alkışlarla son buldu.

    PİRHA/DERSİM

  • İHD İstanbul Şubesi ve TİHV İnsan Hakları Haftası kapsamında resepsiyon düzenledi – VİDEO

    İHD İstanbul Şubesi ve TİHV İnsan Hakları Haftası kapsamında resepsiyon düzenledi – VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Haftası kapsamında İHD İstanbul Şubesi’nde resepsiyon düzenlendi. Etkinlikte konuşan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, örgütlenme özgürlüğünün büyük baskı altında olduğunu belirtti. Keskin, “Barış süreci diyerek topluma biat edin diyorlar. Onursuz bir barışı hiç kimseye dayatamazlar bunu kabul etmeyiz” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası kapsamında İHD İstanbul Şubesi’nde resepsiyon düzenledi.

    Etkinliğe, Cumartesi Anneleri/İnsanları, Halkların Demokratik Kongresi(HDK), Hafıza Merkezi, LGBTİ Aileleri ve Yakınları Grubu(LİSTAG), Uluslararası Af Örgütü, Munzur Çevre Derneği, Emek Partisi, Eğitim Sen, 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can ve çok sayıda kişi katıldı.

    “ONURSUZ BİR BARIŞI KABUL ETMİYORUZ”

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin açılış konuşmasını yaparak şunları söyledi:

    “Geçtiğimiz yıldan daha kötü durumdayız. Hatice Onaran mahpuslara para gönderdiği için tutuklu ve bu tutuklama akıl dışı. Nimet Tanrıkulu’nun tutuklanma gerekçesi de akıl dışı. Nimet 35 yıldır insan hakları mücadelesi içerisinde ve saçma sapan bir şey yüzünden tutuklu. İstanbul Sözleşmesinin ardından devletin kullandığı şiddet yayılıyor ve en önce kadınlar, çocuklar bu şiddete maruz kalıyor. Örgütlenme özgürlüğümüz büyük baskı altında. Bütün sivil topluma inanılmaz bir baskı geliyor. Bir taraftan da barış süreci diyerek topluma biat edin diyorlar. Onursuz bir barışı hiç kimseye dayatamazlar bunu kabul etmeyiz. Sayımız çok az ve buna rağmen LGBTİ+ hareketi ve insan hakları hareketi var. Buna rağmen mücadelemize devam edeceğiz.”

    “İNADINA MÜCADELE EDECEĞİZ”

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, hapishanelerdeki insanların imhasının hedeflendiğini belirterek şunları kaydetti:

    “Bir yandan nefret saldırılarının arttığını görüyoruz. Suriye’deki gelişmeler Aleviler ve Kürtleri yok etme üzerinden gidiyor. Ciddi sorunlarla karsi karsiyayiz. Mülteci gruptan hak savunucusu olan arkadaşlarımızın vatandaşlıkları ellerinden alındı. Ya da ajanlıkla suçlanıyor, tutuklanıyor, kaybedilmekle yüz yüze kalıyorsunuz. Ekonomik krizin yansımalarını dahi hapishanelerden hissediyoruz. Aileler ekonomik yoksunluk nedeniyle görüşe bile gidemiyorlar. Hapishanelerde elektrik su bile para ile veriliyor. Filistin ile dayanışma gösteren insanlar bile tutuklanıyor. Her yerde akıl dışı gelişmeler var. Tam da bu sorunların küreselleştiği yerde inadına dayanışma, ısrarla mücadele etmenin kritik aşamada olduğu bir yerdeyiz. İnadına mücadele edeceğiz.”

    “İŞKENCESİZ, SINIRSIZ VE SÖMÜRÜSÜZ BİR DÜNYAYI YARATACAĞIMIZA İNANIYORUM”

    TİHV adına söz alan Bilal Yıldız ise Hatice Onaran ve Nimet Tanrıkulu’ya selam göndererek, “Mücadele ettiğimiz arkadaşlarımızı hapishanelerden geri alacağız. İnsan hakları ihlallerinin kat be kat arttığı bir yıldayız. Çok yoğun işkence ve kötü muamele tablosu hakim Türkiye’de. Bu mücadele insan hakları çalışmalarının kazanımlarıdır. Ve bu mücadelede yer alan arkadaşlarımız şuan tutuklu. Hem ülkede hem dünyada savaşın devam ettiği bir yıl yaşadık. İşkencesiz sınırsız ve sömürünün olmadığı bir dünyayı yaratacağımıza inanıyorum” diye konuştu.

    “BU MÜCADELE HER ZAMAN SÜRECEK”

    Cumartesi Anneleri’nden Maside Ocak da “Arjantinli Plazo De Mayo anneleri mücedele ettiler ve kazandılar. Biz de Cumartesi Anneleri olarak bu mücadelenin her zaman süreceğini söylüyoruz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD ve TİHV: Savaşlar büyük bir insani krize yol açıyor!- VİDEO

    İHD ve TİHV: Savaşlar büyük bir insani krize yol açıyor!- VİDEO

    PİRHA- 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası nedeniyle insan hakları savunucuları Ankara’da basın açıklaması yaptı. Dünyada ve Türkiye’de yaşanan hak ihlallerine değinilen açıklamada “Güçlü devletler tarafından sürdürülen savaş politikaları halkları temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hale getirmiş, büyük bir insani krize yol açmıştır. Tüm bu savaşlar derhal son bulmalıdır” denildi.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası kapsamında Ankara’da Kızılay Sakarya Caddesinde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı İHD Ankara Şube Eş Başkanı Ömer Faruk Yazmacı okudu.

    “İNSAN HAKLARI TEMELLİ BİR DÜZEN HALA KURULAMADI”

    İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin çağın en önemli kurucu sözleşmesi olduğunu ancak bu bildirgede yer alan hak ve özgürlüklere dayalı uluslararası bir düzenin hala kurulamadığına işaret etti. Yazmacı, “Birleşmiş Milletler, İkinci Dünya Savaşı’nın yol açtığı ağır insani yıkımın bir daha asla yaşanmaması için, barış, insan hakları ve demokrasi ideallerine dayalı uluslararası bir sistem oluşturma hedefiyle inşa edilmiştir. Evrensel Bildirge de bu sitemin kurumsallaştırılmasında, insanlığın haysiyet, eşitlik ve adalet arayışında temel ve vazgeçilmez bir yere sahiptir. Bugün gelinen aşamada maalesef bu ideallerin çok gerisinde kalınmıştır. Evrensel Bildirge’de yer alan hak ve özgürlüklere dayalı uluslararası bir düzen hâlâ kurulamamıştır” dedi.

    Birleşmiş Milletler’in küresel boyutta yaşanan eşitsizliği, adaletsizliği, ırkçılığı, sömürgeciliği, otoriterleşmeyi sonlandırmada yeterince etkin olamadığını söyleyen Yazmacı, güçlü devletlerin çıkar ilişkileri yüzünden çıkan savaşlarda milyonlarca insanın hak ihlaleline uğradığını belirtti.

    “HAPİSHANELERDE AĞIR İHLALLER YAŞANIYOR”

    Türkiye’de durumun farklı olmadığına değinen Yazmacı, “Türkiye’de siyasal iktidarın hukuku bir baskı ve sindirme aracı olarak kullanmasının sonucunda hapishaneler tıka basa dolu durumdadır. Yaşam hakkı ihlalinden işkenceye, sağlık hakkına erişime kadar ağır ve ciddi ihlallerinin yaşandığı yerlerdir. BM İşkenceye Karşı Komite’nin Türkiye’nin Beşinci Dönemsel Raporu’na ilişkin “Sonuç Gözlemleri”nden sayılarının 4 bin kadar olduğunu net bir şekilde öğrendiğimiz ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükümlüsü mahpusların durumu ve İmralı Hapishanesi başta olmak üzere tek kişi ya da küçük grup izolasyonu, tecrit uygulamaları çözülemeyen kronik bir soruna dönüşmüştür” diye konuştu.

    Kürt sorunu, kadın ve LGBTİ+’lara dönük şiddet, ekonomik kriz, mültecilerin uğradığı ayrımcılık, etki ajanlığı yasası, kayyım uygulamaları, baskı ve gözaltına da değinen Yazmacı, tüm bu alanlardaki ihlalleri belgeleyip, raporlayarak görünür kılmaya,  cezasızlıkla mücadele etmeye ve insan haklarına sahip çıkmaya devam edeceklerinin altını çizdi.

