PİRHA- DEM Parti “Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları” kapsamında Mamak’ta halk buluşması gerçekleştirdi. Buluşmaya katılan yurttaşlar, süreci desteklediklerini söylerken, devletin adım atmamasının güvensizlik yarattığını belirtti.
“Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları” kapsamında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mamak Tuzluçayır’da halk buluşması gerçekleştirdi. Halk buluşmasına DEM Parti Hakkari Milletvekili Vezir Coşkun Parlak, Demokratik Kitle örgüt temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Saygı duruşu ile başlayan buluşma, konuşmalar ile devam etti. Vezir Coşkun Parlak, Abdullah Öcalan’ın çağrısı ve sürecin önemine değindi.
Soru-cevap kısmında ise yurttaşlar, siyasi mahpusların durumuna ve süreç hakkındaki bilgi kirliliklerine dikkat çekerek süreci desteklediklerini ifade eden yurttaşlar devletin gerekli adımları atmamasının güvensizlik yarattığını belirttiler.
PİRHA- Menekşe Erbay, Tuzluçayır Lisesi’nde yapılan 1 Mayıs kutlamaları sırasında kolluk kuvvetlerinin kuşatması karşısında, “çocuklarımızı öldürecekler” diyerek eylemdeki gençleri korumaya çalışırken, kolluk kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu kalbinden vurularak öldürülmüştü. 1 Mayıs Şehidi Menekşe Erbay’ın anıldığı açıklamada 1 Mayıs’a çağrı yapıldı.
Menekşe Erbay, Tuzluçayır Lisesi’nde yapılan 1 Mayıs kutlamaları sırasında kolluk kuvvetlerinin kuşatması karşısında, “çocuklarımızı öldürecekler” diyerek eylemi düzenleyen gençleri korumaya çalışırken kolluk kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu kalbinden vurularak öldürüldü.
AKA-DER, Alınteri, Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM PARTİ) Mamak İlçe Örgütü, Halkevleri, Kaldıraç, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Mamak İlçe Örgütü ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) Mamak İlçe Örgütü tarafından 1 Mayıs şehidi Menekşe Erbay, gerçekleştirilen yürüyüş ve basın açıklaması ile anıldı. Açıklama, Menekşe Erbay’ın öldürüldüğü yer olan Tuzluçayır Lisesi’nin önünde yapıldı.
Ortak açıklama metnini kurumlar adına Engin Kılıç okudu.
1977’den bugüne katledilen bütün devrim şehitlerinin miras olarak bıraktıkları, devrimci değerlere sahip çıktıklarını belirten Engin Kılıç, “44 yıl önce 29 Nisan günü öğrencilerin 1 Mayıs eylem çağrısı sonucu jandarmalar okulun etrafını çevirmiş ve eylemi engellemeye çalışmışlardı. Saldırı hazırlığı sırasında okul önüne gelen aileler ve mahalle halkı jandarma karşısında durarak devrimci öğrencilere siper olmuştur. Jandarmanın ateş açması sonucu Menekşe Erbay annemiz vurularak katledilmiştir.
Menekşe Erbay sadece bir anne olmadığı gibi mahallemizin kültürünü ve direngenliğinide göstermiştir. Bizlere bir miras bırakmıştır. Devrimci değerlerimizi koruyan ve bu kültürü devam ettiren mahallemizin değerlerinden Menekşe Erbay bugün hala bizlere örnek olmaya devem etmektedir.
1977’den bugüne katledilen bütün devrim şehitlerimiz bizlere bu mirası bırakmışlardır. Anılarına ve değerlerine sahip çıkmaya devam edeceğiz” dedi.
“1 MAYIS’TA SENDEN OLANLARIN DİRENİŞİNE KATIL”
“1 Mayıs’ta her alanda attığımız slogan ile açtığımız pankart ile değerlerimizi ve tarihimizi yaşatacağız” diyen Kılıç, “Bugün yaşamı örerek direnişi büyüterek bize bırakılan mirası devam ettireceğiz. Şimdi her alanda yaşamı öreceğiz.
2024 1 Mayıs’ı yaklaşırken, bugün tüm dünyada emperyalist-kapitalist sistem, işçi ve emekçilere, ezilenlere, halklara savaş politikalarıyla ölmeyi ve daha fazla sömürülmeyi dayatmaktadır. Yönetenler ve çeteleri her geçen gün servetlerine servet katarken, diğer kutupta sefalet birikmektedir. Biz milyonlar ise, egemenlerin gözünde bu günlerin içinde yaşamaya mahkûm edilmiş olanlarız.
Bu 1 mayıs’ta bir eline yaşamını, bir eline getirebileceğin özgür günleri al, senden olanların direnişine katıl” ifadelerini kullandı.
Yapılan açıklamanın okunmasının ardından Tuzluçayır Lisesi’nin önüne, Menekşe Erbay’ın fotoğrafları ve karanfiller bırakıldı.
PİRHA- Mamak Afet ve Dayanışma Platformu, Tuzluçayır’da 6 Şubat depreminde hayatını kaybedenleri andı. Yapılan açıklamada,”Doğal olarak deprem bir felakettir. Ama bugün ülkeyi yönetenler en büyük felaketlerin başındadır. Bizler bu düzende bizi ölüme terk edenleri not ediyoruz, hesabını soracağız ” denildi.
Mamak Afet ve Dayanışma Platformu, Tuzluçayır’da Maraş merkezli depremler sonucu hayatını kaybedenleri anmak, depremzedelerin sesini duyurmak için bir araya geldi.
Yapılan yürüyüşün ardından Tuzluçayır meydanında toplanan grup, depremin yıl dönümü yaklaşırken basın açıklaması yaptı.
Mamak Afet ve Dayanışma Platformu adına basın metnini Engin Kılıç okudu.
“ACİZLİKLERİNİ ORTAYA SERMİŞLERDİR”
6 Şubat 2023 Elbistan ve Pazarcık depremleri ile sadece 11 il yıkılmadığını tüm ülkenin, ağır bir yüzleşme süreci ile karşı karşıya kaldığını belirten Kılıç, “Depremi aşan bir şeydir bu. Doğal olarak deprem bir felakettir. Ama bugün ülkeyi yönetenler en büyük felaketlerin başındadır. Acıdır ama deprem sürecinde biz bunu da gördük. Aklımıza sadece yıkık binaların görüntüsü kazınmadı. Enkaz altında yakınlarına, kardeşlerine, babalarına, annelerine, insanlara seslenenlerin seslerini duya duya, elleriyle kazıyarak onlara ulaşamamak denilen çaresizliği de gördük. Asla unutmayacağız. Rant ekonomisine dayalı sistemler, insanı temel alan değil kara dayalı düzenler depremin sonuçlarını bizlere göstermiştir. Deprem sonrası da sanki binlerce insan enkaz altında değilmiş gibi, ihaleler açmayı, yeni evler yapmayı söylemişlerdir. Medyasıyla birlikte zaten kendi paralarımızı sanki bir lütufmuş gibi gösterişli bağış kampanyalarıyla acizliklerini ortaya sermişlerdir” değerlendirmesinde bulundu.
“YARDIMLARA EL KOYARAK DAYANIŞMAYI KESMEK İSTEDİLER”
Bölgede gönüllü olan insanların ‘devlete karşı gelenler’ olarak suçlandığının altını çizen Kılıç, şunları söyledi:
“Kendi acizliklerini biz dayanışmayı yaratan, birbirimize sarılan insanları suçlayarak gizlemeye çalışmışlardır. GPRS takılan tırların deprem bölgesi yerine nereye gönderildiklerini ve ne amaçla gönderildiklerini açıklasınlar. Mahallerde, köylerde, okullarda, fabrikalarda insanlar son parasını, giysisini, erzaklarını, oyuncaklarını bölgeye gönderirken, yöneten ahaliler keyfi şekilde yardımlara el koyarak dayanışmayı kesmek istemişlerdir. Daha depremin yaralarını saramamışken, insanlar daha kalacak yer sorunu, içecek su sorunu yaşarken bizlere çarenin seçimlerde olacağı yalanını söylemeye başladılar. O kadar aciz ve sahtekarlardır ki bizler orada ölürken onlar masadan kalkanın, oturanın hesaplarını yaptırmaya başladılar. Biz bunları not ediyoruz. Bizler bu düzende bizi ölüme terk edenleri not ediyoruz. Hesabını soracağız.
Bir yıllık süreç içerisinde yaşadıkları yerlerden göç etmek zorunda kalanların temel ihtiyaçları dahi karşılanmamış olup barınma sorununa karşı çaresiz bırakılmışlardır. Birçok çocuk okullarına devam edememiş, birçok annesiz-babasız kalan çocuktan haber alınamamış ve bunun takipçisi olunmamıştır.”
“SORUMLULAR BELLİDİR, HESABINI SORACAĞIZ”
EnginKılıç, şunları ekledi:
“Bölgede yaşanan barınma sorunu ise çözülememiş olup göstermelik temel atma törenleriyle insanlara bir tiyatro izlettirdiler. Bölgede yıkıma uğrayan yerleri yandaşlarına peşkeş çekmek için göstermelik ihaleler ile birlikte arazileri kanunsuzca satışa çıkarmışlardır. İnsanların sağlığı hiçe sayılarak enkaz kaldırma çalışmalarında asbest tehlikesine karşı hiçbir önlem alınmamış olup salgın hastalıkların da yayılmasına sebep olunmuştur.
Sorulacak bir hesap, kurulacak yeni bir yaşam var. Bir araya geldiğimizde, birlikte bir yaşam kurabilmenin mümkün olduğunu deneyimlemiş olduk. Bir çok ilde ve mahallelerde kurulan dayanışma platformlarıyla birlikte gücümüzün ne denli büyüyebileceğini görmüş olduk.
Mamak afet ve dayanışma platformu olarak bölgemizde bulunan depremzedeler ile birlikte bu süreci takip edeceğiz, mahkeme salonlarından, enkazı kaldırılmayan bölgelere kadar dayanışmayı büyüteceğiz ve hep birlikte yeni yaşamı inşa edeceğiz.”
“DEPREMİN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ AMA ÖFKEMİZ ASLA GEÇMEYECEK”
Adana’da yaşayan depremzede Şiri Balkan, depremin altıncı ayında Hatay’a gittiğini belirterek, “Depremin Hatay’ı ne kadar ağır bir şekilde vurduğu depremden 6 ay sonra bile, Hatay’a bir şey yapılmadığını gördüm. İnsanların umutsuzca bakışlarını, çaresizce bakışlarını gördüm” dedi.
Malatya Çevre Platformu adına konuşan Yoldaş Mustafa Ceylan ise şunları söyledi:
“Bölgede gerçekleşen rantın, yağmanın, doğa talanın farkında değiliz. Başta Malatya olmak üzere Adıyaman, Bingöl, Dersim, Hatay ve Antep tamamen ranta verilmiş. Tamamen dağlarımız, akarsularımız, yaylalarımız rant uğruna peşkeş çekilmiş. Tahmini 5-6bin adet vahşi maden projesi bulunmaktadır. Benim buradan çağrım doğamıza, yaylalarımıza, ovalarımıza, akarsularımıza sahip çıkalım. Çevre mücadelesine de omuz verelim.”
Hataylı depremzede Gamze Atmaca, “Henüz evimin enkazı bile kaldırılmadı. Evet bir yıl geçti ama öfkemiz asla geçmeyecek. Hatay Türkiye’nin kapanmaz yarası oldu. İnsanlar sular altında, çadırlarda, açık hapishane kutusu konteynerlerde yaşam mücadelesi veriyor hala. Su yok çoğu yerde hala, tuvalet, banyo yok, zorunlu ihtiyaçlar yok. İlkel hayatı yaşıyorlar” diye konuştu. PİRHA/ANKARA
PİRHA- Hekimhan Başkınık Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından “Kış Yarısı” etkinliği Mamak Tuzluçayır’da düzenlendi. Etkinlikte evler dolaşılarak lokmalar toplandı, toplanan lokmalar dernek binasına getirilerek pay edildi.
Hızır ayının gelişini kutlamak amacı ile yapılan ve yüzyıllardır süregelen “Kış Yarısı” etkinliği Hekimhan Başkınık Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından Mamak Tuzluçayır Mahallesi’nde yapıldı.
Yapılan etkinlikte, evler dolaşılarak lokmalar toplandı. Dernek yönetiminden Yoldaş Mustafa Ceylan’ın okuduğu gülbengin ardından toplanan lokmalar pay edildi.
PİRHA – Yeşil Sol Parti Ankara Milletvekili Adayı Yazar Emirali Türkmen, TBMM’de Alevi sorununun çözümü için mücadele yürüteceğini belirterek “Aleviler, bugün talepleri ile demokrasinin ana güçleridir. Demokrasiyi büyüterek Alevilerin eşit yurttaşlık talebini yerine getirmek en temel taleplerimizden bir tanesi olmalıdır” diye konuştu.
Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı’nın 31 Aralık 2022 yılı nüfus bilgilerine göre, Ankara’nın 14 Mayıs seçimlerinde 36 milletvekili çıkarabileceği açıklanmıştı.
Ankara’da 31 Mart 2019 seçimlerine katılım oranı yüzde 89.4 olarak gerçekleşirken toplam seçmen sayısı ise 3,904,585 olarak açıklanmıştı. 2018 Yılında yapılan milletvekili seçimlerinde AKP 15, CHP 10, MHP 5, İYİ Parti 5, HDP ise 1 milletvekili çıkartmıştı. Seçime katılım oranı ise %91,9 olarak açıklanmıştı.
Üç seçim bölgesinin olduğu Ankara 1. Bölge’de Çankaya, Elmadağ, Evren, Gölbaşı, Haymana, Mamak, Polatlı, Şereflikoçhisar ve Bala bulunuyor.
Ankara 2. Bölge’de ise Akyurt, Altındağ, Çamlıdere, Çubuk, Güdül, Kahramankazan, Kalecik, Keçiören, Kızılcahamam ve Pursaklar yer alıyor.
Ankara 3. Bölge’yi kapsayan ilçelerde ise Ayaş, Beypazarı, Etimesgut, Nallıhan, Sincan ve Yenimahalle bulunuyor.
YEŞİL SOL PARTİ İLK KEZ ANKARA YARIŞINA GİRİYOR!
HDP’nin, Yeşil Sol Parti ismiyle seçimlere gireceğini açıklamasının ardından milletvekili adaylarını da kamuoyuna tanıttı. Yazar Emirali Türkmen, Yeşil Sol Parti’nin Ankara 1. Bölge 1. Sıra adayı oldu.
Toplumun birçok kesiminden isimlerin yer aldığı Yeşil Sol Parti için “Çok kimlikli bir hayatı savunuyor” tarifini yapan Emirali Türkmen, PİRHA’ya konuştu.
Türkmen, Yeşil Sol Parti olarak amaçlananları anlatırken, kadın kotasının ise istenilen düzeye getirilemediğinin altını çizdi. Türkmen şunları söyledi:
“HDP kendisine ‘kadın partisiyim’ diyordu. Hedefimiz %50 kadın kotasını başarmaktı ancak %45’te kaldı. Diğer partilere bakarsak bu büyük bir başarı. Ama HDP’nin önüne koymuş olduğu çıtaya bakarsak da onu yakalayamamış durumda. Zaten Yeşil Sol Parti’yi diğer partilerden ayıran en temel özellik, doğrudan toplum kesimlerinin temsiline dayalı olmasıdır. Listelere bakarsanız feminist hareketten, farklı inançlardan, sosyalistlerden, kısmen liberallerin de olduğu, bütün herkesin olduğu bir liste ile karşılaşacaksınız. Çünkü biz tekçi rejim karşısında çok kimlikli ve çok kültürlü bir hayatı savunuyoruz. Listelerimizi de buna uygun yapmaya çalıştık. Ama seçimler bir temsil siyaseti üzerine oturduğu için handikaplar taşır ve bunlardan dolayı da her zaman kimi kusurlar vardır.”
“EMEKÇİLERİN SÖZÜ, PARLAMENTOYA GÜÇLÜ TAŞINACAK”
Emirali Türkmen, Ankara toplumunun hassasiyetleri konusunda da gözlemlerini anlattı. Halktan nasıl oy isteyecekleri konusunda ise Türkmen şunları kaydetti:
“40 yıldır Ankara’da yaşayan biriyim ve Ankara’nın sokaklarında ömrüm geçti. Ankara’nın kendine has özellikleri vardır. Ben arkadaşlarıma ‘İstanbul’dan, Ankara’ya dönmeyi severim’ diye espri yaparım. Ankara’da da kendimi Tuzluçayır çocuğu sayarım. Çünkü orada büyüdüm. Ankara çok kimlikli bir kenttir. Kürtlerin, Alevilerin, Türklerin, farklı etnik çevrelerin yaşadığı bir coğrafyadır. Doğal olarak bunların toplumsal taleplerini dillendireceğimiz ve bu talepleri parlamentoya doğrudan taşıyacağımız bir siyasal söylem kuracağız. Bizim ‘3. Yol’ diye formüle ettiğimiz demokratik cumhuriyet de bunun üzerinde duruyor. Cumhuriyetin 100. yılında demokratik cumhuriyetle demokrasiyi yeniden inşa ettiğimiz, adaleti yeniden kurduğumuz, emekçilerin sözünün parlamentoya güçlü taşındığı, artık patronların cebine doldurduğu değil, emekçilerin haklarını aldığı bir toplum düzeni için mücadele edeceğiz.”
“LİSTEMİZDE ALEVİ ARKADAŞLARIMIZ VAR”
Aynı zamanda HDP Seçim İşleri Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı olan Emirali Türkmen, Alevi örgütlerini temsilen Yeşil Sol Parti içerisinde bir ismin neden yer alamadığı sorusuna da yanıt verdi. Türkmen şunları söyledi:
“Tabii ki bizim partinin en önemli özelliklerinden bir tanesi doğrudan temsile dayanıyor ama çok fazla Alevi örgütü var ve herhalde örgütü bir temsille kendisini parlamentoya yansıtmak istiyor. Bunu da listelere yerleştirmek mümkün değil. Biz Alevi örgütlerine doğal olarak ‘sizi temsilen bir arkadaşı parlamentoya götürmek isteriz’ dedik ama 1 rakamının onlar için yeterince yapıcı olmadığını söylediler. Doğrusu, dilerim önümüzdeki seçimlerde onların talep ettiği rakamları bulacak bir gücü hep beraber elde ederiz. Ama şunu da kabul etmek lazım; listemizde Alevi arkadaşlarımız, Alevileri temsil ettiğini söyleyen temsilcilerimiz var. Onların görevi bundan sonra Alevi örgütlerinin eleştirilerini de karşısına alarak yerine getirmektir.”
“ALEVİLER BUGÜN TALEPLERİ İLE DEMOKRASİNİN ANA GÜÇLERİDİR”
Emirali Türkmen, Alevi sorununu mecliste dile getirmek adına kendisinin de girişimlerinin olacağını belirterek şöyle devam etti:
“Alevi bir anne babanın çocuğuyum. Eşit yurttaşlığın ne demek olduğunu bilirim. Alevilerin, cemevlerinin bir inanç merkezi olduğunun mücadelesini vereceğiz. Kendim de dahil ailem de ısrarla din derslerinin seçmeli ders olmasını isterdi. Öğrencilik yıllarımda her din dersinden çıktıktan sonra gelir anne, babama soru sorardım. Ancak sorularım onların inancına uygun değildi. Doğrusu Alevilerin inançlarını yerine getirebilecekleri inanç merkezlerinin, ‘inanç merkezi’ olarak kabul edilmesi, en önemlisi ise Aleviler bugün talepleri ile demokrasinin ana güçleridir. Demokrasiyi büyüterek, Alevilerin eşit yurttaşlık talebini yerine getirmek en temel özelliklerimizden ve taleplerimizden bir tanesi olmalıdır.”
“ÇÖZÜM ÜRETECEK SÖZLER SÖYLEMEK GEREK”
Seçim hazırlıklarının yapıldığını söyleyen Emirali Türkmen, Ankara’nın “yoğunluk haritası”nı çıkardıklarını anlattı. Türkmen, “Hangi mahallede nasıl bir yoğunluk var, daha önceki seçimde almış olduğumuz sandık verilerine de baktık. Doğal olarak gidip yurttaşın elini sıkmak, derdini dinlemek ve ona çözüm üretecek sözler söylemek ve bunu da parlamentoya doğru taşımak tarihi öneme sahip. Dilerim yurttaşlar sandıkta bizi ödüllendirirler ve güçlü bir biçimde parlamentoya gideriz” ifadelerini kullandı.
PİRHA – Duygu Mehtap Bektaş, 6 Şubat’ta yaşanan depremin ardından Malatya’dan 17 yakını ile Ankara’nın Tuzluçayır Mahallesine geldi. Bektaş, hem evini hem de işini kaybetti ancak “Henüz hayat bitmedi” diyerek mücadelesini anlattı.
28 yaşındaki Duygu Mehtap Bektaş, 6 Şubat depreminin mağdurlarından biri. Yakın zamanda evlilik yapıp yeni bir hayat kuran Bektaş, Malatya’nın Dilek Mahallesinde yaşamaktaydı. Depremle birlikte tüm yaşam alanları da yerle bir oldu.
Duygu Mehtap Bektaş, yaşanan felaketin ardından 17 kişilik akrabasıyla birlikte Ankara’nın Mamak ilçesine geldi. Tuzluçayır Mahallesinde yakınlarının evlerine sığındıklarını anlatan Bektaş ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şubesi’nde bir araya geldik.
“BİR HAFTA KADAR KÖYDE, AMBARDA YAŞADIK”
Duygu Mehtap Bektaş, Alevi örgütlerinin, depremzedeler için topladıkları yardımların önemli olduğunun altını çizerek yaşadıklarını anlattı.
İlk depreme Malatya merkezde yakalandıklarını ve henüz 6 ay önce kiracı olarak taşındıkları evin de yıkıldığını anlatan Bektaş, şunları paylaştı:
“Depremi yaşadıktan sonra bir hafta kadar yine Malatya’da kaldık. Geçer diye bekledik ama olmadı. Bir hafta kadar köyde, ambarda yaşadık. Çünkü evlere giremiyorduk. Evlerin çoğu ağır hasarlıydı. İlk gün çoğunlukla devlet, merkeze ilerliyordu, köy ve ilçelere gelen olmadı. Bizler kendi imkanlarımızla köylere gitmeye çalıştık. Zaten ikinci depreme de yolda yakalandık. Ardından 6 şiddetindeki Doğanşehir depremi vurdu. İlk gün şebeke suyundan mikrop bulaşma riskinden dolayı ‘içmeyin’ demişlerdi. Halen bildirim geliyor ve ‘şebeke suyu kullanmayın’ diyorlar. Depremin 2. gününden sonra yardım olarak sadece su gelmeye başladı. Gıda da yoktu. 3. günden sonra erzak yardımı gelmeye başlamıştı.”
“TAM ‘OLDU’ DEMİŞKEN”
Ankara’ya gelme kararını anlatan Duygu Mehtap Bektaş, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Evimiz ağır hasarlı. Eşim de ben de Malatya’da çalışıyorduk. Gidebileceğimiz bir yer yoktu ve şu an yeni evliyiz. Bir düzen oturtmaya çalışıyorduk. Tam ‘oldu’ demişken her şeyimiz darmaduman oldu. Ben tekstilde, eşim ise bir markette çalışmaktaydı. Eşimin çalıştığı market de zarar gördü. Mamak’ta eşimin amcası yaşamakta. Geçici olarak onların evindeyiz. Sığıntı gibi bir durumdayız. Depremzedeyiz evet ama bir yerden sonra da insan yük olmaya başlıyor. Kimse kimseye yük olmak istemez. Büyük ihtimalle kendi evimizi tutacağız ve artık Ankara’da yaşayacağız.”
“MALATYA ESKİ DÜZENİNE KAVUŞTUĞUNDA GERİ GİDERİZ”
Duygu Mehtap Bektaş “İnsanın bir memleket duygusu var. İlerleyen zamanlarda belki Malatya düzelir” diyerek geri dönme ihtimallerini de paylaştı. Bektaş şöyle devam etti:
“Haberlerden gördüğümüz kadarıyla Malatya şu anda darmaduman. Çoğu bina ağır hasarlı. O binaların düzelmesi 10 seneyi de bulabilir. Malatya’da Dilek Mahallesi’nde yaşıyorduk. Malatya eski düzenine kavuştuğunda tabii ki de gideriz. Sonuçta bizi burada bağlayan bir şey yok. Hemen Ankara’da çalışmayı düşünüyorum ancak depremden önce kadınsal bir hastalıktan ötürü ameliyat geçirmiştim. Zaten raporluydum. Ondan kaynaklı tedavimin devam etmesi de lazım. Bir süre daha iş için beklemek zorundayım ancak eşim şu an iş arayışında. Artık bir süreliğine memleketimiz Ankara olacak.”
HER DEPREMZEDEYİ YARALAYAN DURUM: EV KİRALARI!
Deprem sonrası artan ev kira fiyatlara da Duygu Mehtap Bektaş’ın yakındığı bir diğer konu oldu. “Zaten mağdur bir toplumdan, ilden geliyoruz” sözleriyle başlayan Bektaş, mağduriyetlerini “İmkanı olan bu fiyatları karşılar evet ama bir yıllık peşin kira isteyenler var. Ev arayışına başladığımızda 1+1 daireye bile 1 yıl peşin, aylık 3000 lira da kira bedeli istenildi. Ev sahiplerine ‘Benim yaşadığımı sen de yaşa’ dahi diyemiyoruz. Benim yaşadığımı kimse yaşamasın” sözleriyle anlattı.
