Etiket: uçak

  • Roboski Katliamının 14. yılı!

    Roboski Katliamının 14. yılı!

    PİRHA- Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde, 28 Aralık 2011 gecesi TSK bombardımanında çoğu çocuk 34 kişinin katledilmesinin üzerinden 14 yıl geçti. Katliamın üzerinden geçen bu zamana karşı hala failler yargılanmadı, iktidar AYM ve AİHM eliyle katliamın üstünü örtmeye çalıştı. 

    Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde 28 Aralık 2011 gecesi saat 21.39 ile 22.24 arasında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Irak sınırından geçen köylülere 4 bomba atıldı. Aralarında çocukların da olduğu 38 köylü ve en az 50 katır bulunuyordu. Bombardıman sonucu 34 kişi hayatını kaybetti.

    Ana akım medya, ertesi gün Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi internet sitesinde yayımlanan duyuruya kadar konuya yer vermedi.

    Ölenlerin bedeni yanık ve parçalanmış haldeydi. Köylüler kendi cenazelerini kendileri taşımak zorunda kaldı. Battaniyelere sarılmış cansız bedenler katırlarla kilometrelerce taşındı.

    Katliamın ardından çoğu AKP’li üyelerden oluşan TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun hazırladığı raporda, ‘Kasıt yok. Sivil idare ile askeri yetkililer arasında koordinasyonsuzluk var’ denildi.

    TAKİPSİZLİK KARARI

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma kapsamında Haziran 2013’te görevsizlik kararı vererek, dosyayı Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığına gönderdi. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı da, 7 Ocak 2013’teki gerekçeli kararında, “Gerek şüphelilerin gerekse olayda görev yapan diğer TSK personelinin, TBMM ve Bakanlar Kurulu kararları çerçevesinde kanun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görevin gereklerini yerine getirdikleri, görev gereklerini yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri, dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren sebep bulunmadığı anlaşıldı” diyerek takipsizlik kararı verdi.

    Takipsizlik kararına ailelerin itirazı da 20 Haziran 2014 tarihinde reddedildi. Aileler, ‘Ölenler arasında PKK mensupları vardı’ diyen Genelkurmay Başkanı Necdet Özel hakkında suç duyurusunda bulundu.

    1108 avukat Anayasa Mahkemesine (AYM) başvurdu. İç hukuk yollarının tükenmesi üzerine yaşamını yitiren 34 kişinin yakını olan 281 kişi adına Ağustos 2016’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) bireysel başvuru yapıldı. AİHM, Roboski için yapılan başvuruyu ‘2 gün gecikti’ diyerek reddetti.

    Adalet arayışlarını sürdüren aileler, 11 Mayıs 2012’de katliamın 200. gününde ve 500. gününde askerin gaz bombalı, coplu saldırısına uğradılar. 500. gününde katliamın yapıldığı yere gittikleri için ‘sınır ihlali yaptıkları’ gerekçesiyle 110 kişiye 3 biner lira ceza kesildi. Uludere Sulh Ceza Mahkemesinde haklarında dava açıldı. Ancak mahkeme, ‘Sanıklar üzerinde büyük bir etki yaratmış olan vahim nitelikte olayın anılmasının sadece askeri yasak bölge olduğundan bahisle sınırlandırılması, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının özüne müdahale edici olacaktır… Kolluk kuvvetleri, gösteri yürüyüşünü sınırlandırmak amacı ile değil, aksine vatandaşların güvenliklerini almak için görevlendirilmelidir’ diyerek aileler için beraat kararı verdi.

    AİLELER TAZMİNATI REDDETTİ

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, katliam sonrası ailelere tazminat vereceklerini açıkladı. Ailelerse “Kan parası değil, katillerin cezalandırılmasını istiyoruz” diyerek tazminatı reddetti.

    Aileler, Roboskî İçin Adalet Yeryüzü İçin Barış Derneğini (ROBOSKİ-DER) kurdu. Katliamda kardeşi Serhat’ı kaybeden Veli Encü derneğin başkanlığına seçildi. Ancak dernek KHK ile kapatıldı.

    Katliamın ardından, Diyarbakır’ın merkez Kayapınar ilçesi Diclekent semtinde açılan Rojava Parkı’ndaki Roboskî anıtı parçalanarak kaldırıldı. Heykeltıraş Suat Yakut tarafından yapılan anıtta, 8 füze maketi, avuçlarını açmış ağıt yakan kadın heykeli etrafında katliamda yaşamını yitiren 34 kişinin isimlerinin yazılı olduğu mermerler bulunuyordu.

    Katliamda 11 yakınını kaybeden Ferhat Encü 7 Haziran seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Şırnak Milletvekili seçildi.