    PİRHA/ ANKARA

     

  • TİHV, İHD ve TTB’den iktidara işkenceye son verme çağrısı- VİDEO

    TİHV, İHD ve TTB’den iktidara işkenceye son verme çağrısı- VİDEO

    PİRHA- TİHV, TTB İnsan Hakları Kolu ile İHD İstanbul, Mersin ve Dersim şubeleri 26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü’ne ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada devletlere işkenceyi sonlandırma yükümlülüğü hatırlatılarak “Siyasal iktidar işkenceyi ve işkenceciyi öven, teşvik eden söylemlerden vazgeçmeli; uluslararası mekanizmaların tavsiyeleri doğrultusunda, işkence uygulamalarını kamuya açık bir şekilde kesin olarak kınanmalıdır” ifadelerine yer verildi.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Türk Tabipleri Birliği (TTB) İnsan Hakları Kolu, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul, Mersin ve Dersim Şubeleri 26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü dolayısıyla şube binalarında basın açıklaması yaptı.

    MERSİN

    İHD Mersin Şube binasında yapılan açıklamayı İHD MYK Üyesi Hakkı Demir okudu. Birleşmiş Milletler (BM) ‘İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme’nin 26 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe girdiğini hatırlatan Hakkı Demir, Türkiye’nin de bu sözleşmeye imza attığını belirtti. Ancak, buna rağmen dünyanın birçok ülkesinde devletlerin toplumu sindirmek amacıyla işkence yöntemlerine başvurduğuna işaret etti.

    KAYYIM POLİTİKALARINA DİKKAT ÇEKİLDİ

    Hakkı Demir, Türkiye’nin yakın tarihinde çok ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığını ve toplumun bazı kesimlerinin işkenceye maruz bırakıldığını söyledi. Demir, “Özellikle son dönemde Kürtlerin yoğun yaşadığı il ve ilçelerin belediyelerine çeşitli gerekçelerle, seçmen iradesinin gaspına dayalı, insan hakları ve demokrasi değerlerine aykırı bir şekilde kayyum atanmasını barışçıl toplantı ve gösteriler yaparak protesto etmek isteyen çok sayıda kişi, kolluk güçlerinin müdahalesi sonucu işkence ve diğer kötü muameleye maruz kalarak gözaltına alındılar hatta yaralandılar. Zorla kaçırma/kaybetme vakalarında OHAL’in ilan edildiği 2016 yılından bu yana yeniden bir artış görülmesi son derece endişe vericidir. Türkiye’de hapishaneler, her dönem işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarının yoğun olarak yaşandığı mekânlar olmuştur. Özelliklede 2015 Temmuz’unda Türkiye’nin yeniden çatışma ortamına girmesiyle başlayan, ardından OHAL ilan edilmesiyle devam ederek günümüze varan süreçte hapishanelerde işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarında ileri düzeyde artışlar yaşanmaktadır” dedi.

    DERSİM

    Dersim’deki açıklamayı okuyan Hıdır Alparslan, işkencenin önlenmesinin devlet yükümlülüğünde olduğunu dile getirerek, iktidara şu taleplerde bulundu:

    “-İşkencenin ülkemizde bu boyutta olmasının en temel nedeni, işkence yasağının mutlak niteliği ile bağdaşmayan çok ciddi bir cezasızlık kültürünün varlığıdır. Her şeyden cezasızlık politikalarına derhal son verilmelidir.

    – Her düzeyde yetkililer işkenceyi ve işkenceciyi öven, teşvik eden söylemlerden vazgeçmeli; uluslararası mekanizmaların tavsiyeleri doğrultusunda, işkence uygulamalarını kamuya açık bir şekilde kesin olarak kınanmalıdır.

    – Gözaltı koşullarında usul güvenceleri eksiksiz olarak uygulanmalıdır.

    – Gözaltı süreleri kısaltılmalıdır.

    – Mevcut Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) kaldırılmalı, BM İşkenceye Karşı Sözleşmeye ek Protokol (OPCAT) ve BM Paris Prensiplerine uygun, tümüyle bağımsız yeni bir Ulusal Önleme Mekanizması (UÖM) oluşturulmalıdır.

    – İşkencenin belgelenmesi ve raporlandırılması bir BM belgesi olan ‘İstanbul Protokolü’ ilkelerine göre yapılmalıdır.

    – İşkenceye ilişkin iddialar İstanbul Protokolü ışığında hızlı, etkin ve tarafsız bir şekilde soruşturulmalı, bağımsız heyetlerce araştırılmalı, adli yargılama süreçlerinin her aşamasında uluslararası etik ve hukuk kurallarına uygun davranılmalıdır.

    -Hapishaneler insan hakları, sağlık ve hukuk örgütlerinin bağımsız denetimine açılmalıdır.

    -CPT raporlarının tümü açıklanmalı ve tüm tavsiyelere uyulmalıdır.

    – Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulları’nı yürütmeye doğrudan bağımlı kılan, bu kurulların adeta bir mahkeme gibi hareket ederek yargı yetkisi kullanmasına yol açan tüm düzenlemeler iptal edilmelidir.”

    Ancak şunu da hatırlatmak isteriz ki; insanlık onuruna sahip çıkmak ve işkenceyi önlemek aynı zamanda tüm toplumun da sorumluluğudur. İnsan ve yurttaş olmak için, bizi toplum yapan müşterek bağı korumak için, işkencenin yol açtığı acıları görmek ve dayanışmayı büyütmek zorundayız.”

    İSTANBUL

    İnsan Hakları Derneği(İHD) İstanbul Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) İnsan Hakları Kolu İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü dolayısıyla yaptığı ortak açıklamada mutlak yasağa ve insanlığa karşı bir suç olma vasfına rağmen işkencenin Türkiye’nin en başat insan hakları sorunu olduğuna dikkat çekti.

    Ortak açıklamayı okuyan TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, işkencesiz bir ülke için mücadele edeceklerinin altını çizerek, “İşkencesiz bir Türkiye ve dünyaya ulaşmayı amaçlayan kurumlar olarak, dün olduğu gibi bundan sonra da tüm örtbas etme, korkutma, susturma çabalarına karşın, başlarına geleni kader olarak kabul etmeyip, yüksek sesle haykırabilmeleri için işkence görenlerin her koşulda yanında olmaya; maruz kaldıkları işkenceyi belgeleyip raporlamaya; fiziksel ve ruhsal onarım süreçlerine destek vermeye; adalete erişimlerine yardımcı olmaya; yaşadıkları acıların bir daha asla tekrarlanmaması için cezasızlıkla mücadele etmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç mezarları başında anıldı-VİDEO

    Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç mezarları başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-Gözaltında kaybedilişlerinin 27. yılında Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç Gazi Mezarlığı’ndaki mezarları başında anıldı. Hasan Ocak’ın mezarı başında konuşan İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, “Dün engellediğimiz gözaltında kaybetme suçu bugün yeniden işlenmeye çalışılıyor” dedi. Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak da gözümüzde Hasan’ın işkence edilmiş bedeninin fotoğrafı var. Biz Hasan’ın sıcağını çok özlüyoruz” diye konuştu.

    Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), “17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası” kapsamında gözaltında katledilişlerinin 27. yılında Hasan Ocak ile Rıdvan Karakoç‘u İstanbul Gazi Mahallesi’ndeki mezarları başında andı. Anmaya Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak, kardeşleri Maside Ocak, Hüseyin Ocak, Ali Ocak ile Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç’un yanı sıra Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Halkların Demokratik Partisi (HDP) üyeleri de katıldı.

    Ağabeyi Rıdvan Karakoç’un mezarı başında konuşan Hasan Karakoç, “Gözaltında kaybedilen yakınlarımızın akıbeti ortaya çıkarılsın diye mücadele ediyoruz. 28 yıldır anneler ağlamasın evlatlar annesiz babasız kalmasın, bu kan, bu zulüm bitsin diye mücadele ediyoruz. Yakınlarımızı en ağır, en barbar şekilde katlettiler. Katillerini buluncaya kadar, son kayıp bulunana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

    “KAYBETME SUÇU YENİDEN İŞLENMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Hasan Ocak’ın mezarı başında yapılan anmada ise İHD İstanbul Şube Başkanı Av. Gülseren Yoleri ise “Dün engellediğimiz gözaltında kaybetme suçu bugün yeniden işlenmeye çalışılıyor. Devleti bu insanlığa karşı suçu işlemeye vazgeçmeye yarayacak büyüklükte mücadeleyi büyütmek zorundayız. Bu, sadece kayıp yakınlarının değil hepimizi tehdit eden bir olgu olduğu için hepimizin sorumluluğu” dedi.