“KARAMSAR OLMAYALIM, HAYAT DEVAM EDİYOR”
Duygu Mehtap Bektaş, Alevi kurumlarındaki dayanışmaya değinerek “Burada bir sıcaklık hissettik. Malatya Dilek Mahallesi’nde de cemevinden çok yardım gördük. Kendi toplumumuz olduğu için daha kolay insan derdini anlatabiliyor” dedi.
Bektaş, depremzedelere ilişkin “Bugün yaşadık ancak yarının neler getireceğini bilemeyiz. Belki de daha iyiye gideceğiz. Yaşadıklarımızı karamsarlığa bağlamanın bir anlamı yok. Hayat devam ediyor” diyerek mücadelenin önemli olduğunu söyledi.
PİRHA – Ankara’nın Mamak ilçesinde depremzedelerin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Mamak Afet ve Dayanışma Platformu oluşturuldu.
6 Şubat ve sonrasında meydana gelen depremlerin ardından Ankara’nın Mamak ilçesine giden depremzedeler için yardım kampanyaları sürüyor.
Deprem bölgesinden gelen yurttaşlara kapılarını açan cemevleri dayanışma ağını genişletiyor. Depremzedelerin tüm ihtiyaçlarını gidermek adına Mamak Afet ve Dayanışma Platformu’nun kurulduğu duyuruldu.
Platform kapsamında ‘Barınma Komisyonu, Eğitim/Psikodestek (Kadın ve Çocuk) Komisyonu ile İletişim Dayanışma Komisyonu’nun da kurulduğu açıklandı.
Platform arasında DAD, Yuva Külahlı Köy Derneği, BDSP, HDP, Anadolu Kangal Köy Dernekleri Federasyonu, Tuzluçayır Kadın Dayanışma, EMEP, PSAKD, AKADER, TİP, Tuzluçayır Cemevi ve Mamak Halkevleri de yer aldı.
Mamak Afet ve Dayanışma Platformu, “Deprem değil rant öldürür, dayanışma yaşatır” çağrısı ile 9 Mart Perşembe, saat 18:30’da Tuzluçayır Meydanı’nda basın açıklaması yapacak.
PİRHA – PSAKD Mamak Şubesi, depremin yaşandığı illerden Ankara’ya gelen depremzedeler için psikososyal destek grubu oluşturdu. Travma yaşayan kadın ve çocukları uzman kişilerle buluşturduklarını anlatan yöneticiler, beslenme ve barınma konusunda da oluşturdukları dayanışma ağının detaylarını anlattılar.
10 ilde büyük yıkıma sebep olan depremlerin ardından Ankara en fazla göç alan iller arasında sayılıyor. Düşük gelirli yurttaşların yaşam sürdüğü Mamak ve Yenimahalle ilçelerine bağlı kimi mahallelerde kiralık ev bulmak artık pek mümkün olmuyor.
6 Şubat’ta yaşanan depremin ardından Tuzluçayır ve civarına sığınan depremzedelerin yardımına koşan kurumların arasında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şube de yer aldı. Barınma ve gıda ihtiyaçlarının yanı sıra depremzedelere psikososyal destek de verilmeye başlandı.
“BİZ AÇ, SUSUZ KALABİLİRİZ AMA…”
PSAKD Mamak Şube Kadın Meclisi Üyesi Aslıhan Han, yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Sosyal hizmet uzmanı olan Han, Mamak Şube olarak depremin ilk gününden 12 Şubat’a kadar deprem bölgesine yardım gönderilmesi konusunda ciddi bir organizasyon yürüttüklerini anlattı. İlerleyen günlerde mahallelerine ciddi bir göçün başladığını aktaran Han, şunları söyledi:
“Genellikle Tuzluçayır, Natoyolu bölgesine gelenler, bir tanıdığının yanına yerleşti. Bizler ilk elden onları ziyaret etmeye çalıştık. İnsanlar direkt cemevine de geliyordu. Depremzedelerin listelerini tutarak ev ziyaretlerine başladık. Bu ziyaretlerin gerekçesi şuydu; misafir oldukları ev ortamında ne ihtiyaçları var? Çünkü misafir eden ailelerin de ekonomik, sosyal durumları oldukça sıkıntılı olabiliyor. Nasıl destekleyeceğiz konusunda çalışma başlattık. Gıda ve eşya üzerine bir çalışma yürüttük. Aileleri bununla destekledik. Sonrasında ‘Biz aç, susuz kalabiliriz ama psikolojik olarak çok kötü bir süreç yaşıyoruz’ denildi. Özellikle çocuk ve kadınlara yönelik destek talebi vardı. Biz de kadın meclisi olarak mesleki birikimi olan ve bu alanda çalışmış sosyal çalışmacı, psikolog, aile terapistlerinden bir grup kurduk. 12 Şubat’tan itibaren ev ziyaretlerine başladık. Ailelere gittiğimizde önce sohbetle başladık.”
UZMAN PSİKOLOG VE PSİKİYATIR DESTEĞİ
Aslıhan Han, yaptıkları çalışmanın detaylarını şu sözlerle sürdürdü:
“Psikolojik destek sürecinde mesleki birikimimiz olsa da onlarla görüşme sürecinde uygun zaman ve mekanı ayarlama konusunda eksiklerimiz var. Bu ailelerle görüşüyoruz, eğer ev ortamı uygunsa görüşmeler yapıp durumlarını tespit ediyoruz. Genelde iki arkadaş ev ziyaretlerine gidiyoruz. Eğer psikolojik sorunlar devam ediyorsa onlara uygun bir çalışma modeli öneriyoruz. Gönüllü çalışacak psikologlarla ya da sosyal hizmet uzmanı kişilerle de görüştük, onlara yönlendirme konusunda da bizler aracılık yapmaya karar verdik. Şu ana kadar aşağı yukarı 14 aile ile görüşme yaptık. Genelde çocukları ve kadınları, akrabaların yanlarına yerleştiren erkek, tekrar deprem bölgesine dönüyor.
Biz bu görüşmeleri yaparken yaşadıkları o travmanın farkında mı değil mi önce ona dikkat ediyoruz. Çünkü bu travmanın etkilerinin olmaması bizim için anormal olabilirdi. Bu süreç oldukça normal. Uykusuzluk, kabus görme, konsantre olamama, ağlama krizleri, bunlar aslında yaşadıkları olaya bağlı olarak bir süre normal. Bir süre sonra eğer bu azalmıyor ya da artarak devam ediyorsa bununla ilgili daha uzman psikolog ya da psikiyatristlere yönlendirme aracılığı yapmaya karar verdik. Bunun için Ankara Üniversitesi psikiyatri bölümü, Çankaya Belediyesi Aile Danışma Merkezi ve gönüllü psikologlarla görüştük. Bu süre zarfında bizi aşan ve artarak devam eden travma sürecinde bunlarla buluşturmaya çalıştık.
Bazı gönüllü arkadaşlarımız içerisinde yoga yapanlar da var. Bazen daha hafif kendi ile baş edebilecek durumda olanları da onlara yönlendirdik. Şu ana kadar olumlu geri dönüşümler aldık. O nedenle de bu çalışmayı daha profesyonelce yürütme kararındayız. Çünkü misafir oldukları evlerden yavaş yavaş ayrılmaya karar verdiler ve yine bu bölgede ev tutacaklar.”
“AKP İKTİDARININ YARATTIĞI BİR ZİHNİYET”
Aslıhan Han, 6 Şubat depremlerinin ardından Mamak bölgesindeki ev kira fiyatlarının yükselmesi nedeniyle depremzedelerin yaşadığı zorluklara da dikkat çekti. Durumun moral çöküntüsüne sebep olduğunu ifade eden Aslıhan Han, şöyle devam etti:
“Misafirler, yavaş yavaş misafir bulundukları evden ayrılmaya karar veriyorlar. Burada kalmaya karar verenler, özellikle de kendilerine yakın hissettikleri bir bölgede yaşamak isteyenlerden oluşuyor. Ev fiyatları zaten oldukça artmıştı, bir de bunun üzerine deprem süreci ile beraber artması daha ciddi bir ekonomik sorunla karşı karşıya geldiğimizi gösteriyor. Sadece ev kirasının artması değil, ev sahiplerinin bir de evleri için güvence istenmesiyle de çok karşı karşıya kaldık. Israrla devlet memuru kefil istiyorlar. Ben bir ihraç memur olarak şunu söylüyorum; ben de Sosyal Hizmetler’den ihraç edildim. Yani devlet memurluğunu garanti gören bir anlayışla halen karşı karşıyayız. Bu ülkede kimsenin canı garantide değil. Yapılanın artışın doğru olmadığını anlatmaya çalışıyoruz. Sonuçta bu süreçte kendilerinin de biraz daha anlayışlı ve fedakar olması gerektiğini belirtiyoruz. Fakat ne yazık ki ekonomik koşullar onları da duygusallıktan çıkartmış, bazı insani öğelerden uzaklaştırmış görünüyor. Ama iyi olanlar; kefil istemeden ya da en az 1 ay kirasını almadan evini verenler, apartman sakini olarak kapıcı dairelerini hemen onarıp verenler de var. Ama bu fırsatçıları aynı zamanda bu sistemin, bu dönemin, AKP iktidarının yarattığı bir zihniyet olarak görüyoruz. Ama hele hele toplumsal travmanın yaşandığı böyle bir felakette bunu devam ettirmiş olmaları insanlıklarının da sorgulanacağı anlamına geliyor. O nedenle de bizler şöyle bir karar aldık, özellikle memur kefil isteyen ve kirayı arttıranlara hiç kimse kiracı göndermiyor. Ve bunun da anti propagandasını yapıyoruz. Onları da biz böyle cezalandıralım istiyoruz.”
“YALNIZ OLMADIKLARINI HİSSETTİRDİK”
Pir Sultan Abdal Mamak Şube Kadın Sekreteri Bahtiyar Atakay da “Maalesef ki kira artışları üç iken beş 5 oldu. Sözümüzün geçtiği, zorlayabildiğimiz insanlarla görüşmelerimizde bunları çekmeye çalıştık ve ailelerimizi yavaş yavaş kefil de olarak oralara yerleştirdik” dedi. Depremzedelerin ihtiyaçlarının sadece kira ile sınırlı olmadığının altını çizen Atakay, şunları söyledi:
“Depremzedelerin birçok ev ihtiyaçları da var. Çünkü deprem bölgesinden geldiler ve ayaklarında çorap yok. Terlikle gelenler, hırka üstüne hırka giyinip buluşturdukları kıyafetlerle kendilerini buraya zor atmışlardı. Böyle olunca bizler bu duruma el atalım istedik. Dayanışmadan yola çıkarak kimin evinde ne varsa arkadaşlarımıza söyledik ve ‘herkes elinde ne varsa getiriyor’ dedik. Yavaş yavaş eksikleri giderdik tabii ki dört dörtlük olmadı ama en azından bir battaniye, bir döşek, mutfak araç gereçlerini hızlıca giderdik. En azından yemeklerini kaynatabilecekleri bir ocak ayarlansın istedik. Çağrımız sonrasında PSAKD Mamak Şubenin içerisi erzaklarla doluydu. Depremzedelerin ihtiyaçları konusunda bizim elimizde yoksa diğer derneklerden alıyorduk. O derneklerde yoksa bize gönderiliyordu. Elimizden geldiği kadar küçük de olsa çorbalarında tuzumuz olsun diyerek evlerini bu şekilde dizmeye çalıştık. Depremzedelere burada yalnız olmadıklarını, burada da bir kapılarının olduğunu, başlarının sıkıştığında gücümüzün yettiği kadar onlara yardımcı olabileceğimizi hissettirdik.”
PİRHA – Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şube/Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Mustafa Karabudak, 30 Temmuz’da saldırıya uğrayan Alevi kurumlarıyla ilgili halen bir dava dosyasının oluşturulmadığını belirtti. Karabudak “Sürece yayma, zaman aşımına uğratma olayı tüm Alevi katliamlarında da olmuştur. Bu saldırının arkasında mutlaka birileri var. Konunun takipçisi olacağız” dedi.
Ankara’daki 4 Alevi kurumuna yönelik 30 Temmuz 2022’de yapılan saldırının ardından fail hakkında henüz bir iddianame oluşturulmuş değil.
Saldırgan Ahmet Ozan K. hakkında, en son akıl sağlığının yerinde olup olmadığını öğrenmek için Kasım 2022’de hastaneye kaldırıldığı bilgisi alınmıştı.
“BELKİ DE SERBEST BIRAKILMIŞTIR!”
Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Derneği Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, konuya ilişkin PİRHA’ya değerlendirme yaptı. Karabudak, “Yaklaşık 5 ay geçti ama herhangi bir iddianame hazırlanmamış. Dosya bomboş” diyerek şunları söyledi:
“En son saldırganın hastanede yatırıldığı, akıl sağlığının yerinde olmadığına dair bir rapor almaya çalıştığını öğrendik. Belki de serbest bırakılmıştır, bilmiyoruz. Kamuoyunun bu konuda bilgilendirilmesi gerekir. Bu tutumlarını kınıyoruz. Bunu sürece yayma, zaman aşımına uğratma durumu tüm Alevi katliamları sonrasında olmuştur. Bugün hala Madımak davası 30 yıldır kapanmamıştır. Diğer Alevi katliamlarındaki davalar sönümlendirilmiştir. Bizler bu olayın bir an önce aydınlatılmasını istiyoruz. Son süreç nedir? Ne zaman bu saldırgan adalet önünde hesap vermeye çıkacaktır? Arkasında kimler vardır? Niçin yapmıştır? Bunların bir an önce kamuoyu ile paylaşılmasını istiyoruz. Şu ana kadar bizler herhangi bir bilgi alamadık.”
“BİR TEK KİŞİNİN YAPMADIĞI SALDIRI!”
Mustafa Karabudak, yapılan saldırının üstünün örtülmeye çalışıldığını vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir insanın İzmir’den gelip Ankara’daki 4 kuruma saldırması düşündürücü. Ankara’da yaşayan bir insan dahi bu kurumların nerede olduklarını bilemez. Çünkü çok kısa bir zaman diliminde bu saldırıyı yapması mümkün değil. Muhakkak bunu mobilize eden, planlayan, arkasında kişi ya da kişiler vardır. Bunların hepsinin açığa çıkması lazım. Evet şimdiye kadar ki saldırılarda, kapı işaretlenmelerinde hep ‘çocuklar yapmıştır, sarhoştur, meczuptur’ diyerek geçiştirildi. Bu olayın zamana yayılmasında da herhalde öyle bir yöne doğru gidiliyor. Belki de bu saldırgana ‘akli dengesi bozuktu, ne yaptığını bilmiyordu’ denilerek hastaneden rapor alıp geçiştirecekler. Ama biz bunun öyle olmadığını biliyoruz. Tüm saldırıların arkasında devletin olduğunu biliyoruz. Çünkü aynı kişi, bir başka inanç grubuna; tabii ki istemeyiz böyle bir şeyi ama örneğin bir camiye saldırmış olsaydı olayın akıbeti daha farklı olurdu. İş Aleviler olunca hep ötelenir, zamana yayıp üzerini örterler.
Gerçekten bir kişi durup dururken bunu yapmaz. İlk ifadelerinde rastladığımız şey, cemevlerine karşı olduğu, sevmediği yönünde beyanları vardı. Yani niyeti olan biri eğer cemevine saldırmak isteyecekse İzmir’de bir sürü cemevi var, oraya da saldırabilirdi. Ankara’ya gelmesine gerek yoktu. Bir kişinin yapmadığı bir saldırı, bundan eminiz. Davanın da peşindeyiz.”
“Cemevi saldırılarını Allah için yaptım” diyen failin akıbeti hakkında bilgi almak istediğimiz ilgili avukatlara ise ulaşamadık.
PİRHA – Çok sayıda sivil toplum örgütleri ve gazeteciler, belgesel sinemacı Sibel Tekin’in tutuklanmasına tepki göstererek, Ankara’da basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Ne suçlama yapılırsa yapılsın kabul etmeyeceğiz, çünkü Sibel’i tanıyoruz. Belgesel film için çekim yapmak suç değildir” denildi.
Belgesel sinemacı Sibel Tekin’in tutuklanmasına tepkiler sürüyor. Demokratik kitle örgütleri ile gazeteciler ve sinemacılar, Sibel Tekin’in tutuklanmasına karşın İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde basın toplantısı yaptı.
“ABSÜRT KOMEDİ SAÇMALIĞINDA OLAN TUTUKLAMA KARARI”
İHD Ankara Şube Yöneticisi Sevinç Koçak “Sokağın Hafızası Tutuklanamaz. Bugün size, Türkiye’deki adalet sisteminin özeti mahiyetinde bir tutuklama süreci anlatacağız” diyerek şu açıklamayı yaptı:
“Belgesel sinemacı Sibel Tekin, 15 Aralık Perşembe günü sabah saatlerinde, insanların gün aydınlanmadan işe gitmesini konu alacak olan “Karanlıkta Başlayan Hayat” belgeseli için çekim yapmak üzere Tuzluçayır’a gitti. Çekim yaptıktan sonra üniversitedeki işine giderek günlük yaşamına devam etti. 16 Aralık Cuma günü saat 02:00 civarında, gece yarısı evine yapılan baskınla dijital arşivi ve kamerasıyla birlikte gözaltına alındı. Gerekçe olarak, sabah çekim yaptığı güzergâhta bir sivil polis aracını da görüntülemiş olması gösterildi. Yaptığı çekimin içeriği belli olduğu için, görüntüler incelenerek bırakılması beklenirken, yine belgesel için yaptığı eski çekimler de suç unsuru sayılarak 17 Aralık Cumartesi akşamı, çıkartıldığı nöbetçi mahkeme tarafından ‘silahlı terör örgütü üyesi’ olma suçlamasıyla tutuklandı.
TEM dosyasında, savcının tutuklamaya sevk tutanağında, mahkeme heyetinin tutuklama kararında ya da cezaevine gönderilen belgelerde Sibel’in hangi örgütün üyesi olduğuna dair herhangi bir bilgi yer almıyor. Bu nedenle hangi örgütün tutuklusu olduğunu ne tutuklamaya sevk eden savcı biliyor ne tutuklama kararı veren mahkeme heyeti, ne Sibel biliyor ne biz biliyoruz ne de gönderildiği Sincan Cezaevi yönetimi. Bir absürt komedi saçmalığında olan bu tutuklama kararı, ne yazık ki son derece gerçek. Sayın savcı ve mahkeme heyetine, hukuksal dayanaklarla verilmediği açıkça belli olan bu kararı hangi gerekçeyle verdiklerini sormak istiyoruz. Sibel ve kamerasının hangi örgütün üyesi olduğuna karar vermelerini de merakla bekliyoruz.
“BELGESEL FİLM İÇİN ÇEKİM YAPMAK SUÇ DEĞİLDİR”
Sibel Tekin, Belgesel Sinemacılar Birliği üyesi bir sinemacıdır, video eylem aktivistidir, akademisyendir. Ankara’nın yakın tarihinin hafıza kaydıdır. Kamerası, Ankara sokaklarında hak arayan herkesin tanığıdır. Yaptığı tüm çekimler mesleğinin gereğidir ve belgesel film için çekim yapmak suç değildir.
Yıllardır sokağın kayıt kanıt hakkını savunarak çekim yapan Sibel Tekin’in, özgür kaldığında yine kamerasını eline alarak kaldığı yerden çekimlerine devam edeceğine şüphemiz yok. Ankara’da hak mücadelesi verenlerin de bu kentin hafızasına sahip çıkacağından kimsenin şüphesi olmasın. Baştan sona haksız ve hukuksuz ilerleyen bu tutukluluk sürecine derhal son verilsin! Belgesel sinemacı Sibel Tekin derhal serbest bırakılsın!”
“NE SUÇLAMA YAPILIRSA YAPILSIN KABUL ETMEYECEĞİZ”
Belgesel Sinemacılar Birliği Başkanı Tufan Taştan ise “Belgeselciler arkadaşlarını geri istiyor” dedi. Taştan, belgeselcilere yönelik son zamanda artan şiddet eylemlerine de dikkat çekerek şu açıklamayı yaptı:
“Sibel, 18 yıl boyunca, dünyanın her yerinden gelen yüzlerce filmle Türkiye’deki izleyicileri buluşturduğumuz Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali’ne ve birliğimizin her türlü faaliyetine gece gündüz emek vermiş, güler yüzü ve sıcak enerjisiyle yanındakilere hep moral kazandırmış, kendi çalışmalarımızı da çekip belgelemeyi hiç ihmal etmemiş, yorulmak bilmeyen bir arkadaşımız. Ve gelecek kuşaklara bilgi-belge aktarma görevini gönüllü olarak üstlenmiş bir belgeselci. Çocuklarımız, gençlerimiz için iyi bir şeyler yapmaya çalışan herkesi cezalandırmak zorunda mıyız?
Haber verme-alma özgürlüğüyle birlikte kamusal alanda çekim yapma ve yayma hakkımız Anayasa’nın 26. ve 27. maddelerinde düzenlenen hükümlerle güvence altına alınmıştır. Çektiklerimizi, kurguladıklarımızı, ulaştığımız belgeleri gelecek kuşaklara aktarmak için arşivlemek meslekî sorumluluğumuzdur. Sibel, kimse adına değil hakikat adına bu sorumluluğu yerine getiriyor. Bu sorumluluğa sahip çıkmazsak kendimize belgesel sinemacı diyemeyiz.
Sibel Tekin ile ilgili hukukî süreci gözümüzü ayırmadan izleyeceğiz. Ne suçlama yapılırsa yapılsın kabul etmeyeceğiz, çünkü Sibel’i tanıyoruz. İnsanların hayatlarıyla oynamak bu kadar kolay olmamalı. Sibel Tekin derhal serbest bırakılmalı, el konan bütün ekipman ve arşivi eksiksiz geri verilmeli.”
PİRHA- Evde çalışan, emekli olan veyahut hem iş hayatını hem de sanat faaliyetlerini birlikte yürüten Mamaklı kadınlar, ‘Özgürlük Oyunu’ adlı tiyatro çalışmasında bir araya geldi.
Adem Atar’ın yazdığı ‘Özgürlük oyunu’ adlı senaryoyu sahneye hazırlayan Mamak’lı kadınlar, tiyatro sanatına nasıl yöneldikleri hakkında bilgi verdi.
Çığ Kültür Sanat Akademi’de bir araya gelen kadınlar, “Evde oturmayla kimse bir şey kazanamaz” diyerek sahne sanatlarına yönelmelerindeki gerekçeleri ve tiyatronun, hayatlarına ne katıklarını anlattı.
Mamak ilçesinin Tuzluçayır semtinde yaşayan kadınların kimi ev işçisi, kimi emekli, kimi de hem çalışıp hem de tiyatro çalışmalarında yer alıyor. Sabır Göktaş da bu grupta yer alan isimlerden birisi.
TİYATRO ÇALIŞMASINDAN ÇIKIP EV İŞÇİLİĞİNE…
1973 yılından beri Mamak’ta yaşadığını belirten Göktaş, ev işleriyle uğraştığını ve aynı zamanda tiyatroya katılma sürecini anlattı. Sahne sanatlarının kendisinde büyük bir mutluluk oluşturduğunu söyleyen Göktaş, duygularını şu cümlelerle anlattı:
“Arkadaşlarımla beraber güzel bir grup oluşturduk. Böyle bir karar verdiğim için çok sevinçliyim. Genelde derneklerin kültürel faaliyetlerinde bulunuyordum ama bu tiyatroda yaklaşık 2 yıldır çalışmaktayım.
Bu ilgi zaten içimde çoktan beri vardı. Arkadaşlarım böyle bir çalışmaya girmişlerdi ve bana da teklifte bulundular. Ardından seve seve katıldım. Gençliğimde tiyatroya çok ilgim vardı. Mesela ilkokulda kısa skeçler oynatılırdı, o dönemde dahi çok hevesliydim. Öğretmenlerimiz nedense bizi çok seçmezlerdi. O nedenle tiyatro hep içimde kalmıştı ve daha sonra tiyatrocu olurum diye hep isteğim olmuştu.
Mahallede komşularıma tiyatro çalışması yaptığımı söylüyorum, bana diyorlar ki ‘gidiyorsun ama para veriyorlar mı?’ Neden para alayım diyorum onlara. Para için bu işi yapmadığımı söylüyorum. Keyifli ve sevdiğim bir uğraş olduğunu söylüyorum. Burada kendimi geliştiriyorum. Tabii bu çalışmalarımızı zor şartlar altında yapıyoruz. Çünkü buradan çıkıp eve gidip yemek yapıp bir de ayriyeten tiyatro metinlerine çalışmamız gerekiyor. Yani bir koşturmayla geçiyor.”
“TİYATROYA OLAN SEVDAM SONRADAN OLUŞTU”
Şahturna Çolak ise 52 yaşında tiyatroya gönül veren bir diğer isim. Tiyatroya hep merakının olduğunu belirten Çolak, aynı zamanda şiir yazımı konusunda da uğraş sergiliyor. Bir bütün olarak kültür sanat faaliyetlerine ilgi duyduğunu belirten Şahturna Çolak, ilk kez dahil olduğu tiyatro çalışmasına dair şu açıklamayı yaptı:
“Tiyatro sevdam aslında hiç yoktu, sonradan oluştu. Tiyatro izlemeye öyle çok gitmişliğim de yoktu. Ev kadınıydım ve ardından özel sektörde çalışmaya başladım. Ondan dolayı da pek tiyatroya gitmişliğim olmadı. Tiyatrocu bir akrabamızın oyununa gitmiştim yıllar önce. Sonrasında da arkadaşlarımızın oyununu izlediğimde ‘Beni de ekibinize alır mısınız?’ diye mesaj attım. Sağ olsun arkadaşlar hemen beni çağırdılar. Şu anda oyunumuz gümbür gümbür ilerliyor. Oyunda ise ‘Suçsuz’ isimli bir karakteri canlandırıyorum. Suçsuz olduğumu bir türlü mahkemelere anlatamıyorum.”
