Etiket: tutuklular

  • Tutuklulara Kürtçe konuşma ve yakınlarına sarılma yasağı

    Tutuklulara Kürtçe konuşma ve yakınlarına sarılma yasağı

    PİRHA- Şırnak Cezaevi’ni ziyaret eden avukat Fadıl Tay, tutukluların telefonda Kürtçe konuşmalarına ve ziyaretler esnasında aile fertlerine sarılmalarına yasak getirildiğini söyledi.

    8 Ağustos’ta Şırnak T Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki tutuklularla görüşen Şırnak Barosu İnsan Hakları Komisyonu üyesi avukat Fadıl Tay, cezaevi müdürünün değişmesi sonrası hak ihlallerinin arttığını söyledi.

    “İNSANLIK DIŞI UYGULAMALAR”

    Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre; tutukluların telefon görüşmesinde aileleriyle Kürtçe konuşulması ve açık görüşte aile fertlerinin birbirlerine sarılmaları yasaklandı.

    Avukat Tay, “Cezaevi müdürü tutuklulara ‘Uyuduğunuzda koğuştaki ışığı kapatmayacaksınız ki biz görelim ne yapıyorsunuz’ demiş. Bu da kanunları ayaklar altına almaktır. Bununla da sınırlı kalmamışlar ‘Ailelerinizle yaptığınız görüşmelerde sarılmayacaksınız’ denilmiş. Bu insanlık dışı bir uygulama. Görüşe giden avukatlar da hiçbir evrak ve kalemle içeriye giremiyor. Bunların hepsi tamamıyla keyfidir. Ben de bu uygulamayla karşılaştım. Savcılığa başvurdum, ‘böyle bir kanun yok’ dedi” ifadelerini kullandı.

    “1990’LI YILLARIN POLİTİKALARI DEVAM ETTİRİLİYOR”

    Baronun 13 Ağustos’ta cezaevine giderek detaylı rapor hazırlayacağını dile getiren Tay, “Tutukluların aktarımlarını cezaevi yönetimiyle görüşeceğiz. Gereken yerlere başvurularımızı yapacağız. Bu uygulamalar 1990’lı yılları akıllara getiriyor. O yıllarda tutuklulara, ‘Türkçe konuş çok konuş’ diyorlardı. Şimdi bu uygulamalarda bu politikaların bir devamıdır” sözlerini kullandı.

  • Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri: Gezi, Kobane, 1 Mayıs tutsaklarına adalet-VİDEO

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri: Gezi, Kobane, 1 Mayıs tutsaklarına adalet-VİDEO

    PİRHA-Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri; Gezi, Kobane ve 1 Mayıs tutuklularının serbest bırakılması talebiyle açıklama yaptı. Açıklamada, “Karşımızda emeği, doğayı, kentlerimizi, yaşamlarımızı sömürerek, şiddetle bastırarak ayakta duran bir iktidar var.Karanlık gidecek Gezi kalacak, Karanlık gidecek Kobane Kalacak, Taksim emeğin olacak. Eşitlik özgürlük, barış ve adalet mücadelesini yanyana büyütmeye devam edeceğiz “denildi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, “Gezi, Kobane, 1 Mayıs tutuklularına adalet” diyerek Sakarya Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklama metnini platform adına Serdar Kibar okudu.

    “GEZİ, KOBANE VE 1 MAYIS TUTSAKLARINA ÖZGÜRLÜK TALEBİYLE BİR ARADAYIZ”

    Serdar Kibar, “Haziran isyanının yıldönümüne günler kala eşitlik, özgürlük ve adalet talebiyle bir kez daha bir aradayız” diyerek şunları ekledi:

    “Halkın taleplerinin bastırılması için devreye sokulan devlet şiddeti, siyasi yargılamalar, tutuklamalar ve mahkumiyet kararları karşısında adalet talebiyle bir aradayız. Gezi, Kobane ve 1 Mayıs tutsaklarına özgürlük talebiyle bir aradayız. Eşitlik, özgürlük ve basış talebini bastırmak üzere gerçekleştirilen kitle katliamlarının; Maraş’ın, Sivas’ın, Suruç’un, 10 Ekimin cezasızlık politikasıyla aklanması karşısında adalet talebiyle bir aradayız. Adalet mücadelesi yoksullaştırılan, geleceksizleştirilen, yaşam hakkı elinden alınan; emeğin, halkların, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle büyütmek üzere bir aradayız.”

    “YAĞMA VE SÖMÜRÜ DÜZENİNİN KARŞISINDA MİLYONLARIN İNSANCA BİR YAŞAM TALEBİYLE BİR ARADAYIZ”

    Sermaye iktidarının emeğe yönelik saldırı programını Orta Vadeli Program ile ortaya koyduğunu belirten Kibar,“Bu program halktan alıp sermayeye kaynak aktarılan 2024 bütçesi, geçtiğimiz günlerde yayınlanan tasarruf genelgesi ile devam ediyor. Kamusal hizmetlere, eğitime, sağlığa, ulaşıma kaynak yok. Okullara öğretmen, atama bekleyen öğretmene iş yok. Sağlık hizmetine kaynak yok, artan sağlık ihtiyacını karşılayacak sağlıkçı ataması yok, sağlıkçılar işsiz. Temel yaşamsal ihtiyaçlara her gün zam geliyor. Asgari ücret açlık sınırının altında. Asgari ücrete Temmuz ayında zam yapılmayacağı yeniden yeniden ilan ediliyor. Milyonlarca emekli itibarsızlaştırılıyor, 10 milyona yaşamaya mahkum ediliyor. Emekli maaşına zam yok diyorlar. Kiralar almış başını gidiyor, sermaye bakanı Şimşek, fahiş kira zamlarını ancak bir nebze frenleyen kira artışında %25 sınırına ihtiyaç olmadığını söylüyor. İşsizlik artarken emekçiler güvencesiz biçimlerde, uzun sürelerle çalıştırılıyor. Toplu işçi katliamları sıradanlaşıyor. Somayı Ermenek, Ermenek’i Amasra, Amasra’yı İliç maden katliamları takip ediyor. Emeğimiz, kamusal kaynaklar, toprağımız, kentlerimiz yağmalanıyor. Bugün burada bu yağma e sömürü düzenin karşısında insanca bir yaşam talebiyle bir aradayız” diye konuştu.

    “TAKSİM EMEĞİN MEYDANIDIR”

    ‘Taksim emeğin meydanıdır, 1 Mayıs meydanıdır’ diyenlerin polis şiddetine maruz kaldığının altını çizen Serdar Kibar, “İktidar politikalarına tepki yerel seçimlerde iktidarı sarsmasına rağmen sermaye iktidarı yağma ve sömürü programını tavizsiz uygulama kararlılığında. İktidar, sonucu yoksulluk, işsizlik, geleceksizlik olan politikalara karşı gelişecek tepkileri bastırmak için her yolu deniyor. Tepkileri denetleyebilmek için ‘yumuşama’ söylemi geliştirerek muhalefeti de belirlemeye çalışıyor. Emeğin birlik, mücadele ve dayanışma günüden meydanlar emekçilere yasaklanmak isteniyor. İstanbul 1 Mayısında Taksim çevresinde adeta olağanüstü hal ilan ediliyor. ‘Taksim emeğin meydanıdır, 1 Mayıs meydanıdır’ diyenler polis şiddetine maruz kalıyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. 1 Mayıstan bugüne 48 arkadaşımız Taksim ‘1 Mayıs meydanıdır’ dediği, emeğin hakkını savunduğu için tutuklandı. Pazartesi günü yapılan ev baskınlarıyla gözaltına alınan 28 arkadaşımızın ise bugün savcılık ifadeleri alınacak. Taksim tutsaklarına özgürlük için, adalet için bir aradayız.
    İktidarın emekçilere meydan yasaklatan korkusunun nedenini biliyoruz. Geziden biliyoruz, Kobane’den biliyoruz. Sermaye iktidarı halkın örgütlü gücünü yenemeyeceğinin bilincinde” dedi.