    “YARALARIMIZ HİÇ DİNMİYOR”

    Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak da “Bazı şeyleri hiç unutmuyoruz” diyerek şöyle devam etti:

    “Hatırlatmak istiyoruz. Çünkü hatırlatmazsak kanayan yaramaz asla iyileşmeyecek. Hasan’ın gözaltında olduğunu biliyorduk. Çünkü tanıkları vardı. Ama Hasan’ın gözaltına alındığı inkar edildi. Devletin ilgili makamları Hasan’ın gözaltında olmadığını açıkladı. İçişleri Bakanı Nahit Menteşe ‘Hasan Ocak bizim için aranan şahıs değildir’ dedi. Aradan 27 yıl geçti. Ne Hasan’ın katilleri bulundu ne devletin devamcıları Hasan’la ilgili bir işlem yaptı. Ama bizim yaralarımız hiç dinmiyor. Çünkü bizim gözümüzde Hasan’ın işkence edilmiş bedeninin fotoğrafı var. Biz Hasan’ın sıcağını çok özlüyoruz” diye konuştu.

    Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak da, “Adalet arayan insanların sayısı alabildiğine yükseldi. Çünkü 100 yıldır bu coğrafyada yüzleşilmeyen sorunlar katlanarak büyüyor. Dedik ki ‘Kaybedenler kaybedecek’. İnsanlığın vicdanında ve bilincinde failler kaybetti. Ama cezasızlık politikası, suçluları koruma zırhıyla ömürlerini uzatmaya çalışıyorlar” dedi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü biçimde gerçekleşti’-VİDEO

    ‘Gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü biçimde gerçekleşti’-VİDEO

    PİRHA-Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası kapsamında İstanbul Adalet Sarayı önünde açıklama yapan Cumartesi Anneleri, İHD İstanbul Şubesi ile TİHV, gözaltında kayıp suçlarının cezasızlık ile sonuçlandığını belirtti. Av. Gülseren Yoleri, “Hiç şüphe yok ki, gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü bir biçimde gerçekleşti ve yalnız yargının değil, ilgili tüm devlet kurumlarının işbirliği ile örtbas edildi” dedi.

    Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) 17-31 Ağustos Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası vesilesiyle Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde açıklama yaptı. Açıklamaya gözaltında kaybedilenlerin yakınları, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekilleri Züleyha Gülüm, Musa Piroğlu ile HDP İstanbul İl Eş Başkanı Ferhat Encü de katıldı.

    “GERÇEKLER ÖRTBAS EDİLDİ, FAİLLER CEZASIZ BIRAKILDI”

    Cumartesi Anneleri adına basın açıklamasını ise İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı Avukat Gülseren Yoleri okudu. “Adliyelerin kapıları inkara ve cezasızlığa değil, hakikate ve adalete açılsın” başlıklı açıklamada Yoleri şu ifadeleri kullandı:

    “Bu yılki Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’nın açılışını adalet talebimizden asla vazgeçmediğimizin ifadesi olarak Çağlayan Adliyesi önünde yapıyoruz.

    Her yıl olduğu gibi bu yıl da 17-31 Mayıs tarihleri arasında düzenlediğimiz hafta etkinlikleri ile; uluslararası hukukta insanlığa karşı suç olarak tanımlanan gözaltında kaybetme suçuna, bu suçun işlenmesine imkan yaratan cezasızlık politikalarına, inkar edilen gerçeklere ve bu insanlığa karşı suçla mücadelenin önemine dikkat çekmeye çalışıyoruz.

    Buradayız; çünkü yargı makamları gözaltında kaybetme vakalarında maddi gerçeği açığa çıkarma ve suçun faillerini tespit edip cezalandırmak yerine, gerçeği örtbas etme, failleri cezasız bırakıp adalet talep edenlerin seslerini bastırma ve cezalandırma yönünde bir pratik sergiledi.

    “ADALETSİZLİĞİ DERİNLEŞTİREN KEYFİYETE SON VERİN”

    Hiç şüphe yok ki, gözaltında kaybetmeler bu topraklarda örgütlü bir biçimde gerçekleşti ve yalnız yargının değil, ilgili tüm devlet kurumlarının işbirliği ile örtbas edildi. Bu yüzden yaygın ve sistematik biçimde işlenebildi ve sonuçsuz, cezasız bırakılarak işlenmeye devam etti.

    Hukuku ve vicdanı yok sayan, suçu ve devlet şiddetini normalleştiren bu zihniyetin karşısına hakikati bilme, travmatik geçmişle yüzleşme ve hesaplaşma talebiyle çıkıyoruz. Biliyoruz ki; kanamaya devam eden toplumsal yaralarımızın sarılması için, hak ve adalet yokluğunun ülkemizde yarattığı ağır tahribatların telafisi için, bütün bunların kaynağı olan geçmişle yüzleşmek ve hesaplaşmak zorundayız.
    Gözaltında Kayıplar Haftası vesilesi ile; bir kez daha devleti yönetenlere sesleniyoruz:

    İnsan haklarını ve hukuku yok sayan, kurumları çürüten, adaletsizliği derinleştiren keyfiyetinize son verin. Dört yıla yakın bir süredir hiçbir hukuki dayanağı olmadan bize ve tüm topluma kapattığınız Galatasaray’daki yasağı derhal sonlandırdı. Bu yasağın kaldırılması için yaptığımız hukuki girişimleri boşa çıkarmaktan vazgeçin.

    “GÖZALTINDA KAYBETMEYİ SUÇ OLARAK DÜZENLEME YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ YERİNE GETİRİN”

    Kayıp yakınlarını ve destekçilerini yargı yoluyla taciz etmeye son verin. Bizi susturmaya çalışmak yerine 6 Ağustos 2019 tarihinden beri kayıp olan Yusuf Bilge Tunç’un zorla kaçırıldığına dair iddialara cevap verin. 2 Ekim 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Konsolosluğu’na girdikten sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Cemal Kaşıkçı’nın kaybedilmesi ile ilgili davayı fail durumundaki Suudi Arabistan’a devretmenizin gerçek nedenini açıklayın.

    Gözaltında kaybedildiğini kendiniz itiraf etmenize rağmen, TBMM Raporu’na, delillere, belgelere, tanıklara rağmen zamanaşımıyla kapattığınız Cemil Kırbayır dosyası başta olmak üzere zamanaşımına sürüklediğiniz tüm kayıp dosyalarını yeniden açarak etkin soruşturma ve kovuşturma yapma yükümlülüğünüzü yerine getirin.

    Gözaltında kaybetmeyi suç olarak düzenleme, yargılama ve cezalandırma yükümlülüğünüzü yerine getirin. Gözaltında kaybetme suçunun TCK’da yer alan insanlığa karsı suç maddesi kapsamına alınmasını sağlayın. Gözaltında kaybetmelerin önlenmesi ve geçmişte yaşanan kaybetmelere dair hakikat ve adalete erişimin sağlanması sorumluluğu getiren BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi derhal imzalayın ve uygulayın.

    Baskı ve yasaklarınız boşuna; bize yaşattığınız cezasızlığı ve adaletsizliği aşmak, hakikate ulaşmak için mücadele etmek insan ve yurttaş olma sorumluluğumuzun gereğidir. Bu sorumluluğumuzu yerine getirmekten vazgeçmeyeceğiz. Kayıplarımızdan ve kayıplarımızla buluşma mekânımız olan Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz. İnsan haklarına dayanan, demokratik bir Türkiye talebimizde ısrar edeceğiz.”

