Etiket: uğur beycan

  • TMMOB, Dersim’de deprem paneli düzenlendi: Afetlerden etkilenmeyen dirençli kentler inşa edebiliriz-VİDEO

    TMMOB, Dersim’de deprem paneli düzenlendi: Afetlerden etkilenmeyen dirençli kentler inşa edebiliriz-VİDEO

    PİRHA-TMMOB, Dersim’de deprem paneli düzenlendi. Dersim’in deprem riskinin yüksek olduğu yerlerden bir tanesi olduğunu vurgulayan Jeofizik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Kart, “Tunceli’nin kuzeyinde Kuzeydoğu Fay Hattı, güneyinde Doğu Anadolu Fay Hattı, yine Güney cephesinde yakın mesafelerde bulunan Ovacık, Malatya ve Nazimiye fay zonları da yakın zamanda işte deprem oluşum periyotlarını tamamlamış ve her an bir deprem yaşayacakmış gibi hazırda bekleyen faylarımız” dedi.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Dersim’de Hüseyin Güntaş Konferans Salonu’nda “Dersim dört fay içinde. Depreme dirençli kentler” başlıklı panel düzenledi. Panele konuşmacı olarak Jeofizik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Kart, Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu 2. Başkanı Selçuk Uluata, Şehir Planlamacıları Odası Dersim Temsilcisi Umut Kork, Afet Yönetimi ve Dayanışma Derneği Temsilcisi Hasan Basri Yorulmaz katıldı.

    Panelden önce TMMOB Dersim İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Uğur Beycan, TMMOB Bölge İl Koordinasyon Kurulları Eş Sözcüsü Dıyar Kut ve TMMOB eski Genel Sekreteri Dersim Gül açılış konuşması yaptı.

    “2 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN DEPREMİN YARALARI SARILAMADI”

    6 Şubat depremlerinde yitirdikleri on binlerce insanın acı yükünü omuzlarında taşıdıklarını ifade eden TMMOB Dersim İKK  Sekreteri Uğur Beycan, “Depremle ilgili herhangi bir yüzleşme, hesaplaşma ve bilimi, tekniği, rasyonaliteyi, akıl esas alan bir iktidar yaklaşımı ile kentlerimizi depreme dirençli hale getirme yaklaşımını daha geliştirilmedi. Olası bir afet anında iktidar sadece kendi itibarını koruma gerçekliği üzerinden şekillendiriyor” diye belirtti.

    Depremin üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen yaraların halen sarılmadığını belirten  TMMOB Bölge İl Koordinasyon Kurulları Eş Sözcüsü Dıyar Kut, “Halkımız konteynerlerde yaşamaya mahkum bırakılmıştır. Birçok meslektaşımız soruşturma geçirip tutuklanırken müteahhitler, ilgili kurum yetkilileri herhangi bir yaptırıma tabi tutulmamıştır. Depremin faturası meslektaşlarımıza kesilmiştir. Yıkılan kentlerin yerine yenileri inşa edilmemiştir. Bu AKP hükümetinin yürüttüğü politikaların sonucudur. Deprem bölgesinde yaşayan halkımızın sorunlarının unutulmaması ve sorunların çözümü için çaba gösterilmesi gerektiğini hükümete iletiyoruz” dedi.

    Eğer yaşadıkları ülkenin deprem gerçekliği varsa ülkeyi yönetenlerden de ona göre çalışma beklediklerini söyleyen TMMOB eski Genel Sekreteri Dersim Gül, “Elbette yurttaş olarak bizlerin de yani toplumun da tabii ki görevleri vardır. Ama öncelikli olarak biz kamudan bu beklentiyi görmek isteriz. Kamu kurumlarında, yerel idarelerde, meslek kuruluşlarında bu düzenlemenin hayata geçirilmesi ile ilgili bir uygulama bütünlüğü bekleriz ama bu uygulama bütünlüğünü göremiyoruz. Meslek kuruluşları yok sayılıyor. Ülkeyi yöneten bu aklın depreme Dersim’i ve Türkiye’yi hazırlayamayacağını, deprem gerçekliğine uygun olarak dönüştüremeyeceği açıktır” diye konuştu.

    “DEPREM İLE İLGİLİ TEDBİRLERİ KARARLILIKLA UYGULAYAN BİR SİYASET SÖZ KONUSU DEĞİL”

    Panelde ilk sözü alan Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, “Türkiye diri fay haritasına bakıldığında 5 ve üzeri deprem üretme potansiyeline sahip çok sayıda fay söz konusu. 24 kentimiz doğrudan fay zonu üzerine oturuyor. 110 ilçe 500’ü aşkın mahalle veya köy yerleşim birimi de fay üzerinde oturuyor. Deprem risk azaltma yasası 1976’da,  fay yasası 1972 yılında çıkmış. Afet Acil Durum ve Planlama Yasası 1977’de çıkmış. Güçlü bir kurumsal altyapımız söz konusu değil. İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir başkanlıkla bizim Türkiye’deki afet gerçekliğini yönetebilme şansımız yok. Tedbirleri kararlılıkla uygulayan bir siyaset söz konusu değil. Yani rantı görünce hemen yamulan bir siyaset anlayışımız söz konusu” dedi.

    “EN BÜYÜK RİSKLERDEN BİR TANESİ KUZEY ANADOLU FAY ZONU”

    Dersim’in deprem riskinin yüksek olduğu yerlerden bir tanesi olduğunu vurgulayan Jeofizik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Kart, “Tunceli’nin kuzeyinde Kuzeydoğu Fay Hattı, güneyinde Doğu Anadolu Fay Hattı, yine Güney cephesinde yakın mesafelerde bulunan Ovacık, Malatya ve Nazimiye fay zonları da yakın zamanda işte deprem oluşum periyotlarını tamamlamış ve her an bir deprem yaşayacakmış gibi hazırda bekleyen faylarımız. En büyük risklerden bir tanesi Kuzey Anadolu fay zonu. Bu fay zonunun yaklaşık 1200 km uzunluğunda sağ yana öteleme sahip. Genel olarak birkaç yüz metre ile 10 km arasında değişen genişlikte bir zon şeklinde gelişmiş doğrultu atımlı bir fay sistemidir. Kuzey Anadolu fayı geçmişte çok sayıda yıkıcı depremler üretmiştir. Bunların en büyüklerinden bir tanesi 1939 Büyük Erzincan depremi. Deprem dinamik bir harekettir. Bu dinamik hareketlere dayanıklı yapı tasarımı ve dirençli kentler inşa etmek istiyorsak mutlaka her yapının oturacağı yerin dinamik parametreleri jeofizik araştırmalar ile belirlenmelidir. Yapılaşma jeofiziği ve yapı jeofiziği çalışmalarındaki gelişmeler dikkate alınarak ilgili yönetmeliklere bu çalışmaların daha ayrıntılı olarak dahil edilmesi gerekmektedir. Ancak bu çalışmalar dahil edilerek depreme dayanıklı yapı tasarımı sağlanır ve doğa kaynaklı afetlerden etkilenmeyen dirençli kentler inşa edebiliriz” diye belirtti.