    Encü hakkında, katliamdan sonra köye taziyeye gelen Uludere Kaymakamı Naif Yavuz’a linç girişiminde bulunduğu iddiasıyla ‘ağırlaştırılmış ömür boyu hapis’ istemiyle dava açıldı. Ferhat Encü’nün 2015 yılında milletvekili seçilmesinden sonra dosyası ayrılarak, yargılanması için Adalet Bakanlığına fezleke gönderildi. Encü’nün dokunulmazlığının kaldırılması ve başka bir soruşturmadan tutuklanması üzerine davalar yeniden birleştirildi.

    Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 4 Kasım 2017’de tutuklanarak cezaevine konulan ve hakkında 22 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan Ferhat Encü’nün tahliyesine karar verildi. 15 Şubat 2017’de cezaevinden tahliye edilen Encü, iki gün sonra tahliyesine yapılan itiraz sonucunda yeniden tutuklandı. “5442 Sayılı İl İdaresi Kanuna aykırılık, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme, bunların hareketlerine katılma ve terör örgütüne üye olma” suçlamalarından 4 yıl 7 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılan Encü, 2 yıllık yeniden tutukluluk süresinin sonunda 14 Haziran 2019 tarihinde tahliye edildi.

    TSK BOMBARDIMANINDA HAYATINI KAYBEDENLERİN İSİMLERİ ŞÖYLE:

    Karker Encü: 16 yaşındaydı.
    Seyithan Encü: 21 yaşındaydı.
    Nadir Alma: 26 yaşındaydı.
    Mehmet Ali Tosun: 24 yaşındaydı.
    Şervan Encü: 19 yaşındaydı.
    Nevzat Encü: 19 yaşındaydı.
    Osman Kaplan: 31 yaşındaydı.
    Özcan Uysal: 18 yaşındaydı.
    Selim Encü: 39 yaşındaydı.
    Vedat Encü: 18 yaşındaydı.
    Muhammet Encü:
    Mahsum Encü: 17 yaşındaydı.
    Bilal Encü: 16 yaşındaydı.
    Erkan Encü: 13 yaşındaydı.
    Hüsnü Encü: 20 yaşındaydı.
    Savaş Encü: 14 yaşındaydı.
    Cihan Encü: 19 yaşındaydı.
    Cemal Encü: 17 yaşındaydı.
    Serhat Encü: 15 yaşındaydı.
    Hamza Encü: 21 yaşındaydı.
    Celal Encü: 15 yaşındaydı.
    Şerafettin Encü: 18 yaşındaydı.
    Selam Encü: 22 yaşındaydı.
    Bedran Encü: 13 yaşındaydı.
    Fadıl Encü: 20 yaşındaydı.
    Hüseyin Encü: 20 yaşındaydı.
    Aslan Encü: 17 yaşındaydı.
    Şıvan Encü: 13 yaşındaydı.
    Orhan Encü: 21 yaşındaydı.
    Zeydan Encü: 25 yaşındaydı.
    Salih Encü: 16 yaşındaydı.
    Yüksel Ürek: 21 yaşındaydı.
    Adem Ant: 19 yaşındaydı.
    Salih Ürek: 18 yaşındaydı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Paylan: Bütçenizde yangın söndürme uçağı yok!-VİDEO

    Paylan: Bütçenizde yangın söndürme uçağı yok!-VİDEO

    PİRHA- Tarım ve Orman Bakanlığı bütçesinde yangın söndürme uçağına kaynak ayrılmadığını ifade eden HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan “Bu bütçeyle ancak arazöz alırsınız, uçak filan alamazsınız” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda gerçekleşen Tarım ve Orman Bakanlığı 2022 yılı bütçe görüşmesinde, ‘Tarım ve Orman Bakanlığı bütçesinde yangın söndürme uçağına kaynak ayrılmadığını’ ifade etti.

    PAYLAN: BÜTÇENİZDE YANGIN SÖNDÜRME UÇAĞI YOK!

    Bakan’ın bütçede yangın söndürme uçağı almaya kaynak olduğunu söylediğini ancak, bütçede buna ‘kaynak ayrılmadığını’ vurgulayan Paylan, “Sayın Bakan, bütçenizde yangın söndürme uçağı almaya kaynak olduğunu söylediniz: 2,4 milyar. Bu, Orman Genel Müdürlüğü bütçesi. Ben açıyorum Orman Yangınlarıyla Mücadele Dairesi Başkanlığı bütçesini, siz de açın lütfen. Mamul mal alımları bütçesine baktığımızda 400 milyon TL bütçe koymuşsunuz. Sayın Bakan, bütçenizde yangın söndürme uçağı alacak bir bütçe yok” diye konuştu.

    “BU BÜTÇEYLE UÇAK DEĞİL ANCAK ARAZÖZ ALIRSINIZ!”