    Yoleri’nin ardından İHD Eş Genel Başkanı Avukat Eren Keskin, TİHV’den Ümit Efe, Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır, Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız ile Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç da konuşma yaptı. Kitlenin açıklamasının ardından Hanife Yıldız konuşmasındaki “Süslü Sülo” sözleri nedeniyle gözaltına alındı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • 10. İnsan Hakları Belgesel Film Günleri 10 Aralık’ta başlıyor

    10. İnsan Hakları Belgesel Film Günleri 10 Aralık’ta başlıyor

    PİRHA – Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) düzenlediği 10. İnsan Hakları Belgesel Film Günleri 10-11 Aralık tarihlerinde yapılacak. İki ayrı salonda ülke içinden ve dışından 36 seçme belgesel film izlenecek.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) 10. İnsan Hakları Belgesel Film Günleri Fransız Kültür Merkezi ve İzmir Mimarlık Merkezi’nde olmak üzere iki ayrı salonda İzmir’de sinemaseverler ve insan hakları savunucuları ile buluşuyor.

    Türkiye’de ve dünyada insan hakları açısından yaşanan çok farklı sorunlara yönelik olarak izleyenlerde bir farkındalık ve duyarlılık oluşturmayı hedefleyen İnsan Hakları Belgesel Film Günlerinin bu yıl ki teması ‘düşünce, ifade ve basın özgürlüğü.’

    İletişim Çalışmaları Topluluğu, Fransız Kültür Merkezi, HeinrichBöllStiftung Derneği Türkiye Temsilciliği, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, İzmir Mimarlar Odası, İzmir Barosu ve İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi tarafından desteklenen TİHV 10. İnsan Hakları Belgesel Film Günlerinde, dört gün boyunca iki ayrı salonda ülke içinden ve dışından 36 seçme belgesel film izlenecek.

    Bu yıl belgesel film günleri kapsamında ‘düşünce, ifade ve basın özgürlüğü’ temalı, ülke çapında katılıma açık bir afiş yarışması gerçekleştirildi. 331 tasarımcının 571 eser ile katıldığı bu yarışmanın birincisi seçilen eser 10. İnsan Hakları Belgesel Film Günleri’nin afişi oldu. Ayrıca yarışmaya katılan eserlerden en beğenilen 26’sı, 9 – 15 Aralık 2019 tarihleri arasında gösterimlerin yapıldığı Mimarlık Merkezi’nin sergi salonunda sergilenecek.

    Her yıl olduğu gibi bu yıl da gösterilen filmlerden bazılarının yönetmenleri filmlerine dair izleyicilerle söyleşi yapacak.

    10. İnsan Hakları Belgesel Film Günleri için: https://tihvbelgeselfilm.org/category/10-insanhaklaribfg/

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘İnsanlığa karşı suçlar bu topraklarda yaşananlarla dünyada kayda girdi’-VİDEO

    ‘İnsanlığa karşı suçlar bu topraklarda yaşananlarla dünyada kayda girdi’-VİDEO

    PİRHA- Konferansın 2. ve 3. oturumlarında gözaltında kayıplarda cezasızlık, bu cezasızlıkla mücadele konuları konuşuldu.

    Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV)’nın ortaklaşa düzenlediği “Hakikat ve Adalet Plaza de Mayo’dan Galatasaray’a Gözaltında Kayıplar Mücadelesi” başlıklı panel 2. ve 3. oturum ile devam etti.

    Konferansın ikinci oturumunun moderatörlüğünü İHD Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri yaptı.

    “ÇABALARINIZ DEĞERLİDİR”

    Bu oturumunun ilk konuşmasını Gözaltında Kayıplar ve AİHM konusu ile Prof. Dr. Osman Doğru gerçekleştirdi. Doğru, “Herkesin zorla kayıp edilmesine karşı Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan bir sözleşme var. Türkiye bu sözleşmeye taraf değil. Türkiye bu anlaşmanın yükümlülüklerinin gereğini yerine getirmiyor.Esas yönünden bir sonuç elde edemediğinizi biliyoruz. Failler ortada yok. Bu üzüntüye bir giderim sağlayabilecek bir cevap da vermiyor devlet. Üstelik usulden reddediyor başvuruları. Sizin mücadeleniz bu sözleşmeye taraf olmayı zorlayabilir. Sizin çabalarınız ne olursa olsun değerlidir” diye konuştu.

    “DERİN DEVLETİN YENİ SAHİBİ AKP”

    Kayıp davaları ve Cezasızlık ile ilgili CHP Milletvekili Hukukçu Dr. Sezgin Tanrıkulu konuşma yaptı. Tanrıkulu, gözaltında kayıp davaları ve cezasızlık politikalarını anlattı. Kayıp yakınlarını selamlayarak sözlerine başlayan Tanrıkulu, kayıpların avukatı Tahir Elçi’yi andı. OHAL sürecinde 22 kayıp olduğunu vurgulayan Tanrıkulu, “Derin devletin yeni sahibi AKP’dir” dedi.

    “MÜCADELEMİZİ YÜRÜTÜYORUZ”

    Av. Gülseren Yoleri, polis saldırısının gerçekleştiği Cumartesi Anneleri’nin 700. hafta eylemi ve sonrasındaki gelişmeleri aktardı. Yoleri, “Bugün hala Galatasaray Meydanı’na çıkmamız yasak. Yasağa rağmen gözaltında kayıplarla ilgili mücadelemizi yürütüyoruz. Hem 700’ncü hafta yaşadığımız yasak kararına karşı hem yaşanan şiddete karşı başvurularımızı yaptık. Israrcıyız, kayıp yakınları o sokaklara sıkıştırmalarına rağmen mücadelelerinde vazgeçmiyor” dedi.

    “İNSANLIĞA KARŞI SUÇLAR BU TOPRAKLARDA YAŞANANLARLA GİRDİ KAYDA”

    “Gözaltında kayıplar mücadelesinde insan hakları yaklaşımı” başlıklı üçüncü oturumunda Prof. Dr. Şebnem Koru Fincancı, Prof. Dr. Ümit Biçer, Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu sunumlarıyla devam etti.

    Moderatörlüğünü de Prof. Dr. Şebnem Koru Fincancı gerçekleştirdi. Fincancı,”Resmi kayıtlarda belki de zorla kaybetmeyle ilgili ilk belgeler 1941 yılına ait ve gece ve sis ile anılıyor. İnsanlığa karşı suçlar da bu topraklarda yaşananlarla kayda girdi dünyada. Ermeni Soykırımı sürecinde başlayan ve sonrasında bir türlü yüzleşemediğimiz için de bugüne kadar gelen ağır hak ihlalleriyle hepimizin omuzlarında. Bunlara karşı mücadele etmediğimizde biz geleceğe bakamayacağız; geçmişimizle yüzleşemediğimiz için” dedi. Fincancı, salonda bulunan Cumartesi Anneleri’nin Anneler Günü’nü kutladı.

    “YENİ BİR SABAHINIZ VE GELECEĞİNİZ YOK”

    ‘Kaybedenleri aramak’ başlığıyla Prof. Dr. Ümit Biçer sunumu ile devam etti.

    “Burada insanların kemiklerinden söz ettiğimizde aslında sahici insanlardan söz ediyoruz” diyen Biçer, “Arjantin’deki kayıpları arayan ekiplerin oluşturduğu çalışmalar bize önayak oldu. Bir gömülme gerçekleşmişse bile insanların kendi ölülerini usulüne uygun olarak gömme ve vedalaşma hakkı ihlal ediliyor. Bu, salt bir geleneğin yerine getirilmesi değil; o insanların nasıl öldürüldüğünü bilmek, onu öldürenlerle ilgili gerekli yargılamanın adil bir sistemin akabinde onarımın gerçekleşmesini talep etmek ama asıl önemlisi bir daha tekrarlanmamasını istemekti” ifadelerini kullandı. Biçer, “Biz insanların sabaha doğru evlerinden alındığını biliyoruz. Çünkü bize de ‘Yeni bir sabahınız ve geleceğiniz yok’ demek istiyorlar. O insanları kendi evlerinden gözaltına alırken “Sizin güvenenecek, kalacak bir mekanınız yok” demek istiyorlar” dedi.