“SANATSAL FAALİYETLER İNSANI PSİKOLOJİK OLARAK DİNLENDİRİR”
Evde çalışan kadınlara da mesaj veren Şahturna Çolak, “Tüm kadınlar sosyalleşsin, sanata her türlü etkinliğe yönelsinler. Kadınlar içine kapanmasınlar. Tiyatro, resim, güzel sanatlar gibi etkinliklere kadınların katılmasını isterim. Çünkü evde kalmak bir çözüm değil. Şu anda ben hem çalışıp hem de tiyatroda zaman geçiriyorum. Sanatsal faaliyetler insanı rahatlatır ve psikolojik olarak dinlendirir. Bunun yansıması da çevreye güzel olur. Böylesi ortamlara herkesin katılmasını isterim” şeklinde konuştu.
“KADINLAR EVDE OTURMASINLAR”
Kibriye Odabaşı da ev işçiliğinin yanı sıra, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin semah ekibinde de yer alıyor. Yaklaşık 50 yıldır Mamak’ta yaşadığını anlatan Odabaşı, tiyatroya olan ilgisini ise şu sözlerle anlattı:
“Tiyatro ile ilk tanışmam, köylerde yapılan yöresel etkinlikler ile oldu. Önceden gençler heybe atıp kapı kapı dolanırlardı. Bulgur, yağ gibi şeyler toplarlardı. Erkeği gelin yapıp devenin üstünde kapı kapı dolaşıp bir tür tiyatro oynanırdı. Zaten çocukluktan beri tiyatroya ilgim var. Sosyal de bir insanım. Derneklerin semah çalışmalarında, korolarda, etkinliklerde yer alıyorum.
Ev Kadınları da evde oturmasınlar. Eğer ‘sıkıldım, daraldım, bunaldım’ derlerse kendilerini dışarıya atsınlar. Ben de çok bunalan bir insandım. kendimi dışarıya attım ve şu an çok mutluyum.”
“EVDE OTURMAYLA KİMSE BİR ŞEY KAZANAMAZ”
46 Yaşındaki Şahturna Buğdaycı da 1995 yılından beri Mamak’ta yaşadığını ve aylık ‘Kadın toplantıları’ yaptıklarını belirtti. Tiyatro çalışmalarında kadına yönelik şiddet konusunun irdelendiğini belirten Budaycı’nın aktarımı ise şöyle:
“En son toplantınızda kadınlara yönelik şiddet hakkında konuşuyorduk. ‘Bu konu üzerine ne yapabiliriz, bu şiddeti nasıl gündeme getirip çözüm üretebiliriz?’ diye toplantıda kadınlarla ilgili bir tiyatro yaparsak iyi bir ses getireceğini düşündük. ‘Kaç Bahar kaç’ isimli bir oyun oynadık. O oyunda Bahar, her türlü şiddete uğruyor. Polise, savcıya, herkese sığınıyor ancak bir türlü şiddete çözüm bulamıyordu. Biz de bunu anlattık ve çok da iyi bir ses getirmişti. 2 yıldır arkadaşlarla tiyatro çalışmaları içerisindeyiz ve bu yeni dönem oynadığımız oyun da hapishanedeki kadınların hayatları ile ilgili. Bu cezaevindeki kadınlardan kimisi iftiraya uğramış, kimisi de gerçekten bir suç işlememiş.
Kadınlar olarak şunu dile getiriyoruz; kadınlar özgür oldukça dünya daha güzel olur. İstiyorum ki tüm kadınlarımız artık evi bırakıp dışarıya çıksın. Şu son döneme bakarsak ortaçağ karanlığına doğru gittiğimizi düşünüyorum. Kadınların bir şekilde dışarıda ses getirmelerini istiyorum. Evde oturmayla kimse bir şey kazanamaz. Aslında buradaki arkadaşlarımın da hepsinin başında bir sıkıntısı var ama buraya gelip daha çok kadınların hayatını canlandırmaya çalışıyoruz. Oysa kadınlarımız alana çıkıp, üzerlerine düşeni yapsa bence dünya daha güzel olur. Tiyatro da insanı insana insanca anlatma sanatıdır.”
PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ana Fatma Cemevi yönetimi, düzenlediği kahvaltı programı ile Ankara’daki kitle örgütlerini bir araya getirdi. Cemevi Eşbaşkanı Mustafa Karabudak yaptığı konuşmada “Siyasal iktidar, Alevileri ancak tanır, tanımlayamaz” vurgusu yaptı.
Ankara’da 30 Temmuz’da saldırıya uğrayan dört Alevi kurumundan birisi olan DAD Ana Fatma Cemevi, düzenlediği kahvaltı programında Ankaralı yurttaşları bir araya getirdi.
Cemevi önünde yapılan kahvaltı programına katılım bir hayli yoğun oldu.
DAD Ana Fatma Cemevi Eşbaşkanı Mustafa Karabudak, yaptığı konuşmada dayanışmanın önemine dikkat çekerek “Cemevimiz saldırıya uğradıktan 10 dakika sonra burası doldu taştı. Tüm demokratik insanlar gelip burayı sahiplendiler. Tekrar teşekkür ediyoruz. Bu saldırı hepimize yapılan bir saldırıydı” dedi.
“SİYASAL İKTİDAR, ALEVİLERİ ANCAK TANIR, TANIMLAYAMAZ”
Mustafa Karabudak, cemevlerine yapılan saldırılar ardından mahkeme sürecinin başlayacağı bilgisini vererek şu konuşmayı yaptı:
“Aleviler kadimden bugüne mazlum bir halktır. Hep haksızlıklara, katliamlara uğrayan bir halktır. Bundan sonraki süreçte de hep birlikte yol yürümek istiyoruz. Yakında mahkeme sürecimiz de başlayacak. Keza okullar açılacak ve zorunlu din dersleri var. Bizim en büyük sorunlarımızdan birisidir.
Siyasal iktidar her gün bir açıklama yaparak bir taraftan daha dün tanımadığı cemevlerini gezip kendince bir meşru alan açmaya çalışırken bir taraftan da saldırıları devam ediyor. Dün yine hakaretvari açıklamaları vardı. Kafalarındaki o siyasal İslam’ı sürdürmeye çalışıyorlar ama bu boş bir hayaldir. Kadimden bugüne gelen inancımız Yolumuz bundan sonra da devam edecektir. Hiç kimsenin, bizi sindirmeye, asimile etmeye, değiştirmeye gücü yetmeyecektir. Siyasal iktidar, Alevileri ancak tanır, tanımlayamaz. Bugüne kadar gittikleri yerlerde kendi kafalarına göre bir Alevilik şekillendirmeye başladılar. Bunu Hüseyin Gazi Türbesi’nde yaşadık. Kendi kafalarınca bir cemevi imajı çizmişler. Bunlara izin vermeyelim diyoruz.”
Yapılan konuşma ve kahvaltı ardından Zakir Murat Yılmaz ile Hıdır Çelebi deyiş ve ezgiler seslendirdi.
PİRHA-Alevi Federasyonları Hukuk Birimi üyeleri Av. Leyla Süren ile Av. Zeynel Öztürk, Ankara’da cemevlerine yapılan saldırılar ile ilgili olarak “Provokasyondur diye de sessiz kalmayacağız. Saldırının organize olduğunu düşünüyoruz. Yasal süreçleri takip edeceğiz. Sorumluların ortaya çıkarılması için elimizden geleni yapacağız” ifadelerini kullandı.
Ankara’da cemevlerine düzenlenen saldırılara ilişkin tepkiler gelmeye devam ediyor. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) ile Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) tarafından oluşturulan Alevi Federasyonları Hukuk Birimi üyeleri Avukat Leyla Süren ile Avukat Zeynel Öztürk konuya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalar da bulundu. Yasal sürecin takipçisi olacaklarını belirten avukatlar, “Sorumluların ortaya çıkarılması için elimizden geleni yapacağız” dedi.
“SALDIRILARIN TÜM ALEVİLİĞİ HEDEF ALDIĞI GÖRÜLÜYOR”
Saldırılara karşı sessiz kalmayacaklarını belirten Av. Leyla Süren, “Belli bir kesimi değil tüm Aleviliği hedef aldığı görülüyor. Provokasyondur diye de sessiz kalmayacağız. Bizim üzerimizden bir şeyleri inşa etmenin tek düğmeden basılmış bir hareket olduğunu düşünüyorum” dedi.
“SALDILARIN ORGANİZE OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”
Av. Zeynel Öztürk ise saldırıların organize olduğunu söyledi. Öztürk şunları kaydetti:
“Saldırının organize olduğunu düşünüyorum. Tek bir kişinin yapabileceği bir şey değil. Matem ayında bunların yapılması bence bilinçli. Önümüzdeki sürece yönelik bir hazırlık olarak görüyorum. Yasal süreçleri takip edeceğiz. Gerekli başvuru ve şikayetleri yapacağız. Sorumluların ortaya çıkarılması için elimizden geleni yapacağız. Ekrem İmamoğlu’nun nerede nefes aldığını kontrol ediyorlarsa saldırganları da bulmaları çok kolay. Bu işin peşini bırakmayacağız.”
PİRHA – Ankara’daki cemevlerine yönelik saldırılara ilişkin açıklama yapan HDP, “Gerçek failleri bulunana ve perde arkasındaki azmettiricilerinden hesap sorulana dek mücadelemizi sürdürecek, sürecin takipçisi olacağız” dedi.
Ankara’da cemevlerine yönelik saldırılara bir tepki de Halkların Demokratik Partisi’nden geldi. HDP Merkez Yürütme Kurulu’nun yazılı yaptığı açıklamada “Alevilere ve Alevi kurumlarına yönelik alçakça saldırıları kınıyoruz” denildi.
“ALÇAKÇA SALDIRILARI KINIYORUZ”
Yapılan açıklamada, siyasal iktidarın, “Alevileri hedef alan söylemleri” nedeniyle saldırıların gerçekleştirildiğine vurgu yapıldı. “Bu kadar organize ve eşzamanlı bir saldırıyı bir kişinin yapması mümkün değildir” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Muharrem orucunun ilk gününde Ankara’da Alevi kurumlarına planlı ve organize bir saldırı gerçekleşmiştir. Ankara Mamak’ta Şah-ı Merdan Cemevi’ne ibadet esnasında olmak üzere, Tuzluçayır Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ana Fatma Cemevi, Gökçebel Köy Derneği ve Türkmen Alevi Bektaşi Derneği’ne yönelik gerçekleşen alçakça saldırıları kınıyoruz.
Alevilere ve Alevi kurumlarına yönelik saldırılar iktidar cenahının Alevileri hedef alan söylemleriyle tetiklenmektedir. Bu saldırılar siyasal iktidarın Alevileri ötekileştirmesi, inançlarını yok sayması ve Alevi karşıtlığı üzerinden siyaset yapmasıyla doğrudan ilgilidir. İçişleri Bakanlığı’nın olayla ilgili bir kişiyi gözaltına almış olması olayı aydınlatma çabası değil bilakis olayın üstünü kapatmaktır. Zira bu kadar organize ve eşzamanlı bir saldırıyı bir kişinin yapması mümkün değildir.
Ankara’daki Cemevi saldırılarının ardında hesapları olan karanlık güçler asla amaçlarına ulaşamayacaktır. Hedeflenen provokasyonlar boşa düşecektir. Alevi canlar yalnız değildir. Alevilere ve Alevi kurumlarına yönelik saldırıların gerçek failleri bulunana ve perde arkasındaki azmettiricilerinden hesap sorulana dek mücadelemizi sürdürecek, sürecin takipçisi olacağız.”
PİRHA- Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri, 13 Şubat’ta yapacakları etkinliğe katılım çağrısı yaparak “Bu etkinlikteki asıl amaç sorunlarımızı konuşmak, bu ülkedeki faşizan baskının karşısında nasıl yan yana gelinir ve birlikte karanlıktan nasıl aydınlığa çıkarız noktasıdır. Bir demokrasi örgütlenmesi yaparak tekrar kendi kurtuluşumuzun kendi ellerimizde olduğunu gündeme getirmek istiyoruz” dedi.
Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri, “Geçinemiyoruz, insanca bir yaşam istiyoruz” talebiyle 13 Şubat saat 14:00’te dayanışma etkinliği yapacak. Müzik dinletisi ve konuşmaların da olacağı etkinliğe dair bilgi veren Hüseyin Yılmaz, Tuzluçayır’da var olan siyasi partiler, kitle örgütleri, köy dernekleri ve tüm muhalif yurttaşların biraraya geleceğini söyledi.
