Etiket: ülkücüler

  • Beyazıt Katliamı’nın 47. yılı

    Beyazıt Katliamı’nın 47. yılı

    PİRHA-Bugün 7 devrimci öğrencinin ülkücülerin saldırısı sonucu yaşamını yitirdiği Beyazıt Katliamı’nın 47. yılı. Katliamının sorumluları, dosya zaman aşımını uğratılarak cezasız kaldı.

    16 Mart 1978 yılında 7 öğrencinin hayatını kaybettiği, 50’den fazla kişinin yaralandığı Beyazıt Katliamı’nın üzerinden 47 yıl geçti. Katliamın ardından yapılan iki yargılama da faillerin cezasız kalmasıyla sonuçlandı. Yürürlükteki ceza hukukuna göre zamanaşımı dolmadığı halde dava zaman aşımından düşürülerek Türkiye’nin ilk kontrgerilla dava dosyası kapatıldı.

    16 Mart 1978’de ülkücü saldırılar nedeniyle öğrencilerin kampüsten toplu çıkış yaptığı esnada atılan bomba ve ardından açılan yaylım ateşi sonucu İktisat ve Hukuk fakültesi öğrencileri Hatice Özen, Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Turan Ören, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl ve Murat Kurt hayatını kaybetti. 50’den fazla öğrenci de yaralandı.

    Saldırının failleri, “Merasim Birliği” adlı polis birliği ve Orhan Çakıroğlu başkanlığında ve Mehmet Gül yönetimindeki Ülkü Ocakları üyeleriydi. Ateş kesildikten sonra polisler koşan saldırganların peşinden gitti, ancak Komiser Muavini Reşat Altay tarafından engellendiler. Reşat Altay, gazeteci Hrant Dink’in öldürüldüğü tarihte de Trabzon İl Emniyet Müdürüydü.

    Okul süresiz tatil edilirken, saldırının hemen ardından öğrenciler üniversiteyi işgal etti. İşgalin hemen ardından sendikalar, meslek örgütleri, barolar, derneklerin de katıldığı on binlerce kişilik cenaze töreniyle saldırıya yanıt verildi. 7 gencin tabutları, Sirkeci iskelesindeki feribota teslim edildi. Bombanın Kontrgerillacı Yüzbaşı Mehmet Ali Çeviker’in deposundan çıktığı ve Abdullah Çatlı tarafından ulaştırıldığı ortaya çıktı.

    17 KİŞİ HAKKINDA TAKİPSİZLİK KARARI

    Devrimci öğrencilere dönük saldırılar toplumun birçok kesimi tarafından protesto edilirken, katliama ilişkin ise sadece bir kişi tutuklandı. 1978 yılında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında aralarında dönemin Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Orhan Çakıroğlu, dönemin Ülkü Ocakları’nda görevli olan Mehmet Gül, dönemin MHP İstanbul İl Başkanı Kazım Ayaydın gözaltına alındı. Sanıklardan Sıddık Polat ise Elazığ’da yakalandı.

    Yürütülen soruşturmada 17 kişi hakkında takipsizlik kararı verilirken, diğer sanıklar hakkında idam istemiyle İstanbul 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde dava açıldı. Yargılama sonunda, Polat 11 yıl hapis cezasına mahkûm edilirken, diğer sanıklar ‘delil yetersizliğinden’ beraat etti. Askeri Yargıtay’ın 5 Ekim 1982 tarihli kararından sonra Polat da beraat etti.

    Katliamın failleri Ergenekon davaları kapsamında tutuklanınca, katliam mağdurlarının avukatları her iki dosyanın birleştirilmesini istedi ancak bu talep reddedildi. Ayrıca Beyazıt Katliamı döneminde öğrencileri korumakla görevli polislerin başında yer alan Reşat Altay’ın yargılandığı Hrant Dink davasıyla, katliam dosyasının birleştirilmesi talebi de reddedildi.

    KATLİAM ZAMAN AŞIMIYLA SONUÇLANDI

    Beyazıt Katliamı sonrası başlatılan yargı süreci tıpkı diğer katliamlar ve faili meçhul cinayetlerde olduğu gibi zaman aşımıyla sonuçlandı. 20 Ekim 2008’de İstanbul 6. Ceza Mahkemesi’nin verdiği zaman aşımı kararı Mart 2010 tarihinde Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onandı. Böylece, 7 kişinin ölümü, onlarca kişinin yaralanmasına yol açan, örgütlü ve planlı bir biçimde gerçekleştirildiğine dair çok sayıda kanıt bulunan 16 Mart Beyazıt Katliamı, zaman aşımına uğratıldı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • AABF: Maraş Katliamı’nın hesabı sorulana kadar mücadele edeceğiz

    AABF: Maraş Katliamı’nın hesabı sorulana kadar mücadele edeceğiz

    PİRHA- Maraş Alevi Pogromu’nun yıldönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yapan Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), “46. Yılında Maraş Katliamı. Devlet güçlerinin suç ortaklığı ve yasaklama politikalarına karşı adalet talebimiz sürüyor” dedi. Federasyon Maraş’ta anmasının yasaklanmasını, sadece cemevinde kapalı ortamda anmaya izin verilmesin adalete, hafızaya vurulan bir darbe olarak nitelendirdi. 

    Faşistler tarafından dönemin iktidarının kontrolünde yapılan Maraş Alevi Pogromu‘nun üzerinden 46 yıl geçti. 19 Aralık 1978’de başlayıp, bir hafta süren faşist saldırılarda resmi açıklamaya göre 111 kişi Alevi oldukları için öldürüldü. 100’ün üzerinde Alevinin yaralandığı kırımda, 200’ün üzerinde ev, 70’e yakın işyeri faşistler tarafından yakıldı, yağmalandı. Katliamın gerçek failleri ortaya çıkarılmadı.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), yazılı bir açıklama yaparak, “46. Yılında Maraş Katliamı. Devlet güçlerinin suç ortaklığı ve yasaklama politikalarına karşı adalet talebimiz sürüyor” dedi.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu “Bugün, 19-26 Aralık 1978’de Kahramanmaraş’ta gerçekleşen katliamın 46. yıl dönümünde bir kez daha soruyoruz: Adalet nerede? Bu katliamda yalnızca yüzlerce Alevi yurttaşımız katledilmedi, aynı zamanda devlet, güçleri suç ortaklığı ile katliamı organize edenlerin yanında durdu. Bugün bile bu suç ortaklığı, gerçeğin gün yüzüne çıkmasını engelleyen yasaklama politikalarıyla devam etmektedir” diye belirtti.

    “ANMANIN CEMEVİNE HAPSEDİLMESİ HAFIZAMIZA VURULAN BİR DARBEDİR”

    Her yıl Maraş’ta düzenlenmek istenen kitlesel anma etkinliklerinin valilik kararıyla yasaklanmasının sıradan bir uygulama olmadığını belirten Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu şöyle devam etti:

    “Bu yasaklama, Maraş Katliamı’nın faillerini koruma ve gerçeği örtbas etme çabasının açık bir göstergesidir. Sivas ve Çorum gibi diğer katliamların anma etkinlikleri kitlesel bir şekilde gerçekleştirilirken, Maraş’ta anmaların yalnızca bir cemevi içerisine hapsedilmesi, adalet ve hafıza mücadelemize vurulan bir darbedir.