    “DEPREMLERDEN HİÇBİR ŞEKİLDE DERS ALINMIYOR”

    Depremden hiçbir şekilde ders alınmadığını ifade eden İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu 2. Başkanı Selçuk Uluata, “Bunlarla hepimizin yüzleşmesi gerekiyor. En son Maraş depremi oldu, ne ders aldık? 30 yıllık tespitimiz var zaten. Bizde tespitte ve bilimsel olarak bir sorun yok. Yasa yönetmeliklerimizde de bakarsanız da sorun yok. Bu bir beka sorunu değil. Bu bir devlet sorunu. Kaymakamın ve belediye meclis üyelerinin görevi orada yaşayan insanlara yoldaşlık etmek ve sorunlarına çözüm üretmektir. TMMOB’un görevi devlete, kurumlara destek olmak, yardımda bulunmak. Ama biz bunu görmedik hiçbir afette bu süreci yaşamadık” diye vurguladı.

    “RİSKİ AZALTICI ŞEHİR PLANLARI GELİŞTİRİLMELİDİR”

    Şehir Planlamacıları Odası Dersim Temsilcisi Umut Kork, “Dersim’in dağlık ve engebeli bir araziye sahip oluşu hem deprem öncesinde planlamayı zorlaştırmakta hem de deprem sonrasında afet yönetimini ve koordinasyonuyla birlikte tahliye ve müdahaleyi de zorlaştırmaktadır. Yeni deprem yönetmeliğine uygun dayanıklı konut projelerinin hayata geçirilmesi gerekiyor. Tabii burada rantı önceleyen değil de insan yaşamını ve doğayı öne çıkaran dönüşümler gereklidir. Yine alternatif tahliye yolları şehir içinde ve kırsalda acil durumda kullanılabilecek ek güzergahların planlanması gerekmektedir. Sağlık alanında da sağlık ve acil müdahale altyapısının geliştirilmesi hastane kapasitesinin arttırılması gerekmektedir. Toplumun afet bilincinin arttırılması gerekmektedir. Bunun için de halka yönelik deprem tatbikatları ve eğitim programları yaygınlaştırılmalıdır. Doğa ile uyumlu planlama dağlık coğrafyaya uygun riski azaltıcı şehir planları geliştirilmelidir” diye konuştu.

    “HALKI BİLİNÇLENDİRMEMİZ LAZIM”

    Deprem konusunda kanıksama olayının yaşanmaması gerektiğini söyleyen Afet Yönetimi ve Dayanışma Derneği Temsilcisi Hasan Basri Yorulmaz, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Nereden başlamalı sorusu burada çok önemli. Biz yerel düzeyde faaliyet gösteren siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları toplumun bilinçlendirilmesinde öncülük rolü oynamalıyız. Halkı bilinçlendirmemiz lazım. Risk yönetiminde hazırlık, bir zarar azaltma, ikinci hazırlık, kriz yönetiminde ise müdahale ve sonrasında bir iyileştirme dönemi var. Burada risk yönetimi koruma mantığını barındırıyor. Kriz yönetimi düzeltme, biz korumayı gerçekleştirmediğimiz zaman zaten düzeltmeyi de bir türlü gerçekleştiremiyoruz. Aradan geçen bunca zamana rağmen Adıyaman sanki enkaz kent, binalar yükseliyor ama yeraltı yapısıyla o çevresiyle hala 2023’ün izlerini canlı canlı olarak görmekteyiz.”

    Panel, soru-cevap bölümüyle devam etti.

    PİRHA/DERSİM

  • Munzur Gözeleri’nde keşif yapıldı; Dersimlilerden tepki: Karar hukuka aykırı, iptali zorunludur -VİDEO

    Munzur Gözeleri’nde keşif yapıldı; Dersimlilerden tepki: Karar hukuka aykırı, iptali zorunludur -VİDEO

    PİRHA- Dersim Ovacık’taki Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünün düşürülmesine karşı TMMOB tarafından açılan dava kapsamında bugün yapılan keşif öncesi Dersim Emek ve Demokrasi Platformu tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamada karara tepki gösterilerek, bu kararla kutsal bir mekanın tahribatına izin verileceği belirtildi. Ayrıca Bakanlık kararının hukuka aykırı olduğu ve iptal edilmesinin zorunlu olduğu belirtildi. 

    2003 yılında “1. Derece Doğal Sit Alanı” olarak tescillenen Dersim’in Ovacık ilçesindeki Munzur Gözeleri, 28 Temmuz 2023’te statüsü düşürülerek, ‘Nitelikli Doğal Koruma alanı’ olarak ilan edilmişti.

    Dersim Alevileri için kutsal sayılan en önemli yerlerden birisi olup son yıllarda doğal güzellikleri nedeniyle turizme de açılan Munzur Gözeleri’nin 1. Derece doğal Sit alanı olmaktan çıkarılıp, statüsünün 2’nci dereceye düşürülmesine karşı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Dersim İl Koordinasyon Kurulu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kararının iptali yönünde Erzincan İdare Mahkemesi’ne dava açmıştı. Davada tescil edilen alanlardan yalnızca Munzur Gözelerine ilişkin kısmın yürütmesinin durdurulması ve iptali istendi.

    Açılan bu dava kapsamında bugün mahkeme heyeti Munzur Gözelerinde keşif yaptı. Keşfin heyetinin gelişinden önce Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, gözelerin girişinde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklama öncesinde çerağ uyandırıldı. Açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim Barosu, Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası, TMMOB Dersim İl Koordinasyonu, Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Dersim Dernekleri Federasyonu, Munzur Çevre Derneği, Ovacık Belediyesi Başkanı Mustafa Sarıgül, Hozat Belediye Başkanı Aydın Kaya ile siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Keşfin hemen öncesinde Gözelerin girişinde toplanan kalabalık, buradan göze alanına yürüdü. Yürüyüşten sonra Dersim Emek ve Demokrasi Platformu adına yapılan açıklamayı Erdal Kınaş okudu.

    “MUNZUR GÖZELERİ BÖLGE İNSANININ KİMLİĞİNİN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR”

    Dersim’in doğal ve kültürel zenginlikleri yalnızca yerel halk için değil, tüm insanlık için büyük bir değer taşıdığını belirten Kınaş, “Bu zenginlikler, özgün coğrafyası, eşsiz ekosistemi ve derin tarihi ile bölge insanının kimliğinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Dersim halkının sorumluluk bilinciyle koruduğu bu miras, 1. Derece Doğal Sit Alanı statüsü sayesinde bugüne dek varlığını sürdürmüştür. Ancak, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın 18 Temmuz 2023 tarihli kararı, bu mirasa ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Munzur ve Pülümür Vadileri’nin ‘Doğal Sit-Nitelikli Doğal Koruma Alanı’ ve ‘Doğal Sit-Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı’ olarak tescili, ekolojik değerlerimizi ve halkın iradesini hiçe sayarak bölgede yapılaşma ve doğal kaynakların talan edilmesine zemin hazırlamaktadır” dedi.