    “İKTİDARIN GEZİ KORKUSU GEÇMEDİ”

    Haziran isyanın bir halk isyanı olduğunu söyleyen Serdar Kibar, “Bu toparlakların köklü direniş tarihine milyonların eşitlik ve özgürlük talebi olarak kazındı. İktidarın Gezi korkusu geçmedi. ‘Yumuşama’ söylemleriyle muhalefete ayar vermeye çalışanlar, Gezi Davası’nda verilen haksız ve hukuksuz kararla arkadaşlarımız iki yılı aşkın süredir özgürlüklerinden yoksun bırakmaya devam ediyor. Halkın iradesini önce Geziyi bastırarak yok sayan iktidar, halkın vekili Can Atalay’ı kendi hukukunu, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımayarak tutsak etmeye devam ediyor. Gezi halktır demek üzere, Gezi tutsaklarına özgürlük ve adalet için bir aradayız” ifadelerini kullandı.

    “KOBÂNE’NİN ÇIĞLIĞINA MİLYONLARCA İNSAN SES OLARAK SOKAKLARA ÇIKMIŞTI”

    Kürt halkının siyasi temsilcilerine, sosyalistlere, devrimcilere 400 yılı aşkın sürelerle cezalar verildiğini hatırlatan Kibar, şu ifadeleri kullandı:

    “Biliyoruz ki milyonlarca insan Kobanî Kumpas Davasında ceza alan Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş şahsındaki bütün tutsakların suçsuz olduğunu biliyor. IŞİD’in Kobane topraklarına saldırdığı, katliamlarına yeni katliamlar eklemek istediği bir süreçte, Kobâne’nin çığlığına milyonlarca insan ses olarak sokaklara çıkmıştı. Kürt halkı Kobâne’de IŞİD’e karşı direnirken, 2014 yılının Ekim ayında bu topraklarda yaşayan bütün halklar, Gezi direnişinin de ortaya çıkardığı kardeşlik ve mücadele bilinciyle, Kobâne direnişini selamlamış ve Kürt halkıyla sokakta buluşmuştu. Kumpas yargılamaları, onlarca yıllık cezalarla bastırılmak, yok edilmek istenen Kürt halkının eşitlik ve özgürlük mücadelesidir, halkların ortak mücadelesidir, biliyoruz.

    Kobane kumpas davasıyla tutsak edilen arkadaşlarımıza özgürlük ve adalet için bir aradayız. Eşitlik, Adalet, Özgürlük, Barış Mücadelesini Büyüterek Sürdüreceğiz. Karşımızda emeği, doğayı, kentlerimizi, yaşamlarımızı sömürerek, şiddetle bastırarak ayakta duran bir iktidar var. Biliyoruz ki yaşamı üreten milyonların eşitlik, özgürlük ve adalet talebi çok güçlü ve kazanacak. Karanlık gidecek Gezi kalacak,karanlık gidecek Kobane kalacak, Taksim emeğin olacak. Eşitlik özgürlük, barış ve adalet mücadelesini yanyana büyütmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Aydınlardan ve siyasetçilerden bildiri: 1 Mayıs tutukluları serbest bırakılsın!

    Aydınlardan ve siyasetçilerden bildiri: 1 Mayıs tutukluları serbest bırakılsın!

    PİEHA- Siyasetçi, yazar, gazeteci, sanatçı ve aydınlar, 1 Mayıs’ta polis barikatına karşı direndikleri gerekçesiyle tutuklanan 48 kişinin serbest bırakılması için bildiri yayınladı. Bildiride, “Hükümeti Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs kutlamalarına açılması gerektiği yönündeki AYM kararına uymaya ve Anayasa’nın 34. maddesini dikkate almaya çağırıyoruz” denildi.

    Hepsini Alacağız Kampanya Grubu’nun çağrısıyla, 100’ü aşkın aydın, yazar, gazeteci ve sanatçı, 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak istemeleri nedeniyle engellenerek tutuklanan 48 kişinin serbest bırakılması için ortak bir bildiri yayınladı.

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasına izin verilmemesini hak ihlali saydığı kararına atıf yapılan bildiride, AYM kararında, güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının engellendiği, hükümetin görevinin işçilerin ve yurttaşların 1 Mayıs’ı güvenli ve barış içinde kutlaması için gerekli önlemleri almakla yükümlü olduğu vurgusunun yer aldığı hatırlatıldı.

    Anayasa’nın 34. Maddesi’ndeki “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir” hükmüne işaret edilen bildiride, tutuklananların anayasal haklarının ihlal edildiğinin altı çizilerek, “1 Mayıs’ı tarihsel mekânı Taksim Meydanı’nda kutlamak suç değildir. Hükümeti Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs kutlamalarına açılması gerektiği yönündeki AYM kararına uymaya ve Anayasa’nın 34. maddesini dikkate almaya çağırıyoruz. İlgili makamlardan tutuklanan 48 kişiyi beklemeksizin serbest bırakılmasını talep ediyoruz” denildi.