    Maraş Katliamı’nın üzerinden 46 yıl geçmesine rağmen, hâlâ gerçekler açıklanmamış, failler yargılanmamış ve adalet sağlanmamıştır. Devletin bu tavrı, yalnızca geçmişin yaralarını derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda gelecekte benzer olayların yaşanmasının önünü açıyor. Bu zihniyetle mücadele etmek, sadece Alevilerin değil, insan haklarına, demokrasiye ve toplumsal barışa inanan herkesin sorumluluğudur.

    “ANMANIN YASAKLANMASINI KINIYORUZ”

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu olarak, Maraş’ta düzenlenmek istenen kitlesel anma etkinliklerinin yasaklanmasını kınıyoruz. Bu yasaklar, adalet arayışımızı ve toplumsal hafıza mücadelemizi engelleyemez. Maraş Katliamı’nın hesabı sorulana kadar, failler yargılanana dek ve gerçekler gün yüzüne çıkana kadar mücadelemiz devam edecektir.

    Maraş’ta kaybettiğimiz canları saygıyla anıyor, yasaklara ve baskılara karşı bir kez daha haykırıyoruz: Unutmayacağız, unutturmayacağız! Adalet için mücadeleden vazgeçmeyeceğiz!

    PİRHA/AVUSTURYA

     

  • Tarikatlardan sonra ülkücüler de okullarda cirit atıyor!

    Tarikatlardan sonra ülkücüler de okullarda cirit atıyor!

    PİRHA- Kastamonu Ülkü Ocakları’nın Kayı İlkokulu öğrencilerine kitap dağıttığı ortaya çıktı. Ziyaretin okul yönetimiyle randevu alarak yapıldığı belirtildi. 

    Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı okullara imamlar “manevi danışman” adı altında okullarda öğrencilere ‘ders’ verirken şimdi de Ülkü Ocakları’nın okullarda cirit atması dikkat çekiyor.

    BirGün’den Deniz Güngör’ün haberine göre, Tekirdağ’da bir hafta arayla iki farklı lisede Ülkü Ocakları’nın stant açtığı ortaya çıkarken, Kastamonu Ülkü Ocakları İl Başkanlığı’nın da MEB’e bağlı Kayı İlkokulu’nda öğrencilere kitap dağıttıkları öğrenildi.

    OKULLARA GİDİYORLAR

    22 Aralık 2023 tarihinde Kastamonu Ülkü Ocağı’nın sosyal medya hesaplarında paylaşılan görüntülerde öğrencilerle sohbet edildiği, kitap dağıtıldığı ve Okul Müdürü Cengiz Aydın ile de görüşüldüğü ortaya çıktı.

    Söz konusu Ülkü Ocağı’nın sosyal medyasında ise görüntüler, “Çocuk Klasikler kitap serimizden her birine kitap hediye ettik. Okul Müdürümüz Cengiz Aydın’a, Genel Merkezimizin hazırlamış olduğu ÜOUZEM, Odak2023, ve Türk Büyükleri Dijital Okuma Setimizi tanıtıp, hediye ettik. Okul idaremize ilgi ve alakalarından dolayı teşekkür ederiz” ifadeleriyle paylaşıldı.

    Kayı İlkokulu Müdürü Aydın’ın ziyaretin daha öncesinde randevu alınarak gerçekleştirildiğini söylediği belirtildi.

    ASENALAR DA ÇOCUK BAKIM EVİNE GİTMİŞ!

    Aynı zamanda Kastamonu Ülkü Ocakları Asena Birimi’nin ise Kastamonu Belediyesi’ne bağlı Çocuk Bakım Evi’nde kalan çocuklarla bir araya geldiği ortaya çıktı.

    Ülkü Ocakları Genel Merkezi tarafından çıkarılan “16 Türk Devletine Zamanda Yolculuk” adlı kitap okul öncesi çocuklara okundu, ‘hediye’ dağıtıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Faşistlerin Alevileri öldürdüğü Maraş Katliamı’nın 45. yılı: Hala failler yargılanmadı!

    Faşistlerin Alevileri öldürdüğü Maraş Katliamı’nın 45. yılı: Hala failler yargılanmadı!

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın üzerinden 45 yıl geçti, 19 Aralık 1978’de başlayıp, bir hafta süren faşist saldırılarda 111 kişi Alevi oldukları için öldürüldü. 100’ün üzerinde kişinin yaralandığı katliamda, 200’ün üzerinde ev, 70’e yakın iş yeri yakıldı, yağmalandı. Katliamın failleri hala ortaya çıkarılmadı. 

    Maraş’taki gerici-faşist grupların 19 Aralık 1978’de Çiçek Sineması’na yerleştirdiği bir bomba katliama giden sürecin başlamasına neden oldu.

    Türkoğlu ilçesinden gelen bir grup faşist, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” ve “Müslüman Türkiye” sloganlarıyla kitleyi Cumhuriyet Halk Partisi ve TÖB-DER binalarına saldırttı.

    Bombanın patlamasından hemen sonra, Ülkücü Gençlik Derneği Maraş Şube Başkanı Mehmet Leblebici ve 2. Başkan Mustafa Kanlıdere’nin talimatlarıyla bombayı attığı iddia edilen Ökkeş Kenger Ankara’ya ÜGD’ye telefon ederek “yardım” talebinde bulundu.

    Ertesi gün Alevilerin oturduğu bir kıraathane bombalandı.

    21 Aralık’ta iki Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (Töb-Der) üyesi öğretmenler öldürüldü.

    22 Aralık’ta bu iki öğretmenin cenazesini taşıyanlara, faşistler “Komünistlerin, Alevilerin cenaze namazı kılınmaz” diyerek saldırdı.

    Bağlarbaşı Cami İmamı Mustafa Yıldız, cuma vaazında şu cümleleri sarf etti:

    “Oruç tutmak namaz kılmakla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer Hacca gitmiş gibi sevap kazanır; bütün din kardeşlerimiz hükümete ve komünistlere, dinsizlere karşı ayaklanmalıdır; çevremizde bulunan Alevileri ve CHP’li Sünni imansızları temizleyeceğiz.”

    Kalabalık dağılıp cenazeler ortada kalırken; güvenlik güçlerinin müdahalesiyle karşılaşmayan saldırgan kalabalık, kent çarşısına yürüyerek Alevilere ve CHP’lilere ait işyerlerini tahrip etti. Saldırılarda 3 insan öldürüldü.

    22 Aralık gecesi faşistler, Sünni mahallelerinde Alevilerin silahlı saldırı yapacağı iddiasıyla propagandaya girişti.

    23 Aralık’ta Maraş’taki olaylar solculara ve Alevilere dönük bir kıyama dönüştü.

    BELEDİYE HOPARLÖRÜNDEN KATLİAM ÇAĞRISI

    23 Aralık sabahına Maraşlılar belediye hoparlöründen yapılan şu anonslarla uyandılar:

    “Alevi komünistler suya zehir kattılar, Aleviler Yörük Selim Mahallesi’nde din kardeşlerimizi katlediyor, yetişin ey Ümmet-i Muhammet, Allah’ını seven Müslümanlar Alevilere karşı din kardeşlerinin yardımına koşsun.”