    “BU KARAR GERİ DÖNÜLMEZ BİR TAHRİBATA YOL AÇACAKTIR”

    Kınaş, bu alanın, ender bulunan özellikleri nedeniyle bilimsel çalışmalar dışında her türlü yapılaşmadan uzak tutulması gereken bir bölge olarak değerlendirildiğini ancak buna rağmen, Munzur Gözeleri’ni yapılaşmaya açmayı hedefleyen projelerin uzun yıllardır gündeme geldiğini vurguladı.

    Kınaş, şunları kaydetti:

    “Bakanlığın bu alana ‘Nitelikli Doğal Koruma Alanı’ statüsü vermesi, yalnızca koruma derecesini düşürmekle kalmamış, aynı zamanda bölgede gerçekleştirilebilecek faaliyetlerin kapsamını da genişletmiştir. Munzur Nehri’nin 65 kilometrelik sağ ve sol kıyılarının koruma statüsünden çıkarılmasıyla birlikte yöremiz balıkçılık, taş, kum ve çakıl ocakları gibi şantiye faaliyetlerine açılmaktadır. Bunun yanında yüzlerce maden şirketinin ruhsat sahibi olduğu ilimizde bu düzenleme, maden arama ve çıkarma faaliyetlerini, güneş enerjisi santrali kurulmasını ve turizm yatırımlarını kolaylaştırmaktadır. Tüm bu ticari faaliyetler, Munzur’un doğal dengesini bozarak geri dönülmez bir tahribata yol açacaktır.

    “KORUMA STATÜSÜNÜN KALDIRILMASI RANT UĞRUNA YOK EDİLMESİNE ZEMİN HAZIRLIYOR”

    Koruma statüsünün kaldırılması, Munzur’un doğasının rant uğruna yok edilmesine zemin hazırlayan bir karar niteliğindedir. Bu durum, korunması gereken alanların yapılaşmaya açılmasına, doğal dengenin bozulmasına ve kültürel ile ekolojik değerlerin zarar görmesine yol açacaktır. Koruma-kullanma dengesini, Anayasa’yı, uluslararası sözleşmeleri, 2872 sayılı Çevre Kanunu’nu ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nu hiçe sayan bu kararın kamu yararı ile hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Bakanlık kararı hukuka uygun değildir ve iptali zorunludur.

    “EKOLOJİK VE KÜLTÜREL YAPIYI TEHLİKEYE SOKAN BİR KARAR”

    Platformun ardından TMMOB üyesi Uğur Beycan, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Ovacık Belediyesi Başkanı Mustafa Sarıgül ve Munzur Çevre Derneği Dersim Temsilcisi Yusuf Topçu da birer konuşma yaparak karara tepki gösterdiler.

    TMMOB Dersim İl Koordinasyon Kurulu üyesi (İKK) Uğur Beycan, Munzur Gözeleri gibi bölgelerin ‘hassas koruma alanı’ statüsünden çıkarılmasının ekolojik ve kültürel yapıyı tehlikeye sokabileceğine dikkat çekti. Beycan, özellikle maden ve inşaat faaliyetlerinin çevreye olası zararlarına vurgu yaparak, bu kararın Munzur Nehri’nin çevresine de olumsuz etkileri olabileceğini belirtti.

    “BURADA YAPILACAK BİR FAALİYETİN BÜTÜNLÜĞÜ BOZUCU ETKİSİ VAR”

    Konuşma ve protestolarından ardından Erzincan İdare Mahkemesi heyeti, aralarında çevre mühendisi, hidrojeoloji mühendisi, jeomorfolog, ekolog ve peyzaj mühendisinin de bulunduğu uzman bilirkişiler ile birlikte, jandar ekipleri gözetiminde keşif yaptı. Keşifi kalabalık bir yurttaş topluluğu da izledi.

    Davayı açan TMMOB adına alanda bulunan TMMOB Hukuk Müşaviri Ferhat Çelepkolu keşif heyetine bir sunum yaptı. Bilimde sınırların keskin hatlarla çizilemeyeceğini, bir bölgede belli bir alanı kesin korunacak hassas alan ilan edip suyun çıktığı gözeleri farklı bir koruma statüsüyle korumanın mümkün olmayacağına vurgu yapan Çelepkolu, “Burada yapılacak bir faaliyetin bütünlüğü bozucu etkisini takdirinize bırakıyoruz. Hazırlayacağınız rapor iki şeyi tespit etmiş olacak; birincisi bu alanın özellikleri nelerdir? Bu alanın önemi nelerdir? Bunun tespitine yaramış olacak, ikincisi de bu alanda hangi faaliyetlere izin verilebilir; bunu görmüş olacağız. Söylemiş olduğumuz gibi kesin korunacak alanlar ile nitelikli doğal koruma alanlarında birtakım farklılıklar mevcut. Kesin korunacak alanlarda yapı yasağı bulunmakta ancak nitelikli doğal koruma alanı ilan edilmesiyle burada yapılaşma faaliyetleri söz konusu olacak” değerlendirmesinde bulundu.

    “HUKUK TOPLUMUN HASSASİYETLERİNE GÖRE KARAR VERMELİDİR”
    Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete de keşif heyetine, Munzur Gözeleri ve bu toprakların binlerce yıldır kutsalları olduğunun altını çizerek, “Bu topraklar Raya Haq diye tanımladığımız Alevi inancımızda adeta bizim genetik şifremizdir. Asırlardır burada insanlarımız ibadetlerini yerine getirmiştir. Büyüklerimiz burada sigara dahi içmezdi havası kirlenir diye. Bura bizim kimliğimizdir ve kendi doğal haliyle kalmalıdır. Hukukun da toplumumuzun hassasiyetini göz önüne alarak bir karar vermesi gerektiğine inanıyorum.”

    Keşifte ayrıca Türkiye Barolar Birliği Kent ve Hukuk Komisyonu Üyesi avukat Barış Yıldırım da söz alarak heyete sunum yaptı.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünün 2. dereceye düşürülmesi hukuka uygun değil’-VİDEO

    ‘Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünün 2. dereceye düşürülmesi hukuka uygun değil’-VİDEO

    PİRHA-1. Derece Doğal Sit Alanı olarak tescil edilen Munzur Gözeleri 2. Derece Doğal Sit Alanı’na düşürüldü. TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünün ikinci dereceye düşürülmesinin hukuka uygun olmadığını söyledi. DAM Yönetim Kurulu Üyesi Selman Yeşilgöz ise “Munzur Vadisi rant çevrelerinin ve oralarda ticaret yapmak isteyenlerin de gözdesi haline geldi. Bu talan mantığını bertaraf etmenin tek yolu tüm Dersimlilerin ortak bir mücadele etmesi gerekiyor” dedi. 