Hüseyin Yılmaz, tüm muhalif kesimi yan yana getirip Tuzluçayır’da yeni bir örgütlenmeyi amaçladıklarını belirterek, şu bilgileri paylaştı:
“İnsanları yan yana getirerek Tuzluçayır’da yeniden varoluşu gündeme getirmek, yeniden örgütlenmeyi omuz omuza, birlikte bir mücadeleyi sergilemek asılı niyetimiz. Bunu yaparken hiçbir siyasi partinin ya da kitle örgütlerinin öne çıkmadığı, adının ‘Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri’ olduğu bir yapılanmayı oluşturmak niyetindeyiz.
Buradaki niyet sol-sosyalist düzene muhalif herkesi yan yana getirmek ve birlikte mücadele etmek. Sorunlarımızı oturup birlikte konuşmak ve bu sorunlara karşı da birlikte mücadele platformu sergilemek istiyoruz.”
“ÇÖZÜMÜ ORTAKLAŞA BULMAK ZORUNDAYIZ”
Hüseyin Yılmaz, yapılacak etkinlikle birlikte Tuzluçayır semtinin eski ruhuna ulaşması için çalışma yürüteceklerinin de altını çizdi. Ülke genelindeki sol yapılanmalarda dağınıklık olduğunu dile getiren Yılmaz şunları söyledi:
“Muhalif partilere baktığımızda Türkiye’de bir demokrasi var anlayışı içerisinde hareket ediyor, demokratik bir sistemde yaşıyormuş gibi yapıyorlar. Aslında bu tam tersi, demokrasinin olmadığı bir yerde demokratik bir mücadelenin olmayacağını ve bu mücadelenin de sokaktan geçeceği inancındayız. İnsanların bu konuda yan yana gelip örgütlenmesi gerekiyor. Çünkü sorunlarımız, dertlerimiz bir. Çözümü de ortaklaşa bulmak zorundayız. Bu ayın 13’ünde buradaki muhalif güçleri bir araya getirerek etkinlik düzenlemek istedik. Bu etkinlikteki asıl amaç şu; yan yana gelişi pekiştirmek, sorunlarımızı konuşmak, bu ülkedeki faşizan baskının karşısında nasıl yan yana geliriz ve birlikte karanlıktan nasıl aydınlığa çıkarız onları konuşmak, ortak bir akıl mücadelesi ile bir demokrasi örgütlenmesi yaparak tekrar kendi kurtuluşumuzun kendi ellerimizde olduğunu gündeme getirmek…” “TEK TEK DERDİMİZİ ANLATACAĞIZ”
Yapılacak etkinliğe dair konuşan bir diğer isim de DAD Ankara Şube Eşbaşkanı Mustafa Karabudak oldu. Ülke genelinde benzer çalışmaların yürütüldüğünü belirten Karabudak, “Gerçekten zor zamanlardan geçiyoruz. Ekonomik ve siyasi anlamda sıkıntılar var. Bugün yaşananlar iktidarın savaş, rant ve kendi yetersizliğinin bir sonucudur. Buradan hep beraber nasıl çıkarız, onun için böyle bir çalışma yürütüyoruz. Dayanışma etkinliğimizde kurumlar olarak tek tek derdimizi anlatacağız. Amaç; Mamak halkını bir arada tutmak, dertlerimizi konuşup, çözüm yolu üretmektir. Kaostan çıkmanın tek yolunun sokak ayağı olduğunu düşünüyoruz. Bu çalışmanın içerisinde 20’yi geçkin bileşen var” ifadelerini kullandı.
PİRHA – Tuzluçayır’da yaşayan yurttaşlar, hayat pahalılığı sebebiyle yaşadıkları zorluğu dile getirdiler. Yeni yılla birlikte gelen zamlar karşısında çaresiz kaldıklarını belirten yurttaşlar, tüp üstünde tuğla ısıtıp ayaklarına sardıklarını, çorbalık kemiklerle nefislerini körelttiklerini belirtirken, bir yurttaş da dilenmeyi bile düşündüğünü kaydetti.
AKP iktidarının 2021 yılında yurttaşı canından bezdiren zamları yeni yılla birlikte daha da katlanılmaz hale ulaştı. Mamak ilçesine bağlı Tuzluçayır semtinde yaşayan düşük gelirli halk, “Artık yeter, halk sokağa dökülmeli” diyerek tepkisini dile getirdi.
2022 yılında akaryakıt başta olmak üzere elektrik tarifelerinde yüzde 52 ile yüzde 130 arasında değişen oranlarda zam, halkın büyük tepkisine neden oldu. Zaten kara kış yaşayan yurttaş, son olarak doğalgaz faturasına yüzde 25’lik zam ile adeta yoksulluğun dibine vurdu.
İşçi emeklisi olan Ahmet Karadağ, halk ekmek kuyruklarındaki artışa dikkat çekerek, halkın tümüyle yoksullaştığını söyledi. Karadağ, evine rahat şekilde gıda alamadığını belirterek zamlara dair şu yorumda bulundu:
“İsterseniz sizi evime götüreyim. Dolapta 4 tane zeytin ve kuru ekmeği bul geri kalanını benim kafama çal. Mesela Kurban Bayramı’ndan bu yana kırmızı et aldığım yok. Bizler sadece tavuğun çorbalık kemikleri var; boyun kısmı, parça parça yapıp onu kaynatıyor ardından da ekmeğimizi içine doğruyoruz. Ancak öyle nefisi köreltiyoruz.
Artık doğalgaz da çok büyük bir darbe vurdu. Gelen faturada yaktığına bakıyorsun 50-60 lira, vergiler falan geldiğinde ise 300 lira para ödüyorsun. Ona rağmen ısınamıyoruz. Elini peteğe vurduğunda buzdolabı gibi. Ancak bir bardak çay için ocağı kullanıyoruz. Onun buharı ile mutfakta battaniyeye sarılıp duruyoruz. Gıda için belediyeye de başvurdum ancak yardım vermedi. ‘Emekliye yardım yok’ dediler.”
“LAMBAYI AÇARSAM ELİM KIRILSIN!”
1976 yılından beri Tuzluçayır’da yaşayan Dilber Ülger ise Hakk’a yürüyen eşinin emekli maaşı ile hayatta kalma mücadelesi veriyor. Ülger, 3 kişilik bir aile olduklarını dile getirerek yaşadığı yoksulluğu şu cümlelerle anlattı:
“Oğlum ve torunumla yaşıyorum. Oğlum ise çalışamıyor, işsiz. 2400 lira maaşla geçinmeye çalışıyoruz. Isınmayı bir kenara bırak, kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz halen ayaklarımı ısıtmak için ocakta taş ısıtıyorum. Tüpün üzerinde taşı kızdırıyor ve ayağımın altına koyup öyle ısınabiliyorum. 76 yaşındayım ve evde soğuktan duramıyorum. Kombiyi açacak gücümüz yok. Elektriğe gelen zamlar sebebiyle de sadece televizyon ışığında duruyoruz. Elim kırılsın ki haricinde hiç elektrik yakmam. Ne yiyip içtiğimize gelirsek, sadece ekmek yiyorum. Belediye ekmeğinde sıra bulursam onu alıyorum. Sağlık nedenlerim sebebiyle genellikle gidemiyorum, mahallenin çocuklarından ekmek getirmeleri için rica ediyorum. Kuru ekmek yiye yiye halime baksana. Artık yerimden kalkamıyorum. Doyan zaten doydu, yükünü tutan ise tuttu. Olan her şey fakire oluyor. Tok, açın halinden anlamaz. Çevremdeki ailelerin durumu da benimle aynı.
Aslen Sivas’lıyım, köyümüz de var. Olan tarlaları da süremiyoruz. Çünkü bütün maliyetler arttı. Mazot bu fiyatta iken ben nasıl tarlayı sürüp ekeyim? Toprak var ama işleyemiyoruz. Artık gübre dahi alamıyorsun. Burada aç durmak ondan daha iyi.
Çocuğum da çalışıyordu ancak işten çıkardılar. 2 yıldır iş bulamıyor. İktidara ben ne söyleyeyim, artık beni dinlesin, üzülsün, utansın ve vicdana gelsin. Ama bunlarda vicdan yok. Vicdanı olan fakiri böyle eder mi? Evvel ‘orta direk’ diyorlardı şimdi ise ‘yoksul direk! İçini çürüttüler hep. Yalandan itseler de devrileceğiz. Hatta durum öyle bir hale geldi ki dilenmeyi dahi düşündüm. Tanıdıklar görür diye Bahçelievler tarafına gidip orada avuç açmayı düşünüyordum. Ama gururum var utanıyorum. Aç da durulmuyor ama yavrum.”
“BUNCA ÖMRÜMDE BÖYLE BİR KRİZİ İLK DEFA GÖRÜYORUM”
Muzaffer Karaca da yapılan zamların artık dayanılmaz hal aldığını dile getirdi. “Geçmişte sadece yılbaşlarında zam yapılırdı ama artık her gün” diyen Karaca, derdini şu cümlelerle anlattı:
“Evimizde her türlü elektronik eşya var ama kullanamıyoruz. Akşama kadar marketleri dolaşıyorum, her şey iki katına çıktı. Hiçbir zaman dilediğimiz gibi evi ısıtamıyoruz. Örneğin artık bulaşık makinesi de kullanmıyoruz. Elektrikli eşyaları artık kullanmayı bıraktık.
66 yaşındayım ve bunca ömrümde böyle bir krizi ilk defa görüyorum. Bu karanlıktan çıkmak için halkta birlik ve beraberlik olmalı. Her insan hakkını aramak zorunda.”
Haydar Başaran isimli yurttaş da doğma büyüme Tuzluçayırlı olduğunu belirterek, tüm semtin yoksul halktan oluştuğunu söyledi. “Artık geçinmek mümkün değil” diyen Başaran, içinde oldukları zorluğu şu sözlerle anlattı:
“Ne hikmetse her sabaha zamla uyanıyoruz. İnsanlar evlerinde battaniyeyle oturuyorlar. Çünkü doğalgaz yakma ihtimalleri yok. Örneğin geceleri lambaları yakmadan televizyon izliyoruz. Çözüm ise halkın sokağa çıkması ile olacak. Bunun için de Alevisi, Sünnisi, AKP’lisi, CHP’lisi değil; tüm halkın sokağa dökülmesi gerekiyor. Buradan ana muhalefete de sesleniyorum, artık yeter! Muhalefet görevini yapmıyor. Şu anda halkın sokakta olması lazım.
Bir emekli maaş ile 3 kişilik aileyi idame ediyoruz. 5 yıldır iş arıyorum.”
“10 GÜNDE BİR ÇAMAŞIR-BULAŞIK MAKİNESİ ÇALIŞTIRIYORUM”
“Geçinemiyoruz” diyen bir diğer yurttaş ise Şekernaz Turgut oldu. Yakın zamanda işten çıkarıldığını belirten Turgut ise içinde olduğu yoksulluğu şu sözlerle ifade etti:
“Şu an bir oğlum çalışmakta ama buzdolabımız bomboş. Artık 10 günde bir çamaşır ve bulaşık makinesini çalıştırıyorum. Haftada bir de süpürge makinesini açıyorum. Fırın kullanmak ise artık imkansız. Eve tek bir maaş giriyor. 500 lira gaz parası geliyor, 250 lira elektrik parası… Şimdi biz ne ile geçireceğiz? Evimize et, süt kesinlikle girmiyor. Eve bir tek yılbaşında meyve ve bir de tavuk alabildim başka da bir şey alamadım. Ancak birlikte olup sırt sırta verip bu devri kaldıracağız.”
PİRHA- PSAKD Mamak Şubesi Kadın Meclisi’ne üye kadınlar, kadın meclislerinde yaptıkları çalışmaları ve kadınların yaşadıkları sorunları anlattı. Mamak’ta kadınlara ulaşmaya çalıştıklarını belirten Kadın Meclisi üyeleri, Mamak halkı ve belediyelerle ortak havuz oluşturup ihtiyacı olanlarla dayanıştıklarını ifade ettiler. Örgütlenmenin önemine değinen kadınlar, “Dayanışma ağımızı güçlendireceğiz” dediler.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadın Meclisi üyesi kadınlar, Ankara ve Mamak bölgesi yerelinde yaptıkları çalışmaları ve yaşadıkları sorunları anlatmaya devam ediyor. PİRHA’ya konuşan kadınlar, Mamak’ta çocuk gelinlerin olduğunu, Alevi kadınların yeterince bilinçli olmadığını ve kadınların dört duvar arasından çıkarak örgütlenmelerinin şart olduğunu aktardılar.