    Bu anonslar katliamın da çağrısıydı. Aralıksız dört gün süren katliamda saldırganlar önceden işaretledikleri Alevi evlerine baltalar, satırlar, sopalar ve ateşli silahlarla saldırıya geçti. Yaşlı, genç, çocuk demeden toplu kıyıma başlandı. Hamile kadınların karınları deşildi. Kadınlar, eşleri ve çocuklarının gözleri önünde tecavüze uğradı. Katliam olurken güvenlik güçleri ortada yoktu.

    24 Aralık’ta sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ancak kentte hiçbir güvenlik gücü yoktu. Bu koşullarda 24 Aralık günü, faşistlerin çevre köy ve ilçelerden getirdiği silahlı grupların takviyesiyle, kıyım insanlık dışı boyutlar kazandı.

    111 KİŞİ KATLEDİLDİ, SORUMLULAR HALA YARGILANMADI!

    25 Aralık akşamı tamamen yatışan saldırılarda, resmen saptanabilen resmi olarak katledilen insan sayısı 111’di. Katliamın ardından, binlerce Alevi Maraş’ı kaçarcasına terk etti. 210 ev ve 70 işyeri yakılıp yıkılmıştı.

    Hükümet aylarca direndiği sıkıyönetimi ilan etmek zorunda kaldı. Maraş Katliamı davası 1991 yılına kadar sürdü. Davanın 1 No’lu sanığı sonradan Şendiller soyadını alan ve milletvekili olan Ökkeş Kenger’di. Mahkum olanlar yıllar süren yargılamadan sonra indirimlerden yararlandı ve serbest kaldılar.

    ECEVİT’İN ARŞİVİNDE AYRINTILAR; KATLİAMDA MİT’İN PARMAĞI

    Olayların yaşandığı tarihte iktidarda bulunan CHP’nin Genel Başkanı ve dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in arşivinde yer alan ve katliamdan sonra kendisine yakın kaynakların ulaştırdığı rapor, Maraş Katliamı’nda MİT’in parmağı olduğunu gösteriyordu. Ecevit’in arşivindeki 3 Ocak 1979 tarihli raporda, MHP-MİT ilişkileri ve Maraş Katliamı ile ilgili şu ayrıntılar yer alıyor:

    “CHP iktidarı devraldıktan sonra vuku bulan büyük olaylar (Malatya, Sivas ve Maraş) çıkacağına dair 1-2 ay evvelinden haber verilmediğinden yüzlerce vatandaşımızın can ve mal kaybına sebebiyet vermişlerdir. Önceden haber vermek bir tarafa, olayın yaratılmasında en etkin rolü oynamışlardır. Nitekim Maraş olayı MİT’ten…. müşterek planlamaları ile çıkartılmıştır. Türkeş, oraya ….’in tavassutuyla ….’u tayin ettirerek Güney bölgesini ele geçirmiş ve Maraş olaylarını tertip ettirmiştir, MİT olayın içinde olmasaydı Maraş’tan her türlü istihbaratı aylar evvel alır ve olayın zuhur etmesine meydan vermezdi.”

    Katliamdan bir ay sonra yazılan MİT raporunda; ülkücülerin, solcularla onları destekleyen Alevilere ‘bir ders vermeye’ karar verdiği bildirildi.

    Raporda kararın, MHP il örgütü yöneticileriyle Ülkücü Gençlik Derneği üyeleri ve derneğin bir genel merkez yöneticisinin katıldığı toplantıda alındığı belirtildi. Başka bir MİT belgesinde ise bir sinemaya bomba atılması olayını ÜGD üyesi Ökkeş Kenger’in (Şendiller) düzenlediği, patlamanın ardından da solcular tarafından yapıldığı söylentisi yayıldığı raporda yer aldı. MİT, askeri de günlerce harekete geçmemekle suçladı.

    Maraş Katliamı’nı başlatan Çiçek Sineması’na bomba atılması olayının faili ve sonradan açılan davanın bir numaralı sanığı Ökkeş Şendiller ise, devlet televizyonu TRT’nin 12 Eylül’ü konu alan “Şahların Labirenti” adlı belgeselinin Maraş Katliamı’ndan bahsedilen bölümüne, dönemin ülkü ocakları başkanı, BBP’nin helikopter kazasında ölen Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte katılmış ve ikisi de ‘tanık’ olarak adlandırılmıştı. İkili, Maraş Katliamı’nı, ‘aralarında Hrant Dink’in de bulunduğu komünist militanların gerçekleştirdiğini’ iddia etme cüreti sergileyebilmişlerdi.

    MARAŞ DOSYALARI KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI’NDA, AVUKATA VERİLMİYOR

    Maraş Katliamı dosyası sessizce kapatıldı. Maraş Katliamı dava dosyasının müdafi sıfatıyla inceleme talebi Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından ‘devlet sırrı’ gerekçesiyle reddedildi.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    > KKK vermiyor; Maraş Katliamı dosyaları için bugün Aleviler mahkemedeydi-VİDEO

    > Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın gizlediği ‘Maraş Katliamı dosyaları’ Meclis gündeminde!

  • Beyazıt Katliamı’nın 45. yılı: Ülkücüler 7 öğrenciyi katletmiş, 50’den fazla öğrenciyi yaralamıştı

    Beyazıt Katliamı’nın 45. yılı: Ülkücüler 7 öğrenciyi katletmiş, 50’den fazla öğrenciyi yaralamıştı

    PİRHA-Bugün 7 devrimci öğrencinin ülkücülerin saldırısı sonucu yaşamını yitirdiği Beyazıt Katliamı’nın 45. yılı. Beyazıt Katliamı sonrası başlatılan yargı süreci zaman aşımıyla sonuçlandı. Böylece, 7 kişinin ölümü, onlarca kişinin yaralanmasına yol açan, örgütlü ve planlı bir biçimde gerçekleştirildiğine dair çok sayıda kanıt bulunan 16 Mart Beyazıt Katliamı, zaman aşımına uğratıldı.

    16 Mart 1978 yılında 7 öğrencinin hayatını kaybettiği, 50’den fazla kişinin yaralandığı Beyazıt Katliamı’nın üzerinden 45 yıl geçti. Katliamın ardından yapılan iki yargılama da faillerin cezasız kalmasıyla sonuçlandı. Yürürlükteki ceza hukukuna göre zamanaşımı dolmadığı halde dava zaman aşımından düşürülerek Türkiye’nin ilk kontrgerilla dava dosyası kapatıldı.

    16 Mart 1978’de ülkücü saldırılar nedeniyle öğrencilerin kampüsten toplu çıkış yaptığı esnada atılan bomba ve ardından açılan yaylım ateşi sonucu İktisat ve Hukuk fakültesi öğrencileri Hatice Özen, Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Turan Ören, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl ve Murat Kurt hayatını kaybetti. 50’den fazla öğrenci de yaralandı.