    İMZACILAR

    Bildiride imzası bulunanların isimleri şöyle: “Yazar Abdulbaki Erdoğmuş, Yazar Abdullah Aysu, Abdurrahman Atalay, Diyarbakır Milletvekili Adalet Kaya, Doç. Dr. Ahmet Bekmen, Yazar Ahmet Ümiti, Alper Taş, Yazar Altay Öktem, Yazar Arlin Çiçekçi, Dr. Öğr. Üyesi Aslı Kayhan, Dr. Öğr. Üyesi Aslı Takanay, Şair Ataol Behramoğlu, Arş. Gör. Aybala Ertekin, Yazar, Senarist Ayfer Tunç, Aysel Tekerek, Yazar Ayşegül Devecioğlu, Yazar, İletişimci Ayşen Şahin, Tunceli Milletvekili Ayten Kordu, Gazeteci Bahadır Özgür, Oyuncu Barış Atay, Yazar Barış İnce, Gazeteci Barış Terkoğlu, Yazar, Yönetmen, Oyuncu Berat Beyoğlu, Gazeteci Berkant Gültekin, Yönetmen, Oyuncu Bilge Can Göker, Prof. Dr. Birol Çaymaz, İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, Yazar Bülent Tekin, Gazeteci Candan Yıldız, İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Dr. Öğr. Üyesi Cemil Yıldızcan, Doç. Dr. Ceren Sözeri, Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça Cupolo, Dr. Öğr. Üyesi Cihan Özpınar, Müzisyen Çağrı Sinci, İstanbul Milletvekili Çiçek Otlu, Avukat Çiğdem Akbulut, Yazar Dilek Yılmaz, Doç. Dr. Doğan Çetinkaya, Arş. Gör. Durusu Kadıoğlu, Avukat Efkan Bolaç, Gazeteci Elif Ilgaz, Oyuncu Emin Şentürk Suljic, Prof. Dr. Emine Beyza Üstün, Yazar Ender Helvacıoğlu, Yönetmen Enis Rıza Sakızlı, Yönetmen Emin Alper, İstanbul Eski Milletvekili Ercan Karakaş, Yazar, Yönetmen, Oyuncu Ercan Kesal, Yazar Ercüment Akdeniz, İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Dr. Öğr. Üyesi Ertan Erol, Doç. Dr. Esra Mungan, Yazar, Doç. Dr. Fatih Yaşlı, Urfa Milletvekili Ferit Şenyaşar, Prof. Dr. Feryal Saygılıgil, Yazar Gaye BoralıoğluProf. Dr. Gençay Gürsoy, Mardin Milletvekili George Aslan, Öğr. Gör. Göksu Coşkunlar, Gazeteci Gökçer Tahincioğlu, Dr. Öğr. Üyesi Görkem Doğan, Yönetmen, Oyuncu Gül Göker, Van Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sağyiğit, Van Milletvekili Gülderen Varlı, Avukat Gülizar Tuncer, Müzisyen Güneş Demir, Doç. Dr. Hakan Yücel, Gazeteci Hakkı Özdal, Müzisyen Haluk Çetin, Müzisyen Haluk Tolga İlhan, Yazar Hatice Eroğlu Akdoğan, Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan, İzmir Milletvekilli İbrahim Akın, Doç. Dr. İbrahim Alper Dizdar, TEGV Kurucusu İbrahim Betil, Şair İbrahim Karaca, Gazeteci İbrahim Varlı, İlhan Cihaner, Müzisyen İlkay Akkaya, Arş. Gör İlker Kafalı, Yönetmen İmre Azem, Gazeteci İrfan Aktan, Gazeteci İrfan Değirmenci, Gazeteci İsmail Arı, Prof. Dr. İzzettin Önder, Sendikacı Kamil Kartal, Gazeteci Kavel Alpaslan, Arş. Gör. Kıvanç Yiğit Mısırlı, Müzisyen Kutlu Özmakinacı, Oyuncu Levent Üzümcü, Van Milletvekili Mahmut Dindar, Yazar Mehmet Fırat Pürselim, Diyarbakır Milletvekili Mehmet Kamaç, Batman Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, Yazar Mehmet Said Aydın, Şırnak Milletvekili Mehmet Zeki İrmez, İstanbul Eski Milletvekili Melda Onur, Gazeteci Merdan Yanardağ, Oyuncu Mert Fırat, Prof. Dr. Metin Özuğurlu, Murat Kapıkıran, Yazar Murat Uyurkulak, Öğr. Gör. Mustafa Cengiz Arın, Şair, Yazar Mustafa Köz, Yönetmen Nebil Özgentürk, Dilbilimci, Çevirmen Necmiye Alpay, DGD-Sen Genel Başkanı Neslihan Acar, Şair Nevzat Çelik, Şırnak Milletvekili Newroz Uysal, Dr. Öğr. Üyesi Nur Tuğçe Biga, Yazar Olcay Kunal, Hakkari Milletvekili Onur Düşünmez, Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, Oyuncu Orhan Alkaya, Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Yazar Orhan Silier, Müzisyen Ozan Çoban, Yazar Özge Doğar, İstanbul Milletvekili Özgül Saki, Dev Yapı-İş Genel Başkanı Özgür Karabulut, Yönetmen Pınar Yıldırım, KESK Eski Genel Başkanı Sami Evren, Siirt Milletvekili Sebahat Erdoğan, Arş. Gör. Seçil Doğuç, Doç. Dr. Selin Pelek, Yayıncı, Yazar Semih Gümüş, Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, Yönetmen Serkan Acar Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, Yazar Sezai Sarıoğlu, Yazar Sibel Özbudun, DİSK Enerji-Sen Genel Başkanı Süleyman Keskin, Şair Şükrü Erbaş, Yazar Temel Demirer, Gazeteci Timur Soykan, Yönetmen Turgay Kantürk, Gazeteci Turgut Dedeoğlu, Gazeteci Uğur Koç, Yazar Uğur Portakal, Hakkari Milletvekili Vezir Coşkun Parlak, Gazeteci Yaşar Aydın, Iğdır Milletvekili Yılmaz Hun ve Eski İzmir Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı.”

    (HABER MERKEZİ)

  • AYM’den ‘tek tip elbise’ düzenlemesine iptal kararı

    AYM’den ‘tek tip elbise’ düzenlemesine iptal kararı

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi (AYM), cezaevlerinde tek tip kıyafet zorunluluğu getiren düzenlemeyi iptal etti.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), 15 Temmuz 2016 askeri kalkışma sonrası “darbe ve örgüt suçlularına” tek tip kıyafet zorunluluğu getiren düzenlemeyi iptal etti. Kararda, düzenlemenin “gereklilik kriterlerini taşımadığı” belirtildi.

    Düzenlemenin iptali için yapılan başvuruyu inceleyen AYM, tek tip elbise dayatmasının tutukluların “sembol veya yazı içeren kıyafetlerle duruşma düzenini bozmalarının” engellenmesinin amaçlandığı ancak ulaşılmak istenilen amaç bakımından “gereklilik kriterini taşımadığı” belirtti.

    AYM kararında şu ifadelere yer verildi:

    “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda duruşmanın düzen ve disiplininin tesisine yönelik hükümlere yer verilmiştir. Kanun’un 203. maddesinde mahkeme başkanı veya hâkimin duruşmanın düzenini bozan kişiyi savunma hakkının kullanılmasını engellememek koşuluyla salondan çıkarttırabileceği düzenlenmektedir. 204. maddesinde ise sanığın davranışları nedeniyle hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşıldığında duruşma salonundan çıkarılacağı ve sanığın duruşmada hazır bulunması dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görülmezse, oturumun yokluğunda sürdürülüp bitirilebileceği belirtilmiştir.
    Görüleceği üzere tutuklu veya hükümlünün duruşma düzenini bozmaya yönelik sembol veya yazı içeren kıyafet giymesi durumunda 5271 sayılı Kanun’un 203. ve 204. maddeleri uygulama alanı bulabilecektir. Bu nedenle, belirli kıyafetler giyilmesinin zorunlu kılınması şeklinde sınırlama öngören kuralın ulaşılmak istenilen amaç bakımından gereklilik kriterini taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nde siyasi tutuklulara iki yeni soruşturma

    Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nde siyasi tutuklulara iki yeni soruşturma

    İstanbul Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi B-6 koğuşundaki siyasi tutuklulara iki yeni soruşturma açıldı.

    Hapishanelerde tutuklular üzerindeki hak gaspları ve baskılar her geçen gün artıyor. Devletin hapishanelerdeki tecrit politikasına her gün bir yenisi ekleniyor.

    Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nin B-6 koğuşunda gardiyanların yaptığı arama sırasında hapishanenin kantininde satılan kalem ve çekpas gibi eşyalara el konuldu. Hapishanede dolma kalem bulundurmak suç sayılarak, hücresinde dolma kalemin çıktığı tutukluya ise soruşturma açıldı.

    Edinilen bilgilere göre, tüm koğuşa açılan ikinci soruşturmanın gerekçesi kapılara vurmak olarak gösterildi. Başka bir koğuştan gelen kapı dövme seslerini duyan kadın tutuklular ilk önce gardiyanları çağırarak duruma dair bilgi almak istediler ancak tutsakların ısrarlarına rağmen saatlerce bilgi verilmedi. Diğer koğuştaki kadınlar için endişelenen B-6 koğuşunda kalan tutuklular bilgi alana dek kapı dövme eylemi yaptılar.

    Soruşturma evrakında, çıkması muhtemel olan cezaya dair ise kınama cezasından hücre cezasına kadar ucu açık ibareler bulunuyor.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Aysel Tuğluk’un tahliye edilmemesi intikamcı bir yaklaşımdır’-VİDEO

    ‘Aysel Tuğluk’un tahliye edilmemesi intikamcı bir yaklaşımdır’-VİDEO

    PİRHA-Aysel Tuğluk’un sağlık durumuna dikkat çeken Alevi aktivist Çilem Küçükkeleş ile Sanatçı Güler Gültekin, hasta tutukluların tedavilerinin yapılabilmesi için tahliye edilmesi gerektiğini ifade etti. Küçükkeleş, Tuğluk’un tahliye edilmemesini “Bu yaklaşımın adı intikamcı bir yaklaşımdır, bir cezalandırma değildir” şeklinde yorumladı. Gültekin ise Tuğluk’a yapılanların vicdana sığmadığını söyledi. 