    Tarım ve Orman Bakanı’nın ‘ek bütçe var’ yanıtı üzerine konuşan Paylan, “İçinizde ek bütçenin ne olduğunu bilen var mı? Yani bizim bir tane bütçemiz var şu anda görüştüğümüz, Meclisin onayına sunduğunuz. Ek bütçe nedir? Kime sundunuz ek bütçeyi? Biz onu bilmiyoruz. Bizim gördüğümüz bütçede 400 milyon TL var yalnızca. Bu bütçeyle ancak arazöz alırsınız, uçak filan alamazsınız, bildiğim kadarıyla bir uçak 10 milyon dolar yani hepsini uçağa ayırsanız 4 tane uçak alırsınız.” dedi.

    HDP’NİN ÖNERGESİ REDDEDİLDİ

    HDP’nin, “İçinde bulunduğumuz iklim krizi koşulları da göz önüne alındığında, aynı kayıpları yeniden yaşamamak için orman yangınları ile mücadelede eksikliklerin giderilmesi” gerekçesiyle sunduğu ve “Orman yangınlarıyla mücadelenin eksiksiz sağlanabilmesi adına, yeterli sayıda Yangın Söndürme Uçağı alınabilmesi için Tarım ve Orman Bakanlığı Bütçesinin 2 Milyar TL artırılmasının” talep edildiği önerge, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda AKP-MHP Milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Tren seferleri durduruldu, uçak seferlerine sınırlama getirildi

    Tren seferleri durduruldu, uçak seferlerine sınırlama getirildi

    PİRHA – Koronavirüs salgınına karşı uygulanan tedbirler kapsamında tüm tren seferlerinin durdurulduğu bildirilirken bazı büyük şehirler hariç tüm uçak seferlerinin iptal edildiği duyuruldu. 

    Dünyanın dört bir yanında binlerce can kaybına yol açan koronavirüs salgınına karşı uygulanan tedbirler kapsamında yayınlanan genelgeler ile birlikte Türkiye genelinde Yüksek Hızlı Tren (YHT) seferleri durduruldu. İstanbul’da ise Başkentray ve Marmaray dışındaki tren seferleri durduruldu. Ülkede olağanüstü durum yaşanırken, tedbirler en üst seviyeye çıkartılıyor.

    TCDD Taşımacılık A.Ş. tarafından yapılan açıklamada, koronavirüs salgınıyla mücadele amacıyla şehirlerarası yolculukların kısıtlanması nedeniyle Başkentray ve Marmaray dışındaki Yüksek Hızlı, Anahat ve Bölgesel Trenler’in geçici olarak işletilmeyeceği yer aldı.

    Otobüs seyahatleri de sınırlandırıldı! İçişleri Bakanlığı, alınan tedbirler kapsamında şehirlerarası otobüs seferleri bugün itibariyle yapılamıyor.

    Türkiye genelinde iç hat uçak seferleri valilik iznine tabi olurken, THY uçak seferlerini bir kaç ille sınırlandırdığını duyurdu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Karantina otobüsünden bir kişi indirildi-VİDEO

    Karantina otobüsünden bir kişi indirildi-VİDEO

    PİRHA – Yolcuları havalimanından karantina alanına götüren otobüsten bir kişi indirildi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bu kişiyle, KKTC aktarmalı diğer kişinin de karantinaya alındığını belirtti.

    Sosyal medyada karantina otobüsünden bir kişinin polislerce indirilmesine dair görüntüler tartışma yarattı.

    Fransa’nın başkenti Paris’ten uçakla Türkiye’ye gelenlerin İstanbul Havalimanı’ndan otobüsle karantina alanına doğru yola çıkmasının ardından otobüsün durdurulup bir kişinin indiği ve özel bir araçla gittiği iddia edilmişti. Görüntülerde aracın polislerin olduğu bir noktada durduğu ve bir kadının otobüsten inip çakarları yanan bir araca bindiği görüldü. Yolcular ise karantinanın ihlal edildiğini belirterek yolcunun indirilmesine tepki gösterdi.

    Konuyla ilgili İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’den de açıklamalar geldi.

    Görüntülerin sosyal medyada yayılmasının hemen ardından indirilen kişinin KKTC Sivil Havacılık Dairesi Müdürü Mustafa Sofi’nin kızı olduğu belirtilmişti.

    “KARANTİNAYA ALINDI”

    İddialar sonrası İçişleri Bakanı Süleyman Soylu açıklama yaptı. Soylu açıklamasında kimseye taviz verilmeyeceğini, yanlış yapılan işlemle ilgili gerekli işlemlerin yapılacağını, iki yolcunun 14 gün karantinanın ardından KKTC’ye gönderileceğini belirtti.