    Saldırının failleri, “Merasim Birliği” adlı polis birliği ve Orhan Çakıroğlu başkanlığında ve Mehmet Gül yönetimindeki Ülkü Ocakları üyeleriydi. Ateş kesildikten sonra polisler koşan saldırganların peşinden gitti, ancak Komiser Muavini Reşat Altay tarafından engellendiler. Reşat Altay, gazeteci Hrant Dink’in öldürüldüğü tarihte de Trabzon İl Emniyet Müdürüydü.

    Okul süresiz tatil edilirken, saldırının hemen ardından öğrenciler üniversiteyi işgal etti. İşgalin hemen ardından sendikalar, meslek örgütleri, barolar, derneklerin de katıldığı on binlerce kişilik cenaze töreniyle saldırıya yanıt verildi. 7 gencin tabutları, Sirkeci iskelesindeki feribota teslim edildi. Bombanın, Kontrgerillacı Yüzbaşı Mehmet Ali Çeviker’in deposundan çıktığı ve Abdullah Çatlı tarafından ulaştırıldığı ortaya çıktı.

    SADECE 1 KİŞİ TUTUKLANDI, 17 KİŞİ HAKKINDA TAKİPSİZLİK KARARI

    Devrimci öğrencilere dönük saldırılar toplumun birçok kesimi tarafından protesto edilirken, katliama ilişkin ise sadece bir kişi tutuklandı. 1978 yılında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamında aralarında dönemin Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Orhan Çakıroğlu, dönemin Ülkü Ocakları’nda görevli olan Mehmet Gül, dönemin MHP İstanbul İl Başkanı Kazım Ayaydın gözaltına alındı. Sanıklardan Sıddık Polat ise Elazığ’da yakalandı.

    Yürütülen soruşturmada 17 kişi hakkında takipsizlik kararı verilirken, diğer sanıklar hakkında idam istemiyle İstanbul 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde dava açıldı. Yargılama sonunda, Polat 11 yıl hapis cezasına mahkûm edilirken, diğer sanıklar ‘delil yetersizliğinden’ beraat etti. Askeri Yargıtay’ın 5 Ekim 1982 tarihli kararından sonra Polat da beraat etti.

    Katliamın failleri Ergenekon davaları kapsamında tutuklanınca, katliam mağdurlarının avukatları her iki dosyanın birleştirilmesini istedi ancak bu talep reddedildi. Ayrıca Beyazıt Katliamı döneminde öğrencileri korumakla görevli polislerin başında yer alan Reşat Altay’ın yargılandığı Hrant Dink davasıyla, katliam dosyasının birleştirilmesi talebi de reddedildi.

    KATLİAM ZAMAN AŞIMIYLA SONUÇLANDI

    Beyazıt Katliamı sonrası başlatılan yargı süreci tıpkı diğer katliamlar ve faili meçhul cinayetlerde olduğu gibi zaman aşımıyla sonuçlandı. 20 Ekim 2008’de İstanbul 6. Ceza Mahkemesi’nin verdiği zaman aşımı kararı Mart 2010 tarihinde Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından onandı. Böylece, 7 kişinin ölümü, onlarca kişinin yaralanmasına yol açan, örgütlü ve planlı bir biçimde gerçekleştirildiğine dair çok sayıda kanıt bulunan 16 Mart Beyazıt Katliamı, zaman aşımına uğratıldı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Ümit Cihan Tarho unutulmadı; ülkücüler 25 yıl önce oruç tutmadığı için katletmişti

    Ümit Cihan Tarho unutulmadı; ülkücüler 25 yıl önce oruç tutmadığı için katletmişti

    PİRHA- Malatya’da İnönü Üniversitesi Tarih Bölümü öğrencisi Ümit Cihan Tarho, ramazan orucu tutmadığı için ülkücülerin bıçaklı saldırısı sonucu katledilmişti. Öldürülmesinin üzerinden tam 25 yıl geçti. Birinci dereceden katil Kadri Kılıç, kasten adam öldürmekten 20 yıl hapis ile ömür boyu kamu hizmetlerinden men cezasına çarptırılmıştı. Ancak katil daha sonra şartlı tahliye ile serbest bırakılmıştı.

    Ümit Cihan Tarho henüz 21 yaşında İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Tarih Bölümü öğrencisiydi. 7 Ocak 1998 tarihinde üniversitede ramazan ayında oruç tutmadığı için otobüs durağında bir grup faşistin saldırısına uğramıştı. Bıçaklanarak ağır yaralanan Tarho, tedavi gördüğü Turgut Özal Tıp Merkezi’nde 11 Ocak 1998’de sabah saatlerinde yaşamını yitirmişti. Tarho yaklaşık üç bin kişinin katıldığı bir törenle faşistlere lanetler yağdırılarak toprağa verilmişti.

    Ümit Cihan’a saldıranlar arasında bulunan beş ülkücü öğrenci Caner Öztürk, Korkut Özalp, Muhammet Şahin, M. Fatih Gökal, M. Hanifi Azdikoğlu, ilk anda gözaltına alınıp sorgulanmıştı. Daha sonra bıçağı kullandığı tespit edilen ülkücü Kadri Kılıç yakalanarak gözaltına alınıp tutuklanmıştı.

    KATİLİN SAVUNMASI

    Katil Kadri Kılıç, 10 Kasım’da görülen mahkemede verdiği 17 sayfalık ek savunmasında, daha önce bildiklerini açıklamak için dilekçeler verdiğini ancak bu dilekçelerin Malatya E Tipi Cezaevi yönetimince MHP teşkilatına bildirildiğini ve MHP’nin başta Avukat Arif Yıldız olmak üzere avukatlar aracılığıyla kendi üzerinde baskı kurarak, yanlış ifade vermesini sağladığını söyledi. Kılıç, ayrıca Malatya Ülkü Ocağı eski Başkanı Alaaddin Aldemir’in referansı ile gelen ve Malatya Ülkü Ocağı Başkanı Adem Özbay’la birlikte çalışıp öğrenci derneği başkanlığı yapan, Tarho davasının tutuksuz sanıklarından Salih Bayrak’ın, olayın sorumlularından olmasına rağmen ülkü ocaklarının talimatı doğrultusunda olayın dışındaymış gibi gösterildiğini kaydetmişti.

    KATİL KADRİ KILIÇ, AFLA TAHLİYE EDİLDİ, SONRA İNTİHAR ETTİ

    İnönü Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Meslek Yüksekokulu 3. sınıf öğrencisi olan Kadri Kılıç, Malatya Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmış ve kasten adam öldürmekten 20 yıl hapis ile ömür boyu kamu hizmetlerinden men cezasına çarptırılmıştı. Diğer 9 ülkücüye de 5 ay ile 20 ay arasında değişen hapis cezaları verilmişti.

    Kadri Kılıç’ın(35), şartlı salıverilme yasasından yararlanarak, 2003 yılında tahliye edilmiş ve üniversiteye bir daha dönmediği, Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Haydarhöyük köyünde yaşamaya başladığı öğrenilmişti. Kadri Kılıç, 2012 yılında Haydarhöyük köyündeki evinde kendini iple tavana asarak intihar etti.