    Alevi aktivist/gazeteci Çilem Küçükkeleş ile Sivas Madımak’ta katledilen Hasret Gültekin’in ablası Güler Gültekin, cezaevi koşullarında sağlık durumunun kötüleştiği duyurulan ve tedavi edilmesi için infaz erteleme başvurusunda bulunulan Aysel Tuğluk’un durumuna ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “CEZALANDIRMA DEĞİL, İNTİKAMCI BİR YAKLAŞIM”

    “Bence çok intikamcı bir yaklaşım var” diyen Küçükkeleş, Aysel Tuğluk’un durumu ile birlikte hasta tutukluların çok daha görünür hale geldiğini söyledi.

    Küçükkeleş, “İnsanlar ölüm cezası almadılar, Türkiye de böyle bir ceza yok, kaldırıldı idam. Ama bir şekliyle dört duvar arasında ölmeleri için asıl devlet elinden ne geliyorsa yapıyor, tedavi olmamaları için bu yaklaşımın adı intikamcı bir yaklaşımdır, bir cezalandırma değildir. Bir suçtan dolayı özellikle Aysel Tuğluk’la kamuoyunda çok görünür hale geldi. Ama biz çok daha ağır hastaların da olduğunu, ilaçlarına ulaşamadıklarını, yeteri kadar tedavi göremediklerini çok iyi biliyoruz ki belki bunu en çok galiba Gezi üzerinden teşhis ettik” dedi.

    Küçükkeleş şöyle devam etti:

    “İçerdeki insanın psikolojisi, ne yaşadığı hayatta kalması gibi bir kavram asla yok ve bugün sokaklarda hani bahsedilen birçok şiddetin en babası diyelim çünkü devlet biraz babadır. Bu şiddetin en babası en uygulayıcısı haline gelmiştir. Oysaki devlet niye vardır? İnsanlar için en çokta belki koruma duygusundan dolayı vardır. Devlet niye vardır? En adil yaklaşsın diye vardır. Devlet niye vardır? İnsanların çözemediği problemleri çözsün diye vardır. Bunun için sağlık kurumları yapar, bunun için çeşitli hizmetler sunar. Tamda bunu yapması gereken bugün bu hizmetleri yapmayarak insanları ölüme terk ediyor.”

    “DEVLET, İÇERİDEN ÇIKAN HER CENAZENİN FAİLİDİR”

    “Devlet, her içeriden çıkan cenazenin failidir” diyen Küçükkeleş, demokratik kamuoyunun hasta tutuklulara sahip çıkması gerektiğini kaydederek, şunları söyledi:

    “‘Hangi suç olursa olsun’ gibi bir cümle hep kurarız. Bu durumlardaki maalesef aslında suçu olmayan, düşünen, düşündüğü için de bu devletle aynı yere düşmeyenlere çok intikamcı bir yaklaşım var tam tersi. Geçtiğimiz yıl hepimizin hep birlikte gördüğü gibi toplumun suç işleyenlerin dışarı çıktığı ama devlete karşı suç işleyenlerin (ki bu suçu tekrar parantez içine almak isterim) devlet gibi düşünmeyenlerin, onun yaptığını doğru bulmayanların, ‘başka bir hayal, başka bir dünya, başka bir hal mümkün’ diyenlerin bugün başına gelenlerdir.

    Bunun içinde toplumsal bir refleks gerçekten vermek gerekiyor, sahip çıkmak gerekiyor. Tam da bu devlete bizim öyle bakmadığınızı anlatmak gerekiyor. Hasta tutsaklar için tüm demokratik kamuoyu, tüm demokratik kitle örgütleri, yaşamın her anında herkesin buna sahip çıkması önemli. Çünkü burada hepimize de bir mesaj var. Belki bir çoğumuzun içinden geçen de ‘Allah kimseyi devletin kapısına düşürmesin’ duygusunu, ‘oradan herhangi bir şey beklememe’, tam tersi ‘orayı çok zalim görme’, ‘orayı çok gaddar görme’ ve asla ‘oradan hizmet beklememe’ mesajını hepimize ilettiğini de düşünüyorum. Bu yönüyle hasta tutsakların durumu, tek kişiye ait yaşanmış bir şey değil, tam tersi bütün bir topluma verilen bir ders gibidir.”

    “VİCDANA, HUKUKA SIĞMAYACAK BİR DURUM”

    Hasret Gültekin’in ablası, sanatçı Güler Gültekin ise düşüncelerini şöyle dile getirdi:

    “Yaşadığımız sistemde devlet maalesef bizlere ölümü, yok edilişin her türlüsünü layık gördüğü için cezaevlerinde bu son dönemlerde sıkça aldığımız ölüm haberleri ile de aynı şekilde aynı düşünceyi takip eder bir hal almıştır. En üzücüsü ise bunca yaşanan acılar artık her güne, her tarihe birçok acı sığdırır hale geldiğimiz bu çağda özellikle cezaevlerinde hükümleri verildiği halde ayrıca da keyfi ölümlere terk edilmek, her türlü haktan yoksun, tedavi hakkından yoksun, yakınlarını görmekten yoksun olmak çok acı verici.

    Hiçbir vicdana, hiçbir hukuk anlayışına sığmayacak bir durum. Bunun devamında en büyük tedirginliğim bir Alevi kadın, bir Kürt kadını olarak da bu sürecin daha da böyle devam etmesi, daha çok acı haberler almamız, daha çok ölümlerin cezaevinde olması. Bir an önce bu hukuksuzluğa son verilmeli. Hasta olan tutuklular serbest bırakılmalı, her türlü görüş haklarını özgürce kullanabilmeli. Yaşananlar, insanlık onuruna yakışmayan bir durum diye düşünüyorum.”

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    1-Dersim Barosu: Aysel Tuğluk ve diğer hasta tutukluların infazı ertelensin
    2- Sanatçı Aynur Doğan, hasta tutuklu Aysel Tuğluk için adalet istedi
    3-Ali Kenanoğlu: Alevi kurumları, Aysel Tuğluk’a olan vefa borcunu ödemeli!
    4-‘Hafıza kaybı’ yaşayan Aysel Tuğluk için infaz erteleme talep edildi
    5- ‘Aysel Tuğluk, annesine yapılanları ve buna müsaade edenleri unutmadan yaşar’
    6-ATK, Aysel Tuğluk’un talebini reddetti
    7-‘Aysel Tuğluk bir an önce tahliye edilmelidir’
    8-Ulutaş ve Tunçdemir’den çağrı: Aysel Tuğluk geç olmadan tahliye edilmelidir!
    9-Dersimli kadınlardan çağrı: Aysel Tuğluk serbest bırakılsın; zalimlik yapılmasın
    10-‘Aysel Tuğluk yüreğindeki acıları belleğini karartarak susturdu bizler unutmayalım, hatırlatalım’
    11- Avukat Yoleri: Hasta mahpuslar, sağlığa erişim engeli nedeniyle yaşamlarını yitiriyorlar
    12-DAD Eş Genel Başkanı Kulu: Cezaevindeki her insanın sesine ses olmalıyız
    13-Figen Yüksekdağ: Zulüm yanıbaşımızda yaşıyoruz, Aysel Tuğluk’a dönük baskıya son verilmeli!
    14-68 kadın örgütünden Aysel Tuğluk için tahliye çağrısı!
    15-DEDEF Kadın Meclisi: Aysel Tuğluk ve tüm hasta mahpuslar serbest bırakılsın
    16-Aysel Tuğluk’un abisi Aladdin Tuğluk: Tek talebimiz doğru bir teşhis ile tedavi edilmesi

  • Fırat: Cezaevlerindeki adaletsizliğe ve hasta tutukluların sesine ses verin-VİDEO

    PİRHA-Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, cezaevlerindeki hasta tutuklular için dayanışma çağrısı yaptı. Fırat, “Cezaevlerindeki adaletsizliğe ve hasta tutsakların seslerine ses verilmesi gerekiyor” dedi. 

    Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün resmi rakamlarına göre 28 Şubat 2021 itibarıyla hapishanelerde toplam 276.438 tutuklu bulunuyor. Bu sayıya, Covid-19 tedbirleri kapsamında cezasının infazı durdurulan tutuklular da dahil.

    Tecride karşı cezaevlerinde başlatılan açlık grevi eylemi ise 173’üncü gününe girdi. Mahmur’da başlatılan eylem 152, Yunanistan’da ise 135 gündür devam ediyor.

    Cezaevindeki adaletsizliğe ve sağlık durumu iyi olmayan mahpuslara ilişkin PİRHA’ya konuşan Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, “Bir insan kendi bedenini adalet istemiyle açlıkla sınıyorsa, bu da ölümlere neden oluyorsa, birileri bu sesi duymuyorsa gerçekten bu coğrafyada ki insanların hepsinin utanması gerekiyor” dedi. 

    YETKİLİLERİN KULAK VERMESİ GEREKİYOR”

    “Cezaevindeki adaletsizliğe oradaki sağlık durumu iyi olmayan mahkumların serbest kalması için açlık grevinde olan dostlarımızın seslerine ses verilmesi gerekiyor” diyen Fırat, şunları kaydetti:

    “Ben cezaevlerindeki tecritlerin kaldırılmasını arzuluyorum ve bunu her canımızın söylemesi gerekiyor. Hasta ve rahatsız olan canlarımızın cezaevinde bırakmak kindarlıktır. Lütfen artık içinizdeki nefreti, kini bir kenara bırakıp insanlara sevgi ile bakın, insanların söylemlerine kulaklarınızı kapatmayın, gönüllerinizi açın. Bu coğrafyanın sevgiyle, kardeşlik ve beraberlikle yoğrulması gerekiyor. Cezaevlerindeki canlarımızın, arkadaşlarımızın seslerine yetkililerin kulak vermesi gerekiyor.”

     PİRHA /İSTANBUL

  • ‘Askeri operasyonlara katılanlar gardiyanlık yapıyor’

    ‘Askeri operasyonlara katılanlar gardiyanlık yapıyor’

    Elazığ Hapishanesi’nde artan hak ihlalleri üzerine tutuklularla görüşen HDP Milletvekili Musa Farisoğulları, yaşanan ihlalleri tek tek sıralayarak, Elazığ Hapishanesi’nin bir laboratuvar olarak kullanıldığını söyledi.

    Bölgede askeri operasyonlara katılan kişilerin hapishane içerisinde de gardiyanlık yaptığını belirten Farisoğulları darp edilen ve kolu kırılan tutuklular olduğunu belirtti.

    Sürekli hak ihlalleriyle gündeme gelen Elazığ 2 No’lu T Tipi ve Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutukluların koğuşları basılarak, darp edildiği, keyfi disiplin cezalarının verildiği, gazete ve kitaplara el konulduğu ileri sürüldü. Bu iddialar üzerine Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Musa Farisoğulları, cezaevindeki tutuklularla görüştü.

    HDP’li vekil Farisoğulları, Elazığ 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nde bulunan HDP Dersim eski İl Eşbaşkanı Ergin Doğrul ve Elazığ Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanlık Divanı üyesi ve Kars eski Milletvekili Mülkiye Birtane ile görüştüğünü, diğer tutuklularla görüşme başvurularının kabul edilmediğini söyledi. Yaşanan hak ihlallerine ilişkin “Kelimeler kifayetsiz kalıyor” diyerek özetleyen Farisoğulları, cezaevinin keyfi tutum içerisinde olduğunu belirtti.

    “GARDİYANLAR SIRADIŞI BİR ŞEKİLDE SALDIRIYOR”

    Askerlerin gardiyan yapıldığını söyleyen Farisoğulları, Elazığ Cezaevi’nde “A ve B takımı” diye tanımlanan özel ekiplerin olduğunu kaydetti. Söz konusu gardiyanların bölgenin birçok yerinde askeri operasyonlara katıldığını belirten Farisoğulları, gardiyanların tutuklulara karşı kin ve nefretle yaklaştığını belirtti. Gardiyanların sıradışı bir şekilde tutuklulara saldırdığını dile getiren Farisoğulları, geçtiğimiz günlerde gardiyanların saldırısında birçok tutuklunun darp edildiğini, bir tutuklunun ise kolunun kırıldığı bilgisini verdi.

    KEYFİ DİSİPLİN CEZALARI

    Tutukluların, gardiyanların arama adı altında koğuşlara girip her tarafı dağıttığını ve arama sırasında bir şey bulunmamasına rağmen keyfi tutanakların tutulduğunu ifade eden Farisoğulları, tutulan tutanaklar sonucunda keyfi disiplin cezalarının verildiğini söyledi. Disiplin cezalarıyla tutukluların infazlarının yakıldığına dikkat çeken Farisoğulları, “Cezası az kalmış kişilerin, gelecek olan yargı reformu paketiyle tahliye edilmeleri bekleniyor. Şimdiden öyle bir durumda, tahliye edilmelerinin önüne geçmek adına disiplin cezaları veriliyor. Cezaevlerin 3 disiplin cezası alan bir tutuklunun bu haktan yararlanması mümkün değil” diye belirtti.

    “ELAZIĞ CEZAEVİ BİR LABORATUVAR GİBİ”

    Tutuklulara bazı gazete ve dergilerin verilmemesine ilişkin konuşan Farisoğulları, “Elazığ Cezaevi bir laboratuvar olarak kullanılıyor. Komisyondan geçmiş bir kitap incelenip mühürlendikten sonra tutukluya verilmesi gerekiyor. Buna rağmen bir arama gerçekleştiği zaman o kitaplar bahane edilerek, tutuklulara disiplin cezaları veriliyor. En basit bir demokratik hak ve talebe dahi büyük cezalarla karşılık veriliyor” diye konuştu.

    ADALET BAKANLIĞI CEVAP VERMİYOR

    Elazığ Cezaevi’ndeki hak ihlallerinin PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması talebiyle başlatılan açlık grevi eylemlerinin sonlandırılması ardından ciddi oranda arttığını söyleyen Farisoğulları, “Cezaevlerindeki durum, dışarda yaşanan Kürt düşmanlığını besleyen bir tutumun yansımasıdır” dedi. Daha önce defalarca Elazığ Cezaevi’nde yaşanan ihlalleri Meclis gündemine taşıyarak, Adalet Bakanlığı’na sorduklarını belirten Farisoğulları, önergelere cevap verilmediğini ve hak ihlallerinin gittikçe arttığını kaydetti. Bu hak ihlallerine karşı daha önce rapor açıkladıklarını ve meclise soru önergesi verdiklerini belirten Farisoğulları, bunlara bir cevap verilmediğini ve uygulamaların artarak devam ettiğini dile getirdi.

    AÇLIK GREVİNDEN SONRA 45 GÜN HÜCRE CEZASI

    Öte yandan İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi’nden edinilen bilgilere göre, Elazığ 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nde 4 yıldır tutuklu bulunan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Cihan Gökalp (28), ailesiyle yaptığı görüşmede açlık grevinden sonra kendisine 45 gün hücre cezası verildiği, her gün koğuşları basıldığı ve bunlara tepki gösterenlerin saldırılara maruz kaldığını belirtti. (MEZOPOTAMYA AJANSI)

  • İHD’den yeniden yargılamalarla ilgili açıklama-VİDEO

    İHD’den yeniden yargılamalarla ilgili açıklama-VİDEO

    PİRHA- Yeniden yargılamalarla ilgili yapılan basın toplantısında kamuoyunda duyarlılık oluşturmak için bir kampanya başlatılacağı ve mahpuslara avukat desteği sağlanacağı belirtildi. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) ve Özel Yetkili Mahkemeler’de (ÖYM) yargılan ve ceza alanların infazının durdurulması taleplerine ilişkin yaşanan çifte standartlarla basın toplantısı gerçekleştirdi. Toplantının yapıldığı salona “Yeniden yargılanmalarda eşitlik istiyoruz” pankartı asıldı.