    Bakan Soylu şu açıklamayı yaptı:

    “Fransa’dan gelen iki yolcu Kıbrıs aktarmalı olarak uçağa bindirilmiş ancak son gelen yolcularla ilgili böyle bir transit uygulamamız yok. Yanlış yapılan bu biniş işlemiyle ilgili gereği yapılıyor. Yolcular karantinaya alınıyor. 14 gün sonra Kıbrıs’a göndereceğiz. Burada ihmal kabul edilemez. Kimseye ayrıcalık tanınamaz. Tarafımızca araştırılıp, sorumlular tespit edilip gereği yerine getirilecektir. Vatandaşlarımız müsterih olsunlar.”

    Soylu, Twitter’dan yaptığı son açıklamada ise “Karantinaya götürülen yolcuları taşıyan otobüsten inen bir yolcu ve yine onun gibi Kıbrıs aktarması olan ikinci yolcu karantinaya alındı. 14 gün karantina altında kaldıktan sonra Kıbrıs’a gönderilecekler” ifadelerini kullandı.

    SORUŞTURMA BAŞLATILDI

    Öte yandan İstanbul Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı, Fransa‘dan gelen iki yolcunun karantina otobüsünden alınmasıyla ilgili soruşturma başlattı.

    Adalet Bakanı Abdülhamit Gül de konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

    “Fransa’dan gelen iki yolcunun karantina otobüsünden alınması olayıyla ilgili olarak hukuk gerekeni yapacaktır. Bu konuda hiçbir taviz, hiçbir istisnai muamele kabul edilemez. Kanun önünde herkes eşittir. Olayın takipçisiyiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tahran’dan gelen uçak koronavirüs şüphesiyle Ankara’ya acil iniş yaptı

    Tahran’dan gelen uçak koronavirüs şüphesiyle Ankara’ya acil iniş yaptı

    Tahran’dan havalanarak İstanbul’a gelen 132 yolculu uçak, koronavirüs şüphesi ile Ankara’ya acil iniş yaptı. Uçaktaki 29 kişide koronavirüs belirtileri görüldüğü öğrenildi. Sağlık Bakanı Koca, “Uçakta bulunan 132 Türk yolcu ve mürettebat ilk kontrolleri ve karantina süreçleri için Dr. Zekai Tahir Burak Hastanesine nakledilecek dedi. 

    Türk Hava Yolları’nın Tahran’dan havalanarak İstanbul’a gelmek üzere hareket eden TK879 sefer sayılı yolcu uçağının ‘koronavirüs’ şüphesiyle Ankara’ya acil iniş yaptı.

    Alınan bilgiye göre, uçaktaki 29 yolcuda koronavirüs belirtileri olduğu ve uçuş ekibinin acil iniş kararı aldığı öğrenildi. Uçağı karşılamak üzere çok sayıda sağlık ekibi hazır bulunduruldu.

    Tahran-İstanbul seferini yapan uçaktaki yolcuların Sağlık Bakanlığının da koordinasyonunda Ankara Sağlık Müdürlüğü ve Bakanlık yetkilileri nezaretinde ön muayeneleri yapıldı.

    THY’ye ait uçakla İran’dan gelen 132 Türk yolcu ve mürettebat karantina için Dr. Zekai Tahir Burak Hastanesine nakledildi.

    SAĞLIK BAKANI KOCA’DAN KORONAVİRÜS AÇIKLAMASI

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından koronavirüs açıklaması yaptı.

    Koca, “Tekrar hatırlatmak isterim ki, ülkemizde Yeni Koronavirüs vakasına rastlanmamıştır. İlgili bakanlıklarımızın iş birliği, Bilim Kurulumuzun rehberliği ve tecrübeli sağlık çalışanlarımızla, ülkemizi bu hastalıktan korumak için azami çaba sarf etmekteyiz” dedi.

    Bakan Koca açıklamasında şunları söyledi:

    Bilindiği üzere, 23 Şubattan itibaren, komşumuz İran’la kara, demir ve havayolu geçişleri durdurulmuştur. Kara sınırlarımız karşılıklı olarak kapalıdır ancak havayoluyla ülkemizden İran’a dönmek isteyen İran vatandaşları için dönüşler devam etmektedir.

    İran’dan ülkemize dönmek isteyen Türk vatandaşları için ise özel bir sefer düzenlenmiştir. İran’dan bu seferle ülkemize gelen Türk vatandaşları 14 gün süreyle gözlem altında tutulacaktır.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Dersim Katliamı’nda zehirli gaz kullanımı uluslararası platforma taşınıyor

    Dersim Katliamı’nda zehirli gaz kullanımı uluslararası platforma taşınıyor

    PİRHA- Dersim Katliamı’nda kimyasal gaz kullanıldığına dair yeni belgelerin ortaya çıkmasına ilişkin Dersimli kurumlar ortak bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Belgeler bir kez daha göstermiştir ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1937-38-39 yılları arasında Dersim’de planlı-programlı bir şekilde yukarıda adı geçen zehirli gazları da kullanarak soykırım amaçlamış ve gerçekleştirmiştir” denildi.