    BABA TARHO: ÖZENLE BÜYÜTTÜĞÜMÜZ BİR ÇOCUKTU

    Alevi bir ailenin çocuğu olan Ümit Cihan Tarho’nun babası Zülküf Tarho yıllar önce “Oğlum Cihan özenle büyüttüğümüz bir çocuktu. Hiç bir arkadaşı ile kavga ettiğini duymadım. Hiç kimse ondan şikayetçi olmamıştı” demişti.

    “KADRİ KILIÇ ALEVİ DÜŞMANIYDI”

    Bu arada, Maraş Katliamı tanıklarından Derya Narlı da PİRHA’ya verdiği röportajda, Pazarcık’ta komşularının oğlu ülkücü Kadri Kılıç’ın Alevi düşmanı olduğuna dikkat çekmişti. Okula giderken Alevi olduğu için kendisini döven komşularının oğlu Kadri Kılıç ile ilgili şunları belirtiyor:

    “Her okula gitmeye çalıştığımda her gün benim yolumu keser ve beni ya döverdi, ya yiyeceğimi yere atardı. Kadri Kılıç, ‘Sen Alevisin bizimle aynı okula gelemezsin’ diyordu. Ben daha Aleviliğin ne olduğunu bilmiyorum. Onunla benim ne farkım var, onu dahi bilmiyorum. “Ben onun gittiği okula niye gidemiyorum?” diye kendi kendime sorar dururdum. Yıllar sonra gördüm ki, Kadri sadece benim değil, bütün Alevilere düşman olmuş.”

    “ORUÇ BAHANE EDİLDİ, İNTİKAM İÇİN ÖLDÜRÜLDÜ”

    ekşisözlük’te o dönem Ümit Cihan Tarho’nun bir üst sınıfından bir arkadaşı ise şunları yazmış:

    “Ah! karıncayı incitmeyen kardeşim…
    Ümit Cihan’ın, yine tarih bölümünden, üst sınıftan abisiydim. hiç bir fraksiyona ve olaya bulaşmamış, herkese tuttuğu ders notlarını veren, iyi niyetli, güler yüzlü bir çocuktu. Kendilerine ‘milliyetçi’ diyen tipler tarafından, intikam için, oruç olayları bahane edilerek öldürüldü. Olayların en başında biz mediko yemekhanesindeyken ramazanda yemek yediğimiz için etrafta burnundan soluyarak dolaşan ‘milliyetçiler’ hala gözümün önünde.”

    PİRHA/ İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    ‘Alevi olduğum için beni döven komşumuzun oğlu, üniversite öğrencisini katletti-VİDEO

  • ÇHD’den, Hacettepe’de öğrencilere saldıranlar hakkında suç duyurusu

    ÇHD’den, Hacettepe’de öğrencilere saldıranlar hakkında suç duyurusu

    PİRHA- ÇHD, Hacettepe Üniversitesi’nde Newroz kutlaması yapmak isteyen öğrencilere saldırıda bulunanlar hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şubesi, Hacettepe Üniversitesi’nde Newroz kutlaması yapmak isteyen öğrencilere ellerinde bıçak ve sopalarla saldıran ve ülkücü oldukları belirtilen grup hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Avukatların savcılığa verdiği suç duyurusu dilekçesinde, şüpheliler ‘Videodaki saldırganlar, olay yerine buluna özel güvenlik görevlileri ve amirleri, soruşturma sonucunda tespit edilecek diğer şüpheliler’ şeklinde sıralandı. Suç duyurusunda, özel güvenlik görevlilerinin saldırganlara yönelik herhangi bir işlem yapmadığı da belirtilerek, özel güvenlik görevlilerinin ‘görevi kötüye kullanma’ suçu işlediği belirtildi.

    ÇHD, ‘6136 Sayılı Kanun’a Muhalefet, Silahlı tehdit, İnanç düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme, Hakaret, Halkı kin ve düşmanlığa tahrik, Eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi, Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’ gerekçesiyle saldırganlar hakkında kamu davası açılmasını talep etti.

    PİRHA/ANKARA

     

  • PSAKD’den Maraş açıklaması: AKP de Alevi düşmanlığının odağı halindedir

    PSAKD’den Maraş açıklaması: AKP de Alevi düşmanlığının odağı halindedir

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Maraş Katliamı’nın 43. Yıldönümü sebebiyle yaptığı yazılı açıklamada “Aradan geçen bunca zamana karşın hiç bir şey değişmemiş, tam tersi, bu 43 yılın 20 yılında iktidar olan AKP de Alevi düşmanlığının odağı halindedir” denildi.

    Maraş’ta Alevilere yönelik 19 Aralık 1978’de başlayıp 7 gün süren katliamın üzerinden 43 yıl geçti. Faşist saldırılarda en az 120 insan canice öldürüldü. Alevilere ait onlarca ev-işyeri yakılarak kullanılmaz hale getirildi. Olayın sorumluları ortaya çıkarılmadı ancak Alevi örgütlerinin yıllardır “Sorumlular yargılansın” talebi sürüyor.

    “MHP ÖNCÜLÜĞÜNDE YAPILDI”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, katliamın yıldönümünde bir kez daha asıl sorumlunun “devlet” olduğu vurgusunu yaptı. Yazılı yapılan açıklamada “Bundan tam 43 yıl önce, devlet Marşta Alevilere karşı suç işlemiştir” denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Tüm Alevi katliamlarında olduğu gibi o gün de camilerden anonslar yapılarak Aleviler hedef alınmıştır. Önceden hazırlanmış silahlar, baltalar, benzin bidonları katil sürüsüne dağıtılmış ve kentte Alevi katliamı başlatılmıştır. Bu katliam da tıpkı diğer Alevi katliamları gibi devletin gözetiminde gerçekleşmiş, şehirdeki kolluk kuvvetleri herhangi bir müdahalede bulunmamıştır. Maraş’ta yaşlı, genç, çocuk yüzlerce insan sadece Alevi oldukları için hunharca katledildi. Evler yakılırken canını kurtarmaya çalışan insanlar baltalarla öldürüldü.

    Tüm bunlar ve daha fazlası o dönemde, ‘Allah için savaşa’ diye slogan atan MHP öncülüğünde, devlet gözetiminde yapılmıştır.

    “ALEVİLERE BU KADAR KİN DUYMAK HANGİ AKLIN, İNANCIN ÜRÜNÜDÜR”

    Alevilere bu kadar düşman olmak, kin duymak hangi aklın ve inancın ürünüdür? Yıllarca komşuluk yaptığı insanları, çocukları vahşice katletmek hangi vicdana sığar? 90 yaşındaki bir kadını işkenceyle katletmek hangi ahlakın ifadesidir? Alevilere kin ve nefret duyanlar nasıl bir psikoloji içindesiniz? Biz biliyoruz ve onun için örgütleniyor, demokrasi, eşitlik, özgürlük ve laiklik mücadelesi veriyoruz.

    Aradan geçen bunca zamana karşın hiç bir şey değişmemiş tam tersi, bu 43 yılın 20 yılında iktidar olan AKP de Alevi düşmanlığının odağı halindedir. Çünkü herkesin Türk ve Sünni olduğunu iddia eden ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nı devletin merkezine alanlar huzurdan, adaletten, eşitlikten bahsedemezler.