“KADINLAR OLARAK MAMAK’TA NELER YAPABİLECEĞİMİZİ KONUŞTUK VE MECLİSİMİZİ KURDUK”
Kadın meclisi üyelerinden Bahtiyar Atakay, doğma büyüme Tuzluçayırlı olduğunu ve işletmecilik yaptığını ifade ederek, “Zeytindalı Kadın Kooperatifi’nin eğitim üretim atölyesi sorumlusuyum. Fadime Türkyılmaz’ın adaylığı sırasında buraya arada bir geliyordum. Uzaktan da olsa bir şeyler yapıyordum. Daha sonrasında üye olmaya karar verdim. Kadınlar olarak burada toplandık ve Mamak’ta neler yapabiliriz diye konuştuk. Böylelikle kadın meclisimizi oluşturduk ve ortak akılla bir yol haritası belirledik. Önce kendi mahallelerimizde ki kadın, genç ve okul çağındaki çocukların sorunları üzerine bir harita belirledik. Çevremizde 3 tane ilköğretim okulu ve ortaokul var. Bunların okul aile birlikleri ile irtibata geçtik. Onlarla birlikte oturduk. Ortak akıl üzerinden kendi mahallemizden, kendi çevremizden başlayarak neler yapabiliriz, diye konuştuk ve bunu tüm Mamak geneline yaymak istedik” şeklinde konuştu.
“DAYANIŞMA İÇİN MAMAK HALKI VE BELEDİYELERLE BİRLİKTE ORTAK HAVUZ OLUŞTURDUK”
Okul aile birlikleri ile ihtiyaç sahibi olan velilere ve öğrencilere ulaştıklarını kaydeden Atakay sözlerine şu şekilde devam etti:
“Özellikle pandemi döneminde yardımlarda bulunduk. Önce gıda ile başladık. İnsanlar gerçekten çok zor durumdaydı. Gönüllülerimiz ve dernek üyelerimiz ile birlikte ortak bir havuz oluşturduk. Daha sonra belediyelerden yardımlar alarak kolilerimizi ihtiyaç sahiplerine ulaştırdık. Sonrasında okul aile birliklerimizle yapmış olduğumuz çalışmalarda öğrencilerimizin neye ihtiyacı var bunları belirledik. Özellikle dar gelirli öğrencilerimize ulaşmak istedik. Kırtasiye malzemelerinden tutun da kılık kıyafete kadar ortak oluşturduğumuz havuzdan, bir nebze olsun ihtiyacı olanlara yardımcı olmaya çalıştık. Yardımlar için Mamak Belediyesi ile de görüştük ancak hiçbir şekilde yardım alamadık oradan. Biz Mamak’a bağlıyız ve bizim vergilerimizle Mamak Belediyesi ayakta duruyor. Bir şeye ihtiyacımız olduğunda meclis üyelerimizle birlikte özel arkadaşlarımızın kanalıyla ihtiyaçlarımızı ilettik. Ancak somut olarak hiçbir destek görmedik. Buraya bağlı olduğumuz için önce kendi bölgemizdeki belediyeye gittik. Oradan somut olarak bir yardım alamadığımız için Büyükşehir Belediyesi ile gönüllülerimiz ve bize destek olan üyelerimizle bu ortak havuzu oluşturduk.”
İnsanların bir yerden bir çağrı, bir kıvılcım, bir hareket beklediklerini söyleyen Akatay, halkın sorunlarının ortak olduğunu belirtti.
Yaptıkları çalışmalar sonucunda halktan olumlu geri dönüşler aldıklarını da sözlerine ekleyen Akatay, “İnsanlar pandemi sürecinde biraz daha içeri kapandığı için ve sosyal aktiviteler iyice kısıtlandığı için fiziksel anlamda gidemezsem bile ufakta olsa ne yapabilirim, ne katkı sunabilirim diye düşünüyorlardı. Biz burada kadın meclisimiz ile birlikte yaptığımız aktiviteleri, sosyal medyamızdan, pankartlarımızla, söylemlerimizle insanlara duyurmayı başardık. Bununla birlikte insanlar, evet orada bir kıpırdanma var, kadınlar bir şey yapıyor dediler. Daha sonrasında bir işin ucundan tutmak için derneğimize gelmeye başladılar” dedi.
‘Dayanışma güçlendirir’ diyen Atakay son olarak, “Özellikle kadınlar arasındaki dayanışma çok önemli. Biz daha yolun başındayız ve yapabileceklerimizi biliyoruz, yol haritamız belli. Gideceğimiz daha çok yol var ve bir kadın yanında iki kadınla birlikte geliyor. İki kadın dört kadınla geliyor. Biz bir şeyler yaptıkça çoğalacağız ve dayanışma ağımızı genişleteceğiz” ifadelerini kullandı.
“MÜCADELE ETMEYİ ÇOK SEVİYORUM, O YÜZDEN DE PİR SULTAN’DAYIM”
Kadın meclisinden Gülizar Sakmak ise Kadın Meclisi’nde örgütlendiği günden bugüne kendini daha güçlü hissettiğini vurgulayarak; “Yaklaşık 30 yıldır bu mahallede oturuyorum. Ben burada yapılan etkinliklere katılıyorum. Çalışmalara elimden geldiğince dahil olmaya çalışıyorum. Kadın Meclisi olarak basın açıklamaları, eylemler, toplantılar, aşure günleri gibi etkinlikler yapıyoruz. Mahallede ihtiyacı olan, eksiği olan kadınları tespit ediyoruz ve onlarla dayanışma halinde oluyoruz. Maddi manevi kadınların yanında oluyoruz. Kadınlar örgütlü olursa daha güçlü olur. Ben kendimi yalnız hissetmiyorum. İnsanları görüyorum ve tek olmadığımı biliyorum. Bu beni bir kadın olarak daha güçlü yapıyor. Mücadele etmeyi çok seviyorum, çalışmayı çok seviyorum. O yüzden de Pir Sultan’dayım” cümlelerini dile getirdi.
“MAMAK’TA DA ÇOCUK GELİNLERLE KARŞILAŞIYORUZ”
Latife Eskiköy de en az 30 yıldır Mamak’ta yaşadığını belirterek, özellikle kadınlara ve çocuklara dokunmaya çalıştıklarını aktardı. Eskiköy, çocuk gelinler meselesine de değinerek şunları söyledi:
“Çocuk gelinleri engellemeye çalışıyoruz. Mamak’ta da çocuk gelinlerle karşılaşıyoruz. En başta ben kendimden örnek vereyim. Ben çok küçük yaşta evlendirildim. Bir kadın için bu çok büyük bir yaradır. Çocukluğunu yaşayamaz, gençliğini yaşayamaz, anne olur anneliğini bilmez, hayata nereden başlayacağını bilmez. Açıkçası hep yarım yamalak kalır. 13-14 yaşındaki çocukları başlık parası karşılığında veriyorlar. Bu durum bir kadın olarak bana çok ağır geliyor. Annelerin bu duruma engel olması gerekiyor. Babaları geçiyorum çünkü onlar paraya göz dikmiş durumda. Para karşılığı kızını satıyor. Ama anne karşı çıkabilir. Burada biz kadınları bilinçlendirmeye çalışıyoruz ve kadınlar bilinçlendikçe toplum da ilerliyor. Ben önceden kendi halinde yaşayan çocuk gelinlerden biriydim ama ne zaman ki Pir Sultan’a geldim, Kadın Meclisi ile tanıştım, kadın olmanın farkına vardım.”
“KADINLAR DÖRT DUVAR ARASINDA KALMASINLAR”
1973 yılından bu yana Mamak’ta yaşayan Sabır Göktaş ise kadınların kendi aralarında dayanışma sağladıkça kendilerini daha güçlü hissettiğini belirterek şunları dile getirdi:
“Kadın Meclisi’nin üyesiyim. Burada çeşitli faaliyetler yapıyoruz. Bu faaliyetlere katılıyorum. Kadınların maddi manevi yanında olmaya, onlarla dayanışmaya çalışıyoruz. Buraya birisi gelip sıkıntısını anlattıysa ona nasıl yararlı olabiliriz diye konuşuyoruz ve elimizden geleni yapıyoruz. Ben kendimi burada çok güçlü hissediyorum. Buraya gelip birisine bir faydam olur mu, birisine dokunabilir miyim diye düşünüyorum. Kadınların yanında, burada kendimi yalnız hissetmiyorum. Kadın, çocuk ve genç desteği, onlarla birlikte olmak bana başka bir haz veriyor. Kadınlara buradan çağrı yapıyorum; dört duvar arasında kalmasınlar. Değişik fikirler, değişik insanlar tanısınlar.”
“ÖRGÜTLENMEMİZ GEREKİYOR”
Kadın Meclisi üyelerinden Adalet Ayten, 1986 yılından bu yana Mamak’ta yaşadığını ifade ederek, Mamak’ta birçok faaliyet yürüttüklerini, Tuzluçayır’ın örgütlenme bilincine sahip seçkin bir yer olduğunu anlattı.
Özellikle kadınlara ve çocuklara ulaşmaya çalıştıklarını söyleyen Ayten sözlerine şu şekilde devam etti:
“Bizim dokunduğunuz bir kadın diğer bir kadına ulaşıyor, yakalanabilecek noktaları belirtiyor ve biz böylelikle herkese ulaşmaya çalışıyoruz. Alevi kadınlar yeterince bilinçli değiller kadın konusunda. Çünkü çoğu kadın ekonomik özgürlüğünü kazanamamış durumda. O yüzden eşine bağlı kalmak zorunda oluyor. Bizim kız çocuklarımızı okutmamız gerekiyor. 3 gün önce şöyle bir olay yaşadım; Boğaziçi’nde bir alışveriş merkezinde kasada bir bey ile kasiyer kızın konuşmasına tanık oldum. Eşini Urfa’dan 80 bin TL’ye aldığını söyledi. Ben böyle bir şeyle ilk defa karşılaştım. Çok üzüldüm ve şaşırdım. Bunun karşılığında kasiyer kızlar da, böyle bir şey var mı deyip gönüllü davrandılar. Ben bir kadın olarak orada müdahale ettim ve bir kadının bedelinin olmayacağını söyledim. Oradaki kasiyer kızlara da kendilerine böyle bir şey yakıştırdıkları için kendilerini kınadığımı söyledim. Sonra beyefendi uzaklaştı. Mağazadaki herkes beni dinliyordu. Kadına bir bedel konduğunu söylediler orada ve genç kızlar da buna heveslendi. Bir söz vardır, ‘Önce Analar uyanır sonra güneş doğar’ denir. Bu ne demektir? Her şey bizde başlıyor. Biz güneşten önce uyanıyorsak çok şeyi de değiştirebiliriz. Bunun içinde örgütlenmemiz gerekiyor. Kadın kadının kurdu olmadan, birbirimize yurt olarak, destekleyerek, birbirimize yol açarak devam etmemiz gerekir.”
PİRHA- Alevi kurumları ve yöre dernekleri, Tuzluçayır Mahallesi’nde düzenledikleri etkinlikle halk ozanı Feyzullah Çınar’ı andı.
Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi, Ana Fatma Cemevi, Ankara Dersimliler Derneği, Ankara Vartolular Derneği ve Yuva ve Külahlı Köyleri Derneği, düzenledikleri etkinlikle halk ozanı Feyzullah Çınar’ı andı.
Mamak Tuzluçayır Mahallesi’ndeki Feyzullah Çınar Parkı’nda yapılan anmaya çok sayıda yurttaş katıldı.
‘Feyzullah Çınar Bin Yıldır Saz Çalan Ozandır’ sloganıyla düzenlenen etkinlik programı dara duruşla başladı. Anma programının açılış konuşmasını Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak yaptı. Karabudak sunumunda; “Bizde yol vardır. Yol süren ozanlarımız vardır. Şiir okuyan, deyiş söyleyen, Cem tutan… Yol bugüne kadar onların sayesinde gelmiştir. Feyzullah Çınar da bu yolun evlatlarından birisidir” dedi.
“DİK DURUŞU, HALKI TARAFINDAN ÖDÜLLENDİRİLDİ VE HALK OZANI KİMLİĞİNİ KAZANDI”
Ana Fatma Cemevi yöneticilerinden Melahat Teke, halk ozanı Feyzullah Çınar’ın biyografisini okudu. Teke şunları dile getirdi:
“Hak ve hakikat için dünden bugüne bedel ödeyen, işkence gören, bu yolda canını veren tüm canlarımız için özümüz dardadır. Feyzullah Çınar, 15 Kasım 1937 yılında Sivas’ın Divriği ilçesi Çamşıh yöresi Gürpınar (Çamoağa) köyünde doğdu. Küçük yaşta saza merak saran ozanımız dönemin aşıklık geleneğini sürdüren, Çamşıh’a gelen büyükIerini ilgiyle takip etti. Ayrıca Avrupa ülkelerinde Alevilik ve halk ozanlığı hakkında konferanslar verdi. Radyo ve televizyonlarda programlar yaptı, konserler düzenledi. Çınar örgütlenmenin gereğine inandığı için OZAN-DER kuruluşunda da yer aldı. Bu arada plak ve kaset çalışmaları, konserler, dergi ve gazetelerle söyleşiler ve çok kısıtlı da olsa TRT’de programları devam etti. Tiyatro çalışmalarında Pir Sultan Abdal’ı canlandırdı.