    “BİZDEN ALMAYA ÇALIŞTIKLARINI YENİDEN İNŞA ETMEKTEN BAŞKA ŞANSIMIZ YOK”

    Biçer sözlerini şöyle sürdürdü: “Kayıp yakınlarından söz ettiğinizde artık ikinci ve üçüncü derece yakınlardan söz etmeye başlıyoruz. Bu toplumda Ermeni Soykırımı’ndan başlayarak hiçbir zorla kaybetmeyi konuşamadığımız sürece sorunlar giderek çözülemez bir hale geliyor. Eğer bir şeyler yapmak istiyorsak bu suça karşı birlikte neler yapmamız gerektiğini düşünmemiz gerekiyor.Bizim yapabileceğimiz yegane şey, ortak bir mekan yaratmak ve ortak bir mücadele sürdürmek. Bu insanların sahici insanlar olduğunu hatırlamak ve hatırlatmaya devam etmek… Bizden koparıp almaya çalıştıkları geçmiş, gelecek, değer, onur, mekan kavramlarını yeniden inşa etmekten başka şansımız yok. Zorla kaybetme suçu bizim buna karşı ses çıkarmamızı, ağıt yakmamızı engelleyen bir suçtur. Sesimizi kısmaya çalıştığı için buna karşı ses çıkartmak durumundayız. Ama bu sesi Cumartesi İnsanları’na bırakmadan bu sorumluluğun hepimize ait olduğunu bilerek”

    “KAYBEDİLENLER İKİ KORKUYU AYNI ANDA YAŞIYOR”

    ‘Gözaltında kaybedilenlerin tutulamayan yası’ başlıklı sunumuyla Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu söz aldı. Kaptanoğlu, “Yakının kaybedilmesi, gerçek hukuk devletinde adaletin yerini bulması durumunda bile radikal bir adaletsizlik. Çünkü kaybedilenin yerine konabilecek hiçbir şey yok. Zorla kaybedilme, ortadan kaybedilme var. Diğer kayıplarda olduğu gibi kaybedip kaybetmediğimizi bilemiyoruz ve “belki yaşıyordur” umudu her zaman için var. Bu bizi arafta tutuyor. Ölenin geri gelmeyeceğini bildikten sonra yasımız başlıyor; o yüzden törenler var. Peki kaybedilen ne yaşıyor? İnsanın en önemli korkularından biri ayrılma ve aşina şeylerden uzaklaşıp yabancı bir ortamda kendini bulmaktır. Kaybedilenler bu iki korkuyu aynı anda yaşıyor. Yas çalışması, yas tutanın ölen kişiyle ilişkisini yavaş çekim olarak gözden geçirilmesini kapsar. Ancak zorla kaybetme olduğunu bu gözden geçirme olamıyor”

    Oturumların ardından kayıp yakınları  tek tek söz alarak Galatasaray Meydanı’nda ve kayıplarını aramaktan asla ve asla vazgeçmeyeceklerini dile getirdiler. Konferans soru cevap şeklinde devam etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Büyük bir insanlık kriziyle karşı karşıyayız’-VİDEO

    ‘Büyük bir insanlık kriziyle karşı karşıyayız’-VİDEO

    PİRHA- Türkiye’de her geçen gün insan hakları ihlalleri artarak devam ediyor. Hak ihlallerinin giderilmesi yerine bu ihlaller yasallaştırılıyor. OHAL’in yasal hale getirilmesi de bunun en bariz örneklerinden. Tüm bunlara rağmen insan hakları savunucularının mücadeleleri ise sürüyor. 10-17 Aralık İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası dolayısıyla İstanbul Sultanahmet Meydanı’nda bir araya gelen insan hakları savunucuları hak ihlallerine karşı mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı. 

    2. Dünya Savaşı’nın neden olduğu ağır yıkım ve tahribatının ardından benzeri acıların bir daha asla yaşanmadığı ve barışın egemen olduğu bir uluslararası düzen kurmak amacıyla 26 Haziran 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler Kuruluş Antlaşması’nın imzalanmasının ardından BM bünyesinde kurulan ‘İnsan Hakları Komisyonu’, bir Giriş ve 30 maddeden oluşan İnsan hakları Evrensel Beyannamesi’ni hazırlamış, beyanname 10 Aralık 1948 günü Paris’te toplanan BM Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. 4 Aralık 1950 tarihinde ise BM Genel Kurulu, 10 Aralık’ı insan hakları günü olarak ilan etmiştir.

    Bugün Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul ve ilanının 70. yıl dönümü. 10-17 Aralık İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası dolayısıyla İstanbul Sultanahmet Meydanı’nda bir basın açıklaması düzenleyen insan hakları savunucuları, Türkiye’de her geçen gün hak ihlallerinin arttığına dikkat çekti.

    Basın açıklamasına Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV), İnsan Hakları Derneği (İHD) üyeleri ile Cumartesi İnsanları ve hak savunucuları katıldı. “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 70. yılında insan onuru, eşitlik, adalet, barış ve demokrasi mücadelemiz sürüyor ve sürecek” pankartının açıldığı eylemde “İnsan haklarıyla insandır”, “Sessiz kalma suça ortak olma”, “Aslolan yaşamdır”, “Çocuk hapishaneleri kapatılsın”, “Herkes için insan hakları”, “Tek tip elbise işkencedir”, “Hapishanelerdeki insan hakları ihlallerine son”, “İşkence insanlık suçudur” yazılı dövizler ile İnsan Hakları Beyannamesi taşındı. “İnsan haklarıyla insandır”, “Herkes farklı herkes eşit”, “Susma suça ortak olma”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” sloganları atıldı.

    “İNSANLIK KRİZİ”

    İlk olarak konuşan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 70. yılında insan haklarının araçsallaştırıldığını kaydetti. Evrensel beyannamede yer alan hak ve özgürlüklere dayalı uluslararası bir düzenin hala kurulamadığına vurgu yapan Yoleri, “Bugün tüm dünyada insan haklarına dayalı bir ortak yaşam ideali ekonomik, kültürel, dinsel, etnik vb. her türden ‘savaş’ gerekçesiyle yaşanan küresel çapta olağanüstü hal rejimleriyle büyük bir tehdit altındandır. Aslında karşı karşıya olunan büyük bir insanlık krizidir. Bu krizin hem Türkiye özelinde hem de dünya genelinde tezahürü ise şiddetin her türünün sistematikleşmesi, yaygınlaşması ve hayatın tek gerçeği olarak toplumlara dayatılmasıdır” dedi. Türkiye’de insan hakları ve demokrasi sorununun büyüdüğüne dikkat çeken Yoleri, 2018 yılında Türkiye’de çeşitli hak kategorilerinde gerçekleşen ihlallerle ilgili hazırladıkları raporu kamuoyu ile paylaştı.

    Raporda yer alan bazı hak ihlalleri şöyle:  

    KALICI HALE GELEN OHAL

    Türkiye 2018 yılının yarısını yine OHAL yönetimi altında geçirdi. Bu süreçte, OHAL KHK’larının sadece OHAL dönemi ile sınırlı tutulabileceğine dair hukuk kuralı çiğnenmiş, siyasal iktidara keyfi yönetim imkanı tanınmıştır. Olağanüstü Hal süresince KHK’lara eklenen isim listeleri ile 135.147 kişi kamu görevinden çıkarılmıştır. Bu listelerde ismi olanlar, haklarında herhangi bir yargılama yapılmaksızın, terör suçlarıyla ilişkilendirilmek, masumiyet karinesi de göz ardı edilmiştir. Söz konusu kamu görevlileri kamu hizmetinde istihdam edilme imkanından ömür boyu mahrum bırakılmış ve ‘sivil ölüme’ mahkum edilmişlerdir. Tüm bunlar ihraç edilen kişiler üzerinde travmatik etkilere de yol açmış, KHK’ların yayınlandığı ilk günden bu yana (farklı kamu görevlerinden olmak üzere) toplam 37 intihar vakası bildirilmiştir.

    Her ne kadar OHAL uygulaması 18 Temmuz 2018 itibariyle sona ermişse de Olağanüstü Hal’de uygulanagelen önemli uygulamaların en az üç yıl daha yürürlükte kalmasını öngören 25 maddelik 7145 sayılı ‘Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ 25 Temmuz 2018 tarihinde TBMM’de kabul edilerek OHAL tüm sonuçlarıyla birlikte kalıcı hale getirilmiş oldu.