    “AKP PİŞKİNLİĞİ”

    Bugün ülkede bir tek bakan, Alevi değilken, vali, rektör, ordu komutanı yokken Alevi güzellemesi yapılması tam da AKP pişkinliğidir. Tarih boyunca Alevileri katledenler, bugün dedelere maaş, cemevlerine ise ‘kültür merkezi’ gömleğini giydirerek Aleviliği katletme peşindeler. Bu vesileyle belirtelim ki, devletten maaş alan ya da alacak olan dedeler, Kerbela’da Ali Asker’i, Maraş’ta Ali Traş’ı, Madımak’ta Koray Kaya’yı katledenlerle el sıkışmış sayılacaktır.

    “FAŞİZM İKTİDARINI KORUMAK İÇİN HER DÖNEM ALEVİLERİ HEDEF ALMIŞTIR”

    Faşizm, iktidarını korumak için her dönemde Alevileri hedef almıştır. Çünkü tekçi, ırkçı ve siyasal İslamcıların korkulu rüyası 73 millete bir nazarla bakan Alevilerdir. Bu bağlamda Malatya, Maraş ve Çorum’da Alevi katliamları yaparak 12 Eylül faşist darbesini gerçekleştirmiştir.

    Milliyetçi ve siyasal İslam’ın ülkeyi getirdiği yer ortadadır. Kan, gözyaşı, açlık, sürgün ve yok saymaktır.

    Biz Aleviler, her türden tekçiliğe ve ırkçılığa karşı 73 millete bir nazarla bakmaya devam edeceğiz. Biz Aleviler, şeriata, yobazlığa ve her türlü gericiliğe karşı laikliği savunmaya devam edeceğiz. Başta Alevi katliamları olmak üzere hiçbir katliamı unutmadık, unutturmayacağız. 25 Aralık Cumartesi günü Maraş’ta olacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Dergahın elektriğini kesmişlerdi; ülkücü gruptan ‘cem’ sonrası dergahta şov

    Dergahın elektriğini kesmişlerdi; ülkücü gruptan ‘cem’ sonrası dergahta şov

    PİRHA- Hüseyin Öz Dede, kendilerini ‘Anadolu Alevileri’ diye adlandıran grubun, Hüseyin Gazi Dergahı önünde bozkurt işareti yaparak fotoğraf çektirmesini sert sözlerle eleştirdi. Hüseyin Öz, PİRHA’ya yaptığı açıklamada “Bizlerin bu görüntüye izin verme durumu olmaz. Bir daha, siyasetiyle gelenlere, ibadethanemizin önünde ya da yanında, herhangi bir şekilde böyle fotoğraf çekenlere izin vermeyiz” dedi.

    Kendilerini Anadolu Alevileri olarak tanıtan grubun, Hüseyin Gazi Türbesi Cemevi önünde bozkurt işareti yapıp fotoğraf çektirmeleri tepkilere neden oldu. Söz konusu grup, ‘Yesevi Bektaşi Oğuz Ocakları’ pankartı arkasında çekip sosyal medyada paylaştıkları fotoğrafın altına ise “Yesevi Bektaşi Oğuz Ocakları olarak Hüseyin Gazi Türbesi Cemevinde yürüttüğümüz cemi Hakk kabul eyleye…” notunu düştü.

    “KARŞILAŞSAYDIK MÜDAHALE EDERDİK”

    Hüseyin Gazi Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Öz Dede, olayın 24 Ekim’de yaşandığını belirterek “Kim olduklarını bilmiyorduk” dedi. ‘Oğuz Ocakları’ adlı grubun, Alevi İnanç Birliği Vakfı (AİBV) ile birlikte dergaha geldiklerini söyleyen Hüseyin Öz, grup içerisinde iktidara yakın isimlerin kurduğu Alevi İnanç Birliği Vakfı’nın olduğunu da vurguladı.

    Hıdır Abdal Ocağı’na bağlı Hüseyin Öz Dede konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:

    “Fotoğraftaki görüntüyü ben dergahta iken görmedim. Zaten öyle bir görüntüyle karşılaşsaydık müdahale ederdik. Bizlerin bilgisi dışında, cemevinin önünde böyle bir fotoğraf çekmişler. Bu grup, aynı zamanda Ümit Özdağ’ın kurduğu Zafer Partisi’nin de mensupları…

    Alevi İnanç Birliği Vakfı (AİBV) Genel Başkanı Faruk Ali Yıldırım ve arkadaşları, gelip önce kurban kestiler. Ardından ‘Muhabbet cemi yapacağız’ deyip içeride bir saate yakın kaldılar. Bizlerden habersiz öyle bir fotoğraf çekilmişler. Bizlerin bu görüntüye izin verme durumumuz olmaz. Daha önceden benzer bir grup hiç gelmedi. Bizler şiddetle bu durumu eleştiriyoruz. Bir daha, siyasetiyle böyle gelenlere, ibadethanemizin önünde ya da yanında, herhangi bir şekilde fotoğraf çekenlere izin vermeyiz.”

    ÖNCE DERGAHIN ELEKTRİĞİNİ KESTİLER ARDINDAN CEM YAPTILAR!

    Hüseyin Öz Dede, yakın zamanda AİBV’nin, dergaha ait elektrik aboneliğini üzerlerine aldıklarını hatırlatarak “Üç gün önce de elektriğimizi kestiler. Şu anda mağduriyetimiz söz konusu. Akıbeti ise ne olacak belli değil. Bu grup, önce elektriği üzerine aldı, ardından kesintiye sebep olup sonrasında ise gelip cem yaptı” dedi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Çorum Katliamı tanığı Aygün: Müthiş bir devrimci direniş ve dayanışma yaşandı-VİDEO

    Çorum Katliamı tanığı Aygün: Müthiş bir devrimci direniş ve dayanışma yaşandı-VİDEO

    PİRHA- Çorum Katliamı tanığı Feyzullah Aygün, katliam sürecinde güçlü bir dayanışma ve direnişe şahit olduğunu söyledi. Aygün; “Polisler gündüzleri dolaşıyorlar, geceleri ise ülkücüleri galeyana getiriyorlardı. Polislerin kontrolünde saldırı yapılıyordu. Geceleri şiddetlenen ve 2 ay süren zaman zarfı içerisinde müthiş bir dayanışma, bölüşme ve paylaşma vardı” dedi. 

    Çorum Katliamı’nın 41. yıl dönümünde katliama tanık olanlar o süreçte yaşadıklarını PİRHA’ya anlatmaya devam ediyor. Katliam tanıklarından Feyzullah Aygün o süreçte sadece bir katliam yaşanmadığını belirterek, katliam karşısında güçlü bir dayanışma ve direniş yaşandığını da aktardı.