    İlk sözü alan avukat Ercan Kanar, Türkiye’de yargının hiçbir zaman bağımsız, eşit ve tarafsız olmadığına dikkat çekerek 12 Eylül’de sol görüşçü insanların idam edilirken, sağ görüşlülerin 2-4 yıl gibi cezalar aldığını ve 1990’lar sürecinde de böyle olduğunu vurguladı. Şimdi de bir şeyin değişmediğini ifade eden Kanar, “Yargılamasında usulsüzlük olduğu için Abdullah Altun’un yeniden yargılamasına karar verilerek infazı durduruldu, serbest bırakıldı. Bunu emsal göstererek birçok radikal İslamcı örgütlere üye, Hizbullahçı insanlar serbest bırakıldı” dedi.

    “ŞİMDİKİ DÖNEM ÖYM VE DGM’LERDEN KÖTÜ”

    Yargının solcular ve Kürt muhalifler için engizisyon görevi gördüğünü dile getiren Kanar, “DGM yargılamaları 12 Eylül’den daha geriydi, ardından gelen ÖYM’ler DGM’lerden daha da kötüydü. Şimdiki dönem hepsinden kötü… Sorgular tamamlanmadan cezalar verildiği bir dönem yaşıyoruz. Avrupa’daki hukuk örgütleri AİHM tarafından yargı kararları için Türkiye’nin uyarılması gerektiğine dair rapor hazırladı. Yargı siyasi bir perspektifle çalışıyor. Bizler sağcı, solcu, dinci diye ayrım yapmayız ama yapılan uygulama Hizbullah’ı ve kökten dincileri kapsıyor. Bu eşitlik ilkesini çiğneyen haksız uygulama son bulmalı” diye konuştu.

    “HİZBULLAH ÜYELERİ BASİT DİLEKÇELERLE SERBEST BIRAKILDI”

    Avukat Gülizar Tuncer, yargının daima siyasi ve ayrımcı olduğunu kaydederek “Hiçbir dönemde bu kadar çürümüş değildi yargı. Sadece Diyarbakır’da 100’ün üzerinde Türkiye’de 500’ün üzerinde Hizbullahçı serbest bırakıldı. Sadece İbdace değil, IŞİD ve El Kaide mensupları da serbest bırakıldı. Büyük bir ayrımcılık var, 1990’lı yıllarda yüzlerce insanın yaşamını yitirmesine neden olan insanlar bırakılıyor. Onların dava dosyalarında işkence kasetleri, öldürdükleri insanların videoları, çok sayıda patlayıcı gibi malzemelerle yakalandıkları var. Memleketin dört bir yanında Hizbullah üyeleri basit dilekçelerle serbest bırakıldı. Siyasi boyutu da hukuki boyutu kadar önemli, yeni bir gerici savaşa mı hazırlanıyor devlet” diye ifade etti.

    Muhaliflerden göstermelik olarak 7-8 kişinin serbest bırakıldığına dikkat çeken Tuncer, “AYM ve AİHM kararları olmasına rağmen serbest bırakılmayan birçok muhalif var. Bu insanlar 1990’larda yasak, sorgu yöntemleriyle, hukuka aykırı yöntemlerle imzaladıkları kağıt parçaları ile mahkum edildiler. Bizim dava dosyalarımızda yeniden yargılama taleplerimiz kabul edilmiyor, bu hukuksuzluk son bulsun!” dedi.

    “ADALET İSTİYORUZ, ADALET YOK”

    22 yıldır tutuklu bulunan Suat İncedere’nin babası Tevrat İncedere, çocuğunun aldığı cezayı hak etmediğini belirterek şunları söyledi: “Adalet istiyoruz, adalet yok. Sağcılar serbest bırakılıyor, solcular içeride. İlgililere sesleniyorum; ‘adalet istiyoruz, insanca hep birlikte yaşamak istiyoruz! Çocuklarımızı serbest bıraksınlar, acı çekiyoruz. Çocuklarımıza yazık değil mi?’”

    “KANUN VARSA BİZE DE UYGULANSIN”

    23 yıldır tutuklu olan Erol Dündar’ın yengesi Nazife Çınar ise şunları söyledi:

    “1996’dan beri gitmediğim cezaevi kalmadı. Kaynım bu cezayı alacak hiçbir şey yapmadı. En büyük suçları işleyenler dışarıda, bizimkilerin de dışarı çıkmasını istiyoruz. Herkese davranıldığı gibi davranılsın bize de. Biz de insanız.”

    Yine tutuklu bulunan Yüksel Yiğitdoğan’ın ablası Yeşim Raynegen, “1999’dan beri kardeşim içeride. Ben eşitlik istiyorum, insanca yaşamak istiyorum. Hak varsa kardeşimin de yararlanmasını istiyorum, başka bir şey istemiyoruz. Suçsuz yere yatan insanları bırakın!” dedi.

    20 yıldır cezaevinde olan Mahmut Yaman’ın yengesi Nezihe Yaman ise “Anneler ağlamasın, çocuklar ölmesin. Biz bunları hak etmiyoruz. Özgürlük istiyoruz, dilimizi konuşmak istiyoruz” diye konuştu.

    26 yıldır cezaevinde olan Dağıstan Öztürk’ün yeğeni Özgür Öztürk, de “Af beklentileri falan yok. Sadece kanun uygulanıyorsa bize de uygulansın istiyorlar. Orada gerçekten hiçbir suçu olmayan insanlar yatıyor” diye ifade etti.

    26 yıldır tutuklu olan Nizamettin Bertan’ın ağabeyi Nihat Bertan, kardeşinin darbe anayasasıyla yargılanıp ceza aldığını belirterek, “90’larda hapishaneye girmeyen insan kalmadı Kürtlerden. Bizim amacımız hukukun işlediği bir ülke” dedi.

    “İÇERİDE YAŞAMI ÇOĞALTMAYI ÖĞRENDİK”

    Türkiye’nin en uzun süreli kadın mahpusu Güneş Arduç Eliuygun, müebbetle yargılanmış. Cezaevinde ‘dışarıyı’ hep tırnak içinde söylediklerini ifade eden Eliuygun, “Şimdi müebbet arkadaşların içeriden çıkabileceği heyecanıylayım. Bu içeride hep yaşanır umarım bu sefer gerçekleşir. İnsanca yaşama bağlamında 30 yıl çok acımasız. Devrimci tutsaklar için de siyasi tutsaklar için de içerisi dört duvar olmamıştır. Biz içeride yaşamı çoğaltmayı öğrendik ama buna rağmen mahpusluk hiç insani değil. Ağırlaştırılmış müebbetle geliyor genç arkadaşlar. İnsanlara bu cezaları çok kolay veriyorlar. Ne zaman adil yargılandık ki. İnsanca bir dünya için mücadele etmeyi unutmamalıyız.” diye konuştu.

    TUTUKLULAR İÇİN KAMPANYA BAŞLATILACAK

    Yeniden yargılamalar için toplumsal duyarlılığın önemine vurgu yapan Eliuygun, cezaevlerinde bulunan çoğu mahpusun avukatının olmadığını ve dilekçelerini kendilerinin yazmak zorunda kaldıklarını ifade etti. Eliuygun, toplumda duyarlılık oluşturmak için kurumlara çağrı yapacaklarını ve mahpuslara avukat desteği sağlayacaklarını da ekledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEDEF cezaevindeki hak gaspları için 17 Nisan’da açıklama yapacak

    DEDEF cezaevindeki hak gaspları için 17 Nisan’da açıklama yapacak

    PİRHA- Dersim Dernekleri Federsyonu (DEDEF) 17 Nisan Çarşamba günü İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde yapacağı açıklamayla tutukluların maruz kaldığı baskılara dikkat çekecek. 