    7145 sayılı kalıcı OHAL kanunu ile pek çok hak ihlal edilmiştir. Bunlar sırasıyla;

    1.Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı,
    2.Yerleşme ve seyahat özgürlüğü,
    3.Masumiyet karinesi,
    4.Adil yargılanma hakkı,
    5.Eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı,
    6.Düşünce ve kanaat özgürlüğü,
    7.İfade özgürlüğü,
    8.Örgütlenme özgürlüğü,
    9.Özel hayatın ve aile hayatının gizliği ilkesine saygı,
    10.Akademik özgürlük ve
    11.Çalışma hakkı başta olmak üzere hak ve özgürlüklerin daraltılıp iktidarın yetkilerini sınırsızca genişleten yukarıda yer verilen ve benzeri diğer maddeler ile OHAL kalıcılaştırılmıştır. 

    YAŞAM HAKKI

    Siyasal iktidarın içeride ve dışarıda şiddeti esas alan politikaları yine 2018 yılında yaşanan yaşam hakkı ihlallerinin başlıca sebebini oluşturmaktadır. Öte yandan yaşam hakkı ihlalleri, sadece devletin güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen ihlaller ile sınırlı değildir. Üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen fakat devletin, ‘önleme ve koruma’ yükümlülüğünü yerine getirmeyerek neden olduğu ihlalleri de kapsamaktadır.

    TİHV Dokümantasyon Merkezinin verilerine göre 2018 yılının ilk 11 ayında;

    • Kolluk güçlerinin yargısız infazı, dur ihtarına uyulmadığı gerekçesiyle veya rastgele ateş açması sonucu 14 kişi yaşamını yitirmiştir.
    • Silahlı çatışmalar nedeniyle 185’i güvenlik gücü (asker, polis, korucu), 311’i militan, 33’ü sivil olmak üzere toplam 529 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu dönemde 323’ü asker, polis ve korucu, 111’si sivil olmak üzere toplam 434 kişi ise yaralanmıştır.
    • Güvenlik güçlerine ait zırhlı araçların çarpması sonucu 7 kişi yaşamını yitirmiş, 31 kişi de yaralanmıştır.
    • Mayın ve sahipsiz bomba vb. patlaması sonucu 2 kişi yaşamını yitirmiş 22 kişi de yaralanmıştır.
    • Cezaevlerinde en az 10, gözaltı yerlerinde ise biri trans kadın olmak üzere en az 5 kişi şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmiştir.
    • Zorunlu askerlik yaparken en az 6 kişi şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmiştir.
    • İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclis’inin verilerine göre iş kazaları/cinayetleri sonucu en az 1797 işçi yaşamını yitirmiştir.
    • 2018 yılının ilk 10 ayında ise en az 340 kadın erkek şiddeti nedeniyle yaşamını yitirmiştir.

     İŞKENCE VE DİĞER KÖTÜ MUAMELE

    Resmi gözaltı merkezlerinde, resmi olmayan gözaltı yerlerinde, sokakta, cezaevlerinde hemen her yerde işkence uygulamaları, yanı sıra toplantı ve gösterilerde güvenlik güçlerinin ‘işkence’ düzeyine ulaşan ‘aşırı ve orantısız güç kullanarak müdahalesi’ yaygınlaşmıştır. Ayrıca, toplumun farklı kesimlerinde iktidarın kontrolünü ve baskısını arttırmak, dehşet ve korku yaymak amacı ile işkencenin ve diğer kötü muamele biçimlerinin uygulandığına tanık olunmaktadır.

    • Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na (TİHV) 2018 yılının ilk 11 ayında işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla toplam 538 kişi başvurmuştur. Başvuranların 280’i aynı yıl içinde işkence ve kötü muamele gördüklerini belirtmişlerdir.
    • İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verilerine göre ise 2018 yılının ilk 11 ayında 284’ü gözaltında kaba dayak ve diğer yöntemlerle, 175’i gözaltı yerleri dışında ve 2260’ı güvenlik güçlerince müdahale edilen toplantı ve gösterilerde olmak üzere toplam 2719 kişi işkence ve diğer kötü muamele ile karşılaşmıştır. Bunun dışında Türkiye Cezaevlerinde işkence ve kötü muamele iddiaları ise giderek artmış olup bunun sayım ve dökümü devam etmektedir.
    • Yakın tarihimizin ve aslında uygarlığımızın bir karadeliği olan zorla kaybetme örneklerinin özellikle yeniden yaşanması son derece endişe vericidir.

     CEZAEVLERİ

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), resmi internet sitesinden yayınlanan 2017 yılına ait cezaevi istatistiklerine göre; örneğin, 1 Ocak-31 Aralık 2017 tarihleri arasında ceza infaz kurumlarına 215 bin 761 hükümlü giriş kaydı yapılmış, aynı tarihler arasında 193 bin 662 hükümlünün çıkış kaydı yapılmıştır.

    Adalet Bakanlığı verilerine göre; Türkiye’de 385 Ceza ve İnfaz Kurumunda Kasım 2018 itibariyle 260.144 mahpus bulunmaktadır. Aralık 2018 itibariyle 431.990 kişi de denetimli serbestlik kapsamında dışarıda tutukluluk yaşamaktadır.

    Mevcut durumda cezaevleri kapasitesinin 211 bin 766 olduğu göz önünde tutulduğunda son yıllarda cezaevlerindeki nüfusun sürekli olarak artması fiziksel koşulların kötüleşmesini ve hak mahrumiyetinde artışı beraberinde getirmiştir.

     DÜŞÜNCE, İFADE VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ

    Özellikle OHAL’in ilanıyla birlikte siyasal iktidarın basın üzerindeki kaygı verici boyutta artan baskı ve kontrolü 2018 yılında da sürmüştür. Düşünce ve ifade özgürlüğü alanında çok ciddi ihlaller yaşanmıştır. Bu yıl içinde de gazeteci, yazar, insan hakları savunucusu vb. çok sayıda kişiye davalar açılmış, tutuklamalar olmuş, dergi ve kitaplar toplatılmıştır.

    • Olağanüstü Hal süresince yayınlanan KHK’ler ile bugün itibariyle 178 medya kuruluşu kapatılmıştır.
    • 1 Kasım 2018 tarihi itibarıyla 9 yayınevi, gazete, dergi, internet sitesi bürosu ve matbaaya baskın düzenlenmiş, basına yansıdığı kadarıyla en az 15 kitap toplatılmıştır.
    • 22 Ekim 2018 tarihinde yayınlanan BIA Medya Gözlem Raporunda yer verildiği gibi 123 gazeteci hala hapistedir. Bu gazetecilerin birçoğu gerçeklere dayanan kanıtları olmayan, ispatlanmamış suçlarla itham edilmektedir.

    Türkiye’deki akademik ortam da bu koşullar altında ağır bir yıkıma uğramıştır. 6081 akademisyen gerekçesiz olarak ya da uygun hukuki süreç olmaksızın görevlerinden alınmıştır.

    Adalet Bakanlığının verilerine göre, Terörle Mücadele Yasasının 6. ve 7/2. maddesi uyarınca 2013 yılında 10.745 kişiye dava açılmış olup, bu rakam her yıl sürekli artış göstererek 2017 yılında 24.585’e ulaşmıştır. Ayrıca, Adalet Bakanlığının verilerine göre, Türk Ceza Kanununun 314/2. Maddesi –bu tür davalarda sıklıkla kullanılan bir maddedir- kapsamında kendilerine dava açılan kişi sayısı ciddi bir artış göstererek 2013 yılında 8.110’dan 2017 yılında 136.795’e yükselmiştir.

    İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalara göre 29 Ekim 2018 itibarıyla sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek hakkında işlem yapılan kişi sayısı 11 bin 744’dür.

    Vicdani ret hakkının hala tanınmaması önemli bir insan hakkı ihlali olarak varlığını korumaktadır.

    ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ, İNSAN HAKLARI ÖRGÜTLERİ VE SAVUNUCULAR ÜZERİNDEKİ BASKILAR

    OHAL ilanı ve çıkarılan KHK’lar ile sendika, dernek ve vakıfların kapatılması örgütlenme özgürlüğünün çok ciddi olarak siyasal iktidarın baskısı altında olduğunu göstermektedir. KHK’ler ile bugün itibariyle 1.431 dernek ve 145 vakıf kapatılmıştır. Bunların arasında insan hakları ortamına çok kıymetli katkı sunan Gündem Çocuk Derneği, İnsan Hakları Araştırma Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD), Mezopotamya Hukukçular Derneği (MHD) gibi kurumlar da bulunmaktadır.