    2003 yılında “1. Derece Doğal Sit Alanı” olarak tescil edilen Munzur Gözeleri’nin koruma statüsü Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kararıyla ikinci dereceye düşürülmüştü. Karar, 28 Temmuz 2023 yılında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı internet sitesinde yayımlanmıştı.

    TMMOB, Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünü ikinci dereceye düşüren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı kararının hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle iptal edilmesi için dava açmıştı. Dava kapsamında bugün saat 14.00’te Munzur Gözeleri’nde keşif yapılacak.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Dersim İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Uğur Beycan ve Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) Yönetim Kurulu Üyesi Selman Yeşilgöz, Munzur Gözeleri’nin, 2. Derece Doğal Sit Alanı’na düşürülmesini ve 1 Kasım’da Munzur Gözeleri’nde yapılacak keşif hakkında PİRHA’ya konuştular.

    “MUNZUR VADİSİNİN TAMAMININ KORUNACAĞI ANLAMINA GELMİYOR”

    TMMOB olarak Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünün ikinci dereceye düşürülmesinin hukuka uygun olmadığı gerekçesiyle dava açtıklarını söyleyen TMMOB Dersim İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Uğur Beycan, “Munzur Gözeleri’nde ekolojik alanda yaratacağı tahribat ve rantlaşmanın önünü açacağından dolayı yürütmeyi durdurma kararı alınmasına dair Erzincan İdari Mahkemesi’nde dava açtık. Kesin korunacak hassas bölge koruma statüsü, tabiri caizse çivi çakılmayacak, ‘korunacak bölge’ anlamına geliyor. Kararnamede yayınlanan nitelikli koruma alanı statüsündeki verilen koordinatlar, bir bütün olarak Munzur Vadisi’nin tamamının koruma statüsü altına alınmış anlamına gelmiyor. Kesin korunacak alandan nitelikli koruma statüsüne geçildiğinde baraj ve hidroelektrik santrali yapamıyorsunuz ama yöre balıkçılığı işletmeciliği, sulama göletleri, güneş enerjisi santralleri, kum ve çakıl eleme şantiyeleri, maden faaliyetleri yürütebiliyorsunuz. Munzur Nehri’nin sağından ve solundan itibaren o bölge alanında turizmi, günübirlik yapılaşmaları açabiliyorsunuz” dedi.

    “BU DAVA TÜM DERSİM HALKININ DAVASIDIR”

    Yani bir bütün baktığımız zaman aslında rantın önünü açan, doğayı korumayan ve sürdürülemez bir yaşamı modelleyen bir yasal düzenleme olduğunu belirten Beycan, “Munzur Gözeleri, aynı zamanda Dersim halkı için inanç merkezi. Munzur Gözeleri’nin hem inanç merkezi olması hem de ekolojik bir güzellik barındırmasından dolayı sadece bilimsel araştırmaların yapılması gereken bir yer. Bilirkişi heyeti tarafından saat 14.00’te Munzur Gözeleri’nde keşif yapılacak, biz de TMMOB olarak davacı kurum olarak orada olacağız. TMMOB davacı kurum ama aslında bu dava tüm Dersim halkının davasıdır. Tüm halkımızı Munzur Gözeleri ve Munzur Vadisi’nin etrafında yasal yöntemlerle ön açıp rantsal alana çevirme noktasında bir bariyer çekme pratiğinde kenetlenmeye davet ediyoruz” diye konuştu.

    “TÜM DERSİMLİLERİN ORTAK MÜCADELE ETMESİ GEREKİYOR” 

    1. Derece Doğal Sit Alanı olarak tescil edilen Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünün ikinci dereceye düşürülmesinin Munzur ve Pülümür vadilerini ranta açma politikasının ön ayağı olduğunu ifade eden DAM Yönetim Kurulu Üyesi Selman Yeşilgöz de şunları dile getirdi:

    “Dersim gibi bölgeler turizm alanlarına dönüştürülerek ranta açılıyor. Bu rantın da kendi taraftarlarına verilerek buralar ticarileştiriliyor. 1972’li yıllarda Türkiye’nin ilk milli parklarından olan Munzur Vadisi’nin son yıllarda görünür hale gelmesiyle beraber rant çevrelerinin ve oralarda ticaret yapmak isteyenlerin de gözdesi haline geldi. Munzur Gözeleri ve Munzur Vadisi birileri için rant ve ticari alan olabilir ama Dersimliler için Munzur Gözeleri bir yaşam kaynağıdır ve bir inanç merkezidir. Bu talan mantığını bertaraf etmenin tek yolu tüm Dersimlilerin ortak bir mücadele etmesi gerekiyor. Dersim halkını, yerel yöneticileri, siyasi partileri, meslek odalarını ve demokratik kitle örgütlerini Munzur Gözeleri’ne bekliyorum.”

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Munzur ve Pülümür Vadileri ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edildi
    -TMMOB, Bakanlık Kararının Munzur Gözeleri ile ilgili kısmının iptali için dava açtı
    -Dersimlilerden hükümete tepki: Kutsal mekânlarımıza dokunmayın!-VİDEO
    -Avrupa’daki Alevi örgütlerinden ve Dersim derneklerinden ‘Munzur Gözeleri’ açıklaması
    -DAD Eş Başkanı Doğan’dan Munzur Gözeleri’nde keşif planına tepki: Kutsalımıza sahip çıkacağız-VİDEO

  • Dersim DEM Parti’de ön seçim yapıldı, kesin sonuç yarına kaldı -VİDEO

    Dersim DEM Parti’de ön seçim yapıldı, kesin sonuç yarına kaldı -VİDEO

    PİRHA- Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nde (DEM Parti) 31 Mart 2024 tarihinde gerçekleştirilecek yerel seçimler için Dersim merkez belediye eş başkanlık adaylığı ön seçimi yapıldı. 3’ü kadın olmak üzere 9 kişinin yarıştığı seçimi kadın adaylarda Birsen Polat kazandı. Erkek adaylarda ise en yüksek iki oyu alan Cevdet Konak ile Uğur Beycan arasında yarın tekrar ön seçim yapılacak.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nde (DEM Parti) 31 Mart 2024 tarihinde gerçekleştirilecek yerel seçimler için Dersim merkez belediye eş başkanlık adaylığı ön seçimi yapıldı.

    Grand Şaroğlu Otel’in konferans salonunda başlayan ön seçim ve aday adayı tanıtımına birçok partili, STK temsilcileri ve yurttaşlar yoğun bir katılım gösterdi. Ön seçim sürecinde öncelikle aday adayları alfabetik sırayla kendilerini ve projelerini tanıtan konuşmalar yaptılar. Aday adaylarının konuşmalarının ardından delegeler oy kullanma işlemine başladılar.