    Dersim Katliamı’nda kimyasal gaz kullanıldığı yeni çıkan belgelerle kanıtlandı. Dersim Gazetesi’nin yayınladığı ‘gizli’ ibareli Mustafa Kemal Atatürk imzalı belgelere göre Almanya’dan 20 ton zehirli gaz, Amerika’dan da bombardıman uçakları satın alındığı ortaya çıktı. Konuya ilişkin Dersim Yeniden İnşa Cemiyeti, Dersim Araştırmaları Merkezi, Dersim Soykırım Karşıtı Derneği ortak bir açıklama yaptı.

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Dersim 1937-38-39 yılları arasında sivillere karşı zehirli gaz kullandığı ve toplu katliamlara yol açtığı daha önce açıklanan belgelerle ortaya çıktığı belirtilen açıklamada Dersim Katliamı’na ilişkin daha önce yayınlanan şu materyallere yer verildi:

    “Bilindiği üzere eski Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı Vekili İhsan Sabri Çağlayangil, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği mülakatta, ‘Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinde bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtleri’ni kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti.’ diye belirtmişti.

    Eski Başbakan Refik Saydam, dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’a hitaben 19 Şubat 1942’de yazdığı bir mektupta ise yine Dersim’de zehirli gazların kullanıldığı ifadelerini kullandı.

    Dr Nuri Dersimi de Kürdistan Tarihi kitabında, ‘Bölgeyi top ve uçakların saçtığı zehirli gaz bombardımanları yoğun bir sis tabakası altına almış, yaşayan hiçbir mahlûk kalmamıştı. Yanan evler ve ormanlardan, cehennemi bir görüntü yansıyordu.’ diye yazar.”

    “KULLANILAN GAZLARLA SOYKIRIM AMAÇLANMIŞTIR”

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “Yeni ortaya çıkan belgeler bir kez daha göstermiştir ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1937-38-39 yılları arasında Dersim’de planlı-programlı bir şekilde yukarıda adı geçen zehirli gazlarıda kullanarak soykırım amaçlamış ve gerçekleştirmiştir.

    1926 başlayıp, 1946 yılına kadar devam eden soykırım programında on binlerce insan vahşice katledilmiş, bir o kadarı ise yerinden yurdundan edilmiştir. Son yıllarda Dersim soykırımı ile ilgili yapılan belgesel ve benzeri çalışmalar sonucu ortaya çıkan belgelerde ise bombalama dahil, karadan ve sonrasında ‚Kara vagon’lara doldurularak batıya sürgüne gönderilenlerin sayısı belirsizdir.

    Bu soykırım uygulandığında Mustafa Kemal Atatürk’ün de imzasıyla Nazi programlarının yürütüldüğü dönemin Almanya Devletinden zehirli gaz, ABD’den bu gazların kullanılması için bombardıman uçakları satın alınmıştır.

    “DERSİMDE İNSANLIK SUÇLARI SÜRDÜRÜLMEYE DEVAM ETTİRİLMEKTEDİR”

    Şunu özellikle vurgulamak isteriz ki 1937/38 ve 1939’da Dersim’de gerçekleştirilmiş bu vahşetle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve ona bu suçta yardım etmiş devletler yüzleşmediğinden dolayı Dersim’de halen bu insanlık suçları sürdürülmeye devam ettirilmektedir. BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırmasına Dair Sözleşme ile BM Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesinin kurucu Sözleşmesi BM Roma Statüsüne göre Soykırım ve insanlık suçlarının tanımı, sorumluluk sahipleri ve failleri hiçbir tartışmaya yer verilmeden tanımlanmıştır. Dersimli Kurumlar olarak bir yandan Dersim Soykırımı ile ilgili çalışmalarımızla o dönem ile yüzleşilmesini sağlamaya çabalarken öte yandan halen Dersim coğrafyasında devam eden insanlık suçları ve kültürel soykırımın sonlandırılması için çabalamaktayız. Bu amaçlarla ortaya çıkan veya çıkacak yeni belgelerle birlikte tüm komisyonlarımız çalışmalarını etkin olarak sürdürmeye devam etmektedir.

    Bu temelde biz Dersimli kurumlar olarak;

    Türkiye, Federal Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri nezdinde en uygun, demokratik ve hukuki adımları atacağız.