    “ÜLKÜCÜLER POLİSLERİN KONTROLÜNDE SALDIRI YAPIYORLARDI” 

    Çorum Katliamı tanığı Feyzullah Aygün katliamın başladığı süreci şu sözlerle anlattı:

    “Gün Sazak’ın Ankara’da öldürülmesi duyulmuştu ama herhangi bir saldırı falan yoktu. Almanya’dan gelen bir vatandaş MHP’li gençler tarafından darp edildi. Adam eli yüzü kan içinde bizim bulunduğumuz yere geldi ve yaşadıklarını anlattı. Beni dövdüler ve şu anda ülkücü gençler Milönü’ne geliyorlar dedi. Bizim de tabii bir şeyden haberimiz yok. Tabii biz de merak ettik. Bakmaya gittik ve gerçekten MHP’li gençler takriben 40-50 kişilik bir grup dükkanların camlarını kırarak geliyorlar. Uzaktan bizi görünce geri döndüler gelmediler. Biz de oradan Milönü’ne geldik. O günün akşam üzeri saat 18.00-19.00 civarlarında, polislerin kontrolünde olan askerlik şubesinin oraya gelmişler ve arabadan ateş etmişler bunu duyduk ama görmedik.

    Bu olayın üzerine halkta tamamen bir gerginlik başladı ve insanlar sokaklara indi. Ondan sonraki takip eden günlerde özellikle geceleri çok yoğun bir saldırı oldu. Bunun üzerine barikatlar kuruldu, komiteler oluştu, birçok şeyler yaşandı. İnsanlar herhangi bir şey olacağını düşünerek gündüzleri yatıyordu. Gece kimse yatmıyor, yatamıyordu. Çünkü saldırılar polis kontrolünde yapılıyordu. Polisler gündüzleri dolaşıyorlar, geceleri ise kitleyi galeyana getiriyorlardı. Polislerin kontrolünde saldırı yapıyorlardı. Çünkü daha önce de Maraş yaşandığı için gelişmeleri biliyorduk. Çatışmalar gittikçe yoğunlaşıyordu. 2 ayı aşan bir süreç böyle yaşandı. 27 Mayıs’la birlikte başladı, 2 ay boyunca olaylar devam etti.”

    “POLİS BARİKATLARI KALDIRIYOR, ARKASINDAN DA SİVİL İNSANLAR GELİYORDU”

    Çorum’da yaşananların sadece bir katliam değil aynı zamanda bir direniş yaşandığını vurgulayan Aygün sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bir gün olaylar devam ederken bize Alaaddin Camii üzerindeki barikatların kaldırıldığı haberi geldi. Bu haber üzerine birkaç kişi oraya gittik. Baktık gerçekten belediyenin tankerini alan askerler, silahlarıyla barikatları toplayıp tanker aracına dolduruyorlar. O an orada bulunan mevcut arkadaşlarla barikat oluşturduk ve sloganlar atmaya başladık. Bizi gören ve bizi geriden seyredenler o davranışımızı görünce yanımıza geldiler ve orası biraz daha güçlendi. Bize doğru yönelen askerin başında bulunan Astsubay Başçavuş bizim bu tutumumuzu görünce orada durdu. Baktı ki bizde kararlı bir tutum var durdu, biraz bekledi ondan sonra geri dönmek zorunda kaldı. O gün için yani oradaki barikatın başındaki o tutum olmasaydı bilemiyorum ama daha kötü şeyler olabilirdi. Çünkü askerin arkasın da sivil insanlar geliyordu. Yani bu tür şeyler çok yaşandı. Barikatlar tek noktada değil, bütün mahallenin girişlerinde ve çıkışlarında barikatlar oluşturuldu. Gece olunca şehirden ve yakın çevre köylerden yardıma gelen oluyordu. Bir gece Fatsa’dan gelenler oldu ve o zaman Fatsa olayları da devam ediyordu. Burada devrimci bir direniş yaşandı. ‘Çorum olayları’ olarak geçiyor ya da ‘Çorum katliamı’ olarak geçiyor ama asıl burada bir direniş yaşandı.”

    “MÜTHİŞ BİR DAYANIŞMA VE DİRENİŞ VARDI”

    Aygün son olarak şunları dile getirdi:

    “‘Çorum Katliamı’ denilmesinin ben yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü müthiş bir devrimci direniş yaşandı. Tabi bu sadece devrimcilerin değil halkın katılımı ile çabasıyla gerçekleşen bir durumdu. Halkta yoğun bir çaba vardı, yoğun bir paylaşım vardı. O geceleri 2 ay süren zaman zarfı içerisinde direnişteki insanlara mahallelerden yemek, çörek, börek getiriyordu insanlar. Birçok şey paylaşıldı burada. Un değirmenlerinden gelen unlarla pişirilen ekmeklerle, toptancılardan ara ara gelen gıda erzaklarıyla insanlar besleniyor ve yardımlaşıyordu. Müthiş bir dayanışma vardı, bölüşme, paylaşma vardı.”

    Rohat EMEKÇİ-İsmail SİVASLI/ÇORUM

     

  • Almanya’da ülkücülere bağlı cami, dernek, spor kulübü kapatılacak

    Almanya’da ülkücülere bağlı cami, dernek, spor kulübü kapatılacak

    Almanya’da ülkücü hareketin yasaklanma kararının ardından harekete bağlı tüm faaliyetler ve yapılanmalar yakın takibe alındı. Sol Parti milletvekili Gökay Akbulut hukuki süreç yavaş ama etkili yürütüleceğini belirtti.

    Almanya’da ülkücü hareketin yasaklanmasına ilişkin Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile muhalefetteki Hür Demokrat Parti (FDP) ve Yeşiller’in hazırladığı ortak kanun teklifi Alman Federal Meclisi’nde oy çokluğuyla kabul gördü.

    “Milliyetçiliğe ve ırkçılığa meydan okuyoruz- ülkücü hareketin etkisini püskürtmeliyiz” başlığını taşıyan teklifin meclisten geçmesinin ardından şimdi Alman İçişleri Bakanlığı, Almanya’da ülkücü harekete bağlı dernek ve yapılanmalar ile bunların faaliyetlerini yakın takibe alacak ve yasaklanıp yasaklanamayacaklarına karar verecek.

    Almanya’da federal çaptaki örgütlenmelere ilişkin yasak yetkisi, iç güvenlikten sorumlu Federal İçişleri Bakanlığı’nda bulunuyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Irkçı grup terör estirdi; İbrahim Gökçek’in mezarına saldırı girişimi

    Irkçı grup terör estirdi; İbrahim Gökçek’in mezarına saldırı girişimi

    Grup Yorum Üyesi İbrahim Gökçek’in Kayseri’deki mezarına gece saatlerinde saldırı girişiminde bulunarak, terör estirdi. 

    Grup Yorum Üyesi İbrahim Gökçek’in mezarına gece saatlerinde saldırı girişiminde bulunan ırkçı grup, mezarlık girişinde, “Teröristin mezarını istemiyoruz, polis giderse çıkartıp yakacağız” tehditlerinde bulundu.

    Grup Yorum üzerindeki baskıların kaldırılması için 323 gün ölüm orucunda olan ve eylemine ara vermesinin ardından kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren İbrahim Gökçek’in mezarına saldırı girişimi oldu.

    Kayseri Talas’ta bulunan Halef Hoca Mezarlığı girişine gelen ırkçı bir grup, cenazeyi mezardan çıkartmakla tehdit etti.