    ÖN SEÇİMDE 9 ADAY YARIŞTI

    Yapılan ön seçimde Dersim merkez belediye eş başkanlık adaylığı için 3’ü kadın olmak üzere 9 kişi yarıştı. Aday adaylarının isimleri şöyle: Birsen Orhan, Nuray Atmaca, Makbule Tulga, Cevdet Konak, Alaaddin Erdoğan, Uğur Beycan, Murat Polat, Ferhat Yıldız ve İbrahim Aşkın

    Yapılan konuşmalarda aday adayları Dersim halkının istediği hizmet, kültür, inanç ve sosyal odaklı bir belediyecilik anlayışını getireceklerini vurguladılar. Öte yandan aday adayı Cevdet Konak, Fatih Maçoğlu’nun hizmetten uzak, popülizm ve reklam odaklı yaptığı belediye anlayışından hesap soracağını vurguladı.

    ERKEK ADAY SEÇİMİ İKİNCİ TURA KALDI

    Oy kullanma işleminin bitiminden sonra, sayıma geçildi. Açıklanan sonuçlar şu şekilde oldu:

    Kadın aday adayları için 469 delege oy kullandı. 6 oyun geçersiz sayıldığı seçimde Birsen Orhan 286, Makbule Tulga 55 ve Nuray Atmaca 122 oy aldı. Birsen Orhan Yüzde 50’den fazla oy alarak DEM Parti’nin Dersim Belediye Eşbaşkan adayı oldu.

    Erkek aday adayları için 469 delege oy kullandı. 9 oyun geçersiz sayıldığı seçimde Cevdet Konak 122, Uğur Beycan 102, Alaaddin Erdoğan 91, İbrahim Aşkın 90, Murat Polat 47 ve Ferhat Yıldız 8 oy aldılar. Hiç bir aday yüzde 50’den fazla oy alamadığı için seçim ikinci tura kaldı. Erkek belediye başkan adaylığı için en çok iki oyu alan Cevdet Konak ile Uğur Beycan arasında yarın ikinci tur oylaması yapılacak.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ BAĞLANTILAR:

    Cevdet Konak ve Birsen Orhan DEM Parti’nin Dersim Eş Başkan adayları seçildi -VİDEO

  • Dersim’de anma: Deprem sonrası milyonlarca insan kaderine terk edildi -VİDEO

    Dersim’de anma: Deprem sonrası milyonlarca insan kaderine terk edildi -VİDEO

    PİRHA- Dersim’de 6 Şubat depremlerinin birinci yıl dönümünde Dersim Kent Koruma Kurulu, İnsan Hakları Anıtı önünde depremde yaşamını yitirenleri andı. Kurul adına konuşan Uğur Beycan, “Aradan geçen bir yıla rağmen deprem bölgesinde hala tek bir çivinin çakılmadığı, molozların dahi kaldırılmadığı yerler var. Milyonlarca insan çadır kente dönüşmüş şehirlerde kaderine terk edilmiş durumda” dedi.

    6 Şubat’ta Maraş’ın Pazarcık ilçesinde saat 04.17’de 7,7 büyüklüğünde, Elbistan ilçesinde ise saat 13.24’te 7,6 büyüklüğünde meydana gelen ve büyük yıkıma neden olan depremin birinci yılı. Resmi açıklamalara göre iki büyük depremde 53 binden fazla can kaybı yaşandı.

    Dersim Kent Koruma Kurulu’nun çağrısıyla anma düzenlendi. Kent merkezindeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya gelen sivil toplum örgütü ve siyasi parti üyeleri depremlerde hayatını kaybedenler için mum yaktı ve anıta karanfil bıraktı.

    Dersim Kent Koruma Kurulu adına basın açıklamasını Uğur Beycan okudu.

    “ÖNLENEBİLİR ÖLÜM VE YARALANMALARIN ÖNÜNE GEÇİLEMEMİŞTİR”

    11 ili doğrudan etkileyen, milyonlarca insanın yerinden olmasına neden olan depremde asrın ihmalinin sorumlularını bildiklerini vurgulayan Beycan, “Merkezi iktidarın rantçı şehirleşme anlayışı, imara açılmaması gereken alanların seçim yatırımı adına imara açılması, hiçbir mühendislik hizmeti almamış milyonlarca yapıyı imar barışıyla kamunun hizmetine sunması, depremin ilk anından itibaren büyük dayanışmanın sahibi olan Türkiye halklarının dayanışma pratiğinin engellenmesi gibi nedenler zaten çok şiddetli olan depremin yıkım gücünü daha da arttırmış ve neticesinde birçok önlenebilir ölüm ve yaralanmaların önüne geçilememiştir” dedi.

    “MİLYONLARCA İNSAN KADERİNE TERK EDİLMİŞ DURUMDA”

    Kızılay’ın çadır satmasından, yardımları zimmetine geçiren yetkililere kadar uzanan rezaletler zincirini unutmadıklarını belirten Beycan şunları kaydetti:

    “Aradan geçen bir yıla rağmen deprem bölgesinde hala tek bir çivinin çakılmadığı, molozların dahi kaldırılmadığı yerlerin olduğunu vurgulayan Beycan, “İktidara sesleniyoruz. Depremden sonra Milli Dayanışma Paketi çıkardınız. Halktan alınan KDV, ÖTV, Motorlu Taşıtlar Vergisi gibi vergileri fahiş oranda artırdınız. 2023 Temmuz’unda 762 milyar lirası depremle ilgili harcamalara ayrılmak üzere 1 trilyon 120 milyar TL’lik ek bütçe yaptınız. 2024 bütçesinde yine halktan, çalışanlardan alınan vergiler bir yıl öncesine göre ikiye katladınız. Ama aradan geçen bir yıla rağmen deprem bölgesinde hala tek bir çivinin çakılmadığı, molozların dahi kaldırılmadığı yerler var. Milyonlarca insan çadır kente dönüşmüş şehirlerde kaderine terk edilmiş durumda.”

    PİRHA/DERSİM

  • Naci Görür Dersim için uyardı: Malatya ve Ovacık faylarında deprem daha erken olabilir-VİDEO

    Naci Görür Dersim için uyardı: Malatya ve Ovacık faylarında deprem daha erken olabilir-VİDEO

    PİRHA-Dersim Kent Sempozyumu’na konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Naci Görür, önemli uyarılarda bulundu. Dersim ve çevresindeki deprem riskine dikkat çeken Görür, “Maraş’taki depremler, önemli miktarda stresi Malatya ve Ovacık faylarının içine transfer etmiş olabilir. Eğer öyle olursa beklenenden daha erken deprem olabilir. Bu işin şakası yok. Önlem alalım. Önlem, bizim zarardan en az etkilenmemiz için tek yol” dedi.

    Dersim Kent Koruma Kurulu ve TMMOB Dersim İl Koordinasyon Kurulu ortaklığında düzenlenen Dersim Kent Sempozyumu’na Prof. Dr. Naci Görür, konuşmacı olarak katıldı.