    Meseleyi yeniden Birleşmiş Milletler, Uluslararası yargı, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi, Federal Almanya Parlamentosu, Eyalet Parlamentoları ve ABD’nin ilgili kurularının gündemine taşıyacağız…” (HABER MERKEZİ)

     

  • Dersim Katliamı ile ilgili yeni belgeler ortaya çıktı: Dersim’de Nazi gazları

    Dersim Katliamı ile ilgili yeni belgeler ortaya çıktı: Dersim’de Nazi gazları

    PİRHA- Dersim Katliamı’nda kimyasal gaz kullanıldığı yeni çıkan belgelerle kanıtlandı. Dersim Gazetesi’nin yayınladığı ‘gizli’ ibareli Mustafa Kemal Atatürk imzalı belgelere göre Almanya’dan 20 ton zehirli gaz, Amerika’dan da bombardıman uçakları satın alındığı ortaya çıktı. 

    Dersim’de zehirli gazların kullanıldığını ilk olarak, Koçgiri ve Dersim’in önemli siyasi aktörlerinden biri olan M.Nuri Dersimi yazmıştı. Daha sonra Türk Dışişleri Bakanlığı da yapmış olan İhsan Sabri Çağlayangil, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği bir röportajda açıklamıştı. Fakat tüm bu bilgilere rağmen olayın gerçekliğini kanıtlayacak bir belge bulunamamıştı. Dersim Katliamı’nda zehirli gazların kullanıldığına dair ilk belgeyi 2014 yılında Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) kamuoyu ile paylaşmıştı.

    19.02.1942 tarihli bu belgeye göre, eski başbakanlardan İbrahim Refik Saydam, dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’a yazdığı telgrafta, Dersim’de kullanılan gazların toplu sivil ölümlere yol açtığını yazmıştı. Aynı zamanda hekim de olan Saydam, bu zehirli gazlar için “düşmana karşı bile kullanılmasına karşıyım” diyerek tepki göstermiş. Yazar Nesimi Aday ise geçtiğimiz yıl PİRHA’ya “Dünya kan akan Munzur’un sesini duymadı” başlığıyla verdiği demecinde, Dersim Katliamı’nda kullanılan zehirli gazların İngiltere’den mi, Almanya’dan mı alındığına dikkat çekip “Türkiye, Dersim Soykırımı’nda kullandığı gazları Almanya’dan almış olabilir mi? Naziler bu zehirli gazları Türkiye aracılığıyla mı test ettiler?” diye sormuştu.

    Araştırmacılar Hüsnü Gürbey ve Mahsuni Gül’ün Dersim Gazetesi’nde yayımladığı belgeler ise zehirli gazların 1937 yılında Almanya’dan alındığını kanıtlıyor. İlk belge Dördüncü Umumi Müfettişliğine ait. Müfettişlik Tayyare Alay Kumandanı”ndan yangın, Milli Müdafaa Vekalet’inden de yakıcı ve boğucu gaz bombaları istiyor. Dördüncü Umumi Müfettişi General Alpdoğan, resmi yazışmaların dışına çıkacak şekilde oldukça samimi ve duygusal bir telgrafı Başvekalete (Başbakana) çekiyor ve şunları yazıyor:

    “C: 27/3/937 gün ve 263 sayılı yüksek buyruklarına:

    1-Tayyare Bölüğü bu gün Elaziz’e(Elâzığ’a) geldi. Çanakkale’den tertibine emir buyrulmuş olan jandarmaların Balıkesir’den bindikleri trenin dün hareket ettiği haberi de alındı. Her sıkıntılı zamanlarda vazifelerimizi kolaylaştırıcı ve bizleri kuvvetlendirici yüksek eli, yardımı yetiştirmekle minnetimizi artıran Hükümetimizin kudretli başı siz büyüğümüzü arzı şükrana müsaraat ederim.

    2-Tayyare Alay Kumandanından yangın ve Milli Müdafaa’dan yakıcı ve boğucu gaz bombaları istedim.”

    Bu talep üzerine Milli Müdafaa Vekilliği (Milli Savunma Bakanlığı) Hükümet ve Maliye Bakanlığı nezdinden harekete geçer ve aşağıdaki gizli kararname çıkartılır. 