    Sokağa çıkma yasağının kalkmasıyla birlikte mezarlık önünde bir araya gelen ırkçı grup, “Teröristin mezarını istemiyoruz. Polis bir gün bekler, iki gün bekler, sonra gider. Polis giderse çıkartıp yakacağız” tehditlerinde bulundu.

    Polisin mezarlığa girmesini engellediği saldırgan grup, bir süre sonra mezarlık önünden ayrıldı.

    İbrahim Gökçek’in cenazesi geçtiğimiz gün yine Kayseri Ülkü Ocakları tarafından saldırıya uğramış, yol kesen ülkücüler cenazenin Kayseri’ye defnedilmesi durumunda cenazeyi yakmakla tehdit etmişlerdi.  (HABER MERKEZİ)

  • Alevi kurum temsilcilerinden, ülkücülerin tehdit ettiği Veli Saçılık’a ziyaret

    Alevi kurum temsilcilerinden, ülkücülerin tehdit ettiği Veli Saçılık’a ziyaret

    PİRHA- Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Aşkın Dinçer tarafından sosyal medya üzerinden tehdit edilen Pir Sultan Abdal kültür Derneği üyesi Sosyolog Veli Saçılık’a Alevi kurum temsilcileri destek ziyaretinde bulundu. 

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile mesleğinden ihraç edilen sosyolog Veli Saçılık, geçen gün Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Aşkın Dinçer tarafından sosyal medya hesabı üzerinden tehdit edildi.

    Saçılık, Twitter hesabından kendisine gelen mesajı, “Aşkın Dinçer ismindeki ırkçı ısrarla beni tehdit ediyor. Bu ve bunun gibiler AKP’nin gölgesinde yatarak cesaret buluyorlar. Ne bunlardan, ne de arkasına saklandıkları resmi uzantılarından asla korkmam, asla susmam” notuyla paylaştı.

    Söz konusu mesajı atan Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcısı Aşkın Dinçer’in “Velicim selamımızı aldın ama hala boş konuşmaya devam ediyorsun be oğlum” dediği görüldü.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) üyesi Veli Saçılık’a bugün Alevi kurum temsilcileri destek ziyaretinde bulundu. Saçılık’a ait işyerinde gerçekleştirilen ziyarete, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan, Genel Sekreter Onur Şahin, Müslüm Metin, Özgür Kaplan, Metin Hakverdi, Alevi Bektaşi Federasyonu yönetiminden Mustafa Özcivan, Hacıbektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’ndan Ali Aktaş katıldı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Hacıbektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı tarafından ortak yayınlanan mesajda ise, “Hayatı boyunca demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren ve bu uğurda ciddi bedeller ödeyen PSAKD üyemiz, dostumuz ve yoldaşımız Veli Saçılık günlerdir Ülkü Ocakları adlı ırkçı faşist çete tarafından hedef gösterilmekte ve tehdit edilmektedir.
    Bizler bu çeteyi Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan çok iyi tanıyoruz. Binlerce devrimcinin, demokratın, aydının, sanatçının ve öğrencinin katili olan bu kirli yapının tehditlerine karşı Alevi kurumları olarak sonuna kadar Veli Saçılık’ın yanındayız. Veli Saçılık yalnız değildir” ifadeleri kullanıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • Şair Telli: ‘Toplumların vicdanı yoktur, linç kültürleri vardır’ derken saldırı gerçekleşti

    Şair Telli: ‘Toplumların vicdanı yoktur, linç kültürleri vardır’ derken saldırı gerçekleşti

    PİRHA- Hacettepe Üniversitesi öğrencilerinin çağrısı üzerine gittiği üniversitede ülkücülerin saldırısına uğrayan Şair Ahmet Telli, PİRHA’ya yaptığı açıklamada, “Tesadüfe bakın ki tam da ‘Toplumsal vicdan nedir?’ sorusu sorulmuştu o an. Ben de ‘Toplumların vicdanı yoktur, linç kültürleri vardır. Vicdan bireyseldir’ yanıtını vermiştim ki saldırı gerçekleşti” dedi. 

    Şair Ahmet Telli, Hacettepe Üniversitesi öğrencilerinin çağrısı üzerine gittiği üniversitede saldırıya uğradı, ölümle tehdit edildi.

    Üniversite Kitap Kulübünde “Cumhuriyet Döneminde Edebiyat” konulu bir konuşma yapan şairin söyleşisi sürerken, kapıda biriken 30-40 kişilik bir grup salonu basmaya çalıştı.

    Tehdit ve sözlü saldırıya uğradığını söyleyen şair Ahmet Telli, PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “SALDIRGAN GRUPLARIN ORTALARINDAN GEÇİP ÜNİVERSİTEDEN ÇIKTIM” 

    Telli, saldırı anını ve sonrasında ne yaptıklarını şöyle anlattı:

    “Öğrencilerin daveti üzerine Hacettepe Üniversitesi’ne gitmiştim. Oldukça sıcak geçen bir söyleşi yapıyorduk. Sonra bir grubun kapıda toplandığını öğrendik. Bölüm başkanının ‘kapıdakileri tutamıyorum’ uyarısı üzerine, olası bir linç girişimini boşa çıkardık. Öğrenciler grubun dışarıdan geldiğini söylediler, tanıyamamışlar çünkü. Bağımsız bir sanat etkinliğinin bile saldırıya uğradığı bir sürece girmişiz. Tesadüfe bakın ki tam da ‘Toplumsal vicdan nedir?’ sorusu sorulmuştu o an. Ben de ‘Toplumların vicdanı yoktur, linç kültürleri vardır. Vicdan bireyseldir’ yanıtını vermiştim ki saldırı gerçekleşti.  Beni dinlemeye gelen gençlere saldırı olmasın diye söyleşiyi kesip, önce onların dağılmasını sağladım. Sonra da saldırıya hazırlanan gruba yöneldim, ortalarından geçip üniversiteden çıktım. Ben aralarından geçerken “Bu ülkeyi sana mezar edeceğiz. Devlet biziz” ve benzeri sloganlar atıp, küfür ettiler. Sonradan fark ettim ki arkalarında polisler de varmış.”

    Polislerin ne amaçla orada olduklarını, neden müdahale etmediklerini bilemediğini söyleyen şair Telli, “Saldırganların tavrı sözümün kanıtıydı, linç etmeye gelmişlerdi. Bu faşist hezeyanların bizim mücadele azmimize bir etkisi olamaz. Yeniden çağırsalar yine giderim” dedi.

    Ahmet Telli’ye yapılan saldırı sosyal medyada en çok konuşulan konular arasında birinci sıraya çıktı. Çok sayıda sanatçı ve yazar şaire yapılanlara tepki gösterdi.

    Öte yandan kendilerini ‘Hacettepe Üniversitesi Ülkücüleri’ olarak tanıtan bir sosyal medya hesabından saldırı üstlenildi.

    Ahmet Telli’nin “Kürt halkının mücadelesi hepimizi kurtarabilir” sözlerine atıfta bulunan ‘milliyetçiler’ “Türklüğün hıncı hepinizi boğacak” tehditinde bulundu.

    Şair Ahmet Telli’nin Twitter hesabı da bir süre önce benzer gruplar tarafından hacklenmişti.

    (HABER MERKEZİ)