Toplumsal açıdan zor yıllardı. Devrimci ve emekçilerin üzerindeki baskılar Çınar’ı deyişlerin yanında bugün dahi söylenmeye cesaret edilemeyen ağıt ve türküleri söylemeye itti. Çınar’ın bu çıkışları, dik duruşu, halkı tarafından ödüllendirildi ve halk ozanı kimliğini hak ederek kazanan ender kişilerden oldu. Bu başkaldırısı, halkının sevgisi yanında Çınar’a yasaklar, işkence ve cezaevi kapılarını açtı. Türlü baskı ve yasaklara rağmen Çınar, kısa yaşamına 80 tane 45’lik plak, 4 adet Long Play, 20’ye yakın kaset 200 yakın eser, sayısız halk konseri ve turne sığdırdı.
Hakk’a yürümesinin ardından Feyzullah Çınar’a Tuzluçayır’da adını taşıyan bir park yapıldı ve içine de heybetini yansıtan heykeli dikildi. Yaşar Kemal ‘Feyzullah Çınar bin yıldır saz çalan bir ozandır’ demiştir. Alevi hakikatinin sırrına eren, hak ve hakikat yolunda emek veren bedel ödeyen, bin yıldır saz çalan büyük ozanımız Feyzullah Çınar’ı bir kez daha saygıyla anıyoruz.”
“FRANSA’DA HALK OZANLIĞI KÜRSÜSÜ VARDI, BURADA ÇÖPÇÜLÜK YAPIYORDU”
Çınar’ın biyografisinin okunmasının ardından kendisini tanıyan yakınları ve arkadaşları söz alarak duygu ve düşüncelerini dile getirdiler.
Madımak Katliamı’nda kardeşini yitiren Hüseyin Karababa, şu aktarımda bulundu:
“Feyzullah amcayı yakından tanıyan birisiyim. Feyzullah amcanın heykelini bu parka koyduk anısını yaşatmak için ancak geçtiğimiz yıllarda bu heykelin sazını kırdılar. Uzun bir süre de yapılmadı. Uzun süre kırık saz yerde kaldı. Biz tekrardan sahip çıktık ve heykeli yeniden yaptırdık.
Feyzullah Çınar nerede ne konuşacağını bilen çok iyi bir adamdı. Saygıdeğer bir insandı. Üzülerek şunu söylemeliyim ki Feyzullah Çınar’ın Fransa’da kürsüsü var, halk ozanlığı kürsüsü… Bu kadar değer kazanmış bir adamdır. Ama maalesef sosyal demokratların belediye başkanlığını aldıkları Ankara’da Feyzullah Çınar’a çöp toplamayı layık gördüler. Feyzullah Çınar çöpçü olarak öldü. Elinde çöp süpürgesi vardı öldüğü zaman. Alevi Dede geleneğini bilinçli olarak ayaklar altına alan, itibarsızlaştıran bir mantıkla çok uzun zamandan bu yana uğraşıyoruz. İçinde bulunduğumuz durum da yol büyüklerimizin eline çöpçü süpürgesini vererek aşağılayarak, küçümseyerek, onu ozanlık geleneğinden kopartan bir mantıktır. O da bunu kaldıramadı ve kahrından öldü. Çünkü sistem onu o kadar çok sıkıştırmıştı ki ekmek yiyecek hali bile yoktu. Hiç kimsenin sahip çıkmadığı bir ortamdaydı. Gidebileceği her yer kesilmişti, izole edilmişti. Belediyede dedi ki, ‘Gel sana çöpçülük vereyim, sen buraları süpür. Ekmeğini de öyle kazan’. Böyle onurlandırdılar büyük ozanı. Saygı ile anıyorum kendisini.”
“BATIDA ÇOK SATANLAR LİSTESİNDE BİZDE ESAMESİ OKUNMUYOR”
Feyzullah Çınar’ın akrabası Şehriban Metin ise; “Buradaki bu sessizlik, kimsesizlik beni çok yaralıyor. Heykeli merak edip gelen bile yok. Feyzullah amca bizim yakın akrabamızdı. Çocukluğumuzda biz Divriği’de otururken evimize gelirdi. Babamın inanılmaz saygı duyduğu, saatlerce dinlediği, benim onların muhabbetlerine defalarca tanık olduğum büyük bir isim. Akrabamdan öte edebiyatın içerisinde halk ozanlığı geleneği olan birisidir. Çok güçlü bir ses biliyorum ama hepsinden önemlisi çok güzel bir yüreği vardı ve çok cesurdu. Feyzullah Çınar, yurtdışında 60’ların 70’lerin 80’lerin seslerinden çok satanlar listesine giriyor. Batı ile kendimizi sanat anlamında kıyaslarsak çok geriyiz ama bizde esamesi okunmuyor. Yaşadığı yerde de kimse merak edip de heykelin etrafında toplanıp bir şey yapmıyor. Bu çok üzüyor beni. Saygı ile anıyorum kendisini” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından yapılan anma etkinliğine Murat Yılmaz, Hüseyin Karababa ve Hıdır Çelebi’nin söylediği deyişlerle son verildi.
Alevi kurum ve yöre derneklerinin gerçekleştirdiği etkinliğe Mamak Halkevi, Alınteri, Divriği Kültür Derneği ve Türkiye İşçi Partisi de destek verdi.
PİRHA-Tuzluçayır’da yaşayan yurttaşlar, Ankara’da Suriyelilere dönük linç girişimlerini kınadı. İktidarın mülteci politikasını eleştiren yurttaşlar, “Hem ‘misafir’ diyeceksiniz hem de ucuz iş gücü olarak kullanıp ardından saldırı hedefi yapacaksınız! İnsanlığın en büyük trajedilerinden birisini bu coğrafyada yaşıyoruz” dedi.
Ankara’nın Altındağ ilçesinde 10 Ağustos’ta yaşanan kavgada 18 yaşındaki Emirhan Yalçın yaşamını yitirirken bir kişi de yaralandı. Ölümlü kavganın ardından ırkçı gruplar, Suriyelilerin yaşadığı ev ve işyerlerini hedef alarak tahrip etti.
Ankara’daki ırkçı eylemle birlikte ülke genelinde mültecilere yönelik artan nefret söylemlerinin arka planını yurttaşlara sorduk.
Ankara’nın Tuzluçayır semtinde yaşayanlar, Suriyelilere yönelik linç girişimlerini kınayarak, “Bizler, mahallemizdeki mültecilere halen elimizden geldiğince yardım etmekteyiz” dediler.
“SURİYELİLERE ‘MİSAFİR’ DENİLİP UCUZ İŞ GÜCÜNDE KULLANIYORLAR”
Uzun yıllar Avustralya’da yaşayıp tekrar Mamak’a dönüş yapan Mustafa Toprak, mültecilere dönük saldırıları “İnsanlığın en büyük ayıplarından biri” olarak yorumladı. Toprak, mülteci konusunun dünyanın en büyük sorunlarından birisi olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Günümüzde en az 50 milyon insanın, dünyada savaşlar nedeniyle gezer halde olduğunu biliyoruz. Mülteci sorununun uluslararası bir standardı var ancak Türkiye’deki Suriyeliler ve başka savaşlardan kaçıp bu coğrafyaya gelen insanları o uluslararası sözleşmelere uyarak yerleştirmiyorlar. Mültecilerin kendi yasaları vardır. Örneğin Avustralya’da özellikle bu insanlara pozitif ayrımcılık uygulanıyor. Yani Avustralyalı vatandaşından daha fazla o insanlara sığınma, sağlık, eğitim gibi olanaklar ön planda tutuluyor. Ama buradaki Suriyelilere ‘misafir’ denilerek ucuz işgücünde kullanıyorlar. Diğer taraftan da organ ve dilenci mafyaları saldırıyor. Halen 10 binin üzerinde Suriyeli çocuğun kayıp olduğu söyleniyor. Yani İnsanlığın en büyük trajedilerinden birisini bu coğrafyada yaşıyoruz.”
“ÜLKEDE BİR TÜR SÜNNİLEŞME PROJESİ VAR”
Yuva, Külahlı köyleri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kültür Derneği Başkanı Yusuf Gölpınar da, mevcut mülteci yoğunluğu ardından Afganistan’dan gelen akına “Neden göz yumuluyor?” diye sordu. Gölpınar, “Ülkemiz artık gerçekten yangın yeri olmaya başladı” diyerek şunları dile getirdi:
“Ülkede bir tür Sünnileşme projesi var. Yani seçim yatırımı var. Kendi vatandaşını, yani oy vermeyen tarafı reddedip mültecileri kabul ederek bu ülkenin bütçesine ve her tarafına zarar vermeye başladılar. Bu noktada Amerika ile Türkiye’nin yapmış olduğu anlaşmanın içeriği nedir, bunu vatandaş da siyasi kesim de bilmiyor. Gizli bir çalışma söz konusu. Amerika’nın istediği yerlere ne çıkar sağlanıyor da askerler gönderiliyor?
Mevcut sorunun tek sorumlusu bu tek adam rejimidir. Ve bu tek adam olduğu sürece sonucun ne olacağını bilemiyoruz. Suriyelilerden ziyade Afgan mülteciler de akın akın geliyor. Ancak onlar da görmezlikten geliniyor. Acı acı seyrediyoruz. Ülkenin bu son durumuna üzülüp ve ağlıyoruz. Kendi ülkemizde yaşam şekillerimiz de böylelikle zorlaşıyor.”
“HER GÜN KADINLAR KATLEDİLİYOR ANCAK TEPKİ GÖSTERİLMİYOR!”
DAD Ana Fatma Cemevi Eşbaşkanı Mustafa Karabudak ise Aleviler olarak mültecilere yönelik linç girişimine yabancı olmadıklarını söyledi. “Tarihsel sürece baktığımızda bunun bir devlet aklı olduğunu görürüz” diyen Karabudak şunları söyledi:
“Tarihe baktığımızda Ankara’da yaşananın bir benzeri Ortaca’da olmuştur. 1955 yılında 6-7 Eylül’de İstanbul’da da benzer bir olay yaşanmıştır. Yine Çorum’da, Maraş’ta, Madımak’ta ve en son olarak Konya’da benzer saldırılar olmuştur. Dün Ankara’da olan da bunların bir tekrarıdır. Devletin kullandığı bu ayrıştırıcı ve nefret dili ile o bir arada tuttuğu militer güçleri harekete geçirerek ve yapılanlara göz yumarak böyle katliamlar, saldırılar yapılıyor. O insanlar evet ülkemize mülteci olarak geldiler. Bir ülkede iç savaş varsa ve insanlar kendilerini güvende hissetmiyorlarsa başka bir ülkeye mülteci olma hakları vardır. Gittikleri ülkede de o ülke uluslararası sözleşmelere göre mültecilerin hakkını korumak ve kollamak zorundadır. Madem getirdiniz tabii ki devlet korumalı ve o lince izin vermemelidir. Ülkede her gün en az bir kadın katlediliyor ya da taciz ve tecavüze uğruyor ancak toplum bu olaylara aynı tepkiyi göstermiyor. Ama benzer bir suçu mülteci yaptığında tepki gösteriyorlar. Yani tüm bunlar devlet aklıdır ve Ara ara yanında tuttuğu militer gücü harekete geçirerek kıyım yaptırır. Devlet bu ayrıştırıcı ve nefret dilini bir an önce bitirmelidir. Suriyeliler kendi topraklarını bırakıp buralara geldilerse eğer bir sebebi vardır. Bir de ‘Biz Suriye’ye neden gittik?’ diye sormak lazım. Ve bugün Afganistan’a neden gidiyoruz? Bizler oraya asker olarak bir kişi gidiyor isek oradan da bize yüzlerce mülteci gelir, bu da bir gerçekliktir.”
“DİNİMİZ, DİLİMİZ BARIŞTIR”
İsmini vermek istemeyen kadın yurttaş ise “Yaşananlar hiç hoş değil. Yaşamını yitiren o canımızın devri daim olsun. Bu sebepten ötürü yürekten üzgünüz. Çünkü bizler her canlıya ‘can’ diye bakarız” diyerek yaşanalara karşı şu yorumu yaptı:
“Bizler, ‘Hayvan ve insan’ diye asla ayırt etmeyiz. Yani Alevi felsefesinden, 72 millete bir nazarda bakan gelenekten geliyoruz. Nefret eylemlerinin bu derece ayyuka çıkması hiç güzel değil. Mülteci sorunu konusunda tabii ki tepkimizi koyacağız, tabii ki eleştireceğiz ama bu kadar nefretin ayyuka çıkması biz Alevilere çok ters. Bizim ana temel dinimiz, dilimiz barıştır.”
Mamak Tuzluçayır Meydanı’nda saat 19:30’da yapılacak anma etkinliğinde müzisyenler Cem Doğan, Murat Yılmaz ve Yoldaşça Türküler, katledilen canlar için ezgiler seslendirecek.
Anmaya yaşamını yitirenlerin yakınları da katılacak. Ana Fatma Cemevi üyeleri de gecede deyişler eşliğinde semah dönecek.