                                                                     Kararname

    Hava Silahlanma Programının tahakkukunu temin maksadile muhtelif cins Tayyare bombaları için muhtelif evsaftaki -Chloracetophenon, İperit ve saire gibi- gazlardan yirmi tonunun ve bunları bombalara koymağa mahsus Komple otomatik doldurma tesisatının Berlin Büyük Elçiliğimiz emrinde Vekalet Gaz Mütahassısı ile Ateşemiliter veya hava ateşemiz tarafından yapılacak inceleme üzerine verilecek kararla tayin edilecek. Almanya’daki firmalarından, tahmini tutarları olan 150.000 lirayı geçmemek üzere Almanya ile aramızda mevcut Kliring Mukavelesi hükmüne göre Kliring Volile tediye edilmek şartı ile ve mahremiyet ve hususiyetine binaen 2490 sayılı Artırma, Eksiltme ve İhale Kanunu’nun 46’ıncı maddesinin (K) fıkrası mucibince gizli pazarlıkla satın alınmasına izin verilmesi; Milli Müdafaa Vekilliğinin 26/ 7/ 1937 tarih ve 871 sayılı tezkeresi ile yapılan teklif ve Maliye Vekilliğinin 5/ 8/ 1937 tarih ve 3930 sayılı mutalaanamesi üzerine İcra Vekilleri Heyetince 7/ 8/ 1937 de onanmıştır. 

    7/ 8/ 1937

    ATATÜRK İMZALI BELGELERDE ZEHİRLİ GAZ NAZİ ALMANYA’SINDAN

    Reisicumhur Kemal Atatürk, Nazi Almanya’sından 20 ton Chloracetophenon ve İperit vs. gazları ve bu gazları bombalara koymaya yarayacak otomatik tesisatları almak için Maliye Bakanlığı’na 26/7/1937 tarihinde 871 sayılı tezkere ile başvurur. Maliye Bakanlığı, o zamanlar ticari ilişkilerin oldukça iyi olduğu Almanya’dan, 150 bin Türk lirasını geçmemek ve takas (klering) usulü ile ve eksiltme ve artırma yoluyla bu gazın alınmasına 5/8/937 tarihinde onay verir.

    Ayrıca Milli Müdafaa Vekilliği hükümetçe bir karar alınması için 27/7/1937 tarihinde Başbakanlığa’ da başvurur. 7/8/1937 tarihinde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in başkanlığından toplanan hükümet Nazi Almanya’sından 20 ton Chloracetophenon ve İperit vs. gazları ve bu gazları bombalara koymaya yarayacak otomatik tesisatları almayı hükme bağlar. Maliye Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı’nın istediği 150 bin Türk lirasının kullanmasını serbest bırakır.

    Tabii bu gazı kullanacak uçaklara da ihtiyaç duyulacaktı. İlk uçaklar Marten cinsi olup ABD’den 1937 yılında 200 bin dolara satın alınacaktır. Bu konuda Milli Savunma Vekilliği, Hava Müsteşarlığı 2’ci Şube Müdürlüğü 20/10/1937 tarihinde Başvekalete yazdığı yazıda:

    “Amerika’dan satın alınan Marten Bombardıman Tayyareleri son partisi müsteana diğerleri yurdumuza gelmiştir. Bu tayyarelerle yakında uçuşlara başlanacaktır. Bu Tayyareler için lazım olan bir yıllık malzeme cetvelleri tanzim edilmiştir. Bu listeler tutarı 200 bin Amerikan dolarıdır. Bu miktar paradan 90 bin dolarının [1]937 takvim yılında, mütebaki 110 bin dolarının da [1]938 takvim yılında serbest döviz olarak sarf edilmesi ve bu malzemenin Vaşington Büyük Elçiliği tarafından alınması hususunda gereken Vekiller Heyeti kararının alınmasına müsaade ve yüksek buyruklarınızı arz ederim.  

    M.M. V./Kazım Özalp”

    Belgede kaç uçağın satın alındığı belirtilmiyor. 12 Mayıs 1938 tarihli Reisicumhur Atatürk’ün ve Vekiller Heyeti’nin imzasını taşıyan kararnamede, Heinkel bombardıman uçakları için muhtelif cins ve ebatta ve bedeli 300.000 Lirayı geçmemek üzere, İstanbul Zeytinburnu’nda kâin Nuri Killioğlu demir eşya fabrikasından pazarlıkla satın alınması için onay veriliyor. 12 Mayıs 1938 tarihli, Reisicumhur Atatürk ve Vekiller Heyeti’nin (Hükümet üyelerinin) imzasını taşıyan kararnamede şunlar yazılı:

    “Heinkel bombardıman tayyareleri için lüzum olan muhtelif cins ve ebatta Heinkel tayyare bombasının bedeli 300 bin lirayı geçmemek kaydıyla 2490 sayılı arttırma, eksiltme ve ihale kanununun 46’ıncı maddesinin K fıkrasına tevfikan İstanbul’da Zeytinburnu’nda kain Nuri Killioğlu demir eşya fabrikasından pazarlıkla satın alınması; Milli Müdafaa Vekilliğinin 20/4/938 tarih ve 151/470 sayılı teklifi ve Maliye Vekilliğinin 11/5/938 tarih ve 13163/251/2595 sayılı mütalanamesi üzerine İcra Vekilleri Heyetince 12/5/938 tarihinde onanmıştır.