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), 17 Nisan Çarşamba günü saat 12.30’da İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde ‘Tutsaklarımıza ses olmaya çağırıyoruz’ sloganı ile tutukluların durumuna dikkat çekmek için basın açıklaması yapacak. DEDEF, tüm baskıların son bulması için basın açıklamasına çağrıda bulundu.

    DEDEF’in hazırladığı çağrı metninde şu ifadelere yer verildi:

    Dersim Dernekleri Federasyonu üyelerininde içinde bulunduğu Silivri 2 No’lu Cezaevinde tutuklulara yönelik yapılan hak gaspı, keyfi uygulama ve fiziki saldırılar artarak devam etmektedir. Tutuklu arkadaşlarımızın müzik aletlerine el konulması, telefon vb haklarını kullanmak üzere getirilirken ve götürülürken başlayan sözlü tacizler artık saldırı boyutunu aşmıştır.” (HABER MERKEZİ)

  • SES’ten Adalet ve Sağlık Bakanlığına çağrı: Diyalog zemini oluşturulsun-VİDEO

    SES’ten Adalet ve Sağlık Bakanlığına çağrı: Diyalog zemini oluşturulsun-VİDEO

    PİRHA- Sağlık durumu kritik eşiği aşan tutuklu HDP Milletvekili Leyla Güven’in açlık grevi eylemi 76’ncı gününde devam ediyor. TTB, Güven’in sağlık durumunun bağımsız bir hekim heyeti tarafından takip edilmesi için cezaevi savcılığına yaptıkları başvurunun Adalet Bakanlığınca reddedildiğini açıkladı. SES ise Sağlık ve Adalet Bakanlığı’na can kaybı yaşanmadan diyalog zemininin oluşturulması için çağrıda bulundu.

    Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in açlık grevi bugün 76’ncı gününde.

    Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Güven ile beraber 250’yi aşkın tutuklunun da açlık grevi eylemi devam ediyor.

    TTB’NİN TALEBİNE RED 

    Sağlık durumu gittikçe kötüye giden Güven’in durumuna ilişkin Türk Tabipleri Birliği (TTB) Açlık Grevi İzleme Heyeti Üyesi Cigerxun Polat bir açıklama yaptı.

    Açlık grevi eylemcilerinin yoğun semptomlarının kendilerine ulaştığını belirten Polat, “Leyla Güven’le ilgili bize ulaşan bilgiler çok yoğun yorgunluk, bulantı, kusma, sıvı alamama durumu söz konusudur” dedi.

    Güven’in sürdürdüğü açlık grevi eylemi nedeniyle avukatları aracılığıyla yakınlarının Diyarbakır Tabipler Odası’na başvurması üzerine Diyarbakır E Tipi Cezaevi savcısıyla görüştüklerini aktaran Polat, “Leyla Güven için bağımsız bir hekim heyetinin oluşturulmasını ve sağlık durumuna dair tespitleri yapmasını talep ettik ancak Adalet Bakanlığı tarafında ret cevabı aldık” dedi.

    Polat, bakanlığın, “Uygun değil, gereken müdahaleleri kendimiz yaptık” dediğini aktardı.

    SES’TEN ÇAĞRI

    Cezaevlerine yayılan açlık grevlerine dair bir açıklama da Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’ndan (SES) geldi.

    Ankara’daki SES genel merkez binasında düzenlenen toplantıda konuşan SES Eş Genel Başkanı İbrahim Kara, açlık grevi eylemlerinin kritik aşamada olduğunu belirtti.

    Kara, sendikalarına ulaşan bilgilere göre 22 Ocak tarihi itibari ile 60 cezaevinde 293 kişinin açlık grevi eyleminde olduğu bilgisini paylaştı. Kara, açlık grevindekilerin durumlarının tespiti için sağlık örgütleri ve insan hakları örgütlerinden oluşan bir heyetin cezaevlerini ziyaret etmesine izin verilmesini istedi.

    Ayrıca Kara, tutuklu ve hükümlülerin kalıcı zarar görmemesi ve can kayıplarının yaşanmaması için Adalet Bakanlığı’nı ve Sağlık Bakanlığı’nı diyalog zemini oluşturarak gerekli adımları atmaya davet etti.

    Açıklamada, “Cezaevlerinde açlık grevi yapan tutuklu ve hükümlülerin sağlık durumlarına ilişkin avukatlarından ve görüşmecilerinden almış olduğumuz bilgilere göre kritik aşamaya gelinmiştir. Özellikle Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde tutuklu olan ve süresiz dönüşümsüz açlık grevinin 76. gününde olan Leyla Güven’in bitkin ve yorgun olduğu, ciddi kilo kaybı yaşadığı, görme bozukluğu olduğu, tansiyon düşüklüğü yaşadığı, eklem ve kas ağrıları çektiği, bulantı nedeniyle sıvı almada zorlandığı, ses ve gürültüye karşı hassasiyetinin olduğu ve özellikle son bir hafta içerisinde enfeksiyon bulgusu olabilecek ateş yüksekliği şikayetlerinin olduğu, avukat ve ziyaretçi görüşmesine çıkmakta zorlandığı ifade edilmektedir.” denildi.

    “Cezaevlerinde görev yapan ve açlık grevcilerinin sağlığından da sorumlu olan sağlık emekçilerini bu değerlere bağlı kalmaya, açlık grevcilerinin sağlık durumunun izlenmesinde rehber niteliğindeki Malta Bildirgesi’ne uygun davranmaya çağırıyoruz” denilen açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Tutuklu ve hükümlülerin ‘hekim seçme ve 2. bir görüş alma hakkının kullandırılması gerekmektedir, sendikamız böyle bir talep olması durumunda sağlık kontrollerinin yapılabilmesi için sorumluluk alacaktır.

    Cezaevinde kalanların onurları, insan hakları, yaşam hakkı ve sağlık hakkının korunması devletin sorumluluğundadır. Açlık grevlerinin herhangi bir aşamasında cezaevi kurumlarının olası şeker, tuz ve vitamin yasağı, yaşam hakkı bağlamında zamana yayılmış işkence ve kötü muamele olarak ele alınabilecek bir tutumdur. Bu ve benzeri tutumlar ne yazık ki, geçmiş yıllardaki açlık grevlerinde sakat kalma ya da ölümle sonuçlanabilecek ağır sonuçların yaşanmasına neden olmuştur.

    Bu nedenle açlık grevi yapanların sağlık çalışanları tarafından düzenli takip edilmesi, ihtiyaçları olan su, tuz, şeker ve B1 vitamininin sağlanması, kendilerine bakamayacak duruma geldiklerinde refakatçilerinin olması, zor kullanmaktan kaçınılması gibi konular ek sağlık sorunları ortaya çıkmasını engelleyecektir.

    Yine açlık grevi yapanların açlık grevini bıraktıklarında en az sağlık sorunu yaşamalarına olanak verecek bakımını ve bırakanların tedavi koşullarının sağlanması için çaba harcamak, yaşam ve sağlık hakkının gerçekleşmesi devletin sorumluluğundadır. Açlık grevlerinde “sıvı, B grubu vitamin, tuz, şeker ve karbonat” alımı yaşamsal olduğu kadar, eylem sonlandıktan sonra kalıcı beyin hasarlarının önlenmesi açısından da kritik önemdedir.