    “HALK İLE YÜZLEŞMEYE GELDİK”

    Özellikle 6 Şubat depremlerinde on binlerce insanı kaybettikten sonra hak ettiği farkındalığı bulan ve önemli gündem maddesi olan deprem gerçeğini, bugün de Tunceli’ye gelip anlatmak istediklerini belirten Bilim Akademisi Kurucu Üyesi, Yer Bilimci Prof. Dr. Naci Görür, “Bilim insanları olarak bizler de halk ile yüzleşmeye, insanlarımıza sorunu anlatmaya karar verdik. Çok enderdir ki herhangi bir kent deprem tehdidi altında olmasın. Hangi fay dolmuş, kayaları kırma gücüne erişmişse çat diye kırılır. Orada deprem üretir. Deprem dediğimiz de budur” dedi ve olası bir depremde Dersim’i etkileyebilecek üç fay zonunu tek tek anlattı.

    “TUNCELİ, NAZİMİYE FAY ZONUNUN İÇİNDE”

    Dersim’in, Bingöl Karlıova’dan başlayıp Hatay’a kadar giden Doğu Anadolu Fayı’na yakın olduğunu ve Nazimiye, Ovacık, Malatya faylarının etkisinde olduğunu söyleyen Görür, şunları aktardı:

    “Bakın Tunceli çok güzel, cennet gibi bir yer. Buraya gelirken ben Elazığlı olarak Dersim türküsünü de söyledim; ‘Dersim’i hak saklasın, bir yarim var içinde.’ Burası hepimizin gönlünde ama unutmayın bu bölge Türkiye’nin tektonik yönden en hareketli olabileceği, zamanı gelince en tehlikeli olabileceği bir yer. Nedenini de söyleyeyim. Tunceli’nin kendisi Nazımiye dediğimiz fay zonunun içinde. Nazımiye Fayı Kuzeybatı-Güneydoğu yönlüdür. Güneydoğu yönüne doğru gelir. Karakoçan fayıyla birleşir. Bu birinci fay.

    Şimdi bu fayın bir özelliği var. Bu düşey hareketleri daha fazla bunun. Ama bu fay hakkında bugüne kadar tarihi dönemde bu deprem, şu fayın üzerindedir diye doğru dürüst bilmiyoruz. Ve bu fayın deprem üretme periyodu da yeterince bilinmiyor. Yani ne kadar zaman aralıklarla deprem üretir? Bilmiyoruz.”

    “OVACIK FAYININ ETKİSİ İNANILMAZ FAZLA OLUR”

    Deprem durumunda önemli etkileri olabilecek ikinci fayın, Dersim’in batı ve kuzeybatısında yer alan Ovacık Fayı olduğunu ve bunun da Erzincan’ın batısında Kuzey Anadolu Fayı’yla birleştiğini ifade eden Görür, bu fayın incelendiğini ve yılda 1,4 milimetre hareket hızı olduğunu, bu hız 2 milim olsa bile, bunun bin yılda 2 metre harekete tekabül ettiğini, bu durumun da 7 büyüklüğünde bir deprem üretebileceğini söyledikten sonra Ovacık Fayı ile ilgili şu bilgilerin altını çizdi:

    “Yani Ovacık Fayı her 2500 senede bir 7 ve üzeri deprem üretebilir. Bu fay 3-4 koldan ibaret ve bu kollardan biri üzerinde çalışmalar yapıldı. Orada 6 bin senede 3 tane deprem tespit edildi. Demek ki Ovacık fayı çok yavaş hareket eden bir fay. 7’nin üzerinde deprem üretmesi için 2000-2500 seneye ihtiyaç var. En son deprem milattan sonra 54 yılında oluşmuş. 2023 yılında olduğumuza göre demek ki bu fay üzerinde yeni bir deprem olabilmesi için birkaç yüz sene ya var ya yok. Bu fayın Tunceli’ye etkisi çok inanılmaz şekilde fazla olur.”

    “MALATYA VE OVACIK FAYLARINDA DEPREM DAHA ERKEN OLABİLİR”

    Olası bir depremde Dersim’i etkileyebilecek üçüncü fayın, Dersim’in batısı ve güneybatısında yer alan Malatya Fayı olduğunu söyleyen Görür, “Malatya fayı daha yavaş. Yılda yaklaşık bir milimetre hareket ediyor, onun da tekerrür periyodu 2000-2500 sene oluyor. Çünkü orada yapılan araştırmada 10 bin sene içerisinde 4 tane deprem bilimsel olarak tespit edilmiş. Bu da büyük bir deprem üretebilir. Fakat bir şey var dikkat etmemiz gereken. Faylar böyle düzenli olarak dolmaz. Yani stres doldu doldu illa da 2500 sene geçince de hemen deprem üretir diye düşünürsünüz. Bu doğru değil. Çok hızlı, daha erken doldurulabilir ve deprem öne çekilebilir” dedi.

    Antep ve Maraş’ta olan 7.7 ve 7.6 gibi depremlerin önemli miktarda stresi Malatya fayının içine enjekte etmiş, transfer etmiş olabileceğini ve hatta Ovacık fayına da bu transferin gerçekleşmiş olabileceğini vurgulana Görür, “Eğer öyle olursa o fay deprem üretmek için tekerrür periyodunun dolmasını beklemeden deprem üretebilir” diyerek uyardı ve Malatya Fayı’la ilgili şu önemli notu düştü:

    “Şimdi bir de Malatya Fayı’nın bir özelliği var. En son deprem milattan önce 900-500 yılları arasında olmuş. Yani milattan önce 500 yıl geçmiş. 2023 yıl da şimdi geçmiş, yani son depremden beri, en az 2500 yıl geçmiş. Malatya fayının deprem üretme periyodu ise 2475 yıldır. Bu durum beni endişelendirdi.”

    “NE KADAR FAZLA YIKIM VE ÖLÜM OLURSA BİLİN Kİ TOPLUM O KADAR BOZULMUŞTUR”

    “Bu ülkenin bilim insanları olarak öngörülerimiz doğrultusunda bir uyarı yapıyoruz. Yani illa şu olacak bu olacak gibi bir iddiamız da yok ama uyarıyoruz. E siz de bu uyarıları, bilimin bu uyarılarını dikkate alıp önlem alın diye uyarıyoruz” diyen Prof. Dr. Naci Görür konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Ne kadar fazla yıkım ve ölüm olursa, bilin ki o toplum o kadar tefessüh etmiştir. O kadar bozulmuştur. Ahlak dışı birtakım hareketler o kadar yaygındır. Yani bu gerçekten öyle. Güneydoğu’da deprem büyüktü tamam. Çok doğru. Yerbilimci olarak biz biliyoruz. Ama bu kadar ölüm ve yıkımın nedeni, orada yapılan hırsızlık, arsızlık, demirden, çimentodan, şundan bundan çarpma ve olmayacak yerlere bina yapmaktır. Rant uğruna yapılmayacak şeyleri yapmış olmaktır. Herkes bunu biliyor. Bütün dünya da biliyor.