    12/5/1938

    Reisicumhur/Atatürk  ve Vekiller Heyeti”

    OLAYLAR GERÇEKTEN BÖYLE Mİ GELİŞMİŞTİ? ATATÜRK’ÜN DERSİM HADİSESİNDEKİ ROLÜ NEYDİ?

    İlk başta böyle bir sorunun sorulması bile abesle iştigaldir. Nedeni ise o sıralar ülke tek parti rejimi ile yönetiliyordu, partinin ve rejimin başında ise Atatürk bulunuyordu. Ülkenin hakim-i mutlakı olan Atatürk’ten izinsiz ülkede kuş bile uçmazdı. Dersim hadisesinde Atatürk sadece haberdar değildi, bu katliam için bizzat emir veren, planlar yapan kişiydi. Trabzon’daki müzede, Atatürk’ün üzerinde çalıştığı harekat planını rahatlıkla görülebilir. Atatürk harita üstünde birliklerin gideceği yerleri belirlemişti. Bunun öncesi de var. En net açıklaması 1 Kasım 1936 tarihinde TBMM açılışında yaptığı konuşmadır. Atatürk 1 Kasım 1936’da Meclisin açılışında yaptığı konuşmasında şunları diyecekti:

    “Dâhili işlerimizden en mühim bir safha varsa o da Dersim meselesidir. Dahilde bulunan iş bu yarayı, bu korkunç çıbanı, ortadan temizleyip koparmak ve kökünden kesmek işi her ne pahasına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil kararların alınması için hükümete tam geniş salahiyetler verilmelidir.”

    Arşivde bulunan 4 Mayıs 1937 tarihli bir ek (ek 4) belge aynen şöyle:

    1937 YILINDA YAPILAN TUNCELİ TENKİL HAREKÂTINA DAİR BAKANLAR KURULU KARARI

    Başvekâlet Kararlar Müdürlüğü/Sayı:                        4 Mayıs 1937

    Son günlerde Tunceli’de vukua gelen hadiselere dair raporlar 4.5.1937 tarihinde Atatürk’ün ve Mareşal’in huzurları ile tetkik ve mütalaa edilerek aşağıdaki sonuca varılmıştır:

    1.Toplanan kuvvetlerle Nazimiye, (okunmadı), Aşağı (okunmadı), Sin, Karaoğlan hattına kadar, şedit ve müessir bir taarruz hareketi ile varılabilir.

    2. Bu defa isyan etmiş olan mıntıkadaki halk toplanıp başka yere nakil olunacaktır. Ve bu toplanma ameliyesi de köylere baskın edilerek hem silah toplanacak, hem bu suretle elde edilenler nakledilecektir. Şimdilik (2000)kişinin nakli tertibatı hükümetçe ek alınmıştır.

     

    Mülâhaza:

    Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kâmilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.

    Not: Malatya’dan ve Ankara’dan gönderilen kuvvetlerin cepheye vasıl olmaları ve cephedeki kuvvetlerin ufak tefek talimleri ve istirahatleri ve bundan başka Diyarbakır’dan gelecek taburun tavzifi, bütün bunlar düşünülerek bir hafta sonra yani 12 Mayısta ileri harekete başlanabileceği anlaşılmaktadır.

    Not: Paraya acımaksızın içlerinden çok adam kazanıp kullanmaya çalışmak lazımdır.

    Atatürk’ün son başbakanı ve Dersim hadisesinin önemli mimarlarından Celal Bayar şunları anlatır:

    “Şimdi, Mareşal Erkan-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı), ben başbakanım, Atatürk malum….Üçümüz Dersim’de yapılan büyük ordu manevralarındayız. Manevranın da sonuna gelmek üzereyiz. Üçümüz bir arada ‘ordunun emniyeti bakımından strateji ne olmalıdır?’ onu görüşüyoruz. Oradaki her şeyi biliyorlar. Hatta şahsen casusları bile biliyorlar. Dersim’in o halde kalırsa her zaman ordunun emniyeti bakımından tehlikeli olacağını görüyorlardı. O sırada biz konuşurken, Dersimlilerin jandarma karakollarımızdan üç-dört tanesini bastıkları haberi geldi. Atatürk’le göz göze geldik. Birbirimizi anlıyorduk. Atatürk benim yüzüme baktı ‘ne olacak?’ dedi. Anlıyorum, orada emniyet tesis edilecek. Ne olursa olsun bana hitap edecekler. Hükümet reisi benim. ‘Anlıyorum bana hitap edişinizin manasını’ dedim. Atatürk; ‘sorumluluğu üzerime alıyorum, vuracağız Dersim’i dedi ve vurduk” (Tercüman 17 Eylül 1986)

    (HABER MERKEZİ)