    2018 yılı da başta kurumlarımızın yönetici, üye ve çalışanları olmak üzere çok sayıda insan hakları savunucusunun ve avukatın BM İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesinde yer alan ilkeleri çiğneyerek gözaltına alındığı, hatta tutuklandığı bir yıl olmuştur. Sadece sivil kurumların kapatılması değil, aynı zamanda gözaltılar ve davalar da Türkiye’deki sivil alanı daraltmak için bir araç olarak kullanılmaktadır. 

    TOPLANTI VE GÖSTERİ ÖZGÜRLÜĞÜ

    2018 yılı bir önceki yıl gibi toplantı ve gösteri özgürlüğü açısından da ihlallerin ve kısıtlamaların kural haline getirildiği bir yıl olmuştur. Bu yasaklamalar jeotermal santrallerin olumsuz etkileri ile ilgili bir toplantıdan lise ve üniversite şenliklerine, kültür sanat ve doğa festivallerinden LGBTİ+ etkinliklerine kadar büyük bir çeşitlilik göstermektedir.

    Toplantı ve gösteri hakkının esas olarak yok varsayıldığı böyle bir ortamda bile TİHV Dokümantasyon Merkezinin tespit edebildiği kadarıyla 2017 yılının ilk 10 ayında; barışçıl gösterilere toplam 785 müdahalede bulunulmuş, insanlar işkence düzeyine ulaşan polis şiddetine maruz kalmış, 3697 kişi gözaltına alınmış, 118 kişi tutuklanmıştır.

    Cezasızlıkla mücadele ve adalet arama ekseninde özellikle Cumartesi Anneleri ile Barış Anneleri’nin, kayıp yakınlarının ve insan hakları savunucularının İHD çatısı altında ‘Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın’ haftalık oturma eylemleri her türlü baskı ve yasaklamaya karşı ısrarlı bir şekilde sürdürülmektedir. İnsan hakları savunucularının adalet arayışı bu şekilde kesintisiz olarak sürecektir.

     SEÇME VE SEÇİLME HAKKI İHLALLERİ

    OHAL koşullarında yapılan 24 Haziran 2018 seçimleri ile 298 sayılı kanunda yapılan değişiklikler seçme ve seçilme hakkına ciddi zararlar vermiştir. Ayrımsız, her seçmenin seçimler ile ilgili bilgiye eşit erişimi ve hiçbir baskı ve zorlama ile karşılaşmadan özgür iradesi ile oy kullanması, seçimlere katılacak tüm partiler ve adayların eşit fırsatlara sahip olması seçimlerin meşruiyeti için temel kriterdir.

    AİHM’in, Demirtaş kararı da,  siyaset yapma hakkının engellendiği ve böylece seçme ve seçilme hakkının ihlal edildiğini göstermektedir.

     KADINA YÖNELİK ŞİDDET SORUNU

    Kadınların yaşam hakları başta olmak üzere birçok hak ve özgürlükleri engellendi. 2018 yılının ilk 10 ayında erkek şiddeti 340 kadını öldürdü, 341 kadını yaraladı. En az 54 kadın tecavüze, 169 kadın tacize maruz kaldı.

    8 Mart Dünya Kadınlar Günü için eylem yapmak isteyen kadınlar birçok ilde yasaklama, engelleme ve müdahaleyle karşılaştılar. Van, Diyarbakır, Antep, Mardin, Hakkari ve Elazığ’da kadınların eylem ve etkinlikleri valilik kararlarıyla yasaklandı. Ankara, Tekirdağ ve Kocaeli’de polis müdahalesi sonucu en az 31 kadın gözaltına alındı. Ayrıca Ankara’da 8 Mart öncesi yapılan ev baskınlarında sendikalardan ve sivil toplum örgütlerinden 5 kadın aktivist gözaltına alındı.

    2018 yılı Ocak-Kasım ayları arasında 24 kadın cinayeti davası sonuçlandırıldı. Bu davaların 10’unda ‘iyi hal’ ya da ‘tahrik’ adı altında faillere ceza indirimi uygulandı.

    ÇOCUKLARA YÖNELİK İSTİSMAR VE ÇOCUK İŞÇİLİĞİ SORUNU

    Çocuklar, yaşamın her alanında istismara uğruyor; zorla evlendiriliyor, çalıştırılıyor, suça sürükleniyor hatta alınıp satılıyorlar. İstismarı önleyici yeterli tedbirlerin alınmaması her geçen gün daha fazla çocuğu mağdur ediyor, geleceğini karartıyor.

    DİSK tarafından yapılan açıklamalara göre Türkiye’de 2 milyon çocuk çalıştırılıyor. Bu çocuklardan yarıya yakını tarım iş kolunda çalıştırılıyor. TÜİK verilerine göre %50.2 si hiç okula gidemiyor.

    Halen 3 bin çocuk cezaevlerinde tutuluyor. 743 çocuk ise anneleri tutuklu olduğu için hapiste büyümek zorunda.

    Derhal giderilmesi gereken çocuk yoksulluğunda Türkiye Avrupa ülkeleri arasında en sonda yer alıyor.

    MÜLTECİLER/SIĞINMACILAR/GÖÇMENLER 

    Mülteciler konusunda Türkiye’nin tutumu 2018 yılında da değişmemiştir. Mültecilerin sorunlarına kalıcı çözümler üretilememektedir; izlenen politikalar kısa vadeli ve birlikte yaşamı kolaylaştırmaktan uzaktır.

    Suriye’de devam eden savaş nedeniyle 2011 yılından bu yana Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan kişilerin sayısı 2018 yılı sonu itibarıyla resmi verilere göre 3,5 milyonun, tahminlere göre 4 milyonun üzerindedir. Bu kişiler Türkiye’de yedinci yıllarını tamamlamış olmalarına rağmen hukuken ‘geçici koruma statüsü’ndedirler ve iltica hakkına erişememektedirler. Diğer hak ve hizmetler ise büyük oranda Suriye’den gelenlere odaklanmakta; sayıları yaklaşık 365.000 olan Afganistan, İran ve Afrika ülkelerinden gelen mülteciler göz ardı edilmektedir. Türkiye’de tüm mültecilerin içinde bulunduğu güvencesizlik hali, zorunlu olarak ülkelerinden ayrılan bu kişilerin, daha güvenli başka ülkeler aramasına neden olmaktadır. 2018 yılında Akdeniz’den Avrupa’ya geçmek isterken hayatını kaybedenlerin sayısı 2000’in üzerindedir.

    Mültecilerin sorun yaşadığı önemli konulardan biri de Geri Gönderme Merkezleridir (GGM). Başta avukata erişimin önemli bir sorun olduğu GGM’lerde; uzun kalış süreleri ve yetersiz bilgilendirme, burada kalan kişileri ciddi bir belirsizliğe sürüklemektedir. 

    EKONOMİK VE SOSYAL HAKLAR

    OHAL KHK’ları ile kamudan ve özel sektörden ihraç edilip işsiz bırakılan 200.000 civarında emekçinin aileleri ile birlikte yaklaşık bir milyon insan açlığa mahkum edilmiştir.

    OHAL koşullarından kısıtlı olan işçi hakları daha da geriye gitmiştir. Yapılabilecek bazı grevler ertelenerek Türkiye’de fiili grev yasakları dayatılmıştır.

    İstanbul üçüncü havalimanı işçilerinin hak arama eylemlerinin kriminalize edilerek işçiler üzerinde yargı baskısı kurulması siyasi iktidarın ekonomik ve sosyal haklardan ne kadar çok uzaklaştığını göstermektedir.

    İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre iş kazaları/cinayetleri sonucu 2018 yılının ilk 11 ayında en az 1797 işçi yaşamını yitirmiştir. Son yıllarda iş kazası adı altında yaşamını yetiren işçi sayısında sürekli yükseliş vardır.

    Kamu veya özel sektörde ilk defa işe girecekler bakımından ise dayatılan güvenlik soruşturmaları sonucu on binlerce kişi işe başlatılmamıştır. Sağlık alanında yaklaşık yüzlerce yeni mezun hekim işe başlatılmamıştır.

    Ekonomik krizin etkisi ile işsizlik giderek artmakta ve buna bağlı olarak yoksulluk yaygınlaşmaktadır.