    Tuncelilinin cennet gibi ülkesi var. Zemini sağlam. Yapısını, temelini bütün bu tehlike analizlerini, parametrelerini bu zemine uygun çıkartıp ona göre de hayatını idame ettirsin. Deprem geldiği zaman minimum zarar verir. Ama siz hazırlanmazsanız olmaz. O zaman hepimiz çok üzülürüz. Bu işin şakası yok. Yani bunu yapalım, önlem alalım. Önlem de bizim zarardan en az etkilenmemiz için tek yol.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

     

  • ‘Bu kararname ile turizm ve madenciliğin önü açılıyor’-VİDEO

    ‘Bu kararname ile turizm ve madenciliğin önü açılıyor’-VİDEO

     PİRHA- TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, Munzur ve Pülümür Vadilerinin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesiyle ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Munzur Vadisinin birinci derece sit alanı olmaktan çıkarıldığını ve bu kararla yapılaşmanın önünün açılacağını ifade ediyor.

    Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.

    Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.

    Munzur ve Pülümür Vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararıyla ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan’a sorduk.

    “NİTELİKLİ KORUMA ALANLARINDA BAŞKA FAALİYETLER DE YÜRÜTÜLEBİLİYOR”

    Konuyla ilgili 28 Ağustos’ta bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayımlandığını ve bu kararnameyle Munzur ve Pülümür Vadilerinin hassas koruma alanları ilan edildiğini söyleyen Beycan, “Bu topluma, kamuoyuna, vadilerin tamamının birinci derece Sit alanı ilan edilmiş gibi yansıdı ama biraz teknik veya yasal-hukuki boyutuna girdiğimiz zaman, daha önceden Türkiye’de sit alanları birinci, ikinci ve üçüncü derece diye nitelendiriliyordu. Sonra yapılan bir değişiklikle birinci derece sit alanları, ‘hassas koruma alanları’ olarak nitelendiriliyor. İkinci derece sit alanları ‘nitelikli koruma alanları’, üçüncü derece sit alanları ise ‘sürdürülebilir koruma alanları’ olarak nitelendiriliyor” dedi.

    Üç dereceli bu koruma sistemiyle ilgili detayları ise Beycan şöyle açıklıyor:

    “Hassas koruma alanları, üzerinde herhangi bir beşeri faaliyetin yürütülemediği, bir yapılaşmanın geliştirilemediği, turizm, madencilik faaliyetlerinin yürütülemediği, insan baskısından ve beşeri yapılaşmadan tamamen izole edilen, tabiri caizse çivi çakılmayan, doğanın, ekolojinin korunması üzerine şekillendirilmiş alanlardır. Nitelikli koruma alanlarında da bir koruma alanı mevcut ama bu koruma alanı içinde yürütmek istediğiniz faaliyetler bakanlık düzeyinde bir kurulun iznine tabi tutulmak zorunda. Nitelikli koruma alanlarında HES’ler (Hidroelektrik santralleri), baraj gölleri, GES’ler (Güneş enerjisi santrali), maden faaliyetleri yürütülebiliyor. Geçen sene yapılan bir düzenleme ile hidroelektrik santralleri ve barajlar bu kapsamdan çıkarıldı ama diğer faaliyetler hala yürütülebiliyor.”

    “MUNZUR GÖZELERİ BİRİNCİ DERECE SİT ALANINDAN ÇIKARILMIŞ OLDU”

    Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ilgili olarak da, yekünüyle ele alındığı zaman olumsuzlanacak bir durum olmadığını belirten Beycan, “Munzur Gözeleri daha önce birinci derece sit alanı içindeydi. Bu kararname ile Munzur Gözeleri birinci derece sit alanı içerisinden çıkartıldı ve ikinci derece yani nitelikli koruma alanı statüsüne dahil edildi. Hassas ve birinci derece dediğimiz koruma alanları ise Munzur Gözelerinin çıktığı üst kotları kapsıyor. Gözelerin üst tarafında bir çıplak dağ var. O alanı kapsıyor. Çap olarak vermek gerekirse Ziyaret, Yeşilyazı (Zeranik), Koyungölü (Kedek) bölgesinin üst kotlarını kapsıyor” şeklinde konuştu.

    “KARARNAME MADENCİLİK VE TURİZM FAALİYETLERİNİ ENGELLEMİYOR”

    Kararnameyle ortaya çıkan yeni durumu hem toplumsal hem de TMMOB olarak değerlendirdiklerini ifade eden Beycan, şunları aktardı:

    “Munzur nehrinin tabanıyla, Pülümür nehrinin tabanı, şu anda ikinci derece olarak nitelendirdiğimiz, nitelikli koruma alanı statüsüne alınmıştır. Bu, şu anlama geliyor: Munzur nehrinin tabanıyla, Pülümür nehrinin tabanı, bu hat boyunca burada HES yapamazsınız ama GES yapabilirsiniz. Günübirlik tesisler yapabilirsiniz. Buralar insan baskısına açılabilir. Turizm işletmeciliğine açılabilir. Bunların yapılabilmesi bakanlık ve kurul onaylarına tabi ama bu kararname, bunun önünü açan bir yasal düzenlemedir. Pülümür nehri ilk defa bir yasal statü kazanıyor. Bu anlamda önem arzediyor ama bu yasal statü ile nehir tabanından ziyade kapsamının daha da genişletilmesi uygun olacaktır. Munzur nehrinin tabanı hakeza ikinci derece koruma alanını kapsıyor ve bu madencilik, GES, turizm faaliyetlerini engelleyen bir nitelik taşımıyor. Buranın da çapının genişletilmesi, hatta her iki nehrin tamamının birinci derece hassas koruma alanları kapsamına alınması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü oradaki ekolojik flora ve faunadan tutun da oradaki canlı yaşamına, endemik türünden tabiat parklarına kadar; kesinlikle insan baskısından uzaklaştırılması, beşeri yapılaşmaya kapatılması gerekiyor. Burası Türkiye’nin en büyük, dünyanın da sayılı milli parklarından biri ve çok ciddi korunması gerekiyor ve bu korumanın devletin statüsüyle yapılması gerekiyor.”