    Vücutlarında engellik oluşturacak tahribatlar oluşmaması ve ölümlerin yaşanmaması için hükümeti ve ilgili bakanlıkları ulusal ve uluslararası sözleşmelere uygun, insan hakkı ve yaşam hakkını savunan bir tutum içerisinde olmaya davet ediyoruz. Tutuklu ve hükümlülerin kalıcı zarar görmemesi ve can kayıplarının yaşanmaması için Adalet Bakanlığı’nı ve Sağlık Bakanlığı’nı diyalog zemini oluşturarak gerekli adımları atmaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Tarsus Cezaevi’nde IŞİD’liler siyasi tutuklularla aynı koğuşa konuluyor

    Tarsus Cezaevi’nde IŞİD’liler siyasi tutuklularla aynı koğuşa konuluyor

    İşkence ve kötü muamele iddialarıyla gündeme gelen Tarsus Cezaevi’nde bu kez de 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan “karıştır-barıştır” isimli uygulamanın devreye konulduğu belirtiliyor. Adana Barosu Cezaevi İzleme Komisyonu yetkililerinin iddiasına göre uygulamanın devreye konulmasıyla birlikte PKK’li ve sol örgütlerden tutuklu bulunan kadınların koğuşlarına IŞİD’liler konulmaya başlandı.

    İşkence ve kötü muamele iddialarıyla gündemden düşmeyen Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’nde, 12 Eylül askeri darbe ürünü olan “karıştır-barıştır” uygulamasının devreye konulduğu öğrenildi.

    Buna göre cezaevinde PKK’li ve sol örgütlerden tutuklu bulunan kadınların koğuşlarına IŞİD’den tutuklanan kadınların konulmaya başlandığı belirtiliyor.

    Cezaevindeki Wernicke Korsakoff hastası feminist yazar Aslıhan Gençay ile görüşen Adana Barosu Cezaevi İzleme Komisyonu Başkanı Avukat Tugay Bek’in konuya dair aktarımı şöyle:

    “Bu durum son derece kaygı verici bir durum. 12 Eylül’ü hatırlatıyor. Mahkumların can güvenliği, sağlığı açısından da tehlikeli bir durum. Zira farklı düşünce ve ideolojilerden tutulan kişi ve örgütlerin aynı koğuşlarda bulunuyor olması her an birbirlerine saldırı pratiğinin gelişmesinin önünü açıyor. Dışarıda da bu yapı ve örgütler halen fiilen Irak ve Suriye’de birbiriyle çatışma halindeler. Bunun biliniyor olmasına rağmen, tutukluların aynı koğuşa konuluyor olması bir provokasyon. Bunun dışında izah edilebilecek bir yanı yok.

    Cezaevi idareleri, ne yazık ki gerilim politikası uygulamaktadır. Bu uygulamanın cezaevindeki mahkumların içeride geçirdikleri yaşamın çekilmez kılmak amacı taşıdığı düşüncesindeyim. Bir an önce yasal prosedürün uygulanmasını ve tekrardan farklı suçlardan tutuklu mahkumların kendi suçları ve örgütleriyle aynı koğuşlarda tutulması yasal bir zorunluluk. Bu yasaların da cezaevi idareleri tarafından bir an önce uygulaması gerekmektedir.”

    HASTA TUTUKLU GENÇAY IŞİD’Lİ İLE AYNI KOĞUŞTA 

    Avukat Tugay Bek ayrıca tutuklu Aslıhan Gençay’ın IŞİD’den tutuklu kişinin koğuştan çıkarılması için cezaevi idaresine başvuru yaptığını ancak hala aynı koğuşta kaldıklarını da aktardı.

    Bek ayrıca, Gençay’ın daha önce hastalığı nedeniyle tahliye edildiğini ve bir yıl önce tekrardan tutuklandığını ifade ederek, bir yıldır cezaevinde ciddi hastalıklar yaşadığını dile getirdi.

    Tugay Bek, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nden Tarsus T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edilen Gençay’ın sevk sırasında ve sonrasında kötü muameleye maruz kaldığını, bir hafta boyunca darp edildiğini ifade etti.

    Doktor heyeti tarafından “cezaevinde kalamaz” raporu verilmesi halinde Gençay’ın tahliye edileceğini belirten avukat Bek, “Gençay, rahminde bir kist olması sebebiyle sürekli kanama geçirdiğini ve bu kanamalar nedeniyle düzenli beslenmesi ve tedavisinin yapılması gerektiğini bize iletti. Cezaevi İdaresi yükümlülüklerini yerine getirmeli” dedi.

    13 KADIN TUTUKLU AÇLIK GREVİNDE   

    Öte yandan 13 kadın tutuklunun cezaevi koşullarının düzeltilmesi ve yasal haklarının verilmesi talebiyle 15 Ağustos’ta başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevi eylemi de 7’nci gününe girdi.

  • Sarıhan ve Beştaş’tan tek tip kıyafet tepkisi: Tek tip adil yargılamaya aykırı

    Sarıhan ve Beştaş’tan tek tip kıyafet tepkisi: Tek tip adil yargılamaya aykırı

    AKP’nin ‘FETÖ’ suçlamasıyla yargılananlara yönelik tek tip kıyafet giydirilmesi yönünde attığı adımlara tepkiler sürüyor. İnsan Hakları Komisyonu Başkanvekili Şenal Sarıhan, tek tip kıyafet uygulamasıyla masumiyet karinesinin ihlal edileceğini aktardı. TBMM Anayasa Komisyonu üyesi ve HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş da “Daha hâkim karşısına dahi çıkmamış, savunma hakkını bile henüz kullanmamış yüzlerce tutsak, AKP Genel Başkanı’nın dizaynını yaptığı kıyafetlerle toplum nazarında ‘suçlu’ addedilecek” dedi.  

    İnsan Hakları Komisyonu Başkanvekili Şenal Sarıhan, tek tip kıyafet uygulamasının tutukluları en başından suçlu ilan eden bir uygulama olacağı, böylece masumiyet karinesinin de ihlal edileceği uyarısında bulundu.

    Hukuk devleti kurallarına göre böyle bir uygulamanın yanlış olduğunu ifade eden Sarıhan, uygulamanın hayata geçirilmemesi çağrısında bulundu.

    AKP, darbe ve terör suçlamalarıyla yargılananlara tek tip kıyafet giydirilmesi için yasal hazırlıkları sürdürürken, Sarıhan tepkisini şu sözlerle ifade etti:

    “Cumhurbaşkanı’nın bir stilist edasıyla ‘Badem var ya… Badem içinin koyusu bir renk olacak’ sözleriyle ince ayar bir renk tarifi yaptığı tek tip kıyafet, bir moda meselesi değil hukuk ihlalinin ta kendisidir! Cumhurbaşkanı’nın, ‘Biri tulum olacak. Bir de ceket pantolon olacak. Darbeciler tulum giyecek; diğerleri de yani teröristler ceket, pantolon giyecek’ sözleriyle moda yarışmalarını andıran bir şekilde konsept belirlediği yargılamaların, adil olması hükümetçe uzun süredir unutulan bir hukuk devleti normdur” dedi. Sarıhan, tek tip kıyafet uygulamasıyla masumiyet karinesinin ihlal edileceğini aktardı.

    “ARTIK YARGI KARARLARINI AKP GENEL BAŞKANI VERİYOR”

    Tek tip kıyafet uygulamasına bir tepki de TBMM Anayasa Komisyonu üyesi ve HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’tan geldi.

    Beştaş “Daha hâkim karşısına dahi çıkmamış, savunma hakkını bile henüz kullanmamış yüzlerce tutsak, AKP Genel Başkanı’nın dizaynını yaptığı kıyafetlerle toplum nazarında ‘suçlu’ addedilecek. Evet biliyoruz yargı kararlarını artık hâkimler değil, AKP Genel Başkanı veriyor” dedi.    (HABER MERKEZİ)