    KÜRT MESELESİ VE BARIŞÇIL ÇÖZÜM

    İnsan hakları örgütleri olarak bizler, Kürt sorununun her zaman demokratik ve barışçıl çözümünü savunduk. Bunda ısrarlıyız. O nedenle, çatışmaların hemen şimdi durmasını istiyoruz. Çatışmasızlık ortamının tesisi ile birlikte çatışmasızlık halinin yaşanan olumsuzluklardan da hareketle tahkim edilmiş bir hale getirilerek güçlendirilmesi, izlenmesi ve toplumsal barışın sağlanabilmesi için tüm tarafların içtenlikli, etkin programlar geliştirmesi gerekmektedir.

    “HAKLARIMIZ İÇİN MÜCADELE ETME ZORUNLULUĞUNDAYIZ”

    Yoleri’nin ardından söz alan Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Şebnem Korur Fincancı da dünyada insan haklarının araçsallaştırıldığını belirtti. Fransa’da ve Belçika’da direnen Sarı Yelekliler’e selam gönderen Fincancı, insanların haklarının bilincinde olduklarını ve bunun için mücadele ettiklerini kaydetti.

    Cumartesi Anneleri’nin mücadelesine de değinen Fincancı, annelerin mücadelesini iliklerinde hissettiğini ifade ederek “Eğer hukuk rejimiyle koruyamıyorsak haklarımızın ihlal edilmemesi için mücadele etme zorunluluğu taşıyoruz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İHD ve TİHV, seçim sürecinde yaşanan ihlalleri açıkladı-VİDEO

    İHD ve TİHV, seçim sürecinde yaşanan ihlalleri açıkladı-VİDEO

    PİRHA-İHD ve TİHV’in hazırladığı hak ihlali raporuna göre seçim sürecinde partilere uygulanan saldırılar kapsamında üyeleri işkence gören tek parti HDP.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) seçim sürecinde yaşanan ihlallere ilişkin İHD Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. Toplantıya İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ve TİVH Genel Sekreteri Metin Bakkalcı ile İHD MYK Üyeleri katıldı.

    Toplantıda konuşan Türkdoğan, Türkiye’de seçimlerin demokratik, adil ve dürüst seçim ilkesine göre yürütülemeyeceğine dair öteden beri gelen yoğun eleştiriler bulunduğunu ifade ederek, “Bu nedenle, elbette OHAL’in devam etmesi, 298 sayılı kanunda yapılan değişiklikler 24 Haziran 2018 seçimlerinde bağımsız gözlem yapılmasını daha fazla önemli kılmıştır” dedi.

    “SOYLU İSTİFA ETMELİDİR”

    Urfa’nın Suruç ilçesinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız ve akrabalarının saldırısı sonucu 4 kişinin yaşamını yitirmesine değinen Türkdoğan, “Olayın aydınlatılması için yetkili savcılığa yardımcı olması gereken İçişleri Bakanlığının en üst görevlisi olan Soylu’nun açıklamaları ve tutumu dehşet vericidir. Bir partinin militanı gibi davranan, kendisinden yana olmayan herkesi terörist olarak suçlayan bu bakana güvenilemeyeceği açıktır. Dolayısıyla seçimin güvenliğini sağlamakla görevli İçişleri Bakanlığı’nın kendisi seçim güvenliğini tehdit eden en önemli aktör pozisyonuna bürünmüştür. Bu durumu kamuoyunun dikkatine çekmek isteriz. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun istifa etmesi gerekirken, iktidarın lehine açıklamalar yaptı. Soylu istifa etmelidir” şeklinde konuştu.

    “KAMU GÖREVLİLERİ GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRMEMİŞLERDİR”

    İHD ve TİHV verilerine göre seçim çalışmalarının resmi olarak başladığı 26 Nisan 2018 tarihinden 20 Haziran 2018 tarihine kadar birçok ihlal yaşandığını söyleyen Türkdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Söz konusu baskı ve ihlaller, mülki amirlerin keyfi engelleme kararları ile güvenlik güçlerinin müdahale ve saldırılarını içerdiği gibi sivil grupların saldırı ve engellemelerini de içermektedir. Buradan da görüleceği gibi OHAL koşullarında aşırı güvenlik önlemi altında seçime gidildiği belirtilmesine karşın, siyasi partilere ve temsilcilerine yönelik saldırılarda değişen bir şey olmamıştır. Kamu görevlileri, kamu görevlerini yerine getirmemişlerdir.”

    “SEÇİM GÖZLEMİ YAPACAĞIZ”

    Demokratik ve adil seçim için sorumluları görevlerini yapmaya çağıran Türkdoğan, seçme ve seçilme hakkını daha etkin ve daha eşit kullanabileceği  demokratik seçimler için İHD ve Bağımsız Seçim izleme Platformu’nun da 24 Haziran seçimlerinde, uluslararası kriterlere uygun Bağımsız Seçim Gözlemi yapacağını kaydetti.

    Türkdoğan, tüm seçmenleri oy kullanmaya ve oylarına sahip çıkmaya, müşahitlere de sabah saat 06.00 olmadan önce sandık başlarında bulunmaya çağırdı.

    Türkdoğan, 24 Haziran 2018 günü İHD Genel Merkezi, şube ve temsilciliklerinin açık olacağını ve olası ihlallere karşı başvuru alınacağını duyurdu.

    HAZIRLANAN İHLAL BİLANÇOSU

    28 Nisan-21 Haziran 2018 tarihleri arasında siyasi parti, üye ve yöneticilerine yönelik ihlal bilançosu da toplantıda açıklandı.

    Rapora göre, siyasi partilerin seçim bürolarına/araçlarına, adaylarına, mitinglere ve çalışanlarına yönelik baskın, saldırı, tehdit ve polis baskıları, etkinlik iptali, stantlara müdahale, sivillerin müdahale bilançosu şöyle:

    HDP: 93 saldırı
    İYİ Parti: 12 Saldırı
    CHP: 12 Saldırı
    Saadet Partisi: 8 Saldırı
    AKP: 2 saldırı
    MHP: Her hangi bir saldırı olmamıştır

    ÖLÜM VE YARALANMA

    Rapora göre söz konusu saldırılarda darp edilen ve yaralananların bilançosu şöyle:

    Urfa/Suruç: 4 ölü (1 AKP, 3 HDP)
    HDP: 49 darp ve yaralanma
    İYİ Parti: 24 darp ve yaralanma
    Saadet Partisi: 2’si ağır toplam 5 darp ve yaralanma
    CHP: 8 darp ve yaralanma
    AKP: 3 darp ve yaralama
    Bağımsız: İzmir Bağımsız Milletvekili Adayı Deniz Arık Binbay saldırıda darp edildi
    Toplam : 4 ölü ile 90 darp ve yaralama

    ÜYESİ İŞKENCE GÖREN TEK PARTİ HDP

    Raporda, seçim çalışmaları sürecinde HDP’den 26, Saadet Partisi’nden 2 kişinin işkence ve kötü muamele gördüğü yer aldı. Ayrıca, gözaltı ve gözaltı yerleri dışında işkence ve kötü muamele gören 33 kişinin de tamamının HDP’li olması dikkat çekti.

    GÖZALTI VE TUTUKLAMALAR

    Raporda seçim sürecinde gözaltı ve tutuklama bilançosu şöyle:

    HDP: 361 gözaltı, 13 tutuklama
    AKP: 9 gözaltı
    MHP: 6 gözaltı, 2 tutuklama
    Bağımsız Milletvekili Adayı Mahmut Konuk 11 gözaltı
    Toplam: 387 gözaltı, 15 tutuklama

    MİTİNG VE GÖSTERİ YASAKLARI

    Raporda, HDP’nin 17, CHP’nin 2, İYİ Parti’nin 2 miting ve gösterisinin yasaklandığı yer aldı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • 13 demokratik kitle örgütünden, ‘OHAL değil demokrasi’ çağrısı

    13 demokratik kitle örgütünden, ‘OHAL değil demokrasi’ çağrısı

    PİRHA- Alevi kurumlarının da içinde olduğu 13 demokratik kitle örgütleri yaptıkları ortak açıklamada, “OHAL değil demokrasi! KHK’ler iptal edilsin” dedi.