    Eyüp Hanoğlu-Cihan Berk/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    – Munzur Ve Pülümür Vadileri ‘Kesin Korunacak Hassas Alan’ Ilan Edildi
    ‘Vadilerimiz Sadece Ekolojik Olarak Değil Inanç Merkezi Oldukları Için De Korunmalıdır’
    “Bu Karar Yürürlükte Kalırsa Coğrafyamızı Kaybederiz”
    ‘Coğrafyamız için son derece tarihi öneme sahip olumlu bir karardır’
    Şaroğlu: Alınan karar Tunceli açısından çok faydalı ve doğru, sevinçle karşılıyorum
    – ‘Bu kararname ile turizm ve madenciliğin önü açılıyor’

  • ‘Türkiye’deki madencilik faaliyetleri sömürgeci bir anlayışla yapılıyor’-VİDEO

    ‘Türkiye’deki madencilik faaliyetleri sömürgeci bir anlayışla yapılıyor’-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de 145 maden faaliyetinin planlandığını söyleyen TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, “Türkiye’deki madencilik faaliyetleri sömürgeci bir anlayışla, çok hızlı bir şekilde topraktan çıkartılıp ülke dışına çıkarma üzerine şekillendiriliyor ve geride büyük bir tahribat, sürdürülemez bir yaşam alanı bırakılıyor” dedi.

    Dersim’in doğasına, kültürüne, diline, inancına yönelik saldırılar hız kesmeden devam ediyor. Türkiye’de yer altı kaynakları bakımından en fazla çeşitliğe ve zenginliğe sahip olan Yukarı Fırat havzasında bulunan Dersim’de her geçen gün yeni maden sahaları açılıyor. 145 maden projesinin bulunduğu Dersim’de, şimdi de 60 kilometre uzunluğundaki Munzur Dağları’nın tamamı maden sahası ilan edildi.

    2019 yılında Dersim’de 43 bin 500 hektar alanda maden ruhsatı verilmişti. Buna göre Cevizlidere Köyü birinci, Karayonca Köyü ikinci, Karaoğlan Köyü üçüncü, Doludibek köyü dördüncü ve merkeze bağlı Geyiksuyu Köyü Sin Mezrası ise beşinci ruhsat sahası olarak belirlenmişti.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Dersim İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Uğur Beycan, maden projelerinin doğaya vereceği zararlara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “KAMUSAL PLANLAMAYLA MADENCİLİĞİN YÜRÜTÜLMESİ GEREKİYOR”

    Dersim’de 145 maden faaliyetinin planlandığını söyleyen TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, “Ovacık’ta 42 bin hektara varan bir bölge üzerinde madencilik faaliyetleri planlaması var. Bu planlama alanı Munzur Milli Park’ı alanından daha büyük bir alanı kapsıyor. Anadolu toprakları özellikle Dersim bölgesi madencilik rezervleri açısından zengin topraklar. Bu da haliyle madencilik faaliyeti yürüten firmaların iştahını kabartıyor. Madencilik faaliyetini yürüten firmalar yerli ve yabancı sermayeler üzerinde şekillendiriyor ama ağırlıklı olarak yabancı sermaye üzerinden yürütülüyor. Yeni geldiğimiz dünya düzeninde madeni olabildiğince hızlı bir şekilde alıp, yurtdışına çıkarma üzerinde şekilleniyor” dedi.

    “Madencilik çalışmalarıyla ilgili önümüzde turnusol kağıtları mevcut” diyen Beycan şöyle devam etti:

    “Daha önce tanık olduğumuz İzmir-Uşak-Çeşme bölgesi, Kaz Dağları, Bergama bölgesinde yürütülen madencilik faaliyetleri, verimsiz toprak ve yaşanılamaz bir alan ortaya çıkartıyor. Canlı boyutundan yeraltı su havzalarının kirletilmesine kadar birçok olumsuzluğu var. Şu anda yürütülen madencilik faaliyetini tanımlamak gerekirse tam anlamıyla sömürge madenciliği yönünde bir yönelim var. TMMOB’un madenciliğe bakışına göre madencilik bir ihtiyaç, madenciliğe karşı bir kurum değiliz ancak toplumun ortak çıkarını esas olan ve toplumun ihtiyacını karşılama düzeyinde madencilik faaliyetleri diyalektik teknik detaylarına uymak koşuluyla yapılmalıdır. Türkiye’deki madencilik faaliyetleri sömürgeci bir anlayışla çok hızlı bir şekilde topraktan çıkartılıp ülke dışına çıkarma üzerine şekillendiriliyor ve geride büyük bir tahribat, sürdürülemez bir yaşam alanı bırakılıyor. Maden çıkartılan bölgede yeraltı su havzalarını ve canlı yaşamını olumsuz etkiliyor. O yüzden TMMOB olarak biz kamusal planlamayla madenciliğin yürütülmesini düşünüyoruz.”

    “MADEN PROJELERİ ÇOK CİDDİ TAHRİBAT YARATACAK”

    İliç’te yaşananların Dersim’e yönelen madencilik faaliyetleriyle ilgili bir öngörü oluşturabileceğini belirten Beycan, “Fırat Havzası bölgedeki, ülkedeki en büyük su toplama havzası. Erzincan, Dersim, Adıyaman, Antep’ten Basra Körfezi’ne kadar ilerleyen bir havza var. Eğer İliç’te olduğu gibi bir sızıntı durumu yaşanırsa hem toplum sağlığı açısından hem de doğa açısından çok ciddi olumsuzluklar ve tahribat yaratacaktır” diye konuştu.

    TMMOB Dersim İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Uğur Beycan şunları kaydetti:

    “Bölge halkıyla sohbet ettiğimizde bölgede ölümlü doğumların, sakat doğumların geliştiğini, beslenen hayvanlarda ölümlerin olduğunu duyduk. TMMOB olarak madenler toplumun ortak çıkarlarını esas alarak kamusal bir planlamaya tabi tutulmalıdır. Aksi hiçbir yaklaşım TMMOB tarafından ne hukuki boyutuyla ne ahlaki boyutuyla ne de mühendislik boyutuyla kabul edeceğimiz bir durum değil. Maden projelerinin doğaya vereceği zarara ilişkin yeterli tepki oluşmadı. Toplumun bütün dinamikleriyle ortak tavır alınarak ve halkın farkındalığıyla birlikte mücadele etmemiz gerekiyor. Uluslararası maden firmaları devlet ve yasalar tarafından destekleniyor. Ama bizim en doğal hakkımız kamuculuk perspektifinden baktığımız zaman yaşam alanlarımızı savunma anayasal bir haktır. Toplumsal farkındalığı ortaya çıkarmak için köyde, kasabada, şehirde insanları kapı kapı gezerek, dokunarak bu farkındalığı yaratmak için başka bir alternatifimiz yok. Bugün bütün meslek örgütlerinden tutun da siyasi partilere kadar bütünlüklü yaklaşımı esas alıyoruz, önemsiyoruz. Bu esas üzerinden bir şey açığa çıkacaksa buradan sonuç alınacaktır.”

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    >Cevizlidere köylüleri: Madencileri istemiyoruz, bıraksınlar köyümüzde yaşayalım
    >Ovacık Belediye Başkanı Sarıgül: Yaşam alanlarımızı korumak zorundayız
    >‘Madencilik projeleri yürütülürse İliç’te yaşanan durumla karşı karşıya